Peygamberimiz Aleyhisselamın Veda Haccı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hacca Ne Zaman ve
Nasıl Çıktığı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke'ye Girişi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Duası
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kâbe'yi Tavaf Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Sa'y Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselamın İhram Hakkındaki Emri
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebtah'ta Kurulan
Çadırda Kalışı
Hz. Ali'nin Yemen'den Mekke'ye Gelişi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Arafat Hutbesi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Sözlerini Rebia'ya
Tekrarlatması
Peygamberimiz Aleyhisselamın Öğle Vaktinde Öğle
ile İkindi Namazını Birleştirerek Kıldırışı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmeti İçin Özel
Olarak Dua Edişi
İslâm Dininin Kemâle Erdiğinin ve Müslümanlar
Hakkında İlâhî Nimetin Tamamlandığının
Müjdelenişi
Yüce Allah'ın Mü'min Kullarını Meleklerine Övüşü
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hac Hakkındaki
Açıklaması
Arafat Vakfesinde Devesinden Düşüp Ölen Müslüman
İnsanı Cehennemden Uzaklaştıracak ve Cennete
Yaklaştıracak Ameller
Akşam ve Yatsı Namazlarının Yatsı Vaktinde
Birleştirilerek Kılınışı ve Müzdelife Vakfesi
Haccın Nasıl Tamamlanmış Olacağı
Kulağa, Göze, Dile Sahip Olunup Yarlıganılacak Gün
Cemrenin Anlamı, Cemrelerin Yerleri, Hac Amelleri
ve Tarihçesi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Akabe Cemresine Atışı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kurban Günündeki
Hutbesi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kurbanlarını Kesmesi,
Kestirmesi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Tıraş Oluşu
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kesilen Saçının Müslümanlar
Arasında Bölüştürülüşü
Halid b. Velid'in Başında Taşıdığı Şa'r-ı Nebevî
ile Zaferler Kazanışı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hac Hakkında Sorulan
Soruları Cevaplayışı
Peygamberimiz Aleyhisselamın İkinci ve Üçüncü Gün
Cemrelerini Atışı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Mina'daki İkinci
Hutbesi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanlara Öğüt ve
Tavsiyeleri
Hz. Âişe'nin Mazereti Yüzünden Yapamadığı Umreyi
Yapışı
Mekke'de Üç Günden Fazla Kalınamayacağı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Sa'd b. Ebi Vakkas'ı
Ziyaret ve Teselli Edişi
Sa'd b. Ebi Vakkas'ın Hastalıktan Kurtulup Uzun
Müddet Yaşaması
Peygamberimiz Aleyhisselamla Müslümanların Medine
Yolunu Tutmaları
Peygamberimiz Aleyhisselamın Zülhuleyfe'de
Konaklayışı ve Medine'ye Girerken Dua Edişi
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Medine'de bulunduğu müddetçe, bir kere hac yapmıştır.[1] Bu hac;
1. Haccetü'l-Vedâ,
2. Haccetü'l-İslâm,
3. Haccetü'l-Belağ,
4. Haccetüt-Temam.,
gibi isimlerle anılmıştır.
Abdullah
b. Ömer'e göre, Peygamberimiz Aleyhisselam bu haccında Müslümanlarla
vedalaşınca:
"Bu,
veda hacadır!" dediler. [2]
Peygamberimiz Aleyhisselam bundan sonra hac yapmamış, bu hac kendisinin
veda haccı olmuştur. [3]
Abdullah b. Abbas ise, buna Haccetü'l-vedâ demekten hoşlanın ayıp,
Haccetü'l-İslâm demeyi daha uygun görmüş; [4]
"Peygamber
Aleyhisselam, Veda Haccını 'Haccetü'l-İslâm1 ismiyle anardı"
demiştir. [5]
Peygamberimiz Aleyhisselam bu hacda Müslümanlara hac amellerini
bizzat, bilfiil gösterdiği; vakfeleri, cemreleri, tavafı öğrettiği; helâl ve
haram olan şeyleri bildirdiği için, bu hac H accetü'l-Belağ olmuştur. [6]
"...Bugün
sizin dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetlerimi tamamladım. Size din
olarak Müslümanlığı verip ondan hoşnut oldum" (Mâide: 3) mealli âyet Veda
Haccı sırasında nazil olduğu için, [7] Veda Haccına
"Haccetü't-Temam" isminin verildiği de vardır. [8]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Hicretin 10. yılında,[9] Zilkade ayında[10] hac için hazırlandı.
Kendisiyle
birlikte haccetmek üzere hazırlanmalarını Medine'deki Müslümanlara emretti. [11]
Medine
dışındaki Müslümanların da hac için hazırlanıp Medine'de toplanmalarını ilan
ettirdi.
Bunun
üzerine, Medine'ye pek çok insan geldi.
Herkes,
Peygamberimiz Aleyhisselama uymanın çaresini anyor, haccı onun yaptığı gibi
yapmak istiyordu. [12]
Binitli
veya yaya olarak gelmeye gücü yetenlerden hiç kimse geri kalmadı. [13]
Peygamberimiz
Aleyhisselamla birlikte hacca gidenlerin sayısı 114.000, hatta bundan da çoktu. [14]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Müslümanlara hep hacdan bahsetti. [15] İrad buyurduğu hutbesinde
ihramın, haccın vâcib ve sünnetlerini anlattı.[16] Öğle namazının farzını
mescidde dört rekat olarak kıldırdı. [17]
Medine'de
yerine Ebu Dücânetü's-Sâidîyi veya Siba' b. Urfutayı vekil bıraktı . [18]
İbn
Ümmi Mektum'un bırakıldığı da rivayet edilir. [19]
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu hacda kurban edilmek üzere
sürdürdüğü develerin sayısı yüzü bulmakta idi.
[20]
Buna
Hz. Ali'nin Yemen'den gelirken getirdiği zekat develeri de dahildi. [21]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine'den sürdürdüğü kurbanlık
develerin üzerine Naciye b. Cündüb'ü memur etti. [22]
Naciye'nin
yanında, yardımcı olarak, Eşlemlerden iki genç de bulunuyordu. [23]
Peygamberimiz Aleyhisselam ve ashabı, saçlarını taramış ve güzel
kokular sürünmüş, izar ve ridalarını giyinmiş oldukları halde, [24] Zilkade ayının çıkmasına
beş gece kala. [25]
Cumartesi günü[26]
Medine'den yola çıktılar. [27]
Şecere
yolunu tuttular. [28]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine'den Mekke'ye giderken Şecere
yolunu tutar ve Şecere mescidinde namaz kılardı.
Mekke'den Medine'ye dönerken de Şecere mescidinden daha aşağıda
bulunan (Medine'ye yakın olan) Muarres yoluyla girip, vadinin ortasındaki Zülhuleyfe'de
gecelemeyi, namaz kılmayı ve sabahleyin Medine'ye hareket etmeyi âdet
edinmişti.
Zülhuleyfe,
Medinelilerin ihrama girme yehdir. [29]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, oraya varınca, ikindi namazının farzını iki rekat olarak
kıldırdı. [30]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabının ve kurbanlıkların gelip
yanında toplanmaları içi[31] Zülhuleyfe'de yattı . [32]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın kadınları, hac yapmak için hevdecler içinde Zülhuleyfe'ye
geldiler.
Gönderilen kurbanlıklar ve hac için yola çıkan Müslümanlar da
gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında
toplandılar.
Hz. Osman'la Abdurrahman b. Avf da, gelip Zülhuleyfe'de
Peygamberimiz Aleyhisselama kavuştu-lar. [33]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Bana Rabbim tarafından gelen Cebrail, bu gece gelip, 'Bu
mübarek vadide namaz kıl ve umre içinde hacca niyet ettim, de!1
dedi" buyurdu. [34]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, öğle namazının farzını orada iki rekat olarak kıldırdı. [35]
Orada,
iki rekat da ihram namazı kıldı. [36]
Devesi
Kasvâ'ya bindi. [37]
Kasvâ'nın
üzerinde dört dirhem bile etmeyen eskimiş, küçük bir semer vardı. [38]
Peygamberimiz
Aleyhisselam: Allah'a hamd ü senada, [39] teşbih ve tekbirde
bulunduktan sonra: [40]
"Ey Allah'ım! Bunu bana içinde riya ve süm'a (gösteriş ve
şöhret) bulunmayan mebrur ve makbul bir hac ki I!" diyerek dua etti. [41]
İhrama
girip:
"Lebbeyk allahümme lebbeyk! Lebbeyk lâ şerike leke lebbeyk!
İnnel hamde ve'n nimete leke vel mülke lâ şerike lek" diyerek tel biyeye
başladı. [42]
"Sizden
kim hac ile umreye niyet etmek isterse, bunu yapsın!
Sizden kim yalnız hacca niyet
etmek isterse, öyle niyet etsin!
Sizden
kim de yalnız umreye niyet etmek isterse, o da umreye niyet etsin!"
buyurdu. [43]
Hz.
Âişe:
"Bizlerden kimi umre niyetiyle ihrama girdi, kimi hac ile
birlikte umre niyetiyle ihrama girdi, kimimiz de yalnız hac niyetiyle ihrama
girdi" demiştir. [44]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Cebrail, bana gelip, ashabıma, yanımda bulunanlara telbiyede
seslerini yükseltmelerini emretmemi bana emretti[45] ve 'Yâ Muhammedi
Telbiyede seslerini yükseltmelerini ashabına emret! Çünkü bu haccın
alâmetlerindendir!' dedi" buyurdu. [46]
Bir
adam, ihramımın ne gibi bir elbise giyebileceğini sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Gömlek,
sank, don, bumus, mest giymeyiniz!
Ancak
ayakkabı bulamayan kimse mest giysin, ama mestleri topuktan aşağısından kessin!
Safran
veya vers (alaçehri çiçeği) ile boyanmış hiçbir elbise giymeyiniz!"
buyurdu. [47]
Hz. Ebu Bekir'in zevcesi Esma binti Umeys, Zülhuleyfe'de Muhammed
b. Ebu Bekir'i doğurmuş, Peygamberimiz Aleyhisselama haber gönderip:
"Ben
ne yapacağım?" diye sormuştu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Yıkan
da, bir elbise ile kuşak sarın ve ihrama gir!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam Zülhuleyfe mescidinde namaz kılıp
Kasvâ'nın üzerinde Beydâ düzlüğüne çıktığı zaman, Peygamberimiz Aleyhisselamın
önünde, sağında, solunda ve arkasında göz alabildiği kadar uzaklara uzanan
binitli veya yaya insanların akıp gittiği gözüküyordu. [48]
Yolda
gelip katılanlarda, sayısızdı. [49]
Peygamberimiz Aleyhisselam Beydâ yolunu takip ederek ertesi gün
sabahleyin Melel'e, akşama doğru da Şerefü's-seyyâle'ye vardı.
Akşam ve yatsı namazlarını orada, sabah namazını da Seyyâle ile
Revhâ arasında olan ve Revhâ'ya Seyyâle'den daha yakın bulunan Irku'z-zabyâ'da,
yolun sağındaki mescidde kıldı; Revhâ'da konakladı. [50]
Musa
Aleyhisselam, Revhâ vadisine yetmiş bin kişi ile uğramıştı.
Yetmiş
peygamber gelip bu vadide namaz kılmıştı.
Peygamberimiz
Aleyhisselamın atalarından Mudar b. Nizamın kabri de buradadır.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ vadisi hakkında:
"Bu
vadi, cennet vadilerindendir! [51]
Musa
b. İmran'ı, bu vadide, kısa saçaklı aba içinde ihrama girmiş bir halde görür
gibiyimdir! [52]
Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; Meryem'in
oğlu da hac veya umre edici ya da her ikisini birleştirici olarak muhakkak
Fecc-i Revhâ'da telbiye edecektir!" buyurdu. [53]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Revhâ'da deve üzerinde bir kafileye rastlayıp onlara selam verdi
ve:
"Siz
hangi kavimdensiniz?" diye sordu.
"Müslümanız!"
dediler.
Onlar
da:
"Ya
siz kimsiniz?" diye sordular.
"Resûlullah
Aleyhisselamdır!" diye cevap verdiler. [54]
Bu cemaat arasında deve üzerinde hevdeç içinde bir kadın ve
kadının yanında da küçük bir oğlu bulunuyordu.
[55]
Kadın,
oğlunun kolunu tutup[56] hevdeçten dışarı çıkararak: [57]
"Yâ
Rasûlallah! Bunun için de hac var mıdır?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Evet!
Sana da ecir vardır!" buyurdu. [58]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ'dan hareket etti. [59] İkindi, akşam ve yatsı
namazlarını Munsaraf'ta kıldı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam Munsaraf'tan ayrılıp sabah namazını Esâye'de kıldırdı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Esâye'den hareket edip üçüncü gün Arc'da sabahladı.
Hz.
Ebu Bekir, Medine'de Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Benim
yanımda bir deve var. Azığımızı onun üzerine yükleyelim!" demişti.
Peygamberimiz
Aleyhisselam da:
"Öyle
olsun!" buyurmuş, un ve sevık azığını Hz. Ebu Bekir'in bu devesine
yükletmişti. [60]
Peygamberimiz Aleyhisselamla Hz. Ebu Bekir'in yiyecekleri,
böylece, bir devede yüklü bulunuyordu. [61]
Hz.
Ebu Bekir'in uşağı Ukbe, bu azık devesinin üzerine binmekte idi.
Dinlenmek için Esâye'de konaklandığı veUkbe'nin de deveyi
ıhdırdığı sırada, Ukbe uyuyakalmıştı. Deve, çöktüğü yerden kalkarak yularını
Ukbe'nin elinden çekip almış, vadinin içine doğru gitmişti.
Ukbe,
uyanınca, kalkıp yola devam etti. Devenin de yolda gittiğini sanıyordu.
Deveyi
arıyor, soruyor, fakat hiç kimseden bir haber alamıyor, işitemiyordu. [62]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Arc'da konakladığı ve konak yerinin
önünde oturduğu sırada, Hz. Ebu Bekir gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın bir
yanına oturdu. Hz. Âişe de öbür yanına oturdu.
Esma
Hâtûn gelip Hz. Ebu Bekir'in yanına oturdu. [63]
Böyle, Hz. Âişe'nin Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında, Esmâ'nın
da Hz. Ebu Bekir'in yanında oturduğu ve Hz. Ebu Bekir'in ise uşağı Ukbe'nin
gelmesini bekleyip durduğu bir sırada, [64] öğleye doğru, Ukbe yalnız
başına[65] devesiz çıkıp gelince, [66] Hz. Ebu Bekir ona:
"Deven
nerede?" diye sordu. [67]
Ukbe:
"Dün
gece onu[68]
kaybettim, yitirdim!" dedi. [69]
Hz.
Ebu Bekir:
"Vay
sana! Keşke o yiyecekler yalnız bana ait olsaydı, gam değildi!
Fakat onlar Resûlullah Aleyhisselam ile onun ev halkına
aitti!" diyerek hemen ayağa kalkıp[70] Ukbeyi dövmeye başladı.
Ona
hem vuruyor, hem de:
"Sen
bir tek deveyi nasıl kaybeder, yitirirsin?!" diyordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, gülümseyerek:
"Şu ihramlı kişiyi görüyor musunuz? O ne yapıyor,
bakınız!" buyurup, [71]
Ukbe'yi dövmekten Hz. Ebu Bekir'i men etti.
Azık devesinin kaybolduğunu haber alınca, Eşlemlerden Nadleler,
bir çanak içinde hays* yemeği getirip Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne
koydular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Gel
ey Ebu Bekir! Allah sana nefis ve tatlı bir yemek gönderdi!" buyurdu.
Hz.
Ebu Bekir, Ukbeye hâlâ kızıp duruyordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Hz. Ebu Bekir'e:
"Sakin
ol! Bu iş ne sana, ne de seninle birlikte bize aittir!
Uşak,
senin deveni kaybetmemeye son derecede istekliydi!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamla, Peygamberimiz Aleyhisselamın ev
halkı ve Hz. Ebu Bekir ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulunan herkes o
yemekten doyuncaya kadar yediler.
Aradan çok geçmemişti ki, halkın artçılığını, sevkediciliğini
yapan Safvan b. Muattal, azık devesini getirip Peygamberimiz Aleyhisselamın
çadırının önünde ıhdırdı ve Hz. Ebu Bekir'e:
"Bak!
Metâından birşey kaybetmiş misin?" dedi.
Hz.
Ebu Bekir vanp baktı ve:
"Su
içtiğimiz kaptan başka birşey kaybetmemişiz!" dedi.
Ukbe:
"İşte,
kap benim yanımda!" dedi.
Hz.
Ebu Bekir:
"Allah
sana emaneti eda ve teslim ettirdi!" dedi.
Yüce
Allah'ın Peygamberimiz Aleyhisselama azık devesini gönderdiği sırada, Sa'd b.
Ubâde ile oğlu Kays b. Sa'd b. Ubâde de, bir deveye yiyecek yükleyerek
Peygamberimiz Aleyhisselama teslim etmek üzere gelip çadırının kapısı önünde
durdular.
Sa'd
b. Ubâde:
"Yâ
Rasûlallah! Yiyecek devenin uşakla birlikte kaybolduğunu işittik.
İşte
bu yiyecek yüklü deve onun yerinedir!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah
bize yiyecek yüklü devemizi getirdi.
Siz
artık yiyecek yüklü devenizi geri götürünüz. Allah size onu mübarek kılsın!
Ey Ebu Sabit! Medine'ye geldiğimiz günden beri bizi ağırlamak için
yaptıkların yetmiyor mu?" buyurdu.
Sa'd
b. Ubâde:
"Yâ
Rasûlallah! Biz, İslâm nimetinden dolayı Allah'a ve Resûlüne minnettarız!
Vallahi yâ Rasûlallah! Mallarımızın içinden senin almış olduğun şeyler, bize bırakmış
olduklarından daha sevgilidir!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Ey
Ebu Sabit! Doğru söylüyorsun! Felaha ve kurtuluşa ermiş olduğunu müjdelerim!
İyi
ahlâk Yüce Allah'ın elindedir. Allah, iyi ahlâkı, kime bağışlamayı dilerse ona
bağışlar.
Allah
sana iyi ahlâkı bağışlamış bulunuyor!" buyurdu.
Sa'd
b. Ubâde:
"Hamd
olsun Allah'a ki, O bana bunu yaptı!" dedi.
Sabit
b. Kays:
"Yâ Rasûlallah! Sa'd'ın ev halkı Cahiliye çağında da ulumuz,
kuraklık ve kıtlık yıllarında da bizim yediricilerimizdendi" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"İnsanlar, birtakım madenler ve cevherlerdir. Onların
Cahiliye çağında iyileri, İslâmiyet çağında da iyilerdir" buyurdu. [72]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Lahy-i Cemel'e varınca, ihram halinde
bulunduğu halde. [73]
başındaki rahatsızlıktan dolayı[74] orada tepesinden kan
aldırdı. [75]
Peygamberimiz
Aleyhisselam Lahy-i Cemel'den hareket ederek Sukyâ'da konakladı. [76]
Peygamberimiz Aleyhisselam Sukyâ'dan hareket ederek dördüncü gün
sabahleyin Ebvâ'ya vardı. [77]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın annesi Hz. Âmine'nin kabri buradadır. [78]
Peygamberimiz Aleyhisselam Cuma günü Cuhfe'de bir müddet
konakladıktan sonra, oradan ayrılarak, Humm yakınında, yolun solunda bulunan
mescidde durup namaz kıldı. [79]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Ezrak vadisine uğradığı zaman:
"Bu
hangi vadidir?" diye sordu.
"Ezrak
vadisidir!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Musa'nın şehadet parmaklarını kulaklarına koyup yüksek sesle
telbiye ederek bu vadiden geçişini görür gibiyimdir!" buyurdu ve daha
sonra bir tepeye gelip kavuştukları zaman:
"Bu
hangi tepedir?" diye sordu.
"Herşâ
veya Lefttepesidir!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Yunus'un, yuları hurma lifinden olan kırmızı tüylü bir
devenin üzerinde, sırtında yünden bir abâ bulunduğu halde, buradan telbiye
ederek geçtiğini görür gibiyimdir!" buyurdu. [80]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Cumartesi günü Kudeyd'e vardı.
Peygamberimiz Aleyhisselam Kudeyd'den ayrılarak Müşellel'e
uğradı ve orada durup namaz kıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Pazar günü Usfan'a vardı. [81] Usfan vadisine varıp
kavuştukları zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey
Ebu Bekir! Bu, hangi vadidir?" diye sordu.
Hz.
Ebu Bekir:
"Usfan
vadisidir!" dedi.
Bunun
üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam; Hud Peygamberin, Salih Peygamberin de
bellerine abâ tutunmuş, bellerinden yukarılarını alacalı kumaşla bürümüş, genç,
kırmızı,yuları hurma lifinden, dişi deve üzerinde oldukları halde Beyt-i Atîk'i
tavaf ve ziyaret için telbiye ederek geçmiş olduklarını haber verdi. [82]
Peygamberimiz Aleyhisselam Pazartesi günü Merru'z-zahran'a uğradı
va akşama kadar oradan ayrılmadı . [83]
Peygamberimiz Aleyhisselam, uğradığı yerlerde Müslümanlara imam
olup namaz kıldırmış ve namaz kıldırdığı yerlere de mescidleryapılmıştır.
Peygamberimiz
Aleyhisselam Merru'z-zahran'dan ayrılıp Şerife geldiği zaman güneş battı. [84]
Şerife
geldikleri sırada, Hz.Âişe kadınlık hali görüp ağlamaya başladı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, ona:
"Seni
ağlatan nedir?" diye sordu.
Hz.
Âişe:
"Vallahi
bu yıl hacca çıkmamış olmamı ne kadar isterdim!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sana
ne oldu? Sen galiba hayzını gördün?" buyurdu.
Hz.
Âişe:
"Evet!"
dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Bu,
Allah'ın, Âdem'in kızlarına yazdığı birşeydir.
Sen
hacıların yaptığını yap! Yalnız, temizlenmedikçe Beytullah'ı tavaf etme!"
buyurdu. [85]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Seniyyeteyn arasına (iki yokuş arasındaki yola) gelip kavuştu. [86]
Peygamberimiz
Aleyhisselam geceyi orada, Zi Tuvâ
vadisinde geçirdi. [87]
Sabah namazını orada[88] sarp bir tepe üzerinde, [89] bir semüre ağacının
altında[90] kıldı.[91] Peygamberimiz
Aleyhisselamın namaz kıldığı yer, T\ Tuvâ
mescidinin
yapıldığı yer olmayıp bundan biraz aşağıdaki sarp tepe
üzerindedir.[92]
Peygamberimiz
Aleyhisselam sabahleyin guslettikten sonra devesi Kasvâ'ya binip,[93] gündüz[94] kaba kuşluk vaktinde, [95] Hacun üzerindeki, [96] Mekke'nin yukan tarafına
düşen Kedâ'dan, yokuştan Mekke'ye girdi. [97]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Kabe'nin Benî Şeybe kapısına kadar
ilerledi. Beytullah'ı gorünce[98] ellerini kaldırdı ve:
"Ey
Allah'ım! Bu Beytinin şerefini, ululuğunu, heybetini, [99] geçerliliğini, sürümünü[100] arttır. [101] Ona hac ve umre ile
tazimde bulunanların da şereflerini, heybetlerini, tazimlerini ve iyiliklerini
arttı r!" [102]
diyerek dua etti. [103]
Devesini
Beytullah'ın kapısında indirdi. [104]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, ridasının bir ucunu sağ koltuğunun altından alıp sol om uzunun
üzerine atmış ve sağ kolunu açmış olduğu halde[105] Mescid-i Haram'a girip
doğruca Hacerü'l-Esved rüknüne vardı[106] ve onu istilâm etti.
İstilâm
ederken, Peygamberimiz Aleyhisselamın gözleri yaşla doldu. Hacerü'l-Esved'i
öptü, ellerini onun üzerine koyduktan sonra yüzüne sürdü. [107]
"Bismillahi
vallahu ekber! İmanen billahi ve tasdikan bimâ câe bihî Muhammedün sallallahu
aleyhi ve sellem." [108]
Veya:
"Allahumme
imanen Rabbike ve tasdikan bi kitâbike ve sünneti nebiyyike sallallahu aleyhi
ve sell-em" diyerek[109] Hacerü'l-Esved
köşesinden tavafa başladı.
Tavafın
ilk üç devresinde adımlarını kısaltıp omuzlarını silkeleyerek hızlı ve çalımlı
yürüdü. [110]
Yemen
ve Hacerü'l-Esved köşesine geldikçe[111], "Rabbena âtina fid
dünya haseneten ve fil âhireti haseneten ve kına azâbennar" (Bakara: 201)
âyetini okumakta idi. [112]
Peygamberimiz
Aleyhisselam tavafın bu bölümünü tamamlayınca[113] Hacerü'l-Esved'i öptü,
ellerini onun üzerine koyduktan sonra yüzüne sürdü. [114]
Halkın
arasından güçlükle geçip Makam-ı İbrahim'e* erişti. [115]
Makam-ı
İbrahim'in arkasında, [116]
Makam'ı kendisiyle Beytullah arasına alarak[117] iki rekat namaz kıldı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam bu namazda İhlas süresiyle Kâfirûn sûresini okudu. [118]
Bundan
sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam sesini halka işittirecek derecede
yükselterek: [119]
"İbrahim'in
makamını namazgah edininiz!" (Bakara: 158) mealli âyeti okudu. [120]
Sonra,
dönüp Hacerü'l-Esved'i istilâm etti. [121] ve Hz. Ömer'e:
"Ey
Ömer! Sen güçlü bir adamsın! [122] Hacerü'l-Esved'e erişmek
için, [123]
omuz vurma! [124]
İnsanları, [125]
zayıflan [126] sıkışt]rma! [127]
Ne rahatsız edil, [128] ne de rahatsız et![129] Olmazsa, uzaktan el
sürüp öpme işareti yap, kelime-i tevhid oku, tekbir getir, [130] geç!" buyurdu. [131]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Abdurrahman b. Avf'a da:
"Ey
Ebu Muhammed[132]
Hacerü'l-Esved rüknüne nasıl istilâm yaptın?" diye sordu. [133]
Abdurrahman
b. Avf:
"Her
defasında[134]
istilâm yaptım, bıraküm" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"İsabet
etmişsin!" buyurdu. [135]
Peygamberimiz Aleyhisselaım, bundan sonra Kabe'nin Benî Manzum
kapısından[136]
çıkıp Safa tepeciğine gitti. [137]
Oraya
yaklaşınca:
"Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın şeâirinden (Allah'a
ibadete vesile olan nişanelerinden)dir" (Bakara: 158) mealli âyeti okudu
ve:
"Allah'ın
başladığından başlıyorum!" buyurdu.
Sa'ye
Safa'dan başlamak üzere, Safa'nın üzerine çıktı.
Beytullah'ı
görünce, [138]
kıbleye yöneldi. [139]
Beytullah'a bakarak[140] Allah'ı tevhid ve tekbir
etti.
Üç
kere (Vâkidîye göre yedi kere):
"Bir olan Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur! O'nun eşi,
ortağı yoktur! Mülk O'nundur! Hamd O'na mahsustur! [141] Diriltir, öldürür! [142] O herşeye kâdirdir! [143] Allah'tan başka hiçbir
ilah yoktur! [144]
Allah va'dini yerine getirdi: Kuluna yardım etti. Toplanmış olan
bütün kabileleri yalnız başına bozguna uğrattı" buyurdu. [145]
Peygamberimiz Aleyhisselam tekrar, Allah'ı tekbir ve O'na hamd
ettikten sonra Allah'ın dilediği kadar[146] dua etti.
Duada söylediklerini de üç kere tekrarladı. Sonra, Safa
tepeciğinden Merve tepeciğine doğru yürüyerek indi. [147]
Peygamberimiz Aleyhisselam o kadar hızlı sa'y ediyordu ki, sayinin
hızından izarının açılıp dizlerinin
göründüğü oluyordu. [148]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu hızlanışı sa'y vadisinin ortasına
gelince yapıyor, ortayı geçince tabiî yürüyüşüne devam ediyordu. [149]
Müslümanlara
da:
"Ey
insaniar! [150]
Şüphe yok ki, Yüce Allah sa'yi size vacib kıldı. Sa'y ediniz!"
buyuruyordu.[151]
Peygamberimiz Aleyhisselamın say vadisi içinde "Rabbiğfir
verham ve entel eazzü'l-ekrem!=Yâ Rab! Beni yarlığa ve bana rahmet et! En aziz,
en kerim Sensin!" diyerek dua ettiği de rivayet edilir. [152]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Merve tepeciğine ulaşıp çıktığı zaman,
Safa tepeciğinde yaptıklarını Merve tepeciğinde de aynen yaptı. [153]
Peygamberimiz Aleyhisselamın hem Beytullah'ı tavafını, hem Safa
ile Merve arasındaki sa'yini, etrafına üşüşen halk kendisini görsünler de
bilmediklerini sorsunlar diye yüksekte bulunmak için, hayvanının üzerinde
olduğu halde yaptığı da rivayet edilir. [154]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın Veda Haccında üç tavafı olup, kudüm tavafı olan ilkini yaya
olarak yaptı. İkincisi, kurban günü yaptığı, farz olan tavaftır. Üçüncüsü de
veda tavafıdır. Sanıldığına göre; biniti
i olarak yaptığı tavaf ikinci veya üçüncü tavafıdır, ya da her ikisidir. [155] Saye gelince; bunu da
Peygamberimiz Aleyhisselam önce yürüyerek yapmış, sonra da binitli olarak
tamamlamıştır. [156]
Peygamberimiz
Aleyhisselam Safa'dan Merve'yeyedi gidiş-gelişle şayi Merve'de tamamladı. [157]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Kimin
yanında kurbanı varsa, o ihram üzere kalsın! [158]
Sizden
hanginizin yanında kurbanı yoksa, hemen ihramdan çıksın ve haccını umreye çevirsin!" buyurdu.
Bunun
üzerine Sürâka b. Malik ayağa kalkarak:
"Yâ
Rasûlallah! Bu iş bizim bu yılımıza mı
mahsustur, yoksa temelli sürüp gidecek midir?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, parmaklarını birbirine kenetleyerek, iki üç kere:
"Umre
hacca dahil olmuştur! Kıyamete kadar temelli sürüp gidecektir!" buyurdu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, yanında kurban getirmiş olduğu için, ihramdan çıkmadı. [159]
Ebtah'ta Peygamberimiz Aleyhisselam için kırmızı deriden çadır
kuruldu. [160]
Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke'de bulunduğu müddetçe orada kaldı; oraya geldi
gitti. [161]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın amcası Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani H atun:
"Yâ
Rasûlallan! Mekke evleri içinde konaklasan olmaz mı?" demişti.
Peygamberimiz
Aleyhisselam kabul etmedi. Medine'ye dönünceye kadar Ebtah'a gelip gitti.
Ne
bir eve indi, ne de bir evin çatısı altında gölgelendi. [162]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Pazar, Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri Ebtah'ta oturdu. [163]
Ashabdan
Ebu Cuhayfe, Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebtah'ta, öğle güneşinin sıcağından,
abdest almaya çıktığını; ve Bilal-i Habeşî'nin abdest suyunu dökerken
Müslümanların üşüşüp dökülen abdest suyunu kapışarak yüzlerine gözlerine
sürmeye başladıklarını gördüğünü; kendisinin de abdest suyundan biraz alıp
yüzüne sürdüğü zaman onu kardan daha soğuk ve miskten daha güzel kokulu bulduğunu;
Bilal-i Habeşî tarafından ezan okunduktan sonra kıble tarafına bir baston
dikildiğini ve Peygamberimiz Aleyhisselamın ona doğru yönelerek öğle namazının
farzını iki rekat kıldırdığını, ikindi namazının farzını da yine onun gibi iki
rekat kıldırmış olduğunu bildirir. [164]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, daha önce, Hz. Ali'yi Yemen'e göndermişti. [165] Hz. Ali, Yemen'den,
Peygamberimiz Aleyhisselama ait zekat develeriyle Mekke'ye geldi.
Hz.
Fâtıma'yı, ihramdan çıkanlar arasında buldu.
Hz.
Fâtıma boyalı elbise giymiş ve gözlerine de sürme çekmişti.
Hz.
Ali onun bu yaptığını beğenmediyse de, Hz. Fâtıma:
"Bunu
bana babam emretü!" dedi.
Hz.
Ali, Hz. Fâtımayı bu yaptığından dolayı azariamakve onun Peygamberimiz
Aleyhisselam adına söylediklerini sormak üzere Peygamberimiz Aleyhisselamın
yanına gitti.
Hz.
Fâtıma'nın yaptıklarını haberverince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru
söylemiş! Sen hacca niyetlenirken ne demiştin?" diye sordu.
Hz.
Ali:
'Ey
Allah'ım! Resûlün neye niyetlendiyse, ben de ona niyetlendim!' dedim"
dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Benim
yanımda kurbanım var. Sen de ihramdan çıkma!" buyurdu. [166]
Peygamberimiz
Aleyhisselam terviye gününden* bir gün önce, öğle namazından sonra, [167] Hacerü'l-Esved rüknü ile
Makam-ı İbrahim arasında dikilerek irad ettiği hutbesinde:
"Sizden,
öğle namazını Mina'da kılmaya gücü yetebilen, öyle yapsın!" buyurdu. [168]
Peygamberimiz
Aleyhisselam Kabe'ye alacalı Yemen kumaşından örtü örttürdü. [169]
Peygamberimiz
Aleyhisselam Mekke'de dört gün; Pazar, Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri
kaldı. Beşinci Perşembe[170] ten/iye günü,
Beytullah'ı yedi kere tavaf ettikten sonra, güneşin batıya eğildiği sırada
hayvanına bindi. [171]
Mina'da,
Dârü'l-İmâme'nin bulunduğu yere indi. [172]
Hz.
Âişe:
"Yâ
Rasûlallah! Mina'da senin için bir gölgelik yapalım mı?" diye sordu. [173]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Hayır! [174] Mina, önce gelenin deve
çöktürme yeridir!" buyurdu. [175]
Hz.
Âişe'nin isteğini kabul etmedi. [176]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını Mina'da ki İdi. [177] Geceyi, [178] Cuma gecesini[179] Mina'da geçirdi. [180] Sabah namazını da
Mina'da kıldı. Güneş doğuncaya kadar bekledi.
Nemire'de*
kendisine bir çadır kurulmasını emretti. [181]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, güneş doğduğu zaman[182] hayvanına bindi. [183]
Zilhicce'nin
dokuzunca Cuma günü sabahleyin umumî yolun sağındaki [184] Dabb** yolunu tutup[185] Arafat'a*** doğru
hareket etti. [186]
Mina'dan
Arafat'a giderken ashabın kimi telbiye ediyor, kimisi de tekbir getiriyordu. [187]
Kureyşîler
kendilerinin Cahiliye çağında yaptıkları gibi Peygamberimiz Aleyhisselamın da
Müzdelife'deki Meş'ar-i Haram'da duracağından şüphe etmiyorlar; [188] Müzdelifeyi geçmez,
orada vakfe yapar sanıyorlardı. [189]
Nevfel
b. Muaviyetü'd-Di'lî, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanıbaşında gidiyordu.
"Yâ
Rasûlallah! Kavmin Cem'de (Müzdelife'de) vakfe yapacaksın sanıyor?" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Ben,
peygamberlikten önce de, onlara aykırı olarak Arafat'ta vakfe
yapmışımdır!" buyurdu. [190]
Müzdelife'yi
geçip gitti. [191]
Peygamberimiz
Aleyhisselam Nemire'de çadırının kurulduğunu gördü ve oraya indi. [192]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Mina'dan Arafat'a varıncaya kadar tel biyeyi kesmedi. [193]
Cahiliye devri insanlarının ayları geriletmeleri yüzünden, Hz. Ebu
Bekir, dokuzuncu yıl haccını Müslümanlara Zilkade ayında yaptırmıştı.
Peygamberimiz
Aleyhisselamın onuncu yıl haccı ise, Zilhicceye rastlamış bulunuyordu. [194]
Hicretin
9. yılında, 9 Zilhicce arefe günü de Cuma gününe rastlamıştı . [195]
Güneş
batıya doğru eğilince Peygamberimiz Aleyhisselam devesi Kasvâ'nın
hazırlanmasını emretti ve Kasvâ'ya hemen semer vuruldu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Kasvâya binip Ürene vadisine vardı. [196]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Hamd
Allah'a mahsustur. O'na hamd eder, O'ndan yarlıganmak diler ve O'na tevbe
ederiz.
Nefislerimizin
şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allah'a sığınırız.
Allah'ın
doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur.
Şehadet
ederiz ki; Allahtan başka hiçbir ilah yoktur!
O
birdir, O'nun eşi ortağı yoktur.
Ve
yine şehadet ederiz ki; Muhammed O'nun kulu ve resûlüdür.
Ey
Allah'ın kullan! Ben size Allahtan sakınmanızı tavsiye ve O'na itaate teşvik
ederim.
Size
hayır olan şeyden söz açmak ister ve bundan sonra derim ki"[197] buyurup, iki dizinin üzerine gelerek: [198]
"Ey
insaniar! [199]
Sözlerimi[200]
iyi dinleyiniz! [201]
Vallahi[202] bilmiyorum! Belki de şu
durduğum yerde, bu yılımdan [VâkıdPye göre; bu günümden] sonra sizinle bir daha
buluşamayacağım! [203]
Dikkat
ediniz! Belki, bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz!
Dikkat
ediniz! Belki, bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz!
Dikkat
ediniz! Belki, bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz! [204]
Sözleri
iyice dinleyip ezberleyen kişiye Allah rahmet etsin!
Belki,
anlamayan, anlayana iletip anlatır.
Anlayan
da, belki kendisinden daha iyi anlayışlı olana iletir!" buyurdu.
O
sırada Şenûe kabilesi adamlarına benzeyen uzun bir adam kalkarak:
"Ey
Allah'ın Peygamberi! O halde bizler ne yapalım?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Rabbinize
kulluk ediniz!
Beş
vakit namazınızı kılınız!
Ramazan
ayında orucunuzu tutunuz!
Beytullah'ı
haccediniz!
Zekatınızı,
gönlünüzden koparak, gönül hoşluğuyla veriniz!
Yüce
Rabbinizin Cennetine girersiniz!" dedi ve: [205]
"İşitiyor
musunuz?" buyurdu.
Başka
bir cemaatten bir adam:
"Ne
diyorsun?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Rabbinize
ibadet ediniz!
Beş
vakit namazınızı kılınız!
Orucunuzu
tutunuz!
Mallarınızın
zekatını veriniz!
Âmirinize
itaat ediniz! Cennete girersiniz!" buyurdu. [206]
Peygamberimiz
Aleyhisselam hitabesine en yüksek sesiyle devam ederek:
Ey
insanlar! Bu, hangi gündür?" diye sordu.
"Allah
ve Allah'ın Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Bu
ayınız, hangi aydır?" diye sordu.
"Allah
ve Allah'ın Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Bu
beldeniz, hangi beldedir?" diye sordu.
"Allah
ve Allah'ın Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Gününüz,
haram ve dokunulmaz bir gündür!
Ayınız,
haram ve dokunulmaz bir aydır!
Beldeniz,
haram ve dokunulmaz bir beldedir! [207]
Ey
insaniar! [208]
İşte,
kanlarınız ve mallarınız da, Yüce Rabbinize kavuşuncaya [Ahmed b. Hanbel'e
göre; kavuşacağınız güne] kadar-bu gününüzde, bu ayınızda, bu beldenizde
olduğu gibi-birbirinize haram ve dokunulmazdır! [209]
Haberiniz
olsun ki; ben, önceden gidip Havuz başında sizi bekleyeceğim!
Başka
ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla övüneceğim!
Sakın,
çok günah işleyip yüzümü kara çıkarmayınız! [210]
Benden
gömnüş, benden işitmiş, benden sormuş olduğunuz şeylerde bana isnad ederek
yalan uyduran kimse, Cehennemdeki yerine hazırlansın! [211]
Haberiniz
olsun ki; ben birtakım[212] erkek kadın[213] insanlan[214] kurtaracağım!
Kurtarmak
isteyeceğim diğer birtakım kimselere gelince; [215] onlar hakkında bana
galebe çalınacaktı[216]
'Yâ
Rabbi! Bunlar da benim sahabilerimdir!' diyeceğim. [217]
Yüce
Allah ise:
'Senden
sonra onların neler yaptığını sen bilmezsin!' buyuracaktır" buyurdu. [218]
Mekke
valisi Attâb b. Esîd, Amr b. Hâriceyi bir işi için Peygamberimiz Aleyhisselama
göndermişti.
Amr b. Hârice, Arafat'ta yetişip Peygamberimiz Aleyhisselamın
devesinin çenesinin altına durmuştu.
Kasvâ'nın
ağzından süzülen köpükler, Amr b. Hârice'nin başına dökülüyordu. [219] Kendisi çok gür sesli
olup[220] Peygamberimiz
Aleyhisselamın sözlerini seslenerek halka duyaracak olan Rebia b. Ümeyye b.
Halef de, [221]
devenin boyun kökünün altında dikiliyordu. [222]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Rebia b. Ümeyye'ye:
"Resûlullah
Aleyhisselam, size:
'Ey
insanlar! Bu hangi aydır?' diye soruyor, de!" buyuruyordu.
Rebia
b. Ümeyye, seslenerek onlara bunu ulaştırıyor, duyuruyordu.
Onlar
da:
"Haram
olan aydır!" diyorlardı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Söyle
onlara:
'Allah kanlarınızı, mallarınızı-Rabbinize kavuşuncaya kadar-bu
ayınız gibi size haram ve dokunulmaz kılınıştı r! [223]
Sizler
muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız!
Bütün amellerinizden, işlediklerinizden sorguya
çekileceksiniz!" buyuruyor; [224] "Tebliğ ettim
mi?" diye sorduktan sonra, elini semaya kaldırıp: [225]
"Ey
Allah'ım! [226]
Bunlara tebliğde bulunduğuma[227] şahit ol! [228]
Ey
Allah'ım! Bunlara tebliğde bulunduğuma şahit ol! [229]
Kimin
yanında emanet varsa, onu hemen sahibine teslim etsin! [230]
İyi
biliniz ki; üç şey mü'min ve Müslümanın kalblerine kin ve kıskançlık sokmaz:
1. Allah'a
ihlaslı olarak amel etmek,
2. Emir
sahiplerine nasihatta bulunmak,
3. Müslüman
cemaatine-ki onlar dua ederlerse duaları müstecabdırve arkadakilerine de
şamildir- tâbi olmak. [231]
İyi
biliniz ki; Cahiliye devrine ait herşey ayaklarımın altına konulmuş, hükümsüz
sayılmışür. [232]
Bu
cümleden olarak Cahiliye devrinin bütün kan davaları kaldırılmış, hükümsüz
sayılmıştır.
Kaldırdığım, hükümsüz saydığım ilk kan davası da bize ait kan
davalarından İbn Rebia b. Haris b. Abdulmuttalib'in kan davasıdır.
Kaldırdığım, hükümsüz saydığım ilk ribâ (faiz) bizim, yani amcam
Abbas b. Abdulmuttalib'in ribâ alacağıdır.
Onun
tümü kaldırılmış, hükümsüz sayılmıştır. [233]
Fakat,
anaparalarınız size aitir, sizin hakkınızdır.
Ne bundan fazlasını isteyip borçlulara zulmediniz, ne de
hakkınızdan aşağı alıp mazlum durumuna düşünüz!
Yüce
Allah 'Ribâ yoktur!' diye hükmetmiştir. [234]
İmdi
ey insanlar! Şeytan, muhakkak ki, şu toprağınızda kendisine tapılmaktan temelli
olarak umudunu kesmiştir. Fakat, siz bunun dışındaki, ufak-tefek işi erinizde
ona uyacak olursanız, bu onu hoşlandı racakür!
Dininiz
üzerinde ondan sakınınız!
Ey
insanlar! O nesî denilen ay geriletme işi, ancak küfürde bir artma sebebidir
ki, onunla kâfirler şaşırtılır.
Onlar bunu bir yıl helâl, bir yıl da haram sayarlar ki, Allah'ın
haram kıldığına sayıca uydursunlar da, Allah'ın haram ettiğini helâl kılsınlar.
[Tevbe: 32]
Allah
katında ayların sayısı onikidir.
Onlardan
dördü haram aylardır ki, üçü birbiri ardınca gelir Zilkade, Zilhicce, Muharrem.
Bir
de, ikinci Cumâd ile Şaban arasındaki, Mudar'ın ayı Receptir. [235]
Ey insanlar! [236]
Kadınlar hakkında Allah'tan korkunuz! [237] Çünkü siz onları ancak
Allah'ın emaneti olarak aldınız.
Ve
kendileriyle evlenmeyi de Allah'ın kelimesi, emir ve müsaadesiyle helâl ediniz. [238]
Ey insanlar! Şüphe yok ki, sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız
vardır! Onların da sizin üzerinizde hakları
vardır! [239]
Sizin onlar üzerindeki hakkınız, döşeğinize sizden başka hiç
kimseye[240]
ayak bastırmamaları , [241]
arayı açacak fuhuş irtikap etmem eleri , [242] istemediğiniz kimseyi
evlerinize sokmamalarıdir. [243]
Eğer onlar bunun aksini yaparlarsa, [244] Allah sizin onları
yatakta yalnız bırakmanıza izin ver-miştir. [245]
Kendilerini,
fazla incitmeyecek derecede, dövebilirsiniz de. [246]
Eğer uysallık ederler, [247] size boyun eğerierse[248] onların üzerinizdeki
hakkı, mâruf veçhile, yani memleket âdet ve geleneğine göre kendilerinin bütün
yiyecek
ve giyeceklerini sağlam aktı r. [249]
Kadınlar hakkında hayırlı olmanızı
tavsiye ederim. Çünkü onlar yanınızda[250] zayıftırlar. [251] Emanettirler. [252] Kendileri için birşeye
malik değildirler. [253]
Ey
insanlar! Size tebliğ etmiş olduğum sözlerimi aklınızda iyice tutunuz! [254]
Ben
size öyle birşey bıraktım ki, ona sımsıkı sarılırsanız, hiçbir zaman doğru
yoldan sapmazsınız.
O,
Allah'ın Kitabıdır. [255]
Allah'ın Peygamberinin sünnetidir. [256] Ev halkımdır. [257]
Ey
insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz ve aklınızda iyice tutunuz!
Müslüman
Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler!
Kişiye,
kardeşinin malı, kendisi onu gönlünden koparak vermiş olmadıkça, helâl olmaz!
Kendinize
zulüm ve yazık etmeyiniz!" buyurdu.
Sonra
da:
"Allah
aşkına! Tebliğ ettim mi?" diye sordu.
Müslümanlar
"Allah
için, evet! Tebliğ ettin!" dediler. [258]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah'ım!
Şahit ol!" diyerek Allah'ı şahit tuttu , [259] sonra da sözlerine şöyle
devam etti:
"Sakın,
benden sonra kâfircesine Cahiliyet haline dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu
vurmayınız!
Ey
insanlar! Rabbiniz bir, babanız birdir! Hepiniz Âdem'in soyundansınız. Âdem de
topraktandır (topraktan yarat İm ıştır). [260]
Allah katında sizin en şerefliniz, en muttaki olanınız, Allah'ın
emirlerini en çok yerine getireniniz, yasaklarından da en çok sakınanınızdır!
Arabın
Arap olmayana üstünlüğü ancak takva iledir" buyurdu ve:
"Tebliğ
ettim mi?" diye sordu.
"Evet!
Tebliğ ettin!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sizden,
burada bulunanlar, bunları bulunmayanlara da tebliğ edip ulaştırsınlar! [261]
Ey
insanlar! Şüphe yok ki, Allah her hak sahibine hakkını vermiştir.
Vâris
için, vasiyete gerek yoktur.
Çocuk,
kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir.
Zânî
için, mahrumluk vardır.
Kendisini babasından başkasına isnad eden kişi veya efendisinden
başkasına nisbet eden köle, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine
uğrasın!
Allah
öylelerinin ne tevbe ve nafilesini, ne de fidye ve farizasını kabul eder! [262]
Kölelerinize karşı iyi davranınız! Kölelerinize iyi bakınız!
Onlara kendi yediklerinizden yediriniz, kendi giydiklerinizden de giydiriniz!
Onlar
bir suç işlerler de kendilerini
bağışlamak istemezseniz, satınız!
Fakat,
onlara azap ve işkence yapmayınız! [263]
Ey insanlar! Size âzası kesik bir köle de âmir tayin edilecek
olsa-sizi Allah'ın Kitabıyla idare ettiği zaman-onu dinleyiniz ve kendisine
itaat ediniz!" buyurdu. [264]
"Size,
ben sorulacağım.
Benim
hakkımda ne söyleyeceksiniz bakayım?" diye sordu.
Müslümanlar
"'Allah tarafından getirdiklerini bize tebliğ ettin!
Peygamberlik vazifeni yerine getirdin! Bizi öğütiedin!' diyerek şehadette bulunacağız!"
dediler.
Bunun
üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, şehadet parmağını semaya kaldırıp halka
işaret ederek:
"Allah'ım!
Şahit ol!
Allah'ım!
Şahit ol!
Allah'ım!
Şahit ol! [265]
Vesselâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh=Allah'ın selam,
rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!" buyurarak hutbesini sona erdirdi. [266]
Peygamberimiz
Aleyhisselam hutbesini sona erdirdiği sırada, Bilal-i Habeşî öğle ezanını
okumaya başladı . [267]
Peygamberimiz
Aleyhisselam susup ezanı dinledi, ezan bitince devesini indirdi. [268]
Bilal-i
Habeşî kâmet getirdi. [269]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, önce öğle namazının farzını; arkasından da kamet getirilip ikindi
namazının farzını kıldırdı. [270]
Bir
ezan, iki kametle iki vaktin namazını birleştirdi. [271] İkisinin arasında başka
namaz kılmadı.[272]
Peygamberimiz Aleyhisselam, namazdan sonra devesi Kasvâ'ya binip
Cebelü'r-Rahme'nin dibindeki vakfe yerine vardı.
Kasvâ'nın göğsünü kayalara doğru çevirdi. Kayaların toplu
bulunduğu yeri önüne aldı ve kıbleye döndü.
Güneş
batıp sarılığı azıcık gidinceye kadar vakfe yaptı . [273]
Müslümanlara
da, Arafat vakfesini yapmalarını eliyle işaret buyurdu. [274]
Arafat'ta,
uzakça yerlerde bulunanlara da haber göndererek:
"Meşâirinizin
(Allah'a ibadete vesile olan ibadet yerlerinizin) üzerinde durunuz!
Çünkü,
siz babanız İbrahim'in mirasından bir miras üzere bulunuyorsunuz [275] İşte burası, Araf attır
ve vakfe yeridir. [276]
Arafat'ın her tarafı vakfe yeridir.[277] Lebbeyk! Allahümme
Lebbeyk..." diyerek telbiye etti ve:
"Hayır
ancak ahiret hayrıdır!" buyurdu. [278]
Peygamberimiz Aleyhisselam ellerini memelerinin üzerine-omuzları
hizasından biraz aşağıya kadar-kaldirdı. Avuçlarının sırtını yere doğru
çevirdi. [279]
Kasvâ,
başını eğince, yuları düştü.
Peygamberimiz Aleyhisselam, devesinin yularını bir eliyle tutup
diğer elini kaldırarak[280] dualarının efdal ve
üstünü; en çok yaptığı ve kendisinden önceki peygamberlerin de duası olan şu
dua ile[281]
dua etmeye başladı:
"Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur! O Birdir, O'nun eşi
ortağı yoktur. MülkO'nundur! Hamd O'na mahsustur! Hayır yalnız O'nun
elindedir. O diriltir, öldürür. O herşeye kâdirdir. [282] Allah şu gerçeğe şehadet
eyledi ki; Allah'tan başka hiçbir ilah yok, ancak O vardır! Bütün meleklerle
ilim uluları da, adi ve hakkaniyetle durarak şahittir ki; Allah'tan başka
hiçbir ilah yok, ancak A^îz ve Hakîm olan O vardır. [Âl-i İmran: 18]
Ben
de bu gerçeğe şahit olanlardanım yâ Rab! [283]
Ey
Allah'ım! Senin buyurduğun gibi, bizim söylediğimizden daha üstün olarak Sana
hamd olsun!
Ey
Allah'ım! Benim namazım, ibadetim, diriliğim, ölümüm Senin içindir!
Dönüşüm Sanadır!
Mirasım
da, ey Rabbim, Sana aittir!
Ey
Allah'ım! Kabirazabından, kalbin vesvesesinden, işlerin dağınıklığından Sana
sığınırım!
Ey
Allah'ım! Rüzgârların getirdiği âfetin şerrinden Sana sığınınm! [284]
Ey
Allah'ım! Gözümde bir nur, kulağımda bir nur, kalbimde bir nur yarat!
Ey
Allah'ım! Göğsüme genişlik ver! İşimi
kolaylaştır!
Ey Allah'ım! Göğüslere vesvese veren şeytandan, işlerin
karışıklığından, kabir fitnesinin şerrinden, gecenin getirdiği şeylerin
şerrinden, gündüzün getirdiği şeylerin şerrinden, korkunç rüzgârların getirdiği
âfetlerin şerrinden, zamanın nöbet nöbet gelen mihnet ve belâlarının şerrinden
Sana sığınırım! [285]
Ey Allah'ım! Sağlığın hastalığa çevrilmesinden, birdenbire gelip
çatacak azabından ve bütün gazabından Sana sığınırım!
Ey
Allah'ım! Beni doğru yoluna ulaştır! Geçmişimi, geleceğimi bağışla!
Ey başvurulacakların en hayırlısı! Kendisinden istenilenlerin en
keremlisi, en vergilisi, ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah!
Yarattıklarına
ve Beytinin hacılarına verdiklerinin en üstününü şu akşam üzeri bana ver!
Ey
dereceleri yükselten, bereketleri indiren, ey gökleri ve yeri yaratan Allah!
Sesler
türlü türlü dillerle gürüldeyip Sana doğru yükseliyor, Senden dileklerde
bulunuyor!
Benim
dileğim de; dünya halkının beni unuttuğu imtihan yurdunda Senin beni
anmaklığındır! [286]
Ey
Allah'ım! Sen sözümü işitiyor, bulunduğum yerimi görüyor, gizli-açık neyim
varsa biliyorsun!
İşlerimden
hiçbiri Sana gizli değildir!
Ben
çaresizim, yoksulum. Senden yardım ve eman diliyorum!
Korkuyorum,
kusurlarımı itiraf ediyorum!
Bir
çaresiz Senden nasıl isterse, ben de öyle istiyorum!
Zelil
bir günahkâr Sana nasıl yalvarırsa, ben de öyle yalvarıyorum!
Senin yüce huzurunda boynunu bükmüş, Senin için gözlerinden yaşlar
boşanan, Senin uğrunda bütün varlığını zelil eden, Senin için bumunu topraklara
sürten bir kulun Sana nasıl dua ederse, ben de öyle dua ediyorum!
Ey
Rabbim! Duamı kabul buyurmaktan beni mahrum kılma!
Bana
Rauf ve Rahîm ol ey istenilenlerin ey hayırlısı ve verenlerin en keremlisi! [287]
İlâhî!
Sana karşı kim kendisini övebilir?
İlâhî! Dilim mâsiyetlerie tutulmuş. Benim Sana vesile kılacakne
işe yarar bir amelim, ne de emelden başka bir şefaatçim var!
İlâhî! Biliyorum ki; kusurlarım yüzünden ne huzurunda mevkiim, ne
de Senden özür dilemeye yüzüm kalmıştır!
Fakat
Sen keremlilerin en keremi isisin!
İlâhî! Ben merhametine yetişmeye ehliyetli değilsem, merhametin
Bana yetişebilir! Çünkü Senin rahmetin herşeyi kuşatacak derecelerde geniştir!
Ben de o kuşatılacak şeylerdenim!
İlâhî!
Benim kusurum ne kadar büyük de olsa, Senin affının yanında küçük kalır!
Sen
onları Bana bağışlayıver ey kerem sahibi Allah!
İlâhî!
Sen kerem sahibi Allah'sın! Ben ise âciz bir kulum!
Ben
günah işler durursam, Sen de bağışlar
durursun!
İlâhî! Sen ancak Sana itaatli olanlara rahmet ve merhamet
edeceksen, günahkârlar kime sığınacaklar?
İlâhî!
Ben bile bile tâatinden uzaklaştım! Sana karşı günah sayılacak yana yöneldim!
Senin
şanın, her türlü eksik ve noksan sıfatlardan uzaktır!
Benim
üzerimde Senin delilin, af ve keremin büyüktür!
Bana
karşı Senin delilin sabittir! Benim ise Sana karşı hiçbir delilim yoktur!
Ben
Sana her an muhtacım! Senin ise Bana hiçbir ihtiyacın yoktur!
Sen
ancak yaratanım olarak beni bağışlarsın!
Ey
duacıların dualarını kabul edenlerin en hayırlısı ve ey ümit bağlananların en
üstünü!
İslâmiyet ve Muhammed Aleyhisselam üzerindeki himayen hürmetine
Sana yöneliyorum: Benim bütün suçlarımı bağışla!
Benim şu durduğum yerden, bütün hacetlerimi yerine getirmiş,
dileklerimi ihsan buyurmuş, temennilerimi gerçekleştirmiş olarak döndür!
İlâhî!
Bana öğrettiğin dua ile Sana dua ediyorum!
Bana
öğretip verdiğin ümitten beni mahrum etme!
İlâhî!
Karşında huşu ve huzû ile eğilen, kusurlarını itiraf ederek Sana sığınan,
gözyaşları akıtarak tevbe eden, haksız davranışlarının bağışlanması ve
affedilmesi için yalvaran, umduğuna ermeyi ancak Senden bekleyen, bütün
kusurlarına rağmen vakfesinde Senin ihsanından ümidini kesmeyen bu kuluna akşam
üzeri ne yapacaksın?
Ey
bütün canlıların sığındığı ve bütün mü'minlerin yardımcısı ve koruyucusu!
İyilik
edenler Senin rahmetinle kurtulurlar, kötülük edenler de kendi günahlarıyla
helak olurlar!
Ey
Allah'ım! Senin huzuruna çıktık, Senin civarına konduk!
Ümitlerimiz
Sensin, dileklerimiz Senin yanındadır!
Senin
ihsanını diler, rahmetini umar, azabından da korkarız!
Kusurlarımızın
bütün ağırlığıyla yine Sana kaçıp sığındık!
Senin
Beyt-i Haramını ziyaret kasdında bulunduk!
Ey
istekçilerin ihtiyaçlarının sahip ve maliki olan Allah!
Ey
susup duranların içlerinden geçirdiklerini bilen Allah!
Ey
yanıbaşında yardım beklenecek başka Rab bulunmayan Allah!
Ey
Kendisinin üstünde korkulacak başka bir yaratıcı blunmayan Allah!
Ey
yanına varılacak veziri, rüşvet verilecek kapıcısı bulunmayan Allah!
Ey
dilekler çoğaldıkça cömertliği, keremi artan; ihtiyaçlar çoğaldıkça fazi u
ihsanı artan Allah!
Ey
Allah'ım! Sen her misafiri kondurup ağırlarsın!
Bizler
de Senin misafirleriniz! Bizleri cennetine kondurup ağırla!
Ey Allah'ım! Her kafileye bahşiş, her isteyene atiyye verilir; her
ziyaretçiye ikram edilir! Her sevap umucuya sevap verilir!
Senin
katındaki mükâfattan her mükâfat dilenene mükâfat, Senin katındaki rahmetten
her rahmet dilenene rahmet, Sana yakın olmayı özleyen her özleyiciye
yakınlık... ihsan olunur!
Senin
af yollarını her arayana da af ve mağfiret buyuru I ur!
Bizler
topluca Senin Beyt-i Haramına geldik!
Şu
büyük mesâinde vakfeye durduk!
Şu
mübarek yerlerde hâzır bulunduk!
Ümidimiz
Yüce katındaki sevap ve mükâfata nail olmaktır!
Ümidimizi
boşa çıkarma Allah'ım!" [288]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Arafat'ta akşam üzeri ümmetinin yarlıganması ve rahmete nail
olması için Allah'a pek çok yalvardı. [289] Yüce Allah,
Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Birbirlerine
zulüm, haksızlık edenler hariç olmak üzere, ümmetini bağışladım! [290] Zalimden mazlumun
hakkını alacağım!" buyurdu. [291]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Ey
insanlar! Yüce Allah bugün size in'am ve ihsanda bulunup-aranızdaki haklar
hariç olmak üzere-sizleri yarlıgadı. İyilerinize diledikleri şeyi verdi"
buyurdu. [292]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Cenab-ı Hakk'a:
"Ya
Rab! Sen istersen uğradığı zulümden dolayı mazluma cennet verip zalimi de
yarlıgamaya kadirsin!" dedi.
Yüce
Allah, Arefe günü akşamı, Peygamberimiz Aleyhisselamın bu duasını kabul
buyurmadı. [293]
"...Artık
bugün kâfirler dininizden umutlarını kestiler.
Onlardan
korkmayınız, ancak Benden korkunuz!
Bugün,
sizin dininizi kemâle erdindim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve İslâmiyeti
size din olarak seçip kabul ettim" (Mâide: 3) mealli âyet Peygamberimiz
Aleyhisselama Cuma günü Araf afta, akşam üzeri nazil oldu. [294]
Peygamberimiz Aleyhisselam: "Yüce Allah, Arefie günü
akşam üzeri[295]
meleklere: 'Şu kullarıma bakınız!
Toz
toprak içinde[296]
her uzak yoldan[297] Bana geldiler. Onlar
rahmetimi umuyor, azabımdan korkuyorlar!
Halbuki, Beni görmüş değillerdir! Acaba görmüş olsalar ne
yaparlardı?1 buyurdu" dedi. [298]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Arafat'ta bulunduğu sırada, yanına Necd halkından bazı kimseler
gelerek:
"Yâ
Rasûlallah! Hac nasıldır? Nasıl tamam olur?" diye sordular. [299]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Hac
Arefe'dir. [300]
Arefe günüdür. [301]
Arefie günü haccıdır.[302] Arafat günüdür. [303]
Kim Müzdelife gecesi sabah namazından (Tirmizîye göre; fecrin
doğuşundan) önce Arafat'a gelirse, o hacca yetişmiş, haccı tamamlamış olur.
Mina
günleri üçtür.
Acele
edip orada iki gün kalan kimseye günah yoktur. Geciken kimseye de günah
yoktur" buyurdu.
Peygamberimiz
Aleyhisselamın bu buyruğu bir münadi tarafından da halka tebliğ edildi. [304]
Arafatta
Müslümanlardan kimi telbiye etmekte, kimisi de tekbir getirmekte idi. [305]
Bir
adam, Arafat'ta Peygamberimiz Aleyhisselamla vakfe yaparken birdenbire
hayvanından düştü, boynu kırılıp hemen öldü. [306] Allah ondan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onu su ve sidrle yıkayınız ve iki elbise içine kefenleyiniz!
Kefene koku saçmayınız! Başını ve yüzünü de örtmeyiniz! Çünkü Allah onu Kıyamet
gününde telbiye eder bir halde diriltecektir!" buyurdu. [307]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Putlara
tapan Cahiliye halkı, güneş batmadan önce, güneş adamların yüzlerinde sarıkları
gibi olduğu zaman Arafat'tan dağılırlardı.
Biz,
güneş batmadıkça Arafat'tan dağılmayacağız" buyurdu. [308]
"Çünkü
Arafat vakfesinde Cebrail Aleyhisselam gelip İbrahim Aleyhisselamı akşam namazı
kılınmadan önce acele yola çıkarmıştı. [309]
Güneş
tamamıyla battıktan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, terkisinde Üsâme b.Zeyd
olduğu halde Arafat'tan[310] Müzdelifeye doğru
hareket etti. [311]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın gidişi, hızlı gidişle ağır gidiş arası bir gidişti.
Meydan
buldukça hayvanını hızlandırmakta[312] ağır gitmek istediği
zaman da Kasvâ'nın yularını başı semerin altındaki deliğe çarpacak derecede
kasmakta, kum tepeciklerinden birine geldikçe de düzlüğe çıkıncaya kadar
dizginini gevşetmekte idi. [313]
Halk
da, sağdan soldan akın akın giderlerken, sağa sola çarpıyorlardı. [314]
Peygamberimiz
Aleyhisselam bir ara onların hayvanlarını koşturmaya başladıklarını gördü. [315]
Arka
tarafında bazı kimselerin de develerini bağıra bağıra azarladıklarını işitti.
Onlara kamçısıyla işaret ederek: [316]
"Ey
insanlar! Sükûnetli ve yavaş olunuz! [317]
Develeri,
atları koşturmak tâ at ve iyilik değildir!" buyurdu. [318]
Bunu
halka ilan ettirince, Müzdelife'ye vanp konaklayıncaya kadar, ne insanların, ne
de hayvanlarının ayaklarının yerden yükseldiği görüldü. [319]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın vasıflarını öğrenerek Kûfe'den kalkıp gelen Abdullahi'l-Yeşkurî
der ki:
"Onu
Mina'da aradım.
Bana:
'O,
Arafat tadır!1 denildi.
Arafat'a kadar gittim. Arafat yolunda durdum. Kendisini görünce,
sıfatlarıyla tanıdım. Önünde giden bir adam, bana:
'Resûlullahın
yolundan çekil!1 dedi.
Resûlullah:
'Bırak
adamı! Bakalım ne haceti var?' buyurdu.
Sıkışa
sıkışa yanına kadar sokuldum. Hayvanının yularını tuttum ve:
'Yâ
Rasûlallah! Ben sana iki şey soracağım: Beni Cehennemden kurtaracak, Cennete
koyacak şey nedir?
Beni Cennete yaklaştıracak, Cehennemden uzaklaştıracak ameli bana
bildir!1 dedim. Resûlullah Aleyhisselam, semaya baktıktan sonra
başını önüne eğdi.
Sonra
da, bana yüzünü döndürüp:
'Eğer
sen meseleyi büyütmez, uzatmaz, kısa kesersen, benim söyleyeceklerimi iyice
aklında tut:
Allah'a,
hiçbir şeyi eş ortak koşmaksızın ibadet et!
Farz
olan beş vakit namazı kıl!
Farz
olan zekatı ver!
Beytullah'ı
haccet!
Ramazan
orucunu tut!
Halkın
sana yapmasını istemediğin şeyi, sen de onlara yapma!
Çekil
artık hayvanın yolundan!' buyurdu." [320]
Müzdelife'ye
varılınca bir ezan okundu. [321] Kamet getirildi. [322]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bir ezan ve iki kametie[323] önce akşamı, arkasından
da yatsıyı toptan; [324]
akşamın farzını üç, yatsının farzını iki rekat olarak kıldırdı. [325]
"Akşamla
yatsıdan ibaret olan bu iki namaz, şu yerde belli vakitlerinden
değiştirilmiştir. Sakın, halk yatsı girmedikçe Müzdelifeye gelmeye
çalışmasın!" buyurdu. [326]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, fecir doğuncaya kadar Müzdelife'de yattı. [327]
Sabah namazını bir ezan ve bir kametle, [328] vaktinden önce, [329] yani alacakaranlıkta
kıldırdı[330]
ve:
"Sabah
namazının vakti (şafağın sökmesine işaretle) şu saattir!" buyurdu. [331]
Sonra,
Kasvâya binerek Meş'ar-i Haram'a geldi. [332]
Kuzah*
dağının üzerinde durdu ve:
"İşte
Kuzah! O vakfe yeridir! [333]
Müzdelife'nin
her yeri vakfe yeridir!" buyurdu. [334]
Kıbleye
yöneldi. [335]
Allah'a
hamd ü sena[336]
ve dua etti. [337]
Tekbir
getirdi, tehlil ve tevhid okudu.
Ortalık
iyice aydınlanıncaya kadar vakfeden ayrılmadı.
'Lebbeyk!
Allahümme Lebbeyk!...1 diyerek tel biyeye devam etti. [338]
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisinin Mina'da atacağı taşları
Müzdelife'de toplatıp Akabe cemresine taşıttı.[339]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmeti Hakkındaki Duasının Kabul Buyuruluşu
Yüce
Allah, Arafat'ta Peygamberi imiz Aleyhisselamın:
"Sen
istersen uğradığı zulümden dolayı mazluma Cennet verip, zalimi de
yarlıgarsın!" diyerek yaptığı duasına o akşam icabet buyurmamıştı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, ertesi günü, Müzdelife sabahında bu husustaki duasını tekrarladı,
sonra da güldü.[340]
Ashabdan
bazıları , [341]
Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer: [342]
"Yâ
Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun! Sen bu saatte şurada hiç gülmezdin!?
Allah seni hep güldürsün!" dediler. [343]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Yüce
Allah iyi olanlarınızı yarlıgadı.
İyilerinizin
iyi olmayanlar hakkındaki şefaatini kabul buyurdu.
İnen
ilâhî rahmet, onları içine aldı, sonra yeryüzüne dağıldı.
Tevbe
edip dilini ve elini günahtan koruyan ve sakınan herkesin üzerine düştü!
Şeytanla
askerleri ise, Arafat dağlarının üzerinde:
'Allah
onlara bakalım ne yapacak?' diye gözIüyorlardı. [344]
Yüce
Allah'ın benim duamı kabul buyurduğunu ve ümmetimi yarlıgadığını öğrenince,
şeytan başına toprak saçtı[345] ve:
'Biz
zaten uzun zamandan beri onlar hakkında korkup duruyorduk! Nihayet rahmet ve
mağfiret gelip onları bürüdü! [346] Eyvah! Mahvolduk!'
diyerek çığlıklar kopardılar, [347] dağıldılar. [348]
Onun
yaptığı feryada güldüm.
Şeytanın,
Bedir günü dışında hiçbir gün, Arefe gününde olduğu kadar, Allah'ın rahmetini
indirip büyük günahlardan geçtiğini görünce zelil, hayırdan uzak, hor ve hakir,
öfkeli bir duruma düştüğü görülmemiştir!" buyurdu.
"Şeytan
Bedir günü ne görmüştü?" diye soruldu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Şeytan
Bedir günü Cebrail'in çarpışmak için melekleri sıraladığını görmüştü!"
buyurdu. [349]
Urve
b. Müferrisü't-Tâî, halkın Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte yaptığı Arafat
vakfesine yetişememiş, Arafat'a ancak Peygamberimiz ve halk M üz d e life'd e
bulunduğu sırada geceleyin varabilmiş,
orada vakfesini yaptıktan sonra Müzdelife'ye dönmüştü. [350]
Urve
b. Müferris derki:
"Resûlullah
Aleyhisselamı, Müzdelife'de vakfe yaptığı sırada gördüm. Kendisi:
'Kim
şu namazımızı şurada bizimle birlikte kılar ve bundan önce de Arafat'ta
geceleyin veya gündüzün vakfe yapmış bulunursa, o, haccını tamamlamıştır.
Müzdelife'den
dönüş yapılıncaya kadar hac âmiri ile halka yetişebilen kişi, hacca
yetişmiştir.
Hac
amiriyle halka burada yetişemeyen kişi ise hacca yetişmiş olmaz!' buyurdu. [351]
Namaza
çıktığı sırada[352] Resûlullah
Aleyhisselamın yanına vardım ve:
'Yâ
Rasûlallah! Ben Tayyi'in iki dağından geliyorum! Hayvanımı da, kendimi de
yormuş bulunuyorum! Vallahi, üzerinde vakfeye durmadığım bir tepe bırakmadım!
Benim için hac olmuş mudur?' dedim. [353]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Müzdelife'de
sabahlayan, [354]
şu namazda bizimle birlikte bulunan, [355] sabah namazını burada
bizimle birlikte kılan, [356]
şu namazda bize yetişen, [357]
şu vakfe yerinde[358] bizimle birlikte vakfe
ve bizimle birlikte dönüş yapan, [359] bundan önce de[360] Arafat'a gidip[361] geceleyin veya gündüzün[362] vakfe yapmış, [363] oradan dönmüş bulunan
kişi, [364]
haccını tamamlamış, ihramdan çıkma devresine girmiş olur!' buyurdu." [365]
Müşrikler,
güneş doğmadıkça Müzdelife'den Mina'ya dönmezlerve:
"Ey
Sedir dağı! Haydi, güneşin ışığı ile parılda!" derlerdi. [366]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Kureyşîler
İbrahim Aleyhisselamın ahdine aykırı davrandılar. [367]
Cahiliye
halkı, güneş doğduktan sonra adamların yüzlerinde sarıkları gibi olduğu zaman
Meş'ar-i Haram'dan, Müzdelife'den dağılır, dönerlerdi.
Biz
ise[368] güneş doğmadan
Müzdelife'den dağılacak, döneceğiz! [369] Kurbanımız da,
putatapan-larınkine aykırıdır!" buyurdu. [370]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Fadl b. Abbas'ı terkisine alarak, güneş doğmadan Müzdelife'den
Mina'ya hareket[371] ve orta bir gidişle yola
devam etti.
Halk,
sağdan soldan akın akın gidiyor, Peygamberimiz Aleyhisselam da onlara:
"Yavaş
olunuz ey insanlar! Yavaş olunuz!" buyuruyor[372] ve kendisi:
"Lebbeyk
Allahümme lebbeyk!..." diyerek telbiye etmekten geri durmuyordu. [373]
Fadl
b. Abbas, güzel saçlı, ak benizli ve
yakışıklı bir gençti.
Peygamberimiz
Aleyhisselam giderken, Peygamberimiz Aleyhisselamınyanından birtakım kadınlar
geçtiler.
Fadl
b. Abbas onlara bakmaya başladı.
Bunun
üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam elini Fadl'ın yüzüne tuttu.
Fadl
ise, yüzünü öbür tarafa çevirerek bakmaya başladı.
Bu
sefier, Peygamberimiz Aleyhisselam da elini öbür tarafa çevirip, Fadl'ın yüzünü
tekrar kapadı.
Fadl
ise, yüzünü öbür tarafa çevirerek baktı durdu.
[374]
Gördüğü güzel kadın ve kızlara bakmaktan kendisini alamayan Fadl
b. Abbas'a,[375]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kardeşimin oğlu!*
Bu
gün, kişinin, kulağına, gözüne, diline sahip olupyariıganacağı bir
gündür!" buyurdu.[376]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Fadl'ın boynunu tutup yüzünü başka
tarafa çevirdiğini görünce, Hz. Abbas:
"Yâ
Rasûlallan!
Amcanın
oğlunun yüzünü ne için çevirdin?" diye sorunca da, ona:
"Birdelikanlı ve bir genç kız gördüm de, aralarına şeytanın
girmeyeceğine emin olamadım!" buyur-du. [377]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Muhassir** vadisine erişip[378] vadiye girince:
"Cemrede
atılacak taşları toplayınız!" buyurdu. [379]
Cemreleri,
fiske taşı gibi küçücük taşları parmak arasına alarak taşlamalarını da emretti. [380]
"Bilmiyorum[381] Belki de, bu yılımdan
sonra[382]
sizinle bir daha buluşamam! [383] Sizi bir daha
göre-mem!" buyurdu. [384]
Fiske
taşının nasıl atılacağını da, eliyle işaret ederek gösterdi. [385]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Muhassir vadisinde hayvanını hızla
sürüp büyük cemreye, Akabe cemresine çıkan orta yolu tuttu. Orada bulunan
ağacın yanındaki cemreye vardı. [386]
"Cemre"nin ateş közü, koru, küçük çakıl taşlan ve daha
başka mânâları varsa da, burada hac amellerinden cemre ve cemrelerin atıldığı
yer mânâsına olup; ilk cemre, orta cemre ve Akabe cemresi diye anılan üç
cemredeki taşlamayı, [387]
yani küçük çakıl taşlarını belli zamanında belli yerlerde ve belli sayıda
atmayı ifade eder. [388]
Cemrelerin
üçü de Mina'dadır.
Akabe
cemresi, büyük cemre, kurban kesme günü taşlanır. Burası Mina'nın sonundadır.
İlk
ve orta cemreler ise, Hayf mescidinin yukarısındadır. [389]
Cemre
taşlan, Allah'ı zikri tesbit etmek, belirlemek, [390] yedi tekbirin sayısını
unutmamak için teşrî kılınmıştır.
Namazın sonunda okunan teşbihlerin sayısını unutmamak için
parmakların boğumlarına başvurulması da böyledir. [391]
İbrahim
Aleyhisselam, İsmail Aleyhisselamla birlikte Kabe'nin duvarlarını yükseltip:
"Ey Rabbimiz! İbadet edeceğimiz yerleri, hac amellerini bize
göster, öğret!" diye dua ettikleri zaman (Bakara: 128), Cebrail
Aleyhisselam geldi ve İbrahim Aleyhisselama:
"Kabe'yi
tavaf et!" dedi.
İbrahim Aleyhisselamla İsmail Aleyhisselam, Kabe'yi yedi kere
tavaf ve H acerü'l-Esved'i istilâm ettiler.
Makam-ı
İbrahim arkasında iki rekat namaz kıldılar.
Cebrail
Aleyhisselam, Safa ve Merve'den başlayarak bütün hac amellerini ve yerlerini
gösterdi. [392]
Safa
ile Merve için:
"İşte
bu, Allah'ın şeâirinden (ibadet için belirlenen yerlerinden)dir!" dedi. [393]
O sırada, şeytan Safa yanında koşmaya, İbrahim Aleyhisselam da
yarışmaya başladı. [394]
Cebrail Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselamı alıp Mina'ya götürdü ve:
"Burası
Mina'dır. Halkın hayvanlarını ıhdırdıkları yerdir" dedi. [395]
Akabe cemresine uğradıkları zaman, şeytan Akabe cemresinin yanında
İbrahim Aleyhisselama göründü. [396]
Cebrail
Aleyhisselam:
"Tekbir
getir[397]
ve taş at ona!" dedi. [398]
İbrahim
Aleyhisselam, küçük çakıllardan ona yedi taş attı, şeytan kayboldu. [399]
Bundan
sonra, şeytan, orta, ikinci cemrenin yanında tekrar göründü. [400]
Cebrail
Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselama:
"Tekbir
getjr. [401]
taş at ona!" dedi. [402]
İbrahim
Aleyhisselam, şeytana küçük çakıllardan yedi taş attı, şeytan kayboldu.
Şeytan,
üçüncü, son ve aşağı cemrenin yanında[403] tekrar göründü. [404]
Cebrail
Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselama:
"Tekbir
getir! [405]
Taş at ona!" dedi. [406]
İbrahim
Aleyhisselam da ona fiske taşları gibi yedi taş daha attı. [407]
Şeytan
yine kayboldu. [408]
Cebrail
Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselamı Müzdelife'ye götürdü ve:
"Burası
Meş'ar-i Haram'dır!" dedi. [409]
Daha
sonra onu Arafat'a kadar götürdü. [410]
Böylece
ona hac amellerini ve yerlerini öğretip. [411] üç kere:
"Sana
öğrettiğim şeyleri, [412]
hac ibadetlerini ve yerlerini[413] iyice öğrendin mi?"
diye sordu.
İbrahim
Aleyhisselam:
"Evet!"
dedi. [414]
Bunun
üzerine, İbrahim Aleyhisselama, insanlara haccı ilan etmesi emrolundu. [415]
İbrahim
Aleyhisselam:
"Ne
diyerek ilan edeyim?" diye sordu.
Cebrail
Aleyhisselam:
"Üç
kere, 'Ey insanlar! Rabbinizin davetine icabet ediniz!' de!" dedi. [416]
İbrahim
Aleyhisselam:
"Yâ
Rab! Sesim buradan insanlara ulaşmaz ki?" dedi.
Yüce
Allah:
"Sen
seslenip ilan et! Sesini insanlara ulaştırmak Bana düşer!" buyurdu.
Bunun
üzerine, İbrahim Aleyhisselam, Makam-ı İbrahim diye anılan taşın üzerine çıkti.
Makam-ı
İbrahim o kadar yükseldi, uzadı ki dağlardan daha yüksek ve uzun oldu!
O zaman bütün yeryüzü, dağları, ovaları, karaları, denizleri;
insanlara, cinlere İbrahim Aleyhisselamın sesini duyuracak şekilde derlenip
toplandı.
İbrahim
Aleyhisselam, şehadet parmaklarının uçlarını kulaklarının içine tıkadı.
Yüzünü
güneye, kuzeye, doğuya, batıya çevirerek ve güneyden başlayarak:
"Ey
insanlar! Beyt-i Atîk'i haccetmeniz size farz kılındı! Rabbinizin davetine
icabet ediniz!" diyerek seslenince, yedi kat yerlerin altındakiler, doğu
ile batı arasındakiler ve bütün yeryüzünde ki I er:
"Lebbeyk,
Allahümme lebbeyk..." diyerek icabet ettiklerini tekrar tekrar
bildirdiler.
O
zaman İbrahim Aleyhisselamın davetine bir kere icabet etmiş olanlara bir kere,
iki kere icabet etmiş olanlara iki kere, üç kere icabet etmiş olanlara üç kere
ilââhirih.. haccetmek nasip olur, denil miştir. [417]
Peygamberimiz
Aleyhisselam Müslümanlara hac amellerini anlatmaya devam etti.
Fiske
taşlarının baş ve şehadet parmaklan arasına alınarak atılacağını gösterdi. [418]
"Ey insanlar! Hac amellerinizi nasıl yapacağınızı Benden
öğreniniz ve onları ezberleyiniz! Bilmiyorum! Belki de bu yılımdan sonra bir
daha haccedemem! [419]
Dinde taşkınlıktan sakınınız! Çünkü, sizden öncekileri helak eden,
ancak dindeki taşkınlıkları idi" buyurdu.
[420]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Akabe cemresini taşlaması, kurban
kesme günü, güneşin doğuşundan sonra idi. [421]
Peygamberimiz Aleyhisselam Mina vadisinin ortasına, aşağıdan
yukarıya doğru durdu. Beytullah'ı soluna, Minayı da sağına aldı.
Büyük
cemreye (Akabe cemresine) yöneldi. [422]
Akabe
cemresini atıncaya kadar, telbiyeyi kesmedi. [423]
Akabe
cemresine biner birer yedi tane fiske taşı attı ve her taşı atarken de,
"Allahuekber!" dedi. [424]
Peygamberimiz
Aleyhisselam küçük fiske taşlarını baş ve şehadet parmakları arasına alıp birer
birer atarken, halk da cemre taşlarını atmaya ve birbirleri üzerine yığılmaya
başlamışlardı. [425]
O
sırada, Peygamberimiz Aleyhisselamın terkisindeki Fadl b. Abbas, [426] halkın attıkları taşlar
Peygamberimiz Aleyhisselama değmesin, onu yaralamasın diye[427] siper oluyor, onu
koruyordu. [428]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Ey
insanlar! Birbirinizi öldürmeyiniz!
Sizler, cemre taşları atacağınız zaman, fiske taşları gibi
küçüklerini, parmaklarınızın arasında atınız!" buyurdu. [429]
Kudâme
b. Abdullah:
"Resûlullah
Aleyhisselamı devesinin üzerinde cemreleri atarken gördüm.
Ne
vurmak vardı, ne itip kakmak vardı, ne 'Çekil, çekil!1 demek
vardı!" demiştir. [430]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Akabe cemresine yedi taşı attıktan
sonra orada durmayıp konak yerine döndü. [431]
Kıblenin
sağ tarafına işaret ederek:
"Muhacirler
oraya insin,"
Kıblenin
sol tarafına işaret ederek:
"Ensar
oraya insin! Sair halk da onların çevrelerine insinler!" buyurdu. [432]
Böylece,
Muhacirler mescidin önüne, Ensar da mescidin arkasına indiler. [433]
9 Zilhicce Arefe günü Cuma gününe rastladığına göre, [434] 10 Zilhicce Kurban
Bayramı günü de Cumartesi gününe rastlamış bulunuyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, kurban günü[435] devesi Adbâ'nın üzerinde
olduğu halde[436]
cemrelerin arasına varıp durdu. [437]
Bilal-i
Habeşî ile Üsâme b. Zeyd Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulunuyor,
Bilal-i Habeşî devenin yularını tutuyor, Üsâme de ihramını Peygamberimiz
Aleyhisselamın başının üzerine kaldırarak Peygamberimiz Aleyhisselamı güneşten
(güneşin hararetinden) koruyordu.[438]
Amr b. Hârice de, Peygamberimiz Aleyhisselamın devesinin boyun
kökünün önünde dikilmiş duruyor, devenin gevişinden süzülen köpükler Amr b.
Hârice'nin iki omuzu arasına dökülüyordu. [439]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Allah'a hamd ü senada bulunduktan
sonra, halka (Arafat hutbesine benzer) uzun bir hutbe irad buyurdu. [440]
Yüce Allah, halkın kulaklarına, Mina'daki konak yerlerinden bile
Peygamberimiz Aleyhisselamın hutbesini işitebilecek bir kabiliyet ve hassasiyet
vermişti. [441]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, hutbesinde şöyle buyurdu:
"Ey
insanlar! Sözlerimi iyi dinleyiniz ve onları aklınızda tutunuz!
Bilmiyorum,
ben belki de bu yılımdan sonra şurada sizinle bir daha buluşamayacağım!
Ey
insaniar! [442]
Biliyor musunuz; [443]
bugün hangi gündür?" diye sordu. [444]
"Allah
ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler, [445] sustular. [446]
Peygamberimiz
Aleyhisselam da sustu. [447]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın o güne kendi isminden başka bir isim vereceğini sandılar.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Kurban
günü değil midir?" diye sordu.
"Evet! [448] Kurban günüdür!" [449] dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Doğru
söylediniz! [450]
En büyük hac günüdür!" buyurdu. [451]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Biliyor
musunuz; [452]
bu ay hangi aydır?" diye sordu. [453]
"Allah
ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler, [454] sustular. [455]
Peygamberimiz
Aleyhisselam da sustu. [456]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın o aya kendi isminden başka bir isim vereceğini sandılar.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Zilhicce
değil midir?" diye sordu. [457]
"Zilhicce'dir"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Doğru
söylediniz!" buyurdu ve:
"Biliyor
musunuz; [458]
burası hangi beldedir?" diye sordu. [459]
"Allah
ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler, [460] sustular. [461]
Peygamberimiz
Aleyhisselam da sustu. [462]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın bu beldeye kendi isminden başka bir isim vereceğini sandılar.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Belde-i
Haram değil midir?" diye sordu.
"Evet"
dediler. [463]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Doğru
söylediniz!" buyurdu[464] ve:
"Haramlıkça
en büyük olan gün hangi gündür?" diye sordu.
"Bu
günümüzdür!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Haramlıkça
en büyük olan ay hangi aydır?" diye sordu.
"Bu
ayımızdır!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Haramlıkça
en büyük olan belde hangi beldedir?" diye sordu.
"Bu
beldemizdir!" dediler. [465]
Bunun
üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Rabbinize kavuşacağınız güne kadar, [466] kanlarınız, mallarınız,
ırz ve namuslarınız da bu şehrin, bu ayın, bu günün haramlığı ve dokunulmazlığı
gibi birbirinize haramdır![467] Allah size bunları haram
kılmıştır!" buyurdu. [468]
"Tebliğ
ettim mi?" diye sordu.
"Evet!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah'ım!
Şahit ol!" dedi. [469]
Müslümanlara
da:
"Muhakkak ki, sizler Rabbinize kavuşacaksınız! O da sizleri
amellerinizden sorguya çekecektir!" buyurdu[470] ve:
"Tebliğ
ettim mi?" diye sordu.
Müslümanlar
"Evet!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah'ım!
Şahit ol!" dedi ve Müslümanlara:
"Dikkat
ediniz! Kimin yanında bir emanet varsa, onu emanet edene hemen teslim etsin!
Biliniz
ki; Cahiliye çağındaki bütün ribâlar (faizler) kaldırılmıştır!
Cahiliye
çağındaki bütün kan davaları kaldırılmıştır!
Kaldırdığım
ilk kan davanız da, İyas b. Rebia b. Hâris'in kan davasıdır!" buyurdu ve:
"Tebliğ
ettim mi?" diye sordu.
"Evet!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah'ım! Şahit ol!" dedi ve:
"Burada
bulunanlar, bulunmayanlara da tebliğ etsin!
Biliniz
ki; Müslümanın Müslümana herşeyi haram kılınmıştır.
Müslümanın
malı-kendisi gönlünden koparak vermiş olmadıkça-başkasına helâl olmaz! [471]
Dikkat
ediniz!
Benden
sonra, sakın sapkınlık, kâfirlik haline dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu
vurmayınız! [472]
Bunları,
burada bulunanlarınız, bulunmayanlarınıza tebliğ etsin!
Olabilir
ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlar bir kimseye tebliğ etmiş
bulunur! [473]
Tebliğ
ettim mi? Tebliğ ettim mi? [474]
Ey
insanlar! O, nesî denilen ay geriletme işi ancak küfürde bir artma sebebidir
ki, onunla kâfirler şaşırtılır.
Onlar onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ki, Allah'ın haram
kıldığına sayıca uydursunlar da, Allah'ın haram ettiğini helâl kılsınlar. [475]
Haberiniz olsun ki; zaman, Allah'ın, göklerle yeri yarattığı
gündekine benzeyen şekline, eski haline dönmüştür:
Allah
katında ayların sayısı onikidir.
Bunlardan
dördü haram aylardır.
Üçü
birbiri ardınca gelir Zilkade, Zilhicce, Muharrem.
Biri
de iki Cumâd ile Şaban arasında bulunan Mudahn ayı Recep'tir" buyurdu. [476]
"Tebliğ
ettim mi?" diye sordu.
"Evet!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah'ım!
Şahit ol!" dedi, sonra da:
"Ey
insanlar! Şüphe yok ki, kadınların sizin üzerinizde hakkı vardır.
Sizin
de onlar üzerinde hakkınız vardır.
Sizin onlar üzerindeki hakkınız; döşeğinize hiç kimseye ayak
bastırmamaları, istemediğiniz kimseyi izniniz olmadıkça evlerinize
sokmamalarıdır.
Eğer
onlar aksini yaparlarsa, Allah sizin onları yatakta yalnız bırakmanıza izin
vermiştir.
Kendilerini,
fazla incitmeyecek derecede, dövebilirsiniz de!
Eğer uysallık ederler, size boyun eğerlerse, onların üzerinizdeki
hakkı; mâruf veçhile [yani, memleket âdet ve geleneğine göre] kendilerinin
bütün yiyecek ve giyeceğini sağlamaktır.
Çünkü
onlar yanınızda zayıf bir durumdadırlar, kendileri için birşeye malik
değildirler.
Siz onları ancak Allah emaneti olarak aldınız ve kendileriyle
evlenmeyi de Allah'ın kelimesi, emir ve müsaadesiyle helâl edindiniz.
Kadınlar
hakkında Allah'tan korkunuz. Onlar hakkında hayır tavsiye ediniz!"
buyurdu.
Tebliğ
ettim mi?" diye sordu.
"Evet!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah'ım!
Şahit ol!" diyerek tebligatına Allah'ı şahit tuttu. [477]
Ve
hutbesine şöyle devam etti:
"Şüphe yok ki, Yüce Allah her insanın mirasından hissesini
ayırmış, [478]
her hak sahibine hakkını vermiştir. [479]
Vâris
için, vasiyete gerek yoktur.
Biliniz
ki; çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir.
Zânî
için mahrumluk vardır.
Kendisini babasından başkasına nisbet eden kişi veya efendisinden
başkasına nisbet eden köle, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine
uğrasın!
Allah
öylesinin ne tevbe ve nafilesini, ne de fidye ve farizasını kabul eder! [480]
Sadaka ve zekat almak, kendime de, ev halkıma da helâl
değildir!" buyurup, devesinin omuzundan bir tüy kopararak:
"Buna
eşit veya bu ağırlıkta birşey bile olsa da helâl değildir! [481]
Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine
tapılmaktan umudunu kesmiş bulunuyor! Fakat, siz, bunun dışındaki ufak-tefek
işlerinizde ona uyacak olursanız, bu onu hoşlandırır!
Müslüman
Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler!
Müslüman kişiye, kardeşinin kanı da, malı da helâl olmaz! Meğerki,
kendisi gönlünden koparak vermiş olsun[482]
Siz, âzası kesik kara bir köle bile tayin edilir de o sizi
Allah'ın Kitabıyla yönetirse, onu dinleyiniz ve kendisine itaat ediniz! [483]
Suçlu,
kendi suçundan başkasıyla suçlanamaz!
Baba,
oğlunun suçu üzerine; oğlu da, babasının suçu üzerine suçlanamaz! [484]
Dikkat
ediniz! Siz şu dört şeyi kat'iyyen işlemeyeceksiniz:
1. Allah'a
hiçbir şeyi eş ve ortak tutmayacaksınız!
2. Allah'ın
haram ve dokunulmaz kıldığı canı haksız yere öldürmeyeceksiniz!
3. Zina
etmeyeceksiniz!
4. Hırsızlıkyapmayacaksınız! [485]
Ben,
'Lâ ilahe illallah' dedirtinceye kadar insanlarla çarpışmak üzere emrolundum!
Onlar,
bunu söyledikleri zaman, kanlarını, mallarını kurtarırlar!
Kendilerinin
hesaplan ise Allah'a aittir!
Ben
size, sizi doğru yoldan saptırmayacak şeyi, Allah'ın Kitabını bırakmış
bulunuyorum" buyurdu.
"Tebliğ
ettim mi?" diye sordu.
"Evet!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah'ım!
Şahit ol!" dedikten sonra konak yerine döndü. [486]
Peygamberimiz
Aleyhisselam kurban kesme yerine gidip: [487]
"Burası,
kurban kesme yeridir! [488]
Mina'nın
her tarafı kurban kesme yeridir[489]
Bütün
teşrik günlerinde de kurban kesilir! [490]
Kurbanınızı
konakladığınız yerlerde kesiniz! [491]
Mekke'nin
bütün caddeleri, yolları da, kurban kesme yeridir!" buyurdu. [492]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, ömür yıllarının sayısı kadar, [493] kendi eliyle altmışüç
deve boğazladıktan sonra, bıçağı Hz. Ali'ye verdi. Geri kalanını da Hz. Ali
boğazladı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, her devenin etinden birer parça alınmasını emretti. Bunlar bir
çömleğe konularak pişirildi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam da, Hz.Ali de ondan yediler. [494]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, develerin etlerini, derilerini ve çullarını fakirlere dağıtmasını
Hz. Ali'ye em retti. [495]
"Kurbanların
kelle ve ayaklarını kasap ücreti olarak verme!" buyurdu, [496] verilmedi. [497]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, kurbanını kesince, berber çağırdı. [498] Çağrılan berber, Ma'mer
b. Abdullah'tı.
Ma'mer
b. Abdullah der ki:
"Resûlullah
Aleyhisselam, Mina'da kurbanını kestiği zaman, kendisini tıraş etmemi emretti . [499]
Ustura
bıçağımı alıp başucuna dikildim. Yüzüme baktı ve bana:
'Ey
Ma'mer! Resûlullah, kulağının yumuşağından itibaren başını, elinde usturan
olduğu halde sana teslim etti!1 buyurdu.
'Vallahi
yâ Rasûlallah! Hiç şüphesiz, bu vazife bana Allah tarafından ihsan buyurulan
bir nimettir!' dedim.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Evet!
Öyledir!1 buyurdu.
Sonra,
Resûlullah Aleyhisselamın başını tıraş ettim." [500]
Müslümanlar
Peygamberimiz Aleyhisselamın kesilen saçından almak için hazırlanmışlardı. [501]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, eliyle sağ tarafına işaret ederek, berbere:
"Şurayı
al!" buyurdu. [502]
Berber,
Peygamberimiz Aleyhisselamın başının sağ tarafının saçını kesti. [503] Peygamberimiz Aleyhisselam,
Ebu Talhatü'l-Ensârî'yi çağırdı. [504] Kesilen saçları ona
verdi. [505]
Sonra,
berbere sol tarafını uzatarak, "Tıraş et!" buyurdu.
Berber orayı da tıraş edince, Peygamberimiz Aleyhisselam Ebu
Talha'ya sol tarafının kesilen saçını da verip:
"Halk
arasında bölüştür!" buyurdu. [506]
Peygamberimiz
Aleyhisselam başını tıraş ettirdiği zaman saçından ilk alan, Ebu Talha oldu. [507]
Sahabiler,
Peygamberimiz Aleyhisselamın kesilen saçını yere düşürmemek için çevresini
sardılar. [508]
Saçının bir tek telini bile ellerinin içinden başka bir yere düşürmediler. [509]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın kesilen saçından zevcelerine de herkesin payı kadar düştü.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, bıyık ve yanaklarından kesilenlerle, kesilen tırnaklarının yere
gömülmesini emretti. [510]
Müslümanlardan
bir kısmı tıraş oldular, bir kısımları da saçlarını kırptırdılar. [511]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın alnının saçı kesildiği zaman, Halici b. Velid:
"Yâ Rasûlallah! Alnının saçını bana ver! Hiç kimseyi bu
hususta bana tercih etme! Anam, babam sana feda olsun!" diyerek yalvardı.
Saçlar
kendisine verilince, Halid b. Velid, onu gözlerine sürdü ve kalensüvasının
(külahının) içinden önüne yerleştirdi. Bu sayede onun karşılaşıp da yenilgiye
uğratmadığı bir topluluk yoktu. [512]
Nitekim,
Halid b. Velid:
"Ben
onu hangi tarafa yöne İttim se, orası fetholundu!" demiştir. [513]
Hz.
Ebu Bekir; Uhud'da, Hendek'te, Hudeybiye'de ve karşılaştıkları savaş yerlerinde
onun yaptıklarına, bir de şimdiki haline bakarak şaşmakta idi. [514]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, tıraş olduktan sonra güzel koku süründü, gömleğini giyip halk ile
oturdu.
Kendisine
hac amelleri hakkında sorular sormaya başladılar. [515]
O
gün, yapılan hac amellerinin takdim ve tehiriyle ilgili hiçbir soru sorulmadı
ki, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yapınız!
Sakınca yok!" buyurmuş olmasın. [516]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Kadınlara
tıraş değil, ancak saçlarından kırpmak vardır!" buyurup, [517] kadınların başlarını
tıraş ettirmelerini yasakladı. [518]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Kurban Bayramının birinci günü[519] güneşin zevalinden, [520] öğle vaktinden önce[521] hayvanına binerek ifâza
tavafını yapmak üzere Beytullah'a gitti. [522]
Müslümanlara
da, ifâza tavafına gitmelerini emretti. [523]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, ifâza tavafını yaptıktan sonra öğle namazını kıldı.
Zemzem kuyusundan zemzem çekip hacılara içirme hizmetinde bulunan
Abdulmuttalib oğullarının yanına vardı ve:
"Ey
Abdulmuttalib oğulları! Kovalarla su çekiniz!
Eğersikâye hizmetiniz hususunda halkın üşüşüp size galebe
çalmayacağından emin olsaydım, ben de sizinle birlikte kovalarla Zemzem suyu
çekerdim! [524]
Bana
da bir kova su uzatınız!" buyurdu. [525]
Abdulmuttalib oğulları, Peygamberimiz Aleyhisselama hemen bir kova
zemzem sundular. Peygamberimiz Aleyhisselam ondan içti. [526]
Başına
da döktü. [527]
Ağzına
zemzem alıp kovanın içine püskürdü.
Kovadaki
zemzemi kuyuya boşaltın alarmı emretti, boşalttırdı.[528]
Sonra,
kendisi devesinin üzerinde, Üsâme b. Zeyd de terkisinde olduğu, [529] Muhacir ve Ensar
sahabileri de yanında bulunduğu halde üzüm şerbeti içmeye gitti. [530]
Hz.
Abbas'la Abdullah b. Abbas, bir kap içinde üzüm şerbeti sundular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam ondan içti, artanını da Üsâme'ye verip içirdi. [531]
Üzüm
şerbeti hakkında:
"Pek
güzel yapmışsınız! Hep böyle yapınız!" buyurdu. [532]
O
gün, akşama doğru Minaya döndü.
Teşrik
günleri gecelerini Mina'da geçirdi. [533]
Mina
gecelerinde gelip Beytullah'ı ziyaret etmekten de geri durmadı. [534]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Mina'da geçirilmesi gereken gecelerin
Mina dışında geçirilmesini yasakladı, [535] ancakhayvan
güdücülerinin Mina dışında gecelemelerine, [536] cemrelerini de bir gün
atıp bir gün bırakarak hayvanların başında kalmalarına izin verdi. [537]
Buna göre; hayvan güdücüleri, kurban kesme günü taşlarını
atacaklar, o günden sonraki iki günün taşlamasını da biraraya getirerek o iki
günün birinde, yani iki günün birincisinde birini, Mina'dan ayrılma gününde de
ikincisini yapabileceklerdi. [538]
Hz. Abbas, hacıların zemzem suyu ihtiyaçlarını karşılama hizmeti
dolayısıyla Mina gecelerinde Mekke'de kalmak üzere Peygamberimiz
Aleyhisselamdan izin istemişti.
Peygamberimiz
Aleyhisselam ona da izin verdi. [539]
Hz.
Abbas'tan başkasına izin vermedi. [540]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, kurban gününü takip eden birinci ve ikinci teşrik günlerinde
güneş batıya doğru eğildiği zaman, [541] yürüyerek, [542] Mina mescidinden sonraki[543] ilk cemrenin[544] yanına vardı.
Oraya
birer birer yedi tane fiske taşı attı ve her birini atarken:
"Allahuekber"
diyerek tekbir getirdi.
Sonra,
biraz ileri gidip kıbleye yöneldi ve ellerini kaldırarak dua etti, ayakta
duruşunu uzattı.
Sonra,
ikinci cemrenin yanına vardı. Oraya da birer bireryedi fiske taşı attı ve her
birini atarken tekbir getirdikten sonra vadiyi takip eden sol tarafa inip
durdu.
Kıbleye
döndü, ellerini kaldırıp dua etti.
Bundan sonra Akabe yanındaki üçüncü cemreye vardı. Oraya da birer
bireryedi tane fiske taşı attı ve her birini atarken tekbir getirdi.
Orada
durmadı, geri döndü. [545]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın cemreleri atmakta olduğu sırada bir adam gelip: "Yâ
Rasûlallah! Yüce Allah katında cihadın hangisi daha sevgili, daha
makbuldür?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, cevap vermedi.
Adam, üçüncü cemrede Peygamberimiz Aleyhisselamın önünü kesti ve:
"Yâ
Rasûlallah! Yüce Allah katında cihadın hangisi daha sevgili, daha
makbuldür?" diye tekrar sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Zalim
bir âmire karşı hak sözünü söylemendir!" buyurdu. [546]
Benî
Tücîb kabilesi halkından bir cemaat, Mina'da Peygamberimiz Aleyhisselamla
buluştular. [547]
"Biz,
Ebzâ oğullarıyız!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlara:
"Sizinle
birlikte bana gelmiş olan genç ne yapıyor?" diye sordu.
"Yâ
Rasûlallah! [548]
Allah'ın verdiği rızka onun kadar kanaatli ve razı olanını görmemişizdir! [549]
İnsanlar
dünyayı aralarında bölüşecek olsalar, o genç ona gözucuyla bile bakmaz!"
dediler. [550]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah'a
hamd eder, onun hep o hal üzere ölüp gitmesini dilerim!" buyurdu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, bu gencin dileği üzerine:
"Ey
Allah'ım! Onu yarlığa, rahmetinle esirge! Onun kalbine de zenginlik ver!"
diye dua etmişti. [551]
Tücîb
oğullarının bildirdiklerine göre; o genç, aralarında, en iyi bir halde,
dünyadan çekingen, Allah'ın kendisine verdiği rızka en razı bir kul olarak
yaşamakta devam etmiş; Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat üzerine Yemen
halkının İslâmiyetten döndükleri sırada ise, Tücîb oğulları içinde kalkıp
onlara Allah'ı ve İslâmiyet] anlatmaktan geri durmamış, onun sayesinde
kavminden hiçbir kimse İslâmiyetten dönmemiştir. [552]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Mina'da ilk hutbesini 10 Zilhicce kurban günü irad buyurmuştu. [553]
İkinci hutbesini ise, kurban kellelerinin yenildiği[554] teşrik günlerinin
ortasında ve arasında irad buy urdu. [555]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Zilhicce'nin 12. günü teşrik
günlerinin ortasına rastlayan Pazartesi günü, kaba kuşluk vaktinde[556] Kasvâ'nın semerlenmesini
emretti.
Üzerine
binip cemreler arasına gitti ve orada durdu. [557]
Müslümanlardan,
Allah'ın dilediği kadarı da orada toplandı. [558]
Kasvâ'nın yularını Ebu Harretü'r-Rakkâşî'nin amcası tutuyor, halkı
Peygamberimiz Aleyhisselam m yanından uzaklaştırıyordu. [559]
Halkın
kimisi oturmakta, kimisi ayakta durmakta idi.
Hz.
Ali, Peygamberimiz Aleyhisselamın hutbesini halka ulaştırmak için, önünde
duruyordu. [560]
O
sırada, Haris b. Amr, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına yaklaşıp:
"Yâ
Rasûlallan! Babam, anam sana feda olsun! Benim için Allah'tan mağfiret
dile!" diye rica etti.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah
sizi yarlıgasın!" buyurdu. [561]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra: [562]
"Bugün
hangi gündür?" diye sordu.
"Allah
ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Teşrik
günlerinin ortası değil midir?" diye sordu[563] ve:
"Ey insanlar! Biliyor musunuz, siz hangi aydasınız? Hangi
gündesiniz? Hangi beldedesiniz?" diye sordu.
"Haram
olan ayda, haram olan günde, haram olan beldedeyiz!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"İşte, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da-Rabbinize
kavuşacağınız güne kadar-şu ayınızda, şu beldenizde, şu gününüzün haramlığı
gibi birbirinize haramdır!
Beni
iyi dinleyiniz! Dikkat ediniz!
Sakın
zulüm yapmayınız!
Müslüman
bir kimsenin malı-kendisi gönlünden koparak vermiş olmadıkça-başkasına helâl
olmaz!
Biliniz
ki, Cahiliye çağına ait bütün kan, mal davaları ve öğünmeye vesile olan
şeyler.. Kıyamet gününe kadar şu ayaklarımın altındadır, hükümsüzdür!
Kaldırdığım
ilk kan davası da, Rebia b. Haris b. Abdulmuttalib'in oğlunun davasıdır.
Haberiniz
olsun ki, Cahiliye çağına ait bütün ribâ (faiz) alacakları kaldırılmıştır.
Yüce
Allah ilk olarak Abbas b. Abdulmuttalib'in riba alacağını kaldırmaya
hükmetmiştir.
Re'sü'l-mallarınız
(anaparalarınız) sizindir.
Ne bundan fazlasını isteyip zulüm ve haksızlık ediniz, ne de
hakkınızdan aşağı alıp mazlum duruma düşünüz.
[564]
Biliniz ki; zaman, Allah'ın göklerle yeri yarattığı gündekine
benzeyen şekline, eski haline dönmüştür!" buyurdu[565] ve:
"Aslında ayların sayısı Allah katında, Allah'ın Kitabında, tâ
gökleri ve yeri yarattığı günden beri oniki aydır.
Onların
dördü haram olanlardır. İşte bu, en doğru hesaptır.
O haram olan aylarda kendinize zulmetmeyiniz" (Tevbe: 36)
mealli âyeti okudu ve hutbesini şöyle sürdürdü:
"Dikkat
ediniz! Benden sonra kâfirlik devrine dönmeyiniz, birbirinizin boynunu
vurmayınız!
Haberiniz olsun ki; şeytan, kendisine tapılmaktan umudunu
kesmiştir. Fakat o sizi kandırıp azdırmak için aranızda bulunacaktır.
Kadınlar
hakkında Yüce Allah'tan korkunuz.
Onlar
sizin yanınızda zayıftırlar, kendileri için hiçbir şeye malik değildir!er.
Onların
sizin üzerinizde hakkı, sizin de onların üzerinde hakkınız vardır.
Sizin onlar üzerindeki hakkınız, döşeğinize sizden başkasına ayak
bastırmamaları, istemediğiniz kimsenin evlerinize girmesine izin
vermemeleridir.
Eğer
şerlerinden, serkeşliklerinden yılarsanız, onları önce öğütieyiniz.
Vazgeçmezlerse,
kendilerini yatakta yalnız bırakınız.
Yine
kâr etmezse, fazla incitmeyecek derecede dövünüz!
Onların sizin üzerinizdeki hakkı da, kendilerinin mâruf veçhile
(memleket âdet ve geleneğine göre) yiyeceklerini ve giyeceklerini sağlamaktır.
Siz onları ancak Allah'ın bir emaneti olarak aldınız ve
kendileriyle evlenmeyi de Yüce Allah'ın kelimesi ve müsaadesiyle helâl
edindiniz.
Kimin
yanında bir emanet varsa, onu emanet edene teslim etsin!
Tebliğ
ettim mi?
Tebliğ
ettim mi?
Tebliğ
ettim mi?
Bunları,
burada bulunan, bulunmayana da ulaştırsın!
Olabilir
ki, ulaştırılan, işitenden daha çokyararlanır.
[566]
Ey
insanlar!
Dikkat
ediniz! Sizin Rabbiniz birdir, babanız da birdir.
Şunu da iyi biliniz ki; Arap Arap olmayana, Arap olmayan Araba,
beyaz karaya, kara da beyaza-takva hasletinden başka birşeyle-üstün
tutulamaz!" buyurdu. [567]
Abdullah
b. Abbas'a göre; bunlar, Peygamberimiz Aleyhisselamın ümmetine vasiyeti idi. [568]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah
aşkına! Tebliğ ettim mi?
Allah
aşkına! Tebliğ ettim mi?" diye tekrar tekrar sorduktan[569] ve tebligatına Yüce
Allah'ı da şahit tuttuktan ve bunları burada bulunanların bulunmayanlara da
ulaştırmalarını tenbih buyurduktan sonra halk ile vedalaşınca, halk:
"Bu.
veda haccıdır!" dediler. [570]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Zilhicce'nin 13., teşrik günlerinin sonuncu günü olan Salı günü, [571] üçüncü gün cemresini
atıp, öğleden sonra, [572]
Mina'dan Muhassab'a* Ebtah'a hareket etti. [573]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın azadlısı Ebu Râfi1, Peygamberimiz Aleyhisselam ve ev
halkının yiyecekleri ve eşyalarıyla görevli bulunuyordu. [574]
Peygamberimiz
Aleyhisselam emretmediği halde, Ebu Râfi1, Allahtan olacak ki
kendiliğinden gidip Peygamberimiz Aleyhisselamın çadırını Ebtahta kurmuştu. [575]
Orası
Mekke'den çıkışa elverişli, kolay bir yerdi. [576]
Peygamberimiz
Aleyhisselam gelip oraya indi. [577]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Hayf'ta, Muhassab'da bulunduğu sırada Müslümanlara şöyle buyurdu:
"Allah
yüzünü aydınlatsın, neşelendirsin o kişinin ki, sözlerimi[578] ezberler, sonra da onu
işitmemiş olanlara[579] ulaştırır. [580]
Olabilir
ki; onu anlayan, anlamayana taşır.
Olabilir
ki; onu anlayan, kendisinden daha iyi anlayana taşır. [581]
İyi
biliniz ki; üç şey mü'min ve Müslümanların kalblerine kin ve kıskançlık sokmaz:
1. Allah'a
ihlas üzere amelde bulunmak,
2. Müslüman
olan[582] âmirlere nasihat[583] ve itaat etmek, [584]
3. Müslümanların
cemaatine-ki onlar dua ederlerse duaları makbul ve aralarındakine de
şamildir-itikad ve salih amelde tâbi olmak." [585]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını Muhassab'da kıldıktan ve
gecenin başlangıcında yatıp biraz kestirdikten sonra kalktı.[586]
Hz.
Aişe, Medine'den gelirken, Şerifte namazsız hale gelmişti. [587]
Muhassab'da
bulunulduğu gece:
"Yâ
Rasûlallan! Halk umre ve hac ile dönüyor, ben ise yalnız hac ile
dönüyorum!?" dedi. [588]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sen
Mekke'ye geldiğimiz gecelerde tavaf yapmamış miydin?" diye sorunca, Hz.
Âişe:
"Hayır!"
dedi. [589]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Öyle
ise kardeşinle Ten'im'e git de umreye niyetlen! [590]
Yapacağınız
tavaflardan boşaldıktan sonra sizi şurada beklerim!" buyurdu. [591]
Abdurrahman
b. Ebu Bekir, Hz. Âişe'yi devesinin terkisine bindirip Ten'im'e götürdü.
Hz.
Âişe orada umreye niyetlendi. [592]
Muhassab'da
bulunduğu sırada, dönüp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gel di. [593]
Müslümanlar,
Muhassab'dan her tarafa dağılıp gitmeye yeltenince, Peygam berim iz
Aleyhisselam: "Sakın, son varacağı yer Beytullah olmadıkça, hiçbir kimse
bir yere gitmesin!" buyurdu. [594] Yalnız namazsız halde
bulunan kadına müsaade etti. [595]
Peygamberimiz
Aleyhisselam 14 Zilhicce Çarşamba günü[596] sabah namazından önce
Beytullah'ı tavafa gidileceğini ashabına ilan etti. [597] Hayvanına bindi. [598] Beytullah'a gidip veda
tavafını yaptı. [599]
Peygamberimiz
Aleyhisselama bir zât, Mekke'de kalmak için sormuştu. Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Mekke,
kalma yeri değildir. [600]
Muhacirin
hac ibadetlerini yerine getirdikten sonra Mekke'de kalacağı müddet üç
gecedir!" buyurdu. [601]
Sa'd
b. Ebi Vakkas, Veda Haccında Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte bulunuyordu.
Öyle
bir hastalığa,[602] ağnya[603] tutuldu ki, ondan ancak
ölmekle kurtulabileceğini sanıyordu. [604]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onun ziyaretine gitti. [605]
Sa'd
b. Ebi Vakkas, Peygamberimiz Aleyhisselamı görünce ağladı ve:
"Yâ
Rasûl allan! Hicret edip ayrılmış bulunduğum bir yerde öleceğim!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Hayır!
İnşaallah ölmeyeceksin!" buyurdu. [606]
Elini
onun alnına koydu; yüzünü, göğsünü ve kamını sığadı. [607]
Sa'd
b. Ebi Vakkas, Peygamberimiz Aleyhisselamın elinin serinliğini kalbinde hemen
hissetti. [608]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Sa'd b. Ebi Vakkas'a:
"Sen
kalbinden hasta bir adamsın.
Sakîflerin
kardeşi Haris b. Kelede doktorluk yapan bir adamdır.
Medine'nin
Acve hurmasından yedi tane alıp onları çekirdekleriyle birlikte ezerek macun
yapsın. Sonra da, onu sana içirsin!" buyurdu. [609]
Sa'd
b. Ebi Vakkas:
"Yâ
Rasûlallah! Hicret edip ayrılmış bulunduğum biryerde, ben de Sa'd b. Havle'nin
öldüğü gibi öleceğim diye korkuyorum!
Benim
şifa bulmam için Allah'a dua et! [610]
İnsan
hicret edip ayrılmış bulunduğu biryerde ölmeyi istemez, değil mi?" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Evet!"
buyurdu[611]
ve:
"Allah'ım!
Sa'd'a şifa ver!" diyerek dua etti. [612]
Sa'd
b. Ebi Vakkas:
"Yâ
Rasûlallah! Arkadaşlarım buradan gidecekler de, [613] ben hicret edip çıkmış
olduğum bir yurtta ölüp[614] onlardan geride mi
kalacağım?" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Hayır!
Sen geride kalmayacaksın! Allah'ın nzasını umduğun dereceni arttıracak ve
yükseltecek birtakım ameller işleyeceksin! [615]
Umarım
ki; sen, ölmeyip geride kalacak, çok yaşayacaksın!
Müslüman
topluluklarına yararın, başkalarına ise zararın dokunacaktır!" buyurdu. [616]
"Allah'ım!
Sa'd'a şifa ver ve onun hicretini tamamla! [617]
Allah'ım!
Ashabımın hicretlerini tamamla! Onlan izleri sıra geri çevirme!" diyerek
yalvardı.
Sa'd
b. Havle'nin ölümüne de üzüldü. [618]
Sa'd
b. Ebi Vakkas:
"Yâ
Rasûlallah! Hastalığım, gördüğünüz ağır dereceye varmış bulunuyor!
Ben
ise servet sahibiyimdir. [619]
Pek çok servetim vardır. [620]
Bir
kızımdan başka vârisim de yoktur. [621]
Servetimin
tümünü tasadduk edip yoksullara dağıtayım mı?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Hayır!"
buyurdu. [622]
Sa'd
b. Ebi Vakkas:
"Üçte
ikisini tasadduk edeyim mi?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Hayır!"
buyurdu.
Sa'd
b. Ebi Vakkas:
"Üçte
birini?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Üçte
bir! Eh, üçte bir de epeyce şeydir!
Senin
vârislerini zengin bırakman, onları aç bırakıp halka avuç açtırmandan
hayırlıdır! [623]
Muhakkak
ki, sen Allah'ın hoşnutluğunu arayarak yapacağın bir tasaddukla da ecir ve
sevaba erersin. [624]
Servetinden
harcadığın şey senin için sadaka olur. [625]
Aileni
geçindirmen, senin için sadaka olur.
Ev
halkını geçindirmen, senin için sadaka olur. [626]
Hatta
kadınının ağzına verdiğin lokmada bile sana ecir vardır!" buyurdu. [627]
Peygamberimiz
Aleyhisselam tabib Haris b. Kelede'ye:
"Sa'd'ı hurmalarla tedavi et! Vallahi, ben onun bunlarla
iyileşeceğini umuyorum!" buyurdu ve: "Senin yanında şu Acve
hurmalarından biraz var mı?" diye sordu. Haris b. Kelede: "Evet!"
dedi.
Sa'd
b. Ebi Vakkas için hurmayı şöyle karıştırıp pişirdi.
Onu
tereyağı ile bollaşürdıktan sonra Sa'd b. Ebi Vakkas'a içirince, Sa'd b. Ebi
Vakkas, bağından boşanır gibi, hastalığından kurtuluverdi. [628]
Sa'd
b. Ebi Vakkas, Hicretin 55. yılına kadar yaşadı.
Her
yıl servetinin zekatını verirdi. Vefat ettiği zaman vârislerine 250.000 dirhem
bırakmıştı . [629]
Yüce
Allah ondan razı olsun![630]
Peygamberimiz Aleyhisselam ve Müslümanlar, veda tavafını yaptıktan
sonra, hep birlikte Medine yolunu tuttular. [631]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Culte Gadîr-i Humm mevkiinde
konakladı. [632]
Oradaki iki ağacın altlan süpürülüp temizlendi. [633]
Semüre ağacının üzerine bir elbise gerilerek güneşin sıcağından
korunmak üzere Peygamberimiz Aleyhisselam için gölgelik yapıldı. [634] Peygamberimiz
Aleyhisselam, orada öğle namazını kıldı. [635] Müslümanlara hitap etmek
üzere ayağa kalktı.
Allah'a
hamd ü senada bulundu. [636]
O gün Kıyamet gününe kadar olup bitecek şeyleri hiçbirini bırakmaksızın
haber verdi. [637]
Va'z ve nasihatta bulundu.
Sonra
da:
"Ey
insanlar! Bilesiniz ki, ben de ancak bir insanımdır.
Çok
sürmez, Yüce Rabbimin elçisi bana gelecek ve ben de onun davetine icabet
edeceğim!
Ben
size iki ağır emanet bırakıyorum: Onların birincisi Yüce Allah'ın Kitabıdır ki,
onun içinde hidayet ve nur vardır.
Yüce
Allah'ın Kitabını tutunuz ve ona sımsıkı sarılınız!
İkincisi
de Ehl-i Beytim dir, ev halkı m dır.
Ehl-i
Beytim hakkında size Allah'ı hatırlatın m.
Ehl-i
Beytim hakkında size Allah'ı haürlatınm.
Ehl-i
Beytim hakkında size Allah'ı haürlatınm!" buyurdu. [638]
"Ey
insanlar! Siz ne üzerine şehadet edersiniz?" diye sordu.
"Allah'tan
başka hiçbir ilah olmadığına şehadet ederiz!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sonra?"
diye sordu.
"Muhammed
Aleyhisselamın da Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederiz!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sizin
velîniz kimdir?" diye sordu.
Müslümanlar
"Bizim
velîlerimiz, Allah ve Allah'ın Resûlüdür!" dediler. [639]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Ey insanlar! [640] Benim mü'minlere öz
nefislerinden önce geldiğimi biliyorsunuz, değil mi?" diye sordu.
"Evet[641] yâ Rasûlallah!"
dediler. [642]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Benim
mü'minlere öz nefislerinden önce geldiğimi biliyorsunuz, değil mi?" diye
tekrar sordu.
Müslümanlar
"Evet!"
dediler. [643]
Bunun
üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Ali'nin elinden tutup:
"Ben kimin mevlâsı* isem, Ali de onun mevlâsıdır! [644] Allah'ım! Ona dost olana
dost ol! Düşman olana düşman ol! [645] Ona yardım edene yardım
et!" diyerek Allah'a yalvardı. [646]
Hz.
Ömer, Hz. Ali'yle karşılaşınca:
"Ey
Ebu Talib'in oğlu! Ne mutlu sana!
Sen, sabahladığında da, akşamladığında da, erkek kadın bütün
mü'minlerin mevlâsısındır!" diyerek onu tebrik etti. kutladı. [647]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Zülhuleyfe'ye gelip Muames'te konakladı. [648]
Zaten
Peygamberimiz Aleyhisselam Medine'den Mekke'ye giderken Şecere yolunu tutar, [649] Şecere mescidinde namaz
kılardı. [650]
Mekke'den
dönüp Medine'ye girerken de[651] Muarres yoluyla girer,
geceyi vadinin ortasındaki Zülhuleyfe'de geçirir, [652] sabah namazını kılar,
sabahleyin Medine'ye hareket ederdi. [653]
Peygamberimiz
Aleyhisselam hacdan veya umreden ya da bir gazadan dönerken yüksek bir yere,
bir dağ eteğine veya bir bayıra çıktıkça üç kere tekbir getirir, sonra da:
"Bir
olan Allah'tan başka ilah yoktur. O'nun eşi ortağı yoktur! Mülk O'nundur! Hamd
O'na mahsus-tur! [654]
O, diriltir, öldürür. O, hiç ölmeyen diridir. Hayır, yalnız O'nun elindedir. O
herşeye kadirdir.
Biz
dönenleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz, Rabbimize hamd edenleriz.
Yüce
Allah va'dini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Toplanmış olan kabileleri tek
başına bozguna uğratıp dağıttı!" diyerek dua eder[655] ve bunu Medine'ye
girinceye kadar tekrarlar dururdu. [656]
Peygamberimiz
Aleyhisselam Muarres yoluyla bu dönüşünde de böyle yaptı.
Medine'yi
görünce, üç kere tekbir getirip duasını tekrarladı . [657]
Peygamberimiz
Aleyhisselam ev halkının yanına geceleyin ansızın girmezdi.
Ya
akşam üzeri, ya da sabahleyin girmeyi âdet edinmişti. [658]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine'ye girince, devesini Mescidin kapısında ıhdırdıktan sonra, Mescide girdi. Mescidde iki rekat namaz kılıp evine döndü.[659]
[1] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1089, İtan Sa'd, Tabak
âtü'l-kübrâ.c. 2,s. 189, Ahmed b. Hanbel,Müsned,c.3,s.1 34,Tirmizî, Sünen,c. 3,
s. 179-1 80.
[2] İbn Sa'd, c. 2, s. 184,
Buhârî, Sahih, c. 2, s. 192, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 331.
[3] İbn İshak.İbn Hişam,
Sîre, c. 4, s. 253.
[4] Vâkıdı, c.3,s. 1089, İbn
Sa'd, c. 2, s. 172.
[5] Beizar ve TaberânPden
naklen Heysemî, Meanau'z-zevâid, c. 3, s. 237.
[6] İbn İshak.c.4, s. 253, Taberî, Târih, c. 3, s.
170, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 109.
[7] Zürkânf,
Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 3, s. 1 04-1 05.
[8] Ezrakî, Ahbâru Mekke,
c.1, s. 1 86, Zürkânf, c. 3, s. 104-105.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/119-120.
[9] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1088, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 172, Müslim, Sahih, c. 2, s. 887, Ebu Dâvud, Sünen,
c. 2, s. 183, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1022, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 375,
Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 368, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 109, Taberî,
Târîh, c. 3, s. 1 67.
[10] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre,c.4, s. 248, Vâkıdî, c. 3, s. 1088, İbn Sa'd.c. 2, s. 172, Taberî, c. 3,
s. 1 67.
[11] İbn İshak, c. 4, s. 248,
Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 320, Taberî, c. 3, s. 167 Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 110-111.
[12] Vâkıdî, c.3, s. 1088,
İbn Sa'd, c. 2, s. 172-173, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 320, Müslim , c. 2, s.
887, Ebu Dâvud, c.2, s. 183.
[13] Mesâf, Sünen, c. 5, s.
164.
[14] Kastalânf,
Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 231, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 149,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 308, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 3, s. 106.
[15] İbn İshak, c. 4, s. 248,
Taberî, c. 3, s. 167.
[16] İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 3, s. 21 3.
[17] İbn Sa'd, c. 2, s. 175,
Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 110, Buhârî, c. 2, s. 1 47, Ebu Dâvud, c. 2, s. 151.
[18] İbnİshak,c.4,s. 248.
[19] Belâiurf, c. 1, s. 368.
[20] Vâkıdî, c. 3, s. 1090,
İbn Sa'd, c. 2, s. 177.
[21] Ahmed b. Hanbel, c. 3,
s. 320, Müslim, c.2, s. 888-889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 184, İbn M âce, c. 2, s.
123, Dârimî, Sünen, c. 1,5.376.
[22] Vâkıdî, c. 3, s. 1090, İbn Sa'd, c. 2, s. 173.
[23] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1 091.
[24] Buhârî, Sahih, c. 2, s.
146.
[25] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre,c.4, s. 248, Vâkıdî, c. 3, s. 1089, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
173.
[26] Vâkıdî, c. 3, s. 1089,
İbn Sa'd, c. 2, s. 173.
[27] İbn Sa'd, c. 2, s. 173.
[28] Buhârî, c. 2, s. 143,
Müslim, Sahih, c. 2, s. 918, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 272 Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s.112.
[29] Buhârî, c. 2, s.
143-144.
[30] İbn Sa'd, c. 2, s. 175,
Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 111, Buhârî, c. 2, s. 147, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s.
151.
[31] Vâkıdî, c. 3,s.1O89.
[32] Vâkıdî, c. 3, s. 1089, İbn Sa'd, c. 2, s. 175,
Buhârî, c. 2, s. 147, Ebu Dâvud, c. 2, s. 151 .
[33] Vâkıdî, c. 3, s. 1090.
[34] Ahmed b. Hanbel, c. 1,
s. 24, Buhârî, c. 2, s. 144, Ebu Dâvud, c.2, s. 159, İbn Mâce,c.2, s. 991.
[35] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s.
1 090, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 173, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 1 47.
[36] İbn Sa'd, c. 2, s. 173,
Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 150.
[37] Müslim, c.2, s. 887.
[38] İbn Sa'd, c. 2, s. 177,
İbn Mâce, c. 2, s. 965.
[39] Buhârî, c. 2, s. 147.
[40] İbn Sa'd, c. 2, s. 175,
Buhârî, c. 2, s. 147.
[41] İbn Sa'd, c. 2, s. 177,
İbn Mâce, c. 2, s. 965.
[42] İbn Sa'd, c. 2, s.1
75-176, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 320, c. 4,s. 175, Buhârî, c. 2, s. 147,
Müslim, c. 2, s. 905, Ebu Dâvud, c.2,s.158-159,Tirmizî, c.3, s. 184 İbn Mâce,
c. 2, s. 989.
[43] Müslim, c. 2, s. 871.
[44] Mâlik, Muvatta', c. 1,
s. 335, İbn Sa'd, c. 2, s. 174-175, Müslim , c. 2, s. 876.
[45] Mâlik, c. 1, s. 334, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 163, Tirmizî, c.3, s. 191-192, İbn Mâce, c. 2,5.975, Dârimî, c.
1,s.365.
[46] Ahmed b. Hanbel, c. 5,
s. 1 92, İbn Mâce, c.2, s. 975.
[47] Ebû Hanfte, Müsned, s.
24, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 4, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 145-146,
Müslim, Sahih, c. 2, s. 834, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 165, Tirmizî, Sünen, c.
3, s. 194-195, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 977, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 363.
[48] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s.
887, Ebu Dâvud, c. 2, s. 183, İbn Mâce, c. 2, s. 977, Dârimî, c. 1, s. 375.
[49] İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 3, s. 21 3.
[50] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s.
1 092.
[51] Sem hûdf, Vefâu'l-vetâ,
c. 4, s. 1222.
[52] Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 221.
[53] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 2, s. 240, Müslim, Sahih, c. 2, s. 915.
[54] Ebu Dâvud, Sünen, c.2,
s. 142-143, Müslim, c. 2, s. 974.
[55] Mâlik, Muvatta', c. 1,
s. 422, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1097.
[56] Mâlik, c.1, s. 422,
Vâkıdî, c. 3, s. 1097, Ebu Dâvud, c. 2, s. 143.
[57] Ebu Dâvud, c.2, s. 143.
[58] Mâlik, c.1, s. 422,
Vâkıdî, c. 3, s. 1097, Müslim, c. 2, s. 974, Ebu Dâvud, c. 2,5.143.
[59] Ahmed b. Hanbel, c. 1,
s. 232, Heysemî, c. 3, s. 320, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 239.
[60] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1 093.
[61] Vâkıdî, c. 3, s. 1093, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.
6, s. 344, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 164, İbn Mâce, Sünen, c.2, s. 978.
[62] Vâkıdî, c. 3, s. 1093.
[63] Vâkıdî, c. 3, s. 1094,
İbn Mâce, c. 2, s. 978, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 453-454, İbn Kayyım,
Zâdu'l-mead, c. 3, s. 239.
[64] Ahmed b. Hanbel, c. 6,
s. 344, Ebu Dâvud, c. 2, s. 164, Hâkim , c. 1, s. 454, İbn Kayyım , c. 3, s.
239.
[65] Vâkıdî, c. 3, s.
1093-1094.
[66] Ahmed b. Hanbel, c. 6,
s. 344, Ebu Dâvud, c. 2, s. 164, İbn Mâce, c. 2, s. 978, Hâkim, c.1, s. 454,
İbn Kayyım, c. 3, s. 239.
[67] Vâkıdî, c. 3, s. 1 094,
Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 344, Ebu Dâvud, c. 2, s. 164, İbn Mâce, c.2, s. 978,
Hâkim, c. 1,s.454, İbn Kayyım, c. 3, s. 239.
[68] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 6, s.344, Ebu Dâvud, Sünen,c. 2, s. 164, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 978, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 239.
[69] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s.
1 093-1094, Ebu Dâvud, c. 2, s. 164, İbn Mâce, c. 2, s. 978 Hâkim, Müstedrek,
c. 1, s. 454.
[70] Vâkıdî, c. 3, s. 1093.
[71] Vâkıdî, c. 3, s. 1094,
Ahmed, c. 6, s. 344, Ebu Dâvud, c. 2, s. 164, İbn Mâce, c. 2, s. 978, Hâkim, c.
1, s. 455, İbn Kayyım , c.3, s. 239.
* Çekirdeği çıkarılmış hurma, sadeyağı veya kuru yoğurtla
iyice karıştın larak yapılan bir yemektir (Ahm ed b. Hanbel, c. 3, s. 99,
Kâmûsu'l-muhft, c. 2, s. 217).
[72] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1 093-1095.
[73] Mâlik, Muvatta', c. 1,
s.349, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1095, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 214, Müslim,
Sahîh, c. 2, s. 862-863, Ebu Dâvud, c.2, s. 163.
[74] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2,
s. 168.
[75] Mâlik, c.1, s. 349,
Vâkıdî, c. 3, s. 1095, Buhârî, c. 2, s. 21 4, Müslim, c. 2, s. 862-863, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 163.
[76] Vâkıdî, c. 3, s. 1095.
[77] Vâkıdî, c. 3, s. 1096.
[78] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 79-80.
[79] Vâkıdî, c. 3, s. 1096.
[80] İbn Mâce, Sünen, c. 2,
s. 965.
[81] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1 097.
[82] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1 , s. 232, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 320, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 3, s. 230.
[83] Vâkıdî, c. 3, s. 1097.
[84] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 173.
[85] Ahmed b. Hanbel, c. 6,
s. 273, Buhârî, c. 1, s. 77, Müslim , c. 2, s. 873, Ebu Dâvud, c. 2, s.
153-154, İbn Mâce, c. 2, s. 988, Taberî,
c. 3, s. 168.
[86] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s.
1097.
[87] Vâkıdî, c. 3, s. 1097,
Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 16, Buhârî, c. 2, s. 154.
[88] Buhârî, c. 2, s. 154,
Müslim, Sahih, c. 2, s. 919, Ezrakî, c.2, s. 203.
[89] Müslim, c.2, s. 919,
Ezrakî, c. 2,5.203.
[90] Ezrakî, c. 2, s. 203.
[91] Buhârî, c. 2, s. 154,
Müslim, c. 2, s. 919, Ezrakî, c. 2, s. 203.
[92] Müslim, c. 2. s. 919.
Ezrakî. c. 2. s. 203. Nesâf. c. 5. s. 199.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/120-131.
[93] Vâkıdî, c. 3, s. 1097, İbn Sa'd, Tabak
âtü'l-kübrâ, c. 2, s. 173.
[94] Vâkıdî, c. 3, s. 1097,
İbn Sa'd, c. 2, s. 173, Tiımizf, Sünen, c. 3, s. 209, İbn Mâce,c.2, s. 981.
[95] BeyhakPden naklen
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 158.
[96] İbn Kayyım, lâdu'l-mead, c. 3, s. 263.
[97] Vâkıdî, c.3, s. 1097,
İbn Sa'd, c. 2, s. 173, Ahmed, c. 2, s. 14, Buhârî, c. 2, s. 154, Müdim, c. 2,
s. 913, Ebu Dâvud, c. 2, s. 174, Tirmizî, c. 3, s. 209, Dârimî, c. 1, s. 397.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/131.
[98] Vâkıdî, c. 3, s. 1097,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 152, İbn Kayyım, c. 3, s. 264.
[99] Vâkıdî, c. 3, s. 1097,
İbn Sa'd, c. 2, s. 173, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 152, İbn Kayyım, c. 3, s. 264,
Heysemî, c. 3, s. 238.
[100] Vâkıdî, c. 3,5.1097.
[101] Vâkıdî, c. 3, s. 1097,
İbn Sa'd, c. 2, s. 173, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 152, İbn Kayyım, c. 3, s. 264,
Heysemî, c. 3, s. 238.
[102] İbn Sa'd, c. 2, s. 173,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 152, İbn Kayyım, c. 3, s. 264.
[103] Vâkıdî, c. 3, s. 1097,
İbn Sa'd, c. 2, s. 173, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 152.
[104] Vâkıdî, c. 3, s. 1097,
İbn Sa'd, c. 2, s. 173, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 455.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/131.
[105] Vâkıdî, c. 3, s. 1097,
Ibn Sa'd, c. 2, s. 173.
[106] Vâkıdî, Megâzî,c.3,s.
1097.
[107] Hâkim, Müstedrek, c. 1 ,
s. 455, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 158-159.
[108] Vâkıdî, c. 3, s. 1098.
[109] Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 240.
[110] Vâkıdî, c.3, s. 1098,
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 173, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s.
320, Müslim, SahıVı.c.
2, s. 887, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1023, Dârimî, Sünen, c.
1, s. 376, Hâkim, c.1, s. 455.
[111] İbn Sa'd, c. 2, s. 178,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 179, İbn Hazm, s. 82-85.
[112] Vâkıdî, c.3, s. 1098,
Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 887, İbn Mâce, c. 2, s. 1023 Dârimî, c. 1
, s. 376, Hâkim, c.1 , s. 455.
[113] Ahmed, c. 3, s. 320.
[114] Hâkim, c. 1, s. 455,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 159.
* Makam-ı İbrahim , İbrahim Aleyhisselam in üzerine basıp
insanları hacca çağırdığı ve üzerinde iki ayağının gömülm üş izi bulunan
mübarek bir taş olup, halen Kabe mescidinde belli yerinde durmaktadır (Ezrakî,
Ahbâru Mekke, c. 1, s. 67-68).
[115] Ahmed, c. 3, s. 320,
Müslim , c. 2, s. 887.
[116] Vâkıdî, c. 3, s. 1098,
İbn Sa'd, c. 2, s. 173, Ahmed, c. 3, s. 320,Nesâf, Sünen, c. 5, s. 236.
[117] Müslim, c. 2, s. 887, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 183, İbn Mâce.c. 2, s. 1023, Dârimî, c. 1, s. 376.
[118] Vâkıdî, c. 3, s. 1098,
Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 887, Ebu Dâvud, c. 2, s. 183, İbn Mâce,
c. 2, s. 1023, Dârimî, c. 1 ,s.376, Nesâf, c.5, s. 236.
[119] Nesâf, c.5, s. 236.
[120] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 3, s. 320, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 887, E bu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 183,
Tirmizî, Sünen, c.
3, s. 216, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1023, Nesâf, Sünen, c.
5, s. 236, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 376.
[121] Vâkıdî, M egâzf, c.3, s.
1098, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim , c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2, s. 183, İbn
Mâce, c. 2, s. 1023, Nesâf, c. 5, s. 236, Dârimî, c. 1, s. 376
[122] Vâkıdî, c. 3, s. 1098,
Ahmed, c. 1, s. 28, Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1 , s. 334, Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 241.
[123] Ahmed, c. 1, s. 28,
Heysemî, c. 3, s. 241.
[124] Vâkıdî, c. 3, s. 1098,
Ahmed, c. 1, s. 28, Heysemî, c. 3, s. 241.
[125] Vâkıdî, c. 3, s. 1098.
[126] Ahmed, c.1, s. 28,
Ezrakî, c. 1, s. 334, Heysemî, c. 3, s. 241.
[127] Vâkıdî, c. 3, s. 1098,
Ahmed, c. 1, s. 28, Ezrakî, c. 1, s. 334, Heysemî, c. 3, s. 241 .
[128] Vâkıdî, c. 3, s. 1098.
[129] Vâkıdî, c. 3, s. 1098,
Ahmed, c. 1, s. 28, Ezrakî, c. 1, s. 334, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 159,
Heysemî, c. 3, s. 241 .
[130] Ahmed, c. 1, s. 28,
Ezrakî, c. 1, s. 334, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 159, Heysemî, c. 3, s. 241.
[131] Ezrakî, c. 1.S.334.
[132] Vâkıdî, c. 3, s. 1098,
Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 34.
[133] Vâkıdî, c. 3, s. 1098,
Abduırezzak, c. 5, s. 34, Ezrakî, c. 1,s.333.
[134] Abdurrezzak, c. 5, s.
34, Ezrakî, c. 1, s. 333.
[135] Vâkıdî. c. 3. s. 1098.
Abdurrezzak. c. 5. s. 34. Ezrakî. c. 1. s. 333-334.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/132-134.
[136] Vâkıdî, c. 3, s. 1098.
[137] Vâkıdî,c.3, 1098, Ahmed,
c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2,s.183İbn Mâce, c. 2, s. 1023, Nesâf, c.5, s. 235, Dârimî, c. 1,
s. 376.
[138] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 3, s. 320, Müslim, Sahih, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 183-184,
İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1023, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 235 Dârimî, Sünen, c. 1,
s. 376.
[139] Müslim, c. 2, s. 888.
[140] Ahmed, c. 3, s. 320,
Nesâf, c. 5, s. 240, İbn Hazin, Haccetü'l-vedâ, s. 83.
[141] Vâkıdî, M egâzf, c. 3,
s. 1099, Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim , c. 2, s. 888, E bu Dâvud, c. 2, s. 184,
İbn Mâce, c. 2, s. 1023,Nesâf, c. 5, s. 240, Dârimî, c. 1, s. 376.
[142] Ebu Dâvud, c. 2, s. 184,
İbn Mâce, c. 2, s. 1023, Nesâf, c. 5, s. 240, Dârimî, c. 1, s. 376.
[143] Vâkıdî, c. 3, s. 1099,
Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2, s. 184, İbn Mâce,
c. 2, s. 1023, Nesâf, c. 5, s. 240, Dârimî, c. 1, s. 376.
[144] Ahmed, c. 3, s. 320.
[145] Vâkıdî, c. 3, s. 1099,
Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2, s. 1 84, İbn Mâce,
c. 2, s. 1023, Dârimî,c.1,s.376.
[146] Nesâf, c. 5, s. 244.
[147] Vâkıdî, c. 3, s. 1099,
Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2, s. 184, İbn Mâce,
c. 2, Nesâf, c.5, s. 236, Dârimî, c. 1 , s. 376.
[148] Vâkıdî, c. 3, s. 1099,
Ahmed, c. 6, s. 404-405, 421, 422, Dârekutm, Sünen, c. 2, s. 255, Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 247-248, E bu'l-Fidâ, el Bidâye, c. 5, s. 1 60.
[149] Ahmed, c. 3, s. 320,
Müslim, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2,184, İbn Mâce, c. 2, s. 1023, Nesâf, c.
5, s. 244, Dârimî, c. 1 , s. 376.
[150] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1099.
[151] Vâkıdî, c. 3, s. 1099,
Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 421-422, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s.
247-248.
[152] Vâkıdî, c. 3, s. 1099,
İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 4, s. 68-69, Heysemî, c. 3, s. 248.
[153] Vâkıdî, c. 3, s. 1099,
Ahmed, c. 3, s. 320, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s.
184, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1023, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 240, Dârimî, Sünen,
c. 1, s. 376.
[154] Ahmed, c. 3, s. 320,
Müslim, c. 2, s. 888, Nesâf, c. 5, s. 241.
[155] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye,
c. 5, s. 163.
[156] İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 1, s. 265.
[157] Ahmed, c. 3, s. 320,
Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 170.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/134-136.
[158] Ahmed,c.3, s. 366,
Müslim, c. 2, s. 907, Nesâf, c. 5, s. 245.
[159] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 3, s. 320, Müdim, Sahih, c. 2, s. 888, 907, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 184,
İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1023, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 245 Dârimî, Sünen, c. 1,
s. 376.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/136.
[160] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 168.
[161] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s.
1099, İtan Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 173.
[162] Vâkıdî, c.
3,5.1099-1100.
[163] Ebu'l-Fidâ, c. 5, s.
167, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1,5.267.
[164] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 308-309.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/136-137.
[165] İbn İshak.İbnHişam,
Sîre,c.4, s. 249.
[166] Ahmed.c.3, s. 320,
Müdim, Sahih, c. 2, s. 888, Ebu Dâvud, c. 2, s. 148, İbn Mâce, c. 2, s. 1024,
Dârimî, c.1, s. 376.
* Zilhicce'nin sekizinci gününe Terviye günü denir (İbn
Esîr, Nihâye, c. 2, s. 280).
[167] Vâkıdî, c. 3, s. 11 00,
İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 173.
[168] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s.
1101.
[169] Vâkıdı. c. 3. s. 11 00. İbn
Sa'd. Tabakâtü'l-kübrâ. c. 1. s. 148.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/137-138.
[170] İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 3, s. 267.
[171] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01.
[172] Müslim, Sahih, c. 2, s.
889, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 184, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1024, Dârimî,
Sünen, c. 1, s. 376.
[173] Vâkıdî, c. 3, s. 1101,
Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 2, s. 173, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 212, Tiımizf,
Sünen, c. 3, s. 228, İbn Mâce, c. 2, s. 1000.
[174] Ebu Dâvud, c. 2, s. 212,
Tirmizî, c. 3, s. 228, Dâıimi", c. 1, s. 399.
[175] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 212, Tirmizî, c. 3, s. 228, İbn Mâce, c. 2, s. 1024.
[176] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01,
Ezrakî, c. 2, s. 173.
[177] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01,
Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 184-185, İbn Mâce, c. 2, s. 1024,
Dârimî, c. 1.S.376.
[178] İbn Sa'd, c. 2, s. 173.
[179] İbn Kayvım, c. 3, s.
267.
[180] İbn Sa'd, c. 2, s. 173.
* Nemine; Arafat'ın doğusunda harap bir köydür (İbn Kayyım,
c. 3, s. 275).
[181] Müslim, c. 2, s. 889,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1024, Dârimî, c. 1.S.376.
[182] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01,
İbn Kayyım, c. 3, s. 267.
[183] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01,
Dârimî, c. 1, s. 376.
[184] İbn Kayyım, c. 3, s.
267.
** Dabb yolu, Müzdelife'den Arafat'a giden kısa yol olup,
Musa Aleyhisselam m yoludur (Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 2, s. 193).
[185] Ezrakî, c. 2, s. 193,
İbn Kayyım, Zâd.c. 3, s. 267.
*** Hacıların vakfe yeri olan Arafat'a Arafat denilmesi, Hz.
Âdem'le Hz. Havva'nın burada buluştukları veya Cebrail Aleyhisselamın Hz.
İbrahim "e burada hac amellerini öğretip "Anladın mı?" diye sorduğu,
onun da "Anladım!" diye cevap verdiği içindir (Yak ût, M u'cem
u'l-bül dan, c. 4, s. 1 04, F fruzâ bâdf, Kâm üs, c. 3, s. 1 79). Arafat, hem H
arem di sj di r, hem de M eş'ar (hac ib adetle ri için belirlenmiş) yerdir.
Arafat'ın hududu, Harem dışı olan Ürene üzerinde yükselen dağdan Vesik'a doğru
uzanan Arafat dağlarına ve bu dağların Arafat vadisiyle birleştiği yere kadar
olan sahadır (Ezrakî, c. 2, s. 194, Yâkût, c. 4, s. 104).
[186] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01,
İbn Sa'd, c. 2, s. 173, Ezrakî, c. 2, s. 193.
[187] Buhârî, Sahîh, c. 2, s.
1 74, Müslim, c. 2, s. 933, İbn Mâce, c. 2, s. 1024.
[188] Vâkıdî, c. 3, s. 11 02,
Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 181, İbn Mâce, c. 2, s. 1024, Dârimî,
c. 1,s.377.
[189] Vâkıdî, c. 3, s. 11 02.
[190] Vâkıdî, c. 3, s. 11 03.
[191] Müslim, c. 2, s. 889,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1024, Dârimî, c. 1,s.377.
[192] Vâkıdî, c. 3, s. 11 01,
Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1024, Dârimî,
c. 1, s. 377.
[193] Hâkim, Müstedrek, c. 1 ,
s. 462.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/138-140.
[194] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 187-188.
[195] İbn Sa'd, c. 2, s. 188, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 28, Buhârî, c.
5,5.188.
[196] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
11 02, Müslim , Sahih, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185 İbn Mâce, Sünen,
c. 2, s. 1024, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377.
[197] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-ferfd, c. 2, s. 110.
[198] Ahmed, c. 5, s.
30, Ebu Dâvud, c. 2, s. 168.
[199] İbn İshak, İbn Hisam,
Sîre,c.4, s. 250, İbn Abdi Rabbih, c. 2, s. 11 0, Taberî, Târih, c. 3, s. 168.
[200] İbn İshak, c. 4, s. 250,
Taberî, c. 3, s. 168.
[201] İbn İshak, c. 4, s. 250,
İbn Abdi Rabbih, c. 2, s. 110, Taberî, c. 3, s. 168.
[202] Vâkıdî, c. 3, s. 11 03.
[203] İbn İshak, c. 4, s. 250,
Vâkıdî, c. 3, s. 1103, İbn Abdi Rabbih, c. 2, s. 110, Dârimî, c. 1, s. 65,
Taberî, c. 3, s. 1 69.
[204] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 5, s. 262.
[205] Ahmed b. Hanbel, c. 5,
s. 262.
[206] Ahmed b. Hanbel, c. 5,
s. 251.
[207] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 5, s. 30.
[208] İbn İshak, İbn Hisam,
Sîre,c.4, s. 250, İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferfd, c. 2, s. 110, Taberî, Târîh,
c. 3, s. 169.
[209] İbn İshak, c. 4, s. 250,
Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Ahmed, c. 5, s. 30, Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c.
2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1024-1025, Dârimî, c. 1, s. 377 İbn Abdi Rabbih,
c. 2, s. 110, Taberî, c. 3, s. 169.
[210] Ahmed, c. 5, s. 412, İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[211] Ahmed, c. 5, s. 412.
[212] Ahmed, c. 5, s. 412, İbn
Mâce, c. 2, s. 1016.
[213] Ahmed, c. 5, s. 412.
[214] İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[215] Ahmed, c. 5, s. 412, İbn
Mâce, c. 2, s. 1016.
[216] Ahmed, c. 1, s. 384,
453, Müslim, c. 4, s. 1796.
[217] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1,s.453, Müslim, c. 4, s. 1 796, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1016.
[218] Ahmed, c. 5, s. 4128,
Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1 796, İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/140-143.
[219] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 252.
[220] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe,
c. 2, s. 209.
[221] İbn İshak, c. 4, s. 252.
[222] İbn Esîr, c.2, s. 209.
[223] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 4, s. 252.
[224] İbn İshak, c. 4, s. 250,
Ahmed b.Hanbel, Müsned.c.S, s:. 30.
[225] Ahmed, c. 5, s. 30.
[226] Ahmed, c. 5, s. 30, İbn
Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferfd, c. 4, s. 57.
[227] Ahmed, c. 5, s. 30.
[228] Ahmed, c. 5, s:. 30, İbn
Abdi Rabbih, c. 4, s:. 57.
[229] Ahmed, c. 5, s:. 30.
[230] İbn İshak, c. 4, s:.
250-251, İbn Abdi Rabbih, c. 2, s:. 110, Taberî, Târih, c. 3, s:. 169.
[231] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s:.
1103, Ahmed, c. 3, s:. 225, c. 4, s:. 80, Dârimî, c. 1, s:. 65, Yâkubî, Târih,
c. 2, s:. 109.
[232] Vâkıdî, c. 3, s. 11 03, Müslim, c. 2, s. 889, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1,s.377.
[233] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 4, s:. 251, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1103, Müslim , Sahih, c. 2, s.
889, Ebu Dâvud, Sünen, c.
2, s. 185, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s:. 1025, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377, İbn
Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferfd, c. 4, s. 57, Taberî, Târih, c.3, s. 169.
[234] İbn İshak, c. 4, s. 251.
[235] İbn İshak, c. 4, s. 251,
İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 57, Taberî, c. 3, s:. 169.
[236] İbn İshak, c. 4, s. 521,
İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 57.
[237] Vâkıdî, c.3, s:. 1103,
Müslim, c.2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s:. 1 85, İbn Mâce, c. 2, s:. 1025,
Dârimî, c.2, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 57.
[238] İbn İshak, c. 4, s. 251,
Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Müslim, c. 2, s. 889, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce,
c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1, s. 367, İbn Abdi Rabbih, c.4, s. 57, Taberî, c. 3,
s. 169.
[239] İbn İshak, c. 4, s. 251,
İbn Abdi Rabbih, c. 4, s:. 57, Taberî, c. 3, s:. 159.
[240] İbn Abdi Rabbih, c. 4,
s. 57.
[241] İbn İshak, c. 4, s. 251,
Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Müslim, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce,
c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 57, Taberî, c.
3, s. 169.
[242] İbn İshak, c. 4, s. 251,
İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[243] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-ferfd, c. 4, s. 58.
[244] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 4, s. 251, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1103, Müslim , Sahih, c. 2, s. 890,
Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 1 85, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1025, Dârimî, Sünen,
c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[245] İbn İshak, c. 4, s. 251,
İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c. 3, s. 159.
[246] İbn İshak, c. 4, s. 251,
Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Müslim, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce,
c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c.
3, s. 159.
[247] İbn İshak, c. 4, s. 251,
İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[248] İbn Abdi Rabbih, c. 4,
s. 58.
[249] İbn İshak, c. 4, s. 251,
Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Müslim, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce,
c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c.
3, s. 169.
[250] İbn İshak, c. 4, s. 251, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s.
58, Taberî, c. 3, s. 159.
[251] İbn İshak, c. 4, s. 251,
Taberî, c. 3, s. 169.
[252] İbn Abdi Rabbih, c. 4,
s. 58.
[253] İbn İshak, c. 4, s. 251,
İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c. 3, s. 169.
[254] İbn İshak, c. 4, s. 251,
Taberî, c. 3, s. 169, Beyhakî, Delâil, c. 5, s. 448.
[255] İbn İshak, c. 4, s. 251,
Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Müslim, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce,
c. 2, s. 1025, Dârimî, c. 1, s. 377, İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Taberî, c.
3, s. 169, Beyhakî, c. 5, s. 448.
[256] İbn İshak, c. 4, s. 251,
Mâlik, Muvatta', c. 2, s. 589, Taberî, c. 3, s. 169, Beyhakî, c. 5, s. 448,
Zehebî, Megâif, s. 589.
[257] İbn Abdi Rabbih, c. 4,
s. 58.
[258] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 4, s. 251-252, Taberî, T ârfh, c.3, s. 169.
[259] İbn İshak, c. 4, s. 252,
İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferfd, c. 4, s. 58, Taberî, c. 3, s. 169.
[260] İbn Abdi Rabbih, c. 4,
s. 58.
[261] İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58, Yâkubî, Târih, c. 2,
s. 110.
[262] İbn İshak, c. 4, s. 253,
İbn Abdi Rabbih, c. 4, s. 58.
[263] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 185, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 381.
[264] İbn Sa'd, c. 2, s. 185,
Ahm ed, c. 4, s. 381, 402, 403.
[265] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1103, Müslim, Sahih, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 185, İbn Mâce,
Sünen, c. 2, s. 1025, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377.
[266] İbn Abdi Rabbih,
Ikdu'l-ferfd, c. 4, s. 58.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/144-149.
[267] Vâkıdî, c. 3, s. 11 02,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimı.c.1 , s. 377.
[268] Vâkıdî, c. 3, s. 11 02.
[269] Vâki cif, c. 3, s. 11
02, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 1, s. 1025, Dârimî.d , s. 377.
[270] Vâkıdî, c. 3, s. 11 02,
Müslim, c. 2, s. 890, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025, Dârimî,
c. 1.S.377.
[271] Vakıdf. c. 3. s. 1102.
[272] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
8/149-150.
[273] Müslim, Sahîh, c. 2, s.
890, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 185, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1025, Dârimî,
Sünen, c. 1, s. 377,
[274] Vâkıdî,Megâzî,c.3,s.
1102.
[275] Vâki cif, c. 3, s. 11
03, Ebu Dâvud, c. 2, s. 189, Tirmizî, c. 3, s. 230, Mesâi, Sünen, c. 5, s. 255.
[276] İbn İshak, İbn Hisam,
Sîre,c.4, s. 253, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 1 57, Tirmizî, c. 3, s.
232.
[277] İbn İshak, c. 4, s. 253,
Vâkıdî, c. 3, s. 1103, Ahmed, c. 1, s. 157, Ebu Dâvud, c. 2, s. 193-194, İbn
Mâce, c. 2, s. 1001- 1002.
[278] Hâkim, Müstedrek, c. 1 , s. 465.
[279] Ahmed, c. 3, s. 85.
[280] Ahmed, c. 5, s. 209,
Nesâf, c. 5, s. 254.
[281] MâlikıMuvatta',c1,
s. 215, 421-423, Vâkıdî, c. 3, s. 1104, Tirmizî, c. 5, s. 572, Begavî, c. 1, s.
128, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 174-175.
[282] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1104, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 210, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 472,
Gazalf, İhyâu Ulûmi'd-dfn, c. 1, s. 332, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 268,
Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 252.
[283] Ahmed, c. 1, s. 166,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 175.
[284] Tirmizî, c. 5, s. 537,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 175, İbn Kayyım, c. 1, s. 268.
[285] BeyhakPden naklen E
bu'l-Fidâ, c. 5, s. 1 74-1 75, Gazalf, İhya, c. 1, s. 332.
[286] Gazalf, İhyâu
Ulümi'd-dfn, c. 1, s. 332.
[287] Taberânf, M u'cem
u's-sağfr, c. 1, s. 247, Gazalf, İhyâu Ulûm i'd-dfn, c. 1, s. 332-333, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 1 75-1 76, Heysem f, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s.
352.
[288] Gazali, İhyâu
Ulûmi'd-dfn, c. 1, s. 333.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/150-154.
[289] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 14.
[290] Ahmed,c.4, s. 14, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye, c. 5, s. 176.
[291] İbn Mâce, Sünen, c. 2,
s. 1002, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 176.
[292] Abdurrezzak, Musannef,
c. 5, s. 1 7, TaberânPden naklen Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 256.
[293] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 14, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1002, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 5, s. 176.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/154-155.
[294] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 188, Ahmed, c. 1, s. 28, Tirmizî, Sünen, c. 5, s.
269.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/155.
[295] Ahmed,c.2, s. 224.
[296] Abdurrezzak, c. 5, s.
16, Ahmed, c. 2, s. 224.
[297] Abdurrezzak, c. 5, s.
16.
[298] Müslim, Sahih, c. 2, s.
983, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 464, Begavf, Mesâbırıu's-sünne, c. 1, s. 128.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/155-156.
[299] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 309.
[300] Ahmed, c. 4, s. 309,
Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 237, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1 003 Nesâf, Sünen, c.
5, s. 264.
[301] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 179, Ahmed,c.4, s. 309, EbuDâvud, Sünen, c. 2, s.
196.
[302] Ahmed,c.4, s. 335.
[303] İbn Sa'd, c. 2, s. 179, fihm ed, c. 4, s. 309-310.
[304] İbn Sa'd, c. 2, s. 179,
Ahmed, c. 4, s. 309-310, 335, Ebu Dâvud, c. 2, s. 196, Ti im izf, c. 3, s. 237,
İ bn Mâce, c. 2, s. 1003, Nesâf, c. 5, s. 264-265.
[305] Ahmed,c.3, s. 110,
Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 174, Müslim, c. 2, s. 933.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/156.
[306] Müslim, c. 2, s. 865,
Nesâf, c. 5, s. 196.
[307] Ahmed, c. 1, s. 215,
Buhârî, c. 2, s. 217, Müslim , c. 2, s. 866-867, Tirmizî, c. 3, s. 286, İbn
Mâce, c. 2, s. 1030, Nesâf, c. 5, s. 196.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/157.
[308] Begavf,
Mesâbıhu's-sünne, c. 1, s. 129, Heysem t, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 255.
[309] İbn Ebi Şeybe, Musannef,
c. 4, s. 7.
[310] Ahmed b.Hanbel,
Müsned.c.1, s. 72, 75, Müslim, Sahih, c. 2, s. 890, E bu Dâvud, Sünen, c. 2, s.
190, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 3, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1 025, Dârimî,
Sünen, c. 1, s. 377.
[311] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1105, Begavf, c. 1, s. 128.
[312] Mâlik, Muvatta1,
c.1 , s. 392, Vâkıdı, c. 3, s. 1105, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 180,
Ahmed, c. 5, s. 205, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 176, Müslim, c. 2, s.
636, Ebu Dâvud, c. 2, s. 191 .
[313] Müslim, c. 2, s.
890-891, Ebu Dâvud, c. 2, s. 185, İbn Mâce, c. 2, s. 1025-1026, Dârimî, c.
1,3.377.
[314] Ahmed, c.1, s.
72,EbuDâvud, c. 2, s. 190, Tirmizî, c. 3, s. 232.
[315] Ahmed, c.1, s. 235.
[316] Buhârî, c. 2, s. 176.
[317] Vâkıdî, c.3, s. 1105,
Ahmed, c. 1, s. 269, Buhârî, c. 2, s. 176, Ebu Dâvud, c. 2, s. 190 İbn Mâce, c.
2, s. 1026, Dârimî, c.1, s. 377.
[318] Ahmed, c.1, s. 269,
Buhârî, c. 2, s. 177, Ebu Dâvud, c. 2, s. 190.
[319] Ahmed. c.1. s. 251.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/157-158.
[320] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 6, s. 383-384.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/158-159.
[321] Vâkıdî, Megâzî, c.3,s.
1106, Tiımizf, Sünen, c. 3, s. 236, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1005, Dârimî,
Sünen, c. 1, s. 377, Ezrakî, Ahbâru M ekke, c. 1, s. 197.
[322] Buhârî, Sahih, c. 2, s.
177, Müslim, Sahih, c. 2, s. 934, EbuDâvud, Sünen, c. 2, s. 191, İbn Mâce, c.
2, s. 1 005, Dârimî, d.s.377.
[323] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1106, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 1 86.
[324] Mâlik, Muvatta'.d, s.
401, Ahmed b.Hanbel, Müsned.c.5, s. 202, Buharı, Sahih, c. 2, s. 177, Müslim,
Sahih, t 2, s. 937.
[325] Müslim, c. 2, s. 937,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 192.
[326] Bu hân, c. 2, s. 179.
[327] Ahmed, c. 1, s. 75,1 57,
Müslim, c. 2, s. 891, İbn Mâce, c. 2, s. 1026.
[328] Müslim, c. 2, s. 891,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1,5.377.
[329] Ahmed, c. 1, s. 426,
Buhârî, c. 2, s. 179, Müslim, c. 2, s. 938, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 262.
[330] Müslim, c. 2, s. 938, .
[331] Buhârî, c. 2,5.179.
[332] Müslim, c. 2, s. 891,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1,s. 377.
* Müzdelife'de sabah namazından sonra üzerinde haalan n dua
ettikleri bir dağdır (Nevevf, Tehzfbü'l-esmâ, c. 2, s. 110).
[333] Ahmed b. Hanbel, c. 1,
s. 75, 81, Tirmizî, c. 3, s. 232.
[334] Vâki dr, c. 3, s. 11 07,
Ahmed, c. 1, s. 81, Tirmizî, c. 3, s. 232, Nesâf, c. 5, s. 265.
[335] Müslim, c. 2, s.
91,EbuDâvud, t 2, s. 186.
[336] Ebu Dâvud, c. 2, s. 186,
İbn Mâce, c. 2, s. 1020.
[337] Müslim, c. 2, s. 891.
[338] Nesâf, c. 5, s. 265.
[339] VâkidL c. 3. s. 11 07.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/159-160.
[340] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 14-15, Ibn Mâce, c. 2, s. 1002.
[341] Ahmed, c. 4, s. 15.
[342] İbn Mâce, c. 2, s. 1
002.
[343] Ahmed,c.4, s. 15, İbn
Mâce, c. 2, s. 1002.
[344] Abbduırezzak, Musannef,
c. 5, s. 17, TaberânPden naklen Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 3, s. 256-257,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye.c.S, s. 176-177.
[345] Ahmed,c.4, s. 15, İbn
Mâce, c. 2, s. 1002.
[346] Abdutrezzak,c.5, s. 17, Heysemî, c. 3, s. 257,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 176-177.
[347] Abdurrezzak.c.S, s. 17,
Ahmed, c. 4, s. 15, İbn Mâce, c. 2, s. 1002, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 176-177,
Heysemî, c. 3, s. 257.
[348] Abdurrezzak,c.5, s. 17,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 177, Heysemî, c. 3, s. 257.
[349] Mâlik. Muvatta'. c. 1.
s. 422. Abdurrezzak. Musannef. c. 5. s. 17-18.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/160-161.
[350] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 15.
[351] Nesâf, Sünen, c. 5, s.
263.
[352] Tirmizî, Sünen, c. 3, s.
238.
[353] Ahmed, c. 4, s.
15,EbuDâvud, c. 2, s. 196, Tirmizî, c. 3, s. 238, Nesâf, c. 5, s. 263.
[354] Ahmed, c. 4, s. 15.
[355] Ahmed, c. 4, s. 15,
Tirmizî, c. 3, s. 238, Dârimî, c. 1, s. 387.
[356] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2,
s. 179, Nesâf, c. 5, s. 260.
[357] EbuDâvud,c.2, s. 197.
[358] Ahmed, c. 2, s. 261,
Nesâf, c. 5, s. 260.
[359] Ahmed, c. 4, s. 15,
Tirmizî, c. 3, s. 239, Nesâf, c. 5, s. 264.
[360] İbn Sa'd, c. 2, s. 179,
Ahmed, c. 4, s. 15,EbuDâvud, c. 2, s. 197, Tirmizî, c. 3, s. 239, Nesâf, c. 5,
s. 264, Dârimî, c.1 ,s. 387.
[361] Ahmed, c. 4, s. 261, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 197, Nesâf, c. 5, s. 264, Dârimî, c. 1, s. 387.
[362] İbn Sa'd, c. 2, s. 1 80,
Ahmed, c. 4, s. 15, Ebu Dâvud, c. 2, s. 197, Tirmizî, c. 2, s. 139,
İbnMâce,c.2, s. 1004, Nesâf, c. 5, s. 264, Dârimî, c.1, s. 387.
[363] Tirmizî, c. 3, s. 239,
Nesâf, c. 5, s. 264.
[364] Ahmed, c. 4, s. 15, İbn
Mâce, c. 2, s. 1004, Nesâf, c. 5, s. 264.
[365] İbn Sa'd, c. 2, s. 180,
Ahmed, c. 4, s. 1 5, Ebu Dâvud, c. 2, s. 197, Tirmizî, c. 3, s. 39, İbn Mâce,
c. 2, s. 1004, Nesâf, c. 5, s. 264, Dârimî, c.1, s. 387.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/162-163.
[366] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1107, Ahmed b. Hanbel,
Müsned, c. 1, s. 54, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 179, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s.
194, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 242, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1006, Nesâî,
Sünen. c. 5. s. 265.
[367] Vâkıdî, c. 3, s. 11 07.
[368] Begavf,
Mesâbıtıu's-sünne, c. 1, s. 129, BeyhakPden naklen Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5,
s. 1 83.
[369] Begavî, c. 1, s. 129.
[370] Bega'vf, c. 1, s. 129,
Ebu'l-Fidâ, c. 5,s. 183.
[371] Müslim, c. 2, s. 891,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1,5.377.
[372] Ahmed.c.1, s. 76,81.
[373] Vâkıdî, c. 3, s. 11 08,
İbn Sa'd, c. 2, s. 180, Ahmed, c. 1, s. 210-211, Müslim, c. 2, s. 931-932,
Nesâf, c. 5, s. 268.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/163-134.
[374] Müslim, c. 2, s. 891,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1, s. 377.
[375] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1, s. 157, 211, 251, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 218, Ebu Dâvud, Sünen. c. 2. s.
161-162. Timnizî. Sünen. c. 3. s. 332-333.
* Hz. Abbas, Peygamberimiz Aleyhisselamın hem amcası, hem de
sütkardeşi idi.
[376] Ahmed, c. 1, s. 329.
[377] Ahmed. c. 1. s. 157.
Tirmizî. c. 3. s. 233.
** Muhassir; Mina ile Müzdelife arasında ve fakat ne
Mina'dan ne de Müzdelife'den sayılmayan bir vadidir (Yâkût, Mu'cemu'l-büldân,
c. 4, s. 62, İbn Kayyım, Zâd, c. 1, s. 275). Kabe'yi yıkmak için gelen Ashab-ı
Fil, bu vadiye gelip konunca meşhur fil çökmüş, olanca zorlamalara rağmen ileri
gitmemişti. Ashab-ı Fil de bu vadide Allah'ın gazabına uğramışlar ve helak
olmuşlardı (İbn Kayyım, c. 1, 274-275).
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/164.
[378] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2,
s. 180, Ahmed, c. 1, s. 157, Müslim, c. 2, s. 891, Ebu Dâvud, c. 2, s. 186,
Timnizî, c. 3, s. 232, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1, s. 377
[379] İbn Sa'd, c. 2, s. 180,
Ahmed, c. 1, s. 210, Müslim, c. 2, s. 932, Nesâî, c. 5, s. 267-269.
[380] Ahmed, c. 3, s. 367,
Tirmizî, c. 3, s. 234, Dârimî, c. 1, s. 379, Begavî, c. 1, s. 129.
[381] Ahmed, c. 3, s. 367, Dârimî, c. 1, s. 379.
[382] Ahmed, c. 3, s. 367,
Tirmizî, c. 3, s. 234, Begavî, c. 1, s. 129.
[383] Ahmed, c. 3, s. 367.
[384] Tirmizî, c. 3, s. 234,
Begavî, c. 1, s. 129.
[385] Ahmed, c. 1, s. 213,
Müslim, c. 2, s. 932, Nesâî, c. 5, s. 267.
[386] Müslim, c. 2, s.
891-892, Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, Nesâî, c. 5, s. 367.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/165.
[387] Ffruzâbâdf, Kâmûsu'l-muhft, c. 1, s. 407.
[388] Kâsânf,
Bedâyiu's-sanâyi', c. 2, s. 1 62.
[389] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân,
c. 2, s. 162.
[390] Tirmizî, c.3, s. 246.
[391] Bedrüddin Aynf, Umdetü'l-kârf, c. 10, s. 88.
[392] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 66-67, Yâkût, c. 4, s. 465.
[393] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 69.
[394] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 5, s. 297.
[395] Ahmed, c. 5, s. 297-298,
Heysemî, Meanau'z-zevâid, c. 3, s. 259.
[396] Ahmed, c. 5, s. 297,
Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, Müstednek, c. 1, s. 466, Yâkût, Mu'cemu'l-büldân,
c. 4, s. 465, Heysemî, c.3, s. 259.
[397] Ezrakî, c. 1,s.69.
[398] Ezrakî, c. 1, s. 67,
Yâkût, c. 4, s. 465.
[399] Ahmed, c. 5, s. 297,
306, Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1 , s. 466, Heysemî, c.3, s. 259.
[400] Ahmed, c. 5, s. 306,
Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1, s. 466, Yâkût, c. 4, s. 465, Heysemî, c. 3,
s. 259.
[401] 400-Ezrakî, c. 1,s.69.
[402] Ezrakî, c. 1, s. 67,
Yâkût, c. 4, s. 465.
[403] Ahmed, c. 5, s. 304, Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim,
c. 1, s. 466, Yâkût, c. 4, s. 465, Heysemî, c. 3, s. 259.
[404] Ahmed, c. 5, s. 306,
Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1, s. 466, Yâkût, c. 4, s. 465.
[405] Ezrakî, c. 1,s.69.
[406] Ezrakî, c. 1, s. 67,
Yâkût, c. 4, s. 465.
[407] Ahmed, c. 5, s. 306,
Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1, s. 466, Yâkût, c. 4, s. 465, Heysemî, c. 3,
s. 259.
[408] Ahmed, c. 5, s. 306,
Ezrakî, c. 1, s. 67, Hâkim, c. 1, s. 466, Heysemî, c. 3, s. 259.
[409] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 5, s. 288, Heysemî, Mecm au'z-zevâid, c. 3, s. 259.
[410] Ahmed, c. 5, s. 298,
Ezrakî, Ahbâru Mekke, c. 1, s. 67, Yâkût, c. 4, s. 465, Heysemî, c. 3, s. 259.
[411] Ezrakî, c. 1, s. 67,
Yâkût, c. 4, s. 465.
[412] Ezrakî, c. 1.S.69.
[413] Ezrakî, c. 1, s. 67,
Yâkût, c. 4, s. 465.
[414] Ahmed, c. 5, s. 298,
Ezrakî, c. 1, s. 67-69, Yâkût, c. 4, s. 465.
[415] Hacc 27.
[416] Ezrakî, c. 1,s.69.
[417] Ezrakî, Ahbâru Mekke, c.
1, s. 67-68.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/165-169.
[418] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 185.
[419] İbn Sa'd, c. 2, s. 181,
Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 318, Müslim, Sahih, c. 2, s. 493, Ebu Dâvud, Sünen,
c. 2, s.
201, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 370.
[420] İbn Sa'd, c. 2, s.
180-181, İbn Mâce,Sünen, c. 2, s. 1008,Nesâf, c. 5, s. 368, Hâkim, Müstedrek,
c. 1, s.466, İbn Kayyım , Zâdu'l-mead.c.3, s. 274.
[421] İbn Kayyım, c. 3, s.
275.
[422] Buhârî, Sahih, c. 2, s.
1 93, Müslim, c. 2, s. 942-943, Ebu Dâvud, c. 2, s. 201 , Nesâf, c. 5, s.
273-274.
[423] Ebu Hanffe, Müsned, c.
26, Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1109, İbn Sa'd, c. 2, s. 180.
[424] Ahmed, c. 1, s. 212,
Buhârî, c. 2, s. 193, Müslim , c. 2, s. 892, E bu Dâvud, c. 2, s. 200, İbn
Mâce, c. 2, s. 1008, Nesâf, c. 5, s. 274, İbn Kayyım , c. 3, s. 275.
[425] Ebu Dâvud, c. 2, s. 200.
[426] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 6, s. 379, Ebu Dâvud, c. 2, s. 200.
[427] Ahmed, c. 6, s. 379.
[428] Ahmed, c. 6, s. 379, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 200.
[429] Ahmed, c. 6, s. 379.
[430] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1107, Ahmed, c. 2, s. 413, Tirmizî, c. 3, s. 247, İbn Mâce, c. 2, s. 1009,
Nesâf, c. 5, s. 270, Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 466, Beyhakî, Delâil, c. 5, s.
440.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/169-170.
[431] Ahmed, c. 3, s. 379, Ibn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1 , s. 275.
[432] Ebu Dâvud, c. 2, s. 197.
[433] Ebu Dâvud, c. 2, s. 198.
[434] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2,
s. 188, Ahmed, c.1 , s. 28, Buhârî, c. 5, s. 188,İbn Hazm , Haccetü'l-vedâ, s.
147.
[435] Vâkidf, c. 3, s. 1111,
Ahmed, c. 5, s. 7, Buhârî, c. 2, s. 191, Ebu Dâvud, c. 2, s. 195.
[436] Vâkıdî, c. 3, s. 1111,
İbn Sa'd, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 7, Ebu Dâvud, c. 2, s. 198.
[437] Buhân, c. 2, s. 192, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 195, İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[438] Müslim, Sahih, c. 2, s.
942, Nesâf, Sünen, c. 5, s. 270.
[439] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2,
s. 183, Ahımed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 239.
[440] Nesâf, c. 5, s. 270.
[441] İbn Sa'd, c. 2, s. 185, Ezrakî, Ahbâru M ekke, c.
2, s. 173.
[442] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1111.
[443] Ahmed, c. 5, s. 39, 49,
Buhârî, c. 2, s. 191, c. 8, s. 91.
[444] Vâkıdî, c. 3, s. 1111,
İbn Sa'd, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 39, 40, Buhârî, c. 2, s. 1 91,
Müslim, c. 3, s. 1305, Dârimî, c. 1, s. 393.
[445] İbn Sa'd, c. 2, s. 186,
Ahmed, c. 5, s. 37, Buhârî, c. 2, s. 1 91, Müslim, c. 3, s. 1305.
[446] Vâkıdî, c. 3, s. 1111,
Ahmed, c. 5, s. 37, 40, Dârimî, c. 1, s. 393.
[447] İbn Sa'd, c. 2, s. 186,
Ahmed, c. 5, s. 37, 39, Buhârî, c. 6, s. 235, Müslim, c. 3, s. 1305, Dârimî, c.
1, s. 393.
[448] İbn Sa'd, c. 2, s. 186,
Ahmed, c. 5, s. 37, 49, 40, 412, Buhârî, c. 2, s. 191 .Müslim, c. 3, s. 1305,
Dârimî, c. 1, s. 393.
[449] Ahmed, c. 5, s. 412, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 195.
[450] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 5, s. 412.
[451] Ahmed, c. 5, s. 412,
Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 192, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 1 95.
[452] Ahmed, c. 5, s. 412.
[453] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1111, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 40, 412, Buhârî, c.
2, s. 191, Müslim , Sahih, c. 3, s. 1305, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 393.
[454] İbn Sa'd, c. 2, s. 186,
Ahmed, c. 5, s. 37, Buhârî, c. 2, s. 1 91, Müslim, c. 3, s. 1305.
[455] Vâkıdî, c. 3, s. 1111,
Ahmed, c. 5, s. 37, 40, Dârimî, c. 1, s. 393.
[456] İbn Sa'd, c. 2, s. 186,
Ahmed, c. 5, s. 37, 39, Buhârî, c. 6, s. 235, Müslim, c. 3, s. 135.
[457] İbn Sa'd, c. 2, s. 186,
Ahm ed, c. 5, s. 37, 39, 40, Buhârî, c. 2, s. 191, Müslim, c. 3, s. 1305,
Dârimî, c. 1, s. 393.
[458] Ahmed, c. 5, s. 412.
[459] Vâkıdî, c. 3, s. 1111, İbn Sa'd, c. 2, s. 186,
Ahmed, c. 5, s. 37, 40, Buhârî, c. 2, s. 191, Dârimî, c. 1, s. 393.
[460] İbn Sa'd, c. 2, s. 186,
Ahmed, c. 5, s. 37, Buhârî, c. 3, s. 1 93, Müslim, c. 3, s. 1305.
[461] Vâkıdî, c. 3, s. 111,
Ahmed, c. 5, s. 37, 40, Dârimî, c. 1, s. 393
[462] İbn Sa'd, c. 2, s. 186,
Ahmed, c. 5, s. 37, 39, Buhârî, c. 5, s. 235, Müslim, c. 3, s. 1305.
[463] İbn Sa'd, c. 2, s. 186,
Ahmed, c. 5, s. 40, Buhârî, c. 2, s. 1 91, Müslim, c. 3, s. 1305.
[464] Ahmed, c. 5, s. 40.
[465] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 3, s. 371.
[466] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1111, Ahmed, c. 5, s. 40, 49, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 191, Müslim, Sahih, c. 3,
s. 1307.
[467] Vâkıdî, c. 3, s. 1111 ,
İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, 40, 41 , Buhârî, c. 2, s.
192, Müslim, c. 3, s. 1 305-
1306, Dârimî, c. 1, s. 393-394.
[468] Vâkıdî, c. 3, s. 1111,
Buhârî, c. 2, s. 192.
[469] 468-Ahmed, c. 3, s. 371, c. 5, s. 39, 49, Buhârî,
c. 2, s. 1 91.
[470] Vâkıdî, c. 3, s. 1111, İbn
Sa'd, c. 2, s. 186, Ahmed, c. 5, s. 37, Buhârî, c. 6, s. 326, Müslim, c. 3, s.
1306.
[471] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1111.
[472] Vâkıdî, c. 3, s. 1111,
İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 186, Ahmed, Müsned, c. 5, s. 37, 49, 68, Buhârî,
Sahih, c. 6, s. 326, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1306.
[473] Ahmed, c. 5, s.
37,39,41, Buhârî, c. 6, s. 236, Müslim, c. 3, s. 1306.
[474] Buhârî, c. 5, s. 236.
[475] Vâkıdî, c. 3, s. 1111.
[476] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1112, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 186, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 37,
Buhârî, Sahih, c. 6, s. 236, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 1 95-1 96.
[477] Vâkıdî, c. 3, s.
1112-1113.
[478] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2,
s. 183, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 186.
[479] Ahmed, c. 4, s. 187.
[480] İbn Sa'd, c. 2, s. 183,
Ahmed, c. 4, s. 186-187.
[481] Ahmed, c. 4, s. 186.
[482] Vâkıdî, c. 3, s. 1113.
[483] Müslim, c. 2, s. 944.
[484] Ahmed, c. 3, s. 498-499.
[485] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, , s. 339.
[486] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1113.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/170-177.
[487] Vâkıdı, c.3, s. 1108,
Müslim, Sahih, c. 2, s. 892, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 186, İbn Mâce, Sünen,
c. 2, s. 126,Dârimî, Sünen, c. 1, s. 377.
[488] Mâlik, Muvatta1,
c. 1, s. 393, Vâkıdî, c. 3,5.1108.
[489] Mâlik, c. 1, s. 393,
Vâkıdî, c. 3, s. 1108, Ahmed, c.3, s. 321, Müslim, c.3, s. 893 Ebu Dâvud, c. 2,
s. 193, İbn Mâce.c. 2, s. 1013.
[490] Ahmed, c. 4, s. 82.
[491] Mâlik, c. 1, s. 393,
Müslim, c. 2, s. 803, Ebu Dâvud, c. 2, s. 193.
[492] Mâlik, c. 1, s. 393,
Vâkıdî, c. 3, s:. 1108, Ebu Dâvud, c.2,s. 194, İbn Mâce, c. 2, s. 1013.
[493] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 5, s. 188, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 275.
[494] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s:.
1108, Ahmed, Müsned, c. 3, s. 321, Müslim, Sahih, c. 2, s:. 892 Ebu Dâvud,
Sünen, c. 2, s:. 186, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s:. 1026.
[495] Vâkıdı, c. 3, s. 11 08,
Ahmed, c. 1, s. 112, Buharı, c. 2, s. 186, Müslim , c. 2, s. 954, E bu Dâvud,
c. 2, s. 149, İ bn Mâce, c. 2, s. 1054,Dârimî, c. 1, s. 399.
[496] Ahmed, c. 1, s. 112,
Buhârî, c. 2, s. 186.
[497] Vâkıdî, c. 3, s. 11 08,
Buhârî, c. 2, s. 176, Müslim, c. 2, s. 954, Ebu Dâvud, c. 2, s. 149, Dârimî, c.
1.S.399.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/177-178.
[498] Vâkidf, c.
3,s.11Ü8,Begau, c. 1, s. 130, Kasanı, c. 2, s. 141.
[499] Ahmed, c. 6, s. 400,
Heysemî, Meanau'z-zevâid, c. 3, s. 261.
[500] Ahmed ,c.6, s. 400, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1 , s. 279, Heysemî, c. 3, s. 261, İbn Hacer, el-İsâbe,
c. 3, s. 449.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/178.
[501] Vâkicif, c. 3, s. 11 08.
[502] Müslim, Sahih, c. 2, s.
947.
[503] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1108, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 111, Müslim , c. 2, s. 947.
[504] Müslim, c. 2, s. 948.
[505] Vâki cif, c. 3, s. 11
08, Ahmed, c. 3, s. 111 , Müslim, c. 2, s. 948.
[506] Müslim, c. 2, s. 948,
Begavf, Mesâbih, c. 1, s. 130.
[507] Buhân, Sahih, c.1, s.
51.
[508] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2,
s. 181 .
[509] £J-ımed b. Hanbel'den
naklen E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 119.
[510] Vâkidt, c. 3, s. 11 09,
İbn Sa'd, c. 2, s. 174.
[511] Buhân . c. 2. s. 189.
Tirmizî. c. 3. s. 256.
* Görülüyor ki, Peygamberimiz Aleyhisselam yaptığı umrede ve
hacda sakalını değil, saçını kestirmiştir. Günümüzde camilerde "Sakal-ı
Şerif" diye ziyaret edilen, Peygamberimiz Aleyhisselamın sakalı değil,
kesilmiş olan saçıdır.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/178-179.
[512] Vâkıdî, Megâiı, c. 3, s.
1109.
[513] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.
2, s. 111.
[514] Vâkıdî, c. 3, s. 11 09,
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 174.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/179-180.
[515] Vâki cif, c. 3, s. 11
09.
[516] Vâki dr, c. 3, s. 11 09,
Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 159, Buharı, c. 2, s. 190.
[517] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2,
s. 203, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 390.
[518] Tirmizî, Sünen, c. 3, s.
257.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/180.
[519] Vâkıdî, c. 3, s. 11 09,
İbn Sa'd, c. 2, s. 182.
[520] İbn Sa'd, c. 2, s. 182.
[521] İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 1, s. 280.
[522] Vâkidf, c. 3, s. 11 09,
İbn Sa'd, c. 2, s. 182, Müslim, c. 2, s. 892.
[523] Vâkıdî, c. 3, s. 1110,
İbn Sa'd, c. 2, s. 1 82.
[524] Müslim, Sahih, c. 2, s.
892, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 186, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1026, Dârimî,
Sünen, c. 1, s. 378.
[525] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2,
s. 182.
[526] Müslim, c. 2, s. 892,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 186, İbn Mâce, c. 2, s. 1026, Dârimî, c. 1, s. 378.
[527] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1110.
[528] İbn Sa'd, c. 2, s. 182.
[529] Ahmed b. Hanbel, c. 1,
s. 372, Müslim, c. 2, s. 953, Ebu Dâvud, c. 2, s. 213.
[530] İbn Sa'd, c. 2, s.
182-183.
[531] Ahmed.d, s. 372, Müslim, c. 2, s. 953, Ebu Dâvud,
c. 2, s. 213.
[532] İbn Sa'd, c. 2, s. 183,
Ahmed, c. 1, s. 372, Müslim, c. 2, s. 953, Ebu Dâvud, c. 2, s. 21 3.
[533] Ahmed,c.6, s. 90, Ebu Dâvud, c. 2, s. 201.
[534] Buhârî,c. 2, s. 189.
[535] Vâkidt, c. 3, s. 1113.
[536] Mâlik, Muvatta', c. 1,
s. 408, Vâkıdî, c. 3, s. 1110, Tirmizî, c. 3, s. 290, İbn Mâce, c. 2, s. 1010.
[537] Ahmed, c. 5, s. 450, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 202, Tirmizî, c. 3, s. 290.
[538] Mâlik, Muvatta', c. 1,
s. 408409, Nımed, Müsned, c. 5, s. 45, Tirmizî, Sünen, c. 3, s. 90.
[539] Ahmed, c. 2, s. 19,
Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 167, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 953, Ebu Dâvud, c. 2, s.
199, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1 019, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 400.
[540] İbn Mâce, c. 2, s. 1019.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/180-182.
[541] Ahmed, c. 6, s. 90, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 201.
[542] İbn Sa'd, c. 2, s. 181 ,
Ahmed, c. 2, s. 114, Ebu Dâvud, c. 2, s. 200.
[543] Ahmed, c. 2, s. 152,
Buhârî, c.2, s. 194, Dârimî, c.1, s. 390.
[544] Ebu Dâvud, c. 2, s. 201.
[545] Ahmed.c.2. s. 152.
Buhârî. c.2. s. 194. Dârimî. c. 1. s. 39O.Nesâf. c. 5. s. 276-277 Dârekutnî. c.
2. s. 275.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/182-183.
[546] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 5, s. 251.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/183.
[547] İbn Sa'd, Tabak
âtü'l-kübrâ, c. 1, s. 232, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 247, İbn Kayyım,
Zâdu'l-mead, c. 3, s. 54, Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 266,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 266.
[548] İbn Seyyid, c. 2, s.
247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54, Halebî, c. 3, s. 266.
[549] İbn Sa'd, c. 1, s. 323,
İbn Seyyid, c. 2, s. 247, İbn Kayyım , c. 3, s. 54, Kastalânf, c. 1, s. 319.
[550] İbn Kayyım, c. 3, s. 54,
Kastalânf, c. 1, s. 319, Halebî, c. 3, s. 266.
[551] İbn Seyyid, c. 2, s.
247, İbn Kayyım, c. 3, s. 54-55, Halebî, c. 3, s. 266.
[552] İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 247-248, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 55, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 266.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/183-184.
[553] Vâkıdî.Megâzî.c. 3, s.
1111, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 185, Ahmed b. Hanbel.Müsned, c. 5,
s.7,Buharı", Sahih, c. 2, s. 191, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 195, 198, İbn
Mâce, Sünen, c. 2, s. 1016.
[554] EbuDâvud,c.2, s. 197.
[555] Ahmed, c. 5, s. 72, 411,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 195, 198.
[556] Ebu Dâvud, c. 2, s. 192.
[557] Buhârî, c. 2, s. 192,
Ebu Dâvud, c. 2, s. 195.
[558] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 5, s. 202.
[559] Ahmed, c. 5, s. 72.
[560] Ahmed, c. 3, s. 477, Ebu
Dâvud, c. 2, s. 198.
[561] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 3, s. 485.
[562] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 5, s. 202.
[563] Ebu Dâvud, Sünen, c. 2,
s. 197.
[564] Ahmed b. Hanbel, c. 5,
s. 72-73.
[565] Amed, c. 5, s. 73,
Buhârî, Sahili, c. 6, s. 235, Müslim, Sahili, c. 3, s. 1305, Ebu Dâvud, Sünen,
c. 2, s. 195-196.
[566] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 73.
[567] Ahmed, c. 1, s. 230,
Buhârî, SahPh, c. 2, s. 191.
[568] Buhârî, c. 2, s. 191.
[569] Ahmed, c. 1, s. 230,
Buhârî, c. 2, s. 191.
[570] İbn Sa'd, Tab akâtü
"l-kübrâ, c. 2, s. 184, Buhârî, c. 2, s. 191 -192.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/184-187.
[571] İbn Hazm,
Haccetü'l-vedâ, s. 145.
[572] İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 1, s. 287.
* Mina ile Mekke arasında ve Mina'ya Mekke'den daha yakın
olan bir yerdir (Yâküt, Mu'cemu'l-buldan, c. 5, s. 62). Burada Kureyş
müşrikleri ile Kinane oğulları, Hâsjm ve Muttalib oğullarından kız almamak, onlara kız vermemek, onlarla
alışveriş yapmamak üzere, küfür üzere anlaşmışlardı. Bu boykot Hâşim
oğullarıyla Muttalib oğullarının Peygamberim iz ^Jeyhisselam ı onlara boyun
eğdirmesine kadar sürecekti (Buhârî, c. 2, s. 1 58).
[573] İbn Hazm, s. 145, İbn
Kayyım, c. 1, s. 287.
[574] Ezrakî, Nıbâru Mekke, c.
2, s. 159, Müslim, c. 2, s. 952, Ebu Dâvud,c.2, s. 209-210, İbn Hazm, s. 147,
İbn Kayyım, c. 2, s. 287.
[575] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1113, Müslim, Sahih, c. 2, s. 952, Ebu Dâvud, Sünen, c. 2, s. 209, İbn Hazm,
Haccetü'l-vedâ, s. 145, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 205, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 1, s. 287.
[576] Vâkıdı, c. 3, s. 1113,
Ezrakî, c. 2, s. 160, Buhârî, c. 2, s. 197, Müslim, c. 2, s. 951.
[577] Vâkıdı. c. 3. s. 1113.
Ezrakî. c. 1. s. 159. Müslim, c. 2. s. 952.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/188.
[578] Ahmed, c. 4, s. 80, 82,
Ibn Mâce, c. 2, s. 1 015, Dârimî, c. 1, s. 65.
[579] Ahmed, c. 4, s. 80, 82,
Dârimî, c. 1, s. 65.
[580] İbn Mâce, c. 1, s. 85,
c. 2, s. 1 015.
[581] Ahmed, c. 4, s.
80, 82, İbn Mâce, c. 1, s. 85, c. 2, s. 1015-1016, Dârimî, c.1, s. 65.
[582] İbn Mâce, c. 2, s. 1016.
[583] Ahmed, c. 4, s. 86, İbn
Mâce, c. 2, s. 1016.
[584] Ahmed, c. 4, s. 82,
Dârimî, c. 1, s. 65.
[585] Ahmed, c. 4, s. 80, 82,
İbn Mâce, c. 2, s. 1 016, Dârimî, c. 1, s. 65.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/188-189.
[586] Buhârî.c.
2.s.195-196.EbuDâvud.c.2. s. 210.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/189.
[587] Bu hân , c. 2, s. 202,
Müslim, c. 2, s. 880.
[588] İbn Sa'd, Tabakatü'l-kübrâ,
c. 2, s. 189, Buhârî, Sahih, c. 2, s. 151, Müslim, Sahih, c. 2, s. 877.
[589] İbn Sa'd, c. 2, s. 189,
Buhârî, c. 2, s. 151 , Müslim, c. 2, s. 877.
[590] Ahmed b. Hanbel, c. 3,
s. 394, Müslim, c. 2, s. 881, Ebu Dâvud, c. 2, s. 155.
[591] Buhân, c. 2, s. 202.
[592] Buhân , c. 2, s. 200,
Müslim, c. 2, s. 874.
[593] Müslim, c. 2, s. 880.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/189-190.
[594] Ahmed, c. 1, s. 222,
Müslim, c. 2, s. 963, Dârimî, c. 1, s. 398.
[595] Müslim, c. 2, s. 963,
Dâıimf, c. 1, s. 398.
[596] İbn Hazm, Haccetü'l-vedâ,
s. 145.
[597] Buhân.c. 2,5.202.
[598] Buhâıî.c. 2,5.195.
[599] Vâki cif, Megâzî, c. 3,
s. 1114, Buhârî, c. 2, s. 202.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/190.
[600] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1114.
[601] Vâkıdî, c. 3, s. 1114,
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 189, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 339,
Müslim, c. 2, s. 986, Ebu Dâvud,Sünen,c.2, s. 213.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/190.
[602] Ahmed, c.1, s. 176.
[603] Vâki dr, c. 3, s. 1115.
[604] Ahmed, c. 1, s. 176.
[605] Vâki cif, c. 3, s. 1116,
İbn Sa'd, c. 3, s. 1 24, Ahmed, c. 1 , s. 172.
[606] Nesâf, Sünen, c. 6, s.
243.
[607] Ahmed, c. 1, s. 171,
Buhârî, c. 7, s. 6.
[608] Vâkıdî, c. 3, s. 1116,
İbn Sa'd, c. 3, s. 1 46-1 47, Ahmed, c. 1 , s. 171, Buhârî, c. 7, s.
6,EbuDâvud, t 4, s. 7.
[609] Vâkıdî, c. 3, s. 1116,
İbn Sa'd, c. 3, s. 1 46-1 47, E bu Dâvud, c. 4, s. 7-8.
[610] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 145, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 168.
[611] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1116, İbn Sa'd, c. 3, s. 146.
[612] İbn Sa'd, c. 3, s. 1 45,
Ahmed, c. 1, s. 168.
[613] İbn Sa'd, c. 3, s.
144-145, Ahm ed, c. 1, s. 176.
[614] İbn Sa'd, c. 3, s. 146.
[615] Ahmed, c.1, s. 176.
[616] İbn Sa'd, c. 3, s.
144-146, Ahm ed, c. 1, s. 176.
[617] Ahmed, c. 1, s. 171,
Buhârî, c. 7, s. 6.
[618] Vâkıdî, c. 3, s. 1116,
İbn Sa'd, c. 3, s. 1 44.
[619] Vâkıdî, c. 3, s. 1115.
[620] İbn Sa'd, c. 3, s. 144,
Ahm ed, c. 1, s. 168, Nesâf, c. 6, s. 241.
[621] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s.
1115, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 144, Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 168,
Nesâf, c. 6, s. 241 .
[622] İbn Sa'd, c. 3, s. 145,
Ahm ed, c. 1, s. 168, Nesâf, c. 6, s. 241.
[623] Vâki dr, c. 3, s. 1115,
İbn Sa'd, c. 3, s. 1 44, Ahmed, c. 1 , s. 168, Nesâf, c. 6, s. 241 .
[624] Vâkidt, c.
3,5.1115-1116, Ahmed, c. 1, s. 1 76.
[625] İbn Sa'd, c. 3, s. 145,
Ahm ed, c. 1, s. 172.
[626] İbn Sa'd, c. 3, s. 145.
[627] Vâki dr, c. 3, s.
1115-1116, İbn Sa'd, c. 3,5.144-145, Ahmed, c. 1, s. 1 68.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/190-193.
[628] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe,
c. 1, s. 41 3.
[629] İbn Sa'd.
Tabakâtü'l-kübrâ. c. 3. s. 149.
[630] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
8/193.
[631] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1114, İbn Sa'd, c. 2, s.
202.
[632] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 368,372.
[633] Ahmed,c.4, s. 281.
[634] Ahmed,c.4, s. 372.
[635] Ahmed,c.4, s. 281.
[636] Ahmed, c. 4, s. 367,
Müslim, Sahih, c. 4, s. 1873.
[637] TaberânPden naklen
Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 105.
[638] Ahmed b. Hanbel, c. 4,
s. 367, Müslim, Sahih, c. 4, s. 1873.
[639] TaberânPden naklen
Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 106.
[640] Ahmed, c. 4, s. 368.
[641] Ahmed, c. 4, s. 281,
368, Heysemî, c. 9, s. 1 04.
[642] Ahmed, c. 4, s. 37,
Heysemî, c. 9, s. 104.
[643] Ahmed, c. 4, s. 281.
* Mevlâ; yerine göre sahip, vekil-i umur, yardıma, dost.,
gibi birçok mânâlarda kullanılan bir kelimedir (Ffruzâbâdf, Kâmûsu'l-muhft, o.
4, s. 404).
[644] Ahmed, o. 4, s. 281,
368, 370, Tirmizî, o. 5, s. 633, İbn Hacer, o. 4, s. 65.
[645] Ahmed b. Hanbel, c. 4,
s. 281,368,370, Heysemî, c. 9,5.107, İbn Hacer, c. 4, s. 65.
[646] TaberânPden naklen
Heysemî, c. 9, s. 106.
[647] Ahmed.c.4. s. 281.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/194-195.
[648] Vâki cif, c. 3,5.1115.
[649] Vâki dr, c. 3, s. 1116,
Buhârî, c. 2, s. 144.
[650] Buhârî, c. 2, s. 144.
[651] Vâki dt, c. 3, s. 1115,
Buhârî, c.2, s. 144.
[652] Vâki dt, c. 3, s. 1115,
Buhârî, c.2, s. 144.
[653] Buhârî, c. 2, s. 144.
[654] Vâki dr, c. 3, s. 1114,
Ahmed, c. 2, s. 15, Buhârî, c. 2, s. 204, Müslim, c. 2, s. 980.
[655] Vâki dr, c. 3, s. 1114,
Ahmed, c. 2, s. 15, Buhârî, c. 2, s. 204, Müslim, c. 2, s. 980, Ebu Dâvud, c.
2, s. 88.
[656] Ahmed, c. 3, s. 187-189.
[657] İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 1, s. 290.
[658] Ahmed b. Hanbel, c. 3,
s. 125.
[659] Ebu Dâvud, c. 3, s. 91.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/195-196.