HZ. PEYGAMBERİN DOĞUMU, ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ
Muhammed (a.s.)ın Soyu ve Pak Soyluluğu
Peygamberimiz (a.s.)ın İsimleri ve Künyesi
Peygamberimiz (a.s.)dan Önce Kimlere ve Ne İçin Muhammed
İsmini Koydukları
Peygamberimiz (a.s.)ın Babası
Hz. Abdullah'ın Vefatı
Hz. Âmine'nin Hz. Abdullah Hakkındaki Mersiyesi
Peygamberimiz (a.s.)ın Doğumu, Doğum Tarihi ve Doğum Yeri
Doğum Gecesinde Vuku Bulan Önemli Hadiselerden Bazıları
Peygamberimiz (a.s.)ın Kâbe'ye Götürülüp Dua Edilişi
Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Âmine ve Süveybe Hatun Tarafından
Kısa Bir Müddet Emzirilişi
Peygamberimiz (a.s.)ın Doğumundan Dolayı Halka Ziyafet
Çekilişi
Yeni Doğan Çocukların Sütannelere Verilmesi Âdeti
Sütannesi Halime Hatunun Peygamberimiz (a.s.)ı Emzirişi ve
Büyütüşü
Halime Hatun'un Ailesinin Peygamberimiz (a.s.) Yüzünden Hayra
ve Geçim Bolluğuna Kavuşması
Peygamberimiz (a.s.)ın Büyümesindeki Başkalık
Peygamberimiz (a.s.)ın Sütten Kesilişi ve Annesine Götürülüşü
Habeş Hıristiyanlarının Peygamberimiz (a.s.)ı Halime Hatunun
Elinden Almaya Kalkışmaları
Peygamberimiz (a.s.)ın Benî Sa'd Yurduna Tekrar Götürülüşü
Peygamberimiz (a.s.)ın Atlattığı İkinci Tehlike
Peygamberimiz (a.s.)ın Göğsünün Melekler Tarafından Yarılışı
ve Tartılışı
Halime Hatunun Peygamberimiz (a.s.)ı Mekke'de Kaybedişi
Bir Kâhinin Peygamberimiz Üzerindeki Teşhisi ve Korkunç
Teklifi
Peygamberimiz (a.s.)ın Annesine Teslim Edilişi
Mekkelilere Ziyafet Çekilişi ve Halime Hatunun İkramlara Gark
Edilişi
Peygamberimiz (a.s.)ın Halime Hatuna Sevgi ve Saygısı
Peygamberimiz (a.s.)ın Annesiyle Birlikte Medine'ye Gidişi
Peygamberimiz (a.s.)ın Dadısı Ümmü Eymen'e Sevgi ve Saygısı
Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Âmine'nin Kabrini Ziyaret Edişi
Abdulmuttalib Dedenin Peygamberimiz (a.s.)ın Üzerine Kanat
Gerişi
Müdlic Oğullarının Peygamberimiz (a.s.) Hakkındaki Teşhisleri
Necran Uskufunun Peygamberimiz (a.s.) Hakkındaki Teşhisi
Abdulmuttalib Dedenin Peygamberimiz (a.s.) Hakkında Ümmü
Eymen'i Uyarışı
Peygamberimiz (a.s.)ın Kaybolan Develerini Bulup Getirişi
Abdulmuttalib Dedenin Yağmur Duası İçin Peygamberimiz (a.s.)ı
Ebu Kubeys Dağına Omuzunda Çıkarışı
Ebu Talib'in Peygamberimiz (a.s.)ı Yanına Alıp Büyütüşü
Fâtıma Hatunun Peygamberimiz (a.s.)a Annesinden Sonra Anne
Oluşu; Ona Derin Sevgi ve Saygı Besleyişi
Ezd-i Şenue'li Âif’in Peygamberimiz (a.s.) Hakkındaki Teşhisi
Peygamberimiz (a.s.)ın Kalbine Re'fet ve Rahmet Dolduruluşu
Peygamberimiz (a.s.)ın Amcasıyla Birlikte Busra'ya Gidişi
Busra'da Rahip Bahîra ile Buluşulması
Rahip Bahîra'nın Kervan Halkına Ziyafet Çekişi
Rahip Bahîra'nın Peygamberimiz (a.s.) Hakkındaki Teşhisi ve
Ebu Talib'i Uyarışı
Peygamberimiz (a.s.)ın İsim ve Sıfatlarının Ehl-i Kitab
Nezdinde Belli Oluşu
Daha Önceki Peygamberlerden Peygamberimiz (a.s.) Hakkında Ahd
ve Mîsak Alınışı
İsrail Oğullarının Gelmesini Bekledikleri Üç Peygamber
Peygamberimiz (a.s.)ın Her Türlü Kötülüklerden Korunarak
Büyütülüşü
Peygamberimiz (a.s.)ın Hılfu'l-fudûl'e Girişi ve
Hılfu'l-fudûl'ün İcraatından Bazı Örnekler
Peygamberimiz (a.s.)ın İzinin Makam'dakine En Çok Benzediği
Peygamberimiz (a.s.)ın Ticaret Hayatına Atılışı
Ticaret İçin Mekke'den Yola Çıkış
Peygamberimiz (a.s.)ın Yolda Yorulan Develeri Hızlandırışı
Rahip Nastura'nın Peygamberimiz (a.s.) Hakkındaki Teşhisi
Busra Çarşısında Satılacakların Satılıp Satın Alınacakların
Satın Alınıp Büyük Bir Kazanç Sağlanması
Busra Pazarında Bir Yahudi'nin Peygamberimiz Hakkındaki
Teşhisi
Meysere'nin Peygamberimiz Hakkındaki Bilgileri Hz. Hatice'ye
Aktarışı
Hz. Hatice'nin Peygamberimiz (a.s.)a Taze Hurma İkram Edişi
Hz. Hatice'nin Peygamberimiz (a.s.) Hakkında Varaka b. Nevfel
ile Konuşması
Hz. Hatice ve Kadın Arkadaşlarının Vaktiyle Karşılaştıkları
Bir Hadise
Muhammed b.
Abdullah, b. Abdulmuttalib, b. Hâşim, b. Abdi Menaf, b. Kusayy, b. Kilab, b.
Mürre, b. Ka'b, b. Lüey, b. Galib, b. Fihr, b. Mâlik, b. Nadr, b. Kinane, b.
Huzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan.[1]
Bütün
kaynaklar Muhammed (a.s.)ın, Adnan'a kadar olan atalarının gerek isimlerinde,
gerek sıralarında, ittifak halinde bulundukları gibi,[2]
Adnan'ın da İsmail (a.s.) b. İbrahim (a.s.)ın öz be öz soyundan geldiğinde de
müttefiktirler.[3]
Muhammed (a.s.)ın
ondokuzuncu kuşaktaki atası Maadd b. Adnan; İsa
(a.s.)ın muasırı idi.[4]
İsa (a.s.) ile
Muhammed (a.s.) arasındaki fetret devrinin 600 yıl oluşu da,[5] bunu ayrıca doğrular.
Maadd, babası
Adnan'ın vefatından sonra, Kâbe hizmetini üzerine almış, ve Mekke Hareminden
hiç ayrılmamıştır.[6]
Adnan da;
babası Üded'in vefatından sonra Kâbe hizmetini üzerine almış, Kâbe'ye meşinden
örtü örttürmüş,[7] Mekke Hareminin yıkılan
sınır taşlarını da dikmişti.[8]
Mekke
halkının Kureyş diye anılması, Muhammed (a.s.)ın onikinci kuşakta yer alan ve
ilk kez Kureyş lakabıyla anılan atası Nadr b. Kinane'den dolayıdır.[9] Ve
Kur'ân-ı Kerîm'de açıklandığına göre, kendileri, İbrahim (a.s.)ın soyundan
gelme torunlarıdır.[10]
Muhammed (a.s.) da, onların arasından seçilerek, onlara peygamber
gönderilmiştir.[11]
Muhammed (a.s.);
Kureyş kabilesi içinde, gerek baba ve gerek ana yönünden, en temiz ve en
şerefli bir aileye mensuptur. Bunu, bizzat hadis-i şeriflerinde şöyle
açıklamışlardır:
"Yüce
Allah; İbrahim oğullarından, İsmail'i
seçti.[12]
İsmail
oğullarından, Kinane oğullarını seçti.
Kinane
oğullarından, Kureyş'i seçti.
Kureyş'ten,
Hâşim oğullarını seçti.
Hâşim
oğullarından da, beni seçti."[13]
"Ben,
Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib'im!
Yüce Allah;
mahlukatı yarattı, ve beni, onların en hayırlı fırkasının içinde bulundurdu!
Sonra, onları
iki fırkaya ayırdı ve beni, en hayırlı olan fırkanın içinde bulundurdu.
Sonra, onları
kabilelere ayırdı ve beni, en hayırlı olan kabilenin içinde bulundurdu.
Sonra, onları
ailelere ayırdı ve beni, onların en hayırlısı içinde bulundurdu.
Ben, sizin
aile yönünden de en hayırlınızım, nefis yönünden de en hayırlınızım!"[14]
"Ben,
Âdem oğulları soylarının en hayırlı, en temiz olanlarından, devirden devre,
aileden aileye geçe geçe, nihayet, şu içinde bulunduğum aileden vücuda
getirildim!"[15]
"Ben,
Muhammed b. Abdullah, b. Abdulmuttalib, b. Hâşim, b. Abdi Menaf, b. Kusayy, b.
Kilab, b. Mürre, b. Ka'b, b. Lüey, b. Galib, b. Fihr, b. Malik, b. Nadr, b.
Kinane, b. Huzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b. Nizar'...ım! Halk, ne
zaman iki kısma ayrılsa, muhakkak, Allah beni onların en hayırlı olanının
içinde bulundurmuştur. Ben, Cahiliye devrinin kötülüklerinden hiçbir şey
bulaşmaksızın, ana ve babamdan meydana geldim.
Ben, tâ
Âdem'den babama ve anneme gelip ulaşıncaya kadar, hep nikâh mahsulü olarak
meydana geldim, asla zinadan meydana gelmedim!
Ben, sizin
nefis yönünden de en hayırlınızım, baba soyu yönünden de en hayırlınızım!"[16]
Peygamberimiz
Muhammed (a.s.)ın annesi Âmine binti Vehb, b. Abdi Menaf, b. Zühre, b. Kilab,
b. Mürre'dir.[17]
Zühre; Hâşim
oğullarının ataları olan Kilab oğlu Kusayy'ın kardeşi olduğuna göre, Hz. Âmine'nin
soyu, kocası Hz. Abdullah b. Abdulmuttalib'in soyu ile Mürre b. Kilab'da
birleşir.
İbn Sa'd;
Ensar bilginlerinden Muhammed b. Sâib'e dayanarak, Peygamberimiz (a.s.)ın anne
ve anneannelerini, babaannelerini batınlarca kaydettikten sonra, bu bilginin:
"Peygamber
(a.s.)ın beşyüz annesini tesbit ve kayd etmeye muvaffak oldum. Hiçbirinde, ne
zinaya, ne de Cahiliye çağında işlene gelen kötü işlerden hiçbir şeye rastlamadım!"
dediğini de nakleder.[18]
Bunun içindir
ki, büyük bilgin İbn Haldun, "Muhammed (a.s.)'dan başka, hiçbir kulun,
ilahî ikram olarak ne soyunun bu derece mazbut olduğunun, ne de Âdem (a.s.)'dan
kendilerine gelinceye kadar soy şerefliliğinin kesintisiz devam ettiğinin
görülmediği"ni bildirir. [19]
Peygamberimiz
(a.s.):
"Benim
birtakım isimlerim vardır:
Ben
Muhammed'im!
Ben Ahmed'im!
Ben Mâhî'yim
ki, Yüce Allah, küfrü benimle yok edecektir!
Ben Hâşır'ım
ki, insanlar, Kıyamet günü benim izimce haşr olunacaklardır!
Ben Âkıb'ım
ki, benden sonra peygamber yoktur!"[20]
"Ben
rahmet peygamberiyim!"[21]
"Ben
savaşlar peygamberiyim!" buyurmuşlardır.[22]
Peygamberimiz
(a.s.), Kur'ân-ı Kerîm'de dört kere Muhammed ismi ile,[23] bir
kere de Ahmed ismi ile anılır.[24]
Muhammed:
övülmeye layık hasletleri çok olan,
Ahmed ise: en
çok övülen veya en çok hamd ve şükür eden, ya da, bu hasletlerle anılan zât
mânâlarına gelir.[25]
Peygamberimiz
(a.s.); en çok Muhammed ismi ile anılmış, Muhammed ismini kullanmıştır.
Medine'de
bulunan Mekkeli ve Medineli Müslümanlarla Yahudileri ve her iki tarafın
müttefiklerini ilgilendiren muameleler hakkında yazdırdığı yazıda Peygamberimiz
(a.s.)ın Muhammed ismi yer alır.[26]
Ebu Süfyan b.
Hâris'in Peygamberimiz (a.s.)ı hicveden şiirine karşı, Hassân b. Sâbit,
söylediği uzunca şiirde:
"Demek,
sen Muhammed'i hicvettin ha?!" der.[27]
Peygamberimiz
(a.s.); Hicretin altıncı yılında Hudeybiye'de Kureyş müşrikleriyle yaptığı
muahedenin yazısını yazdırmak isteyip:
"Yâ Ali!
Bu, Muhammed Resûlullah'ın, Süheyl b. Amr ile üzerinde anlaşıp sulh oldukları[28] ve
gereğinin yerine getirilmesini kararlaştırıp imzaladığı maddelerdir"
buyurunca,[29] Süheyl b. Amr Hz. Ali'nin
elini tuttu.[30]
Peygamberimiz
(a.s.)a:
"Vallahi,
biz senin gerçekten peygamber olduğunu tanımış olsaydık, Beytullahı ziyaretten
seni alıkoymaz ve seninle çarpışmaya kalkmazdık![31] En
iyisi, sen, muahedenameye bizim bildiğimiz şeyi yaz!"dedi.[32]
Peygamberimiz
(a.s.):
"Ya
nasıl yazalım?" diye sordu.[33]
Süheyl b.
Amr:
"Muhammed
b. Abdullah diye kendi ismini ve babanın ismini yaz!" dedi.[34]
Peygamberimiz
(a.s.):
"Bu da
güzeldir. Öyle yazınız![35]
Ben, hem
Abdullah'ın oğluyum, hem de Allah'ın Resûlüyüm![36]
Vallahi, siz
beni yalanlasanız da, ben yine, hiç şüphesiz, Allah'ın Resûlüyüm![37]
Kendi ismimi
ve babamın ismini yazdırmak, benim peygamberliğimi gidermez!" buyurdu.[38]
Hükümdarlara
gönderilen İslâmiyete davet mektuplarında da, Muhammed ismi yazılı, Muhammed
Resûlullah mührü basılı idi.[39]
Peygamberimiz
(a.s.)ın, hadis-i şeriflerinde açıkladıkları isimlerinden başka, Kur'ân-ı
Kerîm'de ve daha önceki peygamberlere indirilmiş olan ilahî kitaplarda geçen
daha birçok isimleri vardır.
İsimlerin çokluğu ise,
isim sahibinin şerefinin üstünlüğünü gösterir.[40]
Peygamberimiz
(a.s.); Hz. Hatice'den ilk doğan oğlu Hz. Kasım'dan dolayı (Ebu'l-Kasım=Kasım'ın
Babası) diye künyelenmişti.[41]
Medineli
Ensardan bir zât, doğan oğluna Muhammed ismini koymak istemiş ve bunda bir
sakınca olup olmadığını Peygamberimiz (a.s.)dan sormuştu.[42]
Peygamberimiz (a.s.):
"Benim
ismimi takınınız! Amma, künyemi takmayınız!" buyurmuştur.[43]
Hz. Ali de:
"Yâ
Rasûlallah! Senden sonra doğacak çocuğuma senin ismini ve künyeni takmamı uygun
görür müsün?" diye sormuş; Peygamberimiz (a.s.) ona:
"Evet!"
buyurmuştur.[44]
Tabiîn
bilginlerinin büyüklerinden Saîd b. Müseyyeb der ki:
"Araplar,
kendilerinden, Muhammed isminde bir peygamber gönderileceğini, Kitab Ehli olan
[Yahudi ve Hıristiyan]larla kâhinlerden işitmişlerdi. Bunu işiten Araplardan
bazıları peygamber olması ümidiyle oğullarına Muhammed ismini vermişlerdi:
1) Benî Temimlerden Süfyan b. Mücaşi', Şam'a gidip bir rahibin
evine inmişti. Süfyan, kendisinin Mudarlardan olduğunu söyleyince, rahip:
"Araplar
içinde bir peygamber gönderilecek, kendisine Muhammed denilecektir!" dedi.[45]
Bunun üzerine, Süfyan, doğan oğluna Muhammed ismini verdi.[46]
Muhammed b. Süfyan, büyüyünce, Hıristiyan papazı oldu.[47]
2) Benî Süleymlerin Zekvan oğullarından[48]
Muhammed b. Huzâî'ye,[49]
Muhammed ismi, peygamber olması ümidiyle verilmiştir.
Ebrehe bu
Muhammed b. Huzâî'yi Yemen'e götürmüş, o da orada Ebrehe'yle birlikte bulunmuş
ve Hıristiyanlık dininde ölmüş;[50]
Ebrehe'nin emriyle, Kabe yerine, San'a'daki Kulleys kilisesine haccetmeleri
için propaganda yaparken, Huzeyl'lerden Urve b. Hıyad tarafından bir okla
vurulup öldürülmüştür.[51]
Benî
Süleymlerden Muhammedü'l-Cüşemî'ye,
Muhammedü'l-Useydî'ye,
Muhammedü'l-Fukaymî'ye,[52]
Muhammed b.
Berrü'l-Kinanî'ye,
Muhammed b.
Humran b. Malikü'l-Cu'fî'ye,
Benî
Cahcabalardan Muhammed b. Ukbetü'l-Cülahu'l-Evsî'ye.[53]
Muhammed b.
Hırmazü't-Temim'e,[54]
10) Evsîlerden
Muhammed b. Meslemetü'l-Ensarî'ye...[55] hep,
peygamber olması maksat ve ümidiyle Muhammed ismi konulmuştur.[56]
Peygamberimiz
(a.s.)ın babası Hz. Abdullah, Hz. Amine ile evlendikten kısa bir müddet sonra,[57]
Kureyşlilerin ticaret malları yüklü kafilelerinden bir kafileye katılarak
Şam'a, Gazze'ye gitmişti. Satacaklarını satıp alacaklarını aldıktan sonra,
oradan geri dönüldüğü sırada,[58]
yolda hastalandı. Medine'ye gelince,[59]
arkadaşlarına:
"Ben,
burada dayılarım Adiyy b. Neccar oğullarının yanında biraz kalayım" dedi
ve hasta olarak onların yanında bir ay kaldı.
Kafile
arkadaşları, yollarına devam edip Mekke'ye geldiler.
Abdulmuttalib,
onlardan, oğlunun nerede kaldığını sordu. Onlar da, "Onu gerimizde,
dayıları Adiyy b. Neccar oğullarının yanında bıraktık. Kendisi hastadır"
dediler.
Bunun
üzerine, Abdulmuttalib, büyük oğlu Hâris'i acele Medine'ye yolladı. Haris
Medine'ye vardığı zaman, Hz. Abdullah'ı vefat etmiş ve Adiyy b. Neccarlardan
Nâbiga'nın evine gömülmüş buldu.
Hz. Abdullah'ın
kabri Nâbiga'nın evinin içine girilince sol tarafa düşen küçük evindedir.
Dayıları;
Abdullah'ın nasıl hastalandığını, olanca çabalarına rağmen kendisini
kurtaramadıklarını ve Nâbiga'nın evine gömdüklerini Hâris'e anlattılar.
Haris, acele
Mekke'ye dönüp babasına acı haberi verince, Abdulmuttalib de, Abdulmuttalib'in
bütün oğulları ve kızları da son derece ağladılar.[60]
Hz. Abdullah,
vefat ettiği zaman 25 yaşında idi.[61]
Peygamberimiz
(a.s.) da, daha annesinden doğmamıştı.[62]
Hz. Amine,
kocası Hz. Abdullah için söylediği mersiyede şöyle dedi:
"Artık,
Mekke'nin Batha tarafı, Hâşim oğullarından boşaldı.
O, ölümün
davetine uyarak, evinden örtüler ve kefenler içinde çıkıp kabre gitti!
Fakat, ölüm
insanlar arasında Hâşim oğlu gibi bir yiğit bulup onun boşluğunu dolduramaz.l
Bütün
dostları ve arkadaşları, onun tabutunu taşımak için üşüşmekte ve elden ele
almakta idiler.
Ne yazık ki,
ecel hiç beklenmedik bir zamanda onu alıp götürdü!
Halbuki, o,
cömert ve çok merhametli bir insandı ."[63]
Hz.
Abdullah'ın, miras olarak bıraktığı;
Ümmü Eymen
(Bereke) adında bir köle kadın,
Beş adet
deve,
Birkaç davar,[64]
Bir adet
kılıç,
Bir miktar
gümüş paradan ibaretti.[65]
Peygamberimiz
(a.s.); Fil yılında, Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi günü,[66]
tanyeri ağarırken,[67]
Şı'b'daki evlerinde doğdu.[68]
Riyaziyecilere
göre; doğum tarihi şemsî aylardan Nisan ayının yirmisine rastlamış,[69]
Mısırlı Mahmud Felekî Paşa da, bunun Milâdî 571 yılı 20 Nisan Pazartesi gününe
rastladığını hesapla doğrulamıştır.[70]
Peygamberimiz
(a.s.)ın doğduğu ev: Şı'b'da, Hâşim'den Abdulmuttalib'e kalan, ondan da
Peygamberimiz (a.s.)ın babası Hz. Abdullah'ın hissesine düşen ev olup,
"Mevlid Sokağı" diye anılan Ebu Talib Şı'b'ı caddesinde, Leyl
sokağında idi.[71]
Peygamberimiz
(a.s.)ın doğumu gecesinde, Abdurrahman b. Avf'ın annesi Şifa Hatun da hazır
bulunup ebelik etmiştir.[72]
Peygamberimiz
(a.s.)dan üç yaş büyük olan amcası Hz. Abbas da; Hz. Âmine'nin bir oğlan çocuğu
doğurduğu haber verilince, annesinin sabahleyin kendisini elinden tutup oraya
götürdüğünü, Peygamber (a.s.)ın evlerinin ortasında yattığı yerde döşeğine
ayağıyla vurduğunu hâlâ görür gibi olduğunu ve orada bulunan kadınların
kendisini onun üzerine çekip "Öp kardeşini!" dediklerini bildirir.[73]
1. Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre;
Mekke'de,
ticaretle uğraşan bir Yahudi Peygamberimiz (a.s.)ın doğduğu gece, doğuşuna
alâmet olan yıldızın doğduğunu görmüş, katıldığı Kureyş meclislerinden bir
mecliste:
"Ey
Kureyş cemaatı! İçinizden, bu gece çocuğu doğan oldu mu?" diye sormuştur.
"Vallahi,
bilmiyoruz!" dediler.
Bunun
üzerine, Yahudi:
"Ey
Kureyş cemaatı! Size söylediğim şeyi ezberleyiniz! Bu gece, bu âhir zaman
ümmetinin peygamberi doğmuştur! Onun iki küreği arasında, üzerinde tüyler
bulunan kırmızımtırak bir ben de vardır!" dedi.
Meclistekiler,
Yahudi'nin sözlerinden hayrette kalarak meclisten dağıldılar. Onlardan her
biri, evlerine varınca, Yahudi'nin söylediklerini ailelerine haber verdiler.
Bazılarına,
aileleri:
"Abdullah
b. Abdulmuttalib'in bir oğlu doğdu. Kendisine, Muhammed ismini verdiler"
dediler.
Onlar, o
günden sonra, Yahudi'nin evine gidip:
"Bizim
içimizde bir çocuk doğduğunu duydun mu, öğrendin mi?" dediler.[74]
Yahudi:
"Ben size onun doğduğunu haber verdi ktien sonra mı, yoksa önce mi
doğdu?" diye sordu.
"Önce
doğdu!" dediler.[75]
Dileği
üzerine, kendisini Hz. Âmine'nin evine götürdüler.
Yahudi, Hz.
Âmine'den, oğlunu yanına çıkarmasını istedi; çıkarıldı.
Peygamberimiz
(a.s.)ın arkasındaki peygamberlik hâtemini görünce, Yahudi bayıldı. Ayıldığı
zaman, kendisine "Yazıklar olsun sana! Ne oldu sana?" dediler.
Yahudi:
"Vallahi,
artık İsrail oğullarından peygamberlik gitti![76]
Ellerinden Kitap da gitti! Bu, İsrail oğullarının öldürüleceklerine ve
bilginlerinin de itibarlarının kalmayacağına verilmiş bir hükümdür! Araplar,
peygamberlikle, büyük bir izzet ve şerefe erecekler![77] Ey
Kureyş cemaatı! Sevininiz! Vallahi, siz; haberi doğudan batıya kadar ulaşacak
bir atilim ve yenme gücüyle güçleneceksiniz!" dedi.[78]
2. Medineli Müslümanlardan şair Hassan b. Sabit der ki:
"Ben,
yedi sekiz yaşlarında, duyduklarımı kavrayabilecek, boylu boslu bir çocuktum.
Bir gün,
Yesrib'de (Medine'de) bir Yahudi'nin köşk üzerinden en yüksek sesle:
'Ey Yahudi
cemaatı!' diyerek bağırdığını işittim.
Yahudiler,
etrafına toplanınca, ona:
'Allah cezanı
versin! Ne oldu sana?' dediler.
O da:
'Ahmed'in
doğumunda doğacak olan yıldızı, bu gece doğdu!1 dedi."[79]
İbn İshak:
"Hassan
b. Sâbit'in torunu Saîd b. Abdurrahman'a:
'Resûlullah (a.s.)
Medine'ye geldiği zaman Hassan b. Sabit kaç yaşında idi?' diye sordum.
Saîd:
'Hassan,
altmış yaşında idi. Resûlullah (a.s.) da, elli üç yaşında iken Medine'ye geldi'
dedi.
Demek ki,
Hassan, o Yahudinin söylediğini yedi yaşında iken işitmiş" demiştir.[80]
Hz. Âmine'nin
bildirdiğine göre; Peygamberimiz (a.s.)a, ne hamileliği sırasında, ne de onu
dünyaya getirirken hiçbir zahmet çekmemiş ve o doğarken de, doğu ile batı
arasını aydınlatan bir nurun kendisinden onunla birlikte çıktığını görmüştür.[81]
Peygamberimiz
(a.s.), doğarken, çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip ellerini yere dayamış,
başını semaya kaldırmış olarak doğmuştur.[82]
Muhammed (a.s.)
doğunca, geleneğe göre sabaha kadar üzerine kapatılan çanağın yarılarak,
yarığından kendisinin gözlerini semaya diktiği görülmüştür.[83]
"Doğrusu,
biz bunun gibi bir çocuk görmedik!" denilmiştir.[84]
Şeytan;
hayatında koparacağı dört çığlıktan birisini, bu kutlu doğum gecesinde
koparmıştır.[85]
İran
başkadısı ve din adamı Mubezan, rüyasında; birtakım serkeş develerin bir sürü
yürük atları
önlerine katarak Dicle ırmağını geçtiklerini, İran topraklarına yayıldıklarını
görmüştür.
Save* gölünün
suyu çekilmiştir.
Semave*
vadisini su basmıştır.
Kisra'nın
sarayından 14 şerefe yıkılmıştır.
İranlıların
1000 yıldan beri hiç sönmeden yanan ateşgedeleri sönüvermiştir![86]
Hz. Amine;
Peygamberimiz (a.s.)ı dünyaya getirdiği zaman, Peygamberimiz (a.s.)ın dedesi
Abdulmuttalib'e:
"Bir oğlan
torunun doğdu.[87] Gel de, gör onu!"
diye haber saldı.[88]
Abdulmuttalib,
o sırada Kabe'nin yanında, Hicr'de, oğlu, ve kavminden bazı kimselerle birlikte
oturuyordu.
Müjdeci, ona:
"Âmine
bir oğlan çocuğu doğurdu!" diye haber verince Abdulmuttalib çok sevindi ve
hemen ayağa kalkıp yanındakilere birlikte Hz. Âmine'yi görmeye geldi .[89]
Torununa
baktı.[90]
Hz. Âmine
hamile iken düşünde gördüğü şeyleri; kendisine neler söylendiğini ve koyacağı
isim hakkında ne emir verildiğini Abdulmuttalib'e anlattı .[91]
Abdulmuttalib
torununu bir kumaş parçasına sarılmış olduğu halde[92]
kucağına alıp Kabe'ye girdi.
Orada,
Allah'a dua ve ihsanından dolayı şükranını arz ettikten sonra, onu annesine
gönderdi.[93]
Oğlu Ebu
Talib'e de:
"Bu,
benim sana, yanında bulundurup üzerine kanat gereceğin emanetimdir. Muhakkak,
bu oğlumun hal ve şânı yüce olacaktır!" dedi.[94]
Peygamberimiz
(a.s.)ı; önce annesi Hz. Amine,[95] üç
gün veya yedi gün emzirdi.[96]
Bundan sonra,
Süveybe Hatun, oğlu Mesruh ile birlikte, günlerce emzirdi.[97]
Süveybe
Hatun, daha önce Hz. Hamza'yı, sonra da, Peygamberimiz (a.s.)la birlikte, Ebu
Seleme b. Abdulesed'i de emzirmişti.
Bunun için,
Hz. Hamza ile Ebu Seleme, Peygamberimiz (a.s.)ın süt kardeşi idiler.[98]
Peygamberimiz
(a.s.); Mekke'de iken, Süveybe Hatuna harçlık verir, Hz. Hatice de ona ikramda
bulunurdu.
Süveybe
Hatun; Ebu Leheb'in cariyesi idi.
Hz. Hatice
onu azad etmek, kölelikten kurtarmak için Ebu Leheb'den satın almak istemişse
de, Ebu Leheb yanaşmamıştı.
Peygamberimiz
(a.s.) Medine'ye hicret ettiği zaman, Ebu Leheb onu kendiliğinden azad etmişti.
Peygamberimiz
(a.s.), Süveybe Hatuna Medine'den de harçlık ve elbise gönderirdi.
Hicretin
yedinci yılında, Hayber seferinden dönerken, onun vefat etmiş olduğunu haber
alınca "Oğlu Mesruh ne yapıyor?" diye sormuş; "Annesinden önce,
o da vefat etti!" denilmişti.
Bunun
üzerine, Peygamberimiz (a.s.) "Onların akrabalarından sağ kalan kim
var?" diye sormuş; "Hiçbir kimse yok!" demişlerdir.[99]
Peygamberimiz
(a.s.)ın doğumunun yedinci günü, dedesi Abdulmuttalib.[100]
develer, davarlar kestirerek Mekke halkına üç kez yemek yedirmesini, oğlu Ebu
Talib'e emretti.
Ayrıca, Mekke
mahallelerinden her mahallede develer kesilerek bırakıldı.
Onlardan
insanların, kurtarın, kuşların yararlanmalarına engel olunmadı.[101]
Kureyşliler,
ziyafetten sonra:
"Ey
Abdulmuttalib! Doğumu sebebiyle bize ikramda bulunduğun bu oğluna ne isim
taktın?" diye sordular.
Abdulmuttalib:
"Muhammed
ismini taktım!" dedi.
Kureyşliler:
"Ne
için, aile halkının, atalarının isimlerinden birini takmaya özen göstermedin
de, Muhammed ismini taktın?" diye sordular.
Abdulmuttalib:
"Gökte
Allah'ın, yerde de halkın onu övmelerini istedim!" dedi.[102]
Yeni doğan
çocuklarını sütannelerine vermek, Kureyş ve diğer Arap eşrafının âdetleri idi.
Bu da;
kadınların kocalarıyla daha rahat meşgul olmalarını ve çocukların da[103] kırda
yaşayan Araplar içinde,[104]
özellikle havasının güzelliği, rutubetinin azlığı ve suyunun tatlılığı ile
tanınan yerlerde yaşayan şerefli kabileler arasında[105]
sağlam vücutlu, sıkı etli, cesaretli yetişmelerini ve düzgün ve pürüzsüz
konuşmayı öğrenmelerini sağlamak içindi.
Emevî
halifelerinden Abdulmelik b. Mervan:
"Velid'i
sevmek, bize zarar verdi!" derdi.
Velid;
annesinin yanından ayrılmadığı için, konuşurken hep gramer hatası yapardı.
Kardeşi
Süleyman ise, çok düzgün ve pürüzsüz konuşurdu. Çünkü, Süleyman ve öteki
kardeşleri, kırda otururlardı.
Arapça'yı
açık, pürüzsüz ve düzgün konuşmayı orada öğrenmişlerdi.[106]
Umumiyetle
Araplar için tek lügat vardı. Benî Sa'd b. Bekr'lerin ise lügatları yedi idi.
Benî Sa'd b.
Bekr b. Hevazin'ler; Arap kabileleri içinde, dil bakımından en fesahatli olanı,
en açık, en düzgün ve en pürüzsüz konuşanı idi.[107]
Benî Sa'd b.
Bekr kabilesi; Arap kabileleri arasında cömertlikleri ve şereflilikleri ile de
tanınmış bir kabile idi.[108]
Mekke
çevresinde ve Harem içinde oturan kabilelerden sütannesi olanlar, her yıl, iki
kez, yaz ve güz mevsimlerinde Mekke'ye gelerek, yeni doğan çocukları-ücretle
emzirmek üzere-alıp yurtlarına götürürlerdi.[109]
Peygamberimiz
(a.s.)ı; Süveybe Hatundan sonra, Benî Sa'd b. Bekrkabilesinden sütannesi Halime
Hatun götürüp emzindi.[110]
Halime Hatun;
Kays b. Aylan'lardan Ebu Züeyb Abdullah b. Hâris'in kızı [111] ve
Sa'd b. Bekr b. Hevazin'lerden Haris b. Abduluzza'nın da zevcesi idi.
Peygamberimiz
(a.s.)ın bu sütanne ve babadan kardeşleri de, Abdullah b. Haris, Üneyse binti
Haris ve Şeyma binti Haris idi.
Halime Hatun;
yanında, kocası ve memedeki küçük oğlu ve Benî Sa'd b. Bekr kadınlarından dal[112] on
kadın olduğu halde,[113]
emdirilecek oğlan çocuğu arayıp bulmak üzere, yurtlarından yola çıktılar.[114] Mekke'ye
geldiler. [115]
Halime Hatun
der ki:
"İçinde
bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık yılında, hiçbir şeyimiz kalmamıştı.
Ben, kır
merkebimin üzerinde idim.
Yanımızda
yaşlı bir devemiz de bulunuyordu.
Vallahi, o
bize bir damla bile süt vermiyordu.
Fakat, biz,
bir yağmura kavuşmayı, darlıktan kurtulmayı umup duruyorduk.
Üzerinde
bulunduğum arık ve zayıf merkebimin yürüyüşünün ağırlığı, arkadaşların canını
sıkacak dereceye varmıştı.
Nihayet,
Mekke'ye varıp, emzirilecek oğlan çocukları aramaya başladık.
İçimizde hiçbir
kadın yoktu ki, o ona arz ve teklif edilsin de, 'Yetimdir!' denilince onu
almaktan kaçınmış olmasın!
Çünkü,
bizler, emzireceğimiz çocuğun babasından bahşişe kavuşmayı umuyor, ve onun
[Peygamber (a.s.)ın] hakkında da:
'Yetimdir.
Annesi ve dedesi, bize ne ihsan yapabilecek?' diyorduk.
Bunun için,
hepimiz, onu emzirmek üzere almak istememiştik.
Benimle
gelmiş olan kadınlardan, emzirilecek çocuk almayan, benden başka,
kalmamıştı."[116]
O sırada,
Abdulmuttalib, Peygamberimiz (a.s.) için sütannesi arayıp duruyordu.[117]
Halime Hatun
der ki:
"Abdulmuttalib,
benimle karşılaşınca:
'Sen,
kimsin?' diye sordu.
'Ben, Benî Sa'd'lardan
bir kadınım!' dedim.
'İsmin nedir?' diye sordu.
'Halime'
dedim.
Abdulmuttalib
gülümsedi:
'Ne güzel! Ne
güzel! Sa'd ve hilm iki güzel haslettir ki, dünyanın hayrı da, ebediyetin izzet
ve şerefi de bunlardadır.
Ey Halime!
Benim yanımda yetim bir çocuk vardır ki, onu Benî Sa'd kadınlarına teklif
ettim.
'Biz,
götüreceğimiz çocuklardan yararlanmayı, onların babalarından ikram görmeyi
umuyoruz' diyerek, almaya yanaşmadılar.
Onu
emzirmeyi, sen üzerine alır mısın?
Belki onun
yüzünden saadete, mutluluğa erersin' dedi.
Ben de:
'Bana biraz
müsaade et de, kocama bir danışayım' dedim.
Hemen,
kocamın yanına dönüp durumu ona haber verdim [118] ve:
'Mekke'de, bu
yetim çocuktan başka, emzirilecek çocuk yoktur! O çocuğu almamızı uygun görür
müsün?
Ben yurdumuza
eli boş dönmemizi hoş bulmuyorum.[119]
Vallahi, ben,
arkadaşlarım arasında, emzirilecek bir çocuk almadan geri dönmeyi istemiyorum.
Vallahi, o
yetime gideceğim. Ben de onu alacağım!' dedim.
Kocam:
'Bunu
yapmanda bir sakınca yok. Belki, Allah onun yüzünden bereket ve bolluk ihsan
eder.[120]
Ey Halime![121]
Git, al onu!'dedi.[122]
Döndüğüm
zaman, Abdulmuttalib'i oturmuş, beni bekliyor bir halde buldum.
Kendisine:
'Haydi, çocuğu getir!' deyince, yüzünde sevinç belirdi ve beni hemen Âmine'nin
evine götürdü.
Âmine, bana
'Hoş geldin! Safa geldin!' dedi. Beni Muhammed (a.s.)ın bulunduğu odaya koydu.[123]
Odaya
girdiğim zaman, o, sütten daha ak bir yün kumaşa sarılmış, kendisinin altına da
yeşil ipekten bir sergi serilmişti.
Sırtüstü
yatırılmış, mışıl mışıl uyuyor, kendisinden misk kokusu geliyordu!
Sevimliliğine
ve yüzünün güzelliğine hayran oldum.
Kendisini
uykudan uyandırmaya kıyamadım.
Ellerimi
göğsünün üstüne yavaşça koyduğum zaman, gülümsedi ve bana bakmak için gözlerini
açtı.
Hemen, iki
gözünün arasından öptüm ve kucağıma aldım.'"[124]
Hz. Âmine:
"Bana,
üç gece: 'Oğlunu, Benî Sa'd b. Bekr'lerde Ebu'z-Züeyb ailesi içinde
emzireceksin!' denildi" dedi.
Halime Hatun:
"İşte,
bu kucağımdaki çocuğun sütbabası Ebu'z-Züeyb'dir. O benim babamdır" dedi.
Hz. Âmine
gerek hamilelik, gerek doğum sırasında gördüklerini haber verip "Oğlumu
iyi koru!" diyerek Halime Hatuna sıkı sıkı tenbihatta bulundu.
Halime
Hatunun içi son derecede ferahladı, işittiği şeyler kendisini sevindirdi.[125]
Halime Hatun,
hatıralarını anlatmaya devamla derki:
"Ben
onu, ancak başkasını bulamadığım için almıştım.
Binitimin ve
yolculuk eşyalarımın yanına döndüğüm ve kucağıma alıp emzirmek istediğim zaman,
ona, memelerimden, dilediği kadar süt geldi!
O da, onunla
birlikte sütkardeşi de, kanasıya emdiler ve uyudular*
Halbuki,
bundan önce, bizim çocuk, kendisiyle birlikte bizi de hiç uyutmam işti.
Kocam, kalkıp
o yaşlı ve sütsüz devemizin yanına vardığı zaman, onun da memelerinin sütle
dolu olduğunu gördü.
Kendisi,
ondan, içeceği kadar süt sağıp içti.
Kendisiyle
birlikte, ben de içtim.
Her ikimiz de
süte kandık ve doyduk!
Bambaşka ve
hayırlı bir gece geçirdik.
Sabaha
çıktığımız zaman, kocam, bana: Vallahi, ey Halime! İyi bil ki, sen mübarek bir
çocuk almış bulunuyorsun1 dedi.
'Vallahi, ben
de böyle olmasını umuyor ve diliyordum1 dedim.
Sonra,
hayvanıma bindim. Çocuğu da kucağıma aldım."[126]
Haris ise yaşlı
devesinin üzerine bindi; Sirer vadisinde yol arkadaşlarına yetiştiler.
"Kadınlar
'Ey Halime!
Ne yaptın' diye sordular.
'Vallahi,
hayır ve bereketi en büyük olan bir çocuğu görüp aldım.'
'Yoksa, o
kucağındaki, Abdulmuttalib'in oğlu [torunu] mu?' dediler.
'Evet!'
dedim.
Kadınlarımızdan
bazılarının kıskandıklarını gördüm.[127]
Vallahi,
benim merkebim öyle hızlı gidiyordu ki, hepsinin önüne geçti.
Kafiledekilerin
merkeplerinden hiçbirisi ona yetişemediler.
Nihayet,
kadın arkadaşlarım, bana:
'Ey Ebu
Züeyb'in kızı! Yazıklar olsun sana! Biraz durup bizi beklesen a? Gelirken
üzerine binmiş olduğun merkep bu değil miydi?' diyerek sesleniyorlar; ben de
onlara:
'Evet!
Vallahi, işte o merkeptir' diyordum.
Şaşırıyorlar
ve:
'Vallahi,
buna şaşılacak birşey olmuş!' diyorlardı.
Nihayet, Benî
Sa'd yurtlarındaki evlerimize geldik.
Ben; Allah'ın
yarattığı yerlerden, Benî Sa'd yurdundan daha kurak bir yer bulunduğunu
bilmiyorum.
Fakat, çocuğu
yanımıza getirdiğimizden beri, davarlarımız akşamları karınları tok ve memeleri
sütlü olarak dönüyor ve biz de onlardan süt sağıp içiyorduk.
Halbuki, hiç
kimse, davarlarından sağıp içecek bir damla süt bulamıyordu.
Hatta,
kavmimizden, çevremizde bulunanlar, çobanlarına:
'Yazıklar
olsun size! Ebu Züeyb'in kızının çobanı nerede yayıyor, otlatıyorsa, siz de
onunla birlikte yaysanız ya' diyerek çıkışmakta idiler.
Fakat,
onların davarları akşamlan karınlan aç, memelerinde bir damla bile süt sızmaz
bir halde dönerlerken, bizim davarların karınları tok, memeleri sufle dolu
olarak dönerlerdi!
Yüce Allah,
bize, onun [Peygamberimiz (a.s.)ın] yüzünden hayır ve bereketi arttırdı durdu.
Onun büyüyüp
yetişmesi de başka çocuklara benzemiyordu."[128]
*
Peygamberimiz (a.s.), daima, sütannesinin memesinden birisini emmekle yetinip
diğerini emmekten kaçınır; onu, süt ortağı, sütkardeşi Abdullah'a bırakırdı.[129]
Başka
çocukların bir aydaki büyümelerini o bir günde büyüyor, başka çocukların bir
yıldaki büyümelerini o bir ayda büyüyordu![130]
Peygamberimiz
(a.s.); daha iki aylık iken, her tarafa yuvarlanmaya çalışıyordu.
Üç aylık
olunca, ayağa kalkıp day duruyordu!
Dört aylık
olunca, duvara tutunup yürüyordu!
Beş aylık
olunca, bir yere tutunmadan yürüyebiliyordu!
Altı ayı
tamamlayınca, yürümeyi hızlandırmıştı.
Yedi aylık
iken, konuşuyor, her tarafa gidip geliyordu.
Sekiz aylık
iken, konuşuyor, konuşulanı anlıyordu.
Dokuz aylık
iken, açık ve düzgün konuşmaya başlamıştı.
On aylık iken,
çocuklarla ok atıyordun [131]
Halime Hatun
der ki: "İki yıl geçince, onu sütten kestim.[132]
Kendisi, iki
yılı doldurduğu zaman, oldukça iri ve gösterişli bir çocuk olmuştu. Onu
annesine götürdük, ama biz, onun yüzünden gördüğümüz hayır ve bereketten
dolayı, kendisini yanımızda bir müddet daha tutmaya çok istekli
bulunuyorduk."[133]
Sütannesi
Halime Hatun, Peygamberimiz (a.s.)ı Medine'ye, annesine götürürken, [134]
Siner vadisinde[135] Habeş
Hıristiyanlarından bazı kimselere rastlamıştı. [136]
Hıristiyanlar,
Halime Hatuna nereye gittiğini sordular.[137]
Sonra da, Peygamberimiz (a.s.)a dikkatli dikkatli baktılar.[138]
Arkasını döndürüp[139]
onun iki kürek kemiği arasındaki peygamberlik hâtemine ve gözlerinin
beyazındaki kırmızılığa baktılar.
Kırmızılık hakkında:
"Gözlerinden
bir şikâyeti, hastalığı var mı?" diye sordular.
Halime Hatun:
"Hayır!
Bu kırmızılık gözlerinden hiç ayrılmaz" dedi.[140]
Hıristiyanlar
"Biz,
bunu kralımıza, ülkemize götüreceğiz. Çünkü, bunun bizimle ilgili hali, şanı vardır.
Biz, onun işini biliyoruz" dediler.[141]
Hıristiyanlar,
Peygamberimiz (a.s.) hakkında o kadar baskı yaptılar ki, Halime Hatun onu zorla
elinden alacaklarından korkmaya başladı. Fakat, Yüce Allah onu onlardan korudu.[142]
Halime Hatun,
Peygamberimiz (a.s.)ı onların ellerinden güçlükle kurtarıp[143] Hz.
Âmine'nin yanına götürebildi. [144]
Hz. Âmine'ye,
Peygamberimiz (a.s.) hakkında bilgi verdi. Onun uğurluluğu yüzünden gördükleri
hayır ve bereketi anlattı. Habeş Hıristiyanlarının yaptıklarını da haber verdi.
[145]
Halime Hatun
der ki:
"Âmine'ye:
'Oğulcuğumu,
iyice büyüyünceye kadar benim yanımda bıraksan iyi olur. Çünkü, ben onun Mekke
vebasına yakalanmasından korkuyorum!1 dedim.
Bu hususta o
kadar ısrar ettim ki, nihayet, Âmine onu yanımızda bırakmaya razı oldu, [146] ve:
'Oğlumla
birlikte yurduna dön! Ben de onun Mekke vebasına tutulmasından korkuyorum.
Vallahi, onun hali, şanı büyük olacak!' dedi."[147]
Halime Hatun;
yurtlarına uğrayan bir Yahudi cemaatına:
"Siz, bu
oğlum hakkında bana birşey söylemeyecek misiniz?" deyip, Hz. Âmine'nin
kendisine anlattığı gibi:
"Ben ona
hamile iken şöyle şöyle, onu doğurduğumda şöyle, rüyada da şöyle gördüm"
diyerek görülenleri anlatınca, Yahudiler birbirlerine:
"Onu
öldürünüz" dediler.
Halime Hatuna
da:
"O,
yetim midir?" diye sordular.
Halime Hatun:
"Hayır!
Şu, onun babasıdır. Ben de annesiyim" dedi.
Yahudiler
"Eğer
yetim olsaydı, onu muhakkak öldürürdük" dediler.[148]
Halime Hatun,
Peygamberimiz (a.s.)ı hemen oradan götürüp kendi kendine:
"Az
kalsın emanetimi harap edecektim!" dedi.[149]
Sütannesi
Halime Hatun yemin ederek der ki:
"...[Muhammed
(a.s.)], sütkardeşi [Abdullah] ile birlikte evlerimizin arkasında küçük kuzularımızın
yanında bulundukları sırada, sütkardeşi telaş ve heyecanla koşarak bize geldi.
Bana ve babasına:
'Üzerlerinde
ak elbise bulunan iki adam, o Kureyşî kardeşimi tutup yere yatırdılar,
kendisinin kamını yardılar! Şimdi, onun içini karıştırıyorlar' dedi.
Ben ve
babası, hemen ona doğru vardık.
Kendisini,
ayakta ve yüzü sararmış bir halde bulduk.
Ben, hemen
tutup onu bağrıma bastım. Babası da bağrına bastı.
'Sana ne oldu
yavrucuğum?' diye sorduk.
'Üzerlerinde
ak elbise bulunan iki adam gelip beni yatırdılar, kamımı yardılar. Karnımda,
bilemediğim birşey aradılar1 dedi.
Birlikte,
çadırımıza döndük.
Sütbabası
Haris:
'Ey Halime!
Ben, bu çocuğun başına bir felaket gelmesinden korkuyorum!
Sen, başına
bir felaket gelmeden önce, onu hemen ailesine götürüp teslim et!' dedi."[150]
Bu hadise,
bazı kaynaklara göre, Peygamberimiz (a.s.) m dört-beş yaşlarında bulunduğu
sırada vuku bulmuştur.[151]
Peygamberimiz
(a.s.) da bu hususta şu açıklamada bulunmuşlardır
"Ben,
Sa'd b. Bekrler'de emzirilip büyütüldüm. O sıralarda, sütkardeşimle birlikte
evlerimizin arkasında kendimize ait küçük kuzuları yayıyor, otlatıyorduk.
Üzerlerinde ak elbise bulunan iki adam, içi kar dolu, altından bir leğen ile
yanıma geldi.
Beni tutup
karnımı yardılar.
Kalbimi
çıkardılar. Onu da yardılar.
Kalbimin
içinden, kara, pıhtılaşmış bir kan parçası çıkarıp attılar.
Sonra,
kalbimi, karnımı, o karla iyice yıkayıp temizlediler.
Sonra da,
onlardan birisi, arkadaşına:
'Onu,
ümmetinden on kişi ile tart!' dedi.
Beni onlarla
tarttı.
Ben onlardan
ağır geldim.
'Onu
ümmetinden yüz kişi ile tart!' dedi.
Beni onlarla
tarttı.
Ben yine
onlardan ağır geldim.
'Onu
ümmetinden bin kişi ile tart!' dedi.
Beni onlarla
tarttı.
Ben onlardan
da ağır geldim.
Bunun
üzerine:
'Artık onu
tartmayı bırak! Vallahi, onu bütün ümmeti ile tartacak olsan, yine de o ağır
gelir' dedi."[152]
Sütannesi
Halime Hatun; Peygamberimiz (a.s.)ı[153] beş
yaşında iken,[154] annesine teslim etmek
üzere Mekke'ye getirdiği sırada.[155]
Mekke'nin yukarı tarafında[156] kalabalık
arasında kaybetti.[157]
Halime Hatun,
bunu şöyle anlatır:
"Hayvanıma
bindim. Sütoğlumu da önüme aldım.
Mekke'ye
giriş kapılarından büyük kapıya kadar vardım.
Orada
toplanmış bir cemaat bulunuyordu.
İhtiyacımı
gidermek ve üstümü başımı düzeltmek için, sütoğlumu orada bırakıp ayrıldım.
Şiddetli bir
gürültü işitip döndüğüm zaman, kendisini orada göremedim.
'Ey insanlar
cemaatı! Çocuk nerede?1 diye sordum.
'Hangi
çocuk?' dediler.
'Muhammed b.
Abdullah b. Abdulmuttalib!1 dedim.
'Allah'ın,
onu büyütmek sebebiyle yüzümü güldüreceği, ev halkımı zengin kılacağı, açlığımı
gidereceği ve onu annesine götürüp teslim ederek emanetimden çıkaracağım,
sevincime ve umduğuma kavuşacağım sırada, önümden kaptılar kaçtılar!
Lât ve Uzzaya
andolsun ki, onu göremeyecek olursam, kendimi şu dağın tepesinden atacağım,
parçalanacağım!' dedim.
'Biz, birşey
görmedik' dediler.
Beni ye'se
düşürdükleri zaman, elimi başıma koyup:
'Vah
Muhammed'ciğim! Vah oğulcuğum!' diyerek ağlamaya başladım.
Kadınları ve
erkekleri, ağıtımla ağlattım.
Orada bulunan
halk da, benimle birlikte feryad ederek ağlaştılar, yanıp yakıldılar.[158]
Kaybolma haberinin Abdulmuttalib'e benden önce erişmesinden korktum. Hemen
gidip Abdulmuttalib'in yanına vardım. Bana bakınca:
'Başına
mutluluk mu, yoksa yaramazlık mı geldi?' diye sordu.
'Belki de,
yaramazlığın en büyüğü!' dedim.
Maksadımı
hemen anladı.
'Belki de,
oğlum senin yanından kaybolmuştur' dedi.
'Evet![159] Bu
gece, Muhammed'i getirmiştim. Mekke'nin yukarı tarafında bulunduğum sırada, kaybettim.
Vallahi, şimdi o nerededir, bilmiyorum. [160]
Belki de, Kureyşîler hainlik, düşmanlık edip onu öldürmüşlerdir' dedim.
Abdulmuttalib
kızdı ve hemen kılıcını sıyırdı.
Kızdığı
zaman, hiç kimse onun kızgınlığını durduramazdı.[161]
Bana:
'Ey Halime!
Sen otur!' dedikten sonra, Safa tepeciğine çıktı. [162]
'Yâ Âl-i
Galib!'* diyerek seslendi.[163]
Bütün
Kureyşliler toplanıp geldiler:
'Ey Hâris'in
babası! Ne haber var?[164]
Söyle, sana icabet edelim?' dediler.[165]
Abdulmuttalib:
'Oğlum
Muhammed kayboldu!' dedi.
Kureyşliler:
'Sen
hayvanına atla! Biz de seninle birlikte hayvanlarımıza atlayalım.[166] Sen
bizi harekete geçir! Sen denize dalarsan, biz de seninle birlikte dalarız'
dediler.[167]
Abdulmuttalib
hemen hayvanına bindi.
Öteki
Kureyşîler de hayvanlarına bindiler.
Mekke'nin
yukarı tarafına vardılar. Oradan da, Mekke'nin aşağısına indiler. Birşey
göremeyince, Abdulmuttalib, halkı kendi haline bırakıp Beyt-i Harama geldi.
İhrama girip, Kabe'yi yedi kere tavaf etti. [168]
'Yâ Rab!
Kavmimin hepsi toplandı ise de, Muhammed bulunamadı!1 diyerek
Allah'tan yardım diledi.[169]
Havadan, bir
seslenicinin:
'Ey cemaat!
Feryad etmeyiniz! Hiç şüphesiz, Muhammed'in Rabbi vardır. Onu yardımsız
bırakmaz ve zayi etmez!1 diyerek seslendiğini işittik.
Abdulmuttalib:
'Ey
seslenici! Bize, onun nerede bulunduğunu da haber ver!1 dedi.
'O, Tihame
vadisinde, sağdaki ağacın yanındadır' diye haber verdi.
Abdulmuttalib,
hemen o tarafa doğru gitti."[170]
Yolun bir
kısmında Varaka b. Nevfel'e rastladı. Birlikte yollarına devam ettiler.[171]
O sırada,
Peygamberimiz (a.s.) bir ağacın altında ayakta duruyor, ağacın dallarını çekip
yaprağı ile oynuyordu.[172]
Abdulmuttalib,
ona:
'Ey çocuk!
Sen kimsin?' diye sordu.
'Ben,
Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib'im1 cevabını alınca,
Abdulmuttalib:
'Canım sana
feda olsun! Ben, senin deden Abdulmuttalib'im' dedi. Onu öptü, kucakladı,
bağrına bastı.
Hemen,
hayvanının önüne bindirip Mekke'ye getirdi.[173]
Boynuna
bindirip Kabe'yi yedi kere tavaf ve onu her türlü tehlike ve kötülükten koruması
için Allah'a dua etti.[174]
Sonra da, Peygamberimiz (a.s.)ı, Hz. Âmine'ye gönderdi.[175]
Duhâ
sûresinin:
"Seni
(çocukluğunda) kaybolmuş bulup da yolunu doğrultmadı mı?" mealli 7.
âyetinin bu hadiseye işaret ettiği rivayet edilir.[176]
Peygamberimiz
(a.s.), beş yaşında bulunduğu ve dedesi Abdulmuttalib'e teslim edildiği sırada,
Mekke'ye bir kâhin gelmişti. Kâhin Abdulmuttalib'in yanında Peygamberimiz (a.s.)ı
görünce, ona dikkatli dikkatli bakıp:
"Ey
Kureyş cemaatı! Şu çocuğu öldürünüz! Çünkü, o sizi bölecek, öldürecek!"
dedi.
Abdulmuttalib,
Peygamberimiz (a.s.)ı hemen oradan kaçırdı.[177]
Halime Hatun
der ki:
"Sütoğlumu
annesine götürdüğümüz zaman:
'Onu ne diye
getirdin ey sütannesi? Halbuki, yanında kalması için ne kadar ısrar etmiş
durmuştun?' dedi.
'Allah oğlumu
büyüttü. Ben artık üzerime düşen vazifeyi yerine getirmiş bulunuyorum. Doğrusu,
kendisinin başına birşeyler gelmesinden de korktum. Şimdi, onu, istediğin gibi,
sana teslim ediyorum' dedim.
'Sen bu halde
değildin. Bana doğrusunu haber ver?' dedi.
Kendisine
herşeyi haber vermedikçe beni bırakmadı, ve:
'Yoksa, sen
ona şeytanın musallat olduğundan mı korktun?' dedi.
'Evet' dedim.
'Hayır!
Vallahi, şeytan için, ona musallat olmaya, sataşmaya asla yol yoktur. Hiç
şüphesiz, benim oğlum için büyük bir hal ve şan vardır. Ben sana onun haberini
bildireyim mi?' dedi.
'Evet! Bildir1
dedim.
'Ben ona
hamile olduğum zaman, Şam topraklarından Busra'nın köşklerini[178]
bana aydınlatıp gösteren bir nurun benden çıktığını gördüm.
Ona
hamileliğimde de, vallahi, bana hamilelikten daha hafif, daha kolay gelen
birşey görmedim.
Doğurduğum
zaman, o, başka çocukların yere düştükleri gibi düşmeyip, ellerini yere
dayamış, başını semaya kaldırmış olarak doğmuştur.
Şimdi, sen
onu bana bırakıp doğruca yurduna gidebilirsin artık' dedi."[179]
Halime Hatun
der ki:
"Kureyşliler
ve sair halk sakinleştikleri zaman, Abdulmuttalib, yirmi deve[180] ve
ayrıca, davar ve sığır da kestirip Mekke halkına yemek yedirdi.[181]
Fakirlere
sadaka olarak da, 50 ratl[182]
altın dağıttı.[183]
Sonra da,
benim için hazırlanacak herşeyi en güzel bir şekilde hazırlatıp beni yurduma
döndürdü.
Ben, yurduma,
tarif edemeyeceğim her dünyalık hayırla döndüm!
Muhammed,
dedesinin yanında kaldı.
Abdulmuttalib'e,
onun bütün haberlerini anlattım.
Abdulmuttalib
onu bağrına basıp ağladı.
'Ey Halime!
Hiç şüphesiz, bu oğlum için büyük bir hal ve şan vardır. Ben, o zamana erişmeyi
ne kadar arzu ederdim!' dedi."[184]
Peygamberimiz
(a.s.), Halime Hatunu gördükçe:
"Benim
annem, annem! Benim annem!" der, kendisine candan sevgi ve saygı gösterir,
omuz atkısını yere serip onu oturtur, [185] bir
dileği varsa hemen yerine getirirdi.[186]
Halime Hatun,
bir gün, Peygamberimiz (a.s.)ı görmek için Mekke'ye gelmişti.
Peygamberimiz
(a.s.), o zaman, Hz. Hatice ile evli bulunuyordu. [187]
Halime Hatunu
konukladılar ve ağırladılar.[188]
Halime Hatun;
yurtlarında hüküm süren kuraklık ve kıtlıktan, hayvanlarının kırıldığından dert
yandı.
Peygamberimiz
(a.s.), bu hususta Hz. Hatice ile konuştu.
Hz. Hatice,
ona kırk koyun ile, binmek ve yüklerini taşımak üzere, bir de deve verdi.[189]
Peygamberimiz
(a.s.); Mekke'nin fethinde Ebtah mevkiinde bulunduğu sırada, Halime Hatunun
kızkardeşi, görümcesi (kocasının kızkardeşi) ile birlikte, Peygamberimiz (a.s.)ı
ziyaret ve bir dağarcık içinde keş peyniri (çökelek) ve yoğurt kurusu ile
eritilmiş yağ hediye etmişti.
Peygamberimiz
(a.s.), ona hemen Halime Hatunu sordu. Vefat etmiş olduğu söylenince,
Peygamberimiz (a.s.)ın gözleri yaşla doldu.
Onun, geride
kimlerinin kaldığını da sorup bilgi aldı.
Bu sütannenin
kardeşine elbise giydirilmesini, bir deveye bindirilmesini, kendisine ayrıca
200 dirhem gümüş para da verilmesini emretti.
Kadıncağız
sevinerek yurduna dönerken:
"Sen,
küçük iken de, büyüdükten sonra da ne güzel kefil olunansın, bakılansın!"
demekte idi.[190]
Hevazin
temsilcileri içinde Medine'ye gelen ve Peygamberimiz (a.s.)a sütannesi
dolayısıyla amca düşen Ebu Servan da:
"Yâ Rasûlallah!
Biz seni süt emer olarak gördük. Fakat senden daha hayırlı süt emenini
görmedik!
Biz seni
sütten kesilmiş olarak gördük. Fakat senden daha hayırlı sütten kesilenini
görmedik!
Biz seni genç
iken de gördük. Fakat senden daha hayırlı genç görmedik!" demiştir.[191]
Peygamberimiz
(a.s.); Mekke'de, annesi Hz. Amine ile dedesi Abdulmuttalib b. Hâşim'in
yanında, Yüce Allah'ın himayesinde yaşıyor; Yüce Allah, onu, peygamberlikle
şereflendireceği için, bir nebat, bir gül gibi güzelce büyütüyordu. [192]
Peygamberimiz
(a.s.), altı yaşında iken; annesi Hz. Âmine, kocası Hz. Abdullah'ın Medine'deki
Benî Adiyy b. Neccarlardan olan dayılarını ziyaret ettirmek üzere.[193]
Peygamberimiz (a.s.)ı dadısı Ümmü Eymen ile birlikte iki deve üzerinde
Medine'ye götürdü ve Nâbiga'nın evine indi.[194]
Rivayete
göre; Hz. Âmine'nin Medine'ye gidişi, özellikle, kocası Hz. Abdullah'ın kabrini
ziyaret içindi.[195]
Zaten, Hz.
Âmine her yıl Medine'ye gidip kocasının kabrini ziyaret ederdi. [196]
Kendisinin
aynı maksatla, kayınpederi Abdulmuttalib ve dadı Ümmü Eymen'le birlikte
Medine'ye gittiği de rivayet edilir. [197]
Neccar
oğullarının dayılıkları, Abdulmuttalib'in dayısı olmalarından dolayı idi.[198]
Hâşim b. Abdi
Menaf, Medine'de Benî Neccarlardan Amr'ın kızı Selma Hatunla evlenmiş;
Abdulmuttalib, Selma Hatundan doğmuştu.[199]
Konuklar;
Medine'deki dayılarının evinde bir ay oturdular. [200]
Peygamberimiz
(a.s.); Medine'de geçen bir aylık ikametleri sırasında olanlardan birçok şeyler hatırlıyordu.
Nitekim,
Medine'ye hicret edip geldiği zaman, Adiyy b. Neccar oğullarının köşklerini
görür görmez tanımışı[201] ve:
"Çocukluğumda,
bu köşkün damında Ensar kızlarından Enise ile oynardım. Dayılarımın oğullarından
bazıları da yanımda bulunurlardı" demiştir.
Nâbiga'nın
evine bakınca da:
"Oraya
da, beni annem konuk olarak indirmişti.
Babam
Abdullah b. Abdulmuttalib'in kabri de bu evin içindedir.
Suda yüzmeyi
de, Adiyy b. Neccarların kuyusunda öğrenmişti m. [202]
Yahudilerden
birtakım kimseler, yanıma gelirler, bana bakar dururlardı. [203]
Bir gün,
Yahudilerden bir adam da, bana dikkatli dikkatli bakıp durduktan sonra, dönüp
gitti. Yalnız bulunduğum bir günde, tekrar yanıma gelip:
'Ey çocuk!
Senin ismin nedir?' diye sordu.
'Ahmed!'
dedim.
Sırtıma bakınca:
'Bu, bu
ümmetin peygamberidir!' dedi.
Dayılarım da
durumu anneme anlatınca, annem benim hayatım hakkında korkmaya başladı.
Mekke'ye
dönmek üzere, Medine'den acele yola çıktık."[204]
Peygamberimiz
(a.s.)ın dadısı Ümmü Eymen de, bu husustaki hatırasını şöyle anlatır:
"Bir
gün, gündüzün ortalandığı sırada, Medine Yahudilerinden iki kişi gelip:
'Ahmed'i
yanımıza çıkar da, bir bakalım?' dediler.
Kendisini
onların yanına çıkardım. Uzun uzun süzdüler, evirdiler, çevirdiler.[205]
Hatta, onun edeb yerine bile baktılar![206]
Onlardan
birisi diğerine:
'Bu, bu
ümmetin peygamberidir. Burası da, onun hicret yurdudur. Bu şehirde de, öldürme
ve sürgün etme gibi birtakım büyük hadiseler vuku bulacaktır' dedi.[207]
Ben, ondan bu
hususta işittiğim sözlerin hepsini ezberlemişimdir."[208]
Hz. Amine,
Medine'deki Neccar oğullarından olan dayılarını ziyaret ettirdikten sonra
Peygamberimiz (a.s.)ı Mekke'ye getirirken,[209]
yolda hastalanıp Ebva köyünde durakladı.[210]
Başucunda
duran ciğerparesinin yüzüne baktı.
Sonra da, ona
şöyle hitap etti:
"Ey
çekilen dehşetli ölüm okundan, Allah'ın lutfu ve yardımı ile yüz deve
karşılığında kurtulan zâtın oğlu!
Allah, seni
mübarek ve devamlı kılsın!
Eğer rüyada
gördüklerim doğru çıkarsa, sen celâl ve ikram Sahibi tarafından Âdem oğullarına
helâl ve haramı bildirmek üzere gönderileceksin!
Allah, seni,
milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten de
esirgeyecek, alıkoyacaktır!
Her canlı
varlık ölür.
Her yeni
eskir.
Her yaşlanan,
kocayan, zeval bulur, yok olur.
Ben de
öleceğim.
Fakat,
temelli anılacağım.
Çünkü temiz
bir oğul doğurmuş, arkamda hayırlı bir andaç bırakmış bulunuyorum ."[211]
Hz. Âmine,
Ebva'da vefat etti.[212]
Oraya da gömüldü.[213]
Hz. Âmine
vefat ettiği zaman otuz yaşında idi.[214]
Ebv'a; Mekke
ile Medine arasında bir köy olup[215]
Medine'ye Mekke'den daha yakındır.[216]
Medine'ye 23
mil,[217] yani
beş günlük uzaklıktadır.[218]
Hz. Âmine'nin
Ebva'da vefatı üzerine, Peygamberimiz (a.s.)ı, dadısı Ümmü Eymen (Bereke) bağrına bastı.
Mekke'den
binip gelmiş oldukları iki deveden[219]
birisine bindi. Ötekini yedeği ne alarak, beş günde, Peygamberimiz (a.s.)ı
Mekke'ye getirip dedesine kavuşturdu.[220]
Dünyada
böylece babasız ve annesiz kalan Peygamberimiz (a.s.)ı, Yüce Allah hamisiz
bırakmadı. Önce dedesinin, sonra da amcası Ebu Talib'in bağrına bastırdı.[221]
Duhâ
sûresinin 6. âyetinde:
"Rabbin,
seni yetim bulup da barındırmadı mı?" buyurularak bu gerçek hatırlatılır.[222]
Peygamberimiz
(a.s.)ın dadısı Ümmü Eymen'in asıl adı
Beneke'dir.
Peygamberimiz
(a.s.) Hz. Hatice ile evlendiği zaman, Bereke de Hazreclilerin Haris
oğullarından Ubeyd b. Zeyd ile evlenmiş, kendisinden Eymen doğmuştu.
Eymen, Huneyn
gazasında şehit olmuştur.
Ümmü Eymen;
Ubeyd'den sonra, Zeyd b. Harise ile evlenmiş, Üsâme adındaki oğlu dünyaya gelmiştir.[223]
Peygamberimiz
(a.s.) bu dadısını sık sık ziyaret[224] ve
kendisine "Ey anne!" diye hitap eder;[225]
"Annemden sonra, annem!" diyerek sevgi ve saygı gösterir,[226] ona
baktıkça:
"Bu,
benim ev halkımdan sağ kalanıdır!" buyururdu.[227]
Peygamberimiz
(a.s.); Hudeybiye umresine giderken, Ebva köyüne uğramıştı. [228]
Annesi Hz. Âmine'nin kabrini ziyaret için Yüce Allah'tan izin istemiş, izin
verilince de[229] gidip kabrin üzerini
eliyle düzlemiş,[230]
ağlamış, yanındakileri de ağlatmıştı.[231] Ne
için ağladığı sorulunca: "Rahmet duygusu beni rikkate getirdi de
ağladım!" buyurmuştur.[232]
Abdulmuttalib
Dede; babasız ve anasız kalan torununu yanına alıp şefkatle bağrına bastı.
Oğullarından
hiçbirine göstermediği şefkati ona gösterdi. Onun üzerine kanat gerdi, titredi
durdu.[233]
Abdulmuttalib
Dedenin; uyurken veya odasında yalnız iken, yanına hiç kimse giremez,[234]
Kabe'nin Hicr'inde serili minderine de, kendisinden başkası oturamazdı.[235]
Fakat,
Peygamberimiz (a.s.) dedesinin yanından hiç ayrılmaz; odasında yalnız olduğu,
uyuduğu sırada bile, dedesinin yanına serbestçe girer çıkardı.[236]
Kabe'nin
gölgesinde serili minderin üzerine-babalarına tazim ve saygılarından
dolayı-oğullarından hiçbiri oturmaz, çevresinde dururlarken; Peygamberimiz (a.s.)
gelip dedesinin minderine serbestçe otururdu.
Amcalarının,
kendisini minderden çekmek için tuttuklarını gördüğü zaman, Abdulmuttalib:
"Bırakınız
oğlumu![237] Vallahi, onun büyük bir
hal ve şanı vardır!" der, minderinin üzerinde yanına oturtup sırtını
eliyle sıvazlar, o ne yapsa hoşuna giderdi.[238]
Peygamberimiz
(a.s.), yine bir gün, dedesinin Hicr'de serili minderinin üzerine oturmuş, bir
adam çekip kendisini minderden kaldırınca, ağlamaya başlamıştır.
Abdulmuttalib:
"Oğlum
ne için ağlıyor?" diye sordu.
"Mindere
oturma isteğine engel olundu!" dediler.[239]
Abdulmuttalib:
"Bırakınız
oğlumu! Minderin üzerine otursun! Herhalde o, kendisinde bir şeref duyuyor.
Onun ne kendisinden önce geçmiş, ne de sonradan gelecek hiçbir Arab'ın
erişemeyeceği bir şerefe ereceğini umuyorum!" dedi.[240]
Abdulmuttalib
Dede bu sevgili torununu yanına almadıkça yemek yemez;
"Oğlumu
yanıma getiriniz!" der, yanına getirtirdi.[241]
Yemeği
getirildiği zaman da onu yanına alır, bazan da dizine oturtup yemeğin en
nefisini hep ona yedirir,[242] o
gelmedikçe yemeklere el sürmez, onun gelmesini bekler, sırtını sıvazlar, başını
ve ağzını öper, sözleri ve hareketleri hep hoşuna giderdi.
Edep ve terbiyesine
de çok dikkat ederdi.[243]
Peygamberimiz
(a.s.), sekiz yaşına kadar, yani Abdulmuttalib dedesinin vefatına kadar, onun
yanında kaldı.[244]
Seyf b. Zî
Yezen; Kisrâ tarafından Yemen hükümdarlığına tayin edilip[245]
tahta oturduktan sonra her taraftan Arap heyetleri gelip kendisini tebrik
ettikleri sırada,[246]
Mekke'den gelen on kişilik tebrik heyetinin başında Abdulmuttalib b. Hâşim
bulunuyordu.[247]
Abdulmuttalib
ve arkadaşları, hükümdarı, hükümdar selâmıyla* selamladılar.
Abdulmuttalib,
temsilci olarak hükümdarın önünde, ayakta durdu.[248]
Konuşmak için,
hükümdardan izin istedi.[249]
Seyf b. Zî
Yezen:
"Eğer
krallar önünde konuşabilir kişilerden isen, sana izin verilmiştir.[250]
Konuş bakalım!" dedi.[251]
Abdulmuttalib;
Seyf b. Zî Yezen'in bulunduğu makama liyakatini, asaletini, babasının
çok hayırlı bir hükümdar, kendisinin de onun hayırlı bir halefi olduğunu.,
belirttikten sonra:
"Ey
hükümdar! Bizler, Allah'ın dokunulmaz kıldığı Harem'inin halkı ve Beyt'inin
(Kabe'sinin) hadimleri olup, zaferini tebrik heyetiyiz; ziyaretçi heyet
değiliz!" dedi.
Hükümdar
Seyf:
"Ey
konuşan kişi! Sen kimsin?" diye sordu.
Abdulmuttalib:
"Ben,
Abdulmuttalib b. Hâşim'im" dedi.
Hükümdar:
"Demek,
sen kızkardeşimizin oğlusun ha!" dedi*
Abdulmuttalib:
"Evet!"
deyince, hükümdar:
"Yakınıma
gel!" dedi.
Yaklaşınca,
hem ona, hem arkadaşlarına:[252]
"Demek,
sizler, Kureyşü'l-Ebâtıh'sınız?" dedi.
"Evet!"
diye cevap verdiler.[253]
Hükümdar:
"Hoş geldiniz,
safa geldiniz! Sizler, yanında emniyet ve huzur bulacağınız, bol bol ihsanlar
veren bir kralın yanına geldiniz! Kral ilk konuşmanızdaki sözlerinizi dinledi
ve akraba olduğunuzu anladı, ziyaret vesilenizi kabul etti. Sizler burada
oturduğunuz müddetçe, gece ve gündüz sohbet edilmeye, oturulup konuşulmaya,[254]
övülmeye,[255] ağırlanmaya, ayrılıp
giderken de ihsan olunmaya layık,[256]
şerefli,[257] şanlı[258]
kişilersiniz!" dedikten sonra, maiyetine onların konuk ve elçiler konağına
götürülüp misafir edilmelerini emretti. Emri yerine getirildi.
Orada bir ay
oturdular.
Hükümdar, bir
gün, Abdulmuttalib'e haber salıp:[259]
"Arkadaşlarının
arasından bir tek sen benim yanıma gel!" dedi.
Abdulmuttalib,
hükümdarın huzuruna vardığı zaman, onu yalnız bir halde buldu. Yanında hiç
kimse yoktu.
Hükümdar
Abdulmuttalib'i yanına yaklaştırdı, tahtında onunla birlikte oturdu.[260]
"Merhaba!
Hoş geldin, safa geldin!" dedikten sonra;[261]
"Ey
Abdulmuttalib! Ben sana bildiğim bir işin sırrını emanet edeceğim ki, o sırrı,
senin yerinde başkası olsaydı, açmazdım!
Fakat, ben,
onun madenini sende gördüm.
Bunun için,
onu sana açıklayacağım!
Yüce Allah bu
hususta izin verinceye kadar, bu sır
senin yanında masun ve mahfuz kalsın!
Şüphesiz ki,
Allah emrini yerine getirir.
Ben, gizli
Kitab'da, kendimize tahsis edip başkasına kapalı tuttuğumuz ilimde; yaşamanın
şerefi, ölmenin fazileti bulunan, genellikle bütün insanları ve heyet
arkadaşlarını, özellikle de seni ilgilendiren çok büyük, çok şanlı bir haber
buldum!" dedi.[262]
Abdulmuttalib:
"Ey
hükümdar! Bütün göçebe halkı ardarda sana feda olsun! Nedir o büyük ve şanlı
haber?" diye sordu.
Hükümdar:
"Tihâme
bölgesinde bir çocuk doğacak. Alâmet olarak, onun iki küreği arasında bir ben
bulu-nacak![263] Kıyamet gününe kadar,
kendisinde imamlık, sizde de seyyidlik olacak!" dedi.[264]
Abdulmuttalib:
"Zât-ı
Devletinden, lanet ve nefreti mucip haller sâdır olmasın!" diyerek onu
hükümdar selam ve duasıyla selamlayıp:
"Eğer
hükümdarlık makamının heybetini, ululuğunu göz önünde tutmak zorunluluğu
olmasaydı, sevincimi arttıracak beşareti biraz daha açıklamak lütfunda da
bulunmalarını kendilerinden dilerdim!" dedi.
Bunun
üzerine, hükümdar
"Bu
zaman, onun doğacağı zamandır.
Hatta, belki
de doğmuştur!
Onun ismi
Muhammed; babası ve annesi ölmüş olacak!
Kendisinin
bakımını, dedesi ve amcası üzerlerine alacak!
Allah, onu
apaçık tebligat yapan peygamber gönderecek!
Bizden, ona
Ensar (yardımcılar) yapacak!
Dostlarını
onlarla aziz, düşmanlarını da onlarla zelil kılacak!
O, arzın en
kıymetli yerlerini fethedecek!
Onun doğumu
ile, ateşgede sönecek!
Bir olan
Rahmân'a ibadet edilecek!
Küfür ve
taşkınlıklar yasaklanacak!
Putlar
kırılacak!
Şeytan
recmolunacak, taşlanacak!
Onun sözü hak
ile bâtıl arasını ayırıcı, hükmü sırf adalet, tam ve dosdoğru hüküm olacak!
O daima
iyiliği buyuracak ve işleyecek, kötülükten de sakındıracak ve onları ortadan
kaldıracaktır!" dedi.
Abdulmuttalib:
"Ömrün
uzun, saltanatın sürekli, şan ve şerefin yüce olsun!
Acaba
hükümdar bu hususta beni sevindirecek bazı açıklamalar daha yapmak lutfunda
bulunurlar mı?" dedi.
Hükümdar
Seyf:
"Örtülerle
örtülü Beytullah'a, mucizelere ve semavî kitablara andolsun ki, ey
Abdulmuttalib! Hiç hilaf yok, muhakkak ki sen onun atasısın!" deyince,
Abdulmuttalib sevincinden yere kapandı.
Hükümdar:
"Başını
yerden kaldır! Kalbin ferahladı. Ömrün uzadı. İşin yükseldi!
Sana,
anlattıklarımdan, idrak ettiğin, kavuştuğun birşey var mı?" dedi.
Abdulmuttalib:
"Evet ey
hükümdar! Benim çok sevgili, üzerine titrediğim bir oğlum vardı. Onu senin
kavminin şereflilerinden birinin kızı olan Âmine birli Vehb b. Abdi Menaf ile
evlendirin iştim. Âmine, dünyaya bir çocuk getirdi.[265]
Onun ismini Muhammed koydum.[266] İki
küreğinin arasında da bir ben vardır! Anlattığın alâmetlerin hepsi de
kendisinde mevcuttur.[267]
Onun babası ve annesi de vefat etmiştir. Kendisinin bakımını, ben ve amcası,
üzerimize almış bulunuyoruz" dedi.
Bunun
üzerine, hükümdar Seyf:
"Onun
hakkında sana söylediklerim, senin söylediğin gibidir.
Oğlunu iyi
koru!
Onun hakkında
Yahudilerden sakın!
Çünkü,
Yahudiler ona düşmandırlar!
Fakat, Allah
onlara bu hususta yol ve fırsat vermeyecektir.
Yanındaki
heyet arkadaşlarından, yalnız sana açmış olduğum şeyleri, onlara da dürülü tut!
Sakın açayım deme!
Sizde
bulunacak reisliği, onların ve oğullarının da kıskanıp onun başına gaileler
çıkarmayacaklarından emin değilim.
Eğer onun
peygamber olarak gönderileceğinden önce ölmeyeceğimi bilseydim, süvarilerim ve piyadelerimle
birlikte gider,[268]
Yesrib'i (Medine'yi) hicret yurdu,[269]
devletime başkent yapardım ![270]
Ben, Nâtık
Kitab'da ve Sabık İlimde buldum ki:
Yesrib onun hicret ve nusret yurdu,[271]
işinin muhkemleşeceği, kabrinin ve yardımcılarının bulunacağı yer olacaktır![272]
Ne olurdu,
onu âfet ve belalardan ben koruya idim!" dedi.
Hükümdar;
Kureyş heyetinden her bir delegeye onar köle, onar cariye,[273]
yüzer deve,[274] beşer ratl (ntl) altın,
onar ratl gümüş,[275]
Yemen elbiselerinden ikişer kat elbise, içi anberle doldurulmuş birer kutu;
Abdulmuttalib'e
ise, bunlardan onar kat verilmesini emretti ve ona:
"Bir yıl
geçince, onun (Peygamberimiz (a.s.)'ın) işinden neler vukua geldiğinin haberini
bana getir!" dedi.[276]
Abdulmuttalib,
heyet arkadaşlarına, sık sık:[277]
"Ey
Kureyş cemaatı! İçinizden hiç kimse hükümdarın bana olan bol ihsanına gıpta da,
kıskançlık da etmesin!
Hükümdarın
bütün bu ihsanı, bana ve benden sonra soyumdan geleceklere olacak şeref ve
izzetin yanında, çok az kalacaktır!" derdi.
Kendisine:
"Bu, ne
zaman olacak?" dediklerinde de:[278]
"Bir
zaman sonra zuhur edecek, açığa çıkacak;[279]
dediğim şey[280] bilinecektir!"
derdi.[281]
Seyf b. Zî
Yezen, ne yazık ki, yıl geçmeden öldü.[282]
Daha doğrusu, öldürüldü. Yemen'den tardettiği Habeşlilerden edindiği
hizmetçiler bir gün hükümdarı kendisine mahsus avlanma yerinde yalnız başına
bulunduğu sırada harbeleriyle mızraklayıp öldürerek dağ başlarına kaçmışlar,
hükümdarın adamları da onların hepsini yakalayıp öldürmüşlerdir.[283]
Peygamberimiz
(a.s.) bir gün çocuklarla oyuna dalarak Redm'e[284]
kadar varıp dayanmışlardı.
Orada, Müdlic
oğullarından bir cemaat, Peygamberimiz (a.s.)ı yanlarına çağırdılar.
Kendisinin
iki ayağına baktılar ve izini izlediler.
O sırada,
Abdulmuttalib'le karşılaşıp kucaklaştılar.
Abdulmuttalib'e:
"Bu
çocuk senin neslinden midir?" diye sordular.
Abdulmuttalib:
"Oğlumdur"
dedi .[285]
Müdlic
oğulları:
"Onu iyi
koru! Çünkü, biz, Makam'daki ayak izine bununkinden daha çok benzeyenini
görmedik" dediler.
Abdulmuttalib,
oğlu Ebu Talib'e:
"Bak!
Bunlar ne söylüyorlar? İşit!" dedi.
Bunun için,
Ebu Talib, Peygamberimiz (a.s.)ı titizlikle korur dururdu.[286]
Müdlic
oğulları; kıyafet, alâmet ve ayak izlerinden anlamaktaki maharetleriyle
tanınırlardı. [287]
Makam-ı
İbrahim, üzerinde İbrahim (a.s.)ın iki ayağının izi bulunan mübarek bir taş olup,[288]
Kur'ân-ı Kerîm'de de "Makam-ı İbrahim" diye anılır.[289]
Abdulmuttalib,
bir gün, Kabe'nin yanında, Hicr'de oturuyor, kendisinin dostu olan Necran
uskufu da yanında bulunuyordu.
Uskuf, söz
arasında:
"İsmail
oğullarından gelecek olan son peygamberin sıfatını kitablarda bulduk.
Kendisinin doğum yeri burasıdır. Sıfatları da şöyledir, şöyledir" diyerek
onları birer birer saydığı sırada, Peygamberimiz (a.s.) oraya geliverdi. Uskuf
ona baktı. Onun gözlerine baktı, arkasına baktı, ayaklarına baktı da:
"İşte o,
budur! Bu çocuk senin neslinden midir?" dedi.
Abdulmuttalib:
"Oğlumdur"
dedi.
Uskuf:
"Biz
onun babasını kitablarda sağ bulmadık!?" dedi.
Abdulmuttalib:
"O,
benim oğlumun oğludur! Bu daha doğmadan, annesi buna hamile iken, babası vefat
etmişti" deyince, uskuf:
"Şimdi
doğrusunu söyledin!" dedi.
Abdulmuttalib,
oğullarına:
"Kardeşinizin
oğlunu iyi koruyunuz! Onun hakkında söylenilen şeyi işitmiyor musunuz?"
dedi.[291]
Peygamberimiz
(a.s.)ın dadısı Ümmü Eymen Bereke derki:
"Resûlullah
(a.s.)a bakarken, bir gün, dalmışım, onun yanımdan uzaklaşıp gittiğini bilememişim.
Abdulmuttalib
birdenbire başucuma dikildi.[292]
'Ey Bereke!'
dedi.[293]
'Buyur!'
dedim.
'Oğlumu
nerede buldum, biliyor musun?' dedi.
'Bilmiyorum!'
dedim.[294]
'Oğlumdan
gaflet etme![295] Onu sidre ağacının
yakınında, çocukların yanında buldum.[296]
Kitab Ehli olanlar [Yahudiler ve Hıristiyanlar], bu oğlumun bu ümmetin peygamberi
olacağını söylüyorlar.[297] Ben
oğluma onların zarar vermeyeceklerinden emin değilim1 dedi ."[298]
Kindir b.
Saîd, babası Saîd'den; Betiz b. Hakîm'in babasının da, dedesi Muaviye b.
Hayda'dan görgüye dayanan rivayetine göne, demişlerdir ki:[299]
"Cahiliye
devrinde yaptığım hacda,[300]
Beytullah'ı tavaf ettiğim sırada, bir adam gördüm ki,[301] hem
Beytullah'ı tavaf ediyor,[302] hem
de:
'Ey Rabbim!
Muhammed'i bana geri çevir!1 diyerekyalvanyordu.
'Kim bu?'
diye sordum.
'Abdulmuttalib
b. Hâşim'dir.[303] Bu, Kureyşîlerin seyyidi
ve seyyidinin oğlu Abdulmuttalib b. Hâşim b. Abdi Menaf'tır1
dediler.
'Muhammed,
bunun neslinden midir?' diye sordum.
'Oğlunun
oğludur ve o, kendisine insanların en sevgilisidir.
Kendisinin
pek çok develeri vardır. İçlerinden birisi kaybolunca, onu aramaya oğullarını
göndermişti. Oğullarının dönüşleri gecikince,[304]
kaybolan deveyi aramaya oğlunun oğlunu da göndermişti. Onu hiçbir işe
göndermezdi ki, o onu[305]
başarmam iş,[306]
getirmemiş olsun.[307]
Fakat, bu sefer o da gecikti, eğlendi kaldı1 dediler.[308]
Aradan çok
geçmeden,[309] daha bulunduğum yerden
ayrılmadan,[310] torunu[311]
peygamber[312] Muhammed (a.s.) deve ile[313]
çıkageldi.[314]
Abdulmuttalib
onu kucaklayıp bağrına bastı.[315]
'Yavrucuğum![316] Ben
sana öyle üzüldüm ki, ben hiçbir şeye bunun kadar üzülmem isimdir. Vallahi,[317] ben
bir daha seni hiçbir hacete göndermeyeceğim.[318]
Bundan sonra, seni hiçbir zaman yanımdan ayırmayacağım' dedi."[319]
Mahreme b.
Nevfel'in.[320] Abdulmuttalib'le yaşıt
olan[321]
annesi Rukayka'dan (Rukayye'den) işitip rivayet ettiğine göre; annesi, şöyle
demiştir:
"Ardarda
gelen kuraklık ve kıtlık yılları,[322]
Kureyşîlerin bütün malvarlıklarını alıp götürmüş;[323] yerleri,[324] süt
veren memeleri,[325]
vücudun derilerini kurutmuş,[326]
zayıflatmış, kemikleri inceltmişti.[327]
Ben, uyurken[328]
veya uyuklarken,[329]
birisinin:
'Ey Kureyş
cemaatı! İçinizden gönderilecek olan o peygamberin zuhuru zamanı bu zamandır![330]
Zuhur
zamanının gölgesi üzerinize düşmüştür![331]
Size, o,
hayırlı yağmurlar, bolluk ve ucuzluklar getirecektir.[332]
Bakınız:
İçinizde, soyca en üstününüz ve şerefliniz; uzun boylu, iri kemikli, ak tenli,
iki kaşının arası birbirine yakın, kirpikleri ve saçı uzun, yanakları düz, bumu
ince ve yüksekçe olan zât ve oğulları çıksın.
İçinizden,
her kabileden de birer adam çıksın.
Onlar,
yıkansınlar, güzel koku sürünsünler. Sonra, Hacerü'l-Esved'i istilam etsinler.
Sonra, Ebu
Kubeys dağının tepesine çıksınlar.
Vasıfları
anlatılan zât ileri geçip dua etsin.
Oradaki
cemaat da, 'Âmin!' desinler.
Yağmura
kavuşursunuz!1 diyerek bağırdığını işittim.
Sabaha
çıkınca, rüyamı anlattım.[333]
Baktılar da,
bu sıfatlan Abdulmuttalib'in sıfatına uygun buldular.[334]
Haremin hürmetine andolsun ki, Mekke vadisinde bulunan herkes:[335]
'Bu, ancak ve
ancak, Şeybetü'l-hamd'dir! Bu, Şeybetü'l-hamd [Abdulmuttalib]'dir!' dediler.[336]
Mekke'de
böyle demeyen hiç kimse kalmadı.[337]
Hep
Abdulmuttalib'in üzerinde ve başında toplandılar.
Her kabileden
birer adam çıkıp emrolunanları yaptılar.[338]
Sonra da,
Peygamberimiz (a.s.) yanlarında olduğu halde, Ebu Kubeys dağının üzerine çıktılar.[339]
Abdulmuttalib
Dede, o zaman yedi yaşında bulunan Peygamberimiz (a.s.)ı dağın üzerine,
omuzunda çıkardı.[340]
Abdulmuttalib
Dede, yanında Peygamberimiz (a.s.) olduğu halde, ayağa kalktı.
Cemaat da
Abdulmuttalib'in iki yanında sıralandılar.[341]
Abdulmuttalib,
cemaatın önüne geçti.[342]
Ellerini
kaldırdı.[343]
'Ey
ihtiyaçları karşılayan, sıkıntıları kaldırıp ferahlatan Allah'ım! Herşeyi
öğretilmeden bilen, her nimeti istenilmeden, esirgemeden veren Sensin![344]
Bunlar, Senin
erkek kulların[345] ve erkek
kullarının oğullarıdır.[346]
Şunlar da,
Senin kadın kulların[347] ve
kadın kullarının kızları[348] ve
onların oğulları di r.[349]
Senin Harem'inin
yanında barınıyorlar.[350]
Ardarda gelen
kuraklık yıllarının davarları, develeri yok ettiğinden, Sana şikâyetleniyorlar![351]
Bizler,
bildiğin şeye, musibete uğramış bulunuyoruz.
Ardarda gelen
şu kuraklık yılları develeri, davarları alıp götürdü, yok etti.[352]
Allah'ım!
Duamızı kabul buyur![353]
Üzerimizdeki
kıtlığı gider! Bize, bolluk ve ucuzluk getirecek yağmuru acele yağdır!' diyerek
dua etti.[354]
Kâbe'ye,[355]
Kabe'nin Rabbine[356]
andolsun ki; daha bulundukları yerden ayrılmamışlardı ki,[357] gök
yarılıp suyunu boşaltmaya başlamış,[358]
Mekke vadisi sel sularıyla dolmuştu.[359]
Kureyş'in
yaşlılarından ve ulularından Abdullah b. Cüd'an ile Harb b. Ümeyye ve Hişam b.
Mugîre'nin, Abdulmuttalib'e:
!Henîen leke Ebe'l-Bathâ=Ey Mekke halkının
atası! Senin içindir, senin sayendedir bu ihsan![360]
Sen, Mekkelilere hayat bahşettin!' dediklerini işittim ve kendisini böyle
kutladıklarını gördüm."[361]
Rukayka
(Rukayye) Hatunun da, söylediği dört beyitlik manzumesinde, Yüce Allah'ın
kendilerine Abdulmuttalib sayesinde yağmur ihsan ettiğini açıkladığı görülürse
de;[362]
Gerek Ebu
Talib'in Kureyş müşriklerine karşı Peygamberimiz (a.s.)ı savunan uzun
şiirinde-ki "O'nun yüzü suyu hürmetine, Allah'tan yağmur istenir!"
mealli 38. beyti; gerek Medinelilerin kuraklık ve kıtlığa uğramaları üzerine
Peygamberimiz (a.s.) in duasıyla sağanak halinde yağmaya başlayıp Medine'yi
seller içinde bırakan yağmurun Medine çevresine kaydırılması duasıyla dindiği
görülünce, Peygamberimiz (a.s.)ın "Ebu Talib bu güne erişmiş olsaydı, buna
sevinirdi!" buyurup, "Yâ Rasulallah! Herhalde, sen bununla Ebu
Talib'in şu sözüne işaret etmek istiyorsun?" denilerek sözü geçen beyit
okununca Peyamberimiz (a.s.)ın "Evet!" buyurdukları; [363] Hz.
Âişe'nin de aynı beyti okuduğu zaman, Hz. Ebu Bekir'in "İşte, vallahi, bu,
Resûlullah (a.s.)'dır!" dediği[364] göz
önünde tutulmak, bu husustaki ihsanın Peygamberimiz (a.s.) için olduğu
unutulmamak gerekir.[365]
Peygamberimiz
(a.s.)ın dedesi Abdulmuttalib; Fil Vak'asından sekiz yıl sonra ölüm döşeğine
düştü,[366] ki o zaman kendisi
seksen iki yaşında,[367]
Peygamberimiz (a.s.) da sekiz yaşında bulunuyordu.[368]
Abdulmuttalib
Dede, öleceğini anlayınca, kızlarını başına topladı. Onlara:
"Vefatımdan
sonra, hakkımda söyleyeceğiniz mersiyeleri, ölmeden, bir dinleyeyim bakayım!"
dedi.[369]
Bunun
üzerine, kızları, söyledikleri birer şiirle babalarına ağıt yaktılar.[370]
Yakıp
dinlettikleri ağıtlarda onun üstün soylu, güçlü, boylu boslu, açık alınlı, güzel yüzlü, doğru sözlü, iyi
huylu, cesaretli, adaletli, cömert, iyiliksever, saygıya ve boyun eğilmeye
değer, şerefli, şanlı, her fazilet kendisinde toplanan, boşluğu
doldurulamayacak olan, temelli kalmak şeref ve şanla olacak olsa kendisi
dünyada temelli kalabilecek olan bir zât olduğunu dile getirdiler.[371]
Abdulmuttalib
Dede vefat edince, Kureyşliler onun cesedini, hürmeten su ile ve sidr ağacının
yaprağı ile yıkadılar ki, o zamana kadar Kureyşlilerden hiçbir kimsenin ölüsü sidrle
yıkanmış değildi.
Kendisi;
kefen olarak, Yemen hüllesinden, bin miskal altın değerinde iki kat hülleye
sarıldı. Kefenine de, misk sürüldü.
Kureyşîler,
besledikleri derin sevgi ve saygılarından dolayı, onun cenazesini günlerce
eller üzerinde taşıdılar.[372]
Abdulmuttalib
Dede; Hacun kabristanına,[373]
dedelerinden Kusayy'ın yanına gömüldü.[374]
Peygamberimiz
(a.s.); dedesinin cenazesini, Hacun kabristanına kadar, ağlayarak takip etti.[375]
Peygamberimiz
(a.s.)ın dadısı Ümmü Eymen Bereke:
"O gün,
Resûlullah (a.s.)ı gördüm. Abdulmuttalib'in tabutunun arkasından
ağlıyordu!" demiştir.[376]
"Abdulmuttalib'in
ölümünü hatırlayabiliyor musunuz?" diye sorulduğu zaman, Peygamberimiz (a.s.)
da:
"Evet! O
zaman ben sekiz yaşlarında idim!" buyurmuştur.[377]
Abdulmuttalib
Dedenin arkasından ağlandığı kadar, hiç kimseye ağlanmam ıştır.
Mekke çarşısı
onun ölümünden dolayı günlerce açılmamış, kapalı tutulmuştur.[378]
Kureyşîler;
Ka'bb. Lüeyy'e tazimlerinden dolayı, onun ölüm tarihini, Fil yılına kadar, tarih
başlangıcı edinmişlerdi.[379]
Sonra da,
Abdulmuttalib'in ölümünü tarih edindiler.[380]
Kureyşîler,
Abdulmuttalib'e "İkinci İbrahim" derlerdi.[381]
Kendisi
ahirete, ahiret ceza ve mükâfatına inanır; "Vallahi, şu dünyanın arkasında
bir dünya daha vardır ki, iyilik edenler orada iyiliklerinin mükâfatını görecekler,
kötülük edenler de orada kötülüklerinin cezasını çekeceklerdir!" derdi.[382]
Beytullah'ı
çok çok tavaf eder,[383]
Haram olan ayların dokunulmazlığını son derecede gözetir, hac mevsiminde
hacılara mallarının en iyisinden infakta bulunurdu.
Konukları
ağırlardı.[384]
Dağ
başlarında da, vahşi hayvanların, kurtların, kuşların karınlarını doyururdu.[385]
Kaybolan
Zemzem kuyusunu ortaya çıkardıktan sonra, kuyunun başına yaptığı havuza Zemzem
doldurup, Mekke halkına ve hacılara Zemzem suyu içirirdi.[386]
Ayrıca,
develerinin sütünü balla karıştırarak hacılara ikram ettiği gibi, kuru üzüm
satın alıp Zemzemle hoşaf yaparak içirdiği de olurdu.[387]
Abdulmuttalib
Dede, Kureyşîlerin hâkimlerindendi.[388]
İçki içmezdi.[389]
İçkiyi ve
zinayı yasaklamıştı.
Zina yapanı,
kamçılatarak cezalandırırdı.
Oğullarına,
ahlâkî faziletleri emir ve tavsiye ederdi .[390]
Abdulmuttalib
Dede, ölüm döşeğine düşünce, bütün oğullarını başına topladı. Peygamberimiz (a.s.)a
çok iyi bakmalarını onlara tavsiye ve emr etti.
Zübeyr ile
Ebu Talib; Peygamberimiz (a.s.)ın babası Hz. Abdullah ile aynı anneden, yani
Fâtıma binti Amr, b. Âiz, b. İmran, b. Mahzum'dan doğma kardeş idiler.
Bu iki amca;
Peygamberimiz (a.s.)ı yanlarına almak için kur"a çektiler.
Kur'a, Ebu
Talib Amcaya çıktı.
Ebu Talib
Amca; Peygamberimiz (a.s.)a karşı, amcalarının en hamiyetlisi ve en şefkatlisi
idi.[391]
Peygamberimiz
(a.s.), o zaman, sekiz yaşında bulunuyordu.[392]
Ebu Talib'in;
Arafat hizasındaki Ürene vadisinde bulunan,[393]
arada sırada sütü sağılıp Mekke'ye getirilen birkaç deveden başka malı yok,[394]
aile efradı ise çoktu. Onları geçindirmekte sıkıntı çekmekte idi.[395]
Ebu Talib;
yoksulluğuna rağmen, Kureyşîlerin seyyidi, ulu kişisi idi.
Kendisinin
sözü dinlenir, emirlerine karşı gelmekten, aykırı hareket etmekten sakınılırdı.[396]
Babası
Abdulmuttalib gibi, o da ağzına içki koymazdı.[397]
Peygamberimiz
(a.s.)ın üzerine titrer.[398] onu
kendi çocuklarından fazla severdi.[399]
Onu yanına
almadıkça uyumaz,[400] bir
yere giderse onu da yanında götürürdü.
Onun üzerine
düştüğü kadar, hiçbir şeyin üzerine düşmezdi![401]
İstirahati
için kendisine serilen mindere onun gelip oturmasından sevinç duyar:
"Rebia'nın
İlâhına yemin ederim ki, kardeşimin oğlu için pek büyük bir şeref vardır!"
derdi.[402]
Hazırlanan
bir yemeği,[403] Ebu Talib'in aile
efradı, toplu veya münferid olarak yedikleri zaman, doymazlardı.
Fakat,
Peygamberimiz (a.s.) onlarla birlikte yediği zaman, doyarlardı.[404]
Bunun için, Ebu Talib; yemeklerini yemek istedikleri zaman, aile efradına:
"Durunuz!
Sizin gibi, oğlum da gelsin, hazır olsun!" der, Peygamberimiz (a.s.) gelip
onlarla birlikte yerse, yemekler artardı. Peygamberimiz (a.s.) yemekte onlarla
birlikte bulunmazsa, doymazlardı.[405]
Ebu Talib:
"Sen,
hiç şüphesiz, mübareksin!" derdi.[406]
Sofraya, bir
tek kişinin içeceği bir kapla konulan sütten[407] Peygamberimiz
(a.s.) önce içip ötekiler sonra içecek olurlarsa, ilkinden sonuncusuna kadar
hepsi, kanasıya içerlerdi.[408]
Peygamberimiz
(a.s.)ın dadısı Ümmü Eymen Bereke derki:
"Peygamberimiz
(a.s.)ın, gerek çocukluğunda, gerek büyüklüğünde, ne açlıktan, ne de susuzluktan
şikâyetlendiğini görmedim. [409]
Günlerinin
çoğunda,[410] sabahleyin,[411]
biraz Zemzem içer, kendisine yiyecek vermek istediğimiz zaman:
İstemem! Ben
tokum" derdi.[412]
Amcasının
çocukları sofraya konulan şeye hemen uzandıkları halde, o uzanmaz, onun yenme zamanını
beklerdi.
Bunun için,
Ebu Talib'in ona ayrı sofra kurdurduğu da olurdu.[413]
Ebu Talib'in
çocukları, sabahleyin yataklarından gözleri çapaklı, yüzleri asık halde
kalktıkları halde; o, parlak yüzlü, sürmeli gözlü olarak sabaha çıkardı."[414]
Ebu Talib
Amcanın zevcesi Fâtıma Hatun; faziletli,[415] iyi
halli bir kadındı. [416]
Peygamberimiz
(a.s.)ın yanında, onun büyük bir mevkii ve itibarı vardı.[417]
Fâtıma Hatun
vefat ettiği zaman Peygamberimiz (a.s.)ın gözlerinden yaşlar akmış;[418]
"Bugün annem vefat etti!" buyurup[419]
gömleğini ona kefen olarak sardırmış,[420]
cenaze namazını kıldırmış.[421]
gömüleceği kabrin içine inip yanının üzerine uzandıktan sonra onu indirtmişti.[422]
"Biz, senin
buna yaptığın şeyi başkasına yaptığını hiç görmedik!?" dedikleri zaman:
"Ebu
Talib'den sonra, bu kadıncağız kadar bana iyilik eden hiçbir kimse yoktur!
Âhirette
Cennet elbiselerinden elbise giymesi için, ona gömleğimi sardırdım.
Kabre
ısınması için de, oraya kendisiyle birlikte uzandım!" buyurmuştur.[423]
Peygamberimiz
(a.s.), bu yengesi için duyduğu üzüntüden hayrete düşenlere de:
"O, beni
doğuran annemden sonra, annemdi.
Kendisinin
çocukları aç durur, suratlarını asarlarken, o önce benim karnımı doyurur, saçımı
tarar ve gülyağlarıyla yağlardı.
O, benim
annemdi! [424]
Cebrail ((a.s.)),
Yüce Rabbim tarafından:
'Bu kadın,
Cennetliklerdendir!1 diye bana haber verdi" buyurmuş[425] ve:
"Allah
seni yarlıgasın ve hayırla mükâfatlandırsın!
Allah sana
rahmet etsin ey annem!
Sen, benim
annemden sonra, annemdin!
Kendin aç
durur, beni doyururdun!
Kendin çıplak
durur, beni giydirirdin!
En nefis
nimetlerden kendi nefsini alıkor, bana tattırırdın!
Bunu da,
ancak Allah'ın rızasını ve ahiret yurdunu umarak yapardın!
Allah ki,
diriltendir, öldürendir, hiç ölmeyen diridir O!
Yâ Allah!
Annem Fâtıma binti Esed'i af ve mağfiret et!
Ona hüccet ve
delilini anlat!
Girdiği yeri
genişlet!
Ben
peygamberinin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için, duamı kabul buyur
ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah!" diyerek, onun hakkında
dua etmiştir.[426]
Peygamberimiz
(a.s.); bu mübarek Cennetlik hatunu, sağ bulunduğu müddetçe, gidip ziyaret
eder, onun evinde kuşluk uykusu uyurdu.[427]
Ezd-i Şenue
kabilesine mensup bir âif vardı.[428]
Iyafet;
kuşları "Kışt!" diye azarlayarak kişileyip, onların isimlerinden,
seslerinden, iniş ve geçişlerinden uğurluluk veya uğursuzluk çıkarmaya
çalışmak demektir ki, bu, Arapların çoğu zaman yapageldikleri âdetlerindendi.[429]
Âif de,
kıyafet, alâmet ve izlerden anlayan, gelecek hakkında kehânette bulunan, kuşun
uçması gibi şeylerden hüküm çıkaran falcı demektir.[430]
Ezd-i
Şenue'li Âif Mekke'ye geldiği zaman, Kureyşîler oğullarını ona götürür,
fallarına baktırırlardı.
Ebu Talib de,
o zaman çocukluk çağında bulunan Peygamberimiz (a.s.)ı, falına baktırmak için,
başkalarıyla birlikte, ona götürmüştü. Falcı; Peygamberimiz (a.s.)a şöyle bir
baktıktan sonra, birşeyle biraz meşgul olup işini bitirir bitirmez:
"Yanıma
getirsenize o çocuğu!" dedi durdu.
Ebu Talib,
onun böyle Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine düştüğünü görünce, onu göstermedi.
Âifin
"Yazıklar olsun size! Demin görmüş olduğum çocuğu yanıma getirsenize!
Vallahi, ileride onun şanı büyük olacaktır!" deyip durduğu sırada, Ebu
Talib, Peygamberimiz (a.s.)la birlikte, oradan yavaşça, sezdirmeden ayrılıp
evine gitti.[431]
Peygamberimiz
(a.s.), on yaşını birkaç ay geçmiş olduğu sırada kında, üzerinden bir sesin geldiğini işitti.
Başını
kaldırıp baktığı zaman, bir adamın diğer bir adama:
"Bu o
mudur?" diye sorduğunu gördü.
Sorulan adam:
"Evet!"
dedi.
Ne yüzleri,
ne de giyinişleri hiçbir kimseninkine benzemeyen bu adamlar, Peygamberimiz (a.s.)ı
karşılayıp kollarından tuttular.
Peygamberimiz
(a.s.), onların tutuşlarını hiç hissetmedi.
Onlardan
birisi, arkadaşına:
"Yatır
onu!" dedi.
Peygamberimiz
(a.s.)ı, hiç çabalatmadan, eğip bükmeden yere yatırdılar.
Onlardan
biri, öbür arkadaşına:
"Yar
onun göğsünü!" dedi.
O da, Peygamberimiz
(a.s.)ın göğsünü yardı.
Göğsü ne
kanadı, ne de ağrıdı.
Yine, biri
öbürüne:
"Kin ve
kıskançlığı çıkar içinden!" dedi.
O da,
pıhtılaşmış kan gibi birşey çıkarıp attı.
Yine, biri
öbürüne:
"Rahmet
ve re'fet doldur!" dedi.
Bundan sonra,
Peygamberimiz (a.s.); küçüklere karşı son derecede şefkatli, büyüklere karşı
son derece merhametli oldu.[432]
Peygamberimiz
(a.s.) on iki yaşında bulunduğu sırada idi.[433]
Kureyşîler, Şam'a götürüp satmak üzere pek çok ticaret mallan hazırlamışlar,
Ebu Talib de bu ticaret kervanına katılıp gitmeye hazırlanmıştı.
Peygamberimiz
(a.s.), kendisini de yanında götürecek mi diye bekleyip duruyordu.
Yola
çıkılacağı sırada, bütün erkek ve kız kardeşleri, Ebu Talib'i uğurlamaya
gelmişlerdi.
Ebu Talib'in,
Peygamberimiz (a.s.)a çok sevgisi ve şefkati vardı. Ona:
"Sen de
benimle birlikte gidermişin?" diye sordu.
Peygamberimiz
(a.s.)ın amcaları ve âmeleri (halaları), Ebu Talib'e:
"Bu
yaştaki bir çocuk, hastalıklara uğratılmak için, yemesi içmesi bol bir yere
götürülmez!" dediler.[434]
Bunun
üzerine, Ebu Talib Peygamberimiz (a.s.)ı hastalıktan korumak üzere[435]
geride bırakmaya karar verince, Peygamberimiz (a.s.) ağladı.[436]
Ebu Talib:
"Ey
kardeşimin oğlu! Sana ne oldu? Herhalde, seni geride bıraktığım için
ağlıyorsun?" dedi.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Evet!"
dedi[437] ve
Ebu Talib'in devesinin yularından tutup:
"Benim
ne babam var, ne annem!" dedi.[438]
Ebu Talib
rikkate geldi:
"Vallahi,
seni yanımda götüreceğim! Hiçbir zaman, ne o benden ayrılacak, ne de ben ondan
ayrılacağım!" dedi ve Peygamberimiz (a.s.)ı yanında götürdü.
Kureyş
ticaret kervanı, Şam topraklarından Busra'da konakladı.[439]
Busra'da,
Rahip Bahîra diye anılan bir rahip, bir de, onun içinde barındığı manastırı
vardı. Bahîra, Hıristiyanların en âlimi idi. Hıristiyanların ilmi, onda ve
buradaki manastırda idi.
Çünkü,
burada; büyükten büyüğe geçerek gelen bir kitap vardı ki, bu manastırda o güne
kadar gelip geçmiş rahiplerden, bu kitabdan yararlanmayan, bilgi almayan yoktu.[440]
Bahîra'nın asıl adı Circis veya Sercis
idi.[441]
Kendisi Teyma
Yahudilerinden ve Yahudi âlimlerinden olup,[442] İsa (a.s.)ın dininde idi.[443]
Kureyş ticaret kervanı bu sefer onun manastırının yakınında konaklamış
bulunuyordu.[444]
Kureyş
ticaret kervanları daha önceki yıllarda defalarca gelip uğradıkları halde Rahip
Bahîra onlarla hiç konuşmaz, ilgilenmezken, bu yıl, manastırının yakınında
konakladıkları zaman, onlar için birçok yemekler yaptırmıştı.
Bu da,
kendisinin manastırında oturduğu yerden, Peygamberimiz (a.s.)a ait bazı şeyler
görmüş olmasından ileri gelmişti.
Rivayete
göre; Bahîra manastırda bulunduğu sırada, kafile ilerlerken bir bulutun
kervandakiler arasında Peygamberimiz (a.s.)ı gölgelediğini, sonra gelip
manastırının yakınında bir ağacın gölgesine indikleri zaman bulutun ağacı
gölgelediğini, ağacın dallarının da Peygamberimiz (a.s.)ın üzerine doğru
eğildiğini ve onu gölgesinin altına aldığını görmüştü.
Bahîra bütün
bunları görünce manastırından indi, ve:
"Ey
Kureyş cemaatı! Ben sizin için, yemek yaptım.
Sizin küçük
büyük, köle hür, olanlarınızın yemekte hazır bulunmanızı arzu ediyorum!"
diye haber gönderdi.
Yemek için
geldikleri zaman, Kureyşîlerden birisi:
"Vallahi,
ey Bahîra! Senin bugün şaşılacak bir halin var! Biz sana çok kere uğrardık da,
bize böyle birşey yapmazdın. Bugün, sendeki bu hal nedir?" dedi.
Rahip Bahîra:
"Doğru
söyledin! Siz konuksunuz, ağırlanmaya layıksınız. Ben de sizi ağırlamayı arzu
ettim ve hepiniz yiyesiniz diye yemek yaptım!" dedi.
Hepsi gelip
sofra başında toplanmış, yalnızca Peygamberimiz (a.s.), çocuk ve yaşça onların
hepsinden küçük olduğu için, ağacın altındaki yüklerin yanında bekçi olarak
geride kalmıştı.
Bahîra,
gelenlere birer birer bakıp bildiği ve kitabda bulduğu sıfatlan hiçbirinde
göremediği için:
"Ey
Kureyş cemaatı! Sizden, bu yemekte hazır bulunmayan, geride kalan bir kimse var
mı?" diye sordu.
Kureyşîler
"Ey
Bahîra! Senin yemeğine gelmesi gerekenlerden, bir çocuktan başka, kimse geride
kalmadı! O çocuk da aramızda yaşça cemaatın en küçüğü olup, ağırlıkların
yanında geride kaldı" dediler.
Bahîra:
"Yapmayınız!
Onu da çağırınız! Bu yemekte, sizinle birlikte, o da bulunsun!" dedi.
Ticaret
kafilesinde Kureyşîlerden bir zât
"Lât ve
Uzzâ'ya andolsun ki; aramızdan, Abdullah b. Abdulmuttalib'in oğlunun bu
yemekten geride kalışı, bizim için,
kınanacak bir tutumdur!" dedikten sonra, kalktı. Ona doğru vardı. Kolundan
tutup getirdi ve sofradakilerin yanına oturttu.[445]
Rahip Bahîrâ;
Peygatm berim iz (a.s.)ı görür görmez, ona dikkatli dikkatli bakmaya ve
bedeninden bazı uzuvlarını süzmeye başladı.
Peygamberimiz
(a.s.)a baktıkça, kitabda yazılı sıfatlan onda buluyordu.
Cemaat
yemeklerini yiyerek dağıldıkları zaman, Bahîra, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına
gelip:
"Ey
çocuk! Ben sana bazı şeyler soracağım. Lât ve Uzzâ hakkı için, sorularımı
cevaplandır!" dedi.
Bahîrâ; Lât
ve Uzzâ adına yemin ettiklerini, and içtiklerini Kureyşilerden işittiği için,
Peygamberimiz (a.s.)a da böyle and vermişti.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Lât ve
Uzzâ adına yemin vererek bana birşey sorma!
Vallahi, ben,
hiçbir şeyden, onlardan nefret ettiğim kadar nefret etmem!" dedi.
Bahîra:
"Öyle
ise, Allah aşkına, sana soracağım şeyler hakkında bana cevap ver!" dedi.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Bana
istediğini sor!" dedi.
Bunun
üzerine, Bahîra; Peygamberimiz (a.s.)a, uyku durumu ve bunlardan başka halleri
ve işleri hakkında birçok sorular sordu.
Peygamberimiz
(a.s.) da sorulara cevaplar verdi ki, hepsi de Bahîra'nın bildiği sıfatlara
uyuyordu.
Bahîra, en
sonunda, Peygamberimiz (a.s.)ın sırtına da baktı.
İki omuzu
arasındaki peygamberlik hâteminin de, bildiği şekilde, yerli yerinde
bulunduğunu gördü.
Rahip Bahîra,
sorularını sorup bitirdikten sonra, Peygamberimiz (a.s.)ın amcası Ebu Talib'in
yanına geldi. Ona:
"Bu
çocuk senin neslinden midir?" diye sordu.
Ebu Talib:
"Oğlumdur"
dedi.
Bahîrâ:
"O,
senin oğlun değildir! Bu çocuğun babasının sağ olması uygun değildir!"
dedi.
Ebu Talib:
"O,
benim kardeşimin oğludur!" dedi.
Bahîra:
"Babasına
ne oldu?" diye sordu.
Ebu Talib:
"Annesi
buna hamile iken, babası öldü!" dedi.
Bahîra:
"Doğru
söyledin!" dedi.[446]
"Annesi
ne oldu?" diye sordu.
Ebu Talib:
"Öldü!"
dedi.
Bahîra:
"Doğru
söyledin![447]
Kardeşinin
oğlunu hemen memleketine geri çevir!
Yahudilerin
ona zarar vermelerinden sakın!
Vallahi,
Yahudiler onu görüp de benim onda bulunduğunu anladığım şeylerin onda
bulunduğunu anlayacak olurlarsa, muhakkak onu öldürmeye kalkışırlar!
Senin
kardeşinin oğlunun çok büyük bir hal ve şanı olacaktır!
Sen, onu memleketine
götürmekte acele et![448]
Biz, onun son
peygamber olacağını kitablarımızda ve atalarımızdan bize yapılan rivayetlerde
bulmuş uzdur![449]
Bu hususta
bizden ahd ve mîsaklarda alınmıştır!" dedi.
Ebu Talib:
"Sizden
bu mîsakları kim aldı ola?" deyince, Bahîra gülümsedi, sonra da:
"Yüce
Allah, onu İsa b. Meryem'e indirdiği
kitabda aldı.
Sen, eğlenip
kalmayı azalt da, onu memleketine ve doğum yerine hemen döndür!" dedi[450] ve:
"Sen
onun üzerine titrersin, değil mi?" diye sordu.
Ebu Talib:
"Evet!"
dedi.
Bahîra:
"Vallahi,
onu Şam'a götürecek olursan, artık kendisini hiçbir zaman ev halkına
kavuşturamazsın!
Muhakkak onu
öldürmeye kalkarlar!
Onlar buna
düşmandır!ar![451]
Kardeşinin
oğlunu, sakın Yahudilerin bulunduğu oralara kadar götü reyim deme!
Çünkü,
Yahudiler düşmanlık ehlidirler.
Bu çocuk, bu
ümmetin peygamberi olacaktır!
Kendisi,
Araplardandır.
Halbuki
Yahudiler gelecek peygamberin İsrail
oğullarından olmasını isterler, bu çocuğu kıskanırlar.
Sen,
kardeşinin oğlu hakkında onlardan sakın.[452]
İyi bil ki,
ben sana karşı üzerime düşen öğüt vazifesini yerine getirmiş bulunuyorum"
dedi.[453]
Rivayet
edildiğine göne; Peygamberimiz (a.s.)ın amcası Ebu Talib'le yaptığı Şam seferi
sırasında Rahip Bahîra'nın Peygamberimiz (a.s.)da gördüğü şeyleri, Ehl-i
Kitabdan,[454] YahudiIerden[455]
Zebir,[456] Temmam[457] ve
Deriş adlarındaki[458]
kimselerde gördüler.[459]
Peygamberimiz
(a.s.)ı öldürmeyi tasarladılar.
Bunu Rahip
Bahîra ile de konuşmaya gelip, konuştular.[460]
Bu Yahudiler;
Peygamberimiz (a.s.)a suikast hususundaki görüşlerine Rahip Bahîra'nın da
katılacağını sanıyorlardı.[461]
Rahip Bahîra
onları böyle birşeye girişmekten en şiddetli bir nehy ile nehyetti.[462]
Kendilerine,
Allah'ı hatırlattı.
Kitabda,
gelecek peygamberin zikrini ve sıfatını bulduklarını, onu öldürmek isteseler de
öldüremeyeceklerini anlattı.[463]
Onlara:
"Siz de,
onun sıfatını, Kitabda bulamadınız mı?" diye sordu.
"Evet!
Bulduk" dediler.
Bahîra:
"O
halde, onu öldürmeye, sizin için yol ve imkân yoktur!" dedi.[464]
Bunun
üzerine, onlar Bahîrâ'nın söylediği sözlerin doğruluğuna kanaat getirerek
Peygamberimiz (a.s.)ı bıraktılar, geri dönüp gittiler.[465]
Ebu Talib de,
Rahip Bahîra'nın tavsiyesi üzerine, Peygamberimiz (a.s.)la birlikte, oradan
hemen Mekke'ye döndü.[466]
İbn İshak'ın
(doğumu: 85, ölümü: 151 Hicrî) son zamanlarda bulunup 1401/1982 yılında
yayınlanan Kitâbu'l-Mübtedâ ve'l-meb'as ve'l-megâzî'sinin metninde Ebu Talib'in
bu seyahat hakkında söylediği 12, 18 ve 13 beyitlik üç manzumesinin bulunduğu
ve bunlarda Mekke'den yola çıkışları, Busra'da Rahip Bahîra tarafından
ağırlanışları ve isimleri de açıklanan üç Yahudi tarafından Peygamberimiz (a.s.)a
yapılmak istenilen suikastın Rahip Bahıra tarafından önlenişi hadiselerinin
dile getirildiği görülür.[467]
Bu
manzumeler; Bey ha kî tarafından da (doğumu: 384, ölümü: 458 Hicrî), İbn Asâkir
tarafından da (ölümü: 571 Hicrî), 5 üheylî tarafın dan da (doğumu: 508, ölümü:
581 Hicrî) bilinmekte idi.
Hatta, İbn
Asâkir, bunlardan 12 ve 18 beyitlik olanlarını kitabına[468];
Süheylî de 18 beyitlik olanının başından 9 beytini Ravdu'l-ünüf'üne[469]
kaydetmiştir.[470]
Peygamberimiz
Muhammed (a.s.)ın isim ve sıfatlan, Musa (a.s.)a indirilen Tevrat'ta ve İsa (a.s.)a indirilen İncil'de yazılı olup Ehl-i Kitab olan Yahudi
ve Hıristiyan bilginleri bu hususta tam bilgiye sahip bulunmakta,[471]
kendilerine Kitab verilenler, Peygamberimiz (a.s.)ı öz oğullarını tanıdıkları
gibi tanımakta idiler.[472]
Nitekim,
Yahudi âlimlerinden iken Müslüman olan Abdullah b. Selam:
"Ben,
Resûlullah (a.s.)ı, kendi oğlumu tanıdığımdan daha ziyade tanırım!" dediği
zaman, Hz. Ömer
"Ey
Selam'ın oğlu! Bu, nasıl tanıma?" diye sormuştu.[473]
Abdullah b.
Selam:
"Ben,
Muhammed ((a.s.))ın gerçekten Resûlullah olduğuna yakînen şehadet ederim.[474]
Kendisinin
peygamber olduğunda hiç şüphe etmem [475]
Çünkü, onun
Allah tarafından gönderilen peygamber olduğu, na't ve vasıfları Kitabımızda
bulunmakta dir.[476]
Kendi oğlum
üzerinde ise böyle kesin bir şehadeti yapamam![477]
Çünkü, onun
anası[478] kadının ne yaptığını
bilemem.[479]
Ne bileyim,
belki de ihanet etmiş olabilir!" dedi.[480]
Bunun
üzerine, Hz. Ömer
"Ey
Selam'ın oğlu! Allah seni hakka isabet ettirmiş!" dedi[481] ve
onun başını öptü.[482]
Yüce Allah;
daha önceki peygamberlerden de, Peygamberimiz (a.s.)a iman ve yardım etmeleri
hakkında ahd ve mîsak almıştır.[483]
Kadı lyaz der
ki:
"Yüce
Allah, o mîsakı, vahiy ile almıştır. Hiçbir peygamber göndermemiştir ki, ona
Muhammed (a.s.)ı veya vasıflarını anmış ve 'Ona eriştiğin takdirde, kesin
olarak iman edeceksin!1 diye kendisinden ahd ve mîsak almış
olmasın!
Deniliyor ki:
Yüce Allah, bunu kendi kavimlerine de haber vermeleri ve onların kendilerinden
sonra gelecek kavimlerine de aynen bildirmeleri hususunda da kesin söz
almıştır."[484]
Atâ b.
Yesar'dan rivayet edildiğine göre:
Peygamberimiz
(a.s.)ın Tevrat'taki sıfatlarından sorulunca, Abdullah b. Amr ibnü'l-Âs demiştir
ki:
"Evet!
Vallahi, Kur'ân'daki 'Ey Peygamber! Şüphe yok ki, Biz seni şahit, müjdeleyici
ve korkutucu olarak gönderdik!'[485]
âyetindeki bazı sıfatlar ile, Tevrat'ta da tavsif buyru I muştur. Şöyle ki:
'Ey
Peygamber! Biz seni şahit, müjdeleyici, korkutucu, ümmîler için de koruyucu
olmak üzere gönderdik.
Sen, benim
kulumsun, peygamberim sin.
Ben, sana
Mütevekkil ismini verdim.
O, ne kötü
huyludur, ne katı kalbi idi r; ne de çarşılarda, pazarlarda bağırır, çağırır.
O, kötülüğü
kötülükle de karşılamaz, fakat affeder, bağışlar.
Doğru yoldan
sapan milleti Lâ ilahe illallah [Allah'tan başka ilah yoktur!] diyerek
doğrultmadıkça, kör gözleri, sağır kulakları, kapalı gönülleri açmadıkça, Allah
onun ruhunu almayacaktır!'"[486]
Atâ b. Yesar,
Yahudi âlimlerinden iken Müslüman olan Abdullah b. Selam'in da bunu aynen
tekrarladığını; ve yine Yahudi âlimlerinden iken Müslüman olan Ka'bu'l-Ahbar'ı
da Abdullah b. Selam'ın söylediklerinin aynısını söylerken işittiğini, Ebu
Vâkıdü'l-Leysî'nin kendisine haber verdiğini, aynı zamanda:
"Onun
doğum yeri Mekke, hicret yurdu Taybe (Medine) olacak, kendisi Şam ülkesine
hükmedecektir.
Onun ümmeti
de, bollukta ve darlıkta, her yerde Allah'a hamd ederler; her yüksek yerde
tekbir getirirler.
Güneşin
seyrini izleyip, vakitleri gelince, nerede olursa olsun, namazlarını kılarlar.
Bellerine
fota bağlarlar.
Kollarını
yıkarlar (abdest alırlar).
Ezanlarının
sesleri, geceleyin, gök boşluğunda an uğultusu gibi uğuldar!" dediğini
açıklamıştır.
Abdullah b.
Abbas da, Ka'b'a:
"Tevrafta,
Resûlullah (a.s.)ın natını nasıl buldun?" diye sorduğu zaman, Ka'b:
"Tevrat'ta,
onun n a'ti:
'Muhammed b.
Abdullah, Mekke'de doğacak, Tâbe'ye (Medine'ye) hicret edecek, Şam'a hakim olacaktır!
Kendisi ne
kötü söz söyler, ne de çarşılarda bağırır çağınr.
Kötülüğü
kötülükle karşılamaz, fakat affeder, bağışlar.
Onun ümmeti
de, bollukta, darlıkta, her yerde, Allah'a hamd ederler. Tekbir getirirler.
Kollarını
yıkarlar (abdest alırlar).
Bellerine
fota bağlarlar.
Savaşta saf
oldukları gibi, namazlarında saf olurlar.
Mescidlerinde,
an uğultusu gibi, uğuldarlar.
Ezanlarının
sesleri, gök boşluğunda duyulur!1 diye yazılı bulduk" demiştir.[487]
Kur'ân-ı
Kerîm'e göre; Musa (a.s.)a indirilen Tevrat'ta Peygamberimiz (a.s.)ın Ashabının
vasıflan, hal ve şanları da şöyle açıklanmış bulunuyordu:
"Muhammed,
Allah'ın Resûlüdür.
Onunla
birlikte olanlar (Ashab da), kâfirlere karşı çok sert, kendi aralarında ise çok
merhametlidirler.
Onların, rükû
ve secde ederek; Allah'tan, lütuf ve rızasını istediklerini görürsün.
Onların
yüzlerinde, secdelerin izinden dolayı, nuranîlik vardır.
Bu, onların
Tevrat'taki vasıflarıdır..."[488]
Peygamberimiz
(a.s.)ın geleceğini İsa (a.s.) da
müjdelemiş, Kur'ân-ı Kerîm'de açıklandığı üzere:
"Birzaman,
Meryem oğlu İsa:
'Ey İsrail
oğulları! Ben size, Allah'ın gönderdiği peygamberiyim!
Benden önceki
Tevrafı tasdik edici, benden sonra gelecek peygamberi de-ki, ismi
Ahmed'dir-müjdeleyici olarak geldim" demişti.[489]
İbn İshak'ın
(85-151 Hicrî) bildirdiğine göre; İsa
(a.s.)a Allah tarafından gelen İncil'de Peygamberimiz
(a.s.)ın sıfatı ve ismi hakkında verilmiş olan bilgiyi, İsa (a.s.)ın devrinde havari Yuhannâ da yazdığı İncil'de tesbit etmiş bulunuyordu.
Nitekim, İsa (a.s.), kendisini inkâr eden kavmine
karşı:
"Rab
tarafından çıkıp gelecek olan o Münhamenna, Rab tarafından çıkıp gelecek olan o
Rûhu'l-Kudüs gelmiş olsaydı, o bana şehadet ederdi.
Siz de,
şehadet edersiniz.
Çünkü, öteden
beri benimle birlikte bulunuyorsunuz.
Ben, bunları
size söyledim ki, şüpheye düşmeyesiniz ve sürçmeyesiniz!" demiştir.
Münhamenna,
Süryanice Muhammed demektir. Bunun Rumca'sı Baraklitus'dur.[490]
Ebu'l-Ferec
İbn Cevzî'nin (540-597 Hicrî), İbn Kuteybe'den (213-276 Hicrî) nakline göre:
İsa (a.s.),
havarilerine:
"Ben
gidersem, size Faraklit, Rûhu'l-Hak gelecektir!
O,
kendiliğinden söz söylemeyecek, ancak kendisine ne söylenirse onu
söyleyecektir.
O, bana
şehadet edecektir.
Siz de
şehadet edersiniz.
Çünkü, siz
halktan daha önce benimle birlikte bulunuyorsunuz.
Ben
gitmezsem, Faraklit size gelmez!" demiştir.[491]
Gerek
Baraklitus, gerek Faraklit sözü Periclotas şekline sokulup Yuhanna İncilinde
Teselli Edici diye tercüme edilmiştir.[492]
Şüphesiz ki, İsa (a.s.)ın anadili Yunanca değil,
İbranice idi. Kendisine Allah tarafından indirilmiş olan İncil'in de İbranice
olacağı tabiîdir.
İsimleri
tercüme etmek Ehl-i Kitab âlimlerince âdet olduğundan, İsa (a.s.)ın kendisinden sonra geleceğini müjdelediği âhir zaman
peygamberinin ismini de Yunanca'ya tercüme etmişler ve Arapça mütercimlerde onu
Faraklit olarak Arapçalaştırmışlardır.
Bir papaz
tarafından yazılıp Hicrî 1268 yılında Kalküta'da bastırılan bir broşürde;
Faraklit olarak Arapçalaştırılan ismin İncil'in Yunanca nüshasında Paraklitus
şeklinde mi, yoksa Piraklütüs şeklinde mi geçtiği incelenerek, birinci şekle
göre ismin Teselli ve Yardım Edici, Vekil mânâlarına geldiği ifade ve ikinci
şekle göre ise, Muhammed ve Ahmed mânâlarına gelebileceği itiraf edilmiş ve
Müslümanların bu şekli iltizam ettikleri ileri sürülmüştür.
Halbuki, iki
kelime arasında şekil ve telaffuz bakımından pek az bir fark vardır.
Yunan
harfleri, birbirlerine benzerler.
Bazı İncil
nüshalarındaki Piraklütüs, belki de, yazıcıların hatası yüzünden Paraklitus
olmuştur."[493]
Kur'ân-ı
Kerîm'e göre Peygamberimiz (a.s.)ın ashabının "İncil'deki vasıflan da, bir
ekin gibidir ki; filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, saplan üzerine, bir
düzeye dizilmiştir. Öyle ki, ekincilerin hoşuna gider. Bu (teşhisle) ki,
onlarla, kâfirleri öfkelendirmek içindir. Allah, onlardan, iyi amel işleyenlere
bir mağfiret ve büyük bir ecir vaad buyurmuştur."[494]
Markos
İncilinde bu hususta şöyle denilmiş olduğu görülür:
"Ve
dedi: Allah'ın melekûtu böyledir. Yere tohum saçan bir adam gibidir.
Gece gündüz
uyuyup kalkar, tohum biter ve büyür. Nasıl,
o bilmez.
Toprak,
kendiliğinden, önce otu, sonra başağı, sonra başakta dolu taneyi verir.
Mahsul kemale
erdiği zaman, hemen orağı salar.
Çünkü, hasat
zamanı gelmiştir."[495]
Yuhannâ'nın
İncil menkıbesine göre, Yahudiler üç peygamberin gelmesini beklemekte idiler:
İlki: tekrar geleceğini sandıkları İlya,
İkincisi: Mesîh İsa
(a.s.),
Üçüncüsü: Herkesin bildiği, kendisi sadece "O
Peygamber" diye anılan peygamberdi.
Yahudiler,
Yahya (a.s.)a:
"Sen
kimsin?" diye sordukları zaman, o:
"Ben,
Mesîh değilim!" dedi.
Yahudiler
"Öyle
ise, sen nesin? İlya mısın?" dediler.
Yahya (a.s.):
"Değilim!"
dedi.
Bunun
üzerine, Yahudiler
"Sen, O
Peygamber misin?" diye sordular.
Yahya (a.s.):
"Hayır!"
dedi.
Yahudiler
"Öyle
ise, sen kimsin? Kendin hakkında, ne diyorsun?" dediler.
Yahya (a.s.):
"Ben,
İşaya Peygamberin dediği gibi:
'Rabbın yolunu
düzeltiniz!1 diye çölde bağıranın sesiyim!
Aranızda biri
duruyor da, siz onu bilmiyorsunuz.
Benden sonra
gelen odur! Ben, onun çarığının bağını çözmeye lâyık değilim!" dedi.[496]
İsa (a.s.) ise, Yahya
(a.s.) hakkında:
"Eğer
kabul etmek isterseniz, gelecek olan İlya, budur!" demiş;[497]
gelecek olan Mesîh'in de İsa (a.s.)
olduğu,[498] gösterdiği mucizelerle
anlaşılmıştır.[499]
Geleceği
müjdelenenlerden üçüncüsü olan ve kendisi sadece "O Peygamber" diye
anılan[500] son peygamberin gelmesi
ise, İsa (a.s.)dan sonra, beklenip duruyordu.
Nitekim,
Medineli putperest Evs ve Hazrec kabilelerinin ne zaman Medineli Yahudilerle
aralan açılsa, Yahudiler onlara:
"Bir
peygamber, hemen gönderilmek, gelmek üzeredir!
Onun geleceği
zamanın gölgesi düştü.
O peygamber
gelince, biz ona tâbi olacak; İrem ve Âd kavimleri gibi, sizi öldürüp kökünüzü
kazıyacağız!" derlerdi.[501]
Rahip
Bahîra'nın da dediği gibi, Yahudiler gelmesini bekledikleri son peygamberin
İsrail oğullarından olmasını arzu etmekte idiler.
Peygamberimiz
Muhammed (a.s.) ise, İsmail (a.s.)ın soyundan gelen Araplardan olduğu için;
Medineli Yahudiler de Peygamberimiz (a.s.)a kıskançlıklarından dolayı, iman
etmemekte ve karşı koymakta direnmiş durmuşlardır.[502]
İbn İshak'ın
Abdullah b. Ebi Bekr, b. Muhammed, b. Amr, b. Hazm'dan, onun da Peygamberimizin
zevcesi Hz. Safiyye'den rivayetine göre:
Peygamberimiz
Muhammed (a.s.)ın Medine'ye hicreti sırasında, Küba köyüne geldiği işitilince,
babası Huyey b. Ahtab ile amcası Ebu Yâsir b. Ahtab hemen Küba'ya gitmişler,
güneş batarken de, çok bitkin ve üzgün bir halde eve dönmüşlerdi.
Ebu Yâsir b.
Ahtab, Huyey b. Ahtab'a:
"Bu,
geleceği beklenilen O Peygamber midir?" diye sormuş, Huyey b. Ahtab:
"Evet!
Vallahi, odur!" demişti.
Ebu Yâsir
"Bunun o
olduğunu iyice anladın ve tesbit ettin mi?" diye sormuş, Huyey b. Ahtab:
"Evet!"
demiştir.
Ebu Yâsir
"O
halde, ona karşı kalbinde ne var?" diye sormuş, Huyey b. Ahtab:
"Vallahi,
sağ oldukça, ona hep düşmanlık besleyip duracağım!" demiştir.[503]
Medineli
Yahudilerin; Peygamberimiz (a.s.) ve Allah'tan getirdiği Kitabı hakkındaki
tutum ve davranışları Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklanır:
"Vaktâ
ki, onlara, Allah katından, yanlarındakini tasdik edici, doğrulayıcı bir Kitab
geldi ki, onlar daha önce, kâfirlere karşı, Allah'tan böyle bir fetih ve yardım
istiyorlardı. İstedikleri kendilerine gelince, (kıskançlıklarından) onu inkâr
ettiler. Artık, Allah'ın laneti o kâfirlerin üzeri nedir. "[504]
Yüce Allah,
Peygamberimiz Muhammed (a.s.)ı da, Firavun'a gönderdiği resûl gibi bir resûl
olarak göndermiştir.[505] Eski
Ahid'de de, Musa (a.s.)a Yüce Allah tarafından şöyle denildiği görülür:
"Onlar
(İsrail oğulları) için, kardeşleri arasından, senin gibi bir peygamber
çıkaracağım, ve sözlerimi onun ağzına koyacağım, ve ona emredeceğim herşeyi
onlara söyleyecek ve vâki olacak ki, Benim ismimle söyleyeceği sözlerimi
dinlemeyecek olan adamdan, Ben arayacağım!"[506]
İsrail
oğullarının kardeşlerinden maksadın, İsmail (a.s.)ın oğulları olduğu malumdur.
Onların içinden de, Muhammed (a.s.)dan başka hiçbir kimsenin ilahî vahye mazhar
olduğu ve ağzına Yüce Allah'ın Kelamının konulduğu görülmemiştir.[507]
İbrahim (a.s.)
ile oğlu İsmail (a.s.)ın, Kabe'nin duvarlarını örüp yükseltirlerken Yüce
Allah'a:
"Ey
Rabbimiz! Bizden sâdır olan şu hizmeti kabul buyur!
Şüphe yok ki,
herşeyi işiten, herşeyi bilen Sensin Sen!
Ey Rabbimiz!
Bizi, Sana teslimiyette sabit kıl!
Soyumuzdan
da, yalnız Sana boyun eğen Müslüman bir ümmet yetiştir!
Ey Rabbimiz!
Onların içinden de, kendilerine Senin âyetlerini okuyacak, onlara Kitabı ve
Hikmeti öğretecek, onları iyice temizleyecek bir peygamber de gönder..."
diyerek dua ettikleri[508] ve:
"İçinizde,
kendinizden bir peygamber gönderdik ki, size âyetlerimizi okuyor, sizi tertemiz
yapıyor, size Kitabı ve Hikmeti öğretiyor, bilmediğiniz şeyleri size
bildiriyor"[509]
buyurularak Peygamberimiz (a.s.) hakkındaki dualarının kabul edilmiş olduğu
açıklanmış bulunmaktadır.[510]
Peygamberimiz
(a.s.), amcası Ebu Talib'in şefkatli kanadı altında güzelce büyüyüp gidiyordu.[511]
Ebu Talib bu
koruyuculuğunu ve kollayıcılığını hayatının sonuna kadar devam ettirdi.[512]
Yüce Allah;
Peygamberimiz (a.s.)ı, Ebu Talib'in yanında bulundurup[513]
peygamberlikle
şereflendireceği
için, onu Cahiliye devrinin kötülüklerinden hiçbirine bulaştırmadı.[514]
1. Suyutî'nin Ebu Nuaym ve İbn Asâkir'den nakline göre, Hz.
Ali der ki: "Muhammed (a.s.)a, bir gün:
'Sen, hiç
puta taptın mı? ' diye soruldu.
'Hayır!'
buyurdu.
'Sen, hiç
içki içtin mi?' diye sordular.
'Hayır! Ben,
daha Kitab ve imanın ne olduğunu bilmezken bile, Kureyşîlerin küfür üzerinde
bulunduklarını bilmekten uzak kalmamı sırrıdır' buyurdu."[515]
Peygamberimiz
(a.s.), kendisini çocukluğu sırasında Yüce Allah'ın nasıl koruduğunu şöyle anlatır:
"Öyle
bir zamanımı biliyorum ki; Kureyş çocuklarıyla birlikte, bir oyun oynamak
üzere, bir yerden bir yere taş taşıyorduk.
Her birimiz,
fotasını sıyırıp boynuna dolamış, taşı onun üzerinde taşıyordu.
Ben de,
onlarla birlikte böyle yapıp gelir giderken, kendisini görmediğim birisi bana
ağrıtıcı bir yumruk indirip:
'Bağla fotanı
beline!' dedi.
Ben de,
hemen, fotamı belime bağladım.
Arkadaşlarımın
arasında, yalnız ben, fotalı olduğum halde boynumda taş taşıdım."[516]
2. Cabir b. Abdullah'ın rivayetine göre, Peygamberimiz (a.s.),
Kureyş ile birlikte, Kabe için
taş taşıyordu. Fotası da üzerinde idi.
Peygamberimiz
(a.s.)ın amcası Hz.Abbas:
"Kardeşimin
oğlu! Şu fotanı çözsen, omuzlarının üzerine alsan da, taşıyacağın taşla
gitsene!" demişti.
Peygamberimiz
(a.s.), fotasını çözüp omuzlarının üzerine koyar koymaz, yere, baygın düştü!
İşte ondan
sonra, kendisi hiçbir vakit çıplak görülmemiştir.[517]
Peygamberimiz
(a.s.), oniki yaşında bir çocuk iken.[518] Rahip
Bahîra'nın Kureyş müşriklerinin Lât ve Uzzâ putları adına yemin edip
durduklarına bakarak, Peygamberimiz (a.s.)a da "Lâtve Uzzâ hakkı için,
sorularıma cevap ver!" dediği zaman, "Lât ve Uzzâ adına yemin vererek
bana birşey sorma! Vallahi, ben, bunlardan nefret ettiğim kadar, hiçbir şeyden
nefret etmem!" demiştir.[519]
Peygamberimiz
(a.s.)ın dadısı Ümmü Eymen der ki:
"Kureyş
müşrikleri, tazim için, Buvâne putunun yanında, yılda bir gün toplanırlar,
geceye kadar onun yanında saç kestirmek, iti kafa girmek, kurban kesmek
suretiyle tören yaparlardı.
Ebu Talib de,
Kureyş kavmi ile birlikte bu bayram için hazırlanmış ve Resûlullah (a.s.)ın da
bu bayramda kavminin yanında bulunmak üzere hazırlanmasını söylemişti.
Resûlullah (a.s.)
bundan kaçınınca, Ebu Talib'in de, Resûlullah'ın âmelerinin (halalarının) da
Resûlullah'a son derece kızdıklarını gördüm.
Halaları:
'İlahlarımızdan
yüz çevirmek demek olan bu davranışından dolayı, senin bir felakete uğramandan
korkuyoruz!' diyerek o kadar ısrar ettiler, o kadar üzerine düştüler ki,
Resûlullah (a.s.) yanlarına düşüp gitmek zorunda kaldı.
Allah'ın
dilediği kadar bir müddet orada gaip olup görünmedi.
Sonra,
korkudan benzi sararmış bir halde dönüp yanımıza geldi.
Halaları:
'Senin başına
ne felaket geldi?' diye sordular. O da:
'Bana cin
dokunmasından korkuyorum!' dedi.
Halaları:
'Allah, seni
şeytanla mübtelâ kılmaz! Sende, iyi haslet ve meziyetler var.
Söyle
bakalım, görmüş olduğun şey nedir?' dediler.
Resûlullah:
'Ben, bu
putun yanına yaklaşınca, beyaz ve uzun boylu bir adam peyda olup, bana 'Ey
Muhammedi Gerine dön! Sakın ona el sürme!1 diyerek bağırıyordu!'
dedi.
Artık,
kendisine peygamberlik gelinceye kadar, onların bayramına ve törenine katılmadı
."[520]
5. Hz. Ali'nin, Peygamberimiz (a.s.)dan bizzat işitip bildirdiğine
göre, Peygamberimiz (a.s.) buyurmuşlardır ki:
"Ben,
Cahiliye devri insanlarının işledikleri birşeyi işlemeye iki kere teşebbüs
etmiş isem de, Yüce Allah, işlemek istediğim şeyle benim arama girip, beni
ondan alıkoydu.
Bundan sonra,
Yüce Allah beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar hiçbir kötü şeye
teşebbüs etmedim !"[521]
İki kere
yapmaya teşebbüs edip alıkonulduğum şey de şu idi:
"Bir
gece, Mekke'nin yukarı taraflarında, Kureyş'ten bir veya birkaç gençle birlikte
kendi koyunlarımızı otlatıyordum.
Arkadaşıma:
'Eğer
koyunuma bakarsan, ben de, diğer gençler gibi, Mekke'ye gidip gece
konuşmalarına katılayım' dedim.
Arkadaşım:
'Olur.
İstediğini, yap!' dedi.
Ben, bu
arzumu yerine getirmek üzere, yola çıktım.
Mekke
evlerinden ilk evin yanına vardığım zaman, defler, düdüklerle ıslık çalındığını işittim.
'Nedir bu?'
diye sordum.
'Filan erkek,
filanca kadınla evleniyor!' dediler.
Hemen, oturup
onlara bakmaya başladım.
Derken, Yüce
Allah kulaklarımı tıkadı, uyuyakaldım.
Beni ancak
güneşin sıcaklığı uyandırabildi!
Hemen, dönüp
arkadaşımın yanına geldim.
'Ne yaptın?'
diye sordu.
'Hiçbir şey
yapmadım!' dedim. Sonra da, başımdan geçeni ona anlattım.
Başka bir
gece, yine, arkadaşıma aynı şekilde ricada bulundum. O da:
'Olur.
Dilediğini, yap!' dedi.
Yola çıkıp
Mekke'ye geldiğimde, şu geçen gece Mekke'ye geldiğim zaman işittiğimin aynısını
işittim.
Hemen, oraya
çöküp bakmaya başladım.
Derken, Yüce
Allah kulaklarımı tıkadı.
Vallahi, beni
ancak güneşin sıcaklığı uyandırabildi!
Uyanınca,
hemen, arkadaşımın yanına döndüm. Başımdan geçeni ona anlattım.
Bundan sonra,
Yüce Allah beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar hiçbir kötü şeye
teşebbüs etmedim ."[522]
6. Kureyş müşriklerinin, pufları olan Lâtve Uzzâ'ya geceleri
taptıktan sonra yatmayı âdet edindikleri sıralarda, Peygamberimiz (a.s.)ın,
zevcesi Hz. Hatice'ye "Ey Hatice! Vallahi, ben hiçbir zaman Lâfa tapmam!
Vallahi, ben hiçbir zaman Uzzâ'ya tapmam!" dediğini ve Hz. Hatice'nin de
"Boş ver Uzzâya Muzzâya!" diye karşılık verdiğini komşusunun işitmiş
olduğu rivayet edilir.[523]
İbn İshak (85-151
Hicrî) der ki:
Resûlullah (a.s.);
erlik çağına erinceye kadar, mertlik ve insanlıkça, kavminin en üstünü; ahlâkça
en güzeli; soy sop itibarıyla en şereflisi; komşuluk haklarını en çok gözeteni;
akıl ve uslulukça en büyüğü; doğruluk ve doğru sözlülükte en başta geleni;
eminlik ve güvenilirlikte en büyüğü; kötülükten, insanları alçaltan huylardan
da, insanların en uzak bulunanı idi.
Yüce Allah,
bütün iyi haslet ve meziyetleri onda toplamıştı.
Bunun için;
kendisi, kavmi arasında 'el-Emîn' adıyla anılırdı ."[524]
Peygamberimiz
(a.s.)in yirmi yaşlarında iken[525] amcalarıyla
birlikte katıldığı[526] son
Ficar kavgasından dönüldükten sonra,[527]
Haram aylardan Zilkade ayında idi ki,[528]
Yemenli Zübeyd kabilesinden bir adamın satmak üzere Mekke'ye getirdiği bir yük
metaını Kureyş eşrafından Âs b. Vâil satın almış, parasını ödemeye yanaşmamıştı.[529]
Âs b. Vâil
adamın metaını kendisine geri vermesi isteğine de yanaşmayınca,[530]
adamcağız:
Abduddar,
Manzum, Cuman, Sehm ve Adiyy b. Ka'b oğulları gibi, Mekke'nin nüfuzlu
ailelerinin ileri gelenlerine başvurup Âs b. Vâil 'deki alacağını ödettirmeleri
için kendisine yardım etmelerini istemişti. Fakat, bunlar adamcağıza yardımcı
olacakları yerde, Âs b. Vâil'i kayırmışlar, adamcağızı da azarlamışlardı.
İşin kötüye
gittiğini gören[531] ve
çaresizlik içinde kalan adam[532]
güneşin doğmak üzere olduğu ve Kureyş ileri gelenlerinin de Kabe'nin çevresinde
küme küme oturdukları bir sırada, Ebu Kubeys dağına çıkarak "Ey Fihr
hanedanı!" diye bağıra bağıra okuduğu şiirinde, uğradığı zulmü ve
haksızlığı açıklayıp yardım dileğinde bulununca;[533]
orada hemen kalkıp temaslara başlamak suretiyle ilk harekete geçen ve bu yolda
daha başkalarını da harekete geçiren zât, Peygamberimiz (a.s.)ın amcası Zübeyr
b. Abdulmuttalib oldu.[534]
Kureyş
kabilelerinden:
Hâşim b. Abdi
Menaf,
Muttalib b.
Abdi Menaf,
Zühre b.
Kilab,
Teym b.
Mürre,
Haris b. Fihr
oğulları, Darü'n-Nedve'de toplandılar.
Durumu
aralarında konuştular, ne şekilde hareket edileceğini sözbirliğiyle
belirlediler.[535]
Bu hususta
andlaşmaya, birbirlerini davet ettiler.
Yaşlılığı
dolayısıyla[536] Abdullah b. Cüd'an'ın
evinde toplandılar.[537]
Abdullah b.
Cüd'an, yemek yaptırıp onlara yedirdi.[538]
"Mekkelilerden
ve Mekkeliler dışında, Mekke'ye girecek olan sair insanlardan, Mekke'de zulme
ve haksızlığa uğramış bir kimse bırakmamak;[539]
mazlumun hakkı geri alınıncaya kadar zalime karşı mazlumla birlikte hareket
etmek" üzere ahidleştiler ve akidleştiler.[540]
Denizlerin
bir kıl parçasını ıslatacak kadar suyu bulundukça, Hira ve Sebîr dağı
yerlerinde durduğu ve üzerlerinde dağ tekeleri yayıldığı müddetçe, ahid ve
akidlerine bağlı kalacaklarına and içtiler.[541]
Geçmiş zamanlarda,
Cürhüm kabilesinden:
Fadl b.
Fadâle,
Fadl b.Vedâa,[542]
Fadl b.
Haris,[543] veya Fudayl b. Hâris[544]
isimlerinde, eşraftan üç kişinin biraraya gelip:
Zalime karşı
mazluma yardım etmek;[545]
zayıfın hakkını güçlüden, yabancının hakkını yerliden almak; adaleti aralarında
hâkim kılmak üzere, andlaşmışlardı.[546]
Kureyşliler,
şekil ve mahiyeti itibarıyla eskisine pek benzeyen bu yeni teşebbüse de;
"Fadl adlı kişilerin andı" anlamına gelen "Hılfü'l-fudûl"
adını verdiler.[547]
Hılfü'l-fudûl'ün
ilk işi; Âs b. Vâil'e giderek Zübeydî'nin malını Âs b. Vâil'den çekip almak ve
Zübeydîye teslim etmek oldu.
O sırada;
Has'am kabilesinden bir adam, umre veya hac yapmak maksadıyla, kızını yanına
alarak Mekke'ye gelmişti.
Has'amî'nin
Katul diye anılan kızı, herkesin kadınından güzeldi.
Mekke
eşrafından Nübeyh b. Haccac; onu, görür görmez, babasının elinden zorla alıp
kaçırdı.
Has'amî:
"Bu
adamı bulup benim yanıma getirecek bir kimse yok mu?" diyerek feryad etti
durdu.
Kendisine:
"Git de,
derdini Hılfü'l-fudûl'e anlat!" denildi.
Bunun üzerine,
Has'amî, hemen Kabe'nin yanına dikilip:
"Yâ
Hılfe'l-fudûl! Yetiş imdadıma!" diyerek bağırmaya başlayınca, kılıçlarını
sıyırıp her taraftan boyunlarını uzatarak Has'a-mî'nin yanına yetişenler:
"İşte,
sana yardıma geldik. Ne oldu sana?" diye sormaya başladılar.
Has'amî:
"Nübeyh,
kızım hakkında bana zulmetti: kızımı elimden zorla çekip aldı!" dedi.
Hılfü'l-fudûl
ashabı, hemen Has'amî'yiyanlarına alarak Nübeyh'in evine gittiler, kapısının
önüne dikildiler.
Nübeyh
yanlarına çıkınca, kendisine:
"Yazıklar
olsun sana! Sen de biliyorsun ki, biz, bu hususta akid yapmışızdır! Haydi, tez
getir kadını!" dediler.
Nübeyh:
"Emrinizi
yerine getireyim! Fakat, bir gece olsun, ondan yararlanmama müsaade
ediniz!" dedi.
HıIfü'l-fudûl
ashabı:
"Hayır!
Vallahi, sana süt sağım zamanı kadar bile müsaade edilemez!" dediler.
Bunun üzerine, Nübeyh, kadını çıkarıp babasına teslim etmek zorunda kaldı.[548]
Peygamberimiz
(a.s.), amcalarıyla birlikte bulunup[549]
Abdullah b. Cüd'an'ın evinde yapıldığını bildirdiği Hılfü'l-fudûl hakkında,[550]
"Ona İslâmiyet devrinde bile davet edilsem, icabet ederim"
buyurmuştur.[551]
Güvenilir
ravilerin Abdullah b. Abbastan rivayetlerine göre,[552]
Peygamberimiz (a.s.)in yirmi yaşlarında bulunduğu sırada idi ki, Kureyşliler
kıyafet ve izlerden anlayan kâhin bir kadının yanına varıp:
"Şu
Makam sahibine[553] iz
bakımından[554] hangimizin daha çok benzediğini
bize haber ver?" dediler.[555]
İbrahim (a.s.);
İsmail (a.s.)la birlikte Kabe'nin duvarlarını yükseltirlerken,[556]
İbrahim (a.s.)ın uzanıp yerden taş alması ve duvara kaldırması zorlaşınca,[557]
İsmail (a.s.), bir taş getirip İbrahim (a.s.)ın ayağının altına koymuş, o da
onun üzerinde dikilerek duvar örme işine devam etmişti.[558]
Kabe'nin
yapısı sona erinceye kadar bu iskele taş, köşelerde dolaştırılmış durmuştu.
İşte, İbrahim
(a.s.)ın üzerinde durduğu bu Taş'a "Makam-ı İbrahim" adı verilmiştir.[559]
Kur'ân-ı
Kerîm'de de:
"Şüphesiz
ki, âlimler için feyizli ve aynı hidayet olmak üzere konulan İlk Beyt (Mâbed),
elbette ki Mekke'de olandır. Orada, apaçık alâmetler, Makam-ı İbrahim
vardır..."[560]
buyurularak, bu mübarek taş anılmıştır.
İbrahim (a.s.)ın
gerek iskele gibi kullandığı ve gerek üzerine dikilip insanları hacca davet
ettiği bu mübarek taşın[561]
üzerinde İbrahim (a.s.)ın iki ayağının izi de bulunmaktadır.[562]
Kâhin kadın,
Kureyşîlerin isteklerine karşı:
"Eğer,
siz şu ince milli yerin üzerine bir yaygı serer, sonra da onun üzerinde yürür
geçerseniz, ben size istediğinizi haber veririm" dedi. Kureyşîler; ince,
yumuşak milli yerin üzerine hemen bir yaygı serdiler, sonra da üzerinden
yürüyüp geçtiler.
Kâhin kadın;
Peygamberimiz (a.s.)ın izini görünce:
"Bu iz;
Makam'dakine, benzerlikte en yakınınızdır!" dedi.
Bundan, yirmi
yıl[563]
veya yirmi yıla yakın[564], ya
da Allah'ın dilediği kadar[565] bir
müddet geçtikten sonra, Yüce Allah, Muhammed (a.s.)ı, peygamber olarak
gönderdi.[566]
Kureyşliler;
öteden beri ticaretle uğraşırlardı.[567]
Ticaretle
uğraşmayanların ise, ellerinde hiçbir şeyleri bulunmazdı.[568]
Peygamberimiz
Muhammed (a.s.); onaltı yaşında bulunduğu sırada, amcası Zübeyr b.
Abdulmuttalib'le birlikte, Kureyşlilerin ticaret kervanına katılarak Yemen'e
gitti.[569]
Giderken,
önlerine gerilen puğur deveyi uysallaştırmak, gelirken de kafilenin önüne
düşerek onları sel sularıyla dolup taşan geçitsiz vadiden selametle geçirmek
gibi halleri görüldü.[570]
Bu hadiseler,
ayrıntılı olarak şöyle anlatılır
Ticaret
kafilesi giderken bir vadiye uğramışlardı ki, erkek, puğur bir deve oradan
kimseyi geçirmemekte idi.
Kafile, geri
dönmek istedikleri zaman, Peygamberimiz (a.s.);
"Ben
onun hakkından gelirim!" diyerek kafilenin önüne düştü.
Puğur deve
Peygamberimiz (a.s.)ı görünce uysallaştı.
Peygamberimiz
(a.s.) kendi devesinden inip onun üzerine bindi. Vadiyi geçtikten sonra, onu salıverdi.
Seferlerinden
dönüşlerinde de, su ile dolup taşan bir vadiye rastlamışlar ve duraklamışlardı.
Peygamberimiz
(a.s.) "Siz, beni takip ediniz!" dedi. Kafile onu takip ederek
selametle geçtiler. Sanki, Yüce Allah, oradaki suları kurutmuş, geçit verir
hale getirmişti.
Mekke'ye
gelip bunları anlattıkları zaman, halk "Bu gencin hal ve şanı, büyük
olacak!" demeye başladılar.[571]
Peygamberimiz
(a.s.); zengin Kureyş kadınlarından Hz. Hatice hesabına, Cüreş pazarına iki
kere ticaret seferi yapmış ve her sefer için, kendisine ücret olarak genç ve
erkek birer deve ver-ilmiştir.[572]
Cüreş,
Yemen'in Mekke tarafına düşen birinci iklimde 65 boylam 17 enlem derecesinde
bulunan sancaklarından, büyük ve geniş şehirlerinden idi.[573]
Hz. Hatice;
kendisine ait malları Tihâme'deki Hubaşe pazarında da sattırmak üzere
Peygamberimiz (a.s.)ı ücretle tuttu ve Kureyşîl erden tuttuğu başka bir zâtı da
Peygamberimiz (a.s.) m yanına kattı
Hubaşe,
Arapların pazar yerlerinden bir yer olup,[574]
Yemen'de idi ve Mekke'ye altı günlük bir mesafede idi.
Orada, her yıl
Recep ayında,[575] üç gün[576] veya
sekiz gün pazar kurulur,[577]
alışveriş yapılırdı.[578]
Bu sefer;
Peygamberimiz (a.s.)ın, Hz. Hatice hesabına Hubaşeye Meysere ile birlikte yaptığı
ilk seferi idi.
Oradan,
Tihâme kumaşı satın alıp Mekke'ye getirmişler, Hakîm b. Hizam'a satarak çok güzel
bir kazanç sağlamışlardı.[579]
Peygamberimiz
(a.s.):
"Ben,
Hatice'den daha hayırlı patron görmedim. Ben ve arkadaşım, seferden dönüp de,
onun yanında, bizim için biriktirilmiş buğday ekmeği, nefis ve turfanda türlü
yemişleri hazır bulmadığımız olmamıştır!" diyerek Hz. Hatice'yi övmüştür.[580]
Ebu Talib
Amca, bir gün Peygamberimiz (a.s.)a:
"Ey
kardeşimin oğlu! Ben, malsız bir adamım.
Zamanın,
üzerimize çöken sıkıntısı, son dereceyi buldu.
Kıtlık ve
mücadele yıllan, bizde ne sermaye bıraktı, ne de ticaret!
İşte,
kavminin ticaret kervanı Şam'a gitmeye hazırlanmış bulunuyor. Hatice binti
Huveylid de, bu kervana, yükleyeceği mallarla katılacak, mallarının üzerinde
de, kavminden bazı adamlar gönderecek-tir.[581]
Kendisinin,
senin gibi güvenilir, temiz ve vefakâr bir insana çok ihtiyacı vardır.
İşlerinden ve ticaretinden bir kısmına seni vekil yapması için yanına varıp
kendisiyle konuşmuş olsaydık, iyi olurdu.[582]
Yine de,
gidip dileğini ona arzedecek olursan, herhalde, hemen kabul eder.[583]
Temizliğin
sebebiyle, seni başkasına üstün tutar, sanırım.
Gerçi, ben
senin Şam taraflarına gitmeni istemiyor ve sana Yahudilerden bir zarar
gelmesinden korkuyorum, ama bundan başka bir fikir, bir çare de
bulamıyorum" dedi.[584]
Peygamberimiz
(a.s.):
"Belki
de, o (Hz. Hatice), bu hususta bana bir haber salar" dedi.
Ebu Talib
Amca:
"Ben,
onun, senden başkasını vazifelendireceğinden de endişe ediyorum. Sen, işi
tedbirli olarak talep ve takip et!" dedi.[585]
Peygamberimiz
(a.s.):
"Amcacığım!
Sen, nasıl istiyorsan, öyle yap!" dedi.[586]
Hz. Hatice;
şerefli ve çok zengin bir kadındı, ticaretle uğraşırdı. Güvendiği kimselere
sermaye verip-aralarında belirleyecekleri şarta göre, zarar ve ziyan sermayeye
ait olmak üzere-onlaria ortak olur, elde edilen kazançtan bir kısmını onlara
verirdi.[587]
Hz. Hatice;
Ebu Talib ile Peygamberimiz (a.s.) arasında geçen konuşmayı işittiği zaman;[588]
Peygamberimiz (a.s.)ın son derecede doğruluğunu, eminliğini ve iyi huyluluğunu
çok iyi bildiği için.[589]
"Ben onun bunu isteyeceğini bilmiyordum!" dedi[590] ve
hemen, Peygamberimiz (a.s.)a haber salıp ticaret kervanını götürenlere
veregeldiğinden daha fazla ücret vermek şartıyla ticaret malını Şam'a
götürmesini teklif etti.[591]
Peygamberimiz
(a.s.) Hz. Hatice'nin yanına gelince, Hz. Hatice:
"Ben,
seni, Şam'a göndereceğim ticaret mallan üzerinde göndermek için çağırdım.
Senin doğru
sözlü, son derecede gücenilir, güzel huylu olduğunu biliyorum.
Sana,
kavminden hiçbir kimseye vermediğim ücretin birkaç katını vereceğim!"
dedi.[592]
Peygamberimiz
(a.s.), Hz. Hatice'nin bu teklifini kabul etti.[593]
Hemen, amcası
Ebu Talib'le buluşup, durumu ona anlattı.[594]
Ebu Talib:
"Bu,
Allah'ın sana gönderdiği bir nzıktır.[595]
Ey kardeşimin
oğlu! Bana erişen habere göre, Hatice filan adamı iki erkek genç deve vermek
üzere tutmuş. Biz sana da bu kadar ücret vermesine razı değiliz. Senin için, bu
hususta onunla bir konuşsak olmaz mı?" dedi.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Sen
nasıl istersen öyle olsun!" dedi.
Bunun
üzerine, Ebu Talib, hemen Hz. Hatice'nin yanına gitti:
"Ey
Hatice! Sen, Muhammed'i tuttun mu? Haber aldığıma göre, filan zât, iki erkek
genç deve vermek üzere tutmuşsun.
Biz, Muhammed
için, dört erkek ve genç deveden başkasına razı değiliz!" dedi.
Hz. Hatice:
"Sen
bunu bize uzak ve düşman olan bir kimse için bile dilemiş olsaydın, yine kabul
ederdik. Kaldı ki, bize akraba ve dost olan birisi için dilemiş bulunuyorsun
ki, bu nasıl kabul edilmez?" dedi.[596]
Peygamberimiz
(a.s.); Hz. Hatice'nin ticaret malını Şam'a götürüp satmak üzere,[597]
kölesi Meysere ile birlikte Mekke'den yola çıktı.[598] Hz.
Hatice; Huzeyme b. Hakîmü's-Sülemîyi de, yardımcı olmak üzere, yanlarına
kattı.[599] Huzeyme, Hz. Hatice'nin
akrabasındandı.[600] Her
yıl, Hz. Hatice'yi görmeye gelirdi.[601]
Hz. Hatice;
kölesi Meysere'ye de, Peygamberimiz (a.s.) hakkında, "Ona, hiçbir işte itaatsizlik
etme! Onun hiçbir görüşüne de aykırı davranma!" dedi.[602]
Peygamberimiz
(a.s.)ın amcaları ve amca mevkiinde bulunanları da, Peygamberimiz (a.s.)la
ilgilenmelerini, kervan halkına tavsiye ettiler.[603]
Hicaz ile Şam
arasında Hz. Hatice'nin mal yüklü develerinden ikisi yorulup geride ve ticaret
kervanından gittikçe uzakta kalmaya başlamıştı.
O sırada,
Peygamberimiz (a.s.), önde bulunuyordu.
Meysere; hem
kendi hayatından, hem bu develerin durumundan korktu.
Koşarak,
Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip, durumu haber verdi.
Peygamberimiz
(a.s.), hemen develerin yanına geldi.
Develerin
ayaklarının altını ve kemiklerini eliyle oğuşturduktan sonra, yanlarından
ayrıldı.
Develer,
koşmaya başladılar ve böğürerek kafilenin önüne geçtiler.
Huzeyme, bunu
görünce, Peygamberimiz (a.s.)ın hal ve şanının büyük olacağını anladı.
Hizmetine ve korunmasına çok özen gösterdi.[604]
Ticaret kervanı,
Şam topraklarından Busra'ya varıp erişti.[605]
Peygamberimiz
(a.s.), Busra çarşısında,[606]
rahiplerden bir rahibin manastırının yakınındaki bir ağacın altına indi.[607]
Denildiğine göre, altına inilen ağaç, çok yaşlı bir zeytin ağacı idi.[608]
Manastırda
oturan rahibin adı Nastur (Nastura) idi.[609]
Kendisi, Meysere'yi tanırdı.[610]
Savmaa'sından
(manastırından) başını Meysere'ye doğru çıkarıp:[611]
"Ey
Meysere![612] Şu ağacın altına inmiş
olan zât kimdir?" diye sordu.
Meysere:
"Bu, Kurey
silerden, Harem halkından bir zâttır!" dedi.
Rahip:
"Şimdiye
kadar, bu ağacın altına peygamberden başkası inmemiştir!" dedi.[613]
"Şu
saatte inen de, ancak peygamberdir!" demek istedi.[614]
"Kendisinin,
gözlerinde biraz kırmızılık var mı?" diye sordu.
Meysere:
"Vardır
ve gözlerinden hiç ayrılmaz!" dedi.[615]
Nastura:
"İşte, odur.
O, peygamberlerin sonuncusu! Ne olurdu, ben onun peygamber olarak
gönderilmesinin emrolunacağı zamana da erişseydim!" dedi.
Meysere;
Rahip Nastura'nın bu sözlerini de aklında tuttu.[616]
Denildiğine
göre, Hz. Ebu Bekir de Peygamberimiz (a.s.)ın bu ticaret seferinde bulunmuş ve
rahipten işittiği sözlerden çok duygulanmıştı.[617]
Peygamberimiz
(a.s.); Mekke'den getirdiği mallan orada, Busra çarşısında sattı ve satın almak
istediği malları da oradan satın aldı.[618]
Sattıkları
mallardan, o güne kadar hiç kazanamadıkları bir kazanç sağladılar.[619]
Meysere:
"Ey
Muhammedi Hatice için kırk yıl ticaret yapsaydık, senin yüzünden elde ettiğimiz
şu kazançtan daha fazla bir kazanç sağlayamazdık!" dedi.[620]
Busra
pazarında satılan mal üzerinde Peygamberimiz (a.s.)la bir Yahudi arasında anlaşmazlık
çıkmış ve Peygamberimiz (a.s.)a "Lât ve Uzzâ'ya yemin et!" demişti.
Peygamberimiz
(a.s.):
"Ben,
şimdiye kadar, onlar adına hiç yemin etmemişimdir! Onların yanından da, yüzümü
çevirerek geçerim!" deyince, Yahudi:
"Yerinde
olan söz, senin söylediğin sözdür!" dedi ve tenhada Meysere'nin yanına
varıp:
"Ey
Meysere! Bu zât, vallahi, peygamberdir! Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a
yemin ederim ki, o, muhakkak, âlimlerimizin kitaplarında sıfatlarını buldukları
peygamberdir!" dedi.
Meysere, bunu
da aklında tuttu.[621]
Ticaret
kervanı, Mekke'ye dönmek üzere, Busra'dan ayrıldı.
Meysere; öğle
sıcağının şiddetlendiği sıralarda,
devesinin üzerinde giderken, iki meleğin Peygamberimiz (a.s.)ı güneşten gölgelediklerini
gördü.[622]
Bunu da
aklında tuttu.[623]
Yüce Allah,
Meysere'nin kalbinde, Peygamberimiz (a.s.)a karşı derin bir sevgi uyandırdı.
Artık o, Peygamberimiz (a.s.)ın kölesi oldu.[624]
Ticaret
kervanı, Merruz-Zahran'da bulunduğu sırada, Meysere:
"Ey
Muhammedi Sen, benden önce Hatice'ye git! Senin yüzünden Yüce Allah'ın ona
neler yaptığını haber ver de, seni o da anlasın!" dedi.
Peygamberimiz
(a.s.), hemen hareket edip öğlenin en sıcak saatlerinde Mekke'ye girdi. O
sırada, Hz. Hatice, içlerinde Nefise binti Münye'nin de bulunduğu bazı kadın
arkadaşlarıyla birlikte konağının üst katında oturuyordu.
Peygamberimiz
(a.s.)ın, devesinin üzerinde iken iki melek onu güneşten gölgeler bir halde
Mekke'ye girdiğini gördü ve bunu kadın arkadaşlarına da gösterdi.
Hepsi de,
hayret içinde kaldılar.
Peygamberimiz
(a.s.), Hz. Hatice'nin konağına vardı.
Malların
satışından ne kadar kazanç sağladıklarını ona haber verdi. Bu haber Hz.
Hatice'yi sevindirdi.[625]
Peygamberimiz
(a.s.), Busra'dan Mekke'ye getirdiği malları da Hz. Hatice'ye teslim etti.
Hz. Hatice,
onları da satıp iki kat veya bu miktara yakın bir kazanç elde etti.[626]
Meysere,
Rahip Nastura'nın, Peygamberimiz (a.s.) hakkında söylediklerinizi [627]
Mal satışı
sırasında Peygamberimiz (a.s.)a itimatsızlık gösteren Yahudi'nin sonunda neler
söylediğini;[628]
İki meleğin,
Peygamberimiz (a.s.)ı, güneşin şiddetli sıcağından nasıl gölgelediklerini;
Gider ve gelirken
gördükleri şeyleri;[629]
Yorulan iki
deveyi nasıl yürütüp hızlandırdığınızı[630]
Eminliğini,
temizliğini, uğurluluk ve bereketliliğini,
Kitab Ehli
olanların onun hakkında neler söylediklerinizi[631]
Kendisiyle
yemek yediği zaman doyduğunu ve artan yemeğin ise hiç yenilmemiş gibi
olduğunu., anlattı.[632]
Meysere;
Peygamberimiz (a.s.)da gördüğü fevkalâde halleri Hz. Hatice'ye anlattığı zaman,
kendi kendine:
"Eğer o
Yahudi'nin söylediği doğru ise, geleceği haber verilen O Peygamber, ancak
budur!" demişti.[633]
Hz. Hatice;
bir tabak üzerinde olgun taze hurma getirtip kızkardeşi Hâleyi ve Peygamberimiz
(a.s.)ı davet etti. Tabaktaki hurmadan
doyasıya yedikleri halde, ondan hiçbir şey eksilmediği görüldü.[634]
Hz. Hatice;
kölesi Meysere'nin Peygamberimiz (a.s.) hakkında Rahip Nastura'dan işitip
anlattığı şeyleri ve iki meleğin onu güneşin sıcaklığından gölgeleyerek
koruduğunu görmüş olduğunu Varaka b. Nevfel'e anlattı.
Varaka b.
Nevfel; Hz. Hatice'nin amcasının oğlu idi, Hıristiyan'dı. Kendisi, semavî
kitapları çok okur, insanların bütün bildikleri şeyleri bilirdi.
Varaka b.
Nevfel, Hz. Hatice'ye:
"Ey H
atice! Eğer bu söylediklerin doğru ise, hiç şüphesiz, Muhammed bu ümmetin
peygamberi olacaktır! Ben, zaten, gelmesi beklenen peygamberin bu ümmetten
çıkacağını biliyorum. Onun geleceği zaman da. tam bu zamandır!" dedi.[635]
Rivayete
göne, Mekkeli[636] Kureyş[637]
kadınları, Recep ayında,[638]
bayramda[639] Mescid-i Haram'da[640]
toplanarak tünen yapanlar,[641] bu
bayrama gelip katılmaktan kendilerini hiçbir şey alıkoymazdı.[642]
Yine, bir gün, Kureyş kadınları Mescid'de,[643]
putun yanında[644] toplanmış bulundukları
sırada, birden ortaya çıkan bir adam,[645]
yanlarına gelip[646] en
yüksek sesiyle bağırarak:
"Ey
Teymâ kadınları,[647] ey
Kureyş kadınları topluluğu! Çok sürmez, aranızda,[648]
yakında yurdunuzda Ahmed ismiyle anılan[649]
peygamber zuhur edecek,[650]
gönderilecektir![651]
Sizden hangi kadın ona zevce olabilirse, hemen olsun!" deyince, bütün
kadınlar adama taş atmışlar, hakaret etmişler, ağır sözler söylemişlerdi.
Hz. Hatice
ise, onun sözüne karşı, başını önüne eğip[652]
duymazdan gelmiş,[653]
hiçbir itirazda bulunmamış,[654]
hatta, bundan ümide bile düşmüştü.[655]
[1] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 1-4, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 55-56,
Mus'abuz-Zübeyrî, Nesebi, Kureyş, s. 3-17, Buhârî,
Sahîh, c. 4, s. 238, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 51-52, Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 12-92, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 118, Taberî, Târîh, c.
2, s. 191; İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferîd, c. 4, s. 249, Mes'ûdî,
Mürûcu'z-zeheb, c. 2, s. 272, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 179, İbn
Hazm, Cevâmiu's-sîre, s. 2, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 25, İbn Asâkir,
Târîh, c. 1, s. 279, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1,s. 76-77, İbn Esîr,
Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 20, Nevevî, Tehzîbul-esmâ, c. 1, s. 21, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 1, s. 29, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 21-22, Zehebî, Târîhu'l-İslâm,
s. 17, İbn Haldun, Târîh, c. 2, s. 2, s. 4; c. 2, ks. 1, s. 323-330, Bedrüddin
Aynî, Umdetu'l-kârî, c. 16, s. 301-303, İbn Hacer, Fethu'l-bârî, c. 7, s.
123-125, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 18-19.
[2] İbn Kuteybe, Maârif, s.
51, Taberî, Târîh, c. 2, s. 191, İbn Hazm, Cevâmiu's-sîre, s. 2, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 180, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 29, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 22, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s.298,
Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-kârî, c. 16, s. 303, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye,
c. 1, s. 19.
[3] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 8, İbn Hazm, Cevâmiu's-sîre, s. 2, Cemhere, c. 1, s. 7 İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 29, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 22,
Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 17, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s. 241, 298.
[4] İbn Sa'd.Tabakât, c. 1,
s. 57, İbn Asâkir, Târîh, c. 1, s. 280, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 17, İbn
Hacer, Fethu'l-bârî, c. 1, s. 392.
[5] Buhârî, Sahîh, c. 4, s.
270.
[6] Yâkubî, Târîh, c. 1, s.
223.
[7] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 15, Yâkubî, Târîh, c. 1, s. 223
[8] Yâkubî, Târîh, c. 1, s.
223, Ebu't-Tayyib, Ikdu's-sâmîn, c. 1, s. 37.
[9] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 96, İbn Sa'd.Tabakât, c. 1, s. 72, Yâkubî, Târîh, c. 1, s. 232,
İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s. 324.
[10] Hacc: 78.
[11] Bakara: 129, 151.
[12] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 20, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 107, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 583.
[13] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 20, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 107, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1782,
Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 583, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 165, İbn
Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 26, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 22, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 255-256.
[14] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1, s. 210, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 584, İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferîd, c.
2, s. 173, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 77-78, İbn Esîr, Câ imi u'l-usûl, c. 9, s. 397, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 256.
[15] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 25, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 373, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 166,
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 175, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1,
s. 77, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 256.
[16] Hâkim, M. Ulûmi'I-hadîs,
s. 170-171, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 174-175, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 255-256, Suyûtî, Câmiu's-sağîr, c. 1, s. 107, Alâuddin
Ali, Kenzu'l-ummâl, c. 11, s. 401.
[17] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 59.
[18] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 59-60, İbn Asâkir, Târîh, c. 1, s. 288-291, Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 11.
[19] İbn Haldun. Târîh. c. 1.
s. 115. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/15-18.
[20] Malik, Muvatta, c. 2, s.
1004, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 105, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 162, Müslim,
Sahih, c. 4, s. 1828, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 135, Dârimî, Sünen, c. 2, s.
225.
[21] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,s.1O5, Ahmed b. Hanbel, Müsned.c.5, s. 405, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1821. 22.
[22] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 105, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 405.
[23] Âl-i İmrân: 144, Ahzâb:
40, Muhammed: 2, Feth: 29.
[24] Saf: 6.
[25] Râgıb,
Müfredâtü'l-Kur'ân, s.131.
[26] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 147-150, Ebu Ubeyd, Kitâbu'l-emvâl, s. 291 -292.
[27] Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1936.
[28] İbn İshak, İbn Hişam,
Sıre, c. 3, s. 332, Vâkıdî, Megâzî, c. 2,
s. 611, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 97, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 342,
c. 4, s. 325.
[29] Ebu Yûsuf,
Kitâbu'l-harac, s. 210, Aüdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 337, 338, Ebu Ubeyd,
Kitâbu'l-emvâl, s. 232, Buhârî, Sahîh, c.
3, s. 181, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1410,
Dârimî, Sünen, c. 2, s. 155.
[30] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 87.
[31] Abdurrezzak, Musannef,
c. 5, s. 338, Ebu Ubeyd, Kitâbu'l-emvâl, s. 233, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 181.
[32] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 87, Taberî, Tefsîr, c. 26, s.
94.
[33] Ebu Yûsuf,
Kitâbu'l-harac, s. 210.
[34] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 3, s. 332, Ebu Yûsuf, Kitâbu'l-harac, s. 210, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s.
61 0, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 268, Müslim , Sahîh, c. 3, s. 1 411.
[35] Ebu Yûsuf,
Kitâbu'l-harac, s. 210.
[36] Ebu Ubeyd,
Kitâbu'l-emvâl , s. 232, Dârimî, Sünen, c. 2, s. 155.
[37] Abdurrezzak, Musannef,
c. 5, s. 375, Buhârî, Sahîh, c. 3, s.
181.
[38] Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 54.
[39] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 58, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 24,
Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1657, Tirmizî,
Sünen, c. 5, s. 69-70.
[40] Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 236, 239.
[41] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 202, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 1 33, Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 396, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 50, İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, s. 38, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 377, İbn Kayyım,
Zâdu'l-mead, c. 1, s. 40, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 288, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294.
[42] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 05.
[43] Abdurrezzak, Musannef,
c. 11, s. 44, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 106-107, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.
2, s. 248, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 163,
Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 136, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 123.
[44] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1 , s. 95, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 106. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/18-21.
[45] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 169.
[46] İbn Habib,
Kitâbu'l-muhabber, s. 130.
[47] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 169, İbn Habib, Kitâbu'l-muhabber, s. 130.
[48] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,s.169.
[49] İbn Habib,
Kitâbu'l-muhabber, s. 130.
[50] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,s.169.
[51] Taberî, Tefsîr, c. 30, s. 300. M. Asım Köksal, İslam
Tarihi, Köksal Yayınları: 1/21-22.
[52] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1
,s.169.
[53] İbn Habib,
Kitâbu'l-muhabber, s. 130, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 538.
[54] İbn Habib,
Kitâbu'l-muhabber, s. 130.
[55] İbn Habib,
Kitâbu'l-muhabber, s. 130, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 538.
[56] İbn Sa'd. Tabakât. c.
1.S.169.
[57] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 167.
[58] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 99, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 26.
[59] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 99, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 92, Taberî, Târih, c. 2, s. 130-131,
İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 20, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 26, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 263.
[60] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 99, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 26, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 263.
[61] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 99, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 92, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
263, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 197.
[62] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 1 67, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 100, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 92, Taberî, Târîh, c. 2, s. 130, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 605, İbn
Esîr, Kâmil, c. 2, s. 10, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 25, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 263, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 187. M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/22-23.
[63] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 100, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 92, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 27, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 187. M. Asım Köksal, İslam Tarihi,
Köksal Yayınları: 1/23.
[64] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 1 00, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 96, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 121, İbn Esîr,Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 21, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s.
187.
[65] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 96, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 21.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/24.
[66] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 1, s. 167, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 101, Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 215, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 589, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.
92, Taberî, Târih, c. 2, s. 125, Hâkim, Müstedrek.c. 2, s. 603, İbn Abdilberr,
İstiâb, c. 1, s. 30, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 90, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 26, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 23, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 261, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 4.
[67] Zehebî, Târîhu'l-İslâm,
s. 25, 26, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 34.
[68] Taberî, Târîh, c. 2, s.
1 25, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 90.
[69] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 159, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 27, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 2, s. 261, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 34.
[70] Mahmud Felekf Paşa'dan
naklen Şiblî, Sîretü'n-Nebî, c. 1, s. 189-1 90.
[71] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
2, s. 198.
[72] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 264, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 103.
[73] Hâkim, Müstedrek, c. 3,
s. 320.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/24-25.
[74] İbn Sa'd, Tabakât, c.1 ,
s. 162-163, Hâkim, Müstedrek, c. 22, s. 601-602, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.
1, s. 108, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 267.
[75] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,s.163.
[76] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 163, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 602, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 108-109.
Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1 , s. 34-35.
[77] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,s.163.
[78] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 163, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 602, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s.
109, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 267.
[79] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c.1, s.1 68, Ebu Nuaym .Delâilü'n-nübüvve, c.1, s. 75, Hâkim , Müstedrek,
c. 3, s. 486, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s. 110.
[80] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 168, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 110.
[81] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 102, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 11 3,136, Zehebî, Târihiu'l-İslâm, s. 47.
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2,5.264.
[82] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,s.1O2, Taberî, Târîh, c. 2, s. 128, Beyhakî, Delâil, c.1, s. 113, Zehebî,
Târîhu'l-İslâm, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 266.
[83] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 1 02, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 138, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 113, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
266.
[84] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 113.
[85] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 149, İ bn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1, s. 27, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 266-267. Sâve, Hemedan ile Kum arasında, eni, boyu altı
fersahlıktan fazla olup, "Gemi" diye anılırdı. Gölün suyu çekilince,
yerine Sâve şehri kuruldu (Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 200). Semave, Küte ile
Şam arasında, Kelb arazisinden, taşsız bir çöldür. (Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c.
3, s. 245, Diyarbekrî, Hamis, c.1, s. 200).
[86] Taberî, Târîh, c. 2, s.
131-132, İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-Ferîd, c.2,s. 29-30. Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 139-140, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s.
126-127, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 97-100, Muhyiddin b. Arabf,
Muhâdarâtu'l-ebrâr, c. 2, s. 66-68, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1, s. 28-29,
Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 35-39, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2,s.
268-269, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 200-201.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/25-28.
[87] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 168, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81, Taberî, Târih, c. 2,
s. 125, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 459, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 29.
[88] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 1, s. 168, Taberî, Târîh, c. 2, s. 125, İbn Esîr Kâmil, c. 1, s. 459,
İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1,s.29.
[89] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,s.1O3, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1.S.99.
[90] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 168, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81, Taberî, Târîh, c. 2,
s. 125, İbn Esîr, Kâmil, c.1, s. 459, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 29.
[91] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 103, Taberî, Târîh, c. 2, s. 125, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, e I-Vefa, c. 1, s.
95,96, İbn Esîr, Kâmil, c.1, s. 459, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 29.
[92] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81.
[93] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 1 68, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 103, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 81 , Taberî, Târîh, c. 2, s. 126, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.
1, s. 96, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 29-30, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 264.
[94] Ebu Muaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 138.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/28-29.
[95] Yâkubî, Târih, c. 2, s.
9.
[96] Diyarbekri, Hamis, c. 1,
s. 222, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 143,
[97] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 1 08, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 94, Yâkubî, c. 2, s. 9, Ebu Nuaym, Delâil,
c. 1, s. 113, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 25, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c, 1, s. 107, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 459.
[98] İbn Sa'd, Tabakât, c.1,
s. 108-110, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 291 .Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 125,
Müslim , Sahîh, c. 2, s. 1072, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 222, İbn Mâce, Sünen,
c. 1, s. 624, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 9, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 7, s. 453,
İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 28, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 459.
[99] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 108-109, Belâzurî, E nsâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95-96, İbn Abdilberr, İstiâb,
c. 1, s. 28, İbn Esîr, Kâmil, c.1, s. 459.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/29-30.
[100] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 113, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
266, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 204, Halebî, İnsânu'l-uyûn c. 1, s. 128.
[101] Ebu Muaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 138.
[102] Beyhakî, Delâil.c.1, s.
113, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 266, Diyarbekrî, c. 1, s. 204, Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1.S.128.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/30.
[103] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 1 67, Diyarbekrî, Hamîs, s. 1, s. 223.
[104] Süheylî, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 1 67.
[105] Diyarbekrî, Hamîs, c. 2,
s. 167.
[106] Süheylî, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 1 67-1 68.
[107] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-ferîd, c. 4, s. 251 .
[108] Diyarbekrî, Hamîs, c.
1,s.223.
[109] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1,
s. 223, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 141-142.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/31.
[110] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 108, Tabenrî, Târih, c. 2, s. 126, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s.459,İbn Seyyid, Uvûnu'l-eser, c. 1, s.32,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 272.
[111] İbn İshak, İbn Hişam,
Sine, c. 1 , s. 1 69-1 70, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 110, Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 91, Taberî, Târih, c. 1, s. 22, İbn Esir, Kâmil, c. 1,
s. 459460, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 273.
[112] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 171, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s.93,Taberî, Târih,c. 2,s.
126, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 33.
[113] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 110, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 155, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 273.
[114] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 111, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 93, Taberî, Târih, c. 2, s. 126, İbn
E ar, Kâmil, c. 1 , s. 460.
[115] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 0, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 155, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 33, Zehebî,
Târihu'l-İslâm , s. 46, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 273.
[116] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1 , s. 171-172, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 93, Taberî, Târih,
c. 2, s. 126-127, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 155-156, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 133, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 108,
İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 460, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 33, Zehebî,
Târihu'l-İslâm, s. 46, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 273-274.
[117] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1 , s. 169, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 92, Taberî, Târih, c.
2, s. 126.
[118] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 1 47.
[119] İbn Sa'd Tabakât, c. 1,
s. 111.
[120] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 172, Taberî, Târih, c. 2, s. 127, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.
1, s. 133-134, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 108, İbn Esîr, Kâmil,
c. 1, s. 460, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 32, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 274.
[121] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 147.
[122] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 111, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 47.
[123] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 147.
[124] Kastalânî,
Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 36, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 223, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 47, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 1 43.
[125] İbn Sa'd. Tabakât. c. 1.
s. 111.113.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/32-35.
[126] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 196, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 34.
[127] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 111, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvvıe, c. 1, s. 1 56. İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 172-173, Taberî, Târih, c. 2, s. 127, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 134, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 108-109,
İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 461 , İ bn Seyyi d, U yünu'l -eser, c. 1 , s. 33,
Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 46, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 274.
[128] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 172-173, Taberî, Târih, c. 2, s. 127, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 134, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 108-109, İbn Esîr,
Kâmil, c. 1, s. 461 , İbn Seyyid, Uyünu'l -eser, c. 1 , s. 33, Zehebî,
Târihu'l-İslâm, s. 46, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 274.
[129] M.
Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/35-37.
[130] İbn Asâkir, Târîh, c. 1,
s. 287, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 109, Zehebî, Târîhu'l -İslâm,
s. 47.
[131] Maâricü'n-nübüvve'den
naklen Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 225, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c.
1, s. 148
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/37.
[132] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 173, Taberî, Târîh, c. 2, s. 127, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 461,
İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1,s.34.
[133] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 1 73, Taberî, Târîh, c. 2, s. 127, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 109, İbn Esîr, Kâm il, c. 1, s. 461, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 34, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 274.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/37-38.
[134] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 173, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c.2, s. 277, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 157.
[135] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160.
[136] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 177, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 157.
[137] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/37.
[138] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 177, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. s. 157.
[139] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 177, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. s. 157.
[140] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 144, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 157.
[141] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 1 77, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 157.
[142] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160.
[143] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 1 77, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 177, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 157.
[144] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 157.
[145] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/38-39.
[146] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 173, Taberî, Târih, c. 2, s. 127, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.
1, s 135, Ebu'l-Ferec İbn Cevzi, el-Vefâ, c. 1, s. 1 09, İbn Esir, Kâmil, c. 1,
s. 461, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 34, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 47,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 274.
[147] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 2, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 160.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/39.
[148] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 2, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 155-156.
[149] İbn Sa'd Tabakât. c. 1.
s. 11 3.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/39-40.
[150] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 173-174, Taberî, Târih, c. 2, s. 127, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 135, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s.
109-112, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 461462, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
34, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
274-275.
[151] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 112, Mes'ûdî, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 281, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve,
c.1, s. 161, Ebu'l- Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 110, İbn E ar, Kâmil, c.
1, s. 462, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 36, Zehebî, Târîh, s. 47.
[152] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 175-176, Taberî, Târih, c. 2, s. 130, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 135,145-146, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 111 -112, Kadı
Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 132-133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 35,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 275. M. Asım Köksal, İslam Tarihi,
Köksal Yayınları: 1/40-41.
[153] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre.d, s. 176, İtan Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 112, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.
1, s. 94.
[154] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 112, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 94, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1 , s.
29, Süheylî, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 179, İbn Esir, Kâmil, c. 1, s. 462.
[155] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1 ,s. 176, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 11 2, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 95.
[156] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 176, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 154.
[157] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre,c.1, s. 176, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 112.
[158] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 142-143, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.
115-11 6, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 377-378.
[159] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 144.
[160] İbn İshak, İbn Hisam,
Sîre, c. 1, s. 176, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 154.
[161] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144.
[162] Diyarbekrî, Hamis, c.
1,s.227.
* Cahiliye devrinde davet parolası böyle idi.
(Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 116).
[163] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 116, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 227.
[164] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 227.
[165] Diyarbekrî, Hamis, c.
1,s.227.
[166] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. s. 11
6. İbn Asâkir, Târih, c. 1 , s. 378-379, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 227.
[167] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 66.
[168] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 116,
İbn Asâkir, Târîh, c. 1, s. 379, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 228.
[169] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 144, İbn Asâkir Târih, c. 1, s. 379.
[170] Beyhakî, Delâil, c. 1,
s. 144, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 116, Kurtubf, Tefsîr, c. 20,
s. 98, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 228, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 154,
Zürkâni, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 149.
[171] Beyhakî, Delâil, c. 1,
s. 144, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 228, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi,
c. 1, s. 149.
[172] Beyhakî, Delâil, c. 1,
s. 144, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 116, Kurtubf, Tefsîr, c. 20, s. 98.
[173] Beyhakî, Delâil, c. 1,
s. 144, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 54.
[174] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 176, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277.
[175] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 176, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277.
[176] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Zemahşerî, Keşşaf, c. 4, s. 264-265. Kurtubî,
Tefsîr, c. 20, s. 97-98, Ebu'l-Fidâ, el- Bidâye ve'n-nihâye, c. 277.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/42-45.
[177] İbn Sa'd, Tabakât, 11,
s. 166.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/45.
[178] "Busra'nın
köşkleri" yerine "Busra'daki develerin boyunlarını" rivayeti de
vardır. (İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 102, Zehebî,
Târıhu'l-İslâm, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 266.)
[179] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 175,Taberî, Târih, c. 2, s. 127-128, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 135,136, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 287-288, İbn Esir, Kâmil, c. 1,
s. 462, İ bn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 34, Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 47,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 275, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s.
39, Diyarbekrî, c. 1 , s. 266.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/45-46.
[180] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 145.
[181] Bevhakf,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 145, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 154.
[182] Ratl veya ntl, 1 2 ukıyye'dir, 1 ukıyye de 40 dirhemdir,
(Firuzâbâdi, Kâmûsu'l-muhit, c. 3, s. 396).
[183] Diyarbekrî, Hamis, c. 1,
s. 228, Zürkâni, Mevâhibu’l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 149.
[184] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 145.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/46-47.
[185] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s.114, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 114. Diyarbekrî, Hamis.c.l, s.
228.
[186] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 114.
[187] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 113, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,
c. 1, s. 114.
[188] Belâzuıî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95.
[189] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 114, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,
c. 1, s. 114. Diyarbekrî, Hamis.d, s. 228.
[190] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 95.
[191] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 4, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 28, Suyutî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1.S.149.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/47-48.
[192] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 177, İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 1, s. 37, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 279.
[193] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 177, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Taberî, Târîh, c. 2, s.
131, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 188, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1,
s. 30, İbn E ar, Kâmil, c. 1 , s. 467, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 37,
Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 50.
[194] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 116, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 163, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c.1, s. 117, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 47.
[195] İbn Esîr, Kâmil, c. 1,
s. 467, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 79.
[196] Yakut, Mu'cemu'l-büldân,
c. 1,s.79, Semhûdî, Vefâü'l-Vefâ, c. 3, s. 1119.
[197] Belâzurî, E nsâbu'l -e
şrâf, c. 1, s. 94, Yakut, Mu'cemu'l -büldân, c. 1, s. 79.
[198] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre.d, s. 177-178.
[199] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, 1, s.145, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 39, Taberî, Târîh, c. 2, s. 176,
İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1. s. 337.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/48-49.
[200] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 116, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 163, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1,
s. 117, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 42.
[201] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 116, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 163, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 117, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 42, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 195, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s.
163-164, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 229.
[202] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 116, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 117, Kastalânî,
Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 42, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 229, Zürkânî,
Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 164.
[203] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 116, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 42, Diyarbekrî, Hamis, c. 1,
s. 229, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 1 64.
[204] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 163-164, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 190,
Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c.1, s. 1 64.
[205] Ebu Nuaym ,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
279, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 196.
[206] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164.
[207] Ebu Nuaym ,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
279, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 196.
[208] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 196.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/49-51.
[209] İbn İshak, İbnHişam,
Sîre.c.1, s. 177, İtan Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116-119, Belâzurî, c. 1, Taberî,
Târih, c. 2, s. 131, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 467, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 1, s. 37, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 50, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 2, s. 279.
[210] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 172.
[211] Ebu Nuaym'dan naklen
Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 196, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1,
s. 4243, Diyarbekri, Ham ıs, c. 1, s. 229-230, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s.
1 64-1 65.
[212] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 177, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 116, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 94, Taberî, TârTh,c.2,s.131,EbuNuaym,Delâil,c.1, s. 164-165.
[213] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 117, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 94, Süheyli, Ravtiu'l-ünüf, c. 2, s.
1 85, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 117, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c.
1, s. 79, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 50, Semhûdf, Vefâü'l-vefâ, c. 3, s. 1119.
[214] Yâkubî, Tânh, c. 2, s.
10.
[215] İbn İshak, İbnHişam,
Sîre, c. 1 , s. 117, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 10, Taberî, Târîh, c. 2, s. 131,
Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 184, 185.
[216] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 1 85, Halebî, İnsânu'l-uyÜn, c. 1, s. 172.
[217] Yakut, Mu'cemu'l-büldân,
c. 1, s. 79, Semhûdf, Vefâü'l-vefâ, c. 3, s. 1118.
[218] Semhûdf, Vefâü'l-vefâ,
c. 3, s. 1118.
[219] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 6, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 165.
[220] İbn Abdilberr, İstiâb,
c. 1, s. 30, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 72.
[221] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 178,179,190, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 118-119, Yâkubî,
Târih, c. 2, s. 10,1 4, Ebu'l-Ferec İ bn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 119, 120,
Zehebî, Târîhu'l-İslâm s. 50, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 281
-282.
[222] Zemahserf, Keşşaf, c. 4,
s. 264, Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 32, s. 215, Hâzin, Tefar, c. 4, s. 386,
Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 523.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/51-52.
[223] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 223.
[224] İbn Abdilberr, İstiâb,
c. 4, s. 1794, İbn E ar, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 304.
[225] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 223.
[226] İbn AJodilberr, İstiâb,
c. 4, s. 1794, İbn EsTr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 303, Kastalânî,
Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 47, Diyarbekrî, Hamis, c. 2, s. 180..
[227] İbn Sa'd, Tabakât, c.
223.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/52-53.
[228] İbn Sa'd Tabakât, c. 1,
s. 11 6, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 1 85, Ebu'l-Ferecİbn Cevzî,
el-Vefâ,c.1, s. 117.
[229] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 116, Müslim , Sahih, c. 2, s. 671, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 21 8, Nesâf,
Sünen, c. 4, s. 90, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 501, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 189-190.
[230] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 6, Ebu'l-Fenecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 118.
[231] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1
,s. 116, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 671, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 218, İbn Mâce,
Sünen, c. 1, s. 501 , Nesâf, Sünen, c. 4, s. 90, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.
1, s. 1 90.
[232] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 117, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.1, s. 189-190, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefa, t 1,s.117-118, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 279.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/53.
[233] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 118, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 119, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282,
Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s.
188.
[234] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164.
[235] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 164, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 54.
[236] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 8, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 164, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1,
s. 119, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282. Diyarbekrî, Hamis, c.
1, s. 239, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 188.
[237] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 1, s. 178, Belâiurf, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81, Yâkubî, Târîh.c. 2,
s. 12, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 164, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 37,
38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 281, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 177.
[238] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 1, s. 178, Belâzurî, Ensâbu'l-eş/âf, c. 1, s. 81, Yâkubî, Târih, c. 2,
s. 12, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 22, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 22, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
281, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 177, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 188-189.
[239] Ezraki, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 315, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 120, Zehebî,
Târıhu'l-İslâm, s. 54, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 178.
[240] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1 , s. 315, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 120, Zehebî,
Târıtıu'l-İslâm, s. 54, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201 , Halebî,
İnsânu'j-uyûn, c. 1, s. 178.
[241] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1
, s. 118, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[242] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 81, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 80.
[243] Belâzurî,
Ensâbu'l-esrâf, c. 1, s. 81.
[244] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 178, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 119, Yâkubî, Târîh, c. 2, s.
13, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 22, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s.
34, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 54.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/54-55.
[245] İbn Kuteybe,
Kitâbu'l-maârif, s. 278.
[246] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 23, Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 82-83, Ebu Nuaym ,
Delâil, c. 1, s. 95, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 9, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 122, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 328, 329,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186.
[247] Ebu Nuaym, Delâil, c.1,
s. 95, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 9, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
329.
* Hükümdar Selamı: "En'im sabâhan= Sabahlar
hayrolsun! Ebeytellânet=Zât-ı Devletinden, lanet ve nefreti mucib haller sâdır
olmasın!" demekten ibaretti. (İbn Kuteybe, Maârif, s. 13, 271, Mes'ûdf,
Murûc, c. 1, s. 4243.)
[248] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 122, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 86.
[249] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 24, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 95, Beyhakî, Delâil, c.
2, s. 9-10, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 122, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186.
[250] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1
, s. 96, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.
122, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Diyarbekrî, Hamis, c. 1,
s. 240.
[251] İbn Abdi Rabbih,
Ikdul-Ferîd, c. 2, s. 24, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1,s.s.12.
* Abdulmuttalib1 in annesi Sel m a
Hatun, Hazrecfl erdendi. Hazrecfler ise, Yemen S ebe soyundan idiler. Seyf b. I\
Yezen de, Himyer b. Şebe soyundandı. (Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 88.)
[252] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25, Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 84, Ebu Nuaym,
Delâil, c. 1, s. 96, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 11, Ebu'l-Ferec İbn Cevzi,
el-Vefâ, c. 1, s. 122-123, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329,
Halebî, İnsânu'l- uyûn, c. 1, s. 187.
[253] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[254] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25, Mes'ûdf, Murûc, c. 2, s. 84, Ebu Nuaym, Delâil, c.
1, s. 95, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 329,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186.
[255] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[256] Ebu Nuaym, Delâil.c.
1,s.95, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 10, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 122-123,
Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 329, Diyarbekrî c. 1 , s. 240, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.
1, s. 187.
[257] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 97, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 10, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2,
s. 329.
[258] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[259] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 95, Beyhakî, Delâil, c.
2, s. 10, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 123, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Diyarbekrî, Hamis, c. 2, s. 240, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 186-187.
[260] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 123.
[261] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 95.
[262] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 25-26, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 97,
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 11-12, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.
1, s. 123, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 204, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 187.
[263] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 26, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 97, Beyhakî, Delâil, c.
2, s. 10-12, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 203, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 187.
[264] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 26, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,s.97, Beyhakî, Delâil, c. 2,
s. 12, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329, S uyutf, H asâisü'l-k
übrâ, c. 1, s. 20 3, D iyarbek rî, H am fs, c. 1, s. 240, H ale bf, İ nsânu'l
-u yün, c. 1, s. 186.
[265] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 26-27, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 97, 98, Beyhakî,
Delâil, c. 2, s. 11-13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 126-127,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 329-330, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ,
c. 1, s. 203, Diyarbekrî, Hamis, c 1, s. 240-241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 ,
s. 187-188.
[266] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 97-98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 12-13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.
1, s. 127, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, Suyûtî, Hasâis, c.
1, s. 203, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241.
[267] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 98.
[268] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98-99, Beyhakî, Delâil,
c.2,s. 13, Ebu'l-Ferec İbn C evzf, el-Vefâ, c. 1 , s. 128, Ebu "I-Fi dâ,
el-Bi dâye ve 'n-n ihâye, c. 2, s. 330, Suyûtî, H asâi sü'l -kübrâ, c. 1, s. 20
3, D i yarbek rf, H am fs, c. 1, s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 188.
[269] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27-28.
[270] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 98-99, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 1, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.
128, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 203-204, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî,
İnsânu'l-uyÛn, c. 1, s. 188.
[271] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 28.
[272] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1
, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.
128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, Suyûtî, Hasâis, c, 1, s.
204, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 188.
[273] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 28, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c.
2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s. 64, Diyarbekrî,
Hamis, c. 1 , s. 241, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 188.
[274] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1
, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.
128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, İ bn Haldun Târîh, c. 2,
ks, 1, s. 64, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241, Halebî, c. 1 , s. 188.
[275] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1
, s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.
128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, Diyarbekrî, Hamis, c. 1,
s. 241, Halebî, c. 1 , s. 188.
[276] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 28, Ebu Nuaym , Delâil, c, 1, s. 99, Beyhakî, Delâil, c.
2, s. 13, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 1, s. 64, Diyarbekrî,
Hamis, c. 1 , s. 341, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 188.
[277] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 98, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 14, Ebu'l-Ferec, İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.
128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 330, Halebî, c. 1, s. 188.
[278] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c.
2, s. 14, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 330, Halebî,
c. 1, s. 1 88.
[279] İbn Abd Rabbih, Ikd, c.
2, s. 27, Ebu Nuaym, c. 1, s. 98, Halebî, c, 1 , s. 188.
[280] Beyhakî, Delâil.c. 2, s.
14, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1,s.188.
[281] Beyhakî, Delâil, c. 2,
s. 14, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 330, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 188.
[282] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-Ferîd, c. 2, s. 27, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 98, Beyhakî, Delâil, c.
2, s. 14, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 330,
Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 241.
[283] İbn Kuteybe,
Kitâbu'l-maârif, s. 278.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/55-62.
[284] Redm:
Mekke'de Bent Cumahlara ait mahalledir (Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 3, s. 40.)
[285] Ebu Nuaym, Delâil
,c.1,s. 165.
[286] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 118, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 165, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 120,
İtan Asâkir, Târih, c. 1 s. 284, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
282, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239.
[287] Diyarbekrî, Hamiş, c. 1,
s. 239, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 178.
[288] Ezrakî, Nıbâru Mekke, c.
2, s. 30, Halebî, İnsanu'l-uyûn, c. 1, s. 1 78.
[289] Al-i İmrân: 97.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/62-63.
[290] Uskuf.
Hıristiyanların diyanet reisi, papazı, kıssîsten yukarı, matran'dan aşağı
kişileri demektir. (Fîruzâbâdî, Kâmûsu'l-muhît, c. 3, s. 158).
[291] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 165, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 202, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/63.
[292] İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[293] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 118, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s. 120, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282,
Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[294] İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[295] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 118, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 120, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Halebî, İnşân, c. 1, s. 180.
[296] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1
, s. 11 8, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.
2, s. 282, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c, 1, s. 180.
[297] İbn Sa'd, Tabakât, d ,
s. 118, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 120, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 1, s. 38, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 201, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 80.
[298] İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/63-64.
[299] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1
, s. 112, Buhârî, Târîhu'l-kebfr, c. 2, ks. 1 , s. 415, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 20-21, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38,
Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 51, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 200.
[300] Buhârî, Târîhu'l-kebfr,
c. 2, ks. 1, s. 415, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 82, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 20, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 385, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 200.
[301] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 112, Buhârî, Târıîıu'l-kebfr, c. 2, ks. 1, s. 415, Beyhakî, Delâil, c. 2, s.
20, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 385, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî,
Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 180.
[302] Beyhakî, Delâil, c. 2,
s. 21, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[303] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 3, Buhârî, Târîhu'l-kebfr, c. 2, ks. 1, s. 415. Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 82, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
38, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî,
İnsânu'l- uyûn, c. 1, s. 180.
[304] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 21, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 200, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[305] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 113, Buhârî, Târîhu'l-kebfr, c. 2, ks. 1, s. 415, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 1, s. 38, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[306] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 113, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 20, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s.200, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 180.
[307] Beyhakî, Delâil, c. 2,
s, 20, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 38, Zehebî, Târihu'l-İslâm , s. 51.
[308] İbn Abdilberr, İstiâb,
c. 2, s. 61 4, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51
.Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî, İnşân, c. 1, s. 180.
[309] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 3, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 20-21, Suyûtî, Hasâis, c. 1,s.200.
[310] Beyhakî, Delâil, c. 2,
s. 21, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 38, Suyûtî, Hasâis, c. 1 , s. 200,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 181.
[311] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 3, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 38, Halebî, İnşân, c. 1, s. 181.
[312] Beyhakî, Delâil, c. 2,
s. 21.
[313] Beyhakî, Delâil, c. 2,
s. 21, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 181.
[314] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 113, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 21, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 38,
Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 51, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 200, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 181.
[315] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 113.
[316] İbn Abdilberr, İstiâb,
c. 2, s. 614, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 51, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s.
181.
[317] İbn Abdilberr, İstiâb,
c. 2, s. 614, Beyhakî, Delâil, c. 2 ,s. 21.
[318] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 113, Buhârî, Târîhu'l-kebfr, c. 2, ks. 1, s. 415, İbn Abdilberr, İstiâb, c.
2, s. 614, Beyhakî, Delâil, c.2,s.21.
[319] Buhârî, Târîhu'l-kebfr,
c.2, ks. 1, s. 415, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 614, Beyhakî, Delâil, c. 2,
s. 21, Zehebî, Târîhu'l-İslâm , s. 51, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 181.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/64-66.
[320] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 89, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 82, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2,
s. 15, Süheyli, R avdu'l-ünüf, c. 2, s. 1014, Ebu' I-Ferec İ bn C evzf, el
-Vefa, c. 1, s. 120, İ bn E ar, U sdu'l -gâbe,c. 7, s. 111, İbn S eyyid, U yünü
'l-ese r, c. 1, s. 38, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 303, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 198, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 181.
[321] İbn Sa'd, c. 1, s. 89,
Belâzurî, c. 1, s. 82, Beyhakî, c. 2, s. 15, İbnEsîr, c.7, s. 112, İbn
Seyyid.c.1, s. 39, İbn Hacer, c. 4, s. 303.
[322] İbn Sa'd, c. 1, s. 89,
BelâiurT, c. 1, s. 82, Beyhakî, c. 2, s. 1 5, Süheyli, c. 3, s. 104,
Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 120, İbn Esîr, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, c. 1 , s. 38,
İbn Hacer, c. 1, s. 303, Suyûtî, c. 1, s. 1 98, Diyarbekrî, c. 1, s. 239,
Halebî, c. 1, s. 1 81.
[323] İbn Sa'd, c. 1, s.
89-90, Belâzurî, c. 1 , s. 82, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Halebî, c. 1, s. 181.
[324] Süheyli, c. 3, s. 104.
[325] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
c. 1 , s.120, İbnEsîr, c. 7, s. 11 2, Diyarbekrî, c. 1,s.239.
[326] Beyhakî, c. 2, s. 15,
Suyûtî, c. 1.S.198.
[327] Beyhakî, c. 2, s. 15,
Süheyli, c. 3, s. 104, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 120, İbn Esîr, c.7, s. 112, İbn
Hacer, c. 4, s. 303, Suyûtî, c. 1, s. 198, Diyarbekrî, c. 1, s. s. 239.
[328] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
Belâzurî, c. 1, s. 92, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Halebî, c. 1, s. 181.
[329] Beyhakî, c. 2, s. 15,
Süheyli, c. 3, s. 104, Ebu'l-Ferec, t 1, s. 121 , İtan Esîr, c. 1, 7, s. 112,
Suyûtî, c. 1 , s. 198.
[330] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
Belâzurî, c. 1, s. 82, Beyhakî, c. 2, s. 15-16, Süheyli, c. 3, s. 104-105.
[331] Ebu'l-Ferec, c.1, s.
121, İbnEsîr, c. 7, s. 112, Suyûtî, c. 1 s. 198.
[332] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
Belâzurî, c. 1, s. 82.
[333] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
Belâzurî, c. 1 , s. 82-83, Beyhakî, c. 2, s. 15-16, Süheyli, c. 3, s. 104-105,
Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121 , İbn Esîr, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, c. 1, s. 39,
Suyûtî, c. 1, s. 1 98, Diyarbekrî, c. 1, s. 239, Halebî, c. 1, s. 1
[334] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 90, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1,
s. 339, Halebî, İnsânu'l- uyûn, c. 1, s. 181.
[335] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 16, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 105,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 121 , İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s.
112.
[336] Yâkubî, Târîh, c. 2, s.
12, Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, c. 3, s. 105, İbn Cevzî, c.1, s. 1 21, İbn
Esîr, c.7, s. 112, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 198.
[337] Yâkubî, Târîh, c. 2, s.
12, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121.
[338] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121, İbn
Esîr, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Suyûtî, c. 1, s. 198, Diyarbekrî,
Ham fs, c. 1 , s. 239, Halebî, c. 1, s. 181.
[339] İbn Sa'd, c. 1 , s. 90,
Belâzurî, c. 1, s. 83, Yâkubî, c. 2, s. 12, Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, c.
3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1 , s. 121, İbnEsîr, c, 7, s. 112. İbn Seyyid, c.1,
s. 39, Suyûtî, c. 1, s. 198-199, Diyarbekrî, c. 1, s. 239, Halebî, t 1, s. 182.
[340] Süheyli, c. 3, s. 105,
Diyarbekrî, c. 1, s. 239.
[341] Yâkubî, c. 2, s. 12-13,
Beyhakî, c. ,s.16, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121 , İbn Esîr,
c.7, s. 112, Suyûtî, c. 1, s. 1 98-1 99.
[342] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
Belâzurî, c. 1, s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Halebî, c. 1, s. 182.
[343] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe,
c. 7, s. 112.
[344] Yâkubî, t 2, s. 13,
Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, c, 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 1 21, İbn
Esîr, c. 7, s. 112, Suyûtî, c.1 , s. 199, Halebî, c.1, s. 182.
[345] İbn Sa'd, c. 1 , s. 90,
Belâzurî, c. 1, s. 83, Yâkubî, c. 2, s. 13, Beyhakî, c. 2, s. 16, Süheyli, t 3,
s. 105, Ebu'l-Ferec, c.1 , s. 121, İbnEsîr, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, c.1, s.
39, Suyûtî, c. 1,5.199, Halebî, c.1, s. 1 82.
[346] İbn Sa'd, c. 1, s. 90.
[347] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 90, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 13, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 16,
Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 105, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.1
21, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 39,
Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 199, Halebî, İnsânu'l-uyün, c. 1, s. 182.
[348] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
[349] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s. 83.
[350] Yâkubî, t 2, s. 13, Beyhakî,
c. 2, s. 16, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 1 21, İbn Esîr, c. 7,
s. 112, Suyûtî, c.1 , s. 199, Halebî, c.1, s. 182.
[351] Beyhakî, c. 2, s. 15,16,
Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121, İbn Esîr, c. 7, s. 112, Suyûtî, c.1, s. 199, Halebî,
c. 1.S.182.
[352] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
Belâzurî, c. 1, s. 83.
[353] Yâkubî, c. 2, s. 13,
Beyhakî, c. 2, s. 17, Süheyli, c. 3, s. 105.
[354] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
Belâzurî, c. , s. 83, İbn Seyyid, c. , s. 39.
[355] Beyhakî, c. 2, s. 18,
Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121.
[356] İbn Esîr, c.1, s. 112.
[357] İbn Sa'd, c. 1 , s. 90,
Belâzurî, c. 1, s. 83, Yâkubî, c. 2, s. 13, Beyhakî, c. 2, s. 18, Süheyli, c.
3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1 , s. 121, İbn Esîr, c. 7, s. 112, İbn Seyyid, c.1,
s. 39, Suyûtî, c. 1,s. 199 Halebî, c.1, s. 182.
[358] Yâkubî, c. 2, s. 13,
Beyhakî, c. 2, s. 17,1 8, Süheyli, c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121, İbn
Esîr, c. 7, s. 112, Suyûtî, c. 1, s. 199, Halebî, c. 1,5.182.
[359] İbn Sa'd, c. 1, s. 90,
Belâzurî, c. 1, s. 83, Yâkubî, c. 2, s. 13, Beyhakî, c. 2, s. 17,18, Süheyli,
c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c.1, s. 121, İbn Esîr, c.7, s. 112, İbn Seyyid, c.1
, s.39, Suyûtî, c.1, s. 199, Halebî, c.1 ,s.182.
[360] Beyhakî,c.2,s.16,17,
Süheyli,c. 3, s. 105, Ebu'l-Ferec, c.1, s. 121, İbn Esîr, c.7, s. 112, Suyûtî,
c.1, s. 199, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 239, Halebî, c. 1 , s. 182.
[361] Beyhakî, c. 2, s. 16,17,
Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 121, İbn Esîr, c, 7, s. 112.
[362] İbn Sa'd, c.1 , s. 90,
Belâzurî, c. 1 , s. 83, Beyhakî, c. 2, s. 17,18, Ebu'l-Ferec, c. 1, s 121, İbn
Esîr, C. 7, S. 11 2, İbn Seyyid, c. 1, s. 39, Suyûtî, c. 1, s. 1 99.
[363] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 300.
[364] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 7.
[365] M.
Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/66-70.
[366] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 178, Taberî, Târih, c. 2, s. 194, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvvıe,
c. 2, s. 22, İbn Esîr, Kâmil, C.2.S.37.
[367] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 119, Belâzuri, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 84.
[368] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1 , s. 178, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 119, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 84, Yâkubî, TârTh, c. 2, s. 13, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvvıe, c. 1,
s. 166, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 22, Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 54.
[369] İbn İshak, İ bn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 178-179, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 118, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ,
c. 1, s. 129, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1185
[370] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 8.
[371] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre,c.1, s. 179-183, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 85-86.
[372] Yâkubî, Târih, c. 2, s.
13.
[373] İbn Sa'd, c. 1, s. 119,
Belâzurî, c. 1, s. 84, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 285, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ,
c. 1, s. 1 29, Zehebî, s. 54.
[374] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
11, s. 184.
[375] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 315, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 130, Zehebî, s. 54.
[376] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 9, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 84, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s.
1 29, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 253, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 184.
[377] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 119, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 1 66, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c.
1, s. 129, Diyarbekrî, c. 1, s. 253, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 184.
[378] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 186.
[379] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 41, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 1 53.
[380] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 4.
[381] Yâkubî, Târih, t 2, s.
11.
[382] Şehristânf, el-Milel
ve'n-nihâl, c. 2, s. 240.
[383] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 84.
[384] Yâkubî, Târih, c. 2, s.
s. 10-11.
[385] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 92, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 10.
[386] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre.c.1, s. 155.
[387] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 113-114.
[388] İbn Habib, K itâbu
'l-muhabber, s. 132, Belâzurf, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 72, Yâkubi, T ârıh, c.
1 , s. 258, E b ul-Tayyi b, I kdü's-simfn, c. 1, s. 152.
[389] İbn Habib,
Kitâbu'l-muhabber, s. 237, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 84.
[390] Ahmed Zeynî Dahlan,
Sîretü'n-nebî, c. 1 , s. 35.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/70-72.
[391] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 85, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 22, Diyarbekrî,
Hamis, c. 1, s. 253, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 185.
[392] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 178, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 119, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 84.
[393] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 166, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, t 1, s. 40.
[394] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 168, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 166, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
184.
[395] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 1 84.
[396] Yâkubî, Târih, t 1.S.14.
[397] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 184.
[398] Ebu Nuaym Delâil, c. 1,
s. 166.
[399] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 9, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 1 30-1 31, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 282.
[400] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 9.
[401] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 11 9, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282.
[402] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 120, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 131, Halebt, İnsânu'l-uyûn, 11, s. 189.
[403] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 119, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 31.
[404] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1
, s. 168, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 166, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 131 , İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 40, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 205.
[405] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 119-1 20, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 166, Ebu'l-Ferec İ bn Cevzî, el-Vefâ,
c. 1, s. 131, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 40, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 282.
[406] İbn Sa'd, Tabakât, c.1,
s. 120, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 167. Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1,
s. 131, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 282-283.
[407] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 166, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 40, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.
1, s. 1 89.
[408] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 168, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 , s. 166-167, İbn Seyyid, UyÛnu'l-eser, c. 1 ,
s. 40, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ , c. 1, s. 205, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 s.
189.
[409] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 168, Ebu Nuaym, c.1, s. 167, İbn Seyyid, c.1, s. 40, 41, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1,s.184.
[410] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s. 96.
[411] Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ,
c. 1, s. 205.
[412] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 168, Belâzuri, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 96, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 167,
İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 40, Suyûtî, c. 1, s. 205, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 184.
[413] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 283, Suyûtî, c. 1, s. 205, Halebî, İnsânu'l-uyûn, t 1, s.
189.
[414] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 120,168, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 167, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.
1, s. 131, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1, s. 40, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 283, Suyûtî, Hasa is, c. 1, s. 204-205, Diyarbekrî,
Hamis, c. 1, s. 254, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c, 1 , s. 189.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/73-75.
[415] Yâkubî, Târih, c. 2, s.
14.
[416] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,3.122.
[417] Hâkim, Müsiedrek, c. 3,
s. 108.
[418] Hâkim , Müstedrek, c. 3,
s. 108, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 2, s. 202, Aliyyü'l-Müttakf,
Kenzu'l-ummâl, c. 13, s. 636.
[419] Yâkubî, Târih, c. 2, s.
14.
[420] Hâkim, Müstedrek, c. 3,
s. 108, İbn AJodilberT, İstiâb, c. 4, s. 1891, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7,s.
217, Muhibbüt-Taberî, Rıyâd,c.2, s. 202.
[421] Hâkim, c. 3, s. 108,
Muhibbüt-Taberî, c. 2, s. 202, Kenzu'l-ummâl, c. 13, s. 635.
[422] Hâkim, Müstedrek, c. 3,
s. 108, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1891, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s.
217, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 2, s. 202.
[423] İbn Abdilberr, İstiâb,
c.4, s. 1891, İbn Esîr, Usd, c. 7, s. 217, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c.
2, s. 202, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 257, AJiyyü'l-Müttakf,
Kenzu'l-ummâl, c. 13, s. 635-636.
[424] Yâkubî, Târih, c. 2, s.
14.
[425] Hâkim, Müstedrek, c. 3,
s. 108, Aliyyü'l-Müttakf, Kenzu'l-ummâl, c. 1 3, s. 636
[426] Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 256-257
[427] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 222, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 380.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/75-77.
[428] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 1, s. 190, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. s. 292, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 191.
[429] İbn Esîr, Nihaye, c. 3,
s. 330, Ffruzâbâdf, Kâmusu'l-muhft, c. 3, s. 185.
[430] Firuzâbâdi,
Kâmûsu'l-muhit, c. 3, s. 185.
[431] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 1 90, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 283, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 191.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/77-78.
[432] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 5, s. 139, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 219-220, Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 8, s. 222-223, Suyutî, Hasaisü'l-kübrâ, c. 1, s. 160-161,
Alâuddin ^Ji, Kenzu'l-umm âl, c. 1 2, s. 400-401.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/78-79.
[433] İ bn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 153, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 96, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s.
65, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 131, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1 , s. 31.
[434] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvvE, c. 1, s. 168.
[435] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 96.
[436] Belâzurî, Ensâb, c. 1,
s. 96, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 168.
[437] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 168.
[438] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 53, Beyhakî, Delâilü'n-nübüwe, c. 2, s.
24-25, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 257.
[439] M.
Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/79-80.
[440] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2,s. 53, Taberî, Târih, c. 2, s. 194, Beyhakî,
Delâil, c. 2, s. 27, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 40-41, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 283, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 257, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 191-192.
[441] Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb,
c. 1, s. 75, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 176, Ziürkânf, Mevâhibu'l-ledünniye
Şerhi, c. 1, s. 194.
[442] Süheyif, Ravdu'l-ünüf,
c.2, s. 220, Diyarbekri, Hamis, c. 1, s. 257, Halebî, İnsânu'l-uyÛn, c.
1.S.193.
[443] Mes'ûdf. Murûcu'z-zeheb.
c. 1. s. 75.
[444] M.
Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/80.
[445] M.
Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/80-82.
[446] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 54-55, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s.
153-155, Taberî, Târîh, c. 2, s. 195, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s.
168-169, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 27, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s.
270-272, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 131 -133, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 4142, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 58-60, Ebu'j-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 283-284, Suyutî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s.
208-209, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 257-258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1
93-1 94.
[447] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 155, Ebu Muaym, Delâil, c. 1, s. 169, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 133,
Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 195.
[448] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2,s. 55, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155, Taberî,
Târîh, c. 2, s. 195, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 169, Beyhakî, Delâil, c. 2, s.
29, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.
1, s. 42, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 59, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.
2, s. 284, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 210, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 194.
[449] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 155, Ebu Nuaym, Del âil.c, 1,s.169-170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1,
s. 133, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 95.
[450] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 170.
[451] Abdurrezzak, Musannef,
c. 5, s. 318.
[452] İbn Sa'd,
Tabakatü'l-kübrâ, c. 1, s. 155.
[453] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 155, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,
s. 1 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 1 95.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/82-84.
[454] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ye'l-meb'as, c. 2, s. 55, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s.
155, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 170, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 29, Ebu'l-Fenec
İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 42,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 284, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s.
176, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 210, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258.
[455] Ebu Muaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 170, Ebu'l-Fenec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133,
Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258.
[456] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c.
1, s. 21 0.
[457] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, Ebu Muaym, Delâil, c. 1, s. 170,
Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 210.
[458] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 2, s. 284, Suyûtî, Hasâis, c. 1 , s. 210.
[459] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ye'l-meb'as, c. 2, s. 55, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s.
155, Ebu Muaym, Delâil, c. 1, s. 170, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 29, Ebu'l-Ferec
İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 42.
[460] Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133, Diyarbekrî, Hamis,
c. 1, s. 258.
[461] Ebu Muaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 170.
[462] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 155, Ebu Muaym, Delâil, c. 1, s. 170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,
s. 1 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258.
[463] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve,
c. 2, s. 29, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 42, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 284, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 176, Suyûtî,
Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 210, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 195.
[464] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 155, Ebu Muaym, Delâil, c. 1, s. 170, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,
s. 1 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 258.
[465] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 155,
Taberî, Târîh, c. 2, s. 195, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 29, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 42, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 284.
[466] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55, İbn Sa'd, Tabakât, c.1 ,s. 155,
Taberî, Târîh, c. 2, s. 195, Ebu Muaym , Delâil, c. 1, s. 170, Beyhakî, Delâil,
c. 2, s. 29, İbn Asâkir, Târih, c. 1, s. 271, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 42,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n- nihâye, c. 2, s. 284.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/85-86.
[467] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 55-57.
[468] Târîh,
c. 1, s. 272-273.
[469] c.
2, s. 227-228.
[470] M.
Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/86.
[471] A'râf 157.
[472] Bakara: 146.
[473] Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl,
s. 27, Nesefi, Medârik, c. 1, s. 82, Hâzin, Tefsir, c. 1, s. 94, Beyzâvi,
Tefsîr, c. 1 , s. 89, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 1, s. 147.
[474] Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl,
s. 27, Hâzin, Tefsir, c. 1, s. 94.
[475] Zemahşerî, Keşşaf, c. 1,
s. 321, Fahru'r-Râzî, Tefsir, c. 4, s. 128, Hâzin, Tefsîr, c. 1, s. 94,
Beyzâvî, Tefsîr, c. 1, s. 98, Ebussuud, Tefsîr, c. 1, s. 1 76.
[476] Hâzin, Tefsîr, c. 1, s.
94, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 1, s. 147.
[477] Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl,
s. 27.
[478] Zemahşerî, Keşşaf, c. 1,
s. 321, Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 4, s. 128, Nesefî, Medârik, c. 1, s. 82,
Beyzâvî, Tefsîr, c. 1, s. 89, Ebussuud, Tefsîr, c. 1, s. 1 76.
[479] Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl,
s. 27, Hâzin, Tefsîr, c. 1, s. 94, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 1, s. 147.
[480] Zemahşerî, Keşşaf, c. 1,
s. 321, Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 4, s. 128, Nesefî, Medârik, c. 1, s. 82,
Beyzâvî, Tefsîr, c. 1, s. 89, Ebussuud, Tefsîr, c. 1, s. 1 76.
[481] Vâhidi, Esbâbü'n-nüzûl,
s. 27, Hâzin, Tefsîr, c. 1, s. 94, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 1, s. 147.
[482] Zemahşerî, Keşşaf, c. 1,
s. 321 , Fahru'r-Râzî, Tefsir, c. 4, s. 128, Hâzin, Tefsir, c. 1, s. 94,
Nesefî, Medârik, c. 1, s. 82, Beyzâvî, Tefsîr, c. 1, s. 89, Ebussuud, Tefsîr,
c. 1, s. 176.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/87-88.
[483] Al-i İmrân: 81.
[484] Kadı lyaz, eş-Şifâ, c.
1, s. 35.
[485] Ahzâb: 35.
[486] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1
, s. 362, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 2, s. 174, Bu harf, Sahih, c. 3, s. 21,
Beyhakî, Delâil, c. 2,s. 374-377, Kadı Iyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 19, Ebu'l-Ferec
İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 37-38, İbn Seyy'id, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 58,
Zehebî, Târihu'l-İslâm, s. 92-94, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye vıe'n-nihâye, c. 2, s.
325.
[487] Dârimî, Sünen, c. 1, s.
14-1 5, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 38-39, Zehebî, Târihu'l-İslâm,
s. 94.
[488] Feth: 29.
[489] Saf 6
[490] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 248.
[491] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 67.
[492] Yuhanna İncili, bab: 14,
fıkra: 16; bab: 15, fıkra: 26; bab: 16, fıkra: 7.
[493] Rahmetullah,
İihâru'l-hak, Türkçe terceme, c. 2, s. 262-263.
[494] Feth: 29.
[495] Markos İncili, bab: 4,
fıkra: 26-29.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/88-92.
[496] Yuhanna İncili, bab: 1,
fıkra: 1 9-27.
[497] Matta İncili, bab: 11 ,
fıkra: 14-15.
[498] Matta İncili, bab: 2,
fıkra: 1-5,
[499] Matta İncili, bab: 11, fıkra:
1-6.
[500] Yuhanna İncili, bab: 1,
fıkra: 21-25.
[501] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 70, Taberî, Târîh, c. 2, s. 234, Beyhakî, Delâil, c. 2, s.
75-76, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 95-96, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 156,
Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 290, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
149.
[502] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 155.
[503] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 2, s. 165-166, Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 77-78, Beyhakî,
Delâil, c. 2, s. 533, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 57.
[504] Bakara: 89.
[505] Müzzemmil: 15.
[506] Eski Ahid, Tesniye, bab:
18, fıkra: 18-19.
[507] Mâverdf,
A'lâmi'n-nübüvvıe, s. 198.
[508] Bakara: 127-129.
[509] Bakara: 151.
[510] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları: 1/92-95.
[511] İbn Haldun, Târih, c. 2,
ks.2, s. 5.
[512] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 121.
[513] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 121 , Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 169.
[514] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 1, s. 194, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 121, Ebu Nuaym, Delâil.c.1 , s.
169, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 28, 30, Ebu'l-Fidâ.el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2,
s. 286-287.
[515] Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ,
c. 1, s. 221, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 254, Halebî, İnsânü'l-uyûn, c. 1, s.
204.
[516] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 194-195, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 30, 31, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 287, Halebî, İnsan, c. 1, s. 299
[517] Buhârî, Sahih, c. 1, s.
96, Müslim, Sahih, c. 1 , s. 268, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 32.
[518] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 153, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 96, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s.
65, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 131, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c.
1, s. 31.
[519] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 2, s. 54, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 154,
Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s. 169, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 35,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 133, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1,
s. 42.
[520] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 158, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 187, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1,
s. 38-39, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 45, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s.
80-81, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 221 -222, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1,
s. 200-201.
[521] İbn İshak,
Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, s. 2, s. 58, Buhârî, Târîhu'l-kebir, c. 1 , s.
130. Taberî, Târih, c. 2, s. 196. Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 186,
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 33, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s.
44, Zehebî, Târıhu'l- İslâm, s. 79, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
287, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s.178, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1,
s. 219.
[522] İbn İ shak, K itâbu1
l-m übtedâ ve'l-m eb'a s, c. 2, s. 58-59, Taberi, Târih, c. 2, s. 196, Ebu N
uaym, D el âil, c. 1, s. 186, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 33-34, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 44-45, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 79-80, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 287-288, İbn Hacer, Metâlibu'l-âliye, c. 4, s.
178, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 289.
[523] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 5, s. 362.
[524] İbn İshak, İbn Hisam,
Sîre.c.1, s. 194, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 286-287.
[525] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 198, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 128, Yâkubî, Târîh, c.
2, s. 17, Ebu'l-Ferecİbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 127, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 46.
[526] İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.
41, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 46.
[527] İbn Sa'd, Tabakât, c.
1,s.128.
[528] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 72, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 291.
[529] Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb,
c. 2, s. 276, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 72.
[530] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 136.
[531] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 72, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 291.
[532] Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb,
c. 2, s. 276.
[533] Mes'ûdf, Murûc, c. 2, s.
276-277, Süheyli, Ravd, c. 2, s. 72, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2,
s. 292.
[534] İbn Sa'd, c. 1, s. 128,
Mes'ûdf, c. 2, s. 276-277, Süheyli, c. 2, s. 72, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1 , s. 137, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 292.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/95-100.
[535] Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb,
c. 2, s. 277.
[536] İbn Esîr, Kâmil, c. 2,
s. 41, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[537] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 1 29, Mes'ûdf, Murûcu'z-zeheb, c. 2, s. 276,
Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 77, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s.
137, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 292.
[538] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 129, Süheyli, Ravd, c. 2. , s. 72, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.
137, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 47,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 292.
[539] İbn Esîr, Kâmil, c. 2,
s. 41, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293 İbn Haldun, Târîh, c. 2,
ks. 2, s.3.
[540] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 129, Süheyli, Ravd.c. 2, s. 72-73, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.
137-138, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 41 , İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 47,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 2, s. 292, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 3.
[541] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 129, Süheyli, Ravd, c. 2, s. 73, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 138,
İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 47, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 292.
[542] Süheyli, Ravd, c. 2, s.
70, İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 456, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 3.
[543] İbn Esîr, Nihâye, c. 3,
s. 456, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 292.
[544] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 76.
[545] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 292.
[546] İbn Esîr, Nihâye, c. 3,
s. 456.
[547] İbn Sa'd, Tabakât, c.1,
s. 129, Yâkubî, Târîh, c. 1, s. 18, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 73,
Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c.1 , s. 136, İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 456, İbn Esîr,
Kâmil, c. 2, s. 41, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 292, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2,
s. 3.
[548] Süheyli, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 73, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 292
[549] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1, s. 190, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 138, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41
,
[550] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 1 29, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 75, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 138, İbn
Esîr, Nihâye, c. 3, s. 456, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41 , Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[551] İbn Sa'd, c. 1, s. 1
298, Süheyif, c. 2, s. 75, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 138, İbn Esîr, Nihâye, c. 3,
s.356, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 41, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 293, İbn Haldun,
Târih, c. 2, ks. 2, s. 3.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/100-104.
[552] İbn Mâce, Sünen, c. 2,
s. 787.
[553] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1, s. 332, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
78-79, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 171 , Alâuddin Ali, Kenzu'l-um mâl, c.
12, s. 391 .
[554] İbn Mâce, Sünen, c. 2,
s. 787, İ bn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 79.
[555] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1, s. 332, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
79, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 1 71, Alâuddin Ali, Kenzu'l-um m âl, c. 12, s.
391.
[556] Bakara: 1 27.
[557] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 59, Beyhakî, Delâilü'n-nübüwe, c. 2, s. 52, Zemahşerî, Keşşaf, c. 1,
s.448.
[558] Buhârî, Sahîh, c. 4, s.
116, Taberî, Tefsîr, c. 1, s. 536, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvvıe, c. 2, s. 52.
[559] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 59, Taberî, Tefsîr, c. 1, s. 536.
[560] Âl-iİmrân: 96-97.
[561] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 67-68.
[562] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 68, Taberî, Tefsîr, c. 4, s. 11, Zemahşerî, Keşşaf, c. 1 , s. 448,
Kurtubf, Tefsîr, c. 7, s. 139, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 1, s. 384.
[563] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1, s. 332, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
79, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 171 -172, Alâuddin Ali, Kenzu'l-um mâl,
c. 12, s. 391 .
[564] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1, s. 332, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 172.
[565] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1, s. 332, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
79, Alâuddin Ali, Kenzu'l-um m âl, c. 12, s. 391.
[566] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1, s. 332, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 787, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
79, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 172, Alâuddin Ali, Kenzu'l-um mâl, c. 12,
s. 391.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/104-105.
[567] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c.1, s, 199, Taberî, Târih, t 2, s. 196.
[568] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 47-48.
[569] Ebu'l-Fenec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 101, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 277,
Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 260.
[570] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 2, s. 277.
[571] Ebu'l-Fenec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 101.
[572] Hâkim, Müstednek, c. 3,
s. 182, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2,
s. 295.
[573] Yakut, Mu'cemu'l-büldân,
c. 2, s. 126.
[574] Abdurrezzak, Musannef,
c. 5, s. 320, Taberî, Târih, c. 2, s. 197, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, t 2,s.
210-211, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c 1, s. 50.
[575] Ezrakî, Ahbâru Mekke,
c.1, s. 191, Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 21 0, Bedrüddin Aynı,
Umdetu'l-kârf, c. 10, s. 104.
[576] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 191, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 221.
[577] Zübeyr b. Bekkâr,
Cemhere, 1, s. 1 91, Bedrüddin Aynf, Umdetu'l-kârf, c. 10, s. 104, İbn Hacer,
Fethu'l-bârf, c. 3, s. 473.
[578] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 191, Bedrüddin Aynf, Umdetu'l-kârf, c. 1 0, s. 1 04, İbn Hacer,
Fethu'l-bârf, c. 3, s. 473, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 221.
[579] Zübeyr b. Bekkâr,
Cemhere, c. 1 ,s. 371, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 221.
[580] Abdurrezzak, Musannef,
c. 5, s. 320, Yakut, Mu'cem, c. 2, s. 211, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
50.
[581] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 156, Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 172,
Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 47-48.
[582] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97.
[583] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 129, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 172, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1,
s.143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 4748.
[584] Ebu Nuaym, De lâi
lü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, E b u'l-F ere c, el-Vefâ, c. 1, s. 1 43, İtan Seyyi
d, Uyûnu'l -eser, c. 1 , s. 48, H aleb f, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 216.
[585] İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 216.
[586] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97.
[587] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 199, Taberî, Târih, c. 2, s. 196, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 173, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 66, İbn Esîr, Kâmil, c. 2,
s. 39, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 48, Ebu'l-Fidâ, el Bidâye ve'n-nihâye, c. 2,
s. 293.
[588] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 129, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 143,
İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İ nsânu'l-uyûn, c. 1, s. 21 6.
[589] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 199, Taberî, Târîh, c. 2, s. 196, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 173, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s.
293.
[590] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 216.
[591] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre,c.1, s. 1 99, İbn Sa'd,Tabakât, c. 1, s. 129,156, Taberî, Târîh, c. 2, s.
196, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 1 73, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s.
143, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 398, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[592] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1,
s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s.
216.
[593] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 199, Taberî, Târih, c. 2, s. 196, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.
1, s. 48, Ebu'l-Fidâ, el- Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[594] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 143,
İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 216.
[595] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ,
c. 1, s. 130, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ,
c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c.1, s. 216.
[596] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 130, Diyarbekrî, Hamis, c. 1,s.262.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/105-110.
[597] İbn İshak, İtan Hişam,
Sîre, c 1, s. 199, Taberî, Târih, c. 2, s. 196, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.
2, s. 66, Ebu'l-Fidâ, el- Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 293.
[598] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 199, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 130, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 ,
s. 173, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66,Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48.
[599] İbn Esfr, Usdu'l-gâbe,
c. 2, s. 13 4, D iyarbekrf, H am fs, c. 1, s. 262.
[600] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe,
c. 2, s. 134, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 427, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.
262.
[601] İbn Hacer, el-İsâbe, c.
1 , s. 427.
[602] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 216, A. Zeyni Dahlan, Sîre, c. 1, s. 54.
[603] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 130, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1,
s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Halebî, İ nsânu'l-uyûn, c. 1, s.
21 6.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/110.
[604] Diyarbekrî,
Târîhu'l-hamîs, c.1, s. 262, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 219.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/110-111.
[605] Ebu'l-Ferec, el-Vefa, c.
1, s. 1 43, Diyarbekrî, Hamıs, c. 1, s. 262.
[606] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 156, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, İbn
Seyyid Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48.
[607] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 199,Taben, Târih, c. 2, s. 1 96, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s 173,
Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn Seyyid, Uyun,
c. 1, s. 48, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294.
[608] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 218, A. Zeyni Dahlan, Sîre, c. 1, s. 54.
[609] İbn Sa'd, Tabak
âtü'l-kübrâ, c. 1, s. 130, Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 173, İbn
Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 35, Süheyif, Ravdu'l-ünüf, c. 2, s. 326, Ebu'l-Ferec
İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, İbn
Haldun, Târih, c. 2, ks.2,5.5.
[610] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1
, s. 156, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüwe, c. 1, s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 1, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 216-217.
[611] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre,c.1, s. 199, Taben, Târih, c. 2, s. 196, Ebu Nuaym, Delâil. c. 1, s. 173,
Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 3 9, İbn Seyyi d, U
yûnu'l-eser, c. 1, s. 4 8, Zehebî, Tâ rfhu' I-İ si âm, 63, Ebu 'I-Fi dâ, e
I-Bid âye ve'n-ni hâye, c. 2, s. 294.
[612] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 156, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1, s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s.
48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1,s.21 7.
[613] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre.c. 1, s. 1 99, İbn Sa'd,Tabakât, c. 1, s. 130,156,Taberî, Târîh, c. 2, s.
196, Ebu Nuaym, Delâil, c.1,s. 173, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 66, İbn Esîr,
Kâmil, c. 2, s. 39, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 48. Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s.
63, Ebu'l- Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294.
[614] Süheyif, Ravdu'l-ünüf,
c. 2, s. 236.
[615] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 156, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 173, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ,c. 1, s. 143, İbn
Seyyid, UyÛnu'l- eser, c. 1, s. 48, Halebî, İ nsânu'l-uyûn, c. 1, s. 21 7.
[616] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 156, Ebu Nuaym, Delâil, c. , s. 173, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.1,s.217.
[617] İbn Hacer, el-İsâbe, c.
1, s. 177, Kastalânî, M evâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 50, Zürkânî,
Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 245.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları:
1/111-112.
[618] İbn İshak, İbn Hişam,
SiYe.d , s. 200, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 156, Taberî, Târih, c. 2, s. 196,
Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 173, Beyhakî, Delâil, c. 1, s. 66, İbn Esir, Kâmil,
c. 2, s. 39, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-
nihâye, c. 2, s. 294.
[619] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 157, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 263, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 219.
[620] HalebUnsânu'l-uyun, t 1,
s. 219.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/112-113.
[621] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 ,s. 1 56, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüwe, c. 1, s. 173,
Ebu'l-Ferec, el-Vefa, c. 1, s. 143, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 48,
Diyarfcıekrf, Târîhu'l-hamîs, c. 1 , s.
263, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 219, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi,
c. 1 , s. 199.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/113.
[622] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 200, İbn Sa'd, Tabak ât, c. 1, s. 130, Taberî, Târih, c. 2, s.
196-197, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1 ,s. 1 74, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 67,
Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 143, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn Seyyid
Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 48-49, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294,
Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s. 263, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 220.
[623] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 130, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 143, Diyarbekrî, c. 1, s. 263.
[624] İbn Sa'd, c. 1, s. 156,
İbn Seyyid, c. 1, s. 49, Diyarbekrî, c. 1,s.263. Halebî, c. 1, s. 220.
[625] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 156-157, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ1,
c.1, s. 1 44, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 49, Diyarbekrî, Hamis, c. 1,
s. 263, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 220.
[626] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 200, Taberî, Târih, c. 2, s. 197, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.
2, s. 67, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 80, Zehebî, Târîhu'l-İslâm, s. 64,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/113-114.
[627] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 1, s. 200, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 157, Taberî, Târih, c. 2, s.
197, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 144, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 39, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 498, Zehebî, Târîhu'l -İslâm, s. 64, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 294, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 263.
[628] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 157, Ebu'l-Ferec, el-Vefâ, c. 1, s. 1 44, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1, s.
49, Diyarbekrî, Hamis, c.1,s.263.
[629] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, c. 1, s. 200, Taberî, Târîh, c. 2, s. 197, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 67,
İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 39, Ebu'l-Fidâ, c. 2, s. 294.
[630] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 220.
[631] Belâiurf,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97.
[632] İbn Habib,
Kitâbu'l-muhabber, s. 78, Belâiurf, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 97.
[633] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 228, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 200.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/115.
[634] İbn Habib,
Kitâbu'l-muhabber. s. 78.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/115.
[635] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 1, s. 203, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 51, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 2, s. 296.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/116.
[636] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282.
[637] Halebî, İnsânu'l-uyûn, d
, s. 227, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 200.
[638] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 15.
[639] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c.4, s. 282, Zürkâni", Mevâhib Şerhi, c. 1, s.
200.
[640] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 227.
[641] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi,
c. 1 , s. 200.
[642] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 15.
[643] Halebî, İnsânu'l-uyÛn,
c. 1, s. 227.
[644] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 15.
[645] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 227,
Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 200.
[646] Halebî, İnsânu'l-uyün,
c. 1, s. 227, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 200.
[647] İbn Sa'd, Tabakât, c.
8,15.
[648] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 227, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 200.
[649] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282.
[650] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 227,
Zürkânî, M evâhib Şerhi, c.1,s.200.
[651] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 15.
[652] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282.
[653] Zürkânî,
Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 200.
[654] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8,
s. 15, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 282, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 200.
[655] Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 1, s. 228.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayınları: 1/116-117.