MEKKE'NİN FETHİ 4

Fetih Seferinin Tarihi ve Mevkii 4

Abdulmuttalib'le Huzâalar Arasında İttifak Antlaşması Yapılışı 6

Benî Bekrlerle Huzâalar Arasındaki Düşmanlık. 7

Benî Bekrlerden Benî Di'llerin Huzâalardan Öç Almaya Niyetlenmeleri 7

Huzâalara Saldırmak İçin Bahane Edilen Son Hadise. 7

Kureyş Müşriklerinin Nüfâseleri Gizlice Destekleyerek Huzâaları Öldürtmeleri 8

Kureyş Müşriklerinin Yaptıkları İşin Sonucunu Düşünerek Korkuya Düşmeleri 9

Huzâaların Yardım Dileklerini Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine'den Cevaplayışı 11

Huzâaların Medine'ye Gelişi 11

Kureyş Müşriklerine Mektup Gönderilişi 13

Ebu Süfyan Medine Yolunda. 13

Ebu Süfyan'ın İşlenilen Cinayeti Gözardı Etmeye Çabalayışı 14

Acele Sefer Hazırlığına Girişilişi ve Bunun Gizli Tutuluşu. 19

Hâtıb'ın Kureyş Müşriklerine Harekât Durumunu Bir Yazı ile Bildirmeye Yeltenişi 22

Mektubun Kureyş Müşriklerine Bir Kadınla Gönderilişi 22

Hâtıb'ın Sorguya Çekilişi 23

Medine'den Mekke'ye Doğru Yola Çıkış. 26

Zübeyr b. Avvam'ın Bir Süvari Birliğinin Başında Öncü Olarak İleri Sürülüşü ve Hevâzin. 26

Casusunun Yakalanıp Sorguya Çekilişi 26

Uyeyne b. Hısn'ın Arc'da Gelip Mücahidlere Katılışı 27

Peygamberimiz Aleyhisselamın Orucunu Açışı ve Mücahidlere Oruçlarını Açmalarını Emredişi 28

Medine'ye Gelmek Üzere Yola Çıkan Hz. Abbas'ın Yolda Peygamberimiz Aleyhisselamla Buluşması 28

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mücahidleri Savaş Düzenine Koyuşu. 28

Ebu Süfyan b. Hâris'le Abdullah b. Ebi Ümeyye'nin Peygamberimiz Aleyhisselamla Buluşmaları ve. 29

Müslüman Olmaları 29

Peygamberimiz Aleyhisselamın Merru'z-zahran'da Konaklayışı 32

Kureyş Müşriklerinin Ebu Süfyan b. Harb'i Denetçi ve Elçi Olarak Göndermeyi Kararlaştırmaları 32

Ebu Süfyan'la Hakîm b. Hizam ve Büdeyl b. Verkâ'nın Müslüman Olmaları 33

Ebu Süfyan'a Dar Geçitte Mücahidlerin Geçişinin Seyrettirilişi 37

İslâm Mücahidlerinin Tamamıyla Gelip Zî Tuvâ'da Toplanışı 42

Mekkeli Müşriklerin İslâm Mücahidlerine Karşı Koymaya ve Çarpışmaya Hazırlanmaları 42

Mücahidlerin Savaş ve Mekke'yi Fetih Düzenine Konulması ve Kumandanlara Harekât 43

Hakkında Talimat Verilişi 43

Üsâme b. Zeyd'in Mekke'de Nereye İnileceğini Soruşu ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Hayf'a. 44

İnileceğini Bildirişi 44

Ebu Kuhâfe'nin İslâm Mücahidlerini Ebu Kubeys Dağından Kızına Gözetletişi 44

Ebu Süfyan'la Hakîm b. Hizam'ın Kureyşlileri Uyarmak ve İslâmiyete Davet Etmek Üzere Önden. 45

Gönderilişi 45

Hz. Abbas'ın Peygamberimiz Aleyhisselamdan İzin Alarak Mekke'ye Gidişi 46

Halid b. Velid'in Ellît Mevkiinden Mekke'ye Girişi 46

Ebu Süfyan'la Hakîm b. Hizam'ın Müşriklere Öğüt ve Tavsiyeleri 47

Zübeyr b. Avvam'ın Mekke'ye Yukarı Tarafından Girişi 48

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke'ye Girişi 48

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekkelilere Eman Verdiğini İlân Ettirişi 50

Ensarın Duydukları Endişelerin Giderilişi 50

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hacun'da Kurulan Çadıra İnişi 51

Abdullah b. Hatal'ın Suçu ve Öldürülüşü. 52

Hâris b. Tulaytıla'nın Öldürülüşü. 53

Huveyris b. Nukayz'ın Öldürülüşü. 53

Mıkyes b. Subâbe'nin Öldürülüşü. 54

Safvan b. Ümeyye'nin Cidde'ye Kaçışı 54

İkrime b. Ebu Cehil'in Yemen'e Kaçışı 54

Hebbar b. Esved'in Kaçıp İzini Kaybedişi 55

Abdullah b. Zibârâ İle Hübeyre b. Ebi Vehb'in Necran'a Kaçmaları 55

Abdullah b. Sa'd b. Ebî Serh'in Öldürülmek İçin Aranılışı 55

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescid-i Haram'a Gelişi ve Kâbe'yi Tavaf Edişi 56

Fadâle'nin Kötü Niyetini Değiştiren ve İmanını Berkiştiren Bir Hadise. 57

Ebu Süfyan b. Harb'in İçinden Geçirdiği Bir Kuruntudan Dolayı Uyarılışı 57

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kâbe'nin Anahtarını Getirtmesi 58

Kâbe Çevresindeki Putların Yıktırılışı 58

Bilal-i Habeşî'nin Kâbe Üzerinde Ezan Okumasından Müşriklerin Tedirgin Olmaları 59

Yıkılan Putların Kırılacaklarının Kırılışı ve Yakılacaklarının Yakılışı 60

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmü Hani'nin Evinde Fetih Namazı Kılışı 60

Mücahidlerin Fetih Gecesini Zikir ve İbadetle Geçirmeleri 61

Kâbe'nin İçindekiler ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Kâbe'ye Girişi 61

Peygamberimiz Aleyhisselamın Birinci Fetih Hutbesi 63

Peygamberimiz Aleyhisselamın Birinci Fetih Hutbesi 65

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hicâbe ve Sikâye Hızmetlerini Eski Görevlilerine Vermesi 67

Ebu Ahmed'in Müşrikler Tarafından Gaspedilen Evleri Karşılığında Cennette Verilecek Köşke Razı Oluşu. 68

Peygamberimiz Aleyhisselamın Karşısında Titremeye Başlayan Adamı Teskin Edişi 68

Mekkelilerin Peygamberimiz Aleyhisselama İslâmiyet Üzerine Bey'atları 69

Ebu Kuhâfe'nin Peygamberimiz Aleyhisselama Getirilip Bey'at Ettirilişi 69

Hz. Ebu Bekir'in Bacısına Alınan Gerdanlığı Hakkındaki Tavsiyesi 70

Ebu Leheb'in Oğulları Utbe ve Muattib'in Getirtilip Bey'at Ettirilişi 70

Mekkeli Kadınların Peygamberimiz Aleyhisselama Bey'at Ettirilişi 70

Hind ve Kızkardeşinin Peygamberimiz Aleyhisselamla Konuşmaları 71

Hind'in Peygamberimiz Aleyhisselama Oğlak Kebabı Hediye Edişi ve Koyunlarının ve. 73

Kuzulayıcılarının Bereketlenişi 73

Mekke Evlerindeki Putların Kırılışı ve Bazı Şeylerin Yasaklanışı 73

Mekkeli Çocuklar İçin Peygamberimiz Aleyhisselama Dua Ettirilişi 74

Peygamberimiz Aleyhisselamın Süheyl b. Amr'a Eman Verişi 74

Huvaytıb b. Abduluzzâ'nın Müslüman Oluşu. 74

İkrime b. Ebu Cehil'e Eman Verilişi ve Kendisinin Müslüman Oluşu. 76

Hâris b. Hişam'ın Müslüman Oluşu. 79

Şair Abdullah b. Zibârâ'nın Necran'dan Gelip Müslüman Oluşu. 81

Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'in Özür Dileyişi ve Müslümanlığa Dönüşü. 82

Peygamberimiz Aleyhisselamın Safvan b. Ümeyye'ye Eman Verişi 84

Enes b. Züneym ed-Di'lî'nin Suçunun Affedilişi 86

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ordu İhtiyacı İçin Mekkeli Üç Zenginden Ödünç Para Alışı 86

İşkence ile Dininden Döndürülen Cebr'in Yeniden Müslüman Oluşu. 87

Peygamberimiz Aleyhisselama Sa'd b. Bekrlerden Bir Kadının Hediye Olarak Süt ve Keş Peyniri Getirişi 87

Peygamberimiz Aleyhisselama İçmesi İçin Üzüm Şırası Getirilişi 87

Peygamberimiz Aleyhisselama Sakîfli Bir Dostu Tarafından Hamr (Şarap) Hediye Edilmek İstenilişi 88

Mekke'nin Fethinde Haram Kılınan, Yasaklanan Şeyler 88

Soylu Bir Kadının Hırsızlık Suçundan Dolayı Elinin Kesilişi 88

Fetih Müyesser Olursa Beytü'l-Makdis (Kudüs)'te Namaz Kılmayı Adamanın Hükmü. 89

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke'de Kaldığı Müddetçe Namazlarını Seferî Olarak Kıldığı, Kıldırdığı 89

Saîd b. Saîd'in Mekke Çarşısı Müfettişliğine Tayin Edilişi 89

Mekke Harem Sınırı ve Sınır Taşları 89

Mekke Hareminin Sınırı: 90

Kureyş Müşriklerinin Harem Sınır Taşlarını Söktükten Sonra Yerine Koymaları 90

Mekke Çevresindeki Putların Yok Edilmeleri İçin Birlikler Gönderilişi 91

Halid b. Velid'in Uzzâ Putunu Kesişi 92

Amr b. Âs'ın Süva' Putunu Yıkmaya Gönderilişi 93

Sa'd b. Zeyd el-Eşhelî'nin Menat Putunu Yıkmaya Gönderilişi 94

Amr b. Selimetü'l-Cermî'nin Müslüman ve Küçük Yaşta Kavminin İmamı Oluşu. 95

Halid b. Velid'in Benî Cezîmelere Gönderilişi 96

Peygamberimiz Aleyhisselamın  Beni Cezimelere Yapılandan Üzüntü Duyuşu ve Allah’a sığınışı 100

Abdurrahman b. Avf'ın Halid b. Velid'i Kınaması ve Onunla Tartışması 101

Hz. Ömer'in Halid b. Velid'i Kınaması ve Kendisine Tavsiyesi 102

Gerekli Bir Açıklama. 102


MEKKE'NİN FETHİ

 

Fetih Seferinin Tarihi ve Mevkii

 

Mekke'nin fethi seferi, Hicretin 8. yılında Ramazan ayında vuku bulmuştur.[1]

Mekke; Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde olup, Batlamyus'a göre, Mağrib tarafından 78 derece tul, 23 veya 21 derece arz dairesinde, Seratan Burcunun alt noktasında ve ikinci iklimde bulunmaktadır.[2]

Mekke; her taraftan yükselen dağlarla çevrili bir vadide kurulmuştur.

Mekke'nin akarsuları yoktur, suyu gökten gelir.

Kuyu suları içinde devamlı olarak içilen Zemzem'den daha tatlısı yoktur.

Mekke'de, çöl ağaçlarıyla tektük hurma ağacından başka, meyve ağaçlarına da pek rastlanmaz.

Fakat, Mekke Hareminin sının dışına çıkılınca, birçok akarsuları, bahçe, bostan ve ekinlikleri bulu­nan vadilerle karşılaşılır.[3]

İbrahim Aleyhisselam, zevcesi Hz. Hacer'le süt emen oğlu İsmail Aleyhisselamı Şam'dan alıp Mekke şehrinin bulunduğu vadiye getirdi.

Onları bugün Mescid-i Haram'ın bulunduğu yerde, Zemzem kuyusunun yukarısındaki büyükçe bir ağacın yanına bıraktı.

O tarihte Mekke'de ne bir kimse, ne de içecek su vardı.

İbrahim Aleyhisselam, Yüce Allah'ın emriyle getirdiği Mekke'nin bu ilk sakinlerine, bir kırba su ile bir dağarcık hurma bıraktı.

Kendisi, dönüp Şam'a gitti.

Gideceği sırada, ellerini kaldırarak:

"Ey Rabbim! Zürriyetimden bir kısmını, ekin bitmez bir vadide, Senin dokunulmaz Beyt'inin yanın­da yerleştirdim.

İnsanlardan bir kısmını, namaz kılmak için, zürriyetimin bulunduğu bu yere meylettir, heveslendir!

Onları her çeşit meyvelerden nzıklandır! Umulur ki, Sana şükrederler"[4] diyerek dua etti.

Onlara Yüce Allah tarafından gönderilen melek (Cebrail Aleyhisselam), Zemzem kuyusunun suyunu meydana çıkardı.

Bu ana oğul orada yaşayıp dururlarken, günün birinde, yurt edinmeye çıkan Cürhümilerden bir cemaat, Kedâ yolu ile gelip Mekke'nin alt tarafına kondular.

Onlar, oraya bir kuşun gelip gittiğini görünce:

"Herhalde, şu kuş, su başında dönüp dolaşıyordun Halbuki, biz bu vadide su bulunmadığını biliy­orduk" dediler.

Durumu öğrenmek üzere, ayağına çevik bir-iki kişi gönderdiler.

Bunlar dönüp suyun bulunduğunu topluluklarına haber verdiler.

Bunun üzerine, Cürhümîler, Hz. Hacerl Zemzem'in başında görünce:

"Bizim de gelip şuraya, senin çevrene konmamıza izin verir misin?" diye sordular.

Hz. Hacer:

"Evet! Konabilir ve bir hak iddia etmemek şartıyla bu sudan da yararlanabilirsiniz!" dedi.

Cürhümîler bu şartla oraya kondular.

Hz. Hacer de, böylece, ıssızlıktan kurtulmuş oldu.

Cürhümflerin geride kalan cemaatleri de geldiler, Mekke şehir haline gelmeye başladı.

İsmail Aleyhisselam, büyüyüp yiğitlik çağına basınca, Cürhüm ilerden bir kızla evlendi.

Daha sonra, İbrahim Aleyhisselam Şam'dan geldi. Oğlu ile birlikte, Kabe'yi eski temeli üzerine yeniden çattı. Yüce Allah'ın emriyle, insanlan hacca çağırdı.[5]

Cürhümîler, Yemen Kahtanlarından idiler.

Bunlar, Amalika'dan Katura oğullarıyla birlikte Hicaz'a gelmişler, onları hakimiyetleri altına almışlardı.[6]

Cürhümiler, o zaman, Mekke'ye yakın bir vadide,[7] Amalika'dan olan bir kısım halk da, yine Mekke çevresinde oturmakta idiler,

O zaman, Mekke; selem ve semüre denilen dikenli ağaçların, çalıların bittiği bir yerdi.

Beytullah'ın yeri ise, kırmızı kesekli, tepemsi bir yer halinde idi.[8]

Fethin tek sebebi, Hudeybiye muahede ve musalahasının Kureyş müşriklerince ihlal edilişi, bozu­luşu idi.

Hicretin 6. yılında Hudeybiye'de Peygamberimiz Aleyhisselamla Kureyş müşrikleri arasında yapılmış olan muahedenin 8 ve 9. maddelerine göre; Peygamberimiz Aleyhisselamın da, Kureyş müşrik­lerinin de akd ve ahdlerine girmek isteyenler, serbest bırakılmışlardı.[9]

Muahede ve musâlahayı yazdırma işi bittiği sırada:[10]

"Resûlullah Aleyhisselamın akd ve ahdine girmek isteyen, girsin!"[11] denilince:

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bu yoldaki taahhüt ve şartlarım, yanıma katılacak olan kişiler hakkında da caridir!" buyurmuştu.[12]

Bunun üzerine, Huzâalar, Ka'b oğulları sıçraşmıslar:

"Biz, Muhammed'in akdine ve ahdine gindik![13] Yâ Rasûlallah! Biz senin yanındayız![14]

Bizim bu sözümüz, gerimizdeki kavmimizden olan kişilerin de adınadır!" demişlerdi.[15]

Kureyş müşrikleri de:

"Bizim bu yoldaki taahhüt ve şartlarımız, yanımıza katılacak olan kişiler için de caridir, geçerlidir!" demişlerdi.[16]

Bunun üzerine, Bekr oğulları sıçraşıp:

"Biz de, Kureyşîlerin akdine ve ahdine girdik![17] Bizim bu sözümüz, gerimizdeki kavmimizden olan kişilerin de adınadır!" demişler;[18]  böylece, Bekr oğulları Kureyş müşriklerinin, Huzâalar da Peygamberimiz Aleyhisselamın akd ve ahdine girmişlerdi.[19]

Huzâalar; Peygamberimiz Aleyhisselamın dedesi Abdulmuttalib b. Hâşim'in antlaşmalısı, müttefiki idiler.

Abdulmuttalib b. Hâşim'in bu hususta yazdığı yazı, Huzâaların elinde bulunuyordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onu, Hudeybiye günü Übeyyb. Ka'b'a okutturmuşt.[20]

Abdulmuttalib'in Mekke'deki biricik yardımcısı, savunucusu ve işlerinin görüp gözeticisi olan amcası Muttalib b. Abdi Menaf ölünce, öteki amcası Nevfel b. Abdi Menaf, Abdulmuttalib'in dağ eteklerindeki mülklerini gaspetmiş, Abdulmuttalib bundan dolayı çok bunalmıştı.[21]

Abdulmuttalib, Kureyş kavminin ileri gelenlerine gidip, amcasının gasbına karşı kendisine yardım etmelerini istemişse de,[22] onlar:

"Biz seninle amcanın arasına girici değiliz! (Bu, sizin iç işiniz!)" demişlerdi.[23]

Bunun üzerine, Abdulmuttalib, Medine'deki Hazrecîlerden, dayılan olan Neccar oğullarına yazdığı bir manzume ile durumu anlatmıştı. Ebu Es'ad en-Neccârî, hemen, 80 süvari ile birlikte yola çıkıp Ebtah'a geldi.

Abdulmuttalib, onun yanına vardı ve:

"Ey dayı! Evime in!" dedi.

Ebu Es'ad:

"Nevfel ile hesaplaşmadıkça, olmaz!" dedi.[24]

Kabe'nin yakınında, develerini ıhdırdılar.[25]

Kalkanlarını astılar, sırmalı elbiselerini tersine çevirdiler.[26]

Nevfel b. Abdi Menaf, o sırada, Hicr'de Kureyşlilerin yaşlılarıyla birlikte oturuyordu.[27]

Onları görünce:

"Herhalde bunlar bir kötülük için gelmişlerdir!" dedi .[28]

Ebu Es'ad gidip onun başucuna dikildi, kılıcını sıyırdı[29] ve:

"Şu Beyt'in Rabbine andolsun ki; ya Abdulmuttalib'e dağ eteklerindeki mülkünü geri vereceksin, ya da seni kılıçtan geçireceğim!" dedi.[30]

Nevfel korktu[31] ve:

"Şu Beyt'in Rabbine andolsun ki; Abdulmuttalib'e, dağ eteklerindeki mülkünü geri verdim!" dedi. Orada bulunanları da buna şahit tuttu.[32] Yapmış olduğu işten dolayı da özür diledi. Abdulmuttalib'e karşı iyi davranmaya başladı.[33]

Bunun üzerine, Ebu Es'ad, Abdulmuttalib'e:

"Haydi, kızkardeşimin oğlu! Evine gidelim!" dedi.

Abdulmuttalib'in evinde üç gün oturdu ve umre yaptı .[34]

Huzâalar, Hazrec oğullarının Medine'den gelip Abdulmuttalib'e yardım ettiklerini görünce:

"Vallahi, şu vadide ondan daha güzel, daha nazik, uslu ve yumuşak huylu olan; insanları bozup helak eden kötülüklerin her çeşidinden ondan daha uzak duran bir kimse görmedik.

Hazrecîlerden olan dayıları ona yardım ettiler.

O, onların oğlu olduğu gibi, bizim de oğlumuz bulunuyor. Çünkü, onun dedesi Abdi Menaf, Huzâaların ulu kişisi Huleyl b. Hubşiyye'nin kızı Hubban'ın oğludur.

Keşke ona biz yardım etmiş, kendisiyle ittifak yapmış olsaydık da, biz ondan yararlansaydık, o da bizden yaralansaydı!" dediler.

Huzâaların ileri gelenleri, Abdulmuttalib'in yanına vardılar ve:

"Ey Ebu Haris! Sen, Neccar oğulları cemaatinin oğlu olduğun gibi, bizim de oğlumuzsun![35]

Bizler, bu yerde komşularız.[36]

Kureyşîlere karşı kalblerde olan hınç ve kinleri, geçen günler öldürmüş, yok etmiş bulunuyor.[37]

Gel, seninle ittifak ve antlaşma yapalım" dediler.[38]

Bu teklif Abdulmuttalib'in hoşuna gitti.[39] Huzâaların davetini hemen kabul etti.[40]

 

Abdulmuttalib'le Huzâalar Arasında İttifak Antlaşması Yapılışı

 

Benî Mazin b. Adiyy b. Amr b. Luhayy'lardan:

Verka' b. Abduluzzâ,

Süfyan b. Amr el-Kumeyrî,

Ebu Bişr,

Hacer b. Umeyr el-Kumeyrî,

Hacer b. Abdi Menaf b. Dâtır,

Abduluzzâ b. Kutm el-Mustalakî, ve daha başka ileri gelenlerle birlikte geldiler.[41]

Abdulmuttalib de, yanında Muttalib oğullarından bazıları ile birlikte,

Erkam b. Nadle b. Hâşim ve

Ebu Sayfî b. Hâşim'in iki oğlu Dahhâk ve Amr olduğu halde, 7 kişilik bir heyetle[42] Dârü'n-Nectv'e'ye girdiler.[43]

Birbirlerine yardım ve iyilik yapmak hususunda antlaştılar.[44]

Bu antlaşmada ne Abduşşems oğullarından bir kimse bulundu, ne de Nevfel!

Abdulmuttalib ile Huzâalar, aralarında bir de yazı yazıp, Kabe'nin duvarına astılar.[45]

Yazıyı yazan, Ebu Kays b. Abdi Menaf b. Zühre b. Kilâb idi.[46]

Nevfel b. Abdi Menaf, bunu görünce; o da, bütün Hâşim oğullarına karşı, Abduşşems oğullarıyla itti­fak ve antlaşma yaptı.[47]

Abdulmuttalib; Huzâalarla yaptığı bu antlaşmaya riayet edilmesini, oğlu Zübeyr'e, söylediği bir manzume ile sıkı sıkı vasiyet etti.

Zübeyr de bunu Ebu Talib'e, Ebu Talib de Hz. Abbas'a öylece vasiyet etti.[48]

Sözü geçen antlaşma yazısı, kaynaklarımızdan bazılarında kısmen veya tamamen yazılı bulun­makta dir.[49]

 

Benî Bekrlerle Huzâalar Arasındaki Düşmanlık

 

Kureyş müşriklerinin müttefiki olan Benî Bekrierin, öteden beri, Huzâalaria aralarında düşmanlık vardı.

Esved b. Rem ed-Di'lî'nin müttefiki olan Benî Hadramilerden Malik b. Abbâd adındaki adam, ticaret maksadıyla yola çıkıp Huzâaların yurtlarının ortasına geldiği sırada Huzâalar tarafından baskına uğratılarak öldürülmüş ve malı da alınmıştı.

Bekr oğulları da, buna karşı, Huzâalardan bir adamı öldürmüşlerdi.

İslâmiyetin Mekke'de zuhurundan biraz önce, Huzâalar da, Benî Kinanelerin eşrafından, Benî Esved b. Rezn ed-Di'lîlerden Selma, Külsûm, Züeyb adlarındaki üç kardeşi Arafat yanındaki harem hudut belliklerinin yanında öldürmüşlerdi.

Cahiliye çağında Benî Bekrierden Esved b. Reznlere-başkalarına üstün tutulmaları sebebiyle-kan bedelinin iki katı ödenirdi. Kendileri ise bunu bir kat olarak öderlerdi.

Benî Bekrlerie Huzâalar birbirlerine karşı böyle kinli ve hınçlı birtutum içindelerken, İslâmiyet araya girdi, onları ister istemez Hudeybiye musalahasına kadar[50] oyaladı.[51]

 

Benî Bekrlerden Benî Di'llerin Huzâalardan Öç Almaya Niyetlenmeleri

 

Benî Bekr kabilesinden Benî Diller; Hudeybiye musalahasıyla birbirlerine karşı güvenç içinde yaşa­malarını fırsat bilerek, Benî Esved b. Reznlerden vaktiyle öldürülmüş olan adamlarının öcünü Huzâalardan almak istediler.[52]

Benî Dillerin başkanı ve kumandanı Nevfel b. Muaviye, bu yolda bazı girişimlerde bulundu.

Ferve b. Hübeyretü'l-Kuşeyrî, Hicretin 7. yılında umre yapmak üzere Mekke'ye gidince Kureyş müşriki eriyle düşüp kalkmış, onların Peygamberimiz Aleyhisselama karşı son derecede düşmanlık beslediklerini görmüş, Kureyş müşrikleri ona:

"Ya senin görüşün nedir? Sen göçebe halkın ulususun" diye sordukları zaman:

"Sizinle onun arasındaki şu musalaha müddeti içinde dâvamızı halledeceğiz. Bütün Arapları kendimize çekeceğiz, sonra da, yurdunun ortasında onunla çarpışacağız!" demiş, Mekke'de bulunduğu müddetçe, Kureyş müşriklerinin danışma meclislerine katılmıştı.

Nevfel b. Muaviye, Ferve'nin Mekke'den geldiğini ve Kureyş müşriklerinin meclislerine katılmış olduğunu işitince, Ferve'nin çölüne indi.

Ferve, Kureyş müşriklerine neler söylediğini, ona haber verdi.

Nevfel:

"O halde, ben sizde muhakkak birşeyler bulacağım demektir.

Bizim için, düşman, yurdu yakın olandır.

Onlar, Muhammed'in heybesi gibidir! İşlerimizden bir harf bile onlara gizli kalmaz!" dedi.

Ferve:

"Kim bunlar?" diye sordu.

Nevfel:

"Kim olacak? Huzâalardır. Hayırsız, kötü Huzâalar! Muhammed'in sağ yanına oturdular!" dedi.

Ferve:

"Bu da ne demek?" diye sordu.

Nevfel:

"Sen Kureyşîlerin Huzâalara karşı bize yardım etmelerini iste ve sağla! Ötesine karışma!" dedi.

Ferve:

"Ben size bu hususta yeterim!" diye söz verdikten ve Nevfel'e yardımlarını sağlamak için Kureyş müşriklerinin Safvan b. Ümeyye, Abdullah b. Rebia ve Süheyl b. Amr gibi ileri gelenleriyle buluştuktan ve onların aradaki muahedeyi bozmanın akıbetinden korktuklarını gördükten sonra, "Kureyş kavminde iş yok!" dedi.[53]

 

Huzâalara Saldırmak İçin Bahane Edilen Son Hadise

 

Huzâalarla Kinaneler arasında en son olarak şöyle bir hadise vuku buldu: Kinanelerden Enes b. Züneym ed-Di'lî, bir gün, söylediği bir şiirle Peygamberimiz Aleyhisselamı hiciv ve tahkir edince, Huzâalardan bir genç kızmış, vurup Enes'in başını varmıştı.

Benî Bekrler, Enes'in başının yarılmasını da, Huzâalardan öç almak için bahane etmişlerdir.[54]

 

Kureyş Müşriklerinin Nüfâseleri Gizlice Destekleyerek Huzâaları Öldürtmeleri

 

Şaban ayının başında Benî Bekri erden Nüfâse oğulları, Kureyş müşriklerinin eşrafının yanlan na git­tiler.

Müdlic oğulları ise, Hudeybiye muahedesi hükmünü bozmuş olmaktan sakındıkları için, Benî Nüfâselerden uzak durdular.

Nüfâse oğulları, düşmanları olan Huzâalara karşı, kendilerine adam ve silah vererek yardım etmelerini Kureyş müşriklerinden istediler.

Huzâaların vaktiyle adamlarını nasıl öldürmüş olduklarını anlattılar.

Kureyş müşriklerine, aralarındaki akrabalığı ve Hudeybiye muahedesinde nasıl kendilerinin tarafını tutup akd ve ahdlerine girdiklerini, Huzâaların ise Muhammed (Aleyhisselam)ın akd ve ahdine girdiğini hatırlattılar.

Bütün Kureyş müşriklerini bu işe seğirtir ve çok istekli buldular.

Ebu Süfyan'a bu hususta danışılmamıştı. Onun bu işten haberi yoktu.

Kureyş müşrikleri, Nüfâse ve Bekr oğullarına, silah, at ve adamlar vererek yardım edeceklerini söylediler.

Yaptıkları yardımı, Huzâalaryüzünden doğabilecek sorumluluktan sakındıkları için, gizli gizli yap­tılar.

Huzâalar ise, muahede halinin gereği olarak, herhangi birtopluluğun baskınına uğramak endişesin­den uzak ve gafil bulunuyorlardı.

Öyle olmasaydı, düşmanlarına karşı, hazırlıklı ve tetikte bulunurlardı.[55]

Huzâalar, Mekke'nin aşağı tarafında Vetir diye anılan mevkide kendilerine ait bir suyun başında oturmakta idiler.[56]

Vetir; Arafat dağı ile Edam arasındadır.[57]

Edam da, Mekke'nin en meşhur vadilerindendir.[58]

Benî Bekr kabilesinden Benî Dillerin başkanı ve kumandanı Nevfel b. Muaviye idi.

Benî Bekrlerin hepsi ona tâbi değillerdi.

Nevfel b. Muaviye; Benî Dillerle Benî Bekrlerden kendisine tâbi olanları yanına alarak Vetir'de suları başında oturan Huzâalara geceleyin birden baskın yaptı. Huzâalardan birisini yakalayıp öldürdü.

İki taraf birbirleriyle çarpışmaya başladılar.

Kureyş müşrikleri de, Benî Bekrleri silahlarla,[59] atlarla,[60] kölelerie[61] ve su ihtiyaçlarını karşıla­makla desteklediler.[62]

İçlerinden bazıları da:

"Bizi şu gece karanlığında hiç kimse görmez. Muhammed, bizim yaptığımızı bilmez!" diyerek,[63] geceleyin gizlice Benî Bekrlerin yanında çarpışmaya katıldılar.[64]

Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden olup, kendilerini bildirmemek için yüzlerini örterek[65] gizlice çarpışmaya katılanlar arasında:

Safvan b. Ümeyye,[66]

Mikrez b. Hafs,

Huvaytıb b. Abduluzzâ,[67]

İkrime b. Ebu Cehil,

Süheyl b. Amr,[68]

Şeybe b. Osman... gibi kişiler ve köleleri de bulunuyordu.[69]

Benî Bekrlerin baskın gecesinde Huzâalardan ilk yakalayıp öldürdükleri kişi Münebbih adındaki kimse olup,[70] kendisi çok korkak, yüreksiz bir kimse idi.

Benî Nüfâselerin baskına geldiklerini, Münebbih ile onun Temim adındaki arkadaşı görmüşlerdi.

Münebbih, arkadaşıyla birlikte Huzâaları uyarmaya giderlerken, ona:

"Ey Temim! Sen kendini kurtarmaya bak!

Bana gelince, vallahi, ben bir ölü gibiyimdir!

Beni öldürseler de, bıraksalar da birdir. Kalbim neredeyse duracak!" dedi.

Temim hemen kaçıp kurtuldu. Münebbih yakalanıp öldürüldü.[71]

Benî Bekrler, Kureyş müşriklerinin yardımlarıyla çarpışmaya devam ederek Huzâalan yerlerinden ayırdılar ve Harem'e kadar sürdüler.[72]

Harem sınırını işaretleyen dikilmiş taşlara kadar çarpışmaktan, onlan öldürmekten geri dur-madılar.[73]

Harem sınırına varıp dayanınca, Benî Bekrler, kumandanlarına:

"Ey Nevfel! Biz Harem dahiline girmiş bulunuyoruz!

Allah'ından kork! Allah'ından kork![74]

Sen Harem dahiline girdin![75] Harem'i helâlleştirme!" dediler.[76]

Nevfel:

"Ağır bir söz amma, bugün benim için ilah yoktur!

Ey Bekr oğulları! Öcünüzü almaya bakınız!

Vallahi, siz Harem'de hırsızlık yaptığınız (bunda bir sakınca görmediğiniz) halde, orada öcünüzü almak için Huzâaları ne diye öldüremeyesiniz!" dedi.[77]

Huzâalar geri çekile çekile Mekke'ye girdiler ve Huzâalardan Büdeyl b. Verkâ ile köle Râfi'in evler­ine sığındılar.[78]

Büdeyl b. Verkâ'nın evine sığınanlar, Huzâalardan kadınlar, çocuklar ve zayıf kimselerdi.

Benî Bekrler, onlan Büdeyl b. Verkâ'nın evine sığınmak zorunda bıraktılar.

Oraya sokuluncaya kadar da, onlan öldürmekten geri durmadılar.[79] Bu hadise, Hudeybiye mua­hedesinden onyedi-onsekiz ay sonra idi.[80]

 

Kureyş Müşriklerinin Yaptıkları İşin Sonucunu Düşünerek Korkuya Düşmeleri

 

Benî Bekrleri gecelen gizlice desteklemiş olan Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri, sabah karan­lığında gelip evlerine girmişlerdi.[81]

Onlar, geceleyin yaptıkları yardımı hiç kimsenin görmediğini, bunu Peygamberimiz Aleyhisselamin bilmediğini, bilemeyeceğini sanıyorlardı.[82]

Sabaha çıkıp da, Râfi1 ile Büdeyl'in evine sığınmış olan Huzâalardan yirmi erkeğin sığındıkları evin kapılarının önünde boğazlanmış olduklarını görünce, Kureyş müşriklerinin akıllan başlarından gitti, yüreklerine korku düştü. Yaptıklarına çok pişman oldular.

Peygamberimiz Aleyhisselamla aralarındaki mütareke ve muahedeyi bu tutum ve davranışlarıyla bozmuş olduklarının anlaşılacağını anladılar.[83]

İbn Lût ed-DPlî, söylediği bir şiirde; Huzâalan Râfi1 ve Büdeyl'in evlerine sokup onlara uzun günler geçirttiklerini, kendilerini koç boğazlar gibi boğazladıklarını övünerek dile getirir.[84]

Beni Bekrier, Huzâalan Budeyl ile Râfi'in evlerinde üç gün hapsettiler.[85]

Nevfel b. Muaviye'ye gizlice yardım eden Kureyş müşriklerinden Süheyl b. Amr:

"Sana ve senin adamlarına yaptığımız yardımı gördün!

Huzâalardan sağ kalıp da öldürmek istediğin kimseleri öldürme artık!

Biz onlar hakkında senin bu arzuna uyucu değiliz! Onları bizim için serbest bırak!" dedi.

Nevfel:

"Olur!" dedi ve serbest bıraktı.

Huzâalar çıkıp gittiler.

Kureyş müşriklerinden Haris b. Hişam'la Abdullah b. Ebi Rebia; Safvan b. Ümeyye'ye, Süheyl b. Amr'a ve İkrime b. Ebu Cehil'e gidip:

"Sizin bu yaptığınız şey o mütareke ve muahedeyi bozmaktır!" diyerek, onları Benî Bekrlere yapmış oldukları yardımdan dolayı kınadıktan sonra, Ebu Süfyan'ın yanına vardılar.[86]

Ebu Süfyan, o sırada, Şam'dan gelmiş bulunuyordu.[87]

Haris b. Hişam'la Abdullah b. Ebi Rebia, ona:

"Bu, düzeltilmesi gereken bir iştir.

Vallahi, bu iş düzeltilmezse, muhakkak, Muhammed ashabıyla birlikte gelip bizi Mekke'den zorla sürer, çıkarır!" dediler.

Ebu Süfyan, karısı Hind binti Utbe'nin bir rüya gördüğünü söyledi ve:

"Doğrusu, o rüya benim hiç hoşuma gitmedi. Ben onu korkunç buldum: Onun başımıza bir kötülük getirmesinden korktum!" dedi.

Kendisine:

"Nasıl bir rüya imiş bu?" diye sordular.

Ebu Süfyan:

"Hind, rüyasında Hacun'dan bir kanın uzun müddet akıp Handeme dağında durduğunu, sonra da bu kanın yok olup gittiğini görmüş!" dedi.

Onlarda bu rüyadan hoşlanmadılar ve:

"Kötü birşey!" dediler.

Ebu Süfyan, işin kendileri için hiç de iyilik getirmeyeceğini anlayınca:

"Bu iş, vallahi, ne içinde bulunduğum, ne de bir müddet bulunup bıraktığım bir iştir. Bunun sorum­luluğu, benim üzerime yüklenemez!

Vallahi, bu iş ne bana danışılmıştır, ne de vukuunu işittiğim zaman onu benimsemişimdir!

Vallahi, Muhammed bize savaş açar ve bütün bu işleri benden sanırsa, hakkı vardır!

Herhalde, bu işi haber almadan önce Muhammed'in yanına vanp mütarekenin müddetini arttırmak, muahedeyi yenilemek hususunda kendisiyle görüşmem gerekecek" dedi.[88]

Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh, onlara:

"Benim bu hususta bir görüşüm ve kanaatim vardır ki, ona göre; Muhammed sizin için savaştan daha kolay olan üç şeyden birini seçmekte sizi serbest bırakacak, onlardan birini seçtiğiniz takdirde özrünüzü kabul edecek, size savaş açmayacaktır" dedi.

Müşrikler:

"Nedir bu şeyler?" diye sordular.

Abdullah b. Sa'd:

"Ya Huzâalardan, öldürülen yirmiüç kişinin kan bedellerinin gönderilmesini, yahut aramızdaki mua­hedeyi bozan kimselerle ittifak ve ilişkinin kesilmesini, ya da size karşı savaşılmasını kabul edersiniz!

Bunlardan hangisi elinizden gelir?" dedi.

Süheyl b. Amr:

"Benî N üfâseler hakkındaki ahd ve akdden geri durmak, bize hepsinden kolay gelir!" dedi.

Şeybe b. Osman:

"Benî N üfâselere kızdın da, dayıların olan H uzâalan korudun!

Onları öldürmek bizim için daha hayırlı, daha kolaydır!" dedi.

Kurata b. Abdi Amr:

"Hayır! Vallahi, biz ne kan bedeli öderiz, ne de Nüfâseler hakkındaki ahd ve akdimizden el çekeriz!

Fakat, biz onunla [Muhammed Aleyhisselamla demek istiyor!] savaşırız!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Bu görüş, hiçbir şey değildir!

Bizim için yerinde ve uygun olan görüş; Kureyşîler ahdi bozmak veya mütareke süresini kesmekle suçlanıyorsa, bunu bizim nza ve muvafakatimizi almadan, bize danışmadan bir cemaat yapmışsa, bun­dan bize ne?' diyerek inkâr yolunu tutmaktır!" dedi.

Kureyş müşrikleri:

"Yerinde olan görüş işte budur! Daha başkası yok!" dediler.[89]

Bütün olan bitenleri inkâr yoluna saptılar.

Ebu Süfyan:

"Ben bu işte hiç bulunmadım. Bu hususta benimle bir görüşme de yapılmadı.

Doğrusu, yaptığınız bu işi ben hiç beğenmedim! Size bundan dolayı karanlık bir gün geleceğini sanıyorum!" dedi.

Kureyş müşrikleri, Ebu Süfyan'a:

"Sen Muhammed'e git![90] Muahedeyi yenile! Halkın arasını bul![91]

Vallahi, biz muahedeyi bozmadık! Çarpışma yapmadık! Ancak, onlara yardım ettik: Onların su ihtiyaçlarını karşıladık!" dediler.[92]

Bununla beraber, Huzâalara karşı Benî Bekrlere yaptıklan yardımla muahede hükmünü bozmuş olmaktan da korktular durdular.[93] Çok pişman oldular.

Peygamberimiz Aleyhisselamın, savaşmadıkça, kendilerini bırakmayacağını anladılar.[94]

 

Huzâaların Yardım Dileklerini Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine'den Cevaplayışı

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Meymûne binti Hâris'in bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam, onun evinde gecelediği ve namaz için kalkıp abdest aldığı sırada, üç kere:

"Lebbeyk! Lebbeyk! Lebbeyk! (Davetine icabet ediyorum! Davetine icabet ediyorum! Davetine ica­bet ediyorum!)"

Üç kere de:

"Nusirte! Nusirde! Nusirte! (Sen yardım olundun gitti! Sen yardım olundun gitti! Sen yardım olundun gitti!)" buyurdu.

Hz. Meymûne:

"Sen sanki bir insanla konuşuyorsun! Yanında bir kimse mi var?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Şu Ka'b oğullarının recez okuyucusu, feryad ederek bana sesleniyor ve imdatlarına yetişmemi istiyor! Kendilerine karşı Kureyşflerin Benî Bekrlere yardım ettiklerini söylüyor!" buyurdu.[95]

Peygamberimiz Aleyhisselam, hadisenin vuku bulduğu gecenin sabahında da, Hz. Âişe'ye:

"Huzâalarda bir hadise çıktı!" buyurdu. [96]

Hz. Âişe:

"Yâ Rasûlallah! Kılıç kendilerini yok etmişken, Kureyşîler, seninle aralarındaki muahedeyi bozmaya mı kalkıştılar dersin?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onlar, Allah'ın olmasını dilediği iş için, muahedeyi bozdular!" buyurdu.

Hz. Âişe:

"Yâ Rasûlallah! Bu iş hayırlı mıdır, yoksa zararlı mıdır?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hayırlıdır!" buyurdu. [97]

 

Huzâaların Medine'ye Gelişi

 

Aradan üç gün geçmiş, Peygamberimiz Aleyhisselam halka sabah namazını kıldırmıştı.[98]

Arkası halka dönük olarak Mescidde oturuyordu.

Kureyş müşriklerinin Benî Bekrleri gizlice desteklemesi ile Benî Bekrler Huzâaları yenip onlardan öldüreceklerini öldürdükleri ve böylece Peygamberimiz Aleyhisselamla aralarındaki ahd ve misakı boz­dukları zaman, Amr b. Salim el-Huzâî,[99] yanına Huzâalardan kırk süvari alarak, başlarına gelenleri anlatmak ve yardımını dilemek üzere[100] Medine'ye, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi ve başucunda durdu.[101]

Amr b. Salim, şairdi.[102]

Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelince, söylemiş olduğu şiirini okumasına izin istedi. Peygamberimiz Aleyhisselam izin verince, şiirini okudu.

Okuduğu şiirinde meal olarak şöyle diyordu:

"Ey Rabbim! Ben, bizim babamızla onun babası arasındaki eski ittifakı anıyor ve yardımını diliyo­rum!

O zaman, biz doğurucu (ana) mevkiinde idik. Sen ise oğul mevkiinde idin (bizden doğdun)[103]

Sonra, Müslüman olduk ve sana yardımdan el çekmedik!

Öyleyse, Allah'ın sana hazırlamış olduğu yardımla, bize yardım et, destek ol!

Allah'ın kullarını çağır, acele gelip, imdadımıza yetişsinler!

İçlerinde Allah'ın Resûlü de olduğu; yapılan zulme öfkesinden renkten renge girdiği, savaşmaya hazırlandığı ve büyük bir ordunun başına geçmiş bulunduğu halde, denizler gibi köpükler saçarak akıp gelsinler!

Çünkü, Kureyşîler sana verdikleri sözde durmadılar; seninle yaptıkları en sağlam misakı bozdular: Bizi Mekke'nin aşağı tarafındaki yerimizde gözetlediler, gafil avladılar. Halbuki, onlar hem çok zayıf ve önemsiz, hem de sayıca çok az idiler.

Benim kimseyi yardıma çağırmayacağımı, çağıramayacağımı sandılar[104]

Bizi Vetir'de, geceleyin uykuda iken, birden baskına uğrattılar.

Bizi, Müslüman olduğumuz halde, rükû ve sücud halinde iken öldürdüler!"[105]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Siz bu hususta kimi suçluyor, suçlu buluyorsunuz?" diye konuştu.

Amr b. Salim:

"Benî Bekrleri!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hepsini mi?" diye sordu.

Amr b. Salim ve yanındakiler:

"Hayır! Suçladığımız, onların amca oğulları Benî Nüfâselerdir! Kavmin başkanı da, Nevfel b. Muaviyetü'd-Di'lîdir!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bu, Benî Bekri erden bir kabiledir.

Ben Mekkelilere adam gönderip bu işi onlara soracak, kendilerini bazı hususları seçmekte muhayy­er kılacağım!" buyurdu.[106]

ŞairHassân b. Sabit de, söylediği birşiirde, Benî Ka'blardan (Huzâalardan) birçok kişilerin kılıçları kınlarına sokulu olduğu halde Mekke Bathâ'sında öldürülüp bırakıldıklarını açıklar.[107]

Öldürülenler, yirmi [108] veya yirmiüç kişi idi.[109]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Amr b. Sâlim'in şiirini dinledikten sonra, ridasının eteğini toplayarak ayağa kalktı ve kalkarken de:

"Eğer kendime yardım ettiğim şeylerle Benî Ka'blara yardım etmezsem, ben de yardım görmeyey-im![110]

Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a andolsun ki; kendimi ve ev halkımı koruduğum şeylerle, bun­ları da koruyacağım![111]

Huzâalar bendendir, ben de Huzâalardanım![112]

Ey Amr b. Salim! Sen yardım olundun gitti!" buyurdu.

O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselama, gökte bir bulut göründü.[113] Gök, gürlemeğe başladı.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bu gök gürlemesi, Benî Ka'blara (Huzâalara) yardıma işarettir.[114] Bu bulut, yağmur yağdırırcası-na Benî Ka'blara yardım olunacağına işarettir" buyurdu.[115]

Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Ka'blara (Huzâalara) yapılana o kadar kızmıştı ki, o güne kadar, hiç bu kadar kızdığı görülmemişti.[116]

 

Kureyş Müşriklerine Mektup Gönderilişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kureyş müşriklerine bir yazı gönderdi.

Gönderdiği yazısında şöyle buyurdu:

"...Bundan sonra derim ki; siz ya Benî Bekrlerle olan ittifakınızdan vazgeçersiniz, ya da Huzâalardan öldürülmüş olanların diyetlerini (kan bedellerini) ödersiniz!

Bunlardan birini yerine getirmeyecek olursanız, sizinle çarpışacağımı bildiririm!"[117]

Peygamberimiz Aleyhisselamın bu mektubunu, Kureyş müşriklerine, ashabdan Damrâ götürdü.

Damrâ, Kureyş müşriklerine, kendilerinin üç şeyden birini seçmekte muhayyer bırakıldıklarını; ya öldürülen Huzâaların kan bedellerini ödemek veya Benî Bekr ve Benî Nüfâselerle olan ittifak, ahd ilişk­ilerini kesmek zorunda bulunduklarını, ya da Hudeybiye muahedesini bozan kötülükleri yüzünden kendi­leriyle çarpışılacağım kendilerine tebliğ etti.[118]

Kurata b. Abdi Amr b. Nevfel b. Abdi Menaf:

"Benî Bekrier, uğursuz, yaramaz bir kavimdir.[119]

Benî Bekrlerden Nüfâseler de, yoksulluk ve darlık içindedirler.[120]

Huzâalardan öldürülenlerin kan bedellerini biz ödeyemeyiz. Bunu ödemeye kalkmak, bizde tüy tozak bırakmazın[121]

Nüfâselerie ittifak ve ahd ilişkilerimizi kesmemize gelince; Araplar içinde, Nüfâseler kadar şu Beytullah'ı hac ve ziyaret eden, Beytullah'ı tazime onlar kadar özenen bir kavim yoktur.

Onlar, bizim müttefiklerimizdir.[122]

Biz, onlarla olan ittifak ve ilişkilerimizi kesmeyiz.[123]

Fakat, biz onunla [Muhammed Aleyhisselamla demek istiyor] savaşacağımızı bildirelim!" dedi.

Damrâ, hemen geri dönüp, Kureyş müşriklerinin söylediklerini Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdi.

Kureyş müşrikleri, elçiyi bu biçimde reddettiklerine pişman oldular.

Hudeybiye muahedesini yenilemek üzere, Ebu Süfyan b. Harb'i Peygamberimiz Aleyhisselama gönderdiler.[124]

Ebu Süfyan'a:

"Muahedeyi yenile. Mütareke süresini de uzat" dediler.[125]

 

Ebu Süfyan Medine Yolunda

 

Ebu Süfyan, azadlısıyla birlikte iki hayvana binip Medine'ye doğru hızla yol almaya başladı.

Mekke'den yola çıkıp Peygamberimiz Aleyhisselama doğru gidenlerin ilkinin kendisi olduğunu sanıyordu.[126]

Amr b. Salim ve arkadaşlarından sonra, Büdeyl b. Verkâ da, Huzâalardan bazılarıyla birlikte, Medine'ye, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldiler[127] ve Peygamberimiz Aleyhisselama seslendiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam o sırada yıkanıyordu. Onlara:

"Sizin davetinize icabet ediyorum!" buyurdu.[128]

Büdeyl b. Verkâ, Kureyş müşriklerinin yardımlarıyla Benî Bekrlerin Huzâaları nasıl öldürdüklerini Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdikten sonra, Mekke'ye dönmek üzere Medine'den ayrıldı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabına:

"Ebu Süfyan, Hudeybiye muahedesini sağlamlaştırmak ve mütareke süresini uzatmak için yanınıza gelmek üzere bulunuyor gibidir![129] Fakat, istediğini elde edemeden, öfke ile geri dönüp gidecektir!" buyurdu.[130]

Amr b. Salim ile arkadaşları, Ebvâ'ya gelince, dağılıp yoldan sapmışlar, sahile doğru gitmişlerdi.

Büdeyl ile arkadaşları ise, yola devam ettiler.[131]

Usfan'da Ebu Süfyan'la karşılaştılar.

Ebu Süfyan, onun Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından geldiğini sanıyordu ve kendisine:

"Ey Büdeyl! Nereden geliyorsun?" diye sordu.[132]

Sorusunu Büdeyl'in yanındakilere de yöneltti ve:

"Bana Yesrib'den (Medine'den) haber veriniz?" dedi.

Onlar:

"Bu hususta bizde bilgi yok!" dediler.

Ebu Süfyan, onların bu işi gizli tuttuklarını anladı.

Kendilerine:

"Yesrib hurmasından, yanınızda var mı? Biraz da bize yedirseniz olmaz mı?" diye sordu.

"Hayır!" dediler.[133]

Ebu Süfyan, daha açık olarak:

"Ey Büdeyl! Muhammed'in yanına vardın mı?" diye sordu.

Büdeyl:

"Hayır![134] Şu vadinin içindeki Huzâaların yanına gitmiştim.[135]

Oradaki Huzâa ve Ka'blar arasında bir kıtal hadisesi üzerine çıkan anlaşmazlığı düzeltip giderdim!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Vallahi, ben senin iyi bir arabulucu olduğunu bilmiyordum!" dedi.

Sonra, onlarla birlikte öğle sohbeti ve dinlenmesi yaptı.

Büdeyl ile arkadaşları kalkıp Mekke'ye doğru yol almaya başladılar.[136] Ebu Sülyan:

"Eğer Büdeyl Medine'den geliyorsa, muhakkak, hayvanı hurma çekirdeği yemi yemiştir" dedi.[137]

Kalkıp onların konak yerlerine,[138] Büdeyl'in devesinin çöktüğü yere vardı. Devesinin dışkısını alıp ezdi. İçinde, hurma çekirdeği yemi bulunduğunu gördü.[139]

Konak yerlerinde de, Medine'nin kuş gagalarına benzeyen meşhur hurmasının çekirdeklerini buldu.[140]

"Allah'a yemin ederim ki; Büdeyl, Muhammed'in yanından geliyor!" dedi.[141]

Büdeyl ile arkadaşları, hadise gününün sabahında Mekke'den çıkıp Medine'ye gitmişlerdi.[142]

 

Ebu Süfyan'ın İşlenilen Cinayeti Gözardı Etmeye Çabalayışı

 

Ebu Süfyan Medine'ye gelip kızı Üımımü Habibe'nin evine girdi. Ki, Ümmü Habibe, Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi idi.

Ebu Süfyan Peygamberimiz Aleyhisselamın döşeğine oturmak isteyince, Hz. Ümmü Habibe döşeği hemen dürüp babasını onun üzerine oturtmadı.

Ebu Süfyan:

"Ey kızcağızım! Sen bu döşeği mi benden esirgedin, yoksa beni mi bu döşekten esirgedin; anlaya­madım!" dedi.

Hz. Ümmü Habibe:

"Hayır! Bu, Resûlullah Aleyhisselamın döşeğidir![143] Müşrik onun üzerine oturamaz![144]

Sen müşriksin! Necissin! Bunun için, seni onun döşeğine oturtmak istemedim!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Vallahi, ey kızcağızım! Benim evimden ayrıldıktan sonra sana kötülük gelmiş! Sen kötüleşmişsin!" dedi.[145]

Hz. Ümmü Habibe:

"Hayır! Allah bana kötülüğü değil, İslâmiyeti nasip etti!

Sen ise, işitmez, görmez, taştan yontulmuş puta hâlâ tapıp duruyorsun!?

Babacığım! Senin gibi, Kureyşîlerin ulusu ve yaşlısı olan kişi[146] nasıl olur da İslâmiyete uzak kalır?!" dedi.[147]

Ebu Süfyan:

"Yazıklar olsun sana! Demek, ben senden bunu da (bu azarı da) mı işitecektim ha?!

Ben atalarımın tapageldiklerini bırakacağım da, Muhammed'in dinine mi tâbi olacağım?!" dedi.[148]

Hz. Ümmü Habibe'nin evinden çıkıp gitti.[149]

Doğruca Mescide, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardı.[150]

Ebu Süfyan, kızı Hz. Ümmü Habibe'nin yaptıklarını ve kendisinin de ona:

"Sen o bıraktığım gibi kalmamışsın. Araplığı bırakmışsın!" dediğini anlattı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, gülümseyerek, ona:

"Yâ Ebâ Hanzale! Sen demek ona böyle söyledin hâ?" buyurmakla yetindi.[151]

Ebu Süfyan:

"Yâ Muhammedi Ben Hudeybiye barışında bulunamamıştım.

O muahedeyi berkiştirve mütareke müddetimizi de uzat![152]

Gel! Aramızdaki muahedeyi bir yazı ile yenileyelim?" dedi.[153]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Ebu Süfyan! Sen bunun için mi geldin?" diye sordu.

Ebu Süfyan:

"Evet!" dedi.[154]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

Biz, o aramızdaki ahd üzerinde duruyoruz![155] Yoksa, siz bir hadise çıkarıp onu bozdunuz mu?" buyurdu.[156]

Ebu Süfyan:

"Allah korusunu[157] Hayır! Öyle birşey olmamıştır![158]

Biz, ahdimizin ve barışımızın üzerinde duruyoruz. Biz, ona ne aykırı davranışta bulunuruz, ne de onu değiştiririz" dedi.[159]

Peygamberimiz Aleyhisselam da:

"Biz de, Hudeybiye gününde yaptığımız mütareke ve musalahanın üzerinde duruyoruz! Ona ne aykırı davranışta bulunuruz, ne de onu değiştiririz!" buyurdu.[160]

Ebu Süfyan muahedeyi yenilemek hususundaki dileğini tekrarladı.[161]

Fakat, Peygamberimiz Aleyhisselam ona hiçbir cevap vermedi[162]

Bundan sonra, Ebu Süfyan, Hz. Ebu Bekir'in yanına gitti ve Peygamberimiz Aleyhisselamla konuş­masını istedi[163] ve:

"Ey Ebu Bekir[164] Aramızdaki muahedeyi yenilen[165]  Mütareke müddetimizi uzat[166] Halkın arasını bul!" dedi.[167]

Hz. Ebu Bekir:

"Ben bu işi yapamam![168] Bu, bana ait bir iş değildir. Allah'a ve Allah'ın Resûlüne ait bir iştir.[169]

Sen Ömer'le de buluş!" dedi.[170]

Ebu Süfyan:

"Öyleyse, beni himayeye alır ve bunu halkın içinde açıklar mısın?" diye sordu.[171]

Hz. Ebu Bekir:

"Biz, ancak Resûlullah Aleyhisselamın himaye ettiğini himaye edebiliriz!" dedi.[172]

Ebu Süfyan, Hz. Ebu Bekir'den sonra, Hz. Ömer'e gitti.[173]

Ona da, Hz. Ebu Bekir'e söylediği gibi söyledi:[174]

"Muahedeyi yenile, halkın arasını düzelt!" dedi.[175]

Hz. Ömer:

"Demek muahedeyi bozdunuz hâ?[176]

Eğer ondan yeni birşey kalmışsa, Allah onu da yok etsin[177]

Onun sağlam,[178] bitişik[179] olan tarafı varsa, Allah onu da kesip atsın.[180]

Ben sizin için mi Resûlullah Aleyhisselama gidip şefaat dileyeceğim?[181] Ben mi bu işi yapacağım?![182]

Vallahi, ben küçücük bir karıncadan başkasını bile bulamasam, yine, ondan yararlanmaya çalışır, sizinle çarpışırım!" dedi.[183]

Ebu Süfyan, Hz. Ömer'den bu sözleri işitince:

"Sen de akrabalarından kötülükle cezalanasın![184]

Vallahi, kavmine karşı senin kadar katı ve kötü davranan görmedim!" dedi.[185]

Kendi kendine de:

"Ben bugünkü gibi çetin bir gün görmedim!

Bir kavim bir kavme karşı başka bir kavmi silah ve yiyeceklerle destekleyecek olursa, muahedeyi bozmuş olacakları tabiîdir!" diyerek söylendi.[186]

Ebu Süfyan, Hz. Osman'a gitti ve:

"Şu cemaat içinde, bana akrabalık yönünden senden daha yakın bir kimse yoktur.

Sen şu mütarekeyi uzat ve muahedeyi yenile! Çünkü, sahibin seni hiçbir zaman reddetmez!

Vallahi, ben Muhammed'in ashabına yaptığı kadar çok ikram yapan hiçbir kimse görmemişimdir" dedi.

Hz. Osman:

"Ben ancak Resûlullah Aleyhisselamın himayesinde bulunanı himaye edebilirim!" dedi.[187]

Ebu Süfyan, Ensarın ileri gelenlerinden Sa'd b. Ubâde'nin yanına vardı ve:

"Ey Ebu Sabit! Sen ikimizin arasındaki dostluğu biliyorsun!

Ben senin için Mekke Haremimizde bir himayeciyim!

Sen şu memleketin (Medine'nin) ulu kişi sisin!

İki taraf halkını himayene al, mütareke müddetini uzat!" dedi.

Sa'd b. Ubâde:

"Ey Ebu Süfyan! Ben ancak Resûlullah Aleyhisselamın himayesinde olanları himaye edebilirim.

Resûlullah Aleyhisselama karşı hiç kimse himayeye alınamaz!" dedi.[188]

Ebu Süfyan, bundan sonra, Hz. Ali'nin evine gitti.

O sırada, Hz. Fâtıma Hz. Ali'nin yanında bulunuyor ve henüz bir çocuk olan Hz. Hasan da önlerinde gezip duruyordu.[189]

Ebu Süfyan:

"Ey Ali! Şu cemaat içinde akrabalık yönünden bana en yakın olan sensin! Ben bir iş için gelmiştim.

Umduğumu elde edemeden, geldiğim gibi geri dönüp gideceğim.

Resûlullaha gidip benim için şefaatçi ol![190] Araya girip, kavmine karşı himayeci ol. Onlar için, mua­hede ve mütareke yazısını yeniletil [191]

İki taraf arasında himayeci, arabulucu ol da, Muhammed'le mütareke müddetinin uzatılmasını konuşup sağla!" dedi.[192]

Hz. Ali:

"Bu, bana ait bir iş değildir. Allah'a ve Allah'ın Resûlüne ait bir iştir.[193]

Allah senin iyiliğini versin ey Ebu Süfyan! Vallahi, Resûlullah Aleyhisselam bir işe karar verdi mi,[194] onu muhakkak yapar.[195]

Resûlullah Aleyhisselama ait bir iş hakkında ben hüküm veremem![196]

Biz bu iş hakkında onunla da konuşamayız.[197]

Hiç kimse, onun istemediği şeyi konuşamaz!" dedi.[198]

Ebu Süfyan, Hz. Fâtıma'ya dönerek:

"Ey Fâtıma! Sen, kavminin kadınları arasında büyüklüğünü gösterecek bir iş yapmak istemez misin?" dedikten sonra, ona da Hz. Ali'ye söylediği gibi söyledi[199]  ve:

"Sen iki taraf halkını himayene alıp uzlaştırsan da, Araplar içinde büyük kadınların hayırlısı olsan olmaz mı?" dedi.[200]

Hz. Fâtıma:

"Ben ancak bir kadınım!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Senin himayeci olman caizdir.[201] Nitekim, kızkardeşin (Zeyneb), Ebu'l-Âs b. Rebi'i himayesine almıştı.[202] Bunu Muhammed de caiz görmüştü.[203] Buna aykırı davran il mam ıştır" dedi.[204]

Hz. Fâtıma:

"Bu, bana ait bir iş değildir. Allah'a ve Allah'ın Resûlüne ait bir iştir.[205]

Ben Resûlullah Aleyhisselama ait bir iş hakkında hüküm veremem" dedi.[206]

Bunun üzerine, Ebu Süfyan:

"Ey Muhammed'in kızı! Şu yavrucuğuna emretsen de, iki taraf halk arasında himayeci olduğunu söylese olmaz mı?

O, böyle yaparsa, kendisi, zamanın sonuna kadar Arapların ulusu olur!" dedi.

Hz. Fâtıma:

"Vallahi, benim bu yavrum ne halk arasında himayeci olacak yaşa gelmiştir, ne de Resûlullah Aleyhisselama karşı bir kimse himayeye alınabilir!" dedi.[207]

Ebu Süfyan, Hz. Ali'ye dönerek:

"Ey Hasan'ın babası! Bana karşı, işlerin çok zorlaşmış olduğunu görüyorum.

Sen bana bir öğüt ver![208] Senin bu husustaki görüşün nedir? Zorlaşmış bulunan şu işimi bir kolay­laştı r!

Sence, benim için yararlı olabilecek işi, çareyi bana emret!" dedi.[209]

Hz. Ali:

"Ben şu gündeki kadar, senin gibi, ne yapacağını şaşırmış bir adam görmedim.[210]

Vallahi, ben senin için yararlı olabilecek birşey bilmiyorum.

Fakat, sen Benî Kinanelerin ulu kişisisin!

Kalk, iki taraf halkını uzlaştırmak için himayene aldığını ilân et! Sonra da yurduna çekgit![211] Halkın arasını bul!" dedi.[212]

Ebu Süfyan:

"Bunun benim için bir yarar sağlayacağını sanıyor musun?" diye sordu.

Hz. Ali:

"Hayır! Vallahi, yarar sağlayacağını pek sanmıyorum.

Fakat, senin için, bundan başka, yapılacak birşey de bulamıyorum!" dedi.[213]

Ebu Süfyan:

"Sen doğru söyledin! Ben bunu yapmalıyım!" dedi.[214]

Bunun üzerine, Ebu Süfyan, Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidine gidip ayakta dikilerek:

"Ey insanlar! Ben iki taraf halkını ahd ve emanım altına aldım ![215]

Vallahi, benim bu ahdime hiç kimsenin muhalefet edeceğini sanmıyorum.[216]

Muahedeyi yeniledim, halkın arasını bulacağım!" dedi.[217]

Böyle derken de, sağ elini sol elinin üzerine koydu.[218]

Sonra da, Peygamberimiz Aleyhisselamin yanına vardı ve:

"Ey Muhammedi Sen benim bu eman ve himaye taahhüdümü zannetmem ki reddedesin!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Ebu Süfyan! Bunu sen söylüyorsun! (Bu, senin sözündür!)" buyurdu.[219]

Ebu Süfyan, devesine binip Mekke'ye döndü.[220]

Ebu Süfyan'ın Mekke'ye dönüşü gecikince, Kureyş müşrikleri:

"Vallahi, onun Muhammed'e gizlice tâbi olduğunu ve Müslümanlığını gizli tuttuğunu sanıyoruz!" diy­erek, onu suçlamaya başlamışlardı.

Ebu Süfyan, geceleyin Mekke'ye varıp evine girince, karısı Hind:

"Kavmin seni Müslüman oldu diye suçlayıncaya kadar, orada tutuldun kaldın.

Kalışını kavminin yanına başanyla dönmek için uzattınsa, değer!" dedi.

Ebu Süfyan, olan bitenleri haber verip:

"Ali'nin dediğini yapmaktan başkasına yol bulamadım!" deyince, Hind ona:

"Sen Kureyş kavminin iyilikten uzaklaştırılmış, kötüleşmiş bir elçisi oldun" diyerek hakaret etti.

Ebu Süfyan, sabaha çıkınca, İsaf ve Naile putlarının yanında başını kazıtıp onlara kurban kestikten sonra:

"Ben, babamın üzerinde öldüğü şeyden, ölünceye kadar sizinle birlikte bulunmaktan ayrılmaya­cağım" diyerek kurbanın kanını pufların başlarına sürdü.

Bunun üzerine, Kureyş müşrikleri onun Müslüman olmadığını anladılar, kendisini suçlamaktan vazgeçtiler.[221]

Kureyş müşrikleri, Ebu Süfyan'a:

"Gerinde ne haber var?[222] Muhammed'den bize bir yazı getirdin mi? Yahut mütareke müddetini uzatabildin mi? Ya da, onun bize savaş açmamasını sağlayabildin mi[223] Ne getirdin bize?" diye sor­dular.

Ebu Süfyan:

"Ben, kalbleri bir tek kalb haline gelmiş bir kavmin yanından geliyorum.

Vallahi, onlardan yarar umduğum, küçük büyük, kadın erkek hiçbirini bırakmaksızın, hepsiyle konuştum.

Onlardan birşey koparmayı başaramadım ![224]

Muhammed'in yanına vardım, kendisiyle konuştum. Vallahi, bana hiçbir cevap vermedi.

Sonra, Ebu Kuhâfe'nin oğluna (Ebu Bekir'e) gittim. Onda da bir hayır bulmadım.

Sonra, Hattab'ın oğluna (Ömer'e) gittim. Onu düşmandan daha düşman buldum!

Sonra, Ali'nin yanına vardım. Kendisini kavmin en yumuşağı buldum.

Ali bana birşey işaret etti. Ben de onu yaptım.

Vallahi, o yaptığım şeyin bana bir yararı olur mu, yoksa olmaz mı, bilmiyorum" dedi.

Kureyş müşrikleri:

"O sana neyi emretti?" diye sordular. Ebu Süfyan:

"Bana insanların arasında ahd ve eman vermemi emretti. Ben de onu yaptım" dedi.

Kureyş müşrikleri:

"Muhammed buna icazet, izin verdi mi?" diye sordular.

Ebu Süfyan:

"Hayır![225]

Ben, bunu yaptıktan sonra Muhammed'in yanına vardım ve:

'Ben iki taraf halkını, uzlaştırmak için, himayeme aldım. Zannetmem ki, sen bu himayeye alışımı reddedesin!1 dedim.

Bana:

'Ey Ebu Süfyan! Ey Hanzale'nin babası! Bunu sen söylüyorsun "Bu, senin sözündür!" dedi ve bun­dan başka birşey söylemedi" dedi.[226]

Kureyş müşrikleri:

"Yazıklar olsun sana! Vallahi, adam (Ali) sana oyun etmiş, seninle eğlenmekten başka birşey yap­mamış!

Yaptığın şey sana bir yarar sağladı, bir işine yaradı mı?" dediler.

Ebu Süfyan:

"Hayır! Bir yarar sağlamadı. Fakat, vallahi, bundan başka da, yapacak birşey bulamadım" dedi.[227]

Kureyş müşrikleri:

"Demek, sen hiçbir şey yapamamışsın![228] Bize hiçbir şey getirememişsin.[229]

Vallahi, biz bugün dönen elçi gibi başarısız hiçbir elçi görmedik.[230]

Sen bize ne savaş haberi getirdin ki savaşa hazırlanalım, ne banş haberi getirdin ki güvenlik içinde bulunalım!" dediler.[231]

 

Acele Sefer Hazırlığına Girişilişi ve Bunun Gizli Tutuluşu

 

Ebu Süfyan, dönüp Mekke'ye gittikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisinin sefer hazır­lığını görmesi için Hz.Âişeye emir verdi.[232]

"Sefer hazırlığımı yap! Bunu hiç kimseye söyleme![233] İşini gizli tut!" buyurdu.[234]

Hiç kimse, ne için hazırlanıldığını bilmiyordu.[235]

Hz. Ebu Bekir, kızı Hz. Âişe'nin evine gitmişti.

O sırada, Hz. Âişe, Peygamberimiz Aleyhisselam için sevık, un ve hurmadan yol azığı hazırlamak­la uğraşıyordu.[236]

Hz. Ebu Bekir:

"Ey kızcağızım! Resûlullah Aleyhisselam sefer hazırlıklarını görmenizi mi size emretti?" diye sordu

Hz. Âişe:

"Evet![237] Resûlullah Aleyhisselam, kendisi için yol, sefer hazırlığı yapmamı bana emretti" dedi.[238]

Hz. Ebu Bekir:

"Sence, nereye gitmek istiyor olabilir?" diye sordu.[239]

Hz. Âişe:

"Vallahi, bilmiyorum!" dedi.[240]

Hz. Ebu Bekir, kendi kendine:

"Vallahi, şu Benî Asfarlar(Rumlar)la savaş zamanında Resûlullah Aleyhisselam nereye gitmek istiy­or ola?![241]

Resûlullah Aleyhisselam, birsefere niyeti en s ey di, bizim de hazırlanmamızı bildirirdi" dedi.

Hz. Âişe:

"Bilmiyorum. Belki Benî Süleymlere gitmek istiyor, belki Sakîflere gitmek istiyor, belki de Hevâzinlere gitmek istiyor olabilir" dedi.

O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam içeri girdi.

Hz. Ebu Bekir:

"Yâ Rasûlallah! Sefere mi çıkmak istiyorsun?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet!" buyurdu.

Hz. Ebu Bekir:

"Ben de hazırlanayım mı?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet!" buyurdu.

Hz. Ebu Bekir:

"Nereye gitmek istiyorsun yâ Rasûlallah?[242] Sanırım ki; Benî Astarların (Rumların) üzerine gitmek istiyorsun d ur" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hayır!" buyurdu.

Hz. Ebu Bekir:

"Yoksa, Necd halkının üzerine mi gitmek istiyorsun?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hayır!" buyurdu.

Hz. Ebu Bekir:

"Öyleyse, Kureyşîlerin üzerine gitmek istiyorsun d ur" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet![243] Kureyşflerin üzerine gideceğim ey Ebu Bekir! Bunu gizli tut!" buyurdu ve hemen hazır­lanmasını emretti.

Hz. Ebu Bekir:

"Yâ Rasûlallah! Onlarla senin aranda bir mütareke müddeti belirlenmiş değil miydi?" dedi.[244]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sen onların Benî Katılara (Huzâalara) yaptıklarını işitmedin mi?[245]

Hudeybiye muahede ve mütarekesinin hükmüne riayetsizlik edenlerin ilki onlar oldu.[246] Onlar ahd-lerine vefasızlık ettiler ve muahedelerini bozdular.

Ben de onlarla savaşacağım!

Sana söylediğim şeyi gizli tut, açığa vurma!" buyurdu.

Kimi Peygamberimiz Aleyhisselamın Şam'a gitmek istediğini, kimi Sakîflere gitmek istediğini, kimisi de Hevâzinlere gitmek istediğini sanıyordu.[247]

Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabına sefer için hazırlanmalarını emretti ve fakat, önce, nereye gidileceğini gizli tuttu, açıklamadı .[248]

Sonra, Mekke'ye doğru gidileceğini bildirdi.[249]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Mekke'ye giden dağ yollarını ve geçitleri nöbetçilerle tuttu.[250] Hz. Ömer'i de, nöbetçiler üzerinde denetçi olarak görevlendirdi.

Hz. Ömer, dağ yolları ve geçitler üzerinde dönüp dolaşmakta[251] ve nöbetçilere:

"Rastlayacağınız, gizlice Mekke'ye geçip gitmek isteyen hiçbir kimseyi bırakmayacaksınız! Onları geri çevireceksiniz!" demekte, hiç kimsenin Mekke'ye gitmesine meydan vermemekte idi.[252]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Allah'ım! Yurtlarına ansızın varıp kavuşuncaya kadar, Kureyşîlerin casus ve habercilerini tut, görmez ve işitmez et! Kureyşîlerin gözlerini bağla! Beni birdenbire görsünler!" diyerek dua etti.[253]

Peygamberimiz Aleyhisselam, çöl halkına, Medine çevresindeki Müslümanlara ve her tarafa dav-etçiler gönderip:

"Allah'a ve ahiret gününe imanı olan, Ramazan'da Medine'de hazır bulunsun!" diyerek, onları sef­ere katılmaya davet etti.

Esma b. Harise ile Hind b. Hârise'yi Eşlemlere gönderdi. Bunlar, Eşlemlere:

"Resûlullah Aleyhisselam, Ramazan'da Medine'de bulunmanızı size emrediyor!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Cündüb b. Mekîs ile Râfi' b. Mekîs'i Cüheynelere gönderdi.

Bunlar, Ramazan'da Medine'de hazır bulunmalarını Cüheynelere emrettiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, İmâ' b. Rahasa ile Ebu Rühm Külsûm b. Husayn'ı Benî Husaynlara, Benî Gıfârlara, Benî Damrâlara;

Ma'kıl b. Sinan ile Nuaym b. Mes'ud'u Eşca'lara;

Bilal b. Haris ile Abdullah b. Amr el-MüzenPyi Müzeynelere;

Haccac b. Ilâtü's-Sülemî ile Irbaz b. Sâriye'yi Benî Süleymlere;

Bişr b. Süfyan ile Büdeyl b. Verkâyı Benî Ka'blara (Huzâalara) gönderdi.[254]

Huzâî b. Abdi Nühm, Müzeyneleri yanına alarak Revhâ'da;

Abdullah b. Malik, Gıfârîleri yanına alarak Sukyâ'da;

Kudâme b. Sümâme, Benî Süleymleri yanına alarak Kudeyd'de;

Sa'd b. Cessâme, Benî Leysleri yanına alarak Kedid'de;[255]

Benî Ka'blar da Kudeyd'de; gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın ordularına katılacaklardı.

Eşlemler, Cüheyneler, Eşca'lar ve daha başka Arap kabileleri Medine'ye geldiler.

Ebu İnebe kuyusunda ordugâh kuruldu, toplanıldı.[256]

Toplananların mevcudu 10.000 idi.[257]

Mevcudun 12.000 kişi olduğu rivayeti de vardır.[258]

Medine'den 10.000 kişi ile çıkılmış, 2.000'i yolda gelip kati İm işti.[259]

Muhacirlerlerle Ensardan, sefere katilmayan kimse yoktu.[260]

Muhacirlerin sayısı 700 idi, yanlarında da 300 at vardı.

Ensarın sayısı 4.000 idi, yanlarında da 500 at vardı.[261]

Müzeynelerin sayısı 1.000 idi[262] veya sayıları 1.300 olup,[263] yanlarında 100 at vardı.[264]

Eşlemlerin sayısı 400 idi,[265] yanlarında 30 at vardı.[266]

Cüheynelerin sayısı 800 İdi[267] veya 700[268] veya 1.000 İdi[269] veya 1400 idi.[270] Yanlarında da, 50 at vardı.[271]

Gıfârîlerin sayısı 400 idi.[272]

Süleymlerin sayısı 900[273] veya 1.000[274] veya 1.400[275] veya 1.800 idi.[276]

Diğerleri, Muhacirlerden ve Ensardandı.

Kays, Esed, Temim ve başka kabilelerden de, gelip mücahidler arasına katılanlar vardı.[277]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine'de yerine Ebu Rühm Külsûm b. Husayn'ı vekil bıraktı.[278]

Abdullah b. Ümmi Mektum'un vekil bırakıldığı da rivayet edilir.[279] Sanıldığına göre; Abdullah b. Ümmi Mektum imamlıkla, Ebu Rühm de idarî işlerle görevlendirilmişti.[280]

 

Hâtıb'ın Kureyş Müşriklerine Harekât Durumunu Bir Yazı ile Bildirmeye Yeltenişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke üzerine yürüyeceği sırada, ashabdan Hâtıb b. Ebi Beltea, Mekkeli müşriklere biryazı yazarak, Peygamberimiz Aleyhisselamın bu husustaki kararını bildirmek iste­di.[281]

Hâtıb; yazısını, Salvan b. Ümeyye, Süheyl b.Amrve İkrime b. Ebu Cehil'e verilmek üzere yazdı ve yazısında şöyle dedi:

"Resûlullah Aleyhisselam; gazaya çıkacağını halka bildirdi.

Kendisinin sizden başkasına gitmek isteyeceğini sanmıyorum.

Size gönderdiğim yazımla, yanınızda benim bir iyilik ve minnet elimin bulunmasını arzu ettim."[282]

Başka rivayetlere göre, Hâtıb mektubunda şöyle dedi:

"Peygamber (Aleyhisselam); geceler gibi karaltılı, seller gibi akan askerleri ile size doğru yönelmiş geliyor!

Allah1 a yemin ederim ki; o size yalnız başına bile gelecek olsa, Allah, muhakkak yardım edip onu size galip kılacaktır.

Çünkü, Allah ona yaptığı va'dini yerine getiricidir!

Hiç şüphesiz, Allah onun dostu ve yardımcı sı dır."

"Muhammed Peygamber (Aleyhisselam), amma size karşı, amma sizden başkasına karşı, savaş­maya hazırlanmış bulunuyor.

Hazırlıklı ve uyanık olunuz!"[283]

"Hâtıb b. Ebi Beltea'dan:

Resûlullah (Aleyhisselam), sizin üzerinize yürümek istiyor!

Tedbirinizi alınız!"[284]

"Muhammed Aleyhisselam, kesin olarak sizin üzerinize yürümek üzeredir!"[285]

"Bundan sonra, derim ki:

Muhammed (Aleyhisselam) kesin olarak sizin üzerinize yürümek istiyor.

Tedbirinizi alınız! Hazırlanınız!"[286]

Bazı ravilerin bu yazı muhtevasını kısaltarak nakletmiş oldukları gözönünde tutulunca, yukarıdaki yazılarda geçen sözlerin hepsinin Hâtıb'ın yazısında yer almış olduğu kabul edilebilir.[287]

 

Mektubun Kureyş Müşriklerine Bir Kadınla Gönderilişi

 

Hâtıb b. Ebi Beltea, Kutıeyş müşriklerine yazdığı mektubu bir kadına vermişti.

Rivayete göre; kadın, Müzeynelerdendi.[288] Müzeynelerin de Arc halkından, Kenud adında bir kadındı.[289]

Kendisi, Ebu Amr b. Sayfî b. Hişam (Hâşim) b. Abdi Menafın[290] yahut Ebu Leheb'in[291] azadlı cariyesi olup, Sâre diye anılırdı.

Sâre Medine'ye geldiği sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke'yi fetih hazırlığıyla uğraşıyor-du.[292]

Sâre'ye:

"Sen Müslüman olarak mı geldin?" diye sordu.

Sâre:

"Hayır!" dedi.[293]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Öyleyse, sen ne için geldin?" diye sordu.

Sâre:

"Sizler köle azadlayıcılarsınız, aşiret sahibisiniz![294]

Köle azadlayıcılar Bedir günü ölüp gittiler.[295]

Ben son derecede muhtaç duruma düştüm. Bana yiyecek ve binecek veresiniz, beni giydirip kuşatasınız diye yanınıza geldim!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Tagannilerin, şarkı söylemelerin, ağıt yakmaların seni ihtiyaçtan kurtarmadı mı?" diye sordu.

Sâre:

"Yâ Muhammedi Kureyşliler, kendilerinden birçok kimseler öldürüldüğünden beri, şarkı dinlemeyi bıraktılar.[296] Bedir vak'asından sonra, benden birşey söylememi isteyen olmadı.[297] Ben de, şarkı söylemeyi, ağıt yakmayı bıraktm" dedi.[298]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdulmuttalib oğullarını, Sâre'ye yardıma teşvik etti.

Onlarda, hemen onu giydirip kuşattılar. Birde, hayvan bulup kendisini bindirdiler, yol azığını da koy­dular.

Hâtıb b. Ebi Beltea, Sâre'nin yanına vardı. Ona on dinar (altın lira) ile bir elbise verdi.[299] Bunlar, Kureyş müşriklerine yazdığı mektubu onlara ulaştırma ücreti idi.

Hâtıb, Sâreye:

"Bunu, elinden geldiği kadar gizli tut! Mekke'ye giderken de, anayoldan gitme! Çünkü, yol üzerinde bekçiler, nöbetçiler var!

Sen dağ yolları ve geçitlerinden başka bir yol tutup, Mahacce'nin solundan Fuluk içine, Akik yoluna doğru git!" dedi.[300]

Sâre, mektubu başına yerleştirdikten sonra, üzerinden, saçlarını bölükler halinde örerek gizledi, Kureyş müşriklerine teslim etmek üzere yola çıktı.

Hâtıb'ın bu uygunsuz tutum ve davranışı hakkında gökten haber geldi.[301]

 

Hâtıb'ın Sorguya Çekilişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam; Hz. Ali ile Zübeyr b. Avvam ve Mikdad b. Esved'e:[302]

"Acele gidiniz! Hâh bahçesine vardığınızda, orada, hayvan üzerinde giden ve yanında bir mektup bulunan bir kadın bulacaksınız!

Mektubu ondan alınız ve bana getiriniz![303] Kendisini serbest bırakınız![304]

Mektubu vermek istemezse, boynunu vurunuz!" buyurdu.[305]

Hz. Ali ve arkadaşları, atlarını koştura koştura Hâh bahçesine varıp kavuştular. Orada, yolcu bir kadına rastladılar.[306]

Peygamberimiz Aleyhisselam; Hz. Ali ve arkadaşlarına, devesinin üzerinde giden bir kadının Hâtıb b. Ebi Beltea tarafından müşriklere yazılan ve Resûlullahın kendilerine doğru gelmekte olduğunu haber veren bir sahifeyi yanında taşıdığını haber vermişti.

Hz. Ali ve arkadaşları, kadına:

"Yanında götürmekte olduğun mektup nerede?" diye sordular.[307]

Kadın:

"Benim yanımda mektup falan yok!" dedi.[308]

Bunun üzerine, kadının devesini ıhdırdılar.[309] Kadını devenin üzerinden indirdiler. Eşyasını aradılar. Mektup olarak hiçbir şey bulamadılar.[310]

Kadın yemin ederek inkârda bulununca, geri dönecek oldular.[311]

Hz. Ali:

"Allah'a yemin ederim ki; ne Resûlullah Aleyhisselam yanılır, ne de biz yanılırız!

Sen bu mektubu bize ya kendiliğinden çıkarırsın, ya da seni soyar, ararız!" dedi.[312]

Kadın:

"Siz Müslüman değil misiniz?! (Bunu bana nasıl yaparsınız?)" dedi.[313]

Hz. Ali:

"Elbette Müslümanız! Resûlullah Aleyhisselam bize senin yanında mektup bulunduğunu söyledi" dedi,[314] kılıcını

sıyırdı ve:

"Ya mektubu çıkarırsın, ya da kılıcı tepene indiririm!" dedi.[315]

Kadın, işin sıkı tutulduğunu görünce, Hz. Ali'ye:

"Yüzünü benden başka yana çevir!" dedi.

Hz. Ali yüzünü başka tarafa çevirince, kadın örgülü saçlarını çözdü, mektubu çıkarıp Hz. Ali'ye verdi.[316]

Mektubu Peygamberimiz Aleyhisselama getirdiler.

Mektubun müşriklerden bazı kişilere Hâtıb b. Ebi Beltea tarafından yazılıp gönderilmiş ve içinde Peygamber Aleyhisselamın savaş işinin onlara bildirilmiş olduğu görüldü.[317]

"Yâ Rasûlallah! Hâtıb, Allah'a, Resûlullaha ve mü'minlere hainlik etmiştir!?" dediler.[318]

Peygamberimiz Aleyhisselam haber saldı, Hâtb'ı yanına çağırttı.[319]

Hâtıb gelince, mektup kendisine okundu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Bunu sen mi yazdın?" diye sordu.

Hâtıb:

"Evet!" dedi.[320]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Hâtıb! Bu ne biçim iş?![321] Sen bunu ne için yaptın?!" diye sordu.[322]

Hâtıb:

"Yâ Rasûlallah! Bu hususta hakkımda hüküm vermekte acele etme!

Ben, Kureyşîler içinde, yanaşma bir kişiyim. Asıl Kureyşîlerden değilim.

Senin yanındaki Muhacirlerin Mekke'de ailelerini ve mallarını koruyacak akrabaları var.[323]

Ben ise, Kureyş cemaati içinde ne soyu, ne de kabilesi olmayan bir kişiyim.

Üstelik, çoluk çocuklarım da onların aralarında bulunuyor.[324]

Ben bunu onlara bir iyilik edeyim, kendilerini minnet altında bırakayım da oradaki ev halkımı korusunlar diye yaptım.

Yoksa, bunu küfre saptığım veya dinimden döndüğüm veya İslâmiyetten sonra küfre rıza göster­diğim için yapmış değilim ![325]

Yâ Rasûlallah! Vallahi, ben Allah'a ve Allah'ın Resûlüne iman etmişim ve dinimi de asla değişti rm emişim dir![326]

Ben, Müslüman olduğumdan beri, Allah hakkında hiçbir şüpheye düşmemiş,[327] küfür yoluna sap­mamışım dır!

Müşriklerden ayrıldığımdan beri, kendilerine hiçbir sevgi de beslememi simdir.

Fakat, ev halkım hakkında endişe duyduğum için, onların yanında bir iyiliğimi bulundurmak istedim.

İyi biliyorum ki; Yüce Allah'ın onlara indireceği azap karşısında benim bu mektubum kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak, gelebilecek azaptan onları kurtarmayacaktır.[328]

Yâ Rasûlallah! Ben, bu iyiliği, çoluk çocuğumla malıma onlardan gelebilecek zararlardan Allah belki korur diye yapmak istedim!

Muhacir ashabından hiçbiri yoktur ki, orada kavim ve kabilesinden bazı kimseler bulunsun da, Yüce Allah, onun ev halkını ve malını onlarla korumamış olsun!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Doğru söyledin!" buyurdu[329] ve yanındaki ashabına da:

"O size doğru söyledi.[330]

Kendisi hakkında, hayırdan başka birşey söylemeyiniz!" buyurdu.[331]

Hz. Ömer:

"Yâ Rasûlallah! Bu adam Allah'a, Allah'ın Resûlüne ve mü'minlere hainlik etmiştir.[332]

Yâ Rasûlallah! Bırak beni de, şu münafığın boynunu vurayım?" dedi.[333]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"İzin verecek olursam, onu öldürür müsün?" diye sordu.

Hz. Ömer:

"Evet! Bana izin verirsen, onu öldürürüm!" dedi.[334]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hayır![335] Bu kişi Bedir savaşında bulunanlardan değil midir?[336] O Bedir savaşında bulunmuş­tur.[337]

Ne bilirsin? Belki de, Yüce Allah, Bedir savaşına katılmış olanlara, Bedir gününde bakıp, 'Siz iste­diğinizi yapın! Ben sizi bağışlamışımdır! Cennet size vacip olmuş, siz Cennete girmeyi haketmişsinizdir!' buyurmuştur" buyurunca, Hz. Ömer'in gözleri yaşla doldu ve:

"Yüce Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dedi.[338]

Hâtıb'ın bu husustaki tutum ve davranışı üzerine indirilen âyetlerde[339] şöyle buyuruldu:

"Ey iman edenler! Benim de, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyiniz.

Kendileriyle aranızdaki sevgi yüzünden, onlara Peygamberin maksadını ulaştırırsınız, değil mi?!

Halbuki, onlar haktan size gelene (İslâm dinine ve Kufân'a) küfretm işi erdir.

Onlar, Peygamberi de, sizi de, Rabbiniz olan Allah'a iman ediyorsunuz diye yurtlarınızdan çıkarıy­orlardı .

Eğer siz Benim yolumda savaşmak, rızamı aramak için çıkmışsanız (onlan dost edinmeyiniz)!

Siz onlara hâlâ muhabbet mi besleyecek (sırlarımı ifşa mı edecek)siniz?!

Halbuki, ben sizin gizlediğinizi de, açıkladığınızı da çok iyi bilenim!

İçinizden kim bunu yapar (Resûlullahın sırlarını açıklar)sa, muhakkak ki, o, yolun ta ortasından sap-m ıştır!

Eğer onlar size bir tımak tuttururlar (sizi ele geçirirlerse, hepinizin düşmanları olacaklar; ellerini, dil­lerini kötülükle size uzatacaklardır.

Zaten, onlar, (ah bir dininizden dönüp) kâfir olsanız diye temenni de etmişlerdir.

Ne hısımlarınız, ne evladlarınız, ahiret azabına karşı size asla yarar veremezler. Kıyamet gününde, Allah onlarla aranızı ayıracaktır.

Allah, ne yaparsanız, hakkıyla görendir.

İbrahim'de ve onun maiyyetinde bulunan (Müslüman)larda (onların sözlerinde ve işlerinde) sizin için gerçekten uyulacak güzel bir ömek vardı.

Hani onlar kavimlerine:

'Biz sizden ve Allah'ı bırakıp tapmakta olduğumuz şeylerden kesin olarak uzağız!

Sizi inkâr ettik.

Siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar, bizimle aranızda temelli düşmanlık ve buğz belirmiştir!' demişlerdi.

Yalnız, İbrahim'in, babasına:

'Her halde, senin yariıganmanı dileyeceğim!

Fakat, senin için Allah'tan gelecek herhangi birşeyi celb veya def etmeye gücüm yetmez!' demesi müstesnadır.

(Siz şöyle deyiniz):

'Ey Rabbimiz! Biz ancak Sana güvenip dayandık! Ve Sana yöneldik! Son dönüş de ancak Sanadır!

Ey Rabbimiz! Bizi, o küfredenler için bir fitne (konusu) yapma! (Onlan bize musallat etme)!

Ey Rabbimiz! Bizi yarlığa!

Çünkü, Azîz ve Hakîm Sensin Sen!'"[340]

 

Medine'den Mekke'ye Doğru Yola Çıkış

 

Peygamberimiz Aleyhisselam; Hicretin 8. yılında[341] Ramazan ayında Müslümanlardan 10.000 kişi-askerî bir topluluğun başında, Medine'den Mekke'ye doğru yola çıktı.[342] Peygamberimiz Aleyhisselam da, mücahidler de hep oruçlu idiler.[343] Yola çıkılırken, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Orucunu tutmak isteyen, tutsun. Orucunu açmak isteyen de, açsın!" diyerek nida ettirdi.[344] Peygamberimiz Aleyhisselam orucunu açmadı, tuttu. Mücahidler de açmadılar, tuttular.[345] Sulsul mevkiine eriştiler.[346] Sulsul; Medine nahiyelerinden olup, Medine'ye uzaklığı yedi mildir.[347]

 

Zübeyr b. Avvam'ın Bir Süvari Birliğinin Başında Öncü Olarak İleri Sürülüşü ve Hevâzin 

Casusunun Yakalanıp Sorguya Çekilişi 

 

Peygamberimiz Aleyhisselam; Zübeyr b. Avvam'ı, 200 kişilik bir süvari birliğinin başında, öncü ve gözcü olarak ileri sürmüştü.[348]

Bunlar; Arc'la Talub arasında Hevâzin casuslarından birini yakalayıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına getirdiler ve:

"Yâ Rasûlallah! Hayvanının üzerinde gördük: Çukur yerlerde bizden saklanmaya çalışıyordu. Sonra, yüksek bir yere çıkıp oturdu. Atlan ona doğru koşturmaya başlayınca, kaçmak istedi.

Kendisine:

'Sen kimsin?1 diye sorduk.

'Benî Gitarlardan bir adamım!' dedi.

'Bu memleket halkından, Benî Gitarların hangilerindensin?' diye sorduk.

Aykırı cevap verdi, bize soyunu anlatamadı, şüphemizi arttırdı, kendisi hakkında bizi suizanna düşürdü.

'Senin ev halkın nerededir?' diye sorduk.

Eliyle bir tarafa işaret ederek:

'Yakındadır!' dedi.

Kendisinin işi karıştırdığını, gerçeği sakladığını görünce:

'Ya bize doğrusunu söyleyeceksin, ya da boynunu vuracağız!' dedik.

'Ben size doğrusunu söylersem, bu, bana, sizin katınızda bir yarar sağlar mı?' dedi.

'Evet!' dedik.

Bunun üzerine, bize:

'Ben Benî Nadrlardan, Hevâzinlerden bir adamım.

Beni Hevâzinler casus olarak gönderdiler ve:

'Medine'ye git, Muhammed'le buluş! Müttefiklerinin (Huzâaların) işi hakkında ne yapmak istediğini, bizim için öğrenmeye çalış!

O, Kureyşîlere askerî bir birlik mi gönderiyor? Yoksa, kendisi mi gidip onlarla savaşacaktır? Biz onun Kureyşîlere büyük bir ordu ile baskın yapacağını sanıyoruz.

İster kendisi gitsin, ister askerî bir birlik göndersin, sen de onlarla birlikte Batn-ı Şerife kadar git!

Eğer onlar önce bizim üzerimize yürümek isterlerse, Batn-ı Şerif yolunu tutar, bizim yanımıza çıkar­lar. Eğer Kureyşîlerin üzerine yürümek isterlerse, yollarına devam ederler!' dediler' dedi."

Peygamberimiz Aleyhisselam, casusa:

"Hevâzinler neredeler?" diye sordu.

Casus:

"Onları Buk'â'da pek çok yığınak yapmış oldukları halde geride bıraköm.

Onlar bütün Arapları kendilerine yardıma çağırdılar, Sakîflere de haber saldılar. Onlar da yapılan davete icabet ettiler.

Sakîfleri de, savaşmak üzere pek çok yığınak yapmış oldukları halde geride bıraktım.

Onlar, debbabe ve mancınık yapma işini öğrenmeleri için, Cüreş'e adamlar gönderdiler. Kendileri de, Hevâzinlerin topluluklarıyla birlikte bulunmak üzere gidiyorlar!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hevâzinler işlerini yürütmeyi kime havale ettiler?" diye sordu.

Casus:

"Eşraf gençlerinden Malik b. Avf'a havale ettiler!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hevâzinlerin hepsi, Malik'e ve onun davet ettiği işe icabet ettiler mi?" diye sordu.

Casus:

"Güçlülük ve dayanıklılıklarda tanınmış olan Benî Âmirler, davete aldırış etmediler" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onlar, Benî Âmirlerden hangileridir?" diye sordu.

Casus:

"Ka'blarveKilablar!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hilaller ne yaptı?" diye sordu.

Casus:

"Hevâzinlere onlardan pek azı katıldı.

Akşamleyin, senin kavmine uğramıştım.

Ebu Süfyan, yanlarına gelmişti.

Medine'den getirdiği haberden dolayı, Kureyşîlerin Ebu Süfyan'a çok kızmış olduklarını gördüm.

Onlar çok korkuyor ve ürperiyorlardı" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Allah bize yeter. O, ne güzel Vekîl'dir!

Sanırım ki, sen bana ancak doğru olanı söyledin!" buyurdu.

Casus:

"Bu, bana yarar sağlayacak, beni ölümden kurtaracak mıdır?" dedi.

Casusun gidip halkı uyarmasından korkuldu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onu tutuklamasını, Halid b. Velid'e emretti.

İslâm ordusu Merruz-zahran'a vardığı zaman, casus kaçtı.

Halid b. Velid, ardına düşüp onu aradı, Erâk[349] yanında yakaladı ve:

"Eğer senin için söz vermiş olmasaydım, boynunu vururdum!" dedi. Durumu Peygamberimiz Aleyhisselama arzetti.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Mekke'ye girinceye kadar onu tutuklu bulundurmasını Halid b. Velid'e em retti.[350]

 

Uyeyne b. Hısn'ın Arc'da Gelip Mücahidlere Katılışı

 

Uyeyne b. Hısn; Necd'de ev halkının yanında bulunduğu sırada, Peygamberimiz Aleyhisselamin yanına birçok Arap kabilelerinin toplanarak bir yana doğru gitmek istediklerini haber alınca, kavminden bazı kimselerle birlikte Medine'ye gelip, Peygamberimiz Aleyhisselamı iki gün önce gitmiş buldu ve hızla Arc'a doğru gitti. Orada, Peygamberimiz Aleyhisselamla buluştu ve:

"Yâ Rasûlalları! Senin bir tarafa gideceğini haber aldım, geldim.

Ben sizde savaş hali görmüyorum: Ne çekilmiş sancaklar görüyorum, ne de bayraklar! Yoksa, umr­eye mi gitmek istiyorsunuz?

Halbuki, sizde ihram hali de görmüyorum!?

Yâ Rasûl allan! Siz nereye yönelmiş gidiyorsunuz?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Allah her nereye gitmemizi dilerse oraya gideceğiz!" buyurdu.

Uyeyne b. Hısn, mücahidlere katılıp Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte gitti.[351]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Orucunu Açışı ve Mücahidlere Oruçlarını Açmalarını Emredişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, Arc'a geldiği zaman, çok susamıştı.

Susuzluğunu gidermek için, başına su döktü. Yüzünü yi kadı.[352]

Müslümanlar, yaya ve binitli olarak, Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte Kurâu'l-Gamîm'e vardılar.

"Yâ Rasûlallah! Oruçluluk halka çok ağır gelmeye başladı.

Halk, senin ne yapacağına bakıyorlar!" dediler.[353]

Peygamberimiz Aleyhisselam; Usfan ile Emeç arasındaki Kudeyd[354] mevkiine gelince,[355] ikindi namazından sonra, hayvan üzerinde iken[356] bir bardak su[357] getirtti. Bardağı herkesin göreceği şekilde kaldırıp onu içti,[358] orucunu açtı.[359] Müslümanların da oruçlarını açmalarını emretti.[360]

Müslümanlardan bazısının orucunu açtığı, bazısının ise oruçlarını açmayıp tutmaya devam ettikleri haber verilince, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onlar âsilerdir (Emre karşı gelenlerdir)![361]

Onlar âsilerdir! (Emre karşı gelenlerdir)![362]

Siz, sabahleyin düşmanlarınızla karşılaşacaksınız! Orucu açmak sizin için zindeliktir!" buyurdu.[363]

Düşmanla karşılaşacakları haber verilince, hepsi Merru'z-zahran'da oruçlarını açtılar.[364]

 

Medine'ye Gelmek Üzere Yola Çıkan Hz. Abbas'ın Yolda Peygamberimiz Aleyhisselamla Buluşması 

 

Hz. Abbas, ailesiyle birlikte gelirken, Cuhfe'de veya Zülhuleyfe'de Peygamberimiz Aleyhisselamla buluştu.[365]

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona, yanındaki ağırlıklarını Medine'ye göndermesini emretti.[366]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mücahidleri Savaş Düzenine Koyuşu

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kudeyd'e gelince, orada konakladı. Sancaklar ve bayraklar bağladı.[367]

Bağladığı sancak ve bayrakları kabilelere, kabilelerin bayraktar ve sancaktarlarına verdi.[368]

Uyeyne b.Hısn, kabilelerin sancak ve bayraklar aldıklarını görünce, canının sıkıntısından, parmak­larını ısırmaya başladı.

Hz. Ebu Bekir, ona:

"Yoksa, geldiğine pişmanlık mı duyuyorsun?" diye sordu.

Uyeyne b. Hısn:

"Ben kavmimin Muhammed'le birlikte bulunmadığına üzülüyorum!" dedi ve

"Ey Ebu Bekir! Muhammed nereye gitmek istiyor?" diye sordu.

Hz. Ebu Bekir:

"Allah her nereye gitmesini isterse, o oraya gidecektir!" dedi.[369]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kudeyd'de bulunduğu sırada, Süleymler900 veya 1.000 atlı olarak geldiler.

Onların zırhlan sırtlarında, mızrakları ve silahları yanlarında bulunuyordu.

Peygamberimiz Aleyhisselamın onlara gönderdiği iki elçisi Peygamber Aleyhisselamın yanına gelmekte acele etmelerini söyleyince, derlenip toparlanarak geldiler ve:

"Yâ Rasûlallah! Biz, senin dayıların oluruz.

Bizim savaş zamanında nasıl sebatlı, seninle buluştuğumuz zaman nasıl sadakatli olduğumuzu göreceksin" dediler.

Süleymlerin yanlarında durulmuş iki sancak ve beş bayrak bulunuyordu. Bayraklar siyahtı.

"Yâ Rasûlallah! Bizim bayraklarımızı da bağla ve istediğine ver!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Cahiliye çağında bayraklarınızı taşıyan, bugün de taşısın! Evvelce yanıma hepinizle birlikte gelen o güzel yüzlü, tatlı dilli kişi ne yapıyor? Siz gidiniz! Ordunun önüne geçiniz!" buyurdu.

Onları öncü birliği yaptı.

Benî Süleymlerle buluşuluncaya kadar, bu görevi Halid b. Velid yapmıştı.[370]

Muhacirlerin bayraktarları:

1. Hz. Ali,

2. Zübeyr b. Avvam,

3. Sa'd b. Ebi Vakkas,

Ensarın bayraktarları:

1. Evsîlerin Abduleşhel oğullarından Ebu Naile,

2. Evsîlerin Zafer oğullarından Katâde b. Numan,

3. Harise oğullarından Ebu Bürde b. Niyar,

4. Muaviye oğullarından Cebr b. Atîk,

5. Hatma oğullarından Ebu Lübâbe b. Abdulmünzir,

6. Ümeyye oğullarından Mübeyyaz,

7. Sâide oğullarından Ebu Useydü's-Sâidî,

8. Benî Haris b. Hazreclerden Abdullah b. Zeyd,

9. Selime oğullarından Kutbe b. Âmir b. Hadîd,

10. Malik b. Neccar oğullarından Umâre b. Hazm,

11. Mazin oğullarından Salît b. Kays,

12. Dinar oğulları,

Müzeynelerin sancaktarları:

1. Numan b. Mukarrin,

2. Bilal b. Haris,

3. Abdullah b. Amr,

Eslemlerin sancaktarları:

1. Büreyde b. Husayb,

2. Naciye b. A'cem,

Cüheynelerin sancaktarları:

1. Süveyd b. Sahr,

2. Rafi' b. Mekîs,

3. EbuKer'a,

4. Abdullah b. Bedr,

Benî Amr b. Ka'bların sancaktarı:

Büsr b. Süryan,

Benî Gıfârların bayraktarı:

Ebu Zerri'l-Gıfârî veya İmâ' b. Rahasa,

Kinane, Benî Leys, Damrâ ve Sa'd b. Bekrlerin sancaktarı:

1. Ebu Vâkıd el-Leysî,

Eşca'ların sancaktarları:

1. Ma'kıl b. Sinan,

2. Nuaym b. Mes'ud idi.[371]

 

Ebu Süfyan b. Hâris'le Abdullah b. Ebi Ümeyye'nin Peygamberimiz Aleyhisselamla Buluşmaları ve 

Müslüman Olmaları 

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Haris b. Abdulmuttalib'in oğlu Ebu Süfyan ile Abdullah b. Ebi Ümeyye, Mekke ile Medine arasında, Nîku'l-akab mevkiinde Peygamberimiz Aleyhisselamla buluş­tular, Müslüman olmak istediler.[372]

Bunların, Sukyâ ile Arc arasında[373] veya Ebvâ'da buluştukları da rivayet edilir.[374]

Ebu Süfyan b. Haris, Peygamberimiz Aleyhisselamın süt kardeşi ve yaşıtı idi. Hz. Halime onu da emdirmişti.

Ebu Süfyan, eskiden Peygamberimiz Aleyhisselama dost ve arkadaş idi. Fakat, Peygamberimiz Aleyhisselama peygamberlik gelince, düşman kesilmişti.[375]

Hiçbir düşmanın yapmadığı düşmanlığı yapardı. Şı'b'a varıp da, Peygamberimiz Aleyhisselamla ashabını hicv ve tahkir etmediği gün yoktu.[376]

Yirmi yıl, hicv ve tahkir etmekten geri durmadı.

Müşriklerin Peygamberimiz Aleyhisselamla yaptıkları çarpışmaların hiçbirinden geri kalmadı.[377]

En sonunda, Yüce Allah, Ebu Süfyan b. Hâris'in kalbine İslâm sevgisini düşürdü.

Bir gün Rum Kayseri ile görüşmüş olan Ebu Süfyan b. Haris der ki:

"Rum Kayserinin yanında ne İslâm iyetten kaçı İdi ğı nı, ne de Muhammed'den başkasının tanındığını gördüm. Bunun üzerine, kalbime İslâmiyet sevgisi girdi. İçinde bulunduğum müşrikliğin bâtıl ve boş olduğunu anladım.

Ne çare ki, biz akılları başlarında bir kavimle birlikte bulunuyorduk.

İnsanların akıllarına ve görüşlerine göre yaşadıklarını sanıyordum.

Onlar bir yol tutup gittiler, biz de o yolu tutup gittik.

Şerefli, yaşlı kişiler putlarından yardım dileyerek Muhammed'e karşı ayaklandıkları ve ataları yüzün­den ona kızdıkları zaman, onlara uyduk.[378]

Bir gün, kendi kendime:

'Ben kimlere arkadaş oluyorum?! Kimlerin yanında bulunuyorum?! İslâm yolu belli olmuş ve karar-laşmış bulunuyor!1 dedim ve zevcemle oğlumun yanına vardım ve:

'Yola çıkmak için hazırlanınız! Muhammed'in yanınıza gelmesi çok yaklaşmıştır!' dedim.[379]

Zevcem ve oğlum:

'Canımız sana feda olsun![380]

Arapların ve Arap olmayanların Muhammed'e tâbi olduğunu görüyorsun da, hâlâ ona karşı düş­manlık mevkiinde bulunuyor, düşmanlıkta direnip duruyorsun!?

Halbuki, ona yardım etmek herkesten çok sana düşerdi! Ona yardım edenlerin ilki sen olmalı idin!?' dediler.

Uşağım Mezkûr'a:

'Bir deve ile atımı acele yanıma getir!' dedim.[381]

Resûlullah ile buluşmak üzere Mekke'den yola çıktık.[382]

Ebvâ'ya varıp indiğimiz zaman, Resûlullah Aleyhisselamın öncü birliği oraya gelmiş bulunuyor ve Mekke'ye gitmek istiyordu.

Resûlullah Aleyhisselam, benim kanımın dökülmesini helâl ve gerekli kılmıştı.

Bunun için, öldürülmemden korktum ve gizlendim.

Oğlum Cafer'in elinden tutup yaya olarak bir mil kadar gittik.

Sabahleyin Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardık.[383]

Halk, takım takım geliyordu. Onlardan gizlendim.

Resûlullah Aleyhisselam hayvanına bineceği zaman, kendisiyle görüşmek istedim.[384] Resûlullah Aleyhisselam, bizden, yüzünü başka tarafa çevirdi.

Yüzünü çevirdiği tarafa geçtim. Tekrar tekrar, benden yüzünü çevirdi.

Bütün yakın-uzak herşey beni tuttu, sıktı! Ona erişemedikçe, ben bir ölüyümdür!

Onun iyiliğini, merhametini ve bana olan yakınlığını düşünmüş, bu yüzden beni tutar diye ummuş­tum.

Resûlullah Aleyhisselamın akrabası olduğum için, benim Müslüman olmama sevineceklerini sanıy­or ve bunda şüphe etmiyordum.[385]

Resûlullah Aleyhisselamın benden yüzünü çevirdiğini görünce, bütün Müslümanlar da benden yüz çevirdiler.

Ebu Kuhâfe'nin oğlu (Hz. Ebu Bekir) bana rastladı ve benden yüzünü çevirdi.

Ensardan biri, beni kandırarak Ömer'in yanına yanaştırdı. Ömer, bana bakınca:

'Ey Allah düşmanı! Resûlullah Aleyhisselamı ve ashabını inciten sensin hâ!?

Sen ona düşmanlığını yeryüzünün doğularına, batılarına kadar ulaştırdın!" dedi.

Hemen onun yanından ayrılıp amcam Abbas'ın yanına vardım ve:

'Ey Abbas! Ben Resûlullahın yakını ve asâletli oluşum dolayısıyla Müslümanlığımın Resûlullahı sevindireceğini ummuştum.

Kendisinden umduğum iltifatı göremedim!

Beni kabul etmesi için onunla konuş!' dedim.

Abbas:

'Hayır! Vallahi, onun senden yüz çevirdiğini gördükten sonra, kendisiyle bir tek kelime bile konuşa­mam! Resûlullah Aleyhisselamı celallendirmiş olmaktan korkarım!' dedi.

'Ey amca! Bari, gidip başvuracağım bir kimseyi bana söyle!' dedim.

Amcam, Ali'yi göstererek:

'İşte o!' dedi.

Ali ile buluşup konuştum.

O da, bana Abbas'ın söylediğinin tıpkısını söyledi.

Abbas'ın yanına döndüm ve:

'Ey amca! Bana sövüp sayan adamı bu davranışından vazgeçir!' dedim.

Abbas:

'Bana onu tarif et!' dedi.

'O, çok esmer tenli, kısa boylu, iki gözünün arası yaralıdır!' dedim.

Amcam:

'O, Numan b. Haris en-Neccârîdir!1 dedi.

Ona:

'Ey Numan! Ebu Süfyan, Resûlullah Aleyhisselamın amcasının oğludur ve benim de kardeşimin oğludur.

Resûlullah Aleyhisselam her ne kadar ona kızmış bulunuyorsa da, ileride ondan hoşnut da olacak­tır.

Bundan sonra, kendisine herhangi bir suretle hakaret etmekten vazgeç!' diye haber gönderdi."[386]

Ebu Süfyan b. Haris ile Abdullah b. Ebi Ümeyye, Peygamberimiz Aleyhisselamın huzuruna girme çarelerini araştırdıkları ve kendilerinden yüz çevirildiği sırada, Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Ümmü Seleme de, onlar hakkında Peygamberimiz Aleyhisselamla konuştu:

"Biri amcanın oğlu ve süt kardeşindir. Öbürü de halanın oğludur ve hısımındır.[387]

Allah, bunları sana Müslüman olarak getirdi.[388]

Bunlar, senin katında halkın en yaramazı olamazlar!" dedi.[389]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bana onların ikisi de gerekmez!

Amcamın oğlu benim haysiyet ve şerefimi dili ile lekelemek istedi!

Halamın oğlu ve hışmım olan kişi ise, Mekke'de bana söylememesi gereken sözleri söylemiştir!" buyurdu.[390]

Ebu Süfyan b. Haris der ki:

"Gidip Resûlullahın kapısına oturdum.

Cuhfeye varıncaya kadar, oturmaktan ayrılmadım!

Ne kendisi, ne de Müslümanlardan hiçbirisi benimle konuşuyordu.

Her konakladığı yerde, gidip Resûlullahın kapısında duruyordum. Oğlum da, ayakta dikiliyordu.

Resûlullah, beni gördükçe, yüzünü benden çeviriyordu.

Ezâhir yokuşundan Mekke'nin Ebtah vadisine inince, Resûlullahın çadırının kapısına yaklaştım.

Resûlullah bana baktı! Bu bakış, onun bana ilk yumuşak bakışı idi. Kendisinin bana gülümseye-ceğini de ummaya başladım."[391]

Hz. Ali, Ebu Süfyan b. Hâris'e:

"Resûlullah Aleyhisselama arka tarafından varıp, Yusuf'un kardeşlerinin Yusuf Aleyhisselama söylediği sözü söyle ki, onlar:

'Allah'a yemin ederiz ki; Allah seni gerçekten bizden üstün kılmıştır! Biz, doğrusu, sana karşı yap­tıklarımızda suçlu idik!1 dediler [Yusuf: 91].

Bundan daha güzel bir söz bulunabileceği kabul edilemez!" dedi.

Ebu Süfyan b. Haris böyle yapınca, Peygamberimiz Aleyhisselam, Yusuf Aleyhisselamın kardeş­lerine verdiği cevabı bildiren:

"Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur! Allah sizi yarlıgasın! O, Esirgeyenlerin en Esirgeyicisidir!" (Yusuf 92) mealli âyeti okudu.[392]

Ebu Süfyan b. Haris, Peygamberimiz Aleyhisselamın:

"Bana, onların ikisi de gerekmez!" buyurduğunu haber aldığı zaman:

"Vallahi, ya yanına girmeme izin verecektir, ya da şu oğlumun elinden tutup yeryüzünde açlıktan, susuzluktan ölünceye kadar çekip gideceğiz![393]

Sen ki, benim hem akrabam, hem de halkın en uslusu, yumuşak huylusu, en iyilik severi ve cömer­di bulunuyorsun!" demişti.[394]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Süfyan'ın bu sözlerini işitince, her ikisine de acıdı ve kendilerinin huzuruna girmelerine izin verdi.

Girdiler ve Müslüman oldular.[395]

Ebu Süfyan b. Haris, Müslüman olduktan sonra, utancından, başını kaldırıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzüne bakam azdı.[396]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Merru'z-zahran'da Konaklayışı

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, mücahidlerle birlikte Merruz-zahran'a gelip konakladı.[397] Peygamberimiz Aleyhisselamın Merru'z-zahran'a gelişi, yatsı vaktine rastlamıştı. Mücahidler Merruz-zahran'da toplandılar.[398] Peygamberimiz Aleyhisselam, Merru'z-zahran'da geceleyin ashabına: "Mekke'de Kureyşîlerin aklı erenlerinden dördü, müşriklikten sıynlıp İslâmiyete girmek isti buyurdu.

"Yâ Rasûlalları! Kimdir onlar?" diye sorulunca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"1. Attâb b. Esîd,

2. Cübeyr b. Mut'im,

3. Hakîm b. Hizam,

4. Süheyl b. Amr'dır!" buyurdu.[399]

Peygamberimiz Aleyhisselam Merruz-zahran'a gelinceye kadar, Kureyş müşriklerine bütün h; ler gizli kalmıştı.

Onlar Peygamberimiz Aleyhisselamın ne yapacağını bilmiyorlar,[400] fakat kendilerine savaş cağından korkup duruyorlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Merru'z-zahran'a gelince, geceleyin, ateş yakmalarını mücahh emretmiş, 10.000 ateş yakı İm işti.[401]

 

Kureyş Müşriklerinin Ebu Süfyan b. Harb'i Denetçi ve Elçi Olarak Göndermeyi Kararlaştırmaları

 

Kureyş müşrikleri, Ebu Süfyarı b. Harb'i, haberler araştırmak üzere göndermekte sözbirliği ettiler.

"Muhammed'le buluşursan, ondan bizim için eman sözü al![402]

Ancak, onun ashabını gevşek görürsen,[403] savaşılacağını kendilerine bildir![404]

Biz sizin arkanızdan hazırlanıp gelmeyeceğiz.

Çünkü, Muhammed'in kiminle; bizimle mi, yahutHevâzinlerle mi, ya da Sakfflerle mi savaşmak diğini bilmiyoruz" dediler.[405]

Bir gece, Ebu Süfyan b. Harb ile Hakîm b. Hizam, Mekke'den çıkıp gittiler.[406]

Yolda, Büdeyl b. Verkâ'ya rastladılar. Onun da kendileriyle birlikte gelmesini sağladılar.[407]

Bunlar; Peygamberimiz Aleyhisselam hakkında haber araştıracaklar, toplayacaklar, işittikleri h; leh gözden geçirecekler, değerlendireceklerdi.[408]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ensardan bazılarına:

"Ebu Süfyan'a göz kulak olunuz! Siz muhakkak onu bulacaksınız!" buyurmuştu.[409]

Casuslar; Merruz-zahran'da Erâk mevkiine eriştikleri zaman, pek çok çadırlar, askerler ve yaı ateşler gördüler, at kişnemeleri, deve böğürmeleri işittiler.

Bunlar onları ürküttü, son derecede korkuttu.[410]

Vakit, yatsı vakti i di. [411]

Arefe gecesinde yakılan ateşler gibi yanan ateşleri görünce, Ebu Süfyan:

"Bu ne kadar çok ateş? Sanki, arefe gecesi ateşlerini andırıyor!?

Ey Büdeyl! Yoksa bu ateşler, senin kavmin olan Benî Ka'bların mıdır?" diye sordu.

Büdeyl b. Verkâ:

"Bunlar, Benî Amrların ateşleri olsa gerek!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Benî Amrların ateşi bundan az olur, onların bu kadar çok ateşleri olamaz!" dedi.[412]

Büdeyl b. Verkâ:

"Belki de seninle çarpışmak üzere toplanmışlardır. Müzeyneleri de, bu gece kendilerine beki tutmuşlardır" dedi.[413]

"Bunlar, herhalde, Benî Ka'blar (Huzâalar)'dır. Savaş için toplanmışlardır" dediler.

Ebu Süfyan:

"Evet! Ama bunlar Benî Ka'blardan daha kalabalık görünüyorlar!" dedi.

"Belki de, Hevâzinler, yağmur düşen yerlerdeki otlardan hayvanlarını otiatmak için topraklanı kadar gelmişlerdir. Vallahi, bunların kimler olduklarını pek anlayamadık!" dediler.[414]

Peygamberimiz Aleyhisselam, casusları yakalamak için, atlılardan bir birliği ileri göndermişti.

Huzâalarda yolu kesmişler, arkaya kimseyi bırakmıyorlardı.[415]

 

Ebu Süfyan'la Hakîm b. Hizam ve Büdeyl b. Verkâ'nın Müslüman Olmaları 

 

Mücahidler Merruz-zahran'a gelip konunca, Hz. Abbas, kendi kendine:

"Vâh Kureyşîlerin başlarına geleceklere!

Vallahi, onlar gelip Resûlullah Aleyhisselamdan eman dilemeden önce Resûlullah Aleyhisselam Mekke'ye harple girecek olursa, bu Kureyşflerin temelli helâklan olur!" demiş, Peygamberimiz Aleyhisselamın boz katırına binip Erâk mevkiine kadar gitmişti.

"Orada ben muhakkak bir oduncu veya bir sütçü ya da bir iş güç sahibi bulup Mekke'ye gönder­meliyim ki; önce, üzerlerine Resûlullah Aleyhisselamın gelmekte olduğunu Mekkelilere bildirsin de, Mekkeliler Resûlullah Aleyhisselam üzerlerine harple girmeden önce gelip ondan eman dilesinler" dedi.

Hz. Abbas bu maksatla giderve maksadını gerçekleştirmek üzere bir adam ararken, Ebu Süfyan'la Büdeyl b. Verkâ'nın seslerini işitti.[416] Ebu Süfyan'ı sesinden tanıdı. Ona:

"Ebu Hanzale!"dedi.

O da, Hz. Abbas'ı sesinden tanıdı ve:

"Ebu'l-Fadl! Sensin ha!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Babam, anam sana feda olsun! Ne var?[417] Arkandakilerden, ne haber var?" diye sordu.[418]

Hz. Abbas:

"Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan![419] Arkamdaki, Resûlullah Aleyhisselamdır ve Müslümanlardan 10.000 kişilik, karşı koyamayacağınız askerlerin başında size doğru yönelmiş, geliy-or![420]

Vallahi, vay Kureyşîlerin başlarına geleceklere!" dedi.[421]

Ebu Süfyan:

"Babam, anam sana feda olsun! Buna bir çare, bir tedbir var mı?" diye sordu.[422]

Hz. Abbas:

"Evet! Vardır!" dedi.

"Sen, ne yapmamı bana emir ve tavsiye edersin?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Vallahi, Resûlullah Aleyhisselamdan başkası tarafından ele geçirilecek olursan, muhakkak öldürülürsün![423]

Sen, haydi şu katırın sırtına bin de, seni Resûlullah Aleyhisselamın yanına kadar götüreyim.[424] Kendisinden senin için eman dileyeyim!" dedi.[425]

Ebu Süfyan:

"Vallahi, benim görüşüm de böyledir!" dedi.[426]

Hz. Abbas, Ebu Süfyan'ı süvarilerin ellerine düşmekten kurtardı.[427]

Ebu Süfyan, hemen Hz. Abbas'ın terkisine bindi.

Hz. Abbas Peygamberimiz Aleyhisselamın boz katırının üzerinde, Ebu Süfyan da terkisinde olduğu halde, mücahidlerin ateşlerinden her bir ateşin yanından geçerken, "Kim bu?" diye soruyorlar; Peygamberimiz Aleyhisselamın katırını ve Hz. Abbas'ın da onun üzerinde bulunduğunu görünce:

"Resûlullah Aleyhisselamın amcası, Resûlullahın katırına binmiş!" diyorlardı.

Hz. Ömer'in ateşinin yanından geçerken, Hz. Ömer:

"Kim bu?" dedi ve hemen ayağa kalktı.[428]

Hz. Abbas:

"Abbas'ım!" dedi ve geçip giderken, Hz. Ömer ona bakıyordu. Terkisinde Ebu Süfyan'ı gördü.[429] Görür görmez:

"Allah düşmanı Ebu Süfyan hâ!

Seni ahdsiz ve akidsiz olarak ele geçirmeye fırsat ve imkân veren Allah'a hamd olsun!" dedi ve hemen Peygamberimiz Aleyhisselama doğru hızla gitti.

Hz. Abbas da, katırı tepip yürümesini hızlandırdı.

Yavaş yürüyen hayvanın yavaş yürüyen adamı geçebileceği nisbette, Hz. Ömer'i geçti ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardı.

Hz. Ömer de, onun izince gelip içeri girdi ve:

"Yâ Rasûlallah! Bu Ebu Süfyan'ı, Allah, akidsiz ve ahdsiz olarak ele geçirmek imkân ve fırsatını vendi. Bırak beni de, onun boynunu vurayım!" dedi.

Hz. Abbas:

"Yâ Rasûlallah! Ben ona eman vermiş bulunuyorum!" dedi ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanı­na oturdu.[430]

Resûlullah Aleyhisselamın başını tutup:

"Vallahi, bu gece benden başka hiç kimse Ebu Süfyan'la başbaşa kalmayacak!" diye yemin etti.

Hz. Ömer Ebu Süfyan'ın boynunu vurmak hakkındaki dileğinde direnip durunca, Hz. Abbas:

"Yeter ey Ömer! Vallahi, Ebu Süfyan Adiyy b. Ka'b oğullarından bir kimse olsaydı, böyle söyle­mezdin! Fakat, sen bunun Abdi Menaf oğullarının erkeklerinden olduğunu bildiğin için boynunu vurmak istiyorsun!" dedi.

Hz. Ömer:

"Sus ey Abbas! Vallahi, babam Hattab sağ olup da Müslüman olsaydı, ona, senin Müslüman olduğun gün sevindiğim kadarsevinmezdim!" dedi.[431]

Hz. Abbas:

"Yâ Rasûlallah! Hakîm b. Hizam ve Büdeyl b. Verkâ'ya da eman vermiş bulunuyorum! Onlar huzu­runa girecekler!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onları içeri al!" buyurdu.

İçeri girdiler. Onlar, gecenin geç vakitlerine kadar, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında kaldılar.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onlardan Mekkeliler hakkında bilgi aldı ve kendilerini İslâmiyete davet etti:

"Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah'ın Resûlü olduğuma şehadet ediniz!" buyurdu.

Hakîm b. Hizamla Büdeyl b. Verkâ hemen şehadet getirdiler ve Müslüman oldular.[432]

Allah onlardan razı olsun!

Ebu Süfyan ise:

"Vallahi, ey Muhammedi Senin Resûlullah olup olmadığın hakkında kalbimde azıcık bir kuşku var! Bana biraz mühlet versen olmaz mı?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Abbas'a:

"Biz bunlara eman verdik! Kendilerini artık yerine götür!"[433]

Ebu Süfyan hakkında da:

"Ey Abbas! Onu da sen konak yerine götür, sabahleyin yanıma getir!" buyurdu.

Hz. Abbas, onu alıp konak yerine götürdü.

Ebu Süfyan geceyi Hz. Abbas'ın yanında geçirdi.[434]

Sabah namazı vakti olup da müezzin ezan okuyunca, Müslümanlar silkinip kalkmaya başladılar.

Ebu Süfyan, onların kendisi için kalktıklarını sandı.[435]  Çok korktu ve:

"Bunlar ne yapmak istiyorlar?[436] Ey Abbas! Halkın bu halleri nedir? Yoksa, beni mi öldürmek istiy­orlar?" diye sordu.[437]

Hz. Abbas:

"Hayır! Namaza kalkıyorlar!" dedi.[438]

Ebu Süfyan:

"Muhammed'in münâdîsi (müezzini) bunların hepsini kaldıracak mı?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Evet!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Bunların hepsi, kalkınca ne yapacaklar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Onlar Müslümandırlar, Resûlullah Aleyhisselamın yanına gidecekler!" dedi.[439]

Kendisi de, Ebu Süfyan'ı yanına alıp gitti.[440]

Peygamberimiz Aleyhisselam abdest almaya kalktı.

Abdest alırken, Müslümanlar, Peygamberimiz Aleyhisselamın abdest suyunu yüzlerine sürmek için üşüştüler.[441]

Ebu Süfyan, bunu görünce:

"Ey Fadl'ın babası! Ben şimdiye kadar ne Kisrâ'da, ne de Benî Asfariarın (Rumların) hükümdar­larında, hakimiyet ve saltanatın böylesini görmedim![442] Kardeşinin oğlu kadar büyük saltanatlısını görmedim!" dedi.

Hz. Abbas:

"Bu saltanat değildir, fakat peygamberliktir! Bunun içindir ki, onun üzerine düşüyorlar![443]

Yazıklar olsun sana! Sen de iman et ona![444]

Eğer Müslüman olmaz ve Muhammed'in Resûlullah olduğuna şehadette bulunmazsan, muhakkak, öldürülürsün!" dedi.

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'ın istediği şeyleri söylemek istiyor, fakat onlara bir türlü dili dönmüyor, düzgün söyleyemiyordu![445]

Peygamberimiz Aleyhisselam namaza başlama tekbirini aldı, Müslümanlar da tekbir aldılar.

Peygamberimiz Aleyhisselam rükûa gitti. Müslümanlar da, hep birlikte rükûa gittiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam rükûdan doğruldu. Müslümanlar da, hep birlikte rükûdan doğruldular.

Peygamberimiz Aleyhisselam secdeye vardı. Müslümanlar da, hep birlikte secdeye vardılar.[446]

Namaz kılındıktan sonra, Ebu Süfyan:

"Ey Abbas! Muhammed onlara (Müslümanlara) birşey emretse, onlar o emri hemen yapar, yerine getirirler mi?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Evet! Vallahi, onlara yemeyi, içmeyi bırakmalarını da emredecek olsa, yine ona itaat ederler, onun emrini yerine getirirler!" dedi.[447]

Ebu Süfyan:

"Müslümanlar bir gün bir gecede kaç kere namaz kılarlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Beş kere!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Vallahi, çoktur!" dedi.[448]

Hz. Abbas, sabahleyin, Ebu Süfyan'ı alıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına götürdü.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onu görünce:

"Yazıklar olsun sana ey Ebu Sülyan! Senin için, Allah'tan başka ilah olmadığını öğrenmen zamanı daha gelmedi mi?![449]

Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan! Ben size dünya mutluluğunu da, ahiret mutluluğunu da sağlay­acak bir din getirmişimdir.

Müslüman olunuz da, selamete eriniz!" buyurdu.[450]

Ebu Süfyan:

"İyi amma, Uzzâyı ne yaparım, ondan nasıl vazgeçerim?!" dedi.

O sırada, Hz. Ömer çadırın arkasında bulunuyordu.

Ebu Süfyan'ın söylediği sözü işitince:

"Sen onun üzerine işe! Tersle!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Senin baban sert ve kaba sözlü idi, sen de sert ve kaba sözlüsün!

Ey Hattab1 in oğlu! Ben sana gelmedim! Ben amcamın oğluna geldim. Onunla konuşuyorum!

Beni bırak da, ben amcamın oğlu ile konuşayım!" dedi.[451]

Sonra da, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Babam, anam sana feda olsun! Usluluk ve yumuşak huylulukta, şereflilikte, akrabalık hakkı m göze­tirlikte... senden daha üstünü yoktur!

Vallahi, sanırım ki, Allah'tan başka ilah olmasa gerek!

Çünkü, Allah ile birlikte başka ilah bulunmuş olsaydı, elbette, beni zararlardan korur, yararlardan yararlandırırdı![452]

Ey Muhammedi Ben İlahımdan yardım diledim. Sen de Allah'ından yardım diledin.

Vallahi, ben ne zaman seninle karşılaştı m sa, senin bana galip geldiğini gördüm!

Eğer benim İlahım gerçek, senin Allah'ın bâtıl ve boş olsaydı, ben sana galip gelirdim!" dedi.[453]

Nihayet, Ebu Süfyan da hakka şehadet getirip Müslüman oldu.[454]

Allah ondan da razı olsun!

Hz. Abbas, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Yâ Rasûlallah! Ebu Sülyan kavmimizin eşrafından ve yaşlılarındandır.[455] Ona, kavminin içinde övüneceği birşey lutfetsen olmaz mı?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Olur! Kim Ebu Süfyan'ın evine girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir!" buyurdu.[456]

Ebu Süfyan:

"Benim evime mi??! Benim evime mi?!" dedi.

Peygamberimiz Al eyhisselam:

"Evet!" buyurdu.[457]

Ebu Süfyan:

"Benim evimin ne genişliği var ki?" dedi.[458]

Peygamberimiz Al eyhisselam:

"Kim Kabe'ye girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir!" buyurdu.[459]

Ebu Süfyan:

"Kabe'nin ne genişliği var ki?" dedi.[460]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Kim Mescid-i Haram'a girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir" buyurdu.[461]

Ebu Süfyan:

"Mescid-i Haram'ın ne genişliği var ki?" dedi.[462]

Peygamberimiz Al eyhisselam:

"Kim silahını elinden bırakırsa, ona eman verilmiştir![463]

Kim kapısını üzerine kapayıp evinde oturursa, ona eman verilmiştir!" buyurdu.[464]

Ebu Süfyan:

"İşte, bu geniştir!" dedi.[465]

 

Ebu Süfyan'a Dar Geçitte Mücahidlerin Geçişinin Seyrettirilişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Abbas'ı, Mekke'ye gitmek üzere, boz katırına bindirdi.

O da, Ebu Süfyan'ı terkisine alıp yola çıktı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Abbas'ın arkasından adam salıp:

"Abbas'a yetişiniz! Kendisini bana geri çeviriniz!" buyurdu.

Elçi Hz. Abbas'a yetişti. Fakat Hz. Abbas geri dönmek istemedi ve:

"Resûlullah Aleyhisselam, acaba Ebu Süfyan'ın Müslüman olduktan sonra, Mekke'ye varınca, oradaki Müslümanların azlığından yararlanarak küfre dönmesinden mi korkuyor ola?" dedi.

Elçi:

"Öyleyse, onu burada tut, bırakma!" dedi.

Hz. Abbas da öyle yaptı.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Abbas! Onu vadinin daraldığı, atların sıkışa sıkışa geçtiği dağ boğazının yanında tut da, Müslümanların, Allah ordusunun ihtişamını görsün!" buyurdu.

Hz. Abbas; Peygamberimiz Aleyhisselamın emri üzere, Ebu Süfyan'ı alıp vadinin daraldığı, afların sıkışı sıkışa geçtiği dağ boğazına doğru götürdü.[466]

Hakîm b. Hizamla Büdeyl b. Verkâ da yanlarında bulunuyordu.[467]

Hz. Abbas, Müslümanların Ebu Süfyan'ı birden vurup öldüreceklerinden korktuğu için, onu bir tepeciğin üzerine oturttu.[468]

Ebu Süfyan, kendisinin durdurulup tutulmakla öldürüleceğini sanarak:

"Ey Hâşim oğulları! Bu, bir gadr (ahde vefasızlık, verilen eman sözünde durmam azlık) değil midir?" dedi.[469]

Hz. Abbas:

"Biz, gadreder (ahde vefasızlık gösterir, sözünde durmaz) değiliz.[470] Peygamber sülâlesinde ahde vefasızlık olmaz![471]

Hayır![472] Benim tarafımdan yapılacak, seninle ilgili işler var!" dedi.[473]

Ebu Süfyan:

"O iş ne ise, haydi, önceden, ondan başlasana?" dedi.

Hz. Abbas:

"Halid b. Velid'le Zübeyr b. Avvam yanına geldikleri zaman, anlarsın.[474]

Eğer sen şu yolu tutup gitmiş olsaydın, ben seni bir daha göremeyecektim!" dedi.[475]

Ebu Süfyan, Erâk yakınındaki dar boğazda durup da oradan geçenleri gördüğü zaman, Hz. Abbas'ın sözünün mânâsını anladı.[476]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bütün kabileler yanlarındaki silah ve teçhizatlarını kuşanacaklardır" diyerek mücahidlere nida ettir­di.[477]

Mücahidleri savaş düzenine koydu.

Kabileler, başlarında başkan ve kumandanları olduğu halde,[478] bayraklarını çekerek geçmeye başladılar.[479]

Peygamberimiz Aleyhisselam, ilk önce, başlarında Halid b. Velid olduğu halde, Benî Süleymleri gönderdi.

Onlar 1.000 kişi idiler.

İki sancaklarından birini Abbas b. Mirdas es-Sülemî, diğerini Hufaf b. Nüdbe, bayraklarını da Haccac b. llâttaşıyordu.

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Kim bunlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Halid b. Velid'dir!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Şu bizim delikanlı mı?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Evet!" dedi.[480]

"Onun yanındaki kimlerdir?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Benî Süleymlerdir!" dedi.[481]

Ebu Süfyan:

"Benimle Süleym oğulları arasında ne geçmiş, ne münasebet var ki? Onlar ne diye buraya gelmişler?!" dedi.[482]

Halid b. Velid Hz. Abbas'la Ebu Süfyan'ın hizasına gelince, üç kere tekbir getirdiler ve geçtiler.

Halid b. Velid'in arkasından, Muhacirlerle kim oldukları pek bilinmeyen Araplardan 500 kişilik askerî birliğin başında Zübeyr b. Avvam geçti.

Zübeyr b. Avvam'da siyah bir bayrak vardı.

Zübeyr b. Avvam, Ebu Süfyan'ın hizasına gelince, üç kere tekbir getirdi, arkadaşları da tekbir getirdiler.

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Kimdir bu?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Zübeyr b. Avvam'dır!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Senin kızkardeşinin oğlu mu?" diye sordu.

"Evet!" dedi.

Sonra, 300 kişilik askerî birlik halinde Benî Gıfârlar geçti.

Bayraklarını Ebu Zerri'l-Gıfârî veya İmâ1 b. Rahasa taşıyordu.

Bunlar, Ebu Süfyan'ın hizasına gelince üç kere tekbir getirdiler.

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Ey Fadl'ın babası![483] Ey Abbas! [484] Kim bunlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Bunlar, Benî Gıfârlardır!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Benimle Beni Gıfârlar arasında ne münasebet, geçmiş ne var ki? Onlar buraya ne diye gelmişler?!" dedi.[485]

Sonra, 400 kişilik bir askerî birlik halinde Eşlemler geçti.

Kendilerinin iki sancakları bulunuyor, onlardan birini Büreyde b. Husayb, diğerini Naciye b. A'cemü'l-Eslemî taşıyordu.

Bunlar, Ebu Süfyan'ın hizasına gelince, üç kere tekbir getirdiler.

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Kim bunlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Eşlemler!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Ey Fadl'ın babası! Benimle Eşlemler arasında ne münasebet, geçmiş ne var ki? Onlar buraya ne diye gelmişler?!" dedi.[486]

Hz. Abbas:

"Onlar İslâmiyete girmiş, Müslüman olmuş bir cemaattirler" dedi.[487]

Sonra, 500 kişilik askerî bir birlik halinde Benî Ka'b b. Amrlar geçti.

Onların bayrağını, Büsr b. Süfyan taşıyordu.

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Kim bunlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Benî Ka'b b. Amrlardır!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Evet! Onlar Muhammed'in müttefikleri ve artlaşmalılandır.[488] Eşlemlerin kardeşleridir" dedi.[489]

Sonra, 1.000 kişilik askerî bir birlik halinde Müzeyneler geçti.

Yanlarında üç sancak ve 100 at bulunuyordu.

Sancakları Numan b. Mukarrin, Bilal b. H âris ve Abdullah b. Amr taşıyordu.

Müzeyneler, Ebu Süfyan'ın hizasına gelince, üç kere tekbir getirdiler.

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Kim bunlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Müzeyneler!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Benimle Müzeyneler arasında ne münasebet, geçmiş ne var ki? Onlar buraya ne diye gelmişler? Onların silah sesleri, dağlarının başından, bana gelir dururdu!" dedi.

Sonra, 800 kişilik askerî bir birlik halinde Cüheyneler geçti.

Onların başlarında kumandanları ve yanlarında sancakları vardı.

Sancağın birini Ebu Rev'a b. Ma'bed b. Halid, ikincisini Süveyd b. Sahr, üçüncüsünü Rafi' b. Mekîs, dördüncüsünü de Abdullah b. Bedr taşıyordu.

Bunlar, Ebu Süfyan'ın hizasına gelince, üç kere tekbir getirdiler.[490]

Ebu Süfyan Hz. Abbas'a:

"Kim bunlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Cüheyneler!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Benimle Cüheyneler arasında ne münasebet, geçmiş ne var ki? Onlar buraya ne diye gelmişler?" dedi.[491]

Sonra, 200 kişilik askerî bir birlik halinde Kinanelerle Damrâlarve Sa'd b. Bekrler geçti.

Bunların sancağını Ebu Vâkıd e I-Leysî taşıyordu.

Bunlar, Ebu Süfyan'ın hizasına gelince, üç kere tekbir getirdiler.

Ebu Süfyan:

"Kim bunlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Benî Bekrler!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Evet! Vallahi, onlar uğursuz bir halktır. Muhammed bize onların yüzünden savaş açtı.

Amma, vallahi, bu hususta ne bana danışıldı, ne de benim bundan haberim vardı.

Ben, bunu haber aldığım zaman, hiç de hoş karşılamadım. Fakat bu mukadder birşeymiş, başımıza geldi!" dedi.

Hz. Abbas:

"Muhammed Aleyhisselamın savaş açmasını, Allah senin için hayırlı kılmıştır. Bu yüzden, hepiniz İslâmiyete girmek fırsatını kazandınız!" dedi.

Sonra, Benî Leysler, 200 kişilik askerî bir birlik halinde yalnız başlarına geçtiler.

Onların sancağını Sa'd b. Cessâme taşıyordu.

Onlar, Ebu Süfyan'ın hizasına gelince, üç kere tekbir getirdiler.

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Kim bunlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Benî Leysler!" dedi.

Sonra, Eşca'lar geçti.

Onlar 300 kişi idiler. Kendilerinin yanlarında iki sancak vardı.

Sancağın birini Ma'kıl b. Sinan, diğerini de N uaym b. Mes'ud taşıyordu. Bunlar, Ebu Süfyan'ın hiza­sına gelince, üç kere tekbir getirdiler.

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Kim bunlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Eşca'lar!" dedi.[492]

Ebu Süfyan:

"Bunlar, Arapların, Muhammed'e karşı en amansız davrananı idiler!" dedi.

Hz. Abbas:

"Allah onların kalblerine İslâmiyet sevgisini düşürdü. Bu da, Yüce Allah'ın lütuf ve kereminin bir eseridir!" deyince, Ebu Süfyan sustu.

Sonra da:

"Muhammed niye geçmedi ki?" dedi.

Hz. Abbas:

"O daha geçmedi.

Eğer Muhammed Aleyhisselamın içinde bulunduğu askerî birliği görmüş olsaydın, kendini, karşısın­da hiç kimsenin dayanamayacağı kadar silahlar, erler, atlardan ibaret bir manzara karşısında bulurdun!" dedi.

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Vallahi, ey Fadl'ın babası! Sanırım ki, öyledir!

Bunca insan topluluklarına sahip ve hakim iken, ona kimin gücü yetebilir ki?" dedi.[493]

Peygamberimiz Aleyhisselamın içinde bulunduğu birlik gelip geçinceye kadar hiçbir kabile geçme­di ki, Ebu Süfyan onların kim olduğunu sormamış, Hz. Abbas da onlan haber verdikçe:

"Benimle filan oğulları arasında ne münasebet, ne geçmiş var ki? Onlar buraya niye gelmişler?!" dememiş olsun.[494]

Ebu Süfyan, hemen her alayın, her taburun, her bölüğün geçişinde:

"Muhammed daha geçmedi mi?" diye soruyor, Hz. Abbas da:

"Hayır!" diye cevap veriyordu.[495]

Nihayet, Peygamberimiz Aleyhisselamın o tepeden tımağa kadar silahlanmış cihad ordusu oraya doğru gelirken, atların ayaklarından kalkan tozlar ortalığı karartmakta idi.

Muhacirlerle Ensar mücahidlerinden oluşan bu alayda 1.000[496] veya 2.000[497] zırh gömlekli vardı.[498] Hepsi de miğferli idi.[499]

Peygamberimiz Aleyhisselam bayrağını Sa'd b. Ubâde'ye vermiş ve onu alayının önüne geçirmişti. Ensarın her kabilesine bayraklar, sancaklar verilmiş, her biri zırh gömleklere bürünmüştü. Gözlerinden başka bir yerleri görünmüyordu.

Hz. Ömer de, sırtına zırh gömlek giyinmişti. Peygamberimiz Aleyhisselamın alayını o yönetmekte idi.[500]

Peygamberimiz Aleyhisselam, devesi Kasvâ'nın üzerinde ve Hz. Ebu Bekir'le Useyd b. Hudayhn arasında bulunuyor,[501] yanındakileri e kon üşüyordu.[502]

Ebu Süfyan, bir benzerini daha görmediği bu mücahidler alayı önünden geçerken:[503]

"Kim bunlar ey Abbas![504] Bu, hangi kabile alayı?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Ensardır!" dedi.

Ensarın başında Sa'd b. Ubâde bulunuyor ve onların bayrağını taşıyordu. Ebu Süfyan'a:

"Ey Ebu Süfyan! Bu gün, en büyük harp günüdür! Bu gün, Kabe'de kan dökmenin helâl kılındığı bir gündür[505] Allah bugün Kureyş müşriklerini hor ve hakîr kılacaktır!" diyerek bağırdı.[506]

Muhacir mücahidlerin başında Hz. Ali gelip geçti.

Ebu Süfyan:

"Ey Abbas! Kim bunlar?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Muhacirlerdir. Başlarındaki de, Ali b. Ebu Talib'dir!" dedi.[507]

O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam, Muhacirlerle Ensar arasında göründü. Hz. Abbas:

"İşte, Resûlullah Aleyhisselam da geldi!" dedi.[508]

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Ey Abbas! Bu gün, senin Kabe'yi ve Mekke halkını ve beni himaye edeceğin ne iyi bir gündür!" dedi.[509]

Mücahidler, tepelerinden tımaklarına kadar silahlara bürünmüşlerdi. Kendilerinin yalnız gözleri görünmekte idi.

Onlar geçerken, Ebu Süfyan şaşırdı, "Sübhânallah!" dedi ve:

"Ey Abbas! Kim bunlar?!" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Bu, Resûlullah Aleyhisselamın aralarında bulunduğu Muhacirlerle Ensar alayıdır![510]

Bunlar, Allah yolunda ölüme susamış Muhacirlerle Ensardırlar!" dedi.[511]

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Kardeşinin oğluna pek büyük bir saltanat verilmiş![512]

Bunlara, hiç kimse dayanamaz ve güç yetiremez!

Vallahi, Fadl'ın babası! Kardeşinin oğlunun saltanatı pek büyümüş!" dedi.

Hz. Abbas:

"Ey Ebu Süfyan! Bu (saltanat değil) peygamberliktir!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Evet!" dedi.[513]

Peygamberimiz Aleyhisselamın sancağını Zübeyr b. Avvam taşıyordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam Ebu Süfyan'ın önünden geçerken, Ebu Süfyan:

"Yâ Rasûlallah! Sa'd b. Ubâde'nin ne söylediğini bilmiyor musun?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ne söyledi o?" diye sordu.

Ebu Süfyan:

"Şöyle şöyle söyledi" diyerek Sa'd b. Ubâde'nin söylediklerini haber verdi.[514]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sa'd, yanlış söylemiş!

Bu gün, Allah'ın, ezan sesleriyle Kabe'nin şanını yükselteceği bir gündür!

Bu gün, Kabe'nin tevhid örtüsüyle örtüneceği bir gündür!" buyurdu.[515]

Ebu Süfyan:

"Allah aşkına, sen kavmini bağışla!

Sen insanların en iyisi, en uslusu, en yumuşak huylusu, en merhametlisi, akrabalık hakkını en çok gözetenisindir![516]

Yâ Rasûlallah! Sen kavmini öldürmeyi mi emrettin?" dedi.[517]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hayır! Ben öyle emretmedim![518] Bu gün, merhamet günüdür!

Bu gün, Yüce Allah'ın Kureyşîleri (İslâmiyetle) güçlendireceği, üstünleştireceği bir gündür!" buyurdu.[519]

Peygamberimiz Aleyhisselamın alayı hareket halinde iken, Hz. Ömer saf düzenini, sırasını bozdur­mamak için bağınyor[520] ve:

"Ahiriniz evvelinize gelip kavuşuncaya kadar yavaş yürüyünüz!" diyerek emirler veriyor, alay çavuşluğu yapıyordu.[521]

Ebu Süfyan, Hz. Abbas'a:

"Ey Fadl'ın babası! Kim bu konuşan?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Ömerb. Hattab!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Çok az ve önemsiz olan Adiyy oğullarının, vallahi, bundan sonra işi iş!" dedi.

Hz. Abbas:

"Ey Ebu Süfyan! Şüphe yok ki, Allah, dilediği kimseyi dilediği şeyle yükseltir.

Muhakkak ki, Ömer de, İslâmiyetin yükselttiği kişilerdendir" dedi.[522]

Ebu Süfyan:

"Gidiver ey Abbas! Ben hiçbir zaman bugünkü gibi ne bir ordu, ne de birtopluluk gördüm!" dedi.[523]

 

İslâm Mücahidlerinin Tamamıyla Gelip Zî Tuvâ'da[524] Toplanışı

 

Mücahid birlikleri, Zî Tuvâ'ya varınca, orada durdular ve Peygamberimiz Aleyhisselamın oraya gelmesini beklediler.[525]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Zî Tuvâ'ya geldi ve orada durdu.[526]

Süvariler her yandan gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın çevresinde toplandılar ve Peygamberimiz Aleyhisselamı ortalarına aldılar.[527]

Kureyş müşrikleri Peygamberimiz Aleyhisselamı sekiz yıl önce Mekke'den ayrılmak zorunda bırakıp, Peygamberimiz Aleyhisselam oradan ayrılırken:

"Vallahi, biliyorum ki, sen Allah'ın yarattığı yerlerin en hayırlısı ve Yüce Allah'a da, bana da en sevgilisi olanısın!

Senden zorla çıkarılmamış olsaydım, senin halkın beni senden zorla çıkarmamış olsalardı, senden çıkmaz, ayrılmazdım!" diyerek, duyduğu üzüntüyü açıklamıştı.[528]

O zaman, Yüce Allah, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Her halde, Kur'an'ın tebliğini sana farz kılan Allah, seni yine döneceğin yere (Mekke'ye) döndüre­cektir" buyurmuştu.[529]

Yüce Allah sekiz yıl içinde, Kureyş müşriklerini Bedir'de ağır bir hezimete uğratmış; bütün kabilel­erden topladıkları 10.000 kişilik ordular birliğiyle bir ay gece gündüz uğraştıkları Medine muhasarasın­da, Hendek savaşında hiçbir şey yapamadan elleri boş olarak geri çevirmiş; Benî Kaynuka, Benî Nadîr, Benî Kurayza ve Hayber Yahudileri gibi güçlü ve azılı İslâm düşmanlarını da ortadan kaldırmış ve en sonunda Mekke'yi fethettirip kendisini sevdiği yurduna döndüreceği hakkında yapmış olduğu va'dini de yerine getirmek üzere Peygamberini Mekke'nin başucuna getirmiş; ve Peygamberimiz Aleyhisselam m mübarek gönlü bütün bunlardan dolayı Yüce Allah'a karşı minnet ve şükran duygularıyla dolup taşmış bulunuyordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Zî Tuvâ'da, hayvanının üzerinde, başını Allah'a karşı tevazu ile önüne doğru eğdi.

O derecede eğdi ki, sakalının ucu devenin semerine değiyor[530] ve:

"Ey Allah'ım! Hayat, ancak ahiret hayatıdır!" diyordu.[531]

 

Mekkeli Müşriklerin İslâm Mücahidlerine Karşı Koymaya ve Çarpışmaya Hazırlanmaları

 

Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden Salvan b. Ümeyye, İkrime b. Ebu Cehil ve Süheyl b. Amr, bütün Mekke halkını Peygamberimiz Aleyhisselamla çarpışmaya davet ettiler.[532]

Kureyşîlerie Benî Bekrier ve Huzeyllerden de birçok kimseler, bunların davetine icabet ederek silahlandılar.

Peygamberimiz Aleyhisselamı Mekke'ye harple sokmayacaklarına yemin ettiler[533] ve:

"Muhammed'i, Mekke'ye asla sokmayacağız!" dediler.[534]

Yanlarına Ehâbîş[535] ile Benî Haris b. Abdi Menatları ve Huzeylleri de aldılar.[536]

Çarpışmak üzere, Handeme mevkiinde[537] toplandılar.[538]

 

Mücahidlerin Savaş ve Mekke'yi Fetih Düzenine Konulması ve Kumandanlara Harekât 

Hakkında Talimat Verilişi 

 

Peygamberimiz Aleyhisselaım, Mekkelilerin sataşmaya hazırlandıklarını haber alınca, İslâm müc-ahidlehni savaş düzenine koydu.[539]

Mücahidleri:

Sağ kol, sol kol, kalb ve öncü birliği olmak üzere, dörde ayırdı.[540]

Zübeyr b. Avvam'ı sol kol birliklerinin başına geçirdi.[541]

Bunlar, Muhacirlerle onların süvarilerinden oluşan birliklerdi.[542]

Zübeyr b. Avvam'a; Mekke'ye Küdâ mevkiinden[543] girmesini,[544] bayrağını Mekke'nin yukansındaki Hacun[545] mevkiine dikmesini emretti.[546] Kendisine:

"Bayrağı dikmeni emrettiğim yerden, ben gelinceye kadar ayrılma!" buyurdu.[547]

Peygamberimiz Aleyhisselam Halid b. Velid1 i sol kol birliklerinin kumandanlığına tayin etti. [548]

Bu birlikler; Eşlemler, Süleymler, Gıfarlar, Müzeyneler ve Cüheynelerle diğer Arap kabileleri cemaatlerinden kurulmuştu.[549]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Halid b. Velid'e, Mekke'ye aşağı taraftan, Ellît'tan girmesini,[550] bayrağını evlerin yakınına dikmesini emretti.[551]

Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı da, zırhsızların başında, kumandan olarak gönderdi. Bunlar Mekke vadisinin ortasını tuttular.

Peygamberimiz Aleyhisselam da, bir askerî birliğin içinde idi.

Ebu Hureyre'yi görünce:

"Ebu Hureyre! Bana Ensarı çağır!" buyurdu.

Ensar, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına koşarak geldiler.[552]

Kureyş müşrikleri, kendilerine muhtelif kabilelerden birtakım serseriler ve tâbiler toplamışlar ve:

"Bunları ileri sürelim. Şayet ellerine birşey geçerse, onlarla beraber oluruz. İsabet alırlar, ölürlerse, bizden istenileni veririz!" demişlerdi.[553]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Ensar topluluğu! Kureyşîlerin evbaşını görüyor musunuz?" diye sordu.

Ensar:

"Evet!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bakınız! Yarın onlarla karşılaştığınızda, onları ekin biçer gibi biçmelisiniz!" buyurdu ve eliyle işaret etti de, sağ elini sol elinin üzerine koydu.

Kumandanlara da:

"Benimle buluşma yeriniz, Safa tepeciğidir!" buyurdu.[554]

Peygamberimiz Aleyhisselam kumandanlarına Mekke'ye girme emrini verdiği sırada, kendileriyle çarpışmaya kalkışmadıkça, hiç kimse ile çarpışmamalarını;[555] ancak, aşağıda isimleri yazılı bazı erkek­lerle kadınların[556] Kâbe'nin örtüsü altına sığınmış olarak bulunsalar bil e-öldürülm el erini emretmişti: [557]

1. İkrime b. Ebu Cehil,

2. Hebbar b. Esved b. Muttalib,

3. Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh,

4. Mikyas b. Subabetü'l-Leysî,

5. Huveyris b. Nükayz (NCifeyi),

6. Abdullah b. Hilâl b. Hatal,

7. Hind binti Utbe b. Rebia,

8. Sâre (Amr b. Hâşim oğullarının azadlısı),

9-10. Ebu Hatal'ın şarkıcı cariyeleri Kurayna ve Kurayba veya Fertana ve Emebe,[558]

11. Safvan b. Ümeyye,

12. Abdullah b.Zibârâ,

13. Vahşî b. Harb.[559]

14. Haris b. Tulaytıla,[560]

15. Enes b.Züleym ed-Di'lî.[561]

 

Üsâme b. Zeyd'in Mekke'de Nereye İnileceğini Soruşu ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Hayf'a 

İnileceğini Bildirişi 

 

Üsâme b. Zeyd b. Harise:

"Yâ Rasûlallah! Yarın Mekke'de nereye ineceğiz?[562] Mekke'de nereye, evine mi ineceksin?" diye sordu.[563]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Akîl bize orada evden barktan birşey mi bıraktı ki?[564]

İnşaallah, Allah fethi nasib edince ineceğimiz yer Hayftır ki, orada Benî Kinanelerle Kureyşîler; Hâşim oğullarıyla Muttalib oğullarına karşı küfür üzerine antlaşmalardı" buyurdu.[565]

 

Ebu Kuhâfe'nin İslâm Mücahidlerini Ebu Kubeys Dağından Kızına Gözetletişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam; Zî Tuvâ'da bulunduğu ve Mekke'ye harekete hazırlandığı sırada, Hz. Ebu Bekir'in babası Ebu Kuhâfe, çocuklarının en küçüğü olan kızına[566] -ki, adı Kuraybe idi-:[567]

"Ey kızcağızım! Beni Ebu Kubeys dağının üzerine çıkar!" dedi.[568]

Ebu Kuhâfe'nin gözleri görmezdi. Kuraybe onu Ebu Kubeys dağının üzerine çıkardığı zaman, Ebu Kuhâfe:

"Ey kızcağızım! Bak, neler görüyorsun?" diye sordu.[569]

Kız:

"Kapkara bir topluluk görüyorum!" dedi.

Ebu Kuhâfe:

"Onlar, süvarilerdir!" dedi.[570]

Kız:

"O karaltının önünde giden bir adam görüyorum!" dedi.

Ebu Kuhâfe:

"O, orduyu saf düzenine koyan, düzelten alay çavuşudur!" dedi[571] ve:

"Ey kızcağızım! Sen bir daha bak! Neler görüyorsun?" diye sordu.[572]

Kız:

"Vallahi, karaltı dağıldı!" dedi.[573]

Ebu Kuhâfe:

"Askerler bölüklere ayrıldı.[574] Biliyorum, vallahi,[575] süvarilere emir verildi.[576] Hemen eve! Eve dönelim.[577] Beni acele evime ulaştır!" dedi.[578]

Kuraybe, gördüğü şeylerden korkmaya başlamıştı.

Ebu Kuhâfe:

"Ey kızcağızım! Korkma! Vallahi, kardeşin Atîk [Hz. Ebu Bekir] Muhammed'in yanındaki ashabının seçkinlerindendir!" diyerek onu teselli ediyordu.[579]

Ebu Kuhâfe daha evine ulaşamadan, süvariler gelip kavuştular.[580] Süvarilerden birisi, kızın boğazındaki gümüş gerdanlığı koparıp aldı.[581]

 

Ebu Süfyan'la Hakîm b. Hizam'ın Kureyşlileri Uyarmak ve İslâmiyete Davet Etmek Üzere Önden 

Gönderilişi 

 

Hz. Abbas, Ebu Süfyan'a:

"Yazıklar olsun sana! Resûlullah Aleyhisselam senin kavminin yanına varıp girmeden önce,[582] sen kavmine yetiş![583] Onları uyar!" dedi.

Ebu Süfyan, acele Mekke'ye gitti.[584] Ebu Süfyan'ın yanında da, Hakîm b. Hizam bulunuyordu.[585] Kendilerinin önden gönderilmeleri, Kureyşlileri uyarıp İslâmiyete davet etmek içindi.[586]

Gönderilirlerken, Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:

"Kim Ebu Süfyan'ın evine girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir!

Kim Hakîm b. Hizam'ın evine girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir!

Kim kapısını üzerine kapatır ve elinden silahını bırakırsa, ona eman verilmiştir!" buyurdu.

Ebu Süfyan'ın evi Mekke'nin yukarı semtinde, Hakîm b. Hizam'ın evi Mekke'nin aşağı semtinde bulunuyordu.[587]

Ebu Süfyan, Mekke'ye varıp evine girmek istediği zaman, karısı Hind:

"Arkanda ne haber var? Allah seni iyilikten ırak etsin! Sen en kötü bir elçi oldun!?" diyerek ona hakaret etti.[588]

Ebu Süfyan'la Hakîm b. Hizam, Mescid-i Haram'a vardılar.

Ebu Süfyan:

"Ey Kureyş topluluğu![589] Ey Galib hanedanı!

Müslüman olunuz da,[590] selamete eriniz![591] Allah sizi onlardan Abbas sayesinde korudu!" diyerek avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.[592]

Kureyş müşrikleri, Ebu Süfyan'a:

"Sus![593] Kavmine senin gibi kötü elçilik yapanı, Allah iyilikten uzaklaştırsın!" dediler.[594]

Ebu Süfyan'ın karısı Hind binti Utbe, kocası Ebu Süfyan'ın yanına varıp sakalından tuttu.[595]

"Ey Galib hanedanı! Şu kocamış ahmağı,[596] şu elçinizi[597] öldürünüz![598] Çünkü, o dininden dön­müştür! Kavminin ne kötü bir gözeticisidir o![599] Allah, Kureyşîlerin senin gibi elçisini hayırdan uzak­laştırsın!" dedi.[600]

Ebu Süfyan, Hind'e:

"Sakalımı bırak![601] Varlığım Kudret Elinde bulunana andolsun ki; sen ya Müslüman olursun, ya da boynun vurulur! [602] Sen hemen evine gir!" dedi.

Bunun üzerine, Hind, Ebu Süfyan'ın sakalını bıraktı.[603]

Ebu Süfyan, Kureyş müşriklerine de:

"Yazıklar olsun size! Siz bu tutum ve davranışlarınızla kendi kendinizi aldatmayınız!

O (Muhammed Aleyhisselam), karşısında duramayacağınız, dayanamayacağınız ordular birliğiyle başucunuza gelmiş bulunuyor![604]

Ben, sizin görmediklerinizi, hiç göremeyeceklerinizi gördüm: Sayısız erler, atlar, silahlar... gördüm ki, onlara hiç kimsenin gücü yeter değildir![605]

Kim Ebu Süfyan'ın evine girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir!" dedi.

Kureyş müşrikleri:

"Allah seni kahretsin! Senin evin bizim için ne kadar yararlı olabilir, hangimizi alabilir?!" dediler.

Ebu Süfyan:

"Kim evine girip kapısını üzerine kaparsa, ona da eman verilmiştir!

Kim Mescid-i Haram'a girer, sığınırsa, ona da eman verilmiştir!" dedi.[606]

Bunun üzerine, Mekkeliler, evlerine ve Mescid-i Haram'a dağıldılar.[607]

 

Hz. Abbas'ın Peygamberimiz Aleyhisselamdan İzin Alarak Mekke'ye Gidişi

 

Hz. Abbas:

"Yâ Rasûlallah! Kavmin Kureyşîlerin yanına vanp onları uyarmak, Allah'a ve Allah'ın Resûlüne davet etmek üzere bana da izin vermeni istiyorum" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam izin verince, Hz. Abbas:

"Yâ Rasûlallah! Onlara bu hususta neleri ve nasıl söyleyeceğimi, kendilerini tatmin edecek, gönül­lerini yatıştıracak emanın da ne biçimde verileceğini bana açıkla!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sen, onlara:

'Kim Allah'tan başka ilah olmadığına ve O'nun Bir olup eşi, ortağı olmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederse, kendisine eman verilmiştir.

Kim silahını elinden bırakıp Kabe'nin yanında oturursa, ona da eman verilmiştir.

Kim kapısını üzerine kapayıp evinde oturursa, ona da eman verilmiştir!' dersin!" buyurdu.[608]

Hz. Abbas Peygamberimiz Aleyhisselamın boz katırına binip Mekke'ye gidince, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Babamı benim yanıma geri çeviriniz, babamı benim yanıma geri çeviriniz! İnsanın amcası babası gibidir.

Ben ona Kureyşlilerin yapılmayacak şeyi yapmalarından korkarım!

Vallahi, ona birşey yapacak olurlarsa, üzerlerinde ateş yakarım!" buyurdu.

Hz. Abbas, Mekke'ye vardı ve:

"Ey Mekkeliler! Müslüman olunuz da, selamete eriniz!

Siz, karşı durmaya güç vetirem eyeceğ in iz ordular birliği karşısındasınızdır.

İşte Zübeyr! Mekke'nin yukarı tarafından geliyor!

İşte Halid! Mekke'nin aşağı tarafından geliyor!

Kim silahını elinden bırakırsa, ona eman verilmiştir!" dedi.[609]

 

Halid b. Velid'in Ellît Mevkiinden Mekke'ye Girişi

 

Halid b. Velid, Mekke'ye Ellît'tan, Mekke'nin aşağısındaki yoldan girdi.[610]

Kureyş müşrikleri; Benî Bekrlerle Benî Haris b. Abdi Menatları, Huzeylleri ve Ehâbiş'i orada toplamışlar, onlara Mekke'nin aşağısında bulunmalarını ve kendilerine yardımcı olmalarını emretmişler­di.[611]

Halid b. Velid, Handeme dağının dibinde, Safvan b. Ümeyye, İkrime b. Ebu Cehil ve Süheyl b. Amr'ın Müslümanlarla çarpışmak üzere topladıkları bu cemaatle karşılaştı.[612] Bunlar, Halid b. Velid'in Mekke'ye girmesine engel olmak istediler, silah çektiler.[613] Ok yağdırmaya başladılar ve:

"Mekke'ye hiçbir zaman harple giremeyeceksin!" dediler.[614]

Halid b. Velid'e karşı koyanlar, bilhassa, Benî Bekrlerle evbaşlardı.[615]

Halid b. Velid, askerlerine bağırdı:

"Onlarla çarpışınız![616]

Öldürülebilenler öldürülecek!

Bozguna uğrayıp kaçan, öldürülmeyecek!" dedi.[617]

Kaçanların ardlarına düşülüp araştırılmalarını yasakladı.[618]

Onlar, develerin iki sağım süresi arasında, bozgunun en kötüsüyle bozguna uğratıldılar.[619]

Benî Bekrlerden yirmiye yakın, Huzeyllerden de üç veya dört kişi öldürüldü.[620]

Bozguna uğrayanlar, Hazvere çarşısına kadar takip edilerek öldürüldüler.[621] Pek çokları,[622] oraya buraya kaçıştılar. Bir kısmı da, dağbaşlarına kaçtı.[623] Handeme dağına at üzerinde kaçanlar,[624] evler­ine sokulanlar da vardı.[625]

Müslümanlar, kaçanları takip ettiler.[626]

Safvan b. Ümeyye, İkrime b. Ebu Cehil ve Süheyl b. Amr gibi Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri de, kaçanlar arasında idi.[627]

Silahlarını Peygamberimiz Aleyhisselam ve ashabı için onanp Handeme'de Müslümanları yenerek onlardan alacağı esiri karısına hizmetçi yapacağını söyleyen Hımas da, kaça kaça evine cansız düşmüştü![628]

Karısı:

"Bana söylemiş olduğun,[629] va'dettiğin hizmetçi[630] nerede kaldı?[631] Senin bana getireceğin hizmetçiyi beklemekten geri durmadım !"[632] diyerek onunla alay etti.

Hımas:

"Sen şimdi alay etmeyi bırak da,[633] kapıyı benim üzerime sıkıca kapat![634] Çünkü, kim kapısını kapar, evinde oturursa, ona eman verilmiştir!" dedi.

Karısı:

"Yazıklar olsun sana! Ben seni Muhammed'le çarpışmaktan alıkoymak istememiş miydim?!

Ben sana kaç kere:

'Onunla ne zaman çarpışmışsanız, muhakkak, onun size galebe çaldığını gördüm!' dememiş miy­dim?

Kapamamı istediğin kapımız nedir?" dedi.

Hımas:

"O, hiç kimseye açılmayacak kapıdır!

Eğer sen Handeme'de bizim halimizi; Safvan'ın nasıl kaçtığını, İkrime'nin nasıl kaçtığını, Ebu Yezid Süheyl b. Amfin nasıl kocası öldürülmüş ve yetimlerle ayakta kalmış bir kadına döndüğünü, kılıçlarla nasıl karşılanıp vurulduğumuzu, bacak ve kafataslarının nasıl biçildiklerini, onların arkamızdan nasıl homurdandıklannı, haykırdıklarını., görmüş olsaydın, beni kınayacak en küçük söz bile söylemezdin!" dedi.[635]

 

Ebu Süfyan'la Hakîm b. Hizam'ın Müşriklere Öğüt ve Tavsiyeleri

 

Ebu Süfyan'la Hakîm b. Hizam, Kureyş müşriklerine şöyle seslendiler: "Ey Kureyş topluluğu! Siz ne diye kendinizi boş yere öldürüyorsunuz?! Kim Ebu Süfyan'ın evine girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir! Kim Hakîm b. Hizam'ın evine girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir! Kim silahını elinden bırakırsa, ona da eman verilmiştir!" diyerek bağırıyorlardı. Bunun üzerine, halk, evlerine girmek için koşuşup; kapılarını üzerlerine kapamaya, silahlarını yol­lara atmaya, Müslümanlar da atılan silahları almaya başladılar.[636]

 

Zübeyr b. Avvam'ın Mekke'ye Yukarı Tarafından Girişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam; Ebu Süfyan'la Hakîm b. Hizam'ı Mekke'ye gönderdikten sonra, hemen arkalarından, Zübeyr b. Avvam'ı hareket ettirmişti.[637]

Zübeyr b. Avvam; Muhacir süvarileriyle birlikte, Mekke'nin üst tarafından Hacun'a kadar ilerleyip bayrağını oraya,[638] Feth Mescidinin bulunduğu yere dikti.[639]

Mekke'nin yukarı tarafındaki müşriklerden mücahidlere karşı koyan olmadığı için, Zübeyr b. Avvam, çarpışma yapmak zorunda kalmadı.[640]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke'ye Girişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam; Hicretin 8. yılında Ramazan ayından 13 gece geçtikten sonra,[641] Cuma günü,[642] başına siyah bir sarık sardı.[643] Sarığının bir ucunu, iki om uzunun arasından, arkasına saldı.[644]

Peygamberimiz Aleyhisselamın o gün başına miğfer geçirmiş olduğu da rivayet edilir.[645]

Buna göre; Peygamberimiz Aleyhisselam, ya sangını miğfieriyle birlikte sarmış, ya da Zî Tuvâ'da sangını çıkararak miğferini giymiş, Mekke'ye girdikten sonra, miğferini çıkarıp sangını sarmış demekti.[646]

Peygamberimiz Aleyhisselam; tepelerinden tımaklarına kadar silahlanmış mücahidlerin ortasında,[647] Hz. Ebu Bekir'le Useyd b. Hudayhn arasında[648] Zî Tuba'dan hareket edip Ezahir yolundan Mekke'nin üst tarafına doğru ilerledi.[649]

Ezâhir; Ahnes hanedanının Hira dağı ile Sakar dağı arasındaki mahallesi ile geniş yol arasında kalan yo kuştur.[650]

Peygamberimiz Aleyhisselamın taşınan sancağı beyazdı.[651]

Peygamberimiz Aleyhisselam devesinin üzerinde bulunduğu halde Mekke'ye girerken Feth sûresi­ni yüksek sesle okuyor,[652] Allah'a şükür ve tevâzuundan, başını önüne eğmiş bulunuyordu.[653]

Ezâhir yokuşuna çıkınca, kılıç parıltıları gördü ve:

"Nedir bu parıltılar? Halid b. Velid çarpışmaktan men edilmemiş mi idi?![654] Ben çarpışmayı yasak­lamamış mı idim?" diye sordu.[655]

"Yâ Rasûlallah! Sanırız ki; müşrikler Halid b. Velid'le çarpışmaya kalkmışlardır!

Onlar çarpışmayı başlatmamış olsalardı, Halid onlarla çarpışmazdı!" dediler.[656]

O sırada, Ku rey silerden birisi gelip:

"Yâ Rasûlallah! İşte, Halid b. Velid, adam öldürmeye hızla girişti!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ensardan, yanında bulunan birisine:

"Kalk, Halid b. Velid'e git! Kendisine, 'Resûlullah sana Mekke'de hiç kimseyi öldürmemeni sana emrediyor![657] Ellerini adam öldürmekten çeksin diyor' de!" buyurdu.[658]

Adam, gidince, Halid b. Velid'e:

"Ey Halid! Resûlullah Aleyhisselam, Karşılaştığın, kavuştuğun kimseyi öldürmeni sana emrediyor![659] Gücünün yettiğini öldür!1 buyuruyor!" dedi.[660]

Bunun üzerine, Halid b. Velid, çarpışmaya ve müşrikleri öldürmeye girişti.[661] Yetmiş kişi öldürdü.[662]

Ebu Süfyan gelip:

"Yâ Rasûlallah! Kureyş cemaati mahvoldu! Bundan sonra, Kureyş yok olmuş demektir!" dedi.[663]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Niçin yok olmuş?!" diye sordu.

Ebu Süfyan:

"İşte Halid! Halktan, bulduğunu öldürüyor!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Halid'i bana çağırınız!" buyurdu.[664]

Halid b. Velid'i çağırdılar.[665]

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Seni çarpışmaktan men etmiş olduğum halde, sen niçin çarpıştın?!" diye sordu.

Halid b. Velid:

"Yâ Rasûlallah! Önce onlar bizi oka tuttular, bize silah çektiler. Bizimle çarpışmaya başladılar. Onlarla çarpışmaktan ellerimi çekmeye imkân bulamadım.[666]

Kendilerini İslâmiyete, halkın gireceği şeye girmeye davet ettim. Kabul etmediler. Onlarla çarpış­maktan başka çare bulamadım.

Sonunda, Allah bizi onlara muzaffer kıldı. Onlar her yere kaçışmaya başladılar" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Halid! Hiç kimseyi öldürmeyesin diye sana haber salmadım mı?[667] Adam öldürmekten seni men etmedim mi?" diye sordu.

Halid b. Velid:

"Hayır! Öyle değil. Gücümün yettiğini, ele geçirebildiğimi öldüreyim diye bana haber saldın![668]

Senin tarafından, filan adam gelip gücümün yettiğini öldürmemi bana emretti!" dedi.[669]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ensarîyi bana çağır!" buyurdu. Çağırdılar.

Ona:

"Hiç kimseyi öldürmeyeceksin diye Halid'e emretmeni sana emretmemiş mi idim?" diye sordu.

Ensarî:

"Evet! Öyle emretmiştin.

Ben senin emrini yerine getirmek istedim, fakat Allah başka türlü olmasını diledi! Allah'ın dilediği oldu![670]

Sen bir işin olmasını istedin, Allah da başka bir işin olmasını istedi.

Allah'ın olmasını istediği iş, senin olmasını istediğin işten üstün ve baskın geldi.

Olanı önlemeye güç yetiremedi m!" dedi.[671]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Allah'ın hüküm ve takdir ettiğinde hayır vardır" buyurdu.[672]

Ensarîye birşey söylemedi. Sustu.[673]

Sonra da:

"Ey Halid! Artık, hiç kimseyi öldürmeyeceksin değil mi?" buyurdu.

Halid b. Velid:

"Evet! Öldürmeyeceğim!" dedi.[674]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Müşrikleri takipten, araştırmaktan da vazgeç!" buyurdu.

Halid b. Velid:

"Öyle yapayım!" dedi.[675]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekkelilere Eman Verdiğini İlân Ettirişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Her kim Ebu Süfyan'ın evine girer, sığınırsa, ona eman verilmiştir! Her kim silahını elinden bırakır­sa, ona eman verilmiştir! Her kim evine girip kapısını üzerine kapatırsa, ona da eman verilmiştir![676]

Ey Müslümanlar topluluğu![677] Artık silah kullanmaktan vazgeçiniz!

Ancak, Huzâalara, Benî Bekrlerin yaptıkları şeydan dolayı, ikindi namazına kadar çarpışmaya müsaade edilmiş, izin verilmiştir!" buyurdu.[678]

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselamın münâdîsi:

"Mekke'de her kim evinin kapısını üzerine kapatır, silah kullanmaktan el çekerse, ona eman ver­ilmiştir!" diyerek seslendi.[679]

Peygamberimiz Aleyhisselam, aynı zamanda:

"Yaralı öldürülmeyecektir!

Arkasına dönüp kaçan takip edilmeyecektir!

Esir alınan da öldürülmeyecektir!" buyurdu[680] ve:

Savaşanlar dışındaki bütün Mekke halkına, onların canlarına, mallarına, çoluk çocuklarına dokunul­mamak üzere de eman verdi.[681]

 

Ensarın Duydukları Endişelerin Giderilişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Safâ tepeciğinde Yüce Allah'a dua ile meşgul bulunduğu sırada, Ensardan bazıları:

"Allah Resûlullah Aleyhisselama yurdunun fethini nasip etti.

Artık kendileri burada kalır, oturur mu dersiniz?" diyerek aralarında konuştular.[682] Mekke'de kala­cağını sandılar.[683]

Bazıları da, Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekkelilerin canlarına ve mallarına dokunulmaması hakkında emir vermesine bakarak:

"Adamın(l) kavmine acıması ve yurduna rağbeti ve özlemi tuttu!" diye mırıldandılar.[684]

Peygamberimiz Aleyhisselam, duasını bitirince, onlara:

"Ne konuşuyordunuz?" diye sordu.

"Yâ Rasûlallah! Birşeyyok!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam sorusunu tekrarladı durdu.[685]

O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselama vahiy geldi, onların ne konuştukları kendisine haberveril-di.

Peygamberimiz Aleyhisselam, vahiyden başını kaldırıp:

"Ey Ensar cemaati! Siz, benim için, 'Adamın kavmine acıması, yurduna rağbeti, özlemi tuttu!' diy­erek konuştunuz, değil mi?" diye sordu.[686]

"Evet yâ Rasûlallah! Böyle söylemiştik!" dediler.[687]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Benim ismim nedir?! (Bilmiyor musunuz?!)

Benim ismim nedir?! (Bilmiyor musunuz?!)

Benim ismim nedir?! (Bilmiyor musunuz?!)

Ben, Muhammed'im! AH ahin kulu ve resûlüyüm![688]

Ben, Allah'a ve sizlere hicret ettim![689]

(Benim için) hayat, sizin hayatınızdır!

(Benim için) memat da, sizin mematınızdır!" buyurdu.[690]

Ben (sizinle birlikte olma sözümden dönmekten) Allah'a sığınırım!" buyurdu.[691]

Bunun üzerine, Ensar ağlayıp,[692] "Vallahi, biz, o söylediğimiz sözü sana kıyamadığımız, senden uzak kalmak istemediğimiz için söyledik!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Allah ve Resûlü de sizi doğruluyor ve sizi mazur görüyor!" buyurdu.[693]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hacun'da Kurulan Çadıra İnişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ezâhir'e çıkınca, orada durup Mekke evlerine baktı. Allah'a hamd ü sena etti.

Çadırının bulunduğu yene bakınca da:

"Ey Cabir! İşte, bizim konaklayacağımız orasıdır ki, Kureyşîler orada bizim aleyhimizde, küfür üzerinde anlaşmışlardı!" buyurdu.[694]

Gerçekten de, Benî Kinanelerin Mina'da, Hayf Muhassab diye anılan yurdunda, vaktiyle, Kureyşîlerle Kinane oğulları; Hâşim oğulları ile Muttalib oğulları aleyhinde ve onlarla kız alıp vermemek, alışveriş etmemek üzere aralarında antlaşma yapmışlardı.

Bu boykot, Peygamberimiz Aleyhisselamı kendilerine boyun eğdirinceye kadar sürecekti![695]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hâşim ve Muttalib oğullarıyla birlikte, Şı'b-ı Ebu Talib'de üç yıl muhasara altında tutulmuştu.[696]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Mekke'nin yukarısına gelince, orada konakladı.[697]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Mekke'ye gelirken yukarı tarafından girer, Mekke'den çıkarken de aşağı tarafından çıkardı.[698]

Mekke'nin yukarı tarafı, İbrahim Aleyhisselamın Mekke Hareminde zürriyeti için dua ettiği ve duasının kabul olunduğu, insanları hacca çağırdığı yerdi. Bunun için, Peygamberimiz Aleyhisselam, Mekke'ye gireceği zaman, yukarı tarafından girmeyi severdi.[699]

Peygamberimiz Aleyhisselama, Hacun'da, deriden bir çadır kurulmuştu.[700] Peygamberimiz Aleyhisselam, yanında zevceleri Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Meymûne olduğu halde Hacun'a geldi.[701] Çadırına girdi.[702]

Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Şı'b-ı Ebu Talib'deki[703] evine inmeyecek misin?" diye sorulmuştu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Akîl bize bir ev bark mı bıraktı ki!" buyurmuştu.[704]

Akıl b. Ebu Talib; Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke'deki evi ile kendisinin erkek ve kızkardeşlerinin ve Hâşim oğullarından hicret edenlerin hepsinin evlerini, hicret ettikleri zaman satmıştı.[705]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke'de iki evi vardı. Birisi, içinde doğduğu Şı'b-ı Benî Ali'de bulu­nan ve annesi Hz. Âmine'den kalan evdi.

Diğeri de, zevcesi Hz. Hatice'nin Safa ile Merve arasında, Attar çarşısının arkasındaki evi idi.

Akîl b. Ebu Talib, Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine'ye hicretinden sonra, bu iki eve el koymuştu.[706]

Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Öyleyse, evinin dışında, Mekke evlerinden birine in!" denildi.

Peygamberimiz Aleyhisselam bundan da çekindi ve:

"Ben evlere girmeyeceğim!" buyurdu.[707]

 

Abdullah b. Hatal'ın Suçu ve Öldürülüşü

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına bir adam gelip:

"Yâ Rasûlallan! Şu İbn H atal adındaki kişi, Kabe'nin örtüsüne yapışmış, sığınmış!" dedi.[708]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Öldürünüz onu![709] Nerede bulursanız bulunuz, öldürünüz!" buyurdu.[710]

İbn Hatal, Kabe'nin örtüsü altına sığınmış olarak bulunsalar bile öldürülmeleri emirve kanları heder edilen kişiler arasında idi.[711]

Devlet başkanınca kanı heder edilip öldürülen kimse için, ne kısas, ne de diyet gerekir.[712]

İbn Hatal, Benî Teym b. Edrem b. Galiblerdendi.[713]

Kendisi, Müslüman olmuş,[714] Medine'ye hicret etmişti.[715]

Peygamberimiz Aleyhisselam onu zekat ve sadaka tahsildarlığı vazifesine tayin etmişti.[716]

İbn Hatal'ın hizmetini gören Müslüman bir kölesi vardı.[717] Huzâalardandı.[718] Peygamberimiz Aleyhisselam, bu köleyi de yanına katarak, İbn Hatal'ı tahsilata göndermişti.[719]

Köle, İbn Hatal'ın hizmetini görüyor, yemeğini yapıyordu.[720]

Bunlar, bir konak yerinde konakladılar.

İbn Hatal; kendisi için erkek bir davar kesip yemek yapmasını köleye emretti.[721]

Öğle vakti,[722] yatıp uyudu.

Uyandığı zaman, kölenin kendisi için yemek yapmadığını gördü.[723] Köle de, uyuyakalmıştı.

İbn Hatal, köleye son derecede kızdı.[724] Üzerine atılıp,[725] onu döve döve[726] öldürdü.[727] Öldürdüğü zaman, kendi kendine:

"Vallahi, Muhammed'in yanına varırsam, bu suçumdan dolayı beni öldürür!" dedi.[728] İrtidad etti. İslâmiyetten, müşrikliğe döndü.[729]

Topladığı zekat ve sadaka mallarını da sürerek Mekke'ye kaçtı.[730]

Mekkeli müşrikler, İbn Hatal'a:

"Seni bizim yanımıza geri çeviren nedir?" diye sordukları zaman,[731] İbn Hatal:

"Sizin dininizden daha iyisini bulamadım!" dedi,[732] müşrik olarak kalmakta devam etti.[733]

İbn Hatal tepeden tımağa kadar silahlanmış, uzun kuyruklu bir at üzerinde ve mızrağı elinde olduğu halde Mekke'nin yukarısından çıkıp gelirken, Saîd b. Âs'ın kızları, başörtülerini süvari atlarının yüzlerine sürdüklerini ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke'ye girdiğini İbn Hatal'a haber verdiler.

İbn Hatal, onlara:

"Fakat, vallahi, göreceksiniz ki, vücutlar kılıç darbelerinden su tutmayan tulumların ağızlarına ben­zemedikçe, onlar Mekke'ye giremeyeceklerdir!" demiş ve Handeme'ye kadar çıkıp gitmişti.

Orada İslâm süvarilerini ve çarpışmalarını görünce içine korku düşmüş, titremeye başlamış, Kabe'ye kadar gidip atından inerek silahlarını çıkarmış, Kabe'nin örtüleri arasına girmişti.

Benî Ka'blardan birisi, İbn Hatal'ın zırhını, zırh altna giydiği gömleğini, miğferini, tulgasını, kılıcını aldı, atına da binip Hacun'a, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi.[734]

İbn Hatal'ı, Ebu Berzetü'l-Eslemî ile Saîd b. Hureysü'l-Mahzûmî'nin elbirliğiyle öldürdüklerinin bildirildiği gibi.[735] yalnız Ebu Berze'nin öldürdüğü de bildirilmiş;[736] Ebu Berzetü'l-Eslemî ise, onu ken­disinin öldürdüğünü açıklamış:[737]

"İbn Hatal'ı Kabe'nin örtüsüne asılmış olduğu halde çıkarıp, Rükünle Makam arasında boynunu vur­dum!" demiştir.[738]

Kanları heder edilip öldürülmeleri emredilenler arasında, İbn Hatal'ın şarkıcı iki kadın kölesi de bulunuyordu.

Bunlardan birinin adı Fertana[739] veya Kureyna, diğerinin adı Kuraybe veya Emebe, Emeb idi.[740]

İbn Hatal içki içer, Peygamberimiz Aleyhisselamı hicv ve tahkir eden şiirler söyler, onları bunlara okutturdu.

Kureyş müşrikleri de, İbn Hatal'ın ve bu şarkıcı kadınların yanlarına gelirler, içki içerler; İbn Hatal'ın söylediği hiciv şiirleri okutulur, dinlenirdi.[741]

Bu şarkıcı kadınların işleri güçleri, Peygamberimiz Aleyhisselam aleyhinde söylenilen hiciv şiirlerini okumaktı.[742]

Fetih günü, bunlardan birisi, yani Emeb yakalanıp öldürüldü.[743]

Diğeri ise kaçtı. Sonradan eman dileyip Peygamberimiz Aleyhisselam tarafından eman verilinceye kadar görünmedi.[744]

Eman verilince, Fertana, kılık kıyafet değiştirerek gelip Müslüman oldu.[745]

 

Hâris b. Tulaytıla'nın Öldürülüşü

 

Benî Huzâalardan Haris b. Tulayüla da, kanı heder edilip öldürülmesi emnolunanlar arasında idi.[746] Peygam berim iz Aleyhisselam Mekke'de İslâmiyeti yayarken, Haris b. Tulaytila, Peygamberimiz Aleyhisselama ezâ, istihza ve tekzipte en ileri giden ve haklarında:

"Şimdi, sen ne ile em rol un uy orsan, kafalarını çatlatırcasına, apaçık bildir! Müşriklere aldırış etme! Allah'ın yanında başka bir ilah daha tanıyan o alaycılara muhakkak ki Biz yeteriz! Onlar yakında uğray­acakları akıbetleri öğreneceklerdir! (Hicr: 94-96) mealli âyetler inen azılı müşriklerdendi.[747] Kendisi, Fetih günü Hz. Ali tarafından öldürülmüştür.[748]

 

Huveyris b. Nukayz'ın Öldürülüşü

 

Kanı heder edilip öldürülen müşriklerden birisi de, Huveyris b. Nukayz b. Vehb b. Kusayy idi.

Kendisi, Mekke'de Peygamberimiz Aleyhisselama işkence yapan müşriklerdendi.[749]

Huveyris'in sözleri, Peygamberimiz Aleyhisselamın çok ağırına giderdi.[750]

Peygamberimiz Aleyhisselam aleyhinde söylenmiş olan hiciv şiirlerini okur dururdu.[751]

Hz. Abbas Peygamberimiz Aleyhisselamın kızları Hz. Fâtıma ile Ümmü Külsûm'u Mekke'den Medine'ye yollarken, Huveyris onları vurup yere düşürmüştü.[752]

Huveyris Mekke'nin fethi gününde evine kapanmış, kapısını kil iti em işti.

Hz. Ali varıp sorduğu zaman:

"O çöldedir!" denildi.

Kendisinin aranmakta olduğu da, haber verildi.

Hz. Ali Huveyris'in kapısından uzaklaşınca[753] Huveyris evinden çıkıp başka bir eve kaçmak isterken, Hz. Ali arkasından yetişti ve onu vurup öldürdü.[754]

 

Mıkyes b. Subâbe'nin Öldürülüşü

 

Kanı heder edilip öldürülmesi emrolunan müşriklerden birisi de, Mıkyes b. Subâbe idi.[755] Mıkyes'in kardeşi Hâşim b. Subâbe, Müslüman olup Müreysi1 gazasına katı İm işti.[756]

Amr b. Avf oğullarından Ubâde b. Sâmit'in ailesinden Evs b. Sabit, onu müşrik sanarak yanlışlıkla vurup öldürmüştü.[757]

Mıkyes b. Subâbe, Medine'ye, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip Müslüman olmuş ve kardeşinin diyetini istemişti.

Diyet kendisine ödendikten sonra, kardeşini yanlışlıkla öldürmüş bulunan Müslümanı öldürerek müşrikliğe dönmüş ve Mekke'ye kaçmıştı.[758]

Müşrikler, ona:

"Sen Muhammed'e tâbi olmuştun. Seni bize geri çeviren nedir?" diye sordukları zaman, Mıkyes, iki putun yanına gidip başını kazıtmış ve:

"Ben sizin dininizden daha iyi, daha eski bir din bulamadım!" demiş, sonra da, neler yaptığını, kardeşini yanlışlıkla öldüren Müslümanı nasıl öldürdüğünü Kureyş müşriklerine övünerek haber ver­mişti.[759]

Fetih günü Mekkeli müşrikler bozguna uğradıkları zaman, Mıkyes b. Subâbe bazı arkadaşlarıyla bir­likte bir yerde gizlice oturup içki içmekte idi.[760]

Nümeyle b. Abdullah el-Kinânî onun yerini öğrendi, gidip kendisini dışarı çağırdı. Dışarı çıkınca, kılıçla vurup onu öldürdü.[761]

Nümeyle, Mıkyes b. Subâbe'nin amcasının oğlu idi.[762]

 

Safvan b. Ümeyye'nin Cidde'ye Kaçışı

 

Safvan b. Ümeyye; kanlarının dökülmesi helâl sayılan müşriklerden ve Peygamberimiz Aleyhisselamın azılı düşmanlarındandı.[763]

Hudeybiye muahedesinin hükmünü çiğneyerek yüzlerini örtüp Benî Bekrlerle birlikte Huzâaları uyurlarken kılıçtan geçiren Kureyşliler arasında idi.[764]

Mekkelileri Peygamberimiz Aleyhisselamla çarpışmaya ayaklandınp Handeme'de Halid b. Velid'e karşı koyan üç Kureyşliden biri idi.[765]

Savunma birlikleri Halid b. Velid tarafından bozguna uğratılınca,[766] Safvan b. Ümeyye, Peygamberimiz Aleyhisselamdan korkarak Cidde'ye kaçmıştı.[767] Oradan gemiye binip Yemen'e gide­cekti.[768]

 

İkrime b. Ebu Cehil'in Yemen'e Kaçışı

 

İkrime b. Ebu Cehil de, kanlarının dökülmesi helâl sayılan müşriklerdendi.[769]

İkrime ve babası Ebu Cehil, Peygamberimiz Aleyhisselamın en katı ve azılı düşmanı idi.[770]

İkrime, Peygamberimiz Aleyhisselama işkencede, düşmanlıkta ve ona karşı açılan kavgalan malî gücü ile desteklemekte babasına benzerdi.[771]

Kendisi, müşriklerin ünlü süvarilerindendi.[772]

Mekkelileri Peygamberimiz Aleyhisselamla çarpışmaya ayaklandırıp Handeme'de Halid b. Velid kuvvetlerine karşı koyan üç Kureyşîden birisiydi.[773]

Hudeybiye muahedesi hükmünü çiğneyerek yüzlerini örtüp Benî Bekrierle birlikte Huzâaları uyurlarken kılıçtan geçiren Kureyş müşrikleri arasındaydı.[774]

Müşriklerin savunma birlikleri Halid b. Velid tarafından bozguna uğratılınca,[775] İkrime b. Ebu Cehil de, öldürüleceğinden korkarak Yem en'e kaçtı.[776]

 

Hebbar b. Esved'in Kaçıp İzini Kaybedişi

 

Kanının dökülmesi helâl sayılan müşriklerden Hebbar b. Esved b. Muttalib,[777] Mekke'de Müslümanlara en ağır işkenceleri yapardı.[778]

Peygamberimiz Aleyhisselamın kızı Hz. Zeyneb'i Medine'ye hicreti sırasında Zi Tuvâ'da yakalamış, hevdeç içinde mızrakla vurarak devesinden kayanın üzerine düşürmüş, kamındaki çocuğunun düşme­sine sebep olmuştu.[779] Hz. Zeyneb hastalanmış, vefatına kadar hastalıktan kurtulamamıştı.[780]

Mekke fethedilince Hebbar kaçmış, ele geçirilememiştir.[781]

 

Abdullah b. Zibârâ İle Hübeyre b. Ebi Vehb'in Necran'a Kaçmaları

 

Abdullah b. Zibârâ da öldürülmesi emredilen müşrikler arasında idi[782] ve halkın Peygamberimiz Aleyhisselama ve ashabına dili ile ve eli ile en sert ve katı davrananı idi.[783]

Müşrikleri Peygamberimiz Aleyhisselamla çarpışmaya kışkırtır dururdu.[784]

Peygamberimiz Aleyhisselam aleyhinde söylediği hiciv şiirleri müşriklerce üstün tutulan güçlü bir şairdi.

Fetih günü, Ümmü Hani'nin kocası Hübeyre b. Ebi Vehb el-Mahzûmî ile birlikte Necran'a kaçmışlardır.[785]

 

Abdullah b. Sa'd b. Ebî Serh'in Öldürülmek İçin Aranılışı

 

Kabe'nin örtüsü altında bile bulunsa öldürülmesi emredilen[786] ve kanının dökülmesi helâl sayılan[787] Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh, Müslümandı.[788]

Mekke'nin fethinden önce, Medine'ye hicret etmişti.[789]

Peygamberimiz Aleyhisselama inen vahiyleri yazanlar arasında idi.[790]

Abdullah b. Sa'd; Peygamberimiz Aleyhisselama inen vahyi yazdığı sırada:

'El-Kâfirîn' yerine 'ez-zâlimîn,1 'Azîzün Hakîmün' yerine 'Alîmün Hakîmün' diye yazmış[791] ve:

"Ben de Muhammed'in söylediği gibi söyleyebilirim![792]

Muhammed'e gelen şeyin benzeri bana da geliyor![793]

Muhammed peygamberse ve kendisine vahyolunuyorsa, ben de peygamberim! Bana da vahyolunuyor![794]

Allah ona Kufân indiriyorsa, ben de, Allah'ın indirdiğinin benzerini indirebilirim!

Muhammed 'S em Tan Alîm en' dedi. Ben de 'Alîmen Hakîmen' dedim!" demeye başladı.[795]

Yaptığı bu ve benzeri sinsice yaygara ve hainliklerin yayılacağını, Medine'de daha fazla kalamaya­cağını anlayan Abdullah b. Sa'd,[796] Müslümanlıktan müşrikliğe, küfre dönerek Mekke'ye kaçtı.[797]

Kureyş müşriklerine:

"Kendisi bana Kur'ân'ı yazdırırken 'Azîzün Hakîmün' derdi. Ben:

'Yoksa 'Alîmün Hakîmün' mü?' diye sorardım.

'Evet! Hepsi de doğrudur1 derdi.

Sizin dininiz, onun dininden daha iyidir!" dedi.[798]

Abdullah b. Sa'd, bu iddialarında samimî olsaydı; Peygamberimiz Aleyhisselamın Kurrâ ashabın­dan Übeyy b. Ka'b'a Kufân-ı Kerîm'in yedi lehçeye kadar okunmasına melek tarafından müsaade edildiğini bildirdikten sonra, "'Gafûren Rahîmen' desen de olur, 'Semîan Alîmen' desen de olur!" buyur-duğunu;[799] Kufân-ı Kerîm'in Kendisine bütün kâinatın hamd ettiği yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafından indirildiği gerçeğini; ve ona hiçbir bâtılın, ne önünden, ne ardından yaklaşamaya­cağı,[800] hatta Peygamberimiz Aleyhisselamın bile ona kendiliğinden birşey karıştı ram ayacağı, böyle birşeye teşebbüs edecek olsa biranda kalb damarının koparılarak helak edileceği hakkındaki ilahîtem-inatı[801] gözönünde tutsaydı, şeytana uyup bu vartaya düşmezdi![802]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescid-i Haram'a Gelişi ve Kâbe'yi Tavaf Edişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, çadırında yıkandıktan ve halk da sükûnet bulup yatıştıktan sonra, devesi Kasvâyı çadırının kapısına getirterek onun üzerine bindi.[803]

Üsâme b. Zeyd'i yine terkisine aldı.[804]

Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın sağ yanında bulunuyor ve Peygamberimiz Aleyhisselamla konuşuyordu.[805]

Muhacirlerle Ensar, Peygamberimiz Aleyhisselamın önünü, arkasını ve çevresini sarmışlardı.[806] Bu şekilde ilerlemeye başladılar.

Ebtah'ta, Ebu Uhayha'nın evinin hizasında, Ebu Uhayha'nın kızlarına rastladılar. Kızlar, başörtü­lerini çıkarıp, onlarla süvari atlarının yüzlerindeki tozlan siliyoriardı![807]

Peygamberimiz Aleyhisselam, onları görünce, Hz. Ebu Bekir'e bakıp gülümsedi.[808] Hassan b. Sabit'in Kureyş şairlerinden Ebu Süfyan b. Hâris'e karşı söylediği ve bir gün İslâm süvarilerinin doludiz­gin Mekke'ye gireceklerini dile getiren şiirindeki;[809] kadınların başlarındaki başörtülerini çıkarıp onlarla atların yüzlerindeki tozları sileceklerini anlatan beytini hatırladı[810] ve Hz. Ebu Bekir'e:

"Hassan b. Sabit nasıl söylemiş, ne demişti?" diye sordu.

Hz. Ebu Bekir de, Peygamberimiz Aleyhisselama o beyti okudu.[811]

Nihayet, Müslümanlarla birlikte Kabe'ye gelip kavuştular.

Peygamberimiz Aleyhisselam, devesinin üzerinde, Hacerü'l-Esved rüknüne kadar vardı.

Elinde bulunan ucu eğri değnekle işaret ederek Hacerü'l-Esved'i istilam etti ve tekbir getirdi.

Müslümanlar da, hep birlikte tekbir getirmeye başladılar.

Mekke tekbir sesleriyle sarsıldı!

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Susunuz!" diye işaret etti.

O sırada, müşrikler, dağların başlarına çıkmış, bakıyorlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kasvâ'nın üzerinde bulunduğu ve Muhammed b. Mesleme de Kasvâ'nın yularından tutmuş olduğu halde, Kabe'yi tavafa başladı.[812]

Tavafın yedi devresini yapti.

Her devrede, Hacerü'l-Esved rüknüne geldikçe, elindeki değnekle işaret ederek onu istilam etti.[813]

Tavafın yedinci devresini yapıp tavafı tamamlayınca, Kasvâ'dan indi.

Ma'mer b. Abdullah b. Nadle, gelip Kasvâ'yı dışarı çıkardı.

Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, Makam-ı İbrahim'e vardı. Orada iki rekat tavaf namazı kılıp Zemzem kuyusuna geldi[814] ve:

"Eğer bana uyulmayacak ve Abdulmuttalib oğullarının Zemzem suyunu çekme hizmetine üşüşülüp kendileri bu hizmetten alıkonulmuş olmayacak olsaydı, Zemzem kuyusundan bir kova da kendim çek­erdim!" buyurdu.[815]

Hz. Abbas, Zemzem kuyusundan bir kova çekti, Peygamberimiz Aleyhisselam ondan içti.

Bunu Ebu Süfyan'ın (b. Haris) çektiği de rivayet edilir.[816]

Peygamberimiz Aleyhisselam, o kovadan, içtiği gibi, abdest de aldı.

Abdest alırken, Müslümanlar üşüşüp dökülen abdest suyunu yüzlerine sürüyorlar, yere bir damla bile düşürmüyorlardı.

Müşrikler, bunu görünce:

"Biz hiçbir zaman böyle bir hükümdar ne gördük, ne de işittik!" dediler, şaşıp kaldılar.[817]

Peygamberimiz Aleyhisselam, bundan sonra, Safa tepeceğine gidip Kabe'yi görünceye kadar onun üzerine çıktı. Ellerini kaldırdı. Allah'a hamd ü sena ve istediği dualarla dua etmeye başladı.[818]

 

Fadâle'nin Kötü Niyetini Değiştiren ve İmanını Berkiştiren Bir Hadise

 

Peygamberimiz Aleyhisselam Kabe'yi tavaf ederken Fadâle b. Umeyr b. Mülevvah el-Leysî öldürmek maksadıyla Peygamberimiz Aleyhisselama yaklaşınca, Peygamberimiz Aleyhisselam ona doğru vardı ve:

"Sen Fadâle misin?" diye sordu.

Fadâle:

"Evet! Fadâle'yim yâ Rasûlallah!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sen içinden ne geçiriyordun?" diye sordu.

Fadâle:

"Hiçbir şey düşünmüyordum! Allah'ı zikirle meşgul oluyordum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, güldü ve:

"Allah'tan af ve yarlıganmak dile!" buyurdu.

Sonra, elini onun göğsüne koyunca, kalbi yatıştı, imanı berkişti.

Fadâle:

"Vallahi, göğsümden elini kaldırdığı zaman, Allah'ın yarattıklarından, bana ondan daha sevgili olan birşey yoktu!" demiştir.[819]

 

Ebu Süfyan b. Harb'in İçinden Geçirdiği Bir Kuruntudan Dolayı Uyarılışı

 

Ebu Süfyan b. Harb Mescid-i Haram'da oturuyorken, Peygamberimiz Aleyhisselamın önde, Müslümanların da arkasından Peygamberimiz Aleyhisselamın izince yürüdüklerini görünce:

"Muhammed için askerler toplasam mı, şu adamla yine çarpışmaya dönsem mi, ne yapsam ki?!" diye içinden kurmaya başlamıştı.

O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam gelip onun başucuna dikildi ve iki küreği arasına eliyle vurarak:

"Allah o zaman da yine seni hor, hakir kılar!" buyurdu.

Ebu Süfyan, başını kaldırıp, başucuna Peygamberimiz Aleyhisselamın dikildiğini görünce:

"Şu ana kadar, senin gerçekten peygamber olduğuna kanaat getirememiştim.

İçimden geçirdiğim kuruntulardan dolayı Allah'a tevbe ediyor, O'ndan yarlıganmak diliyorum!" dedi.[820]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kâbe'nin Anahtarını Getirtmesi

 

Peygamberimiz Aleyhisselaım, Mescid-i Haratn'ın bir köşesinde oturdu. Mücahidler de, Peygamberimiz Aleyhisselamın çevresinde oturdular.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kabe'nin anahtarını getirmesi için, Bilal-i Habeşî'yi Osman b. Talha'ya gönderdi.

Bilal-i Habeşî, Osman'a gidip:

"Resûlullah Aleyhisselam Kabe'nin anahtarını getirmeni sana emrediyor" dedi.

Osman b. Talha, "Olur!" diyerek, anası Sülâfe binti Sa'd'ın yanına gitti.

Bilal-i Habeşî, dönüp onun "Olur!" dediğini Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdi ve oradaki mücahidlerin yanına oturdu.

Osman b. Talha, anasına-ki, o zaman anahtar onun yanında bulunuyordu-

"Ey anacığım! Anahtarı bana ver! Resûlullah Aleyhisselam bana adam gönderdi ve onu kendisine getirmemi emretti" dedi.

Sülâfe:

"Kavminin şereflendiği, övündüğü birşeyi götürüp elinle teslim etmenden Allah'a sığınırım![821] O, bu anahtan, sizden alınca, hiçbir zaman size vermeyecektir!" dedi.[822]

Osman b. Talha:

"Vallahi, ya onu bana verirsin, ya da başka biri gelip onu senden zorla alır!" dedi.

Bunun üzerine Sülâfe, anahtarı belindeki uçkurunun içine sokup:

"Hangi adam buraya elini sokacak, onu alabilecek?![823]

Hayır! Lâtve Uzzâya andolsun ki; anahtan ona hiçbir zaman vermeyeceğim!" dedi.

Osman b. Talha:

"Eğer sen bana emrolunan şeyi yapmaz, anahtan vermezsen, ben de, kardeşim de öldürülürüm!" dedi.[824]

Onların böylece konuştukları sırada, dışarıdan Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer'in sesi duyuldu.

Osman b. Talha'nın geciktiğini görünce, Hz. Ömer

"Ey Osman! Yanıma çık!" diyerek seslendi.

Bunun üzerine, Osman'ın anası:

"Ey oğulcuğum! Al anahtarı! Çünkü, onu benden senin alman, Teym oğullarından Ebu Bekir'in ve Adiyy oğullarından Ömer'in almasından daha iyi gelir!" dedi.[825]

Osman b. Talha'nın gelmesi gecikince, Peygamberimiz Aleyhisselam ayağa kalkıp beklemeye ve sıkıntısından terlemeye başladı ve: "Osman'ın anasının, 'O sizden bu anahtan alınca, artık hiçbir zaman onu size vermeyecektir!' dediğini sanıyorum" buyurdu.[826]

Osman b. Talha anahtarı anasından alıp Peygamberimiz Aleyhisselama getirdi.[827]

Onu uzatırken, Hz. Abbas ayağa kalktı ve:

"Yâ Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun! Bunu, benim üzerimde, sikâye hizmetiyle birleştir!" deyince, Osman b. Talha elini geri çekti.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Osman! Anahtan bana getir, ver!" buyurdu.

Osman b. Talha:

"Bunu sana Allah emaneti olarak veriyorum!" dedi.[828]

 

Kâbe Çevresindeki Putların Yıktırılışı

 

Kabe'nin çevresinde, tapılmak üzere dikilmiş, kurşunla berkitilmiş[829] 360 put bulunuyordu.[830]

Bunlar, Arap kabilelerine ait olup, zaman zaman gelinir, ziyaret edilir, kendileri için kurbanlar kesilirdi.[831]

Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Asanı eline alıp dokun onlara!" dedi.[832]

Peygamberimiz Aleyhisselam, elindeki asa ile putlara birer birer dokunuyor ve:

"Hak geldi, bâtıl yok olup gitti![833]

Hak geldi. Yok olan bâtıl, ne yoktan birşeyvar edebilir, ne de yok olanı diriltebilir!" buyuruyordu.[834]

Peygamberimiz Aleyhisselam asâ ile dokundukça, putlar yüzlerinin ve arkalarının üzerlerine düşüy­orlardı![835]

Onlardan; Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzüne işaret ettiği put kafasının üzerine, kafasına dokunduğu da yüzünün üzerine yıkılıyordu!

Dokunulup da yere yıkılmadık put kalmadı.[836]

 

Bilal-i Habeşî'nin Kâbe Üzerinde Ezan Okumasından Müşriklerin Tedirgin Olmaları

 

Peygamberimiz Aleyhisselam; öğle vakti girince, Kabe'nin üzerine çıkıp ezan okumasını, Bilal-i Habeşî'ye emretti.

Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden birçokları, öldürülmelerinden korkarak dağların başlarına kaçmışlar ve gizlenmişlerdi.

Onlardan, eman dileyen bazılarına da eman verilmiş bulunuyordu.[837]

Ezan okunduğu sırada, Ebu Süfyan b. Harb, Attâb b. Esîd, Haris b. Hişam ve daha başkaları, Kabe'nin yanında oturuyorlardı.[838]

Bilal-i Habeşî sesini olanca gücüyle yükselterek ezan okumaya başladı.[839]

Kureyşlilerden bazıları:

"Ey Allah'ın kulları! Kabe'nin üzerinde ezan okumak, bu kara köleye mi düştü?!" dediler.

Bazısı da, Allah'ın ona gazab edeceğini ve bu işi değiştireceğini söylediler.[840]

"Eşhedü enne Muhammederresûlullah=Şehâdet ederim ki, Muhammed Allah'ın resûlüdür!" şehadeti üzerine, Ebu Cehil'in kızı Cüveyriyye:

"Hayatıma yemin ederim ki; senin adın, sanın yükseldi!

Namazı kılarız, amma, vallahi, sevdiklerimizi öldürenleri hiçbir zaman sevmeyeceğiz![841] Muhammed'e gelen peygamberlik, babama da gelmişti!

Fakat, o bunu reddetmiş, kavmine aykırı davranmak istememişti!" dedi.[842]

Halid b. Esîd:

"Kim bu seslenen?" diye sordu.

"Bilal b.Rebah!" dediler.

Halid b. Esîd:

"Ebu Bekir'in Habeşli kölesi mi?" diye sordu.

"Evet!" dediler.

Halid b. Esîd:

"Nerede sesleniyor?" diye sordu.

"Kabe'nin üzerinde!" dediler.

Halid b. Esîd:

"Onu Kabe'nin üzerine Ebu Talha oğulları mı çıkardı?" diye sordu.

"Evet!" dediler.

Halid b. Esîd:

"O neler söylüyor?" diye sordu.

"'Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resûlullah=Şehadet ederim ki; Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur! Yine şehadet ederim ki; Muhammed Allah'ın kulu ve resûlüdür!' diyor" dediler.[843]

Halid b. Esîd:

"Allah'a şükürler olsun ki; babam Üseyd'i [Esîd'i] öldürdü de, ona bu günü göstermemek, şu hoşlanmayacağı sesi iş ittirmem ek lutfunda bulundu!" dedi.[844]

Esîd, Mekke'nin fethinden bir gün önce ölmüştü.[845]

Haris b. Hişam:

"Vallahi, onun gerçekten peygamber olduğunu bilseydim, muhakkak, kendisine tâbi olurdum!" dedi.[846]

Haris b. Hişam'a:

"Muhammed'in putlan adamlara nasıl kırdırdığını ve şu kara köleyi Kabe'nin üzerinde nasıl bağırt­tığını görmüyor musun?" denildiği zaman da:

"Eğer Allah böyle olmasını istemeseydi, elbette onu değiştirirdi!" dedi.[847]

Hakem b. Ebi'l-Âs:

"Vallahi, bu, büyük bir hadisedir: Benî Cumahların kölesi çıksın da, Ebu Talhalara ait Beytullah üzerinde anırsın!? Olur şey değil!" dedi.

Süheyl b. Amr:

"Eğer Allah buna gazaplanırsa, muhakkak, onu değiştirir![848]

Eğer buna razı olursa, onu yerleştirir!" dedi.[849]

Ebu Süfyan b. Harb ise:

"Ben birşey söylemeyeceğim! Eğer birşey söyleyecek olursam, şu kumlar, söylediğimi Muhammed'e haber verirler!" dedi.[850]

Cebrail Aleyhisselam, gelip, bunların söylediklerini Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdi.[851]

Peygamberimiz Aleyhisselam, onların yanına varıp üzerlerine dikildi[852] ve:

"Ben sizin söylediklerinizi biliyorum.[853]

Ey filan! Sen şöyle söyledin!

Ey filan! Sen şöyle söyledin!

Ey filan! Sen de şöyle söyledin!"[854] buyurarak, onların söylediklerini kendilerine birer birer haber verdi.[855]

Ebu Süfyan:

"Yâ Rasûlallah! İyi ki, ben birşey söylemedim!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsedi.[856]

Haris b. Hişam ile Attâb b. Esîd:

"Biz şehadet ederiz ki; sen Allah'ın Resûlüsün!

Çünkü, vallahi, bu söylediklerimize, yanımızdakilerden başka hiç kimse vâkıf değildi!

Söylediklerimiz, sana herhalde Allah tarafından haber verilmiştir!" dediler.[857]

 

Yıkılan Putların Kırılacaklarının Kırılışı ve Yakılacaklarının Yakılışı

 

Peygamberimiz Aleyhisselam; öğle namazını kıldıktan sonra, Kabe çevresindeki bütün putların biraraya toplanarak yakılacak olanlarının yakılmasını, kırılacak olanların kırılmasını emretti, emri yerine getirildi.

Bu hususta söylenen bir şiirde:

"Sen Mekke'nin fethinde putlan kırdıkları gün, Muhammed (Aleyhisselam)ı ve ordusunu bir görseydin, Allah'ın nurunun nasıl parıldadığını, şirkin, küfrün yüzünü karanlıkların nasıl bürüdüğünü görürdün!" denilmiştir.[858]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmü Hani'nin Evinde Fetih Namazı Kılışı

 

Putların yıkılışı, kınlısı sırasında, Peygamberimiz Aleyhisselamın saçı, sakalı çok tuzlanmıştı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, amcası Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani'nin evine gitti. Orada, Hz. Fâtıma'nın getirdiği örtü ile siperlenerek yıkandı.[859]

Ümmü Hani de; Peygamberimiz Aleyhisselamın, Fetih günü olan Cuma günü evine gelip guslettik­ten sonra sekiz rekat namaz kıldığını bildirmiştir.[860]

Bu namaz, fetih namazı idi.

Kumandanlar bir memleketi, bir kaleyi fethettikleri zaman, bu namazı kılarlardı.[861]

Sa'd b. Ebi Vakkas da, Medâin'i fethettiği ve Kisrâ'nın eyvanına girdiği zaman, orada bu namazı kılmıştı.[862]

Fetih namazı sekiz rekat olup, bunda ne selamla aralarını ayırma, ne imamla birlikte (cemaatla) kılma, ne de açıktan kıraat vardır.

Taberî'ye göre, bu namaz sünnettir.[863]

Peygamberimiz Aleyhisselamın kıldığı sekiz rekattan ikisi, Mekke'nin fethine şükür içindi.

İkisi, kuşluk namazına başlangıçtı.

Dördü de, öteden beri kılageldiği kuşluk namazı idi.[864]

Peygamberimiz Aleyhisselam Ümmü Hani'nin evine vardığı zaman, Ümmü Hani:

"Yâ Rasûlallah! Kocamdan, akrabam olan bazı kimseler, bana sığınmış bulunuyorlar.

Ali b. Ebu Talib ise, Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasına kulak asmayacağını söylemiştir.

Ali'nin bunların yerini öğrenip kendilerini öldüreceğinden korkuyorum.

Ümmü Hani'nin evine girenlere, sığınanlara, Allah'ın Kelamını dinleyip Resûlüne iman edinceye kadar eman verildiğini açıklasan?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ümmü Hani'nin eman verdiğine, biz de eman verdik!" buyurdu.

Sonra da, Ümmü Hani'ye:

"Senin yanında, yiyebileceğimiz birşey var mı?" diye sordu.

Ümmü Hani:

"Yanımda kuru ekmek kırıntılarından başka birşey yok! Onu da sana sunmaya utanırım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onu getir, suyun içine ufala! Tuz da getir!" buyurdu ve:

"Biraz da katık var mı?" diye sordu.

Ümmü Hani:

"Yâ Rasûlallah! Yanımda sirkeden başka birşey yok!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Getir onu!" buyurdu, yemeğinin üzerine döküp yedikten sonra, Yüce Allah'a şükretti.

Ümmü Haniye de:

"Ne güzel katıktır sirke!

Ey Ümmü H ani! Sirke bulunan ev yoksul olmaz!" buyurdu.[865]

 

Mücahidlerin Fetih Gecesini Zikir ve İbadetle Geçirmeleri

 

Mücahidler, Mekke'yi fethettikleri günün gecesinde, sabaha kadar tekbir, tehlil getirmekten, Kabe'yi tavaftan geri durmadılar.

Bunu gören Ebu Süfyan, karısı Hind'e:

"Sen bunun Allah'tan olduğu kanaatinde misin?" diye sordu.

Hind:

"Evet! Bu, Allah tarafından olan bir iştir!" dedi.

Ertesi günü, sabaha çıkınca, Ebu Süfyan erkenden Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen Hind'e, 'Bunun Allah'tan olduğu kanaatinde misin?'diye sordun. O da, 'Evet! Bu, Allah tarafın­dan olan bir iştir!' dedi" buyurdu.

Ebu Süfyan:

"Şehadet ederim ki; Sen Allah'ın Resûlüsün!

Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a andolsun ki; bu sözümü Allah ile, Hind'den başka, insanlar­dan hiçbir kimse işitmemiştir!" dedi.[866]

 

Kâbe'nin İçindekiler ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Kâbe'ye Girişi

 

Müşriklerin nazarında, putların en büyüğü olan Hübel putu,[867] Kabe'ye hediye edilen şeylerin konulduğu kuyunun başında dikili bulunuyordu.[868]

Bu put, kırmızı akikten yapılmıştı ve insan şeklinde idi.

Sağ eli kırılmış olarak elde edilmiş olup, Kureyşîler ona altından bir el yaptırmış!ardı.[869]

Hübel; Benî Bekrlerin, Maliklerin, Milkânların, Kinanelerle Kureyşîlerin putu idi.[870]

Seferden dönen bir kimse, Kabe'yi tavaf edip Hübel'in yanında tıraş olduktan sonra ev halkının yanına varırdı.[871]

Rivayete göre; Amr b. Luhayy, bazı işleri için Mekke'den çıkıp Şam'a gitmişti.

O zaman, Amalikaların oturduğu Belka' ülkesindeki Meâb'a uğradı. Amalikaların putlara taptıklarını görünce:

"Sizin taptığınızı gördüğüm bu putlara ne için tapıyorsunuz?" diye sordu.

Onlar da:

"Bu taptığımız putlardan yağmur dileriz, yağmura kavuşuruz.

Yardım dileriz, yardım olunuruz!" dediler.

Amr b. Luhayy:

"Arap ülkesine götürmek ve Arapları taptırmak için bu putlardan birini bana verir misiniz?" dedi.

Onlar da, ona Hübel putunu verdiler.

Amr b. Luhayy, Hübel'i Mekke'ye getirip dikti ve ona tapmalarını, tazimde bulunmalarını halka emretti.

Kader ve nasip oklarının çekim işi de, Hübel'in yanında, görevlisi tarafından yapılırdı.[872]

Kureyş eşrafından Safvan b. Ümeyye, bu işe bakardı.[873]

Kabe'nin içinde, Hübel putundan başka, hurma ağacından yapılmış iki güvercin heykeli ile,[874] İbrahim Aleyhisselamın kestiği koçun iki boynuzu da bulunuyordu.[875]

O zaman, Kabe'nin altı direği vardı.[876] Bunlar iki sıra halinde idi.[877] Direkler yaldızla süslenmişti.

Kapıya doğru olan direkte Hz. Meryem'le kucağında İsa Aleyhisselamın sureti;

Öteki direklerde de, peygamberlerin, meleklerin ve oklarla fal çeken ihtiyar bir adam şeklinde İbrahim Aleyhisselamın sureti, bir koç veya bir koç başı ile ağaçlar çizilmiş bulunuyordu.[878]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kabe anahtarcısı Osman b. Talha'dan anahtarı eline alıp Kabe'yi açtı.[879]

Kabe'nin içinde putları;[880] meleklerin ve meleklerden başkalarının.[881] İbrahim Aleyhisselamın,[882] İsmail Aleyhisselamın[883] eliyle fal çeker bir şekilde tasvir edilmiş olduğunu görünce:[884]

"Allah bunları yapanları kahretsin![885]

Büyüğümüzü fal oku çeker bir halde tasvir etmişler!

İbrahim'in hal ve şanında fal oklan çekmek yoktur![886]

Vallahi, o puta tapanlar da bilirlerdi ki, bu iki peygamber hiçbir zaman fal oklan çekmemişlerdir!" buyurdu ve:

"İbrahim, ne bir Yahudi, ne de bir Hıristiyandı. Fakat, o, Allah'ı bir tanıyan, dosdoğru bir Müslümandı. Müşriklerden değildi o!" (Âl-i İmran: 67) mealli âyeti okudu.[887]

Kabe'nin içindeki putları çıkarmasını[888] ve suretleri gidermesini Hz. Ömer'e emretti.[889]

Hz. Ömer, Kabe'ye girip, silmedik suret, kırmadık heykel bırakmadı.

Ancak, İbrahim Aleyhisselamın suretine dokunmadı.

İbrahim Aleyhisselam, çok yaşlı ve fal oku çeker bir biçimde çizilmişti.[890]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kabe'nin içine girip İbrahim Aleyhisselamın çizilmiş resminin çizilmediğini görünce:

"Ey Ömer! Ben sana, 'Hiçbir suret bırakmayacaksın! Hepsini silip yok edeceksin!' diye emir ver­medim mi?!" buyurdu.[891]

Hz. Ömer:

"O, İbrahim'in sureti idi!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sil onu da!" buyurdu.[892]

Hz. Ömer, Kabe'de, bezle silip yok etmedik suret bırakmadı.[893]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kabe'nin kapısının üzerlerine kapatılmasını emretti; kapatıldı.

Kabe'nin içinde, uzunca bir müddet kaldılar.[894]

Kabe'nin, Abdullah b. Zübeyr zamanında yıkılıp yaptırılmasından önceki durumuna göre;[895] Peygamberimiz Aleyhisselam Kabe'nin altı direğinden ikisi sağında, biri solunda, üçü de arkasında kalacak[896] ve Kabe'nin kapısı arkasına gelecek şekilde, ön sıradaki iki direk arasında, yeşil mermerin bulunduğu[897] yamacındaki duvarla aralarında üç zira kadar aralık kalan yerde durup[898] iki rekat namaz kıldı.[899]

Abdullah b. Ömer de, Kabe'ye girince, Kabe'nin kapısı arkasına gelmek üzere, yamacındaki duvara üç zira kalıncaya kadar ilerleyip, Bilal-i Habeşî'nin:

"Resûlullah Aleyhisselam burada kıldı" diye gösterdiği yerde kılardı.[900]

Kabe'nin içine gimnek ve iki rekat namaz kılmak, müstehabdır.[901]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kabe'nin içinde namaz kıldıktan,[902] Kabe'nin her köşesini dolaşarak tekbir getirdikten,[903] teşbih ve dua ettikten,[904] içeride uzunca bir müddet kaldıktan sonra, kapı açıldı.

Bilal-i Habeşî, kapının arkasında, ayakta durmakta idi.[905]

İçeriye ilk dalan, Abdullah b. Ömer oldu. Bilal-i Habeşî'yi kapının arkasında bulup, ona Peygamberimiz Aleyhisselamın nerede namaz kıldığını sordu, fakat kaç rekat kıldığını sormayı unuttu.

Bilal-i Habeşî, Peygamberimiz Aleyhisselamın namaz kıldığı yeri ona haber verdi.[906]

O sırada, Kureyşîler Mescid-i Haram'a dolmuşlar,[907] Kabe'nin çevresinde oturmuşlardı.[908]

Peygamberimiz Aleyhisselamın ne yapacağını merakla bekliyor!ardı.[909]

Peygamberimiz Aleyhisselam Kabe'nin kapısının eşiğinde ayakta duruyor.[910] kapının sövelerine iki eliyle tutunuyordu.[911]

Gün, fethin ikinci günü idi.[912]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Birinci Fetih Hutbesi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, üç kere tekbir getirdikten sonra:[913]

"Hamd, Allah'a mahsustur.[914] Allah'tan başka ilah yoktur. Yalnız O vardır. O'nun hiçbir eşi, ortağı yoktur![915]

O, va'dini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Toplanan düşmanları, tek başına, bozguna uğrattı!

İyi biliniz ki;[916] Cahiliye çağına ait olup,[917] övünme vesilesi edinilegelen herşey, kan, mal dâvaları... bunların hepsi, şu ayaklarımın altında kalmış, kaldırılmıştır!

Ancak, Beytullah perdedariığı (hicâbe) hizmeti ile hacılara su dağıtma (sikâye) hizmeti, bunun dışındadır.[918]

Eski kan dâvaları kaldırılmış olmakla birlikte, bundan sonra bir cinayet vuku bulacak olursa, bilesiniz ki:

Kamçı ve sopa ile yapılan ve yarı kasıtlı sayılan hata cinayetine ağır diyet ödenmesi gerekir ki, bu da, içlerinden kırkının karınlarında yavruları bulunmak şartıyla, yüz devedir.[919]

Ey Kureyş cemaati![920] Muhakkak ki, Allah, Cahiliye gururunu, Cahiliye atalarıyla (soy soplanyla) övünüp büyüklenmeyi sizden kaldırmıştır!

Bütün insanlar[921] Âdem'den,[922] Âdem de topraktan yaratı İm ışür.[923]

İnsanlar iki kısım, iki sınıftır.

Bir kısmı mü'min ve müttakîdir; Allah katında değerli ve şereflidir.

Diğer kısmı ise azgındır, yaramazdır. Bunlar, Allah katında da değersiz ve şerefsizdir![924]

Nitekim, Yüce Allah:[925]

'Ey insanlar! Gerçekten, Biz, sizi bir erkekle bir kadından yarattık.

Birbirinizle tanışasınız diye, sizi büyük büyük topluluklara, küçük küçük kabilelere ayırdık.

Şüphe yok ki, sizin Allah katında en değerliniz, en şerefliniz, Allahtan en çok sakınanınızdır.

Allah herşeyi hakkıyla Bilen, herşeyden haberdar olandır!'[926] buyuruyor.

Ey Kureyş cemaati![927] Ey Mekkeliler![928] Ne dersiniz?[929]

Şimdi, hakkınızda benim ne yapacağımı sanırsınız?" diye sordu.

Kureyşîler

"Biz, senin hayır ve iyilik yapacağını sanır ve 'Sen hayır yapacaksın!' deriz.

Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeş; kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun![930]

Gücün yetti, iyi davran!" dediler.[931]

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Benim halimle sizin haliniz, Yusuf (Aleyhisselam)ın kardeşlerine dediği gibi olacaktır.[932]

Yusuf (Aleyhisselam)ın kardeşlerine dediği gibi, ben de:

'Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur! Allah sizi yarlıgasın! O, Esirgeyicilerin En Esirgeyicisidir!' [Yusuf: 92] diyorum.[933] Gidiniz! Sizler, azad ve serbestsiniz!" buyurdu.[934]

Yüce Allah o Kureyş müşriklerini eline düşürmüş, kendisine boyun eğdirmiş iken Peygamberimiz Aleyhisselam böylece onları bağışlamış, azadlamış, serbest bırakmıştır.

Bunun içindir ki, Mekkelilere "Tulekâ=Azadlanmışlar" adı vehimiştir.[935]

Mekke fethedilip Peygamberimiz Aleyhisselam Kureyşîlerden Safvan b. Ümeyye'ye, Ebu Sütyan b. Harb'e, Haris b. Hişam'a haber saldığı gün, Hz. Ömer, kendi kendine:

"Allah onlara hakim olma fırsatını bize vermiş bulunuyor. Onların yapmış oldukları kötülükleri anlatayım, başlarına kakayım!" demişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam onlara söylediklerini söyleyince, Hz. Ömer

"Benden istemeyerek sâdır olan sözden pişmanlık duydum ve Resûlullah Aleyhisselamdan utandım!" demiştir.[936]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Birinci Fetih Hutbesi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, yine Fethin ikinci günü,[937] öğle namazından sonra,[938] Kabe'nin merdiveninde,[939] arkası Kabe'ye dayalı olarak[940] Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra,[941] halka şöyle hitab etti:

"Ey insanlar! Şüphe yok ki, Allah, göklerle yeri, güneş ile ayı yarattığı gün, Mekke'yi de haram ve dokunulmaz kılınıştır![942]

Burası, Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı bir bölgedir.[943]

Kıyamet gününe kadar da, haram ve dokunulmaz olarak kalacaktır![944]

Mekke'yi haram ve dokunulmaz kılan, Allah'tır.

Onu insanlar Harem ki İmamı şiardır.[945]

Mekke'nin ganimetlerinden hiçbir şey bize helâl olmamıştır.[946]

Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimse için, Mekke Hareminde kan dökmek, ağaç kesmek helâl olmaz![947]

Mekke'de kan dökmek benden önce hiçbir kimse için helâl olmadığı gibi, benden sonra da, hiçbir kimse için helâl olmayacaktır.

Bana da, ancak, gündüzün belli bir saatinde helâl kılınmıştır.[948] Ki, bu da, Mekkelilerin ilahî gaz­abı haketmiş olmalarından ileri gelmiştir.[949]

Şüphe yok ki, Fil'i Mekke'ye girmekten alıkoyan, tutan, Allahtır.

Mekkeliler üzerine, Resûlullah ile mü'minler de, ancak bir kez salınmışlardır. İyi bilin ki; şu saatte Mekke benim için bile haramdır![950]

Mekke'nin bugünkü haramlığı, dünkü haramlığı haline dönmüştür![951]

Bu söylediklerimi, burada bulunanlar, burada bulunmayanlara ulaştırsın!

Şayet size biri çıkıp:

'Resûlullah burada çarpışma yapmıştı!' diyerek ruhsat yoluna kaçacak olursa, ona:

'Yüce Allah yalnız Resûlüne helâl kılmış, izin vermişti. Size helâl kılmamış, izin vermemiştir!' deyiniz![952]

Mekke'nin av hayvanları ürkütülmez, kaçın İm az!

Mekke'nin dikeni bile kesilmez!

Mekke'nin ağacına balta vurulmaz!

Yerdeki yitiği, uzanılıp alınmaz! Meğerki, sahibini aramak için ola.

Mekke'nin yeşil otları biçilmez!"[953] buyurdu.

Hz. Abbas:

"Yâ Rasûlallah! İzhırdan başka!' buyur! Onu yasak dışında tut! Çünkü, o, evlerimiz ve kabirlerimiz için gereklidir" dedi.[954]

Peygamberimiz Aleyhisselam, kısa bir müddet sustuktan sonra:[955]

"İzhırdan başka![956] Çünkü, onu biçmek helâldir.[957]

Ey Huzâa cemaati! Siz de artık adam öldürmekten ellerinizi çekiniz! Ne yararı varsa, pek çok adam öldürülmüştür!

Üstelik, Hüzeyllerin adamını da siz öldürdünüz!

Vallahi, onun diyetini (siz ödemezseniz), ben ödeyeceğim![958]

Şu bulunduğum yerdeki andan sonra, kim öldürülürse, öldürülenin ailesi için, iki şeyden birini seçmek vardır

Ya öldürenin kısas olarak öldürülmesini,

Ya da öldürülenin diyetini (kan bedelini) ister![959]

Hiç şüphesiz, insanların Allah'a karşı en saygısızı, en taşkını, Allah'ın Hareminde adam öldüren, yahut kendi katilinden başkasını öldüren, ya da Cahiliye çağındaki öcünü almak için adam öldürendir!" buyurdu.

O sırada, adamın birisi ayağa kalktı ve:

"Filan, benim oğlumdur. Onun anası ile yatıp kalkmıştım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, hitabesine şöyle devam etti:

"İslâmiyette insanın babasından veya baba tarafından akrabasından başkasına intisap etmesi diye birşey yoktur!

Cahiliye çağının kötü işleri silinip gitmiştir![960]

Doğan çocuk, döşeğin sahibine aittir!

Zânîye, esleb vardır!" buyurdu.[961]

"Esleb nedir?" diye sorulunca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Mahrumluk demektir" buyurdu[962] ve hitabesine şöyle devam etti:

"İddiasını isbatlamak için delil getirmek davacıya, yemin de inkâr edene düşer.[963]

Ey insanlar! Cahiliye çağında birtakım antlaşmalar yapılırdı. Cahiliye çağında yapılmış olan antlaş­malara riayet ediniz![964]

İslâmiyet ona kuvvetten başka birşey eklemez.[965]

İslâmiyette ne Cahiliye antlaşması vardır, ne de fetihten sonra hicret![966]

Fakat, cihad ve cihada niyet vardır.

Seferber edilmek istendiğiniz vakit, hemen seferber olunuz![967]

İslâmiyette Cahiliye çağı antlaşması ihdas etmeyiniz![968]

Müslüman Müslümanın kardeşidir. Bütün Müslümanlar kardeştirler.[969]

Müslümanlar, kendilerinden olmayanlara (düşmanlara) karşı bir eldirler; elbirliğiyle, topluca hareket ederler.

Müslümanların kanları birbirine eşittir.

Zimmetlerini, onların en hafifleri, en uzaktakileri bile yerine getirmeye gayret ederler.[970]

İyi biliniz ki; ne bir kâfir için bir mü'min ve Müslüman öldürülür, ne de onlardan taahhüt sahibi olan­ların taahhütlerinden dolayı, harbî olan kâfirler için öldürülürler.[971]

Kâfirin diyeti, Müslüman diyetinin yarısıdır.

İyi biliniz ki; İslâmiyette değiş-tokuş yolu ile evlenme yoktur![972]

Kadın ne halasının, ne de teyzesinin üzerine nikahlanıp biraraya getirilebilir.[973]

Kocasının izni olmadıkça onun malından birşey vermesi, kadın için helâl, caiz değildir.[974]

Kadın, yanında bir mahremi bulunmadıkça, üç günlük yola gidemez.[975]

İyi bilesiniz ki; vâris için, vasiyyete gerek yoktur![976]

Ayrı din sahipleri, birbirlerine vâris olamazlar.[977]

Parmakların her birisinde diyet, onar onar devedir.

Kemiği görünen derin yaralardan her birisinde diyet, beşer beşer devedir.

Sabah namazından sonra, güneş doğuncaya kadar, namaz yoktur.[978]

Zekat ve sadakaları teslim almak için, hayvanları bir yerden başka bir yere sürdürüp götürtm ek yok­tur.

Zekat ve sadakalar, ancak, mal sahiplerinin yurtlarında teslim alınacaktır.[979]

Sizi iki günün orucundan nehyederim: Biri Kurban Bayramı günü, diğeri de Ramazan Bayramı günü orucudur.

Sizi iki biçim giyimden de men ederim: Hiçbiriniz, ne ud, edeb yerleri açıkta kalacak biçimde sırt ve baldırlarını sarık ve benzeri bir bez parçasıyla sarsın, sarınsın! Ne de, iki yanı kaldırılıp omuzlara atılın­ca ud, edeb yerleri açılacak biçimde bir atkıya hürünsün!

Ben size ancak anlayacağınız, tutacağınız yolu gösterdim!" buyurdu.[980]

Yemen halkından Ebu Şah adında bir zât kalkıp:

"Yâ Rasûlallah! Bunları, benim için, yazınız!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabına:

"Onun için, yazınız!" buyurdu.[981]

"Ebu Şah için yazdıkları nelerdi?" diye sorulunca, Evzâî:

"Onun için, dinlemiş olduğu hutbe yazıldı" demiştir.[982]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hicâbe ve Sikâye Hızmetlerini Eski Görevlilerine Vermesi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, hutbesini bitirdikten sonra, Mescici-i Haram'ın bir köşesine varıp otur­du. Kabe'nin anahtarını elinde tutuyordu.[983]

Hicâbe (Kabe'nin kayyımlığı) hizmetini Osman b. Talha'dan, sikâye (hacılara su dağıtıcılığı) hizme­tini de Hz. Abbas'tan geri almış bulunuyordu.[984]

Hz. Abbas, Peygamberimiz Aleyhisselama elini uzatarak:

"Yâ Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun!

Hicâbe ile sikâye vazifelerini bizim üzerimizde birleştir!" dedi.[985]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ben size halkın Beytullah'a göndereceği örtü gibi şeylerden geçiminizi sağlayacağınız şeyi değil, hacıların su ihtiyaçlarını karşılamak üzere servetinizden harcayarak bu yüzden hayra ereceğiniz zah­metli şeyi veriyorum!" buyurdu[986] ve sikâye vazifesini Hz. Abbas'a yeniden verdi.

Hz. Abbas'ın Taifte üzüm bağı vardı.

Gerek İslâmiyetten önce, gerek sonra, oradan kuru üzüm taşır, sunulacak Zemzemlerin içine ondan atılarak, hacılara ikram edilirdi.

Hz. Abbas'tan sonra, İbn Abbas da, onun oğlu da, ondan sonrakilerde, hep böyle yaparlardı.[987]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Osman nerede?" diye sordu.[988] "Bana Osman'ı çağırınız!" buyurdu.[989]

Hz. Osman (b. Affan), ayağa kalktı.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bana Osman'ı çağırınız!" buyurarak emrini tekrarladı.

Bunun üzerine, Osman b. Talha ayağa kalktı.[990]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Şüphe yok ki, Allah, emanetleri ehil olanlara vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder" (Nisa: 58) mealli âyeti okuyarak:[991]

"Ey Ebu Talha oğulları! Yüce Allah'ın emanetini, sizde temelli kalmak ve dürüst hareket etmek üzere alınız!

Onu, zalim olmadıkça, hiç kimse elinizden alamaz![992]

Ey Osman! Yüce Allah size Beytini (Kabe'sini) emanet ediyor!

Yüce Allah'ın emânetini alınız![993] Ey Osman! İşte, anahtarını al!

Bu gün, iyilik ve ahde vefa günüdür!" buyurdu.[994]

Osman b. Talha anahtarı alıp gittiği sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam arkasından ona seslendi.

Osman b. Talha dönüp gelince:

"Sana vaktiyle söylemiş olduğum şey vuku bulmadı mı?" diye sordu.[995]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hicretten önce, Mekke'de bulunduğu sırada Osman b. Talha'yı İslâmiyete davet etmişti.

O zaman, Osman b. Talha:

"Yâ Muhammedi Sen kavminin dinine aykırı davranmış ve ortaya yeni bir din çıkarmış bulunuyor­sun! Doğrusu, benim sana tâbi olacağımı umman, şaşılacak şeydir!" demiş; Peygamberimiz Aleyhisselam bir gün de halk ile birlikte Kabe'nin içine girmek isteyince, Kabe'nin kayyımı olan Osman b. Talha Peygamberimiz Aleyhisselama karşı çok kaba ve katı davranmış, Kabe'ye girmesine engel olmuştu.

Peygamberimiz Aleyhisselam onun bu uygunsuz davranışını sükûnetle karşılamış ve:

"Ey Osman![996] Umarım ki; bir gün sen beni bu anahtarı nereye istersem koyacağım, kime istersem vereceğim bir mevkide de göreceksin!" buyurmuştu.

Osman b. Talha:

"O zaman Kureyş mahvolmuş, kıymetten düşmüş olur!" demişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bilakis, asıl o zaman Kureyş yaşayacak ve kıymetlenecektir!" buyurmuştu.[997]

Osman b. Talha, vaktiyle kendisinin Peygamberimiz Aleyhisselama söylemiş olduğu sözünü ve Peygamberimiz Aleyhisselamın da kendisine söylemiş olduğu sözü hatırladı ve:

"Şehadet ederim ki; sen, hiç şüphesiz, Allah'ın Resûlüsün!" dedi.[998]

 

Ebu Ahmed'in Müşrikler Tarafından Gaspedilen Evleri Karşılığında Cennette Verilecek Köşke Razı Oluşu

 

Ebu Ahmed b. Cahş, Ebu Süfyan b. Harb'in damadı idi.[999]

Kadın erkek bütün Cahş ailesi Mekke'deki evlerini barklarını bırakıp Medine'ye hicret ettikleri zaman, Ebu Süfyan-onların antlaşmalıları olmasına rağmen-evlerine elkoymustu.[1000]

Ebu Süfyan, damadı Ebu Ahmed'in evini Amrb. Alkame'ye dört yüz dinara satmıştı.[1001]

Ebu Ahmed, bunu haber alınca, söylediği bir şiirle Ebu Süfyan'ı kınamıştı.[1002]

Peygamberimiz Aleyhisselam Fetih hutbesini irad edip bitirdiği zaman, Ebu Ahmed, Mescid-i Haram'ın kapısında, devesinin üzerinde:

"Allah aşkına ey Abdi Menaf oğulları! Sizinle olan andımıza riayet ediniz.

Allah aşkına ey Abdi Menaf oğulları! Evimi bana geri veriniz!" diyerek bağırmaya başladı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, hemen, Hz. Osman'ı yanına çağırdı. Birşey söyleyip onu sevindirdi.

Hz. Osman da Ebu Ahmed'in yanına vardı, onu sevindirdi.

Ebu Ahmed devesinden indi, halk ile oturdu.

Kendisinin, Allah'a kavuşuncaya kadar, bu evden bahsettiği duyulmadı.[1003]

Ebu Ahmed'e:

"Sana Resûlullah Aleyhisselam ne söyledi?" diye sorduklarında:

'Sabredersen, senin için hayırlı olur: Bu evine karşılık, sana Cennette bir köşk var!' buyurdu.

Ben de:

'Sabrederim!' dedim" demiştir.[1004]

Ebu Ahmed'in ev halkı da:

"Resûlullah Aleyhisselam, Ebu Ahmed'e:

'Evine karşılık, sana Cennette bir köşk var!' buyurdu" demişlerdir.[1005]

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatından sonra, Hz. Osman'a da:

"Fetih günü, Ebu Ahmed'in sözü üzerine Resûlullah Aleyhisselam sana ne söylemişti?" diye sorulmuştu.

Hz. Osman:

"Resûlullah Aleyhisselamın sağlığında ondan söz etmedim. Vefatından sonra söz eder miyim hiç?" demiştir.[1006]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Karşısında Titremeye Başlayan Adamı Teskin Edişi

 

Fetih günü, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına bir adam gelip konuşurken, kendisini birden bir titreme tutmuş, titremeye başlamıştı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sakin ve ebsem ol![1007]

Ben bir hükümdar, bir kral değilim![1008]

Ben, ancak, güneşte kurutulmuş et parçaları yiyerek geçinmiş olan Kureyşîlerden bir kadının oğluyumdur" buyurdu.[1009]

 

 

 

Mekkelilerin Peygamberimiz Aleyhisselama İslâmiyet Üzerine Bey'atları

 

Peygamberimiz Aleyhisselam Mekkelileri İslâmiyet üzerine bey'at yapmaya davet etti.[1010]

Mekkeliler Peygamberimiz Aleyhisselama bey'at için toplanınca, Peygamberimiz Aleyhisselam Safa tepeciğinin üzerinde oturdu.

Hz. Ömer, Peygamberimiz Aleyhisselamın berisinde durdu ve halkın ellerini tutup, güçleri yettiği kadar Allah'ın ve Allah'ın Resûlünün buyruklarını dinleyecekleri ve itaat edecekleri hakkında, Peygamberimiz Aleyhisselama birer birer bey'atlarını aldı.[1011]

Peygamberimiz Aleyhisselamın bey'at almak üzere Mekke'nin yukarısındaki Sûku'l-Ganm'de,[1012] Kam-ı Müskala yanında oturduğu da rivayet edilir.[1013] Erkek kadın, büyük küçük bütün Mekkeliler, bey'at için geldiler.[1014] Allah'a iman, Allahtan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed Aleyhisselamın Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet etmek suretiyle, Peygamberimiz Aleyhisselama İslâmiyet üzer­ine bey'at ettiler.[1015]

Yüce Allah, hepsinden razı olsun!

Bey'at alınırken, Hz. Ömer, Peygamberimiz Aleyhisselamın buyruklarını bey'at edeceklere ulaştır­makta ve duyurmakta idi.[1016]

Bu bey'at, erkeklerin bey'atı idi.[1017]

Mücaşi' b. Mes'ud derki:

"Mekke fethedildikten sonra, kardeşimle birlikle, Peygamber Aleyhisselamın yanına gittim ve:

'Yâ Rasûlallah! Medine'ye hicret etmek üzere bey'at için kardeşimi sana getirdim!' dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Artık, hicretin hükmü-daha önce hicret edenlere ait olarak-geçti.[1018] Mekke'nin fethinden sonra, hicret yoktur!' buyurdu.[1019]

Kendisine:

'Öyleyse, hangi şey üzerine bey'atmı alacaksın?' diye sordum.

'İslâmiyet, iman ve cihad üzerine!' buyurdu."[1020]

 

Ebu Kuhâfe'nin Peygamberimiz Aleyhisselama Getirilip Bey'at Ettirilişi

 

Hz. Ebu Bekir, babası Ebu Kuhâfe'nin elinden tutup yedenek Mescid-i Haram'a getirdi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onu görünce:

"Şeyhi evinde bıraksaydın, buraya kadar emendirmeseydin de, kendisinin yanına ben varsaydım olmaz mıydı?" buyurdu.

Hz. Ebu Bekir:

"Yâ Rasûlallah! Senin ona kadar yürümenden, onun sana kadaryürüyüp gelmesi, daha lâyık, daha uygundur!" dedi.

Ebu Kuhâfe gelince, Peygamberimiz Aleyhisselam, önüne oturtup onun göğsünü sığadı.[1021]

Sonra da, ona:

"Ey Ebu Kuhâfe! Müslüman ol, selamete er!" buyurdu.

Ebu Kuhâfe hemen Müslüman oldu, şehadet getirdi.[1022]

Allah ondan razı olsun![1023]

 

Hz. Ebu Bekir'in Bacısına Alınan Gerdanlığı Hakkındaki Tavsiyesi

 

Bir süvari, Mekke'ye girince, Hz. Ebu Bekir'in bacısının boğazındaki gerdanlığı almıştı.

Hz. Ebu Bekir, bacısının elinden tutup:[1024]

"Allah ve İslâmiyet aşkına! Bacımın gerdanlığını geri veriniz!" diyerek orada seslendi.

Hiç kimseden ses çıkmayınca da, bacısına:

"Ey bacıcığım! Gerdanlığının karşılığını Allah'tan dile![1025]

Vallahi, bugün insanlarda emanet duygusu pek azdır!" dedi.[1026]

 

Ebu Leheb'in Oğulları Utbe ve Muattib'in Getirtilip Bey'at Ettirilişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, amcası Hz. Abbas'a:

"Kardeşin Ebu Leheb'in iki oğlu Utbe ve Muattib nerede kaldılar? Onlan göremedim!?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Herhalde, Kureyş müşriklerinden uzaklara çekip gidenlerle birlikte onlarda gidip uzaklaşmışlardır!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onları bulup bana getir!" buyurdu.

Hz. Abbas, hayvanına binip onlan getirmeye gitti ve getirdi.

Peygamberimiz Aleyhisselam onları Müslümanlığa davet edince, onlar Müslüman oldular.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onların Müslüman olmalarına çok sevindi. Ellerinden tutup onları Mültezem'e götürdü. Onlar için Allah'a dua ettikten sonra döndü.

Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzünde sevinç görünüyordu.

Hz. Abbas:

"Yâ Rasûlallah! Allah seni sevindirsin! Yüzünde sevinç görüyorum?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet! Amcamın şu oğullarını benim için bağışlamasını Rabbimden diledim. O da bağışladı!" buyur­du.[1027]

 

Mekkeli Kadınların Peygamberimiz Aleyhisselama Bey'at Ettirilişi

 

Kureyş erkeklerinin bey'atları bitince, Kureyş kadınları takım takım gelip Peygamberimiz Aleyhisselama bey'at ettiler.[1028]

Ümmü Hani binti Ebu Talib, Ümmü Habib binti Âs b. Ümeyye, Ervâ binti Ebi'l-lys (Âs), Âtike binti Ebi'l-lys ile, Affan b. Ebi'l-lys'ın kızı, gelip ilk bey'at eden kadınlar arasındaydı.[1029]

Ebu Süfyan b. Harb'in kansı Hind binti Utbe, İkrime b. Ebu Cehil'in kansı Ümmü Hakîm binti Haris b. Hişam, Safvan b. Ümeyye'nin karısı Begüm binti Muazzel, Fâhite binti Velid b. Mugîre, Hind Reyta binti Münebbih b. Haccac ve daha bazı Kureyş kadınları da, toplanarak, on kişilik birtakım halinde bey'at için Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldiler.

Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında, zevcesi ile, kızı Hz. Fâtıma ve Abdulmuttalib oğulları kadınlarından bazıları da bulunuyordu.[1030]

Hz. Ömer; erkeklerin bey'atlarında olduğu gibi, Peygamberimiz Aleyhisselamın buyruklarını kadın­lara tebliğ edip ulaştırarak, onların da bey'atlarını aldı.[1031]

Ebu Süfyan b. Harb'in karısı Hind binti Utbe'nin de dediği gibi, bey'at sırasında Peygamberimiz Aleyhisselam Safa tepeciği üzerinde, Hz. Ömer de Peygamberimiz Aleyhisselamın berisinde bulunuyor, bey'at için buyurduklarını kadınlara ulaştırıyor, duyuruyordu.[1032]

 

Hind ve Kızkardeşinin Peygamberimiz Aleyhisselamla Konuşmaları

 

Hind binti Utbe, kocası Ebu Süfyan'a:

"Ben gidip Muhammed'e bey'at etmek istiyorum!" deyince, Ebu Süfyan:

"Ben senin dün bu sözünü yalanlar davranışta bulunduğunu görmüştüm!?" dedi.

Hind:

"Vallahi, şu Mescidde, bu geceden öncesine kadar, (Müslümanların yaptıkları gibi) Allah'a hakkıyla ibadet yapıldığını görmedim! Vallahi, onlar geceyi namaz kılarak geçiriyorlar!" dedi.

Ebu Süfyan:

"Sen yapacağın şeyi muhakkak yaparsın! Kavminden bir adamı yanına al da, bey'at etmeye onun­la birlikte git!" dedi.[1033]

Hind, tanınmamak için peçelenmiş,[1034] kılık kıyafet değiştirmişti.[1035] Tanınacağından, tanınırsa öldürüleceğinden korkuyor, Peygamberimiz Aleyhisselamdan uzakça duruyor,[1036] kendisini tanıtma-maya çalışıyordu.[1037]

Hind, kanının dökülmesi mubah sayılanlar arasında idi.[1038]

Hind:

"Yâ Rasûlallah! El tutuşup sana bey'at edelim mi?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ben kadınlarla el tutuşmam!

Benim yüz kadına birden hitab etmem, her kadına ayrı ayrı hitab etmem gibidir" buyurdu.[1039]

Peygamberimiz Aleyhisselam kadınlarla ancak sözle bey'at yapardı. [1040]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ömer'e:

"Söyle onlara: 'Allah'a hiçbir şeyi eş, ortak tutmamak üzere Resûlullaha bey'at edecekler!'" buyur­du.

Hind'in yanındaki Kureyş kadınları sustular, konuşmaktan kaçındılar.

Hind:

"Vallahi, biz, kadın erkek bizler, putlara tapıp duruyorduk.

Senin erkeklerden almadığını gördüğümüz bir taahhüdü sen bizden alıyorsun![1041]

Erkeklerden istemediğin bir taahhüdü kadınlardan ne diye istiyorsun? [1042]

Her ne ise, biz, söylememizi istediğin şeyi de söyleyeceğiz![1043]

Ben iyice anlamışımdır ki; Allah ile birlikte başka mabudlar da olsaydı, başımıza gelenlerden bizi korurlardı!" dedi.[1044]

Peygamberimiz Aleyhisselam Hind'e baktı ve Hz. Ömer'e:

"Söyle onlara: Hırsızlık da etmeyecekler!" buyurdu[1045]

Hind:

'Yâ Rasûlallah! (Kocam) Ebu Süfyan, pinti ve cimri bir adamdır![1046]

Vallahi, ben, onun haberi olmadan, malından birşeyler çalıyordum!

Bu, benim için, helâl midir, değil midir; bilmiyorum.[1047]

Ebu Süfyan ne bana, ne de oğluma yeteri kadar birşey vermiyor!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onun malından, kendine ve oğluna yetecek kadar birşey alabilirsin!" buyurdu.[1048]

Ebu Süfyan:

"Senin geçmişteki çaldığın, geçti gitti. Gelecekte çalacağın da, sana helâl olsun!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam gülümsedi,[1049] Hind'i yanına çağırdı [1050] ve:

"Demek, sen Hind binti Utbe'sin hâ?!" buyurdu.

Hind:

"Evet!