PEYGAMBERİMİZ ALEYHİSSELAMIN VEFATI 3

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ecelinin Yaklaşması ve Ahiret Yolculuğuna Hazırlanması 3

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bakiyy Kabristanında Gömülü Mü'minler ve Uhud Şehitleri İçin Dua Edişi 5

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığını Hz. Âişe'nin Evinde Geçirmesine Muvâfakat Edilişi 7

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığının Ne Zaman Başlayıp Ne Kadar Sürdüğü, Hastalığının. 8

Ne Gibi Hastalıklar Olduğu. 8

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bir Yazı Yazdırmak İçin Kalem ve Kağıt Getirilmesini İstemesi 9

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali'ye Yazdırmak İstediği Şeyler 10

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Osman'la Gizli Konuşması 11

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir Hakkında Yazı Yazdırmak İstemesi 11

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bir Uyarısı 11

Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanlara Son Hitap ve Tavsiyeleri 12

Mescide Açılan Kapılardan Hz. Ebu Bekir'in Kapısının Bırakılıp Başkalarının Kapatılışı 15

Peygamberimiz Aleyhisselamın Evinde Kıldırdığı En Son Namaz. 16

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bazı Sahabilerini Yanına Çağırışı 16

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir'i Namaz Kıldırmaya Memur Edişi 16

Hz. Ömer'in Abdullah b. Zem'a'ya Sitemlenişi 18

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidde Namaz Kılan Cemaati Son Defa Seyredişi 19

Peygamberimiz Aleyhisselamın Fakirlere Dağıtılmasını İstediği Birkaç Dinar Dağıtılmadıkça. 19

Uyuyamayışı ve Kızı ile Halasına Yaptığı Bir Uyarısı 19

Hz. Abbas'ın Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkındaki Bir Teşhisi ve Hz. Ali'ye Bir Tavsiyesi 20

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığının Şiddetlenişi 20

Hz. Ali ile İki Oğlunun Peygamberimiz Aleyhisselamı Ziyaretleri 21

Peygamberimiz Aleyhisselamın Son Defa Misvak Kullanışı 21

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmetine Son Tavsiyeleri 22

Peygamberimiz Aleyhisselamın En Son Uyarısı 22

Peygamberimiz Aleyhisselamın Son Dakikaları ve Dilekleri 22

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Fâtıma'ya Tavsiyesi 23

Peygamberimiz Aleyhisselamın Baygınlıktan Ayıldığı Zaman Okuduğu Âyet 23

Cebrail Aleyhisselamın Peygamberimiz Aleyhisselamı Ziyareti 23

Peygamberimiz Aleyhisselamın Yaşı 25

Hz. Fâtıma'nın Peygamberimiz Aleyhisselama Ağıtı 25

Peygamberimiz Aleyhisselamın Dadısı Ümmü Eymen Hatunun Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer'i Ağlatması 25

Medine'nin En Aydınlık ve En Karanlık Günleri 25

Peygamberimiz Aleyhisselamın Vefatı Üzerinde Müslümanların Tereddüde ve Anlaşmazlığa Düşmeleri 26

Müslümanların Mescidde Ağlaşmaları ve Hz. Ömer'in Konuşması 26

Hz. Abbas'ın Konuşması 27

Hz. Ebu Bekir'in Peygamberimiz Aleyhisselamın Vefatını Haber Alıp Medine'ye Gelişi 28

Hz. Ebu Bekir'in Mesciddeki Konuşması 28

Hz. Ömer'in Peygamberimiz Aleyhisselama Ağıtı 30

Halifelik Hususunda Müslümanlar Arasındaki Anlaşmazlıklar ve Girişimler 30

Ensarın Benî Sâide Örtmesinde Sa'd b. Ubâde'ye Bey'ata Hazırlanmaları 31

Hz. Ebu Bekir'e Bey'at Edilişi 35

Hz. Ebu Bekir'e Umumî Bey'at Yapılışı 37

Hz. Ebu Bekir'in Konuşması 37

Hz. Ali'nin Halifeliğe ve Savaşa Teşvik Edilişi 38

İrtidad Hareketleri 39

Peygamberimiz Aleyhisselamın Yıkanışı ve Kefenlenişi 40

Ölüyü Kefene Sarma ve Kokulama Usûlü. 42

Bilal-i Habeşî'nin Mescid Cemaatini Ağlatan Son Ezanı 43

Peygamberimiz Aleyhisselamın Üzerine Namaz Kılınışı 43

Peygamberimiz Aleyhisselamın Gömüleceği Yerin Kararlaştırılışı 44

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kabrinin Kazılışı ve Kabre Konuluşu. 45

Hz. Fâtıma'nın Hz. Ali'ye ve Enes b. Malik'e Sitemlenmesi 46

Peygamberimiz Aleyhisselam İçin Mersiyeler Söylenişi 46

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kabrinin Ravza-i Mutahhara'daki Durumu. 47

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kabrinde Diri Olup Verilen Salât ü Selamların Kendisine Sunulduğu. 47

Peygamberimiz Aleyhisselama Salât ü Selam Getirmenin Gerekliliği ve Nasıl Getirileceği 47

Resûlullaha Salât ü Selam Getirene Yüce Allah'ın Mukabele Edişi 48

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ahiretteki Derecesinin Yüceliği 48

NA'T-I NEBEVÎ 52

Peygamberimiz Aleyhisselamın Terikesi ve Borçlarının Ödenişi 57

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescid Çevresinde Zevceleri İçin Yaptırmış Olduğu Odalar ve. 58

Bunların Sonradan Alınıp Mescide Katılışı 58

Peygamberimiz Aleyhisselamdan Kalan ve Ziyaret Edilen Emanetlerden Bazıları 58

Ömer b. Abdülaziz'in Yanındaki Bir Oda İçinde Bulundurup Ziyaret Ettiği ve Ettirdiği Bazı Emanetler 59


PEYGAMBERİMİZ ALEYHİSSELAMIN VEFATI

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ecelinin Yaklaşması ve Ahiret Yolculuğuna Hazırlanması

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, Nasr sûresinin inişinden beri, ecelinin yaklaştığını öğrenmiş ve:

"Ey Allah'ım! Seni teşbih eder (eksik sıfatlardan uzak tutar) ve Sana hamd ü sena ederim!

Ey Allah'ım! Beni yarlığa! Şüphe yok ki, tevbeleri en çok kabul eden ve merhametli olan Sensin Sen!"

diyerek Allah'a hamd, teşbih ve istiğfara koyulmuş bulunuyordu.[1]

Hz. Âişe der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam son zamanlarında:

'Sübhanallah ve bihamdihi, estağfirullahe ve etûbü ileyhi=Allah'ı her türlü noksanlardan uzak tutar, O'na Kendi hamdi ile hamd ederim. Allah'tan yarlıganmamı diler ve O'na tevbe ederim1 sözünü çoğaltın­ca:

'Yâ Rasûlallah! Ben ne diye 'Sübhanallah ve bihamdihi' sözünü çoğalttığını görüyorum?

Sen bundan önce hiç böyle yapmazdın?' dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Yüce Rabbim bana ümmetimde bir alâmet göreceğimi haber vermişti ki, o alâmeti gördüğüm zaman, Kendisine çok çok teşbih ve hamdiyle istiğfarda bulunacaktım.

İşte o alâmeti gördüm:

'Allah'ın yardımı ve fetih gelince, sen de insanların fevc fevc Allah'ın dinine gireceklerini görünce, hemen Rabbini hamdiyle teşbih et, O'nun yarlıgamasını dile! Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir!' [Nasr: 1-3] buyurdu."[2]

İbn Abbas der ki:

"Ömer b. Hattab beni meclisine Bedir savaşına katılmış yaşlı sahabilerle birlikte alırdı.

Bazısı buna içerlemiş olacak ki, kendisine:

'Bunu niçin bizimle birlikte alıyorsun?! Bizim onun kadar oğullarımız var!' demiş.

Ömer de:

'O, bildiğiniz kimselerden değil!' cevabını vermiş.

Yine bir gün, beni çağırıp onlarla birlikte meclise almıştı.

Sonradan anladım ki; o gün beni onlara göstermek için çağırmıştı.

'Yüce Allah'ın 'İzâ câe nasrullâhi vel feth...' kelâmı hakkında ne dersiniz?' diye sordu.

Bazıları:

'Bize yardım ve fetih ihsan edildiğinde Allah'ı hamd ve istiğfar etmemiz emrolunmustur' dediler

Bazısı da sustu, birşey söylemedi.

Bana:

'Sen de mi böyle söylüyorsun ey İbn Abbas?1 diye sorunca, ben:

'Hayır!' dedim.

'Ya ne diyorsun?1 diye sordu.

'Bu, Resûlullah Aleyhisselamın ecelidir. Ona bunu bildiriyor. 'Allah'ın yardımı ve fetih geldiği vakit, o, senin ecelinin alâmetidir. Artık Rabbini hamd ile tesbit et, O'nun yarlıgamasını dile! Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir!' buyuruyor' dedim.

Ömer

'Benim bildiğim de, ancak senin söylediğindir' dedi.[3]

Nasr sûresi Allah tarafından bir davetçi idi, Resûlullahın dünyaya vedası idi."[4]

"Bugün size dininizi ikmâl..." (Mâide: 3) mealli âyet nazil olduğu zaman Hz. Ömer ağlamış,

"Ne için ağlıyorsun!" diye sorulunca:

"Bu, kemâlden sonra noksan ifade eder! Bu, Peygamber Aleyhisselamın vefat edeceğini anlatıyor gibidir!" demişti.[5]

Peygamberimiz Aleyhisselam bir gün Hz. Fâtıma'ya gizlice:

"Cebrail heryıl Kur'ân'ı benimle bir kere mukabele ederdi. Bu yıl ise, iki kere mukabele etti.

Öyle sanıyorum ki, ecelim yaklaşmıştır!" buyurdu.[6]

Cebrail Aleyhisselamın Kur'ân-ı Kerîm'i Peygamberimiz Aleyhisselamla mukabele edişi, Ramazan aylarında idi.

Cebrail Aleyhisselam Ramazan ayında her gece iner, Kur'ân-ı Kerîm'i Peygamberimiz Aleyhisselamla başından sonuna kadar mukabele ederdi.[7] Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatından önceki yılın Ramazan'ında ise, bu mukabele iki kere yapılmıştı.[8]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Veda Haccında Müslümanlarla vedalaştı.[9]

Veda Haccından dönerken, Gadîr-i Humm'daki hutbesinde de:

"Ey insanlar! Haberiniz olsun ki; ben de ancak bir insanım!

Çok sürmez, Yüce Rabbimin elçisi bana gelecek, ben de onun davetine icabet edeceğim!" buyur-m ustu.[10]

Hz. Abbas, bir gün:

"Vallahi, ben Resûlullah Aleyhisselamın içimizde ne zamana kadar sağ kalacağını öğreneceğim!" dedi ve ona.

"Yâ Rasûlallah![11] Görüyorum ki; halk seni hem bizzat, hem de ayaktozlanyla rahatsız ediyorlar![12]

Sen üzerine çıkıp oturacağın birşey,[13] bir taht,[14] halkın tozundan toprağından ve düşmanlardan seni koruyacak[15] bir çardak[16] edinsen,[17] halka oradan konuşma yapsan olmaz mı?" diye sordu.[18]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Vallahi, [19] çok sürmez,[20] onları çağıracağım.[21]

Onlar benim sırtımdan ridamı çekecekler.[22] Ökçeme basacaklar. Beni onların tozları bürüyecek. Nihayet Allah beni onlardan rahata erdirecektir!" buyurdu.

Hz. Abbas:

"Resûlullahın içimizde pek az kalacağını anladım.[23]

Uyurken, rüyamda arzı semaya iple sımsıkı bağlanıp çekilir gibi görmüş, bunu Resûlullah Aleyhisselama anlatmıştım.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Bu, senin kardeşinin oğlunun vefatıdır!' buyurdu" demiştir.[24]

Abdullah b. Mes'ud da:

"Peygamberimiz ve Sevgilimiz, vefatından bir ay önce bize vefatını haber verdi.[25]

'Yâ Rasûlallah! Senin ecelin ne zaman?' diye sorduk.

'Ecel yaklaşmış; Allah'a, Cennetü'l-Me'vâ'ya, Sidretü'l-Müntehâ'ya, RefTku'l-AHâ'ya, Kandırıcı Doluya, N asib'e, mutlu ve kutlu yaşantıya dönüş yaklaşmış bulunmaktadır!' buyurdu.[26]

'Yâ Rasûlallah! Seni kim yıkasın?' diye sorduk.

'Ev halkımdan, yakınlık sırasına göre en yakın olanlar!1 buyurdu.

'Yâ Rasûlallah! Biz seni neyin içine sarıp kefenleyelim?' diye sorduk.

'İsterseniz, şu elbisemin içine, yahut Mısır bezine veya kumaşına sarınız!' buyurdu.

'Yâ Rasûlallah! Senin üzerine cenaze namazını kim kılsın?' diye sorduk ve ağladık.

Kendisi de ağladı ve:

'Allah size rahmet etsin! Sizi peygamberinizden dolayı hayırla mükâfatlandırsın![27] Siz, beni yıkadığınız ve kefenlediğiniz zaman şu şeririmin üzerine ve şu evimin içindeki kabrimin kenarına koyunuz!

Sonra, bir müddet benim yanımdan çıkıp gidiniz!

Çünkü, benim üzerime, ilk önce iki dostum, Cebrail ve Mikâil, sonra İsrafil, sonra da yanında melek ordularıyla birlikte ölüm meleği Azrail namaz kılacaktır![28] Bundan sonra, takım takım giriniz, üzerime namaz kılınız ve salât ü selam getiriniz!

Fakat, överek, bağırıp çağırarak beni rahatsız etmeyiniz![29]

Üzerime namaz kılmaya önce ev halkımın erkekleri başlasın!

Sonra, onların kadınları kılsın!

Onlardan sonra da sizler kılarsınız![30]

Ashabımdan burada bulunmayanlara selam söyleyiniz!

Kıyamet gününe kadar şu kavmimden ve dinime, bana tâbi olacak olan kimselere de benden selam söyleyiniz!'

'Yâ Rasûlallah! Seni kabrine kimler koyacak?' diye sorduk.

'Ev halkımla birlikte birçok melekler ki, onlar sizi görürler, fakat siz onları göremezsiniz!1 buyurdu."[31]

Vasile b. Eskâ' der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam, yanımıza çıkıp:

'Sanır mısınız ki, ben vefatça sizin sonuncunuzum?

Haberiniz olsun ki; ben vefatça sizden önceyimdir!

Sizler ardanda birbirinizi öldürür cemaatler halinde beni takip edeceksiniz!" buyurdu.[32]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bakiyy Kabristanında Gömülü Mü'minler ve Uhud Şehitleri İçin Dua Edişi 

 

Yüce Allah tarafından, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Git de, Bakiyy kabristanı halkı için dua et!" buyuruldu.

Peygamberimiz Aleyhisselam dua edip dönünce:

"Git de, Bakiyy kabristanı halkı için tekrar dua et!" buyuruldu.

Peygamberimiz Aleyhisselam gitti, onlar için:

"Ey Allah'ım! Bakiyy kabristanı halkını yarlığa!" diye dua etti.

Bakiyy kabristanından dönünce:

"Uhud şehitleri için de dua et!" buyuruldu.

Peygamberimiz Aleyhisselam Uhud'a gidip, Uhud şehitleri için de dua etti.[33]

Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam bir gece ridasını ve ayakkabısını çıkarıp ayak ucuna koydu.

İzarının bir kısmını döşeğinin üzerine serip uzandı.

Biraz kestirdikten sonra, ridasını yavaşça aldı, ayakkabısını yavaşça giydi, kapıyı açıp dışarı çıktı, yavaşça uzaklaştı.

Hz. Âişe de hemen başörtüsüyle başını örttü, izarıyla büründükten sonra Peygamberimiz Aleyhisselamın arkasından gitti.

Bakiyy kabristanına kadar Peygamberimiz Aleyhisselamı takip etti.

Peygamberimiz Aleyhisselam, bir müddet ayakta durduktan sonra, ellerini kaldırdı:[34]

"Selam olsun size ey mü'minler diyarı!

Sizler, bizden önce gitmiş bulunuyorsunuz!

İnşaallah, biz de size katılacağız!

Ey Allah'ım! Onların ecirlerinden bizi mahrum etme!

Onlardan sonra bizleri fitnelere uğratma!" diyerek dua etti.[35]

Peygamberimiz Aleyhisselam bir müddet durdu, sonra ellerini kaldırdı, el kaldırışını üç kere tekrar­ladıktan sonra geri döndü.

Peydam berim iz Aleyhisselam hızlı hızlı yürümeye başladı.

Hz. Aişe de hızlı yürüdü.

Peygamberimiz Aleyhisselam koşmaya başladı.

Hz. Âişe de koşmaya başladı.

Peygamberimiz Aleyhisselam eve yaklaştı.

Hz. Âişe, Peygamberimiz Aleyhisselamdan önce eve girip yatağına uzandı.

Sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam içeri girdi. Girince, Hz. Âişe'ye:

"Ey Âişe! Neyin var? Ne için kuşkulandın?" diye sordu.

Hz. Âişe:

"Birşeyyokyâ Rasûlallah!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ya bana sen haber verirsin, ya da Latîf ve Habîr (herşeyden haberdar) bulunan Rabbim bana haber verecektir!" buyurdu.

Hz. Âişe:

"Baban, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Onu sen bana haber ver!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sen benim önümde bulunan karaltıyı gördüm mü?" diye sordu.

Hz. Âişe:

"Evet! Sırtıma vurup canımı acıttı!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet! Cebrail Aleyhisselam bana gelip senden habersizce ayrılmam için bana seslendi. Ben de, senin yanına varmadan habersizce ayrılmayı kabul ettim.

Sen elbiseni çıkarınca, seni uyudu sandım, uyandırmak istemedim. Sen korkarsın diye çekindim.

Yüce Rabbin Bakiyy kabristanındaki halka gidip kendileri için mağfiret dilemeni sana da emrediy­or!" buyurdu.

Hz. Âişe:

"Yâ Rasûlallah! Ben oraya gidip ne diyeyim?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"'Selam ve Allah'ın rahmeti bu diyara bizden önce, bizden sonra gelen mü'min ve Müslümanların üzerine olsun!

İnşaallah, bizler de gelip size katılacağız!' de!" buyurdu.[36]

Peygamberimiz Aleyhisselam gecenin sonuna doğru Bakiyy kabristanına gidip:

"Selam olsun size ey mü'minler diyarı! İnşaallah, biz de size katılacağız!

Ey Allah'ım! Bakiyyu'l-Garkad halkını yarlığa!" diye dua etmeye başladı.[37]

Peygamberimiz Aleyhisselamın azadlısı Ebu Nüveyhibe der ki:

"Resûlullah Aleyhisselama Bakiyy kabristanında gömülü Müslümanlar için Allahtan mağfiret dilemesi emrolununca, üç kere geceleyin gidip mağfiret diledi.

İkinci gecede,[38] Resûlullah Aleyhisselam geceyansı adam gönderip beni çağırttı.[39]

Bana:

'Ey Ebu Nüveyhibe! Hayvanımın semerini vur![40]

Şu Bakiyy kabristanında gömülü halk için Allah'tan mağfiret dilemekliğim bana emrolündü. Sen de benimle git!' buyurdu.[41]

Resûlullah Aleyhisselam hayvanına bindi, ben de yürüyerek[42] kendisiyle birlikte gittim.[43]

Bakiyy kabristanına varınca hayvanından indi, ben de hayvanını tuttum.[44]

Resûlullah Aleyhisselam, onların arasında durup:

'Esselâmü aleyküm ey kabirler halkı ![45]

İnsanların içinde sabahladığı şeylerden, sizin içinde sabahladığınız şey, sizin için daha mutludur![46]

Allah'ın sizleri ondan kurtarmış olduğunu bir bilseydiniz![47]

Birbiri ardınca kıt'alargibi karanlık geceler geliyor!

Onların sonradan gelenleri, öncekilerinden de kötü[48] ve baskındır!' buyurdu.[49]

Sonra bana dönüp:

'Ey Ebu Nüveyhibe! Bana dünya hazinelerinin anahtarları ve dünyada temelli kalmak, sonra da Cennet verildi!

Ben bununla Rabbime kavuşmak ve Cennet arasında muhayyer kılındım.

Bunlardan birisini tercih etmekte serbest bırakıldım.[50]

Ben de, Rabbime kavuşmayı ve Cenneti tercih ettim!' buyurdu.[51]

Kendisine:

'Babam, anam sana feda olsun! Sen dünya hazinelerinin anahtarlarını ve dünyada temelli kalmayı, sonra da Cenneti seçip alsaydınya!" dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Hayır! Vallahi ey Ebu Nüveyhibe! Ben Rabbime kavuşmayı ve Cenneti tercih etmiş bulunuyorum!' buyurdu.

Bakiyy kabristanında gömülü Müslümanlar için Allah'ın mağfiretini diledikten sonra, döndü."[52]

Hz. Âişe de der ki:

"Resûlullah Aleyhisselamdan:

'Dünya ile ahiret arasında muhayyer kılınıp birini seçmekte serbest bırakılmadıkça hiçbir peygam­ber vefat etmez!' buyurduğunu hep işitir dururdum.

Peygamber Aleyhisselamın ahiret âlemine alınmasına sebep olan buhha'ya tutulup nefes borusu­nun tıkandığı ve sesinin kalınlaştığı zaman:

'...Allah'ın kendilerine nimetlerverdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, salihlerle birlikte! Onlar ne iyi arkadaştırlar!' [Nisa: 69] mealli âyeti okuduğunu Peygamber Aleyhisselamdan işittim.

Sanırım ki; Peygamber Aleyhisselam o zaman[53] dünya ile ahiret arasında[54] muhayyer kılınmış, ikisinden birini tercihte serbest bırakılmıştı."[55]

Bakiyyü'l-Garkad'da gömülü Müslümanlar için dua ettiği gibi,[56] Uhud şehitleri için de dua ve istiğ­far etmesi, Peygamberimiz Aleyhisselama Allah tarafından emredilmişti.[57]

Peygamberimiz Aleyhisselam, bir gün Uhud'a gitti, Uhud şehitleri için dua etti.[58]

Sonra, dönüp minbere çıktı.[59]

Ölülere ve dirilere veda eder gibi,[60] buyurdu ki:

"Ben, sizin Kevser havuzuna ilk erişeniniz, karşılayanınız olacağım ![61]

Kevser havuzunun genişliği Eyle ile Cuhfe arasındaki mesafe gibidir.[62]

Sizinle buluşma yerimiz, Havuzdur![63]

Ben sizin hakkınızda şehadet edeceğim!

Ben şu anda havuzumu görüyorum![64]

Şu anda bana yerin hazineleri, yerin anahtarları verildi!

Vallahi,[65] ben sizin için, benden sonra müşriklere dönersiniz diye korkmam!

Fakat, ben sizin için[66] dünyaya kapılır ve onun üzerinde[67] birbirinizi kıskanırsınız,[68] birbirinizi öldürürsünüz ve sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi siz de yok olup gidersiniz diye korkanım!" buy urdu.[69]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığını Hz. Âişe'nin Evinde Geçirmesine Muvâfakat Edilişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Meymûne'nin evinde yedi gün oturdu.[70]

Bir gün, bütün zevcelerini yanına çağırdı.[71] Hastalığını Hz. Aişe'nin evinde geçirmesi için kendi­lerinden muvafakat istedi.[72]

Onlara:

"Ben yarın neredeyim?" diye sordu.

Nerede olacağını haber verdiler.

Bazıları da:

"Resûlullah Aleyhisselam ancak Ebu Bekir'in kızının gününü ister!" dediler ve muvafakat ettiler ve:

"Yâ Rasûlallah! Sana helâldir, bizler ancak kızkardeşleriz! (Bu hususta kıskançlık etmeyiz!)" dedil­er.

Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:

"Sizler, böyle yapmamı (hastalığımı Âişe'nin evinde geçirmemi) bana helâl ediyor musunuz?" diye sordu.

"Evet!" dediler.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam ridasını omuzuna aldı.[73]

Hz. Âişe der ki:

"Peygamber Aleyhisselamın hastalığı ağırlaşıp da ağrısı şiddetlendiği zaman, benim evimde bakıl­mak üzere zevcelerinden izin istedi, onlar da izin verdiler.

Bunun üzerine, Peygamber Aleyhisselam birtarafinda Abbas, diğer tarafında da başka biri[74] olduğu halde ayakları yerde sürünerek çıktı.[75] Peygamber Aleyhisselamın benim evimde kalacağını işitince, acele kalkıp evime çekildim.

O sırada bir hizmetçim de bulunmuyordu.

Peygamber Aleyhisselam için, yastığının içi ızhır otundan doldurulmuş bir döşek serdim.[76]

Peygamber Aleyhisselam eve gelip de ağrısı şiddetlendikten sonra:[77]

'Muhtelif yedi kuyu suyundan[78] üzerime, ağız bağları çözülmedik yedi kırba su dökünüz! Böylelikle, vücudumda biraz hafiflik bulup belki halka vasiyette bulunabilirim' buyurdu.

Bunun üzerine, Peygamber Aleyhisselam zevcesi Hafsâ'nın malı olan bir leğen içine oturtuldu.

Sonra, o kırbaların suyunu üzerine dökmeye başladık.

Nihayet:

'Artık yetişir!' diye bize işaret buyurdu."[79]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığının Ne Zaman Başlayıp Ne Kadar Sürdüğü, Hastalığının 

Ne Gibi Hastalıklar Olduğu 

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı Safer ayının son gecesinde,[80] Çarşamba günü,[81] Bakiyyu'l-Garkad kabristanına gidip evine döndükten sonra başağrısı ile başlamıştır.[82] Hz. Âişe der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam Bakiyy kabristanından dönünce, beni de başı ağrır bir halde bulmuştu.[83] Ben:

'Vay başım!1 diyordum Resûlullah Aleyhisselam:

'Vallahi yâ Âişe! Vay başım, diye ben demeliyim!' buyurdu."[84] Resûlullah Aleyhisselamın başağnsı gittikçe ilerliyordu.[85] Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı onüç gün sümnüştür.[86] Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalıkları:

Zehirlenme

Humma (şiddetli sıtma),

Buhha (nefes borusunun tıkanıp sesin kalınlaşması ve boğuklaşması) idi.

Hz. Âişe, Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı sırasında kendisine:

"EyÂişe! Hayber'de tatmış olduğum zehirli etin acısını zaman zaman duyuyorum. Şu anda kalbimin damarının koptuğunu duymaktayım!" dediğini haber vermiştir.[87]

Enes b. Malik de:

"Resûlullah Aleyhisselamın küçük dili üzerinde bu zehrin izini ve tesirini görür dururdum" demiş­tim. [88]

Ümmü Bişr b. Berâ' da der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam vefatlarıyla sonuçlanan hastalığa tutuldukları zaman, yanına varmıştım.

Kendisi humma nöbeti geçiriyordu.

Alnına elimle dokundum ve:

'Yâ Rasûlallah! Ben seni hiç kimsenin tutulmadığı hummaya tutulmuş görüyorum!' dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Bize verilecek ecir ve mükâfat kat kat olduğu gibi, ibtilâlalar da bize böyle kat kat olur!' buyurdu ve:

'Halk benim hastalığıma ne diyor?1 diye sordu.

'Halk, Resûlullahtaki hastalıkzâtülcenptir, diyorlar1 dedim.

Resûlullah:

'Allah bana o hastalığı musallat kılmış değildir.

Bu, ancak halka şeytanın bir telkin ve vesvesesidir' buyurdu.[89]

'Yâ Rasûlallah! Sen bu hastalığın neden ileri geldiğini sanıyorsun?

Ben oğlumun ölümünün ancak Hayber'de seninle birlikte yemiş olduğu zehirli koyun kebabından ileri geldiğini sanıyorum' dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Ey Ümmü Bişr! Ben de bu hastalığımın ancak ondan ileri geldiğini sanıyorum![90]

Hayber'de oğlunla tatmış olduğum zehirli etin acısından şu anda kalb damarımın koptuğunu duy­maktayım.[91]

Zaman zaman onun ağrısını, sızısını duyuyorum dur!' buyurdu."[92]

Ebu Ubeyde'nin halası ve Huzeyfe'nin kızkardeşi Fâtıma Hatun da der ki:

"Kadınlarla birlikte Resûlullah Aleyhisselamın hastalığını yoklamaya gitmiştik.

Resûlullahı humma hararetinin şiddetinden sanki asılı bir sudan üzerine hep su damlıyormuş gibi buldum!

'Yâ Rasûlallah! Şifa bulman için Allah'a dua etsen!' dedik.

Resûlullah Aleyhisselam:

İnsanların en ağır ibtilâya uğrayanları peygamberlerdir.

Sonra, derecelerine göre, onlardan sonra gelenlerdir' buyurdu."[93]

Ebu Saîd el-Hudrî de, Peygamberimiz Aleyhisselamı hastalığı sırasında ziyarete gelmişti.

Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerinde bir şilte örtülü idi.

Ebu Saîd el-Hudrî şiltenin üzerine elini koyduğu zaman, Peygamberimiz Aleyhisselamın vücudunun hararetini şiltenin üzerinden hissedip:

"Humman ne kadar da şiddetlidir!?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bize ibtilâ böyle ağırlaştırılır, ecrimiz de kat kat verilir!" buyurdu.

Ebu Saîd el-Hudrî:

"İnsanların en ağır ibtilâya uğrayanları kimlerdir?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Peygamberlerdir!" buyurdu.

Ebu Saîd el-Hudrî:

"Sonra kimlerdir?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Salihlerdir!" buyurdu.[94]

Abdullah b. Mes'ud da:

"Peygamber Aleyhisselamın hastalığında vücudu hummanın hararetinden şiddetle sarsıldığı sırada yanına varmıştım.

'Yâ Rasûlallah! Sen çok şiddetli bir hummaya tutulmuşsun!' dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Evet! Ben sizden iki kişinin humması gibi hummaya tutuldum!' buyurdu.

'Şüphe yok ki, sana iki ecir var!1 dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Evet, öyledir. Hastalığa tutulan hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah onun kusur ve günahlarını ağacın yapraklarının döküldüğü gibi dökmesin!' buyurdu" demiştir.[95]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bir Yazı Yazdırmak İçin Kalem ve Kağıt Getirilmesini İstemesi

 

Saîd b. Cübeyr der ki:

"İbn Abbas:

'Perşembe günü! Nedir Perşembe günü?1 dedi.[96]

Sonra da ağlamaya başladı.

Gözyaşlarının inci taneleri gibi iki yanağına döküldüğünü gördüm. [97]

Kendisine:

'Ey İbn Abbas! Nedir bu Perşembe günü?1 diye sordum. [98]

İbn Abbas:

'Resûlullah Aleyhisselamın hastalığının şiddetlendiği gündür! [99]

Resûlullah Aleyhisselam, hastalandığı ve evinde de Ömerb. Hattab gibi bazı zâtlar bulunduğu sıra-da: [100]

'Bana kalem ve kağıt getiriniz de, size bir yazı yazayım ki, bundan sonra hiçbir zaman dalâlete düşmeyesiniz, doğru yoldan sapmayasınız!' buyurmuştu. [101]

Ömer b. Hattab:

'Resûlullah Aleyhisselam a hastalığı baskın gelmiştir.

Yanınızda Kur"ân var! Allah'ın Kitabı bize yeter!' dedi.

Bunun üzerine ev halkı anlaşmazlığa düştüler ve tartışmaya başladılar. [102]

Kadınlardan birisi:

'Resûlullah Aleyhisselama istediğini getiriniz!' dedi.

Ömer b. Hattab:

'Sus! Siz onun sahibelerisiniz!

O hastalandığı zaman gözlerinizi sıkar, yaş çıkarırsınız! Sıhhatli olduğu zaman da boynundan tutarsınız (boğazını sıkarsınız)!' dedi. [103]

Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Zeyneb de:

'Size bir ahid yazdırmak isteyen Peygamber Aleyhi sselamı ne diye dinlemiyorsunuz?1 dedi. [104]

Kimisi:

'Resûlullah Aleyhisselam sizin için yazacağını yazsın! [105] Kalem ve kâğıdı kendisine yak-laştırınız! [106]

Sizin için bir yazı yazsın da, hiçbir zaman yolunuzu şaşımnayasınız!1[107] diyor, kimisi de:

'Ömer'in dediği yerindedir!' diyordu. [108]

Resûlullah Aleyhisselamın yanında[109] anlaşmazlığı çoğaltıp sözleri birbirlerine karıştırdı klan[110]  ve Resûlullah Aleyhisselama baygınlık getirdikleri zaman, [111] Resûlullah Aleyhisselam:

'Yanımdan kalkınız![112]

Benim yanımda niza olmaz! [113]

Beni kendi halime bırakınız!

Benim şu içinde bulunduğum hal, sizin beni davet ve meşgul ettiğiniz şeylerden hayırlıdır!' buyur­dun [114]

Ne büyük musibettir o musibet ki; anlaşmazlıklara düşmek ve sözler birbirine karıştırılmak yüzün­den Resûlullah Aleyhisselamla onlar için yazacağı yazı arasına girilmiştir. [115]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali'ye Yazdırmak İstediği Şeyler

 

Hz. Ali der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam, ağırlaştığı zaman:

'Ey Ali! Bana bir kürek kemiği getir de, benden sonra ümmetimi doğru yoldan saptırmayacak şeyi onun içine yazayım' buyurdu. [116]

Resûlullah Aleyhisselamın başı kollarımın arasında bulunuyordu. [117]

Gidip gelinceye kadar kendisini kaybetmekten korktuğum için: [118]

'Ben, buyuracaklarını ezberimde tutarım!' dedim. [119]

'Namaz kılmaya, zekat vermeye devam etmenizi, ellerinizdeki kölelerin haklarını gözetmenizi tavsiye ederim!' buyurdu. [120]

'Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluh' diyerek şehadette bulunmayı da emretti.

'Bu iki gerçeğe şehadette bulunana, Cehennem ateşi haram olur' buyurdu." [121]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Osman'la Gizli Konuşması

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, ziyaretine gelen Hz. Osman'ı görünce, ona:

"Yakınıma gel!" buyurdu.

Hz. Osman, yaklaşıp Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine eğildi.

Peygamberimiz Aleyhisselam ona gizlice birşey söyledi.

Hz. Osman başını kaldırınca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sana söylediğim şeyi anladın mı?" diye sordu.

Hz. Osman:

"Evet!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam ona tekrar

"Yakınıma gel!" buyurdu.

Hz. Osman, Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine tekrar eğildi.

Peygamberimiz Aleyhisselam yine ona gizlice birşey söyledi.

Hz. Osman başını kaldırınca, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:

"Sana söylediğim şeyi anladın mı?" diye sorunca, o da:

"Evet, onu kulağım işitti, kalbim de ezberledi!" diye cevap verdi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:

"Haydi git!" buyurdu.[122]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir Hakkında Yazı Yazdırmak İstemesi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, rahatsızlığı ağırlaştığı sırada, Abdurrahman b. Ebu Bekir'e:

"Bana kalem kağıt getir de, Ebu Bekir için bir yazı yazayım (yazdırayım) ki, onun üzerinde anlaş­mazlığa düşülmesin!" buyurdu.

Abdurrahman b. Ebu Bekir kalem kağıt getirmek için kalkınca:

"Otur! Ebu Bekir üzerinde anlaşmazlığa düşülmesine Allah da, Müslümanlar da razı olmaz!" buyur­du.[123]

Sonra, Hz. Âişe'ye:

"Bana baban Ebu Bekir'i ve senin kardeşini çağır, bir yazı yazayım, yazdırayım.

Çünkü, ben bir heveslinin heveslenip:

'Ben bu işe herkesten önce gelirim!' demesinden korkuyorum! [124]

Oysa ki, Allah da, mü'minler de Ebu Bekir'den başkasına razı olmaz!" buyurdu. [125]

Peygamberimiz Aleyhisselam "Bana Ebu Bekir'i çağırınız" buyurduğu zaman, Hz. Ömer'i çağır­mışlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ayılınca tekrar:

"Bana Ebu Bekir'i çağırınız!" buyurdu.

Yine Hz. Ömer'i çağırdılar.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Herhalde sizler de Yusuf Aleyhisselam m sahibeleri olan kadınlar takımındansınız!"* buyurdu. [126]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bir Uyarısı

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı sırasında yanında konuşulurken, Hz. Ümmü Seleme ile Hz. Ümmü Habibe, Habeş ülkesinde içinde suretler bulunan bir kilise gördüklerini anlattılar.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Gerçekten de onlar içlerinde iyi bir kimse bulunur da ölürse, onun kabri üzerine bir mescid yaparlar, o suretleri bu mescide asarlardı.

Onlar, Kıyamet gününde Allah katında yaratıkların en kötüleri olacaklardır!" buyurdu. [127]

Peygamberimiz Aleyhisselam, vefatından beş gün önce, 8 Rebiülevvel Perşembe günü de:

"Dikkat ediniz! Sizden önceki kimseler, peygamberlerinin ve salih kişilerinin kabirlerini mescidler haline getirirlerdi.

Sizler sakın kabirleri mescid haline getirmeyiniz!

Ben sizi böyle şeyden men ederim! [128]

Allah'ın laneti Yahudilerle Hıristiyanlara olsun ki, onlar peygamberlerinin kabirlerini mescid edindil-er. [129]

Allah peygamberlerinin kabirlerini mescidler edinen kavmi kahretsin! [130] Arap yanmadasında, [131] Arap toprağında[132] iki din bırakılmayacaktır!" buyurdu. [133]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanlara Son Hitap ve Tavsiyeleri

 

Ensardan Numan b. Beşir'in bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı ağıriaştığı zaman, halk: "Ondan sonra bu işi kim yönetecek?" diye konuşmaya başladılar.

Kimisi: "Ebu Bekir yönetir!"

Kimisi de: "Übeyy b. Ka'b yönetir!" dediler.

Numan b. Beşir, Übeyy b. Ka'b'ın yanına varıp, ona: "Ey Übeyy! Halk Ebu Bekir'i Resûlullah Aleyhisselamın yerine halife yapmak istiyorlar!?

Hemen gidip bu işin ne olacağına bakalım!" dedi.

Übeyy b. Ka'b: "Benim bu hususta Ensar hakkında birşey işitmişliğim yoktur!

Allah onu vefat etti rincey e kadarda ben bunu kendisine anıcı değilim!" dedikten sonra, Numan b. Beşir'le birlikte gittiler.

Sabah namazından sonra kendisine çanak içindeki çorbadan yudumlattıkları sırada Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girdiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, çorbasını içmekten boşalınca, Übeyy'e dönüp: "Bu sana ne söylemişti?" diye sordu.

Übeyy b. Ka'b: "Bizi (Muhacirlere) tavsiye buyur!" dedi. [134]

Hz. Ebu Bekir'le Hz. Abbas, Ensar meclislerinden bir meclise uğramışlardı. Ensarın ağladıklarını görünce, onlara: "Niçin ağlıyorsunuz?" diye sordular.

Onlar da: "Resûlullah Aleyhisselamın huzurunda bulunduğumuz günleri hatırladık!" dediler.

Hz. Ebu Bekir'le Hz. Abbas gelip bunu Peygamberimiz Aleyhisselama haberverdiler. [135]

"Ensarın kadınları erkekleri Mescidde ağlıyorlar!" denildi.

Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onlar niçin ağlıyorlar?" diye sordu. "Sen öleceksin diye korkuyor­lar!" dediler. [136]  O sırada, Fadl b. Abbas Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girmişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:  "Ey Fadl! Şu sarığı başıma sar!" buyurdu.

Fadl b. Abbas sarığı sarınca, [137] ona: "Tut elimden!" buyurdu. O da, Peygamberimiz Aleyhisselamın elinden tuttu. [138]

Peygamberimiz Aleyhisselam, büyük bir ridayı sarınıp bürünmüş ve başını da boz bir sank ile bağlamış olduğu halde[139] minbere oturdu; [140]  ki bu, Peygamberimiz Aleyhisselamın minbere son otu­ruşu idi. [141]

Peygamberimiz Aleyhisselam bu günden sonra bir daha minbere çıkmadı. [142] Minbere çıkınca, Fadl b. Abbas'a:

"Halka seslen!" buyurdu. Fadl b. Abbas seslenince, Müslümanlar Mescidde toplandılar. [143] Mescid Müslümanlarla doldu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, kelime-i şehadet getirdikten sonra: [144]

"Ey insanlar! Ben size olan nimetinden dolayı O Allah'a hamd ederim ki, Kendisinden başka hiçbir ilah yoktur!" diyerek[145] Allah'a hamd ü seneda bulundu. [146]

Her zaman yaptığı gibi, Uhud günü şehit düşen Müslümanlar için de Allah'tan mağfiret diledi. [147] Sonra: "Ey insanlar! Yakınıma geliniz!" buyurdu. Müslümanlar Peygamberimize doğru geldiler. [148]

"Ey insanlar! Bana haber verildiğine göre sizler, Peygamberinizin vefat edeceğinden korkuyormuş-sunuz!

Benden önce gönderilip ümmeti içinde temelli kalmış bir peygamber var mıdır ki, ben de içinizde temelli kalayım?! İyi biliniz ki; ben Rabbime kavuşacağım! O'na siz de kavuşacaksınız! İlk Muhacirlere karşı hayırlı olmanızı, onların da aralarında birbirlerine karşı hayırlı olmalarını tavsiye ederim!

Yüce Allah:

'Asra andolsun ki, muhakkak insan kesin bir ziyandadır!

Ancak iman edenlerle güzel ve yararlı amellerde bulunanlar, bir de, birbirlerine hakkı tavsiye, sabrı tavsiye edenler böyle değildir' [Asr: 1-3] buyurmuştur.

Muhakkak ki, bütün işler Yüce Allah'ın izniyle cereyan eder. Geç olacak şeyleri acele istemeniz birşey sağlamaz! Çünkü, Yüce Allah hiç kimsenin acele etmesiyle acele etmez!

Allah, Kendisini yenmeye kalkanı yener, mahveder! Aldatmaya kalkanı da zararlı çıkarır!

'Demek, idareyi ve hâkimiyeti ele alırsanız hemen yeryüzünde fesat çıkaracak, akrabalık münase­betlerini bile keseceksiniz, öyle mi?!' [Muhammed: 22] [149]

Hiçbir peygamber, arkasında bir cemaat bırakmadıkça vefat etmemiştir. Ben de, sizin içinizde Ensarı bıraktım.

Allah'tan sakınmanızı ve onlara karşı iyi davranmanızı tavsiye ederim. Bilirsiniz ki, onlar mallarını sizinle bölüştüler! Size darlıkta da, bollukta da iyilik ve yardım ettiler! Onların hakkını tanıyınız! [150]

Çünkü, onlar sizden önce Medine'yi yurt ve iman evi edinmiş ve siz Muhacirlere iyilik etmiş olan kimselerdir. Onlar, meyve ve mahsullerini sizinle bölüşmediler mi? Onlar size yurtlarında yervermediler mi?

Kendileri muhtaç oldukları halde, sizi kendilerine tercih etmediler mi? [151] Ey Muhacirler cemaati! Siz çoğalmış olduğunuz halde sabaha çıktınız! Ensar ise çoğalmamış olarak sabaha çıktılar.[152] Ey Muhacirler cemaatin[153] İyi biliniz ki, Ensar cemaati gitgide azalacaklar, [154] hatta yemek içindeki tuz gibi olacaklar! [155] Sizler ise çoğalacaksınız! [156] Başka insanlar da çoğalacaklar! [157]

Ensara karşı iyi davranmanızı size tavsiye ederim[158] Çünkü onlar benim sırdaşlarım, [159] sığı­nağım ve barınağım oldular. [160] Onlar, üzerlerine aldıkları yardım vazifesini tamamıyla yerine getir­mişlerdir. Kendilerine ancak mükâfat verilmesi kalmıştır. [161]

Sizden, [162] Muhammed ümmetinden herkim bir iş başına geçer de bir kimseye zarar veya yarar vermeye gücü yetecek hale gelirse, [163] Ensardan iyilik edenlerin iyiliğini kabul, kötülük edenlerin de kötülüğünü affetsin! [164] Onların iyilerine iyilik ediniz! Kötülüklerinden de geçinizl[165] İyi biliniz ki, ben siz­den önce gidecek, sizi bekleyeceğim! Siz de gelip bana kavuşacaksınız! Dikkat ediniz! Sizinle buluşma yerimiz Havuz başıdır! Yarın benimle buluşmak isteyen, elini ve dilini günahtan çeksin! Ey insanlar! Günah, nimetlerin değiştirilmesine sebeb olur. Halk iyi olduğu zaman, yöneticileri de iyi olur. Halk kötü olduğu zaman, yöneticileri de kötü olur. [166]

Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, [167] ben şu saatte Havuzumun üzerinde duruyor, [168] şu bulunduğum yerden Havuzuma bakıyorumdur! [169]

Sânı yüce olan[170] Allah, bir kulunu dünya ile, [171] dünya zineti ile,[172] istediği[173] dünya nimetleri­ni kendisine vermekle[174] Kendi katındaki nimetler arasında muhayyer ki İdi. Bunlardan birisini seçmek­te serbest bıraktı. O kul da[175] ahireti, [176] Allah katında olanı tercih etti, seçti" buyurdu. [177] Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın kendisinden bahsettiğini anladı. [178] Cemaat içinde Hz. Ebu Bekir'den başka hiç kimse Peygamberimiz Aleyhisselamın maksadını anlayamadı. [179] Hz. Ebu Bekir ağlamaya başladı. [180] Gözleri yaşla doldu. [181] Ağlayarak: [182]  "Babam, anam sana feda olsun[183] yâ Rasûlallah! Sana babalarımızı, analarımızı, [184] canlarımızı, m allarımızı,[185] evlatlarımızı[186] feda eder­iz!" dedi. [187] Mescidde bulunan Müslümanlar, Hz. Ebu Bekir'in ağladığını görünce:

"Resûlullah Aleyhisselam dünya hayatıyla Rabbine kavuşma arasında Rabbi tarafından muhayyer kılınan ve Yüce Rabbine kavuşmayı tercih eden salih bir kişiden bahsederken, şu şeyhin ağlama haline şaşmaz mısınız?!" dediler. Halbuki o, Resûlullah Aleyhisselamın söylediği sözün mânâsını onlardan daha iyi biliyordu. [188]

Ebu Saîd el-Hudrî der ki: "Ben kendi kendime: 'Allah'ın bir kulunu dünya nimetiyle ahiret nimetleri arasında muhayyer bırakmasında, onun da ahireti tercih etmesinde ne var ki, şu şeyhi ağlatıyor?!" demiş, [189] ona: "Ey Ebu Bekir! Sen bir kulun dünya ile ahiret arasında muhayyer kılınıp onun da ahireti tercih edişine ne diye ağlıyorsun?" diye sormuştum. [190] Meğer, muhayyer kılınan kul Resûlullah Aleyhisselammış! Bunu, Ebu Bekir bizden daha iyi biliyormuş! [191]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Bekir'e bakıp: [192] "Ey Ebu Bekir! Ağlama [193]

Ey insanlar! [194] İnsanlardan; [195] canında, [196] malında, [197] arkadaşlığında[198] bana karşı Ebu Bekir b. Ebu Kuhâfe'den daha fedakâr ve cömert davranan bir kimse yoktur. [199]

Eğer, Rabbimden başka, [200] insanlardan dost tutmuş olsaydım, muhakkak ki Ebu Bekir'i dost tutardım! Fakat, İslâm kardeşliği[201] daha üstündür! [202] Haberiniz olsun ki, [203] sahibiniz, Yüce Allah'ın dostudur! [204] (Evlerinizden) şu Mescide açılan kapıları kapatınız! Yalnız Ebu Bekir'in kapısı açık kalsın! [205] Ben Ebu Bekir'in kapısının üzerinde bir ışık, başka kapıların üzerinde ise karanlık görüyo­rum ![206] Nihayet, ben de bir insanım! [207] Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir! [208] Ben kimin malından ne almışsam, işte malım, o da gelsin alsın! İyi biliniz ki; benim katımda sizin en önde geleniniz, [209] en sevgili olanınız, [210] varsa hakkını benden alan veya hakkını bana helâl eden[211] kişidir ki, Rabbime onun sayesinde helâlleşmiş olarak, [212] gönül hoşluğu ve rahatlığı ile[213] kavuşa-cağımdır! [214]

Hiç kimse 'Resûlullahın kin ve düşmanlık beslemesinden korkarım!' diyemez! [215] İyi biliniz ki; [216] kin ve düşmanlık beslemek asla benim huyumdan ve halimden değildir! [217] Ben aranızda durup bu sözümü tekrarlamaktan kendimi müstağni göremiyorum!" buyurduktan sonra, sözlerini tekrarladı. [218]

Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı: [219] "Senden bir isteyici istekte bulununca, sen ona üç dirhem vermemi emretmiştin, ben de vermiştim" dedi. [220]

Peygamberimiz Aleyhisselam: "Doğru söylüyorsun dur! Ey Fadl b. Abbas! Buna üç dirhem ver!" buyurdu. [221]

"Ey Allah'ım! Ben ancak bir insanım! Müslümanlardan hangi kişiye ağır bir söz söylemiş, veya bir kamçı vurmuş, veya lanet etmişsem, Sen bunu onun hakkında temizliğe, ecre ve rahmete ermesine vesile kıl! [222]

Allah'ım! Ben hangi mü'mine ağır bir söz söylemişsem, Sen o sözümü Kıyamet gününde o mü'min için Sana yakınlığa vesile kıl!" diye dua etti. [223]

Sonra da: "Ey insanlar! Kimin üzerine geçmiş bir hak varsa, o, onu hemen ödesin, dünyada rüs-vay olurum demesin! İyi biliniz ki; dünya rusvaylığı ahiret rusvaylığmdan hafiftir" buyurdu. [224]

Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı ve: 'Yâ Rasûlallah! Ben Allah yolunda savaş ganimetine hıyanet etmiş, üzerime üç dirhem geçirmiştim!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona: "Sen bu hıyaneti ne için yaptin?" diye sordu.

Adam: "Ona ihtiyacım vardı" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam "Ey Fadl b. Abbas! Bu kişiden Beytü'l-mâl (hazine) hesabına üç dirhem teslim al!" buyurdu. [225]

Peygamberimiz Aleyhisselam: "Ey insanlar! [226] Nefsinden korkan varsa, ayağa kalksın da, kendisi için dua edeyim!" buyurdu. Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı: [227] "Yâ Rasûlallah! Ben çok pintiyim, korkağım, çok da uykucuyum! Allah'a dua et de, benden pintiliği, korkaklığı ve uykuculuğu girersin!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam ona dua etti. [228] Sonra, bir adam ayağa kalktı ve: "Yâ Rasûlallah! Ben çok yalancıyım! Çirkin sözlü, çirkin işliyim! Hem de uykucuyum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam: "Ey Allah'ım! Ona doğru sözlülük ve iman olgunluğu nasip et! Uyumak istedikçe, kendisinden uykuyu gider!" diye dua etti.

Daha sonra, bir adam ayağa kalktı ve: "Vallahi yâ Rasûlallah! Ben de çok yalancıyım! Hem de münafıkım! Benim işlemediğim hiçbir kötülük yoktur!" dedi.

Hz. Ömer, ona: "Be adam! Kendini rezil ve rüsvay ettin!" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Ey İbn Hattab! Dünya rusvaylığı ahiret rusvaylığmdan hafiftir!" buyurdu ve adam için de: "Ey Allah'ım! Ona doğru sözlülük ve iman olgunluğu nasip et! Kendisinin kötü işlerini hayra çevir!" diyerek dua etti. [229]

Sonra, bir kadın ayağa kalkıp: "Bende şöyle şöyle haller var! Allah'a dua et de, benden bu halleri gidersin!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona: "Sen Âişe'nin evine git!" buyurdu. [230] Sonra, minberden indi. [231] Hz. Âişe'nin evine dönünce, kadının başına asasını koyduktan sonra, ona dua etti. Hz. Âişe, kadın daha yanından ayrılmadan Peygamberimiz Aleyhisselamm duasının tesirini gördüğünü söyler. [232]

 

Mescide Açılan Kapılardan Hz. Ebu Bekir'in Kapısının Bırakılıp Başkalarının Kapatılışı

 

Mescidin çevresindeki evlerin kapılarından Hz. Ebu Bekir'in kapısından başkaları kapatıldı. [233] Hz. Ömer:

"Yâ Rasûlallah! Benim kapımı bırak, kapattırma da, onu açıp senin namaza çıktığına bakayım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Hayır!" buyurdu.

Hz. Abbas:

"Yâ Rasûlallah! Adamların kapılarını mescide ne için kapadın?" diye sordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Abbas! Ben ne kendiliğimden açtim, ne de kendiliğimden kapattım!" buyurdu.[234]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Evinde Kıldırdığı En Son Namaz

 

Peygamberimiz Aleyhisselam in hastalığı sırasında kıldırdığı en son namaz, akşamı namazı idi.

Hz. Abbas'ın zevcesi Ümmü'l Fadl binti Haris:

"Resûlullah Aleyhisselam, elbisesini giyinmiş olduğu halde Ve'l-Mürselât suresini okuyarak evinde akşam namazı kıldırdı.

Bundan sonra, ahiret âlemine alınıncaya kadar bir daha namaz kıldırmadı . [235]

Resûlullah Aleyhisselamdan akşam namazında okurken dinlediğim, Ve'l-Mürselât suresi idi"[236] demiştir. [237]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Bazı Sahabilerini Yanına Çağırışı

 

Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam hastalığı sırasında: "Bana Ali'yi çağırınız!" buyurdu. Hz. Âişe:

"Sana Ebu Bekir'i de çağıralım mı?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onu da çağırınız!" buyurdu. Hz. Hafsâ:

"Yâ Rasûlallah! Ömer'i de çağıralım mı?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onu da çağırınız!" buyurdu.

Çağırılanlar toplandı klan zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam başını kaldırıp baktı. Hz. Ali'yi göre­meyince, sustu. Hz. Ömer: "Resûlullah Aleyhisselamın başından kalkınız, dağılınız!" dedi. [238]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir'i Namaz Kıldırmaya Memur Edişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatıyla sonuçlanan hastalığı sırasında namaz vakti gelmiş, ezan da okunmuş bulunuyordu. [239]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.

"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, tekrar:

"Öyleyse, benim için leğene su koyunuz!" buyurdu.

Leğene su koydular, gusledip yıkandı. Ayağa kalkmaya davranırken bayıldı.

Sonra ayı İdi ve yine:

"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.

"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, yine:

"Benim için leğene su koyunuz!" buyurdu.

Oturup gusletti. Sonra ayağa kalkmaya davranınca yine bayıldı.

Sonra ayı İdi.

Yine:

"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.

"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Benim için leğene su koyunuz!" buyurdu, tekrar oturup guslettikten sonra kalkmaya davrandı, yine bayıldı, sonra ayıldı.

Ayılınca:

"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.

"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.

O sırada Müslümanlar Mescidde Peygamberimiz Aleyhisselamı yatsı namazına bekleyip duruyor­lardı . [240]

Peygamberimiz Aleyhisselam, namaz kıldırmaya kendisinde takat bulamayınca:

"Ebu Bekir'e söyleyiniz de, insanlara namazı kıldırsın!" buyurdu.

Hz. Âişe:

"Yâ Rasûlallah! Ebu Bekir yufka yürekli, [241] zayıf, ince sesli, Kur'ân okurken çok ağlayan bir zât­tı r! [242]

Ağlamaktan, sesini işittiremez!

Senin makamına durup da insanlara namaz kıldırmaya dayanamaz! [243]

Ömer'e emret de, insanlara namazı o kıldırsın!" buyurdu. [244]

Hz. Âişe, Hz. Hafsâ'ya:

"Sen de Resûlullaha:

'Ebu Bekir senin makamında durursa, ağlamaktan, kıraatim insanlara işittiremez!

Ömer'e emret de, insanlara namazı o kıldırsın!' de!" dedi.

Hz. Hafsâ da Peygamberimiz Aleyhisselama böyle söyleyince, [245] Peygamberimiz Aleyhisselam ona:

"Sus! [246]  Muhakkak ki, sizler de Yusuf (Aleyhisselam)ın sahibeleri takımından kadınlar gibisinizdir. [247]

Ebu Bekir'e söyleyiniz diyorum! Namazı insanlara o kıldırsın!" buyurdu.

Hz. Hafsâ'nın Hz. Âişe'ye canı sıkıldı ve:

"Zaten senden bana hayır gelecek değildi ya!" dedi. [248]

Hastalığın baygınlığı geçince, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Âişe'ye:

"İnsanlara namazı kıldırması için Ebu Bekir'e söyledin mi?" diye sordu.

Hz. Âişe:

"Yâ Rasûlallah! Ebu Bekir hem yufka yürekli, hem de insanlara sesini i ş itti rem ey e c ek derecede ince, zayıf sesli bir adamdır!

Ömer'e emir buyursaydınız ya!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Muhakkak ki, sizler de Yusuf (Aleyhisselam)ın sahibeleri takımından kadınlar gibisinizdir!

Ebu Bekir'e söyleyiniz, insanlara namazı o kıldırsın!" buyurdu.

Hz. Âişe:

"Vallahi, ben böyle söylemekle bu işin babam Ebu Bekir'e verilmesinden vazgeçirmek istemiştim!

Çünkü kendi kendime diyordum ki, 'Resûlullah Aleyhisselamın makamında duracak kimseyi halk hiçbir zaman sevemeyecek! Çünkü, vuku bulacak her hadisede onu uğursuz sayacaklardır!'

Bunun için, bu işin babama verilmesinden vazgeçirmek istemiştim!" demiş; [249] Hz. Ebu Bekir'in imam olmaması için Peygamberimiz Aleyhisselama iki-üç kere müracaat edişinin böyle düşünmesinden ve sanmasından ileri geldiğini açıklamıştır. [250]

Peygamberimiz Aleyhisselam, namazı kıldırması için Hz. Ebu Bekir'e adam gönderdi.

Adam:

"Resûlullah Aleyhisselam insanlara namazı kıldırmanı sana emretti!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Ey Ömer! İnsanlara namazı sen kıldır!" dedi.

Hz. Ömer:

"Buna sen daha lâyıksın!" dedi. [251]

Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz Aleyhisselamın mihrabına geçti. Geçince, kendisini ağlama tuttu. Ağlaya ağlaya mihrabdan ayrıldı.

Arkasındaki cemaat de Peygamberimiz Aleyhisselamı önlerinde bulamadıkları için ağlaştılar.

Hz. Ebu Bekir'in durumunu Peygamberimiz Aleyhisselama habervermek ve cemaate namazı kimin kıldıracağını öğrenmek üzere müezzini gönderdiler.

O sırada Peygamberimiz Aleyhisselam baygın bir halde bulunuyordu.

Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Hafsâ:

"Resûlullah Aleyhisselam ayılıncaya kadar Ömer'e söyleyiniz de, namazı kıldırsın!" dedi. [252]

Abdullah b. Zem'a gidip cemaat arasında Hz. Ebu Bekir'i göremeyince, Hz. Ömer'e:

"Kalk ey Ömer! İnsanlara namazı kıldır!" dedi. [253]

Hz. Ömer cemaate namazı kıldırmaya durdu.

Peygamberimiz Aleyhisselam ayılıp Hz. Ömer'in namaz tekbirlerini işitince:

"Tekbirinin sesini işittiğim kimdir? [254] Ömer'in sesi değil mi bu?" diye sordu. [255]

Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri: [256]

"Evet yâ Rasûlallah! [257] Ömer b. Hattab'ın sesidir!

Müezzin gelip Ebu Bekir'in ağlamakyüzünden mihrabdan ayrıldığını ve cemaate namazı kıldırması için Peygamber Aleyhisselamın birisine emir buyurmasını istediklerini söylediler.

Hafsâ da, 'Ömer'e söyleyiniz de insanlara namazı kıldırsın!' dedi," dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Muhakkak ki, sizler de Yusuf Aleyhisselamın sahibeleri takımından kadınlar gibisinizdir! [258]

Ebu Bekir nerede?

İşin böyle olmasına ne Allah, ne de Müslümanlar razı olur!

İşin böyle olmasına ne Allah, ne de Müslümanlar razı olur! [259]

Hayır! Hayır! Hayır![260]

İbn Ebi Kuhâfe nerede? İbn Ebi Kuhâfe nerede?

İnsanlara namazı İbn Ebi Kuhâfe kıldıracaktır! [261]

Ebu Bekir'e söyleyiniz! İnsanlara namazı kıldırsın!

Peygamberin vekil bırakmadığına insanlar itaat eder mi hiç?!" buyurdu. [262]

Hz. Hafsâ:

"Yâ Rasûlallah! Hasta olunca mihraba ne için Ebu Bekir'i geçirdin?" diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Onu mihraba ben geçirmiş değilim, fakat Allah geçirmiştir!" buyurdu. [263]

 

Hz. Ömer'in Abdullah b. Zem'a'ya Sitemlenişi

 

Abdullah b. Zem'a der ki:

"Resûlullah Aleyhisselamın ağrıları şiddetlendiği zaman, ben de Müslümanlardan bazılarıyla birlik­te yanlarında bulunuyordum.

Bilal, Resûlullah Aleyhisselamı namaza çağırınca, Resûlullah Aleyhisselam:

'İnsanlara namaz kıldırması için birisine söyleyiniz!1 buyurdu.

Ben gidip baktığımda halkın içinde Ömer'i gördüm. Ebu Bekir oralarda yoktu.

'Ey Ömer! Kalk! İnsanlara namazı kıldır!1 dedim.

O da kalktı, tekbir getirip namazı kıldırdı.

Ömer gür sesli bir kimse idi. [264]

Resûlullah Aleyhisselam, onun sesini işitince:

'Bu, Ömer'in sesi değil mi?' diye sordu.

'Evet yâ Rasûlallah! Onun sesidir!' dediler. [265]

'Ebu Bekir nerededir?

Buna ne Allah razı olur, ne de Müslümanlar!

Buna ne Allah razı olur, ne de Müslümanlar!' buyurdu.

Haber salındı, Ebu Bekir gelip Ömer'in kıldırdığı namazdan sonra halka namaz kıldırdı.

Ömer bana:

"Yazıklar olsun sana ey Zem'a'nın oğlu! Ne yaptın bana!

Vallahi bana namaz kıldırmayı emrettiğin zaman, bunu ancak Resûlullah Aleyhisselamın emrettiği­ni sanmıştım!

Böyle olmasaydı, insanlara namazı ben kıl di rm azdı m!' dedi.

Ona:

'Vallahi Resûlullah Aleyhisselam bana bunu senin kıldırmanı emretmedi.

Fakat, Ebu Bekir'i göremeyince, hazır bulunanların içinde halka namaz kıldırmaya en lâyık seni gör­müştüm!' dedim. [266]

Hz. Ömer:

Keşke insanlara bu namazı ben kıldırmamış olsaydım!' dedi." [267]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescidde Namaz Kılan Cemaati Son Defa Seyredişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, Pazartesi günü[268] sabah namazında[269] Hz. Aişe'nin kapısının perdesini açıp Mesciddeki cemaate baktı. [270]

Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerinde nakışlı bir elbise vardı. [271] Cemaat, Hz. Ebu Bekir'in arkasında saf olmuşlardı. [272]

Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzü mushaf gibi[273] bembeyazdı. [274]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanların saflarını görünce, gülümsedi.

Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın cemaate namaz kıldırmak istediğini sanarak, ökçesinin üzerinde geriledi. [275]

Cemaat de, Peygamberimiz Aleyhisselam a sevinmelerinden dolayı, az kalsın namazdan çıkacak­lardı.[276]

Peygamberimiz Al eyhisselam, onlara:

"Olduğunuz yerde durunuz! [277] Namazınızı tamamlayınız!" diye eliyle işaret buyurdu. [278]

"Ey insanlar! Muhakkak ki, Müslümanın göreceği veya ona gösterilecek salih, sadık rüyadan başka, peygamberliğin gönüllere sevinç verecek müjdecilerinden hiçbir şey kalmamıştır!

Haberiniz olsun ki; ben rükû ve secde halinde Kur'ân okumaktan nehyolundum.

Rükûda Yüce Rabbi tazim ediniz!

Secdede ise dua etmeye çalışınız!

Çünkü, secde halinde duanızını kabul olunması umulur!" buyurdu. [279]

Perdeyi indirdi. [280]

Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzünü bir daha göremediler. [281]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Fakirlere Dağıtılmasını İstediği Birkaç Dinar Dağıtılmadıkça 

Uyuyamayışı ve Kızı ile Halasına Yaptığı Bir Uyarısı 

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiği günde,[282] Hz. Aişe'nin yanında altı veya yedi dinar (altın lira) bulunuyordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam onları fakirlere dağıtmasını Hz.Âişe'ye emretmişti.

Hz. Âişe ise, Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığıyla oyalandığı için, onları daha fakirlere dağı-tamamıştı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Âişe'ye:

"Altı yedi dinarı ne yaptın? Fakirlere dağıttın mı?" diye sordu.

Hz. Âişe:

"Hayır! Vallahi, senin hastalığın beni meşgul etti, oyaladı!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam onları isteyip getirtti, avucuna aldı ve:

"Allah'ın Peygamberi Muhammed, bunları fakirlere dağıtmadığı, yanında bulundurduğu halde Rabbine kavuşacağını sanır değildir!" buyurdu.[283]

Onların hepsini Ensar fakirlerinden beş ev halkına bölüştürdükten sonra:

"İşte şimdi rahatladım!" buyurdu ve uyudu. [284]

Bu münasebetle İmam Kastalânî der ki:

"Peygamberler ulusu, Rabbü'l-âlemîn'in sevgilisi, geçmişteki ve gelecekteki kusurlan bağışlanmış bulunan Peygamberimiz Aleyhisselam böyle yaparsa, üzerlerinde Müslümanların kanları ve kendilerine haram olan mal hakları bulunduğu halde Allah'a kavuşanların halleri nice olur, bir düşün!" [285]

 

Hz. Abbas'ın Peygamberimiz Aleyhisselam Hakkındaki Bir Teşhisi ve Hz. Ali'ye Bir Tavsiyesi

 

Hz. Ali Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından çıkınca, halk:

"Ey Ebu'l-Hasan! Resûlullah Aleyhisselam bu gece nasıl sabahladı?" diye sordular.

Hz. Ali:

"Allah'a hamd olsun! Hastalığından iyileşti!" dedi.

Hz. Abbas, Hz. Ali'nin elinden tuttu ve:

"Ey Ali! Vallahi, sen üç gün sonra abdü'l-asâ (=emirkulu, başkasına tâbi) olacaksın. [286]

Allah'a yemin ederim ki; ben Abdulmuttalib oğullarının yüzlerinde ölümü görüp anladığım gibi, Resûlullah Aleyhisselamın yüzünde de ölümü gördüm, anladım!

Gel de, Resûlullah Aleyhisselama gidelim. Eğer bu iş bizde ise, onu öğrenmiş oluruz!

Eğer bizden başkasında olacaksa, bizi insanlara tavsiye etmesini kendisinden isteyelim!" dedi.

Hz. Ali:

"Vallahi, ben bunu[287] yapmam ! [288]

Vallahi, Resûlullah Aleyhisselam bizi bundan men edecek olursa, artık Resûlullah Aleyhisselamdan sonra hiç kimse bunu bize vermez! [289]

Vallahi, ben bunu Resûlullah Aleyhisselama hiçbirzaman somnam!" dedi. [290]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığının Şiddetlenişi

 

Hz. Aişe der ki:

"Ağrının, hiç kimseye Resûlullah Aleyhisselama olduğu kadar ağır olduğunu görmedim! [291]

Ölümün Resûlullah Aleyhisselama olan şiddetinden sonra, ölümü şiddetli bulunan mü'mine imren­mekten de geri kalmadım.[292]

Hiçbirzaman hiçbir kimse için de şiddetli ölümü sevimsiz bulmadım!" [293]

Resûlullah Aleyhisselamın yanında kadeh içinde su bulunduruluyor, Resûlullah Aleyhisselam suyun içine elini sokup suyu yüzüne sürüyor, sonra da:

"Ey Allah'ım! Ölümün akılları gideren acı ve sıkıntılarına karşı bana yardım et!" diyerek dua ediy-or, [294]

"Yanıma yaklaşsana ey Cebrail!" buyuruyordu. [295]

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı bir ara büsbütün şiddetlenince, zevcesi Hz. Ümmü Seleme feryad etmişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sus! Kâfirden başkası fieryad etmez!" buyurdu. [296]

Yine Hz.Âişe derki:

"Resûlullah Aleyhisselam, hastalandığı zaman, Muavvizeteyn (Felak ve Nâs) sûrelerini okuyup bedenine üfler ve vücudunu eliyle mesheder, sığardı.

Resûlullah Aleyhisselamın hastalığı şiddetlendiği zaman ben de ona Muavvizeteyn sûrelerini oku­maya ve elinin bereketini umarak kendi eliyle kendisine meshetmeye başladım. [297]

Cebrail'in Resûlullah Aleyhisselama hastalığında okumuş olduğu[298]  istiâze duasını da:

'Ey insanların Rabbi! Şu hastalığı gider! Şifa ancak Senin elindedir!

Senden başka şifa verici yoktur!

Sen öyle bir şifa ver ki, hiçbir hastalık bırakmasın!' diyerek okudum.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Üzerimden elini kaldır! Bu okuman bana yarar vermez! Ben müddetimi bekliyorum!' buyurdu. [299]

Peygamber Aleyhisselam, bundan önce ne zaman hastalansa, Allahtan sıhhat ve afiyet dilerdi.

Fakat, vefatıyla neticelenen hastalığa tutulduğu zaman şifa için hiç dua etmedi ve:

'Ey nefs! Sana ne oldu ki, her sığınılacak yere sığınıyor, herşeyden medet umuyorsun?!1 diyerek nefsini kınadı." [300]

Yine Hz.Âişe derki:

"Resûlullah Aleyhisselamın yanında oturuyordum. [301]

Resûlullah Aleyhisselam Fâtıma'yı çağırttı . [302]

Fâtıma yürüyerek geldi. Onun yürüyüşü Resûlullah Aleyhisselamın yürüyüşünü andırdı. [303]

Resûlullah Aleyhisselam:

'Merhaba=Hoşgeldin kızım!' buyurduktan ve onu sağına veya soluna oturttuktan sonra, kendisine gizlice birşey söyledi. Fâtıma ağladı.

Sonra ona gizlice birşey daha söyledi. Bu defa Fâtıma güldü. [304]

Ben, bu günkü gibi, gülmenin ağlamaya, sevinmenin üzülmeye bu derece yakın olduğunu görmemiştim ! [305]

Fâtıma'ya, bu ağlamasının ve gülmesinin sebebini sordum.

'Tutulduğu hastalığı neticesinde vefat edeceğini haberverdi. Buna ağladım. Sonra, ev halkının ken­disine ilk kavuşup katılanının ben olacağımı haber verince de güldüm!' dedi." [306]

 

Hz. Ali ile İki Oğlunun Peygamberimiz Aleyhisselamı Ziyaretleri

 

Abdullah b. Abbas der ki:

"Abbas, Peygamber Aleyhisselamı hastalığından ziyarete gelmişti.

Peygamber Aleyhisselamı kaldırıp şeririnin üstüne oturttu.

Peygamber Aleyhisselam, ona:

'Ey amca! Allah da seni yükseltsin!1 diyerek dua etti.

Abbas:

'Ali içeri girmek için izin istiyor!' dedi.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Girsin!' buyurdu.

Ali, Hasan ve Hüseyin'le birlikte, Abbas:

'Yâ Rasûlallah! Bunlar senin evlatlarındır!' dedi.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Ey amca! Onlar senin de evlatlarındır!' buyurdu.

Abbas:

'Ben onları severim!' dedi.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Senin onlan sevdiğin gibi, Allah da seni sevsin!' buyurdu." [307]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Son Defa Misvak Kullanışı

 

Hz. Aişe der ki:

"Allah'ın bana ihsan ettiği nimetlerden birisi, Resûlullah Aleyhisselamın benim evimde, benim günümde ve başı benim göğsümde olduğu halde vefat etmesidir! [308]

Bir de, hamd olsun ki, onun dünyada bulunduğu günlerin son gününde, [309] ahiret gününün başında, [310] benim tükürüğümle onun tükürüğünü birarada birleştirmesidir! [311]

Resûlullah Aleyhisselamın başını göğsüme yasladığım sırada kardeşim Abdurrahman elinde bir misvakla eve girmişti. [312]

Resûlullah Aleyhisselam ona ve elindekine baktı . [313]

Misvakı istediğini ani adı m. [314]

'Yâ Rasûlallah! Bu misvakı[315] senin için alıp[316] sana vermemi arzu eder misin?1 diye sordum.

Başıyla 'Evet!' diye işaret buyurdu. [317]

Ben de misvakı yumuşatıp kendisine verdim. [318]

Resûlullah Aleyhisselamın hiçbirzaman misvakla dişlerini bu derece şiddetli, [319] bu kadar güzel[320] oğuşturduğunu görmemiş gibiyim.

Sonra misvakı bıraktı, misvak elinden düştü." [321]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmetine Son Tavsiyeleri

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, ayıldıkça: "Aman! Aman! Ellerinizdeki kölelerinize iyi davranınız! Onların sırtlarına elbise giydiriniz! Karınlarını doyurunuz! Onlara yumuşak söz söyleyiniz! [322] Namaza, namaza devam ediniz!

Ellerinizdeki köleleriniz hakkında da Allah'tan korkunuz!" buyurmuştur. [323] Son nefesinde bile:

"Namaza! Namaza! Ellerinizdeki kölelerinize..." diye tavsiyede bulunmaktan geri durmamakta idi. [324]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın En Son Uyarısı

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın en son uyarısı:

"Kadınlarınız ve ellerinizdeki köleleriniz hakkında Allahtan korkunuz!" buyruğu idi. [325]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Son Dakikaları ve Dilekleri

 

Rebiülevvel ayının onikinci[326] veya onüçüncü[327] Pazartesi günü, [328] kaba kuşluk vakti, [329] -güneş zevale (batıya kaymaya) doğru yaklaşıyorken-[330] Peygamberimiz Aleyhisselam son dakikalarını yaşıyordu. [331]

Peygamberimiz Aleyhisselamın başı Hz. Âişe'nin göğsüne yaslı bulunuyor ve Hz. Âişe:

"Ey insanların Rabbi! Hastalığı gider, kaldır!

Gerçek tabib Sensin! Gerçek şifa verici Sensin!" diyerek şifa diliyor. [332] Peygamberimiz Aleyhisselam ise:

"Hayır! [333] Ben Allahtan Refik-i A'lâ zümresine* katı İm ayı; [334]  Cebrail, Mikâil ve İsrafil ile birlikte olmayı dilerim! [335]

Ey Allah'ım! Beni yarlığa! Beni Refik-i A'lâ zümresine kavuştur! [336]

Ey Allah'ım! Beni yarlığa! Bana rahmetini ihsan et! Beni Refik-i A'lâ zümresine kavuştur!" diyerek duaya devam ediyordu. [337]

Hz. Âişe derki:

"Resûlullah Aleyhisselamdan, sıhhatte iken, birçok defalar

'Hiçbir peygamber yoktur ki, ruhu, Cennetteki durağını görmedikçe alınmaz!

Sonra, durağına gitmesi arzusuna bırakılır!1 buyurmuştu.

Kendisi, hastalanıp ruhu alınmakzamanı gelince, başı benim dizimde bulunduğu halde, üzerine bir baygınlık geldi. Ayılınca, gözü açılıp evin tavanına doğru dikildi ve:

'Allah'ım! Refik-i A'lâ zümresine kat!'dedi.

Ben o zaman:

'Resûlullah bizi tercih etmiyor!' dedim.

Anladım ki; Resûlullahın bu temennisi, vaktiyle sıhhatli zamanında bize söyleyip durduğu bir haberin kendisinde gençekleşmesidir!" [338]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Fâtıma'ya Tavsiyesi

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı ağırlaşınca Hz. Fâtıma, Peygamberimiz Aleyhisselamı bağrına basıp:

"Vay babamın çektiği ıztıraba!" diyerek ağlamaya başlamıştı.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Bugünden sonra, babanın üzerinde hiç ızbrap kalmayacak[339]

Ey kızım!

Sakın ağlama!

Ben öldüğüm zaman İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn!1 de!" buyurdu. [340]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Baygınlıktan Ayıldığı Zaman Okuduğu Âyet

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, tutulduğu hastalığın baygınlığından ayıldığı zaman, Al-i İmran sünesinin:

"Muhammed bir resûlden başka birşey değildir. Ondan önce de resûller gelip geçmiştir.

Şimdi o ölür veya öldürülürse ökçenizin üzerinden gerisin geriye mi döneceksiniz?

Kim böyle iki ökçesinin üzerinde ardına dönerse, elbette ki Allah'a hiçbir şeyle zarar vermiş olmaz!

Allah, şükür ve sebat edenlere mükâfat verecektir!" mealli 144. âyetini okudu. [341]

 

Cebrail Aleyhisselamın Peygamberimiz Aleyhisselamı Ziyareti

 

Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselamın eceline üç gün kaldığı ilk günde gelip:

"Ey Ahmed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği halde, sana 'Kendini nasıl buluyorsun?1 diye soruyor" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Cebrail! Kendimi baygın birhalde buluyorum!

Ey Cebrail! Kendimi sıkıntılı bir halde buluyorum!" buyurdu.

İkinci gün, Cebrail Aleyhisselam tekrar inip:

"EyAhmed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği halde, sana 'Kendini nasıl buluyorsun?' diye soruyor" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Cebrail! Kendimi baygın birhalde buluyorum!

Ey Cebrail! Kendimi sıkıntılı bir halde buluyorum!" buyurdu.

Üçüncü gün (Pazartesi günü) olunca, Cebrail Aleyhisselam indi.

Cebrail Aleyhisselamın yanında ölüm meleği (Azrail) de inmişti.

Cebrail Aleyhisselam:

"EyAhmed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği halde, sana 'Kendini nasıl buluyorsun?' diye soruyor" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey Cebrail! Kendimi baygın birhalde buluyorum!

Ey Cebrail! Kendimi sıkıntılı bir halde buluyorum!" buyurdu.

Bundan sonra ölüm meleği (Azrail) içeri girmek üzere izin istedi.

Cebrail Aleyhisselam:

"EyAhmed! Bu ölüm meleği senin yanına girmek için izin istiyor!

Halbuki, o, senden önce hiçbir Âdem oğlunun yanına girmek için izin istememiştir!

Senden sonra da hiçbir Âdem oğlunun yanına girmek için izin istemeyecektir!

Kendisine izin ver!" dedi.

Ölüm meleği içeri girip Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde durdu ve:

"Yâ Rasûlallah! Yâ Ahmed! Yüce Allah beni sana gönderdi[342] ve senin her emrine itaat etmemi de bana emretti!

Sen istersen ruhunu alacağım!

İstersen, ruhunu sana bırakacağım!" dedi. [343]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ey ölüm meleği! Sen böyle yapacak mısın?" diye sordu.

Ölüm meleği:

"Ben bu hususta emredeceğin herşeyde sana itaatle emrolundum!" dedi.

Cebrail Aleyhisselam:

"EyAhmed! Yüce Allah seni özlüyor!" dedi. [344]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Allah katında olan, daha hayırlı ve daha devamlı di r! [345]

Ey ölüm meleği! Haydi, emrolunduğun şeyi yerine getir![346]

Ruhumu, canımı al!" buyurdu. [347]

Peygamberimiz Aleyhisselam, yanındaki su kabına iki elini batirıp ıslak ellerini yüzüne sürdü ve:

"Lâ ilahe illallah! Ölümün de, akılları başlardan gideren ıztırap ve şiddetleri var!" buyurduktan sonra, elini kaldırdı , [348] gözlerini evin tavanına dikti ve:

"Ey Allah'ım! [349] Refik-i A'lâya!" [350] diye diye mübarek ruhunu teslim etti. Eli yanına, [351] yanındaki suyun içine düştü. [352]

Allâhümme salli alâ nebiyyinâ ve seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihi ve sellim!

Cebrail Aleyhisselam:

"Selam olsun sana ey Allah'ın Resûlü! Bu, senin için yeryüzüne ayak basışlarımın sonuncusudur!" dedi. [353]

Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine bir örtü örttüler, çevresine oturup ağlaştilar. [354]

Peygamberimiz Aleyhisselamın ev halkı, o sırada hiçbir şahıs görmedikleri ve sezmedikleri halde:

"Selam ve Allah'ın rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!" diyerek kendilerine selam verildiğini ve taziyede bulunulduğunu işittiler. [355]

Ehl-i Beyt de, selama aynı şekilde karşılık verdiler. [356]

Nereden geldiği bilinemeyen ses şöyle konuştu:

"Her can ölümü tadacaktır. Kıyamet günü size ecirleriniz tamamen verilecektir." (Âl-i İmran: 185) [357]

"Kim ateşten uzaklaştırılıp Cennete sokuldu ise, artık o muhakkak muradına ermiştir." (Âl-i İmran: 185) [358]

"İyi biliniz ki; her musibetin Allah katında birtesellîsi, her ölenin bir halefi, yerine geçeni, her vefat edenin de bedeli vardır.

Allah'a sarılınız ve umacağınızı O'ndan umunuz!

Asıl musibete uğrayan, sevaptan mahrum kalandır!

Selam ve Allah'ın rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!" [359]

Abdullah b. Ömer:

"Bu sözleri Ehl-i Beytin hepsi, Mescidde bulunanlar ve yoldakiler de işittiler!" demiştir. [360]

Hz. Ali:

"Bu seslenenin kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu.

"Hayır, bilmiyoruz!" dediler.

Hz. Ali:

"Bu, Hızır'dır. [361] Peygamberinizden dolayı sizi taziye ediyor!" dedi. [362]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Yaşı

 

Peygamberimiz Aleyhisselam Hicretin 11. yılında Rebiülevvel ayının onikinci Pazartesi günü vefat ettiği zaman, [363] altmışüç yaşında idi. [364]

 

Hz. Fâtıma'nın Peygamberimiz Aleyhisselama Ağıtı

 

Peygamberimiz Aleyhisselam vefat edince, Hz. Fatma:

"Ey Rabbine kendisinden daha yakını bulunmayan babam ! [365]

Ey makamı Findevs cennetinde olan babam!

Ey Rabbin davetine icabet eden babam!

Ey vefatı bize Cebrail'ce haber verilen babam!" diyerek ağladı. [366]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Dadısı Ümmü Eymen Hatunun Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer'i Ağlatması 

 

Enes b. Malik'in bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatından sonra, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer'e:

"Haydi Ümmü Eymen'e gidelim de, Resûlullah Aleyhisselam onu nasıl ziyaret ediyor idiyse biz de ziyaret edelim!" demiş, gitmişler;

Ümmü Eymen ağlayınca, ona:

"Sen ne diye ağlıyorsun? Allah katındaki makamı Resûlullah Aleyhis selam için daha hayırlı di r!" [367] demişler;

Ümmü Eymen'in:

"Ben Resûlullah Aleyhisselam için Allah katındaki mertebesinin daha hayırlı olduğunu bilmiyorum diye ağlamıyorum!

Fakat, onun ölümüyle semadan vahiy kesildi de, ona ağlıyorum!" demesi Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer'i son derecede rikkate getirmiş, onlar da kendisiyle birlikte ağlamaya başlamışlardır. [368]

 

Medine'nin En Aydınlık ve En Karanlık Günleri

 

Enes b. Malik:

"Ben hiçbir zaman Resûlullah Aleyhisselamla Ebu Bekir'in Medine'ye gelip girdikleri günden daha ziyalı ve daha güzel olan bir gün görmedim!

Resûlullah Aleyhisselamın vefatı gününü de gördüm!

Kendisinin içinde vefat ettiği günden daha karanlık, daha hayırsız, daha sevimsiz bir gün de görmedim[369]

Resûlullah Aleyhisselamın Medine'ye gelip girdiği gün Medine'nin herşeyi aydınlanmış, vefat ettiği gün de Medine'nin herşeyi kapkaranlık olmuştur!" [370] diyerek, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatın­dan duyulan derin acıyı dile getirmiştir.[371]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Vefatı Üzerinde Müslümanların Tereddüde ve Anlaşmazlığa Düşmeleri 

 

Müslümanlar, Peygamberim iz Aleyhisselamın vefat ettiğini işitince, Hz. Aişe'nin evinde toplandılar ve:

"Peygamberinize bir bakınız! Kendisi, bu durumu ile göğe urûc ettirilmiş olabilir!" dediler.

Peygamberimiz Aleyhisselamın kamına varıncaya kadar baktılar ve:

"Nasıl ölmüş olabilir ki?! O, bizim üzerimize şahit dikilecek, biz de insanların üzerine şahit olacağız!

O, ölürse, halk üzerine nasıl galebe çalar?

Hayır! Vallahi o ölmemiştir!

Fakat, İsa b. Meryem gibi semaya kaldırılmıştır, geri dönecektir!" dediler ve:

"Ölmüştür!" diyenleri tehdit ettiler.

Hz. Âişe'nin evinin içinde ve kapısının önünde:

"Onu gömmeyiniz! Çünkü Resûlullah Aleyhisselam ölmemiştir!" diyerek seslendiler. [372]

Hz. Osman da:

"Resûlullah Aleyhisselam ölmemiştir! Fakat İsa b. Meryem Aleyhisselam gibi semaya ref'olunmuş, kaldırılmıştır!" diyordu. [373]

Peygamberimiz Aleyhisselam hakkında kimi "Vefat etti," kimisi de "Vefat etmedi" diyerek anlaşma­zlığa düşünce; Esma binti Umeys, elini Peygamberimiz Aleyhisselamın iki küreği arasına koyup:

"Resûlullah Aleyhisselam vefat etmiştir! Çünkü onun iki küreği arasındaki peygamberlik hâtemi* kaldırılmıştır!" dedi. [374]

 

Müslümanların Mescidde Ağlaşmaları ve Hz. Ömer'in Konuşması

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatı üzerine Müslümanlar Mescidde ağlamaya başladılar.

Hz. Ömer'le Muğîre b. Şube izin alıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yattığı odaya girdiler. [375]

Hz. Ömer:

"Yâ Rasûlallah!" diyerek seslendi.

Hz. Âişe:

"Bir saatten beri bayılmış bir haldedir!" dedi. [376]

Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzünü açtılar.

Hz. Ömer:

"Vah! Bayılmış! Resûlullah Aleyhisselamın baygınlığı ne kadarda ağır!" dedi. [377]

Sonra yüzünü örttü.

Muğîre b. Şube ise hiç konuşmadı. [378]

Kalktılar.

Kapının eşiğine gelince, Muğîre b. Şube, Hz. Ömer'e:

"Ey Ömer! Vallahi, Resûlullah Aleyhisselam vefat etmiştir!" dedi.

Hz. Ömer:

"Yalan söylüyorsun! Resûlullah Aleyhisselam vefat etmemiştir! [379]

Münafıklar yok olmadıkça[380] Resûlullah Aleyhisselam vefat etmez!

Zaten sen fitneden ürperen, ürken bir adamsın!" dedi[381]

Münafıklar ise:

"Eğer Muhammed gerçekten peygamber olsaydı, ölmezdi!" diyorlardı.

Hz. Ömer:

"Hiç kimseden 'Muhammed Aleyhisselam öldü!' dediğini işitmeyeyim! Yoksa kılıcımı onun boynuna vururum! [382]

Resûlullah Aleyhisselam, Musa Aleyhisselamın bayıldığı gibi bayılmıştır! [383]

Musa'nın ruhunun urûc ettiği gibi, Resûlullah Aleyhisselamın ruhu da urûc etmiştir! [384]

Münafıklardan birtakım adamlar Resûlullah Aleyhisselamın öldüğünü iddia ediyorlar.

Vallahi Resûlullah Aleyhisselam ölmemiştir!

Fakat, Musa b. İmran'ın kırk gece kavminden ayrılıp Rabbine gittiği gibi, o da Rabbine gitmiştir!

Vallahi Resûlullah Aleyhisselam da Musa gibi dönecek, öldüğünü iddia edenlerin elleri kesilecek­tir. [385]

Vallahi ben Allah'ın Resûlullah Aleyhisselamı 'Öldü' diyen münafık adamların dillerini kestirinceye kadar yaşatacağını umuyorum !" [386] diyerek konuşmaya devam etti, konuşa konuşa ağzı köpürdü. [387]

 

Hz. Abbas'ın Konuşması

 

Hz. Abbas kalkıp:

"Ey insanlar! [388] Resûlullah Aleyhisselamın vefat etmeyeceği hakkında, sizden herhangi birinizde bize söylenecek bir ahdi, sözü var mıdır?" diye sordu.

"Yoktur!" dediler. [389]

Hz. Abbas:

"Ey Ömer! Bu hususta sende de bir bilgi var mıdır?" diye sordu.

Hz. Ömer:

"Yoktur!" dedi. [390]

Bunun üzerine, Hz. Abbas:

"Şahit olunuz ki; yalancıdan başka hiç kimse, Peygamber Aleyhisselamın vefat etmeyeceği hakkın­da kendisine söylediği bir sözü bulunduğuna, vefatından sonra şehadet edemeyecektir!

Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki; Resûlullah Aleyhisselam ölümü tat­mış bulunmaktadır! [391]

Bunu, aranızda bulunduğu zaman Allah ona:

'Sen de muhakkak öleceksin, onlar da öleceklerdir!

Sonra, hiç şüphesiz, hepiniz Rabbinizin huzurunda muhakemeye duruşacaksınız!1 [Zümer. 30-31] buyurup haber vermiştir. [392]

Ey kavim ! [393] Biliniz ki, Resûlullah Aleyhisselam vefat etmiştir! [394]

Sizin her biriniz bir kez ölürken, o iki kere mi ölsün?!

O, Allah katında böyle olmaktan üstün ve uzaktır! [395]

Vallahi, [396] o, doğru ve apaçık bir yol, [397] kesin deliller[398] bırakmadıkça; [399] helâli helâl, [400] haramı haram kılmadıkça; [401] evlenme, boşanma, savaş ve barış hükümlerini bildirmedikçe vefat etmem iştir! [402]

Ey kavim ! [403] Sahibinizi bekletmeden gömünüz! [404]

Çünkü Resûlullah Aleyhisselamın na'şı da herkesin na'şı gibi bozulabilir! [405]

Sahibimizle bizim aramızdan çekiliniz! (Onu gömmemize engel olmayınız!)[406]

Eğer İbn Hattab'ın dediği,[407] sizin dediğiniz[408] doğru çıkarsa, Allah onun kabrinin üzerindeki toprağını giderip kendisini yanımıza çıkarmaktan âciz değildir. [409]

Resûlullah Aleyhisselam vefat etmiştir! Çünkü o da nihayet bir beşerdir, insandır" dedi. [410]

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiğine kanaat ettiler ve Ehl-i Beytin Peygamberimiz Aleyhisselamı yıkamalarına ve kefenlemelerine engel olmaktan vazgeçtiler. [411]

 

Hz. Ebu Bekir'in Peygamberimiz Aleyhisselamın Vefatını Haber Alıp Medine'ye Gelişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiği günde Hz. Ebu Bekir Medine'nin doğusundaki Sünuh'ta, [412] Ensar bahçelerinden birinde bulunan zevcesi Binti Hârice'nin yanında idi.

Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın rahatlaştığını görünce, kendisinden izin alıp oraya gitmişti.

Peygamberimiz Aleyhisselamda gördüğü iyileşmenin ölüm rahatlığı olduğunu anlayamamıştı.

Sabahleyin halkın birşeyler konuştuklarını görünce, konuşulanları dinleyip haberini kendisine getirmesi için bir uşak gönderdi.

Uşak, döndüğü zaman:

"Onlardan işittim ki, Muhammed vefat etti!" der demez, Hz. Ebu Bekir beyninden vurulmuşa döndü. [413]

Salim b. Ubeyd de Sünuh'a gidip Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiğini Hz. Ebu Bekir'e haber verdi. [414]

Hz. Ebu Bekir hemen atına binip Medine'ye geldi. [415] Mescide girdi.

O sırada, Hz. Ömer halka hitab ediyordu.

Hz. Ebu Bekir orada durmayıp Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiği eve, Hz. Âişe'nin evine vardı. [416]

Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girmek için izin istedi.

"Bugünden sonra Resûlullah Aleyhisselamın yanına girmeye izin yok!" dediler.

Hz. Ebu Bekir:

"Doğru söylediniz!" dedi, hemen içeri girdi.

Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine çizgili bir kumaş örtülmüştü.

Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzünü açıp baktı, ağlayarak alnından öptü ve:

"Vallahi, Resûlullah vefat etmiş! İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn=Bizler Allah'ınız! Allah'ın kullarıyız! Ve bizler O'na dönücüleriz!

Babam, anam sana feda olsun!

Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; Allah sana hiçbirzaman iki kere ölüm acısı tattı rmayacak! [417]

Vallahi, Allah senin üzerinde iki ölümü birleştirmeyecektir! [418]

Sen bir kere ölmüş ve mukadder olan ölüm geçidini geçmiş bulunuyorsun! Bundan sonra senin için bir daha ölmek yoktur! [419]

Vâh benim peygamberim!" dedi, eğilip Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzünü öptü.

Başını kaldırdıktan sonra:

"Vâh benim dostum!" dedi, alnından öptü.

"Vâh benim güzidem, seçkinim!" dedi, tekrar alnından öptü ve:

"Sen sağ iken de güzeldin, ölü iken de güzelsin! Senin sağlığın da, ölülüğün de ne güzeldir!" diy­erek Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzünün örtüsünü örttükten sonra, dışarı çıktı. [420]

 

Hz. Ebu Bekir'in Mesciddeki Konuşması

 

Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılıp, Mesciddeki halkın yanına vardı.

Hz. Ömer, hâlâ, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat etmediği hakkındaki konuşmasını sürdürüy­ordu.

Hz. Ebu Bekir, ona:

"Otur artık ey Ömer!" dedi.

Hz. Ömer oturmaya yanaşmadı.

Hz. Ebu Bekir, sözünü iki üç kere tekrar!adı , [421] cemaate de seslendi; oturdular ve sustular. [422]

Hz. Ebu Bekir kalkıp şehadet getirmeye başlayınca, cemaat Hz. Ömer'in konuşmasını bırakarak Hz. Ebu Bekir'e yöneldiler. [423]

Hz. Ebu Bekir şöyle konuştu:

"Yüce Allah, Peygamberine daha aranızda iken ölüm haberini vermişti.

Sizlerin de (eceliniz gelince) öleceğinizi haber vermiştir.

Resûlullah Aleyhisselam ölmüştür!

Sizlerden de-Yüce Allahtan başka-hiçbir kimse sağ kalmayacaktır.

Nitekim, Yüce Allah, '...Allah'ın Zâtından başka herşey helak ve yok olacaktır. Hüküm O'nundur ve sizler ancak O'na döndürülüp götürüleceksiniz!1 [Kasas: 8]

'Herşey fânidir, ancak ululuk ve ikram sahibi olan Rabbinin Zâtı bakidir!' [Rahman: 2£>27]

'Her can ölümü tadıcıdır. Yaptıklarınızın karşılığı, Kıyamet günü size muhakkak verilecektir!' [Âl-i İmran: 185] buyuruyor.

Ey insanlar! [424] Dikkat ediniz! Sizlerden[425] kim Muhammed'e tapıyor ise, bilsin ki Muhammed (Aleyhisselam) ölmüştür! [426]

Sizlerden[427] kim de Allah'a ibadet ediyorsa, hiç şüphesiz Allah Hayydır, ölümsüzdür! [428]

Yüce Allah:

'Ey Resûlüm! Elbette sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir!1 [Zümer 30]

'Muhammed bir resûlden başka birşey değildir. Ondan önce de nice resûller gelmiş geçmiştir. Şimdi o ölür yahut öldürülürse ökçenizin üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz?!1 [Âl-i İmran: 144] [429]

'Kim böyle iki ökçesi üzerinde ardına dönerse, elbette ki Allah'a hiçbir şeyle zarar vermiş olmaz! Allah şükür ve sebat edenlere mükâfat verecektir1 [Âl-i İmran: 144] buyurmuştur." [430]

Cemaat, Hz. Ebu Bekir'den dinledikleri âyetlerden sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiğine artık iyice kanaat getirdiler. [431]

Bu âyetler okununcaya kadar, Müslümanlardan birçokları onların nazil olduğunu bilmiyor gibiydil-er.[432]

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer'e:

"Ey Ömer! Yoksa dininde kuşkun mu var?!

Yüce Allah'ın 'Ey Resûlüm! Muhakkak ki sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir!' buyurduğunu işitmedin mi?" dediği zaman, Hz. Ömer

"Vallahi o günümden önce o âyetleri sanki hiç işitmemiş gibiydim! [433]

Onları Ebu Bekir'den dinler dinlemez, dizlerimin bağı çözüldü, yere çöktüm.

Artık iyice kanaat getirdim ki, Peygamber Aleyhisselam vefat etmiştir!" dedi. [434]

Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine eğilip alnından öptü ve ağladı. [435]

Hz. Ebu Bekir konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yüce Allah, Muhammed Aleyhisselamı, Allah'ın dinini ayakta durduracak, Allah'ın emrini açıklayıp hâkim kılacak, tebliğ vazifesini yerine getirecek ve Allah yolunda savaşacak kadar ömür verip yaşattık­tan sonra vefat ettirmiştir!

Resûlullah Aleyhisselam sizi açık delilden sonra şekavet üzerine helak olanlardan başkası helak olmayacak bir yol üzerinde bırakmıştır.

Ey insanlar! Allah'tan korkunuz! Dininize sımsıkı sarılınız! Rabbinize mütevekkil olunuz!

Allah'ın dini (İslâmiyet) yaşayacaktır!

Allah'ın Kelimesi tamamlanmıştır!

Allah, dinine yardım edenlerin ve dinini üstün tutanların yardımcısıdır!

Aramızda Allah'ın Kitabı bulunmaktadır!

O bir nurdur ve şifadır!

Allah Muhammed Aleyhisselamı doğru yola onunla iletmiştir!

Allah'ın helâl ve haram kıldığı şeyler onun içindedir!

Vallahi, Allah'ın yaratıkları içinden bize sataşacak olanlarından kaygılanmayız!

Bundan sonra, Allah'ın sıyrılmış kılıçlarını ellerimizden bırakmayacak; Resûlullah Aleyhisselamın yanında savaştığımız gibi, bize aykırı davrananlarla savaşacağız!

İsyan eden, başkaldıranlar, ancak kendilerine yazık ederier!" [436]

 

Hz. Ömer'in Peygamberimiz Aleyhisselama Ağıtı

 

Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'in konuşmasından sonra Peygamberimiz Aleyhisselama şöyle hitap ederek ağladı:

"Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah!

Üzerine dayandığın hurma kütüğü, çoğalan halka hutbeni işittirmek için minber edindiğin zaman, senin ayrılığına dayanamayarak inlemeye başlamış; elini onun üzerine koyunca susmuştu.

Oysa ki, ümmetin senin ayrılığına ağlayıp sızlamaya ondan daha lâyıktırlar!

Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah!

Senin Rabbin sana itaati Kendisine itaat saymak; 'Resûlullaha itaat eden Allah'a itaat etmiş olur1 buyurmakla, Rabbinin katındaki üstünlüğünü son dereceye ulaştırmıştır!

Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah!

Allah, seni peygamberlerin sonuncusu olarak gönderdiği halde, sana iman ve yardım etmeleri hakkında* önceki peygamberlerden ahd ve mîsak aldığını anmakla, senin Allah katındaki faziletini son dereceye ulaştırmıştır!

Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah!

Cehennem halkının azab edilirlerken 'Eyvah! Keşke Allah'a itaat etseydik, Resûlullaha itaat etsey­dik!' [Ahzâb: 66] diyerek sana itaati özlemeleri, senin Allah katındaki faziletini son dereceye ulaştır­mıştı r!" [437]

 

Halifelik Hususunda Müslümanlar Arasındaki Anlaşmazlıklar ve Girişimler

 

Peygamberimiz Aleyhisselamdan sonra kimin halife olacağı meselesi bütün ağırlığıyla ortaya çıktı.

En başta Hâşimîler bu işi benimsemekte idiler.

Nitekim, daha Peygamberimiz Aleyhisselam hayatta iken, Hz. Abbas Hz. Ali'yi bu işi Peygamberimiz Aleyhisselamdan sorup öğrenmeye teşvik etmiş, fakat Hz. Ali menfi bir cevap alınması takdirinde bu kapının kendilerine temelli kapanmasına sebebiyet verilmiş olacağını ileri sürerek buna yanaşmamıştı . [438]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir'i mihraba geçirmek hususundaki ısrarı, [439] mescide açılan kapıların kapatılarak ancak Hz. Ebu Bekir'in kapısının açık bulundurulması , [440] Hz. Ebu Bekir için bir yazı yazdırmak istemesi[441] gibi vakıalar ise, Peygamberimiz Aleyhisselamın bu husustaki temayülünü gösteriyordu.

Fakat, hemen herkes rahat rahat düşünüp karar verebilecek durumda değildi.

Halbuki, Ömer gibi birzât bile ne yapacağını şaşırmış, Ebu Ubeyde b. Cerrah'a giderek:

"Uzat elini; sana bey'at edeyim! Çünkü, Resûlullah Aleyhisselamın işittiğim buyruğu üzere, sen bu ümmetin emmisin!" demişti[442]

Ebu Ubeyde b. Cerrah ise:

"Ben, bundan önce, Müslüman olduğun günden beri, böylesine zayıf bir görüşünü görmedim!

İçimizde Sıddîk, ikinin ikincisi* olan[443] ve Resûlullah Aleyhisselamın imam olmasını emir buyur­duğu, bize imamlık yapmış bulunan birzât varken ve kendisi de ölmemişken onun önüne mi geçe-ceğim?! [444] Bana mı bey'at edeceksin?!" demişti. [445]

Evs ve Hazrec diye anılan ve aralarında yıllarca süren düşmanlıklar İslâmiyefle unutturulmuş bulu­nan Ensara[446] gelince; bu iki kardeş kabile, İslâm davası uğrunda yapılan savaşlarda Kureyş müşrik­lerinin birçok ileri gelenlerini öldürmüş bulundukları için, fırsat bulunca-Cahiliye gayretine kapılarak-kendilerinden öç almaya kalkışılabileceği endişesi içindeydiler. [447]

Bunun için, Peygamberimiz Aleyhisselamdan sonraki yönetimde, hiç değilse Kureyşîlere eşit bir yetkiye sahip olmak istiyorlar

"Bir emir bizden, bir emir de sizden olsun!" diyorlardı. [448]

Ama, kendi aralarında da bu hususta anlaşabilmiş değillerdi.

Hazrecîler Sa'd b. Ubâde'nin çevresinde, [449] Evsîler ise Useyd b. Hudayrin çevresinde toplan-mış; [450] Ensar cemaati böylece ikiye bölünüp, aralarında yeniden rekabet başlamış bulun uy ordu. [451]

 

Ensarın Benî Sâide Örtmesinde Sa'd b. Ubâde'ye Bey'ata Hazırlanmaları

 

Benî Sâide'nin örtmesinde toplanan Ensar: "Muhammed Aleyhisselamdan sonra bu işe Sa'd b. Ubâde'yi vekil yapalım!" dediler.

Sa'd b. Ubâde'yi hasta olduğu halde oraya getirdiler.

Sa'd b. Ubâde, oğluna veya amcasının oğullarından bazılarına: "Ben söyleyeceklerimi hastalığım­dan dolayı cemaatin hepsine söyleyip işittiremeyeceğim! Fakat, benim sözümü işiten onu işitemeyen-lere ulaştırsın!" dedi. Sa'd b. Ubâde konuştukça, konuşmasını, birisi ezberleyip sesini yükselterek Sa'd b. Ubâde'nin adamlarına duyuracaktı.

Sa'd b. Ubâde Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra şöyle konuşmaya başladı:

"Ey Ensar cemaati! Arap kabilelerinden dinde sizin gibi kıdeme ve İslâm'da üstünlüğe sahip bir kabile yoktur!

Muhammed Aleyhisselam kavminin içinde on küsur yıl kalıp onları Rahmân'a ibadete, putlardan ayrılmaya davet etti. Kendisine, kavminden pek az kimselerden başkası iman etmedi.

İman edenlerise, ne Resûlullah Aleyhisselamı, ne onun dininin şerefini, ne de kendilerini zulüm ve işkencelerden koruyabildiler! Allah sizi üstün kılmayı dileyince, size ikramda bulunup nimetini tahsis etti; Kendisine ve Resûlüne inanmayı, Resûlullah ile ashabını korumayı, Resûlullahı ve dinini güçlendirmeyi, düşmanlanyla savaşmayı size nasip etti!

İnsanlar içinde, O'nun düşmanlarına karşı sizden daha şiddetlisi, düşmanları üzerinde sizden daha ağır basanı yoktur! Araplar ister istemez Yüce Allah'ın emriyle düzeldiler, yola geldiler. En uzaktakiler bile İslâmiyetin hükmüne boyun eğdiler. Nihayet, Yüce Allah Resûlünü yeryüzüne sizin sayenizde hakim kıldı. Arapları Resûlüne sizin kılıçlarınızla yaklaştırdı. Allah, Resûlünü, sizden hoşnut ve gözünün içi güler bir halde vefat ettirdi. Öyleyse, bu işe herkesten önce siz el atmalı, siz başlamalısınız!

Çünkü bu iş herkesten önce size aittir!" Benf Sâide sakîfesinde (örtmesinde) toplananların hepsi Sa'd b. Ubâde'nin teklifini kabul ettiler, görüşünü muvafık ve sözlerini yerinde buldular.

Ona:   "Biz seni bu işe vekil yapmak hususundaki görüşümüzden vazgeçmeyeceğiz!

Çünkü sen bizim içimizde mü'minlerin razı olmalarına en elverişli bir zâtsın!" [452] dedikten sonra, aralarında ileri geri konuştular: "Eğer Kureyş muhacirleri kabul etmeye yanaşmazlar ve 'Biz Muhacirleriz! Resûlullahın ilk sahabileriyiz! Onun kabilesiyiz ve dostlarıyız! Onun vefatından sonra bu işte bizimle niçin tartışıyorsunuz?!1 derlerse ne diyelim?" dediler.

İçlerinden bazıları: "Biz de, 'Öyleyse bir emir bizden, bir emir de sizden olsun!' deriz ve bu işten başkasına hiçbir zaman razı olmayız!" dediler.

Sa'd b. Ubâde, bunu işitince:     "İşte bu, gevşekliğin başlangıcıdır!" dedi. [453]

Peygamberimiz Aleyhisselam Pazartesi günü kaba kuşluk[454] veya zeval vaktinde (öğleye yakın bir vakitte) vefat etmişti. [455]

O gün, bir Müslüman Hz. Ömer'in kapısını çalıp: "Ömer b. Hattab!" diyerek seslendi.

Hz. Ömer:    "Biz şimdi meşgulüz!" dedi ve:     "Ne istiyorsun?" diye sordu.

Kapıyı çalan zât: "Senin muhakkak benim yanıma çıkman gerektir! İnşaallah, yine geri döneceksin!" dedi.

Hz. Ömer dışarı çıktı . [456]

Gelen zât "Şu Ensar kabilesinden Sa'd b. Ubâde ile birlikte olanlar Benî Sâidelerin suffasında (örtmesinde) toplandılar. Eğer halkın işiyle sizler ilgilenecek iseniz, onlar işlerini büyütmeden, Resûlullah Aleyhisselamın

evinde techiz-tekfin işinden boşalmayı beklemeden önce, onların yanına yetişiniz!" dedi. [457]

Hz. Ömer bu haber üzerine hemen Peygamberimiz Aleyhisselamın evine vardı. O sırada Hz. Ebu Bekir orada bulunuyor, Hz. Ali de Peygamberimiz Aleyhisselamın teçhiz ve tekfini işiyle uğraşıyordu:

Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'e:    "Yanıma çıkıver!" diye haber gönderdi.

Hz. Ebu Bekir: "Ben şimdi meşgulüm!" dedi. Hz. Ömer "Ortaya çok önemli bir iş çıktı! Kendisinin muhakkak bulunması lâzım!" diye içeriye tekrar haber saldı. Bunun üzerine, Hz. Ebu Bekir dışarı çıktı. [458]

Hz. Ömer: "Haberin olsun ki; Ensar bu işi (halifelik işini) Sa'd b. Ubâde'ye tevdi etmek üzere toplanmışlar. Sa'd b. Ubâde'nin onlara söylediği sözlerden birisi de, 'Bir emir bizden, bir emir de Kureyşten olsun!' sözü imiş! [459]

Haydi, sen şimdi bizi şu Ensar kardeşlerimizin yanına götür!

Kendileri ne üzerinde duruyorlar, bir bakalım!" dedi. [460]

Acele onlara doğru yollandılar. Yolda Ebu Ubeyde b. Cerrah'a rastladılar. [461]

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde b. Cerrah, üçü birlikte yürüyüp Benî Sâidelerin suffasına erişmek üzere gittiler. [462]

Yolda, Ensardan iki salih zâta, Benî Aclanların kardeşi Uveym b. Sâide ile Ma'n b. Adiyy'e rast­ladılar.

Bunlar, Hz. Ebu Bekir ve arkadaşlarına: "Ey Muhacirler cemaati! Sizler nereye gitmek istiyor­sunuz?" diye sordular. Onlar da:  "Şu Ensar kardeşlerimizin yanına gitmek istiyoruz!" dediler.

Uveym ile Ma'n: "Ey Muhacirler cemaati! Onların yanına varmanız size tavsiye edilmez!

Onlara yaklaşmayınız ve işinizi kendi kendinize hallediniz!" [463]

Hz. Ebu Bekir'e de:    "Yüce Allah fitne kapısını seninle kapatacak ve temelli de açılmayacaktır!

Ensar, şu Sa'd b. Ubâde'ye Beni Sâidelerin suffasında bey'at etmek istiyor!" dediler. [464]

Hz. Ömer:   "Vallahi, onların yanına gideceğiz!" dedi ve gittiler.

Beni Sâidelerin suffasına vardılar. Hz. Ebu Bekir ve arkadaşları, Beni Sâidelerin suffasına vardık­ları zaman, bir adamın[465] sergi üzerinde, bir yastığa dayanmış, [466] elbisesine bürünmüş olduğunu gördüler.

Hz. Ömer: "Kim bu?" diye sordu. "Sa'd b. Ubâde'dir!" dediler.

Hz. Ömer: "Onun nesi var?" diye sordu. "Hastadır!" dediler. [467]

Sa'd b. Ubâde hummaya tutulmuştu. [468] Oturdular. [469]

Hz. Ebu Bekir: "Bu toplantıdan maksadınız nedir?" diye sordu. [470]

Ensarın hatibi ayağa kalkıp şehadet getirdikten ve Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra:

"Bizler, Allah'ın dininin yardımcıları ve derli-toplu İslâm askerleriyiz!

Ey Muhacirler cemaati! Sizler ise, bize nazaran azıcık bir cemaatsiniz! Ağıryürüyüşlüsünüz ve sayı­ca azınlıksınız! Hale bakınız ki; böyle bir cemaat bize ait bir işi ele geçirmek istiyor!" dedi ve sustu.

Hz. Ömer cevap vermeye davranınca, Hz. Ebu Bekir "Yavaş ol ey Ömer!" dedi.

Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'in kendisinden daha ağırbaşlı , [471] daha bilgili. [472] daha yaşlı[473] olduğunu bildiği için sustu. [474]

Hz. Ebu Bekir, Sa'd b. Ubâde'ye: "Ey Ebu Sabit! Sen ne görüştesin?" diye sordu.

Sa'd b. Ubâde: "Ben de onlardan bir adamım!" dedi. ("Ben de onların görüşündeyim," demek iste­di. ) [475] Hubab b. Münzir: [476]   "Bir emir bizden, bir emir de sizden olsun! [477]

Ensarın dinî hizmeti yanında Muhacirlerin hizmeti az birşey kalır!" dedi.

Hz. Ömer:  "Asıl Muhacirlerin dinî hizmeti yanında Ensarın hizmeti az birşey kalır!" dedi.

Hubab b. Münzir, Hz. Ömer'in sözünü reddetti. [478]

Hz. Ömer: "Ey Ensar cemaati! Resûlullah Aleyhisselamın halka namaz kıldırmaya Ebu Bekir'i memur ettiğini bilmiyor musunuz?" diye sordu.  Ensar  "Evet!

Biliyoruz!" dediler.

Hz. Ömer:  "Bundan sonra, Ebu Bekir'in önüne geçmeye hanginizin gönlü razı olur?" dedi.

Ensar:  "Ebu Bekir'in önüne geçmekten Allah'a sığınırız!" dediler. [479]

Beşir b. Sa'd:  "Bu iş bizim aramızda üblüme gibi iki eşit parçadır!" dedi.

Hz. Ömer, ona: "Demek sen de böyle düşünüyorsun?! Allah aşkına! Resûlullah Aleyhisselamdan, 'İmamlar Kureyş'tendi r!' buyurduğunu sen işitmedin mi?" diye sordu.

Beşir b. Sa'd:  "Vallahi evet! İşittim. Benim bumumu indirdin!" dedi.

Hz. Ömer:  "Öyleyse, sen ne diye öyle konuşuyorsun?!" diyerek ona çıkıştı. [480]

Ensarın hatibi Sabit b. Kays, kalkıp Ensarın faziletlerini dile getirdi. [481]

Hz. Ebu Bekir, Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra: "Ey insanlar! Biz Muhacirler, insanların İslâmiyeti ilk kabul edenleri, soy-sopça en şereflileri, yurtça en üstünleri, yüzce güzelleri, Araplar içinde döl-döşçe insanların çokluk olanları ve akrabalık yönünden de Resûlullah Aleyhisselama en yakın bulu­nanlarıyız.

Biz, sizden önce Müslüman olmuşuzdur! Nitekim, Yüce Allah, İslâm'da birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle tâbi olanlar yok mu?' buyurmuş ve Kufân'da sizden önce anılmışızdır. Biz, Muhacirleriz! Sizler de, dinde bizim kardeşlerimiz, ganimetlerde bizim ortaklarımız, düşmanlara karşı da yardımcılarımızsınız! Bizi sizler barındırdınız, bize iyilikler ettiniz!

Allah sizleri hayırla mükâfatlandırsın! Biz emîrleriz, sizler de veziMersiniz! [482]

Ey Ensar cemaati! [483] Yüce Allah taştan yontulmuş, ağaçtan yapılmış türlü türlü putlara tapan ve onları Allah katında kendileri için şefaatçi ve yararlı sayan insanları Allah'a ibadet ettirmek ve O'nun bir­liğine inandırmak için Muhammed Aleyhisselamı peygamber ve ümmeti üzerine şahit olarak gönderdi. İsterseniz okuyunuz! [484] 'Onlar, Allah'ı bırakıp, kendilerine ne bir zarar, ne de bir yarar veremeyecek olan şeylere taparlar! Bir de 'Bunlar Allah yanında şefaatçilerim izdir!' derler.' [Yunus: 18]

"...Biz bunlara ancak bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz!' derler' [Zümer3]." [485]

Hz. Ebu Bekir, konuşmasına şöyle devam etti: "Atalarının dinini bırakmak Araplara çok ağır geldi.

Yüce Allah, Resûlünün kavminden, Resûlünü tasdik ve ona imanı, maddî hiçbir karşılık beklemek­sizin iyilik etmeyi, kavminin en ağırzulüm ve işkencelerine ve yalanlamalarına onunla birlikte katlanmayı ilk olarak Muhacirlere tahsis ve nasip etti.

Onlar, Resûlullah ile görüşmelerine bütün halk muhalif oldukları, kendilerine kin ve düşmanlık besledikleri ve aleyhlerinde birleştikleri halde, sayıca az oluşlarından korkmadılar!

Yeryüzünde hiçbir şeyi şerik koşmadan Allah'a ilk ibadet olan, Allah'a ve Resûlüne ilk iman eden onlardı! Onlar, Resûlullahın dostları ve kabile halkıdırlar! Resûlullahtan sonra da, bu işe, insanların en çok lâyık ve müstahak olanıdırlar! Onlarla bu hususta çekişmeye ancak zalim ve haksız olanlar kalkışa­bilirler!" dedi.[486] ve Ensar hakkında inen âyetlerden ve Peygamberimiz Aleyhisselamın onlar hakkında­ki hadislerinden okumadık âyet ve hadis bırakmayarak: "Resûlullah Aleyhisselamın; 'Bütün insanlar bir vadi yolunu tutup gitseler, Ensar da bir vadi yolunu tutsa, ben Ensarın tuttuğu vadi yolunu tutarım!' buyurduğunu biliyorsunuzdur! [487]   Ey Sa'd! Resûlullah Aleyhisselamın yanında oturduğun sırada,

'Kureyşîler bu işin yöneticileridir! İnsanların iyileri, iyilerine uyarlar! Kötüleri de, kötülerine uyarlar!1 buyur­duğunu sen de biliyorsun!" dedi.

Sa'd b. Ubâde: "Doğru söyledin! Biz vezirleriz, sizler de emîrlersiniz!" dedi. [488]

Hz. Ebu Bekir, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ey Ensar cemaati! Ensarın dindeki hizmet üstün­lüğünü ve İslâmiyeti kabulde yarışa girişlerinin büyüklüğünü hiç kimse inkâr edemez! Allah, dinine ve Resûlüne yardım

eden sizlerden razı olmuş ve Resûlünü size hicret ettirmiş, zevcelerini ve ashabını içinizde ululamışûr! İlk Muhacirlerden sonra, bizim katımızda sizden başka üstün mevkilisi yoktur! Biz emirleriz, sizler de vezirlersiniz! Biz size danışmayı kaçırmaz ve hiçbir işi sizsiz yapmayız! [489]

Ey Ensar cemaati! [490] Sizler, dile getirdiğiniz hayır ve iyiliklerin ehlisiniz! Fakat, bütün Araplar bu işe şu Kureyş kabilesinden başkası için hak tanımazlar! [491] Kureyşîler soy-sopları ve yurt kutsallığı bakımından Arapların eftiali ve üstünüdürler. [492] Akrabalıkyönünden de Resûlullah Aleyhisselama daha yakındırlar! [493] Araplar ancak şu Kureyş kabilesi için dine girmişlerdir! [494] Sizin ileri gelenleriniz, Resûlullah Aleyhisselamın 'İmamlar Kureyş'tendir!1 buyurduğunu biliyorlardır!

Peygamber Aleyhisselam: 'Bu iş benden sonra Kureyş'tedir!' buyurmuştur. Sizler İslâm'da bizim kardeşlerimiz, dinde ortaklanmızsınız! Sizler bize yardım ve iyilik ettiniz! [495] Bizi barındırdınız, kendi­nize ortak yaptınız! [496] Sizler bize insanların en sevgilisisiniz!" dedi.

Hubab b. Münzir: "Biz sizi de, üstünlüğünüzü de biliyoruz! [497] Ben, Ensarın kaşınıp rahatlayacak­ları dayanağı, yararlanacakları meyvalı budağıyım dır! Başları derde girdikçe, onlar bana başvurur; benim görüş, tedbir ve yardımlarımla rahata kavuşurlar! [498] Ey Kureyş cemaati ! [499] Bizden bir emîr, siz­den de bir emîr olacaktır!" dedi. [500]

Hz. Ömer: "Bir kında iki kılıç iyi olmaz! Emirler bizden, vezirler sizde[501] Bir kında iki kılıç bir­leşmez!" dedi[502]

Hz. Ebu Bekir: "Hayır! Biz emîrleriz, sizler de vezirlersiniz!" dedi.

Hubab b. Münzir "Hayır! Vallahi, bu dediğini kabul etmeyiz! [503] Ey Ensar cemaati! Siz emîrinizi kendinizden seçiniz! İçinizde, gölgenizdeki insanlar size aykırı davranmaya cesaret edemeyeceklerdir! Hatta, sizin görüşünüz dışında hareket etmeyeceklerdir! Çünkü, sizler izzet, servet, sayı, kuvvet, tecrübe, cesaret, yiğitlik., gibi birçok üstün vasıflara sahipsiniz! Halk ancak sizin ne yaptığınıza baka­caktır! Sakın bu hususta anlaşmazlığa düşmeyiniz ve görüşlerinizi bozmayınız! Onlar, ancak 'Bir emîr bizden, bir emîr de sizden!' dediğinizi işitsinler! [504] Ey Ensar cemaati! Elinizdekine sahip olunuz! Şunun (Hz. Ebu Bekir'in ve Hz. Ömer'in) ve arkadaşlarının sözlerini dinlemeyiniz! Onlar sizin bu işteki nasibinizi gideriyorlar! Onların sizden istediklerini kabule yanaşmayınız! Kendilerini bu beldelerden sürünüz! Onlara bırakacağınız bu işe, vallahi siz onlardan daha çok lâyık ve müstahaksınız!" dedi. [505]

Hz. Ömer, ona: "Allah seni kahretsin!" dedi.

Hubab b. Münzir "Hayır, seni kahretsin!" diye karşılık verdi. [506] Hz. Ömer Peygamberimiz Aleyhisselamın sağlığında Hubab b. Münzir'le çekişmiş, Peygamberimiz Aleyhisselam da onunla çek­işmekten kendisini men etmişti.

Hz. Ömer bir daha ona kötü söz söylememeye yemin etmiş bulunuyordu. Bunun için, Hubab b. Münzir'e söyleyecek söz bulamadı. [507]

Hz. Ebu Bekir: "Sizler, Muhacir kardeşlerinize Allah'ın fazlından ihsan ettiği şeyi kıskanmaya kalkış­mayınız ! [508] Size yaraşan, böyle yapmamaktır!" dedi. [509]

Hubab b. Münzir: "Ey cemaat! Vallahi, biz bu işin size verilmesini kıskanıyor değiliz! Fakat, biz babalarını ve kardeşlerini öldürmüş olduğumuz cemaatin iş başına geçirilmesinden korkuyoruz! [510]

Biz ne seni kıskanıyoruz, ne de arkadaşlarını!

Fakat, idare öldürmüş bulunduğumuz kavmin eline geçer de, onlar bize karşı kin ve düşmanlık beslerler diye korkuyoruz!" dedi. [511]

Ensarın hatipleri ayağa kalkarak: "Ey Muhacirler cemaati! Resûlullah Aleyhisselam sizlerden birini bir yere gönderdiği zaman, bizden de bir adamı onun yanına katardı. Biz, bu işin de iki kişiye verilmesi gerektiğini sanıyoruz. Bir adam bizden, bir adam da sizden olsun!" dediler.

Ensardan Zeyd b. Sabit kalkıp: "Resûlullah Aleyhisselam, Muhacirlerdendi. Biz de, Resûlullah Aleyhisselamın yardımcıları idik. Onun yerine geçirilecek olanın da yardımcısıyız!" dedi.

Hz. Ebu Bekir: "Allah sizleri hayırla mükâfatlandırsın! Ey Ensar cemaati! Bu sözünüzde sebat edi­niz! Vallahi, bundan başka türlü söylerseniz, sizinle anlaşanlayız!" dedi. [512]

Ebu Ubeyde b. Cerrah: "Ey Ensar cemaati! Sizler, yardım edenlerin, barındıranların ilki olmuş­tunuz! Sakın bunu değiştirenlerin de ilki olmayınız!" diyerek seslendi. [513]

Ensardan Ebu Numan Beşir b. Sa'd ayağa kalkıp: "Ey Ensar cemaati! Bizim vallahi bu dini kabulde yarışmaktan ve din yolunda müşriklerle çarpışmaktan maksadımız ancak Rabbimizin rızasını ve Peygamberimiz Aleyhisselama itaat faziletini kazanmaktı. Bize bu yolda ne insanlara hâkim olmak, ne de dünya ve dünya malı yaraşır! Allah bize bu hususta velinimet ve nimettir. Biliniz ki; Muhammed Aleyhisselam Kureyş'tendir. Onun kavmi de, bu işe herkesten daha çok lâyıktır ve önce gelir! Vallahi hiçbir zaman bu işte Allah beni onlarla niza eder, çekişir halde görmeyecektir! Allah'tan sakının! Onlara ne aykın davranın, ne de onlarla çekişin!" dedi. [514]

O sırada, Ensardan Numan b. Beşir, Übeyy b. Ka'b'a giderek kapısını çaldı. Übeyy b. Ka'b elbise­sine bürünmüş olarak dışarı çıktı.

Numan b. Beşir "Ben seni ne diye evinin kapısını üzerine kapatıp evinde oturmuş görüyorum!? Halbuki şu senin kavmin Benî Sâidelerin içinde bulunuyor ve Muhacirlerle çekişip duruyorlar?! Haydi, hemen kavminin yanına git!" dedi.

Übeyy b. Ka'b hemen çıkıp Beni Sâidelerin suffasında toplanmış bulunan Ensarın yanına vardı.

Onlara: "Vallahi siz bu yönetim işinden hiçbir şeye müstahak değilsiniz! Bu iş, sizin dışınızda, (Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer'e eğilerek) şu iki zâta aittir! Sonra üçüncüsü öldürülecek, yönetim çekilip alınarak orada olacak!" dedi ve "orada" derken de eliyle Şam tarafına işaret etti. [515]

 

Hz. Ebu Bekir'e Bey'at Edilişi

 

Hz. Ebu Bekir'in sağında Ebu Ubeyde b. Cerrah, solunda da Hz. Ömer bulunuyor. [516] kendisi ikisinin arasında oturuyordu. [517]

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer'le Ebu Ubeyde b. Cerrah'ın ellerinden tutarak: [518]

"Şu iki adamdan hangisini isterseniz ona bey'at ediniz! [519] Razıyım[520]

İşte Ömerb. Hattab!

Resûlullah Aleyhisselam onun hakkında 'Ey Allah'ım! Dini onunla aziz kıl!' diyerek dua etmiştir.

İşte Ebu Ubeyde b. Cerrah! [521]

Peygamber Aleyhisselama bir kavim gelmiş; onlar, 'Bizimle birlikte emîn bir kimse gönder!' demişlerdi.

Resûlullah Aleyhisselam da:

'Sizinle birlikte hakkıyla emîn bir kimseyi göndereceğim!1 buyurmuş ve onlarla birlikte Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı göndermişti.

Ben, sizin için, Ebu Ubeyde'ye bey'atınıza da razıyım! [522]

Resûlullah Aleyhisselam, onun hakkında, 'Bu, bu ümmetin emînidir!1 buyurmuştur" dedi. [523]

Ebu Ubeyde b. Cerrah:

"Hayır! Vallahi hayır! Bu işte biz sana bey'at edeceğiz!

Çünkü sen Muhacirlerin üstünü ve mağarada ikinin i ki ne i s i s i nd i r! [524] Resûlullah Aleyhisselam m namaz kıldırmaya yetkili kıldığı halifesisindir!

Namaz ise, dininde en üstün ibadettir! [525]

Senin önüne geçmeye veya sana karşı bu işi üzerine almaya daha lâyık kim vardır? [526]

Vallahi, biz bu hususta senin önüne geçici değiliz!

Sen, Resûlullahın arkadaşı ve ikinin ikincisisin!" dedi. [527]

Hz. Ömer de, aynı şekilde konuşup, Hz. Ebu Bekir'e: [528]

"Sen bizim ulumuzsun! Sen bizim hayırlımızsın!

Sen bizim Peygamberimiz Aleyhisselam a sevgili olanımızsın! [529]

Resûlullah Aleyhisselamın koymuş olduğu makamından seni sağ iken geri çekecek bir kimse bulu-namaz!" [530]

Ensara da:

"Peygamber Aleyhisselamın ileri sürdüğü onun iki ayağını geri çekmeye hanginizin gönlü razı olur?" dedi.

Abdurrahman b. Avf, kalkıp:

"Ey Ensar cemaati! Siz, fazilet ve üstünlük davasındasınız ama, içinizde Ebu Bekir, Ömer ve Ali gibi bir kimse yoktur!" dedi.

Münzir b. Erkam kalkıp:

"Andığın zâtların fazilet ve üstünlüğünü inkâr etmiyoruz.

Onların içinden bu işi o, yani Ali b. Ebu Talib istemiş olsaydı, ona hiç kimse itiraz etmezdi" dedi. [531]

Ensardan bazıları da:

"Biz Ali'den başkasına bey'at etmeyiz!" dediler. [532]

Hz. Ömer:

"Uzat elini ey Ebu Bekir! [533] Bey'at edeyim sana!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Hayır ey Ömer! Ben sana bey'at etmeliyim! Çünkü sen bu iş için benden daha güçlüsün!" dedi.

Birbirlerinin elini açmak ve bey'at etmek istediler. [534]

Nihayet Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'in elini tuttu, [535] açtı ve:

"Benim gücüm, senin içindir ve senin gücünün yanındadır!" diyerek ona bey'at etti. [536]

Beşir b. Sa'd ise daha önce davrandı ve bey'at etti. [537]

Bunun üzerine halk Hz. Ebu Bekir'in başına yığılıp bey'at etmeye koyuldular.

Az kalsın Sa'd b. Ubâde'yi döşeğinde çiğneyeceklerdi! [538]

Sa'd b. Ubâde'nin adamlarından birisi:

"Sa'd b. Ubâde'yi öldürdünüz!" dedi. [539]

Hz. Ömer:

"O, fitne sahibidir!" dedi. [540]

Ensardan, Sa'd b. Ubâde'den başka, Hz. Ebu Bekir'e bey'at etmeyen kalmadı. [541]

Beşir b. Sa'd bey'at ettiği zaman, Hubab b. Münzir ona:

"Ey Beşir b. Sa'd! Sen bunu amcanın oğlunun emîrliğini kıskandığın için yaptın!" diyerek seslendi.

Beşir b. Sa'd:

"Hayır! Vallahi ben Allah'ın Kureyşflere bahşettiği bir hak üzerinde onlarla çekişmemi hoş bul­madım!" dedi.

Beşir b. Sa'd'ın işi Kureyş'e bıraktığını, Hz. Ebu Bekir'e bey'at ettiğini görünce, içlerinde Akabe Bey'at] temsilcilerinden Useyd b. Hudayr"ın da bulunduğu Evsîler, birbirlerine:

"Vallahi, Hazrecîler üzerinize bir kere hâkim olacak olurlarsa, bu fazileti kendilerine temelli tahsis ve sizi ondan mahrum ederler.

Kalkın, Ebu Bekir'e bey'at edin!" dediler, bey'at ettiler.

Sa'd b. Ubâde ve Hazrecîler, hayal kırıklığına uğradılar. [542]

Eşlemlerin cemaati de, sokakları doldura doldura gelip bey'at ettiler. Hz. Ömer onları görünce yardım göreceklerine kanaat getirdi.

Sa'd b. Ubâde:

"Beni bu yerden kaldırıp götürünüz!" dedi.

Onu kendi evine taşıdılar. [543]

Hz. Ömer der ki:

"Biz, vallahi, Ebu Bekir'e bey'at işinden daha sağlamını bulamadık, göremedik.

Ensar kavminin yanından bey'at yapmadan aynlsaydık, bizden sonra kendi kendilerine bey'at yapacaklarından korktuk.

Biz, onlara bey'at etseydik, arzu etmediğimiz birşey üzerine bey'at yapmış olacaktık.

Karşı koysaydık, ortaya fitne ve fesat çıkacaktı ." [544]

Ensar Hz. Ebu Bekir'e bey'ata başlayınca, Hubab b. Münzir kalkıp kılıcını aldı. Ensar hemen onun üzerine üşüşüp kılıcını elinden aldılar. Bey'at bitinceye kadar yüzünü elbisesiyle örttüler.

Hubab b. Münzir:

"Ey Ensar cemaati! Siz böyle yaptınız ama, vallahi sanıyorum ki sizin oğullarınız onların oğullarının kapıları önünde duracaklar, onlara el açıp dilenecekler! Onlar ise su bile içemeyeceklerdir!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Ey Hubab! Bizden mi korkuyorsun?!" diye sordu.

Hubab b. Münzir:

"Ben senden korkuyor değilim! Fakat senden sonra gelecek kimselerden korkuyorum!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Sana ve arkadaşlarına öyle yapıldığı zaman, bize itaat etmeniz size gerekmez!" dedi.

Hubab b. Münzir:

"Heyhat! Ey Ebu Bekir! Ben de, sen de o zaman geçmiş gitmiş bulunuruz. Senden sonra gelecek­ler, bize serbestçe zulüm ve haksızlık ederler!" dedi. [545]

 

Hz. Ebu Bekir'e Umumî Bey'at Yapılışı

 

Ensar Beni Sâidelerin örtmesinde Hz. Ebu Bekir'e bey'at ettikten sonra, ertesi (Salı) günü Hz. Ebu Bekir Mescidin minberine çıkıp oturdu.

Konuşmaya başlamadan önce, Hz. Ömer ayağa kalktı.

Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra:

"Ey insanlar! Ben dün size bazı sözler söylemiştim.

Onları Allah'ın Kitabında bulamadığım gibi, Resûlullah Aleyhisselamın da bana o hususta bir sözü yoktu.

Fakat ben Resûlullah Aleyhisselamın bizden sonraya kalacağını ve işlerimizi kendisinin çekip çevireceğini sanıyordum.

Oysa, Yüce Allah Resûlullah Aleyhisselama doğru yolu gösteren bir Kitabı sizin içinizde bırakmış bulunmaktadır ki, ona sımsıkı sanlırsanız Allah onunla Resûlüne doğru yolu gösterdiği gibi size de doğru yolu gösterir!

Allah, halifelik işinizi sizin hayırlınız ve Resûlullah Aleyhisselamın arkadaşı, mağarada ikinin ikincisi olan zât üzerinde topladı, yoluna koydu.

Kalkınız; ona bey'at ediniz!" deyince, Mesciddeki halk Hz. Ebu Bekir'e umumî bey'at ettiler. [546]

 

Hz. Ebu Bekir'in Konuşması

 

Hz. Ömer'den sonra, Hz. Ebu Bekir şöyle konuştu:

"Hamd olsun Allah'a ki, ben O'na hamd eder, gizli açık her işte O'ndan yardım dilerim.

Gecede gündüzde gelecek kötülüklerden de O'na sığınırız!

Şehadet ederim ki; Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur!

O, Birdir; O'nun eşi ve ortağı yoktur!

Şehadet ederim ki; Muhammed Aleyhisselam, O'nun kulu ve resûlüdür!

Onu Kıyametten önce hak ile beşîr ve nezîr olarak göndermiştir.

Ona itaat eden doğru yolu bulur, ona isyan eden de helak olur! [547]

Resûlullah Aleyhisselam, önceki yılda, şu durduğum yerde dikilmişti.

(Hz. Ebu Bekir, kendisini tutam ayarak ağladı. Sonra da, Resûlullahın o zaman söylediklerini tekrar­ladı:)

'Size doğru yolu tavsiye ederim. Doğruluktan ayrılmayınız.

Çünkü, doğruluk iyilikle bir aradadır, ikisi de cennettedir.

Yalandan sakınınız. Çünkü, yalan kötülükle bir aradadır, ikisi de cehennemdedir.

Allah'tan af ve afiyet dileyiniz. Çünkü, hiç kimseye, yakînden sonra, af ve afiyetten daha hayırlısı verilmemiştir.

Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinizle düşmanlık etmeyiniz! Birbirinizle ilişkinizi kesmeyiniz!

Ey Allah'ın kullan! Kardeş olunuz1 buyurmuştu "[548]

Hz. Ebu Bekir konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bundan sonra, bilesiniz ki ey insanlar! Ben sizin en hayırlınız olmadığım halde size emîr oldum. [549]

Fakat, bize Kur"ân ve Peygamber Aleyhisselamın sünnetleri öğretildi de, biz bu sayede bilgi sahibi olduk. [550]

İyi biliniz ki, bana yapılan bey'atı düşünmeden kabul ediverişim, ümmet arasında bir fitne ve fesat çıkmasından korktuğum içindir!

Allah'a yemin ederim ki; ben, hiçbir gün veya gece, bunun ne üzerine düşmüş, ne isteklisi olmuş, ne de bu hususta Allah'tan gizlice veya açıkça bir dilekte bulunmuşumdur!

Emirlik hizmetinde benim için hiçbir rahatlık yoktur!

Gücüm yetmeyen bir işi elimde olmayarak boynuma takmış bulunuyorum!

Benim yerime daha güçlü bir insanın seçilmiş olmasını ne kadar arzu ederdim!

Size Allah'tan sakınmayı tavsiye ederim ! [551]

İyi biliniz ki; akıllılığın akıllılığı, Allah'tan son derece sakınmaktır! Akılsızlığın akılsızlığı da, günaha dalmak, haktan yan çizmektir!

Ey insanlar! Ben ancak Resûlullahın izine uyucuyum! Dinde kendiliğimden birşey ihdas ve icad edici değilim! [552]

Eğer bir vazifemi iyi yaparsam, bana yardım ediniz!

Eğer kötülüğe saparsam beni doğrultunuz! [553]

Doğruluk emanettir, yalancılık da hıyanettir! [554]

İnşaallah, içinizdeki en zayıfınız, kendisinin hakkını alıncaya kadar, benim yanımda en güçlünüz olacaktır!

İnşaallah, içinizdeki en güçlünüz de, üzerine geçirdiği hakkı kendisinden alıncaya kadar, benim yanımda en zayıfınız olacaktır! [555]

Ey insanlar! İyi biliniz ki; [556] Allah'ın zillete müstahak kıldığı kavimden başka hiçbir kavim, Allah yol­unda cihadı, savaşı bırakmaz!

Hiçbir kavmin kötülükleri yaygın hale gelmedikçe de, Allah o kavmin ibtilâ ve musibetini yaygın hale getimnez! [557]

Ey insanlar! Allah'ın Kitabını talep ve öğütlerini kabul ediniz!

Kullarının tevbesini kabul ve günahlarını affeden, ne yaparsanız bilen O Allah'tır!

Öyle bir günden korkunuz ki; 'Yürekler gırtlağa dayanmış olarak korku ile dolmuş bulunur! Zalimler için ne yakın bir dost vardır, ne de dinlenebilecek bir kayırıcı vardır!' [Mü'min: 18]

Bugün, her amel sahibi gücünün yettiği ve kendisini Yüce Allah'a yaklaştıracak ameli, onu işlemeye güç yetinemeyeceği gün gelmeden önce işlemeye baksın! [558]

Ben Allah'a ve Resûlüne itaat ettikçe, siz de bana itaat ediniz!

Allah'a ve Resûlüne asi olduğum zaman sizin bana itaat etmeniz gerekmez! [559]

Kendim ve sizin için Allah'tan mağfiret, yariıganmak dilerim. [560]

Haydi, namazınızı kılmaya kalkınız! [561]

Allah sizlere rahmet etsin!" dedi. [562]

 

Hz. Ali'nin Halifeliğe ve Savaşa Teşvik Edilişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiği ve Hz. Ebu Bekir'in Hz. Ömer tarafından dışarı çağrılarak Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından çıkıp gittiği sırada, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında Hz. Ali, Hz. Abbas ve Zübeyr b. Avvam kalmıştı . [563]

Hz. Abbas, Hz. Ali'yle başbaşa kalınca, ona:

"Resûlullah Aleyhisselamın bu halifelik işini senden başkasına vasiyet ettiğine dair birşey biliyor musun?" diye sordu.

Hz. Ali:

"Vallahi, hayır! Bu hususta birşey bilmiyorum!" dedi. [564]

Bunun üzerine, Hz. Abbas gidip Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve daha başkalarıyla buluşarak, onlara:

"Resûlullah Aleyhisselam size birşey vasiyet etti mi?" diye sordu.

Onlar:

"Hayır!" dediler.[565]

Hz. Abbas, Hz. Ali'nin yanına döndü[566] ve ona:

"Uzat elini! Sana bey'at edeyim ! [567]

'Resûlullah Aleyhisselamın amcası Resûlullah Aleyhisselamın amcasının oğluna bey'at etmiş!' denir, Ehl-i Beytin sana bey'at eder! [568] Halk da bey'at eder!" dedi. [569]

Hz. Ali:

"Allah senin iyiliğini versin ey amca! Bu işi bizden başka kim ister? [570] Bunu bizden başka kim umar ki?!" dedi.

Hz. Abbas:

"Sanırım ki, vallahi uman olacaktır!" dedi. [571]

Hz. Ebu Bekir'e Mescidde bey'at edildiği sırada, tekbir sesi işittiler. Hz. Ali:

"Nedir bu?" diye sordu. [572]

Hz. Abbas:

"Bu, seni davet ettiğim, senin ise yanaşmadığın şeydir!" dedi.

Hz. Ali:

"Öyle şey olur mu?!" dedi. [573]

Hz. Abbas:

"Hiçbirzaman, bunun gibisi görülmemiştir! [574]

Ben böyle olacağını sana söylemedim mi?" dedi. [575]

Müslümanların Hz. Ebu Bekir'e bey'at etmek üzere toplandıkları sırada, Ebu Süfyan b. Harb de:

"Vallahi, ben kandan başkasıyla söndürülemeyecek birtoz-duman görüyorum!

Ey Abdi Menaf hanedanı! Size ait işleri Ebu Bekir'e mi bırakıyorsunuz?

Neredeler o iki zayıflar?!

Neredeler o iki zeliller?! Ali ve Abbas'lar?!

Ey Hasan'ın babası! Uzat elini, bey'at edeyim sana! [576]

Sizler, İbn Ebi Kuhâfe'nin yönetim işini üzerine almasına nasıl razı oluyorsunuz? [577]

Bu iş Kureyşîlerin içinde küçücük bir kabileye nasıl verilebilir?! [578]

Vallahi, isterseniz, ben onun üzerine her taraftan süvarileri ve piyadeleri doldururum!" dedi. [579]

Hz. Ali:

"Ben asla böyle birşeyi ister değilim!

Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan!

Müslümanlar, birbirlerinin evlerine ve akrabalarına gelirlerse, nasihat eder, hayırlı öğüt verirler.

Münafıklar da, birbirlerinin yurtlarına ve akrabalarına yaklaşırlarsa, hainlik ve yaramazlık eder, ortalığı karıştırıriar! [580]

Ey Ebu Süfyan! Vallahi sen bununla ancak fitne ve fesat çıkarmak istiyor, İslâmiyete ve Müslümanlara düşmanlığını sürdürüp duruyorsun!

Fakat, sen bununla onlara hiçbir zarar veremeyeceksin!

Senin öğüdün bize gerekmez! [581]

Biz bu işe Ebu Bekir'i yeterli görüyor ve buluyoruz! [582] Biz onu bu işle başbaşa bıraktık, araya girmedik!" dedi. [583]

 

İrtidad Hareketleri

 

Hz. Aişe der ki:

"Resûlullah Aleyhisselamın ruhu kabzolununca, Araplar irtidad etti, nifak kabardı. Babamın üzerine çöken sabit dağların üzerine çökseydi, muhakkak onları ufaltırdı !" [584]

Ebu Hureyre de:

"Eğer Ebu Bekir olmasaydı, Muhammed Aleyhisselamın vefatından sonra ümmet-i Muhammed helak olurdu!" demiştir. [585]

Hz. Âişe:

"Babam Arapların irtidad ettikleri günlerde kılıcını sıyırıp devesine binince, Ali b. Ebu Talib yanına vardı, devesinin yularından tuttu ve:

'Sana Resûlullah Aleyhisselamın Uhud savaşı gününde söylediğini söylüyorum. [O, sana]:

Sok kınına kılıcını da, kendini tehlikeye atıp bizi acı içinde bırakma!

Vallahi, senin başına bir felaket gelecek olursa, senden sonra arbk İslâmiyet temelli düzelmez!1 dedi" demiştir. [586]

Yine Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatı üzerine Arap kabilelerinden birçokları irtidad ettiler. Yahudilik, Hıristiyanlık ve münafıklık ortaya çıkmaya başladı.

Müslümanlar, kış gecesinde yağmura tutulup dağılan koyunlara döndüler.

Hatta, o sırada Mekkelilerin çoğu İslâmiyetten dönmeye hazırlandılar.

Mekke valisi Atfâb b. Esîd gizlendi. [587]

Süheyl b. Amr, Kabe'nin kapısına dikilerek Mekkelilere seslendi.

Başına toplanınca:

"Ey Mekkeliler! Siz, Müslüman olanların sonuncusu oldunuz! Sakın irtidad edenlerin, Müslümanlıktan dönenlerin ilki olmayınız!

Vallahi, Yüce Allah, Resûlullah Aleyhisselamın buyurduğu gibi, bu işi muhakkak tamamlayacaktır!

Ben, onun (Peygamber Aleyhisselamın) şu bulunduğum yerde tek başına dikilerek:

'Benimle birlikte lâ ilahe illallah deyiniz de, size bakarak Araplar dine girip, Arap olmayanlarda size cizye ödesin!

Vallahi Kisrâ'nın ve Kayser'in hazineleri Allah yolunda harcanacaktır!1 buyurduğunu işitmişim di r!

Alay edenlerin zekat ve sadaka tahsildarı olduğunu gördünüz!

Vallahi, geri kalan va'dleri de vuku bulacaktır! [588]

Vallahi, ben iyi biliyorum ki, güneşin batması ve doğması devam ettiği müddetçe, bu din devam ede­cektir!

Aranızdaki o kişi sizi aldatmasın!

Benim bildiğim bu işi o kişi de biliyor, fakat Hâşimoğullarına olan kıskançlığı onun kalbini mühür-lemiştir! [589]

Ey insanlar! Ben Kureyşîlerin karada ve denizde en çok taşıtları bulunanıyım!

Siz emîrinize itaat ediniz ve zekatlarınızı ona ödeyiniz!

Eğer İslâmiyet sonuna kadar devam etmezse, ben sizin zekatlarınızı size geri vermeye kefilim!" dedi ve ağladı.

Bunun üzerine halk yatıştı. [590]

Süheyl b. Amr yaptığı tesirli konuşma ile Mekkelileri irtidaddan vazgeçilince, Mekke valisi Attâb b. Esîd ortaya çıkabildi.

Süheyl b. Amr Bedir savaşına müşriklerle birlikte katılıp esir edildiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ömer'e onun hakkında:

"Yermeyeceğin, hoşlanacağın bir makamda dikilip halka hitapta bulunması da me'muldür!" hadisi ile haber verdiği hoşa gidecek makamdaki konuşmasından maksadının ve konuşması ve hizmetinin ne olduğu anlaşıldı. [591]

Hz. Ömer de, Süheyl'in konuşmasını işittiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselamın onun hakkında söylemiş olduğu sözü hatırlamış ve:

"Ben şehadet ederim ki; sen muhakkak Resûlullahsın!" demekten kendini alamamıştır. [592]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Yıkanışı ve Kefenlenişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam Pazartesi günü kaba kuşluk[593] veya zeval vaktinde (öğleye yakın vakitte) vefat etmişti. [594]

Hz. Ömer gibi bazı sahabiler, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat etmediğini, etmeyeceğini söylüyor, vefat etti diyenleri tehdit ediyor; [595] bazıları da "Resûlullah Aleyhisselamı gömmeyiniz, çünkü o vefat etmemiştir" diye sesleniyor!ar;[596] Hz. Abbas'ın uyarıları ve Peygamberimiz Aleyhisselamı göm­meye^ engel olmamaları hususundaki çabalan tesirsiz kalıyordu. [597]

Âyetlere dayanan uyarı ve öğütleriyle halkı Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatına inandırmış ve yatıştırmış olan Hz. Ebu Bekir ise, Hazrecîlerin BenîSâide örtmesinde halifelik işini kendileri için gerçek­leştirme girişiminde bulundukları haberini alınca, Peygamberimiz Aleyhisselamın na'şının yanından ayrılarak Beni Sâide suffasına gidip onları yatıştırmak, hem onlardan hem de Mescidde toplanan Müslümanlardan bey'atlarını almakla uğraşmıştı.

Pazartesi günü öylece öğleden akşama kadar Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkları ve tefrikaları gidermek çabaları ile geçirilmişti . [598]

Peygamberimiz Aleyhisselamı yıkama, kefenleme ve gömme işi de ertesi güne kalmıştı. [599]

Peygamberimiz Aleyhisselamı yıkamak üzere evde toplananlar, Peygamberimiz Aleyhisselamın aile halkından:

Hz. Ali,

Hz. Abbas,

Fadl b. Abbas,

Kuşem b. Abbas,

Üsâme b. Zeyd,

Peygamberimiz Aleyhisselamın azadlı kölesi Şükran (Salih) idi . [600]

Başkalarını içeri almamak için kapıyı kilitlediler.

Ensardan bazıları da, dışarıdan:

"Biz Resûlullah Aleyhisselamın dayılarıyız! İslâmiyette de belirli bir yerimiz vardır!" diyerek seslendiler.

Hz. Ebu Bekir:

"Ey Müslümanlar cemaati! Her kavmin kendi cenazelerine başkalarından ziyade öncelik hakkı vardır. Size onlar adına and veriyorum: Siz girerseniz onları Resûlullah Aleyhisselamın hizmetinden ger­iletirsiniz! Vallahi, çağrılandan başka hiç kimse içeri girmeyecek!" diyerek bağırdı.

Ensar:

"Bizim içeri girmeye hakkımız vardır! Çünkü o bizim kızkardeşimizin oğludur! İslâmiyette de bizim belirli bir yerimiz vardır!" dediler ve Hz. Ebu Bekir'le görüşmek istediler.

Hz. Ebu Bekir:

"Ensarın Ali ve Abbas ile görüşmeleri daha yerinde olur. Çünkü, onların yanına ancak kendilerinin istedikleri kimseler girebilir!" dedi. [601]

Benî Avf b. Hazreclerden ve Bedir savaşına katılmış olan sahabilerden Evs b. Havlî, Hz. Aliye:

"Ey Ali! Allah aşkına, Resûlullah Aleyhisselamın hizmetinden bizi de nasiplendir!" diyerek yalvardı.

Hz. Ali, ona:

"İçeri gir!" dedi.

Evs b. Havlî içeri girip oturdu, Peygamberimiz Aleyhisselamın yıkanışında bulundu. [602]

Peygamberimiz Aleyhisselamı yıkamaya başlamak istedikleri zaman:

"Vallahi ne yapacağımızı bilmiyoruz! Ölülerimizin elbisesini soyduğumuz gibi, Resûlullah Aleyhisselamı da soyalım mı; yoksa elbisesi üzerinde bulunduğu halde mi yıkayalım?" dediler, anlaş­mazlığa düştüler.

O zaman Allah onlara bir uyuklama verdi.

Onlardan, uyuklaya uyuklaya çenesi göğsüne düşmeyen kalmadı. [603]

Evin bir köşesinden, kim olduğunu anlayamadıkları birisinin:

"Peygamberimizi üzerinde elbisesi bulunduğu halde yıkayınız! [604]

Peygamberinizin gömleğini soymayınız!" diyerek seslendiğini işittiler. [605]

Hemen yıkamaya kalktılar. [606]

Peygamberimiz Aleyhisselam, hastalığı sırasında Hz. Ali'ye:

"Öldüğüm zaman beni sen yıka!" buyurmuştu.

Hz. Ali:

"Yâ Rasûlallah! Ben hiç ölü yıkamadım ki?" demiş, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Yıkama işi sana hazırlanacak, kolaylaştırılacak! [607]

Beni senden başkası yıkamasın!

Benim edeb yerimi hiç kimse görmesin!

Aksi takdirde onun gözünün nuru söner!" buyurmuştu. [608]

Peygamberimiz Aleyhisselamı yıkamak için Sa'd b. Haysemelerin Kuba'daki Gars kuyusundan su getirilmişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam o kuyunun suyunu içerdi.

Evs b. Havlî testiyle su taşıyor; [609] Hz. Abbas[610] ile Üsâme ve Şükran Peygamberimiz Aleyhisselamın gömleğinin üzerine su döküyordu. [611]

Fadl b. Abbas ile Üsâme, gözleri bağlı olarak Hz. Ali'ye su veriyorlardı. [612]

Hz. Ali de, eline bir bez sarmış olduğu halde, [613] gömlek üzerinden oğuşturarak Peygamberimiz Aleyhisselamı yıkıyordu. [614]

Peygamberimiz Aleyhisselamın kamı sığandığı zaman, evin içine mis kokusu, [615] bir benzerini daha görmedikleri güzel bir koku yayıldı. [616]

Ölülerde görülegelen şeylerden hiçbiri Peygamberimiz Aleyhisselam da görülmedi.

Hz. Ali:

"Babam, anam sana feda olsun! Sen diri iken de, ölü iken de ne kadar temizsin!" dedi. [617]

Hz. Ali, Peygamberimiz Aleyhisselamı bağrına bastı. Hz. Abbas'la oğulları Fadl ve Kuşem de, bir yandan öbür yana çevirdiler. [618]

Hz. Ali:

"Resûlullahı yıkama işinden boşalıncaya kadar hiçbir uzuv tutmadım ki, onu benimle birlikte otuz kişi de tutup bir yandan bir yana çeviriyordu sanki!

Fadl b. Abbas ise, Resûlullahı kucakladığı zaman:

'Ya Ali! Aman acele et! Belim kırıldı ! [619] Kalbimin damarını kopardın!' demiştir." [620]

Peygamberimiz Aleyhisselamı, gömleği üzerinde olduğu halde, su ve sidr ile*[621] üç kere[622] yıkadılar. [623]

İlkinde yalnız tatlı su ile, ikincisinde su ve sidr ile, üçüncüsünde ise su ve kâfur ile yıkandı. [624]

Peygamberimiz Aleyhisselamı böylece yıkadıktan sonra kuruladılar. Sonra da, ölülere yapılagelen şeyleri Peygamberimiz Aleyhisselama da yaptılar. [625]

Hz. Ali'nin yanında misk kokusu bulunuyordu. Onunla kokulanmasını tavsiye etti. [626]

Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselamı gömlek ve sarık hariç-ki bunlar sün­nettir-pamuktan dokunmuş, sühûliye diye anılan üç parça beyaz Yemen bezine sardılar. [627]

Ki bunlar:

İzar,

Lifâfe gibi baştan ayağa kadar bedeni örten örtü ile,

Ridâ gibi yakasız, yensiz, etrafı dikişle bastırılmamış ve göğüs tarafı açılmamış gömlekten ibaret­
ti. [628]

Peygamberimiz Aleyhisselamı kefene sarma işi Hz. Ali, Hz. Abbas, Fadl b. Abbas ve Şükran (Salih) tarafından yapıldı. [629]

 

Ölüyü Kefene Sarma ve Kokulama Usûlü

 

Lifâfe uzunlamasına yere serilir.

Lifâfenin üzerine izaryayılır.

(Varsa) ölüye gömlek giydirilir.

Ölünün başının saçına, sakalına koku sürülür.

Ölünün secde âzâlan olan gözlerine, ağzına, alnına, bumuna, iki ellerine, diz kapaklarına ve ayaklarına kâfur konur.

İzarın sol taraftaki ucu sağ tarafa atılır, ölünün başından ayağına kadar bedeni sarılır.

İzarın sağ tarafı da sol tarafına doğru atılarak sarılır.

Lifâfe de, böyle sol tarafından sağ tarafına, sonra sağ tarafından sol tarafına atılarak sarılır.

Kefenin açılmasından korkulursa, bir kuşakla bağlanır. Fakat, ölü kabre konulunca bu bağ çözülür. [630]

 

Bilal-i Habeşî'nin Mescid Cemaatini Ağlatan Son Ezanı

 

Bilal-i Habeşî, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatından sonra ve gömülmesinden önce ezan okurken "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah" dediği zaman, Mescid ağıttan çalkandı. Peygamberimiz Aleyhisselam gömüldükten sonra, Bilal-i Habeşî ezan okumayı bıraktı. [631]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Üzerine Namaz Kılınışı

 

Salı günü[632] öğleye doğru[633] yıkama ve kefene sarma işi tamamlanınca, Peygamberimiz Aleyhisselam şeririnin üzerine konuldu. [634]

Peygamberimiz Aleyhisselamin namazını önce melekler kıldılar. [635]

Hz. Ali:

"Hiç kimse 'Resûlullah Aleyhisselamın üzerine imamsız cenaze namazı kılınabilir mi?1 diye şüphe­lenmesin!

Resûlullah Aleyhisselam sağ iken de, ölü iken de imamınızdır!" dedi ve Peygamberimiz Aleyhisselamın hizasında ayakta durarak:

"Ey Peygamber! Selam, Allah'ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun!

Ey Allah'ım! Biz onun kendisine Tarafından indirilmiş olanları tebliğ ettiğine ve ümmetine nasihatta bulunduğuna, Allah'ın dinini üstün kılıncaya ve Kelimesini tamamlayıncaya kadar Allah yolunda savaştığına şehadet ederiz!

Ey Allah'ım! Bizleri Allah'ın ona indirdiği şeylere uyan kişilerden eyle!

Ondan sonra da bize bu yolda sebat ver!

Onunla aramızı birleştir!" diyerek dua ediyor, cemaat de "Amin! Amin" diyordu.

Hâşim oğullarının erkekleri, böylece namaz kıldıktan sonra, odadan çıktılar.

Sonra Hâşim oğullarının kadınları, onlardan sonra da Hâşim oğullarının çocukları kıldılar. [636]

Takım takım giriyor, imamsız olarak kendi başlarına Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerine namaz kıldıktan sonra çıkıyorlardı. [637]

Sonra Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer, yanlarında Muhacir ve Ensardan odanın alabileceği kadar kişil­er bulunduğu halde, içeri girip saf oldular.

Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer, ilk safta, Peygamberimiz Aleyhisselamın hizasında durdular.

"Ey Peygamber! Selam, Allah'ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun! [638]

Senin peygamberlik vazifesini tebliğ ettiğine, ümmetine nasihatta bulunduğuna, Allah'ın dinini üstün kılıncaya kadar Allah yolunda savaştığına şehadet ederiz! [639]

Ey Allah'ım! Biz onun kendisine indirilenleri tebliğ ettiğine ve ümmetine nasihatta bulunduğuna; Allah'ın dinini üstün kılıncaya ve Kelimesini tamamlayıncaya; Allah'a, Allah'ın birliğine, eşi ortağı olmadığına iman ettirinceye kadar Allah yolunda savaştığına şehadet ediyoruz! [640]

Ey İlahımız! Bizleri Resûlullaha indirilmiş olanlara uyan kişilerden eyle! [641] O bizi, biz de onu tanıyıncaya kadar, [642] onunla aramızı birieştir! [643]

Çünkü o, mü'minler hakkında çok şefkatli ve merhametlidir!

Biz bu imanımızdan dolayı ne bir karşılık dileriz, ne de onun yerine hiçbir zaman hiçbir baha ve menfaati satın alırız!" diyerek dua ettiler.

Cemaat de, "Amin! Amin!" dediler.

Onlar çıktıktan sonra, başkaları girip namaz kıldılar.

Erkeklerden sonra kadınlar, kadınlardan sonra çocuklar, [644] çocuklardan sonra da köleler girip namaz kıldılar. [645]

Namazdan boşaldıkları zaman, Hz. Ömer:

"Cenazeyi ve cenaze sahiplerini artık kendi hallerine bırakınız! (Başlarından dağılınız!)" diyerek seslendi. [646]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Gömüleceği Yerin Kararlaştırılışı

 

Ashab-ı Kiram, Peygamberimiz Aleyhisselamı nereye gömeceklerini de aralarında konuştular. [647]

Kimi:

"Onu Mescidin içine gömelim, gömünüz!"

Kimi:

"Hayır! Ashabının yanına, Bakiyy'e gömelim, gömünüz!" [648]

Kimisi:

"Mescidde minberin yanına gömülsün!" [649]

Kimisi:

"Kıble tarafında bulunan ağlayan hurma kütüğünün yanına gömülsün!" [650]

Kimisi de:

"Namazgaha gömülsün!" dedi. [651]

Bu hususta böylece anlaşmazlığa düştüler. [652]

Hz. Ebu Bekir:

"Ona (Resûlullaha) ibadet ve senada bulunmaktan (tapmaktan) Allah bizi korusun!

Biz Resûlullah Aleyhisselamın kabrini aramızdan çıkarıp Bakiyy'e kadar götürmeyi de hoş bul­mayız!" dedi.

"Öyleyse ey Ebu Bekir! Senin bu husustaki görüşün nedir?" diye sordular. [653]

Hz. Ebi Bekir:

"Kendisinden işitip de unutmadığım hadisinde Resûlullah Aleyhisselam:

'Allah, bir peygamberin ruhunu kendisinin gömülmesini istediği yerden başkasında almaz!' buyur­du" dedi. [654]

Peygamberimiz Aleyhisselamın, bu hususta:

"Bir peygamberin ruhu, gömüleceği yerden başkasında alınmaz!" [655]

"Hiçbir peygambere nerede vefat etmişse oradan başka yerde kabir kazılmaz!" [656]

Hiçbir peygamber, içinde can verdiği yerden başkasında gömülmem iştir!" buyurduğu da rivayet edilmişti r. [657]

Sahabiler, Hz. Ebu Bekir'e:

"Öyleyse Resûlullah Aleyhisselam nereye gömülecek?" diye sordular.

Hz. Ebu Bekir:

"Üzerinde vefat etmiş olduğu yere!" dedi. [658]

"Vallahi, biz senin hükmüne razıyız. Sen, bizi sözünle ikna ettin!" dediler. [659]

Hz. Âişe rüyasında gökten üç ayın evine indiğini görmüş, bunu babası Hz. Ebu Bekir'e anlat­mıştı. [660]

Hz. Ebu Bekir:

"Sen bunu neye yordun?" diye sormuş, Hz. Âişe de Resûlullah Aleyhisselamdan oğlan çocuğu doğuracağına yorduğunu söyleyince; Hz. Ebu Bekir susmuş, [661] sonra da:

"Eğer rüyan sadıksa, yeryüzü halkının en hayırlısı olan üçü senin evine gömülecektir!" demişti. [662]

Peygamberimiz Aleyhisselam vefat ettiği zaman, Hz. Ebu Bekir, Hz. Âişeye: [663]

"Bu, senin rüyada gördüğün üç aydan birisi olup, onların en hayırlısı idi. [664]

Aylarının en hayırlısı olanı vefat ettirilip götürüldü" dedi. [665]

Sonradan Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer'in de Hz. Âişe'nin evine gömülmeleri, Hz. Âişe'nin rüyasını tamamıyla gerçekleştirmiştir.[666]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kabrinin Kazılışı ve Kabre Konuluşu

 

Medine'de iki türlü kabir kazıcı olup; onlardan biri lahd tarzında olanını, diğeri de şakk tarzında olanını kazardı.[667] Kabrin lahd tarzında; kabrin kıble tarafı yandan kazılarak, altı cenaze girecek kadar oyulurdu.

Kabrin şakk tarzında ise, kabrin ortası dere gibi oyulurdu. [668]

Peygamberimiz Aleyhisselam, kabir tarzı hakkında:

"Lahd yapınız, şakk yapmayınız! Çünkü lahd bizim içindir!

Şakk ise bizden başkalan içindir!" buyurmuştur. [669]

Ebu Ubeyde b. Cerrah Mekkelilerinkini şakk tarzında, Ebu Talha da Medinelilerinkini lahd tarzında kazardı.

Peygamberimiz Aleyhisselamın kabrinin lahd tarzında mı, yoksa şakk tarzında mı yaptırılması hususunda ashab arasında anlaşmazlık çıktı.

Muhacirler:

"Mekkeliler gibi şakk yaptırınız!"

Ensar ise:

"Bizim toprağımızda kazdığımız gibi lahd yapınız!" dediler. [670]

Bunun üzerine, Hz. Abbas iki kişi çağırdı.

Onlardan birisine:

"Sen Ebu Ubeyde'ye git!"

Diğerine de:

"Sen de Ebu Talha'ya git!" dedi.

Sonra da:

"Allah'ım! Resûlün için hayırlısını tercih buyur!" diyerek dua etti. [671]

Bunlardan, önce gelen, Peygamberimiz Aleyhisselamın kabrini kendi usulüne göre yapacaktı. [672]

Ebu Talha'nın adamı Ebu Talha'yı bulup getirdi. [673]

Ebu Talha, gelince:

"Vallahi, Peygamber Aleyhisselam için lahdin daha hayırlı olacağını umuyorum!" dedi. [674]

Peygamberimiz Aleyhisselamın döşeği hemen kaldırılarak altı lahd tarzında kazıldı. [675]

Peygamberimiz Aleyhisselam Çarşamba gecesi yarılandığı sırada kabre konuldu. [676]

Hz. Âişe:

"Resûlullah Aleyhisselamın[677] nereye[678] gömüldüğünü, Çarşamba gecesi, [679] geceyarısı, [680] gecenin de sonuna doğru[681] kürek seslerini işitinceye kadar öğrenemedim!" demiştir. [682]

Peygamberimiz Aleyhisselamın kabrine Hz. Ali, Fadl b. Abbas ve Kuşem b. Abbas ve Peygamberimiz Aleyhisselamın azadlısı Şükran (Salih) indiler. [683]

Evs b. Havlî, Hz. Ali'ye:

"Ey Ali! Allah aşkına! Resûlullahın hizmetinden bizi de nasiplendir!" diye and verdi.

Hz. Ali:

"İn öyleyse!" dedi.

O da kabrin içine indi. [684]

Peygamberimiz Aleyhisselamın kabrine Hz. Abbas ve Üsâme b. Zeyd'in indiği de rivayet edilir. [685]

Medine arzı, nemli ve çoraktı. [686]

Hayber[687] veya Huneyn ganimetinden kalma, [688] eskimeye yüz tutmuş[689] saçaklı kırmızı örtü (yorgan) kabrin tabanına serildi. [690]

Peygamberimiz Aleyhisselamın kabrinden başka hiç kimsenin kabrine sergi serilmemiştir. [691]

Peygamberimiz Aleyhisselam kabre konulduktan sonra, kabrin üzeri kapatılıp düzlendi.

Bilal-i Habeşî baş tarafından ve sağ yanından başlayarak[692] kabrin üzerine kırba ile su saçtı. [693]

Kabrin üzeri, dokuz sıra tuğla dikilerek çevrildi. [694]

Sonradan, kabrin üzerine de kırmızı kum serildi. [695]

 

Hz. Fâtıma'nın Hz. Ali'ye ve Enes b. Malik'e Sitemlenmesi

 

Hz. Fâtıma, Hz. Ali'ye:

"Ey Hasan'ın babası! Resûlullah Aleyhisselamı gömdünüz mü?" diye sordu.

Hz. Ali:

"Evet!" dedi.

Hz. Fâtıma:

"Onun üzerine toprak saçmaya gönlünüz nasıl razı oldu?" diye sordu ve:

"Halbuki, o, rahmet ve merhamet peygamberi idi!" dedi.

Hz. Ali:

"Evet, öyledir! Fakat Allah'ın emri geri kalmaz ki! İnsan, yaratılmış olduğu toprağa gömülegelm iştir!" dedi. [696]

Hz. Fâtıma, Enes b. Malik'e de, Peygamberimiz Aleyhisselamı gömüp dönerken:

"Ey Enes! Resûlullah Aleyhisselamı toprağa gömüp dönmenize, [697] onun üzerine toprak saç­manıza, çekmenize gönlünüz nasıl razı olabildi?!" dedi. [698]

Peygamberimiz Aleyhisselamı gömüp dönenler, gönüllerinde elem ve ıztıraptan başka birşey duy­mamakta idiler. [699]

 

Peygamberimiz Aleyhisselam İçin Mersiyeler Söylenişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatı üzerine birçok mersiyeler söylendi.

Hz. Fâtıma söylediği mersiyelerinde şöyle dedi:

"Gökyüzünün ufukları tozlandı.

Güneş dürülüp ışığını kaybetti.

Gecesi gündüzü karanlıklara gömüldü.

Peygamberden sonra, yeryüzü ona duyduğu teessürden ve şiddetli ıztıraptan dolayı bir kum yığını haline geldi.

Varsın ona Doğunun ve Batının şehirleri ağlasın!

Mudarlarve bütün Yemen kabileleri ona ağlasın!

Ona yüce dağlar, ovalar, örtülü Beytullah ve rükünler de ağlasın!

Ey peygamberler hâtemi olan (babam!)

Furkan'ı indiren sana getirdi salâtü selam!" [700]

Hz. Fâtıma, Peygamberimiz Aleyhisselamin kabrinin toprağından alıp[701] kokladıktan[702] ve göz­lerine sürdükten sonra: [703]

"Ahmed Aleyhisselamın toprağını koklayanın hali ne mi olur: ömür boyunca güzel koku koklama-mak.

Benim üzerime öyle musibetler döküldü ki, onlar gündüzlerin üzerine dökülseydi, gece olurlardı belki!" dedi. [704]

Hz. Ali, [705] Peygamberimiz Aleyhisselamın halaları Hz. Ervâ, Hz. Safiyye, [706] Ashab-ı Kiramdan Hz. Ebu Bekir, [707] Hz. Ömer, [708] Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Hâris'in oğlu Ebu Süfyan, [709] Ensar şairlerinden Hassan b. Sabit, [710] Ka'b b. Malik, [711] şair Ebu Züeylü'l-Hüzelî, [712] Hind binti Haris, Hind binti Üsâse, Atike binti Zeyd, Peygamberimiz Aleyhisselamın dadısı Ümmü Eymen, [713] Peygamberimiz Aleyhisselam için mersiyeler söyleyerek duydukları derin acılarını dile getirmişlerdir.[714]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kabrinin Ravza-i Mutahhara'daki Durumu

 

Rivayete göre, Peygamberimiz Aleyhisselamla Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in kabrinin durumu şu şekildedir: Peygamberimiz Aleyhisselamınki kıbleye doğru biraz ileride olup; Hz. Ebu Bekir'in başı Peygamberimiz Aleyhisselamın omuzu hizasında, Hz. Ömer'in başı da Hz. Ebu Bekir'in omuzu hizasında bulunmakta idi. [715]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kabrinde Diri Olup Verilen Salât ü Selamların Kendisine Sunulduğu

 

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"...Cuma gününde benim üzerime salâtü selam getirmeyi çoğaltınız!

Çünkü, sizin salât ü selamlarınız bana sunulur" buyurmuştu.

"Yâ Rasûlallah! Kabrinizde çürümüş bir kemik haline gelmiş bulunurken bizim salât ü selamlarımız sana nasıl sunulur?" diye sordular.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"İyi biliniz ki; Allah peygamberlerin (onlara salâtü selamlar olsun) cesetlerini yiyip çürütmeyi yere haram kılımıştir! [716]

Allah'ın yeryüzünde gezen melekleri vardır ki, ümmetim tarafından getirilen salât ü selamları bana ulaştırırlar. [717]

Sağlığım sizin için hayırlıdır: Siz benimle konuşursunuz. Ben de sizinle konuşurum!

Vefatım da sizin için hayırlıdır Amelleriniz bana arzolunur. Hayırlı amellerinizi gördüm mü, ondan dolayı Allah'a hamd ederim.

Kötü amellerinizi gördüm mü, sizin için Allahtan mağfiret dilerim" buyurmuştur. [718]

 

Peygamberimiz Aleyhisselama Salât ü Selam Getirmenin Gerekliliği ve Nasıl Getirileceği

 

Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de:

"Gerçekten, Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edi­niz, selam veriniz!" buyurmuştur. [719]

Ashabdan Ka'b. b. Ucre der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam yanımıza çıkınca, kendisine:

'Yâ Rasûlallah! Sana salât ü selam getirmek gerektiğini öğrendik ama, sana salât ü selamı nasıl getireceğiz?' dedik.

Resûlullah Aleyhisselam

'Allah'ım! İbrahim'in âline salât buyurduğun gibi, Muhammed'e ve âline de salât buyur! Muhakkak ki, Sen hamd edilmeye lâyıksın, yücesin!

Allah'ım! İbrahim'in âline bereket verdiğin gibi, Muhammed'e ve âline de bereket ver! Muhakkak ki, Sen hamd edilmeye lâyıksın, yücesin!' deyiniz!" buyurdu. [720]

 

Resûlullaha Salât ü Selam Getirene Yüce Allah'ın Mukabele Edişi

 

Abdurrahman b. Avf der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam vakıf hurmalıklarına doğru çıkıp gidince, kendisini takip ettim.

Resûlullah Aleyhisselam, hurmalığa girer girmez, kıbleye yöneldi ve secdeye kapandı! Secdeyi o kadar uzattı ki, Azîz ve Celîl olan Allah'ın secdede onun ruhunu kabzettiğini sandım!

Bakmak için yakınına varıp oturdum.

Resûlullah Aleyhisselam secdeden başını kaldırdı ve:

'Kim o?' diye sordu.

'Abdurrahman!1 dedim.

'Ey Abdurrahman! Senin burada ne işin var?1 diye sordu.

'Yâ Rasûlallah! Sen secdeye kapandın, bir kere secde ettin. Yüce Allah'ın secdede ruhunu kabzetmiş olmasından korktum!1 dedim.

Resûlullah Aleyhisselam:

'Cebrail Aleyhisselam bana gelip:

'Azîz ve Celîl olan Allah, 'Sana salât getirene, Ben de salât getiririm. Sana selam verene, Ben de selam veririm!' buyuruyor' dedi.

Bunun için, Yüce Allah'a şükrâne olarak secde ettim1 buyurdu." [721]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ahiretteki Derecesinin Yüceliği

 

Peygamberimiz Aleyhisselam hadis-i şeriflerinde buyururlar ki:

"Kıyamet günü, [722] Sûr'un son üfürülüşünden sonra yerden başını kaldıracakların, [723] toprağı yarılarak kabirlerinden çıkanların ilki benim!

Övünme yok! [724]

Çıkar çıkmaz bana Cennet elbiselerinden* bir elbise giydirilecek.

Sonra da Arşın sağında duracağım ki, yaratıklardan o makamda benden başka kimse duracak değildir. [725]

Kıyamet gününde Âdem oğullarının efendisi, ulusu benim[726]

Övünme yok! [727]

Livâü'l-hamd (hamd sancağı) bana verilecek, benim elimde bulunacak! [728]

Kıyamet günü hamd sancağını ben taşıyacağım[729]

Övünme yok! [730]

Kıyamet günü peygamberlerin imamı, hatibi ve onların şefaat sahibi de ben olacağım!

Övünme yok! [731]

O gün.Âdem ve diğer peygamberlerden hiçbiri yoktur ki, benim sancağımın altında bulunmasın! [732]

Övünme yok! [733]

Bana vesîle'yi dileyiniz!

Bu vesile cennette öyle bir derecedir ki, Allah'ın kullarından yalnız bir kula lâyıktır!

O kulun da ben olmamı umarım!

Her kim, bana vesîle'yi dilerse kendisi şefaate lâyık olur! [734]

Her peygamberin kabul olunan belli bir duası vardır.

Her peygamber de o belli duasını önceden yapmış bulunmaktadır.

Fakat, ben o duamı Kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek için saklamışımdır! [735]

Kıyamet gününde ilk şefaat eden ve şefaati kabul buyurulan benim! [736]

Övünme yok! [737]

Cennetin kapılarının halkalarını ilk ben çakacak ve Allah da bana kapılan açacak ve yanımda mü'minlerin fakirleri olduğu halde beni cennete koyacaktır!

Övünme yok!

Öncekilerin ve sonrakilerin[738] Allah katında[739] en değerlisi benim!

Övünme yok! [740]

Kıyamet gününde sustukları zaman insanların hatipleri benim!

Tutuldukları zaman şefaatçileri benim! [741]

Ye'se ve ümitsizliğe düştükleri zaman[742] cennetle[743] müjdeleyicileri benim! [744]

Yüce Allah Kıyamet gününde bütün insanları, öncekilerini sonrakilerini düz bir yerde biraraya toplayacak.

Öyle ki, kendilerini çağıran sesini, ayrı ayrı hepsine duyurabilecek.

Göz hepsini görebilecek.

Güneş kendilerine yaklaşacak.

İnsanların gam ve sıkıntıları dayanılmaz, çekilmez dereceyi bulacak! [745]

Güneş o gün kullara bir veya iki mil kadar yaklaştırılacak, onları eritecek!

Amellerinin derecesine göre kullar tere batacaklar. Ter, kiminin aşık kemiklerine, kiminin böğürler­ine kadar çıkacak!

Kimini de gemleyecek! [746]

O gün, adam var ki, ter kendisini boğacak dereceye çıkacak da: 'Yâ Rab! Cehenneme atmakla da olsa, beni rahata erdir!' diyecektir! [747]

Bunun üzerine, insanlar birbirlerine:

'Halinizi görmüyor musunuz? Başınıza geleni görmüyor musunuz? Rabbinizin katında kendinize şefaat edecek birini bulup, daha başınızın çaresine bakmayacak mısınız?!1 diyecekler.

Birbirlerine:

'Âdem'e gidiniz!1 deyip, Âdem'e varacaklar ve:

'Ey Âdem! Sen insanların babasısın. Allah seni Kudret Eliyle yaratmış, Ruhundan sana ruh nefhet-miş, meleklere emir buyurmuş, onlarda sana secde etmişlerdir. [748]

Alla, sana herşeyin isimlerini bildirmiştir. [749]

Sen bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldiğini görmüyor musun? [750]

Rabbinin katında bize şefaat et! [751] Bizi şu bulunduğumuz müşkil mevkiden kurtarsın!' diyecek-ler. [752]

Âdem ise, onlara:

'Yüce Rabbim bugün öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de bundan sonra bu derece gazaba gelir! [753]

Hem ben de sizin düşmüş olduğunuz isyan durumu gibi müşkil bir duruma düşmüş bulunuyo­rum! [754]

Vaktiyle, O bana ağacın meyvesinden yemeyi yasaklamıştı da, ben onu yiyip Kendisine âsi olmuş­tum!

Ben bugün ancak kendimi düşünebilirim, kendimi! [755]

Ben sizin için şefaat edebilecek halde ve mevkide değilim ! [756]

Siz benden başkasına gidiniz! [757]

Babanızdan sonra babanız olan. [758] Allah'ın Tufan'dan sonra yeryüzü halkına gönderdiği ilk peygamber bulunan[759] Nuh'a gidiniz!' diyecek!

Bunun üzerine mahşer halkı Nuh'a varıp:

'Ey Nuh! Sen Tufan'dan sonra yeryüzü halkına gönderilen peygamberlerin ilkisin!

Allah, seni şükredici bir kul olarak adi andırın iş, [760] seçmiş, senin duanı kabul buyurup yeryüzünde kâfiri erden yurt tutan hiçbir kimse bırakım amıştır. [761]

Sen Rabbin katında bize şefaat et!

Bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldiğini görmüyor musun?' diyecekler.

Nuh da:

'Rabbim bugün öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de bundan sonra bu derece gazaba gelir!

Hem benim bir duam vardır ki, onu kavmim aleyhinde yapmış bulunuyorum!

Ben bugün ancak kendimi düşünebilirim, kendimi! [762]

Ben sizin için şefaat edebilecek halde ve mevkide değilim[763]

Siz benden başkasına, [764] Halîlü'r-Rahman'a, [765] İbrahim'e gidiniz! [766] Yüce Allah onu halil ve dost edinmiştir!' diyecek, [767] ve Mahşer halkı İbrahim'e vararak:

'Ey İbrahim! Sen Allah'ın peygamberi ve yeryüzü halkından O'nun halili ve dostusun!

Sen Rabbin katında bize şefaat et!

Sen bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldiğini görmüyor musun?' diyecekler.

İbrahim ise, onlara:

'Rabbim bugün öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de bundan sonra bu derece gazaba gelir! [768]

Hem ben, asılsız yere üç söz söylemişimdir!' diyecek, [769] onları anlatacak. [770]

'Ben bugün ancak kendimi düşünebilirim, kendimi! [771]

Ben sizin için şefaat edebilecek halde ve mevkide değilim ! [772]

Siz benden başkasına gidiniz! Musa'ya gidiniz! [773]

Çünkü, Yüce Allah onunla konuşmuş, [774] ona Tevrat'ı vermiştir' diyecek. [775]

Bunun üzerine mahşer halkı Musa'ya varacaklar.

Ona:

'Ey Musa! Sen Allah'ın Resûlüsün! Allah seni risâletleriyle ve seninle konuşmasıyla insanlara üstün kılmıştır!

Sen bizim için Rabbin katında şefaat et!

Sen bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldiğini görmüyor musun?' diyecekler.

Musa ise, onlara:

'Rabbim bugün öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de bundan sonra bu derece gazaba gelir!

Hem ben öldürmem bana emredilmemiş bir adamı öldürmüşümdür!

Ben şimdi ancak kendimi düşünebilirim, kendimi! [776]

Ben sizin için şefaat edebilecek halde ve mevkide değilim ! [777]

Siz benden başkasına gidiniz! İsa'ya gidiniz!

Çünkü o anadan doğma körlerin gözünü açar, alaca illetini iyi eder, ölüleri diriltirdi! [778]

O, Allah'ın kulu, resûlü, kelimesi ve Meryem'e nefhettiği ruhudur!' diyecek. [779]

Mahşer halkı İsa'ya varacaklar ve ona:

'Ey İsa! Sen Allah'ın Resûlüsün! Allah'ın Meryem'e ilkâ ettiği kelimesi ve Allah tarafından neftıedilen ruhusun!

Sen beşikte insanlarla konuşmuştun.

Bize Rabbin katında şefaat et!

Sen bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza neler geldiğini görmüyor musun?' diyecekler.

İsa ise, onlara:

'Rabbim bugün öyle gazaba gelmiştir ki, ne bundan önce bu derece gazaba gelmişliği vardır, ne de bundan sonra bu derece gazaba gelir!' diyecek, günah anmayacak. [780]

Ben bugün ancak kendimi düşünebilirim, kendimi! [781]

Ben sizin için şefaat edebilecek halde ve mevkide değilim ! [782]

Siz benden başkasına gidiniz! [783] Âdem oğullarının efendisine, ulusuna gidiniz!

Çünkü o, Kıyamet günü toprağı yarılarak kabirlerinden çıkanların ilkidir! [784]

Siz Muhammed Aleyhisselama gidiniz! [785]

O, geçmiş ve gelecek kusurlarını Allah'ın bağışlamış olduğu bir kuldur! [786]

Yüce Rabbiniz katında sizin için o şefaat eder!' diyecek. [787]

Bunun üzerine mahşer halkı bana gelecekler

'Ey Muhammed! Sen Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncususun.

Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamıştır!

Sen Rabbin katında bize şefaat et!

Sen bizim ne halde olduğumuzu bilmiyor, başımıza gelenleri görmüyor musun?' diyecekler.

Ben de, kalkıp Arşın altına geleceğim.

Orada Rabbimin huzurunda secdeye kapanacağım.

Sonra Allah Kendisine ait hamdlerden, senaların güzellerinden bana öylelerini fetih ve ilham buyu­racak ki, onları benden önce hiçbir kimseye fetih ve ilham buyurmuş değildir!*

Sonra bana:

'Ey Muhammed! Başını secdeden kaldır! Dile, dileğin verilecek! Şefaat et, şefaatin kabul olunacak!' buyurulacak.

Bunun üzerine, ben de başımı kaldırıp:

'Ya Rab! Ümmetimi! Ümmetimi ! [788]

Yâ Rab! Ümmetimi! [789] Ümmetimi!

Yâ Rab! Ümmetimi! Ümmetimi!' diyeceğim. [790]

Bunun üzerine:

'Ey Muhammedi Ümmetinden hesapsız olanları cennet kapılarından sağındakinden cennete koy!' denilecektir.

Onlar, bu kapıdan başka, öteki kapılarda da insanlara ortaktırlar.

Muhammed'in varlığı Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; cennet kapılarının iki kanadının arası Mekke ile Himyer, Hecerveya Busrâ arası kadardır. [791]

Şefaat için bana bir had çizilecek[792] ve:

'Haydi git! Kimin kalbinde bir buğday veya arpa tanesi kadar iman varsa, onu[793] cehennemden çıkar! [794] Cennete koy!' denilecek. [795]

Ben de o had dahilinde insanlan cehennemden çıkarıp cennete koyacağım.

Sonra Rabbime dönerek secdeye kapanacağım.

Yüce Allah yine dilediği kadar beni secde halinde bırakacak.

Sonra bana:

'Ey Muhammedi Başını secdeden kaldır! Söyle, sözün tutulsun! İste, isteğin verilsin! Şefaat dile, şefaatin kabul olunsun!1 denilecek.

Ben de başımı secdeden kaldırarak Rabbime, Kendisinin bana öğrettiği bir hamd ile hamd ede­ceğim.

Sonra şefaatte bulunacağım.

Rabbiım bana bir had çizecek[796] ve:

'Haydi git, kimin kalbinde hardal tanesi kadar iman varsa, onu cehennemden çıkar! [797] Cennete koy!' denilecek.

Ben de gidip kimin kalbinde o kadar iman bulursam onu[798] cehennemden çıkarıp cennete koya­cağım. [799]

Sonra Rabbime dönüp aynı hamdlerle hamd edeceğim.

Sonra O'nun için secdeye kapanacağım.

Bana tekrar:

'Ey Muhammedi Secdeden başını kaldır! Söyle, sözün tutulsun! İste, isteğin verilsin! Şefaat dile, şefaatin kabul olunsun!1 denilecek.

Ben de:

'Yâ Rab! Ümmetimi! Ümmetimi!' diyeceğim.

Bana:

'Git! Kalbinde hardal tanesinden çok çok çok daha az iman bulunan kim varsa, onu da cehennem­den çıkar! [800] Cennete koy!' denilecek.

Ben de gidip kimin kalbinde azıcık iman bulursam onu cennete koyacağım. [801]

Sonra dördüncü kez Rabbime dönerek aynı hamd ve senalarla O'na hamd edeceğim. Secdeye kapanacağım!

Bana:

'Ey Muhammedi Başını secdeden kaldır! Söyle, sözün dinlensin! İste, isteğin verilsin! Şefaat dile, şefaatin kabul edilsin!' denilecek.

Ben gidip bunu da yapacağım. [802]

'Yâ Rabbi! Cehennemde Kur'ân'ın hapsettiklerinden, yani cehennemde temelli kalmaları gereken­lerden başka kimse kalmadı! [803]

Yâ Rab! Lâ ilahe illallah=Allah'tan başka hiçbir ilah yok, diyenlere şefaat için de bana izin ver!' diye­ceğim.

Yüce Allah:

'Bu, Sana ait değildir.

Fakat, izzet ve kibriyâma, azamet ve cibriyâma yemin ederim ki, 'Lâ ilahe illallah1 diyenleri cehen­nemden muhakkak Ben çıkaracağım!' buyuracak. [804]

Ümmetimden cehennemde, cehennemliklerin yanında kalanlara, cehennemlikler:

'Sizin Yüce Allah'a hiçbir şeyi şerik koşmaksızın ibadet etmiş olmanızın size ne yararı oldu? Sizi Allah'ın azabından kurtarabildi mi sanki?!' diyecekler.

Bunun üzerine, Yüce Allah:

'İzzet ve celâlim hakkı için onları da cehennemden azad edeceğim!' buyuracak.

Göndereceklerini gönderecek.

Onlar, kömür halinde cehennemden çıkarılıp hayat ırmağının içine konulacaklar da, sel uğrağında biten yabani reyhan tohumlarının çarçabuk bittiği gibi, yeniden öylece bitecekler!

Onlar iki gözlerinin arasına 'Bunlar Azîz olan Allah'ın azadlılan' yazısı yazılarak cennete konula­caklardır.

Cennet halkı, onlara:

'Bunlar cehennemliklerdir!' diyecekler.

Yüce Allah ise:

'Hayır! Bunlar Azîz ve Cebbar olan Allah'ın azadlılarıdır!' buyuracaktır." [805]

 

NA'T-I NEBEVÎ

 

İki cihan güneşi, Sensin yâ Rasulallah!

Bulunmayan bir eşi, Sensin yâ Rasulallah!

 

Yartatmıştır nurunu Senin ilk önce Mevlâ,

Yaratmış yeri,göğü...Senin için Yüce Mevlâ!

 

Kâinat örgüsüne işlenmiş özel adın

Işıkların tuğrası, tuğudur güzel adın!

 

Tevhid levhasını da, Senin adın tamamlar,

Sevgi gülistanına Senin tadından damlar!

 

Tevrat'ta, İncil'de Sen, müjdelenen Ahmed'sin

Süryanca Münhamennâ, Kur'ân'ca Muhammed'sin!

 

Sana bütün yeryüzü, olmuş namazgah, mâbed

Cihan Peygamberliğin hükümrân ilelebed.

 

Geçmiş peygamberlerden Seninçin ahd alınmış

Ümmetleri adına Sana bağlı kalınmış.

 

Sensin Kıyamet günü, kabrinden ilk kalkacak,

Arşın sağ yanında da duracak Sensin ancak

 

Sensin tek efendisi Âdem oğullarının

Sensin en sevgilisi Allah'a, kullarının.

 

Sensin ahiret günü peygamberler önderi

Rabbin hamd sancağını taşıyan peygamberi

 

Sensin en şereflisi halkın Allah katında

Peygamberler duracak sancağının altında!

 

Mahşerde herkes Senin rahmetinin muhtacı:

Sendedir hamd sancağı, Sende şefaat tacı!

 

Umutsuzlara o gün, umut verecek Sensin

Onların üstlerine kanat gerecek Sensin!

 

Verilecek sırt Sana makamın en yücesi:

Makam-ı Mahmud ile Vesîle derecesi.

 

Mahşerde her dileği Sensin kabul olunan

Sensin Hakk'a kulların en yakını bulunan.

 

Bütün cihan halkıyla tartıIsan, fazilette

Daha ağır gelirdin onlardan, Sen elbette.

 

Gererdin kol kanat Sen, başvuran her âcize

Gösterdiğin olurdu, gerektikçe mucize.

 

Mucize nurun Senin, parıl parıl yanardı,

Geceleyin görenler onu kandil sanardı.

 

Aç ve yorgun develer, Sana dert yanarlardı,

Dertlerinin devası belli ki Sende vardı.

 

En sert başlar karşında uysallık gösterirdi,

Ağaçlar ve taşlar da Sana selam verirdi.

 

Herşey Senin emrini dinler kabul ederdi,

Sen "Gel!" dersen gelirdi, "Dön, git!" dersen giderdi.

 

Görür gibi önünü, ardını da görürdün,

Hastalığı giderir, gözsüzü gördürürdün.

 

Geleceğe ait Sen, neyi verirsen haber,

Haber verdiğin gibi çıkardı birer birer.

 

Kur'ân ile yumuşatan Sendin ancak Ömer'i

Bir işaretle böldün ikiye Sen Kameri

 

Mütevazi sofranda büyük bereket vardı,

Az nesneler çoğalır, yeter, hatta artardı.

 

Önünde yemeklerin tesbîhi duyulurdu,

Avucunda çakıllar tesbîhe koyulurdu.

 

Merhametin, şefkatin ölçüleri aşardı,

Kör kuyular duanla kaynar, dolar, taşardı.

 

Dua etsen gök gürler, yer yer şimşek çakardı,

 Mübarek parmakların çeşme olur, akardı.

 

Seferlerde orduyu suladığın olurdu

Beldeler kuraklıktan duanla kurtulurdu.

 

El atsan arık davar sütlenir, süt verirdi

Manevî heybetinden krallar ürperirdi.

 

B esm eleyle saçtı ğı n bir tek avuç toprağın

Ederdi bir orduyu, tedirgin, darmadağın!

 

Mekke'deyken bir gece, tüm gökleri dolaştın,

Melekût âleminin doruğuna ulaştın!

 

Beşeriyyet kaydını kırdın, aştın orada,

Bin bir tecellîlerle karşılaştın orada!

 

İlâhî iltifatla, hitapla dolup taştın,

Şirksiz bir yaklaşımla Mevlâ'na Sen yaklaştın!

 

İsrâ ve Mi'râcınla kıldı Seni Hak mümtaz,

Ümmetinin mi'râcı, oldu beş vakit namaz.

 

Kur'ân, Senin en büyük, en devamlı mucizen,

Verdin ona göre Sen herşeye gerçek düzen.

 

İlâhî kitaplığın kutluluğu ondadır,

Dünyanın, ahiretin mutluluğu ondadır.

 

Gece gündüz okunan İlâhî kitap Kur'ân,

Hayrandı dün de ona, bugün de herkes hayran.

 

Gerçekledi o ancak Batının rüyasını

Hayretlere düşürdü ilim-fen dünyasını.

 

Edindin her hususta Kur'ân'ı Sen tek rehber

Okudun, okutturdun onu herkese ezber.

 

Yürürdün hak yolunda dosdoğru, yol açıksa

Asla geri dönmezdin cihan karşına çıksa.

 

Başladığın bir işi, bırakmazdın yarıda

Bulunurdun herkese bu yolda uyarıda.

 

"Kıyamet kopsa bile işi bırakma!" derdin,

Dünyayı âhiretin tarlası addederdin.

 

Hakka tevekkülde de halkı uyandırırdın

Önce tedbir aldırır, sonra dayandırırdın.

 

Çağlarca olmayanı yirmüç yılda oldurdun

Karanlık gönüllere tevhid nuru doldurdun.

 

Putu, putperestliği kaldırdın tüm ülkenden,

Hiçbir açık vermedin bu yoldaki ilkenden.

 

Bugün bile ülkende ne putperest, ne put var

Bu eşsiz başarını, düşman da olsa kutlar.

 

Yerleştirdin kalblere Sen Allah saygısını

Giderdin herkesteki can, mal, ırz kaygısını.

 

Kurdun öyle mucize bir düzen bu uğurda

Güttürdün koyunları, dağda uluyan kurda!

 

Gençliğinde de Senin "el-Emîn"di bir adın,

Üstün vasıflarına hayrandı erkek kadın.

 

Her çağda ömek insan varsa da her ulusta

Ömeklerin Ömeği Sen oldun her hususta

 

Kur'ân idi ahlâkın, alırdın dersi Hak'tan

Yeşerttin kuru yeri o ilâhî kaynaktan

 

Tevrafta ve İncil'de na'tın destan heryanda

Yüce Rabbin övüyor ahlâkını Kur'ân'da

 

Toplamıştı Yaratan Sende her özelliği

Buyurdun: "İslâmiyet, önce huy güzelliği"

 

Güzel, iyi huyları tamamlamak için Sen

Gönderildin cihâna, rahmet olarak zaten.

 

Derdin: İyi huylunuz, en sevgiliniz Bana

Yüce Allah buğzeder kötü huylu olana.

 

"Allah'ın ahlâkıdır güzel huy!" buyururdun,

Bunun Sen önemini herkese duyururdun.

 

Kendin için her neyi özlüyor, istiyorsan,

Herkesçin de iste ki, olasın mü'min insan.

 

En üstün müslüman da, o kimsedir derdin

Sen, Müslümanlar elinden, dilinden kalır esen.

 

Herşeyden en uygunu, en kolayı seçerdin,

Hiç kin tutmaz, öç almaz, hoşgörür, vazgeçerdin.

 

Ne bir ayb araştırır ne kusura bakardın

Ne yaptığın iyiliği anar, başa kakardın.

 

Bağışlanmışken Senin geçmişin, geleceğin

Ayrılmadın tâattan ölüm ânına değin.

 

İbadete dalmaktan derin birhaz alırdın

Uzaklaşır herşeyden, sırf Rabbinle kalırdın.

 

Kapandıkça secdeye, başın Arş'a değerdi,

Yücelikler önünde, eğilir, baş eğerdi.

 

Boyunlar eğilirken, yürünürken izinde,

Gömülür, kaybolurdun tevazu denizinde.

 

Medine'de kendine ne bir saray kurdurdun

Ne kapında, çevrende nöbetçiler durdurdun.

 

Yetimler, kimsesizler... ayrılmazdı başından

Yoksullar, çekinmeden gelir, yerdi aşından.

 

Herşeyler em rindeyken yerdin arpa ekmeği, Sen ne yererdin, ne de överdin bir yemeği.

Kurumuş ekmeğine sirke ve tuz katardın, Kulübede oturur, kuru yerde yatardın.

Saltanat bir gösteriş, aldanıştı katında Boş şeylere hiç önem vermedin hayatında.

Dünya sanki bir ağaç, yolcuydun altında Sen Dinlenen yolcu, derdin, ayrılır ordan hemen!

Diller vasfından âciz, ne dense hakkında az, Peygamberler içinde Senin sânın pek mümtaz.

Ne mutlu ümmetiniz, bu nimet bize yeter, Dünyada, ahirette bu himmet bize yeter.

Ey Allah'ın Resûlü! Bizim günahımız çok! Senin rahmet kapından başka bir kapımız yok!

Razıyız olalım hep Kapının eşiği tek Ayırmasın Mevlâmız, Senden bizi haşre dek!

Başka kim var yerlerde, göklerde selamlanır? Seni en çok sevenin imanı tamamlanır.

Pervanen olup Senin yanmayan ateşine Seninçin çarpınmayan kalbin, tende işi ne?

Eğilin ulu dağlar, dik yamaçlar, yokuşlar! Siz ey seher yelleri, siz ey uçuşan kuşlar!

Esin, uçun ne olur Medine'ye doğru siz Aşıksınız oraya sizler de hiç şüphesiz!

Gönüller demetini unutmayınız sakın! Ravza-i Nebevimin eşiğine bırakın!

Sunun selamımızı, kalbleratıp durdukça Güneş, ay ve yıldızlar doğup batıp durdukça!

S al ât ü selam ona, âline, ashabına

Mahrum olmaz başvuran onun rahmet babına!

Hürmetine Resûlün, kulun Ebu'l-Kâsım'ın, Yüce Mevlâm bağışla günahını Âsım'ın!

İki cihan güneşi, Sensin yâ Rasulallah! Bulunmayan bir eşi, Sensin yâ Rasulallah! Yartatmıştır nurunu Senin ilk önce Mevlâ, Yaratmış yeri,göğü...Senin için Yüce Mevlâ! Kâ,inat örgüsüne işlenmiş özel adın Işıkların tuğrası, tuğudur güzel adın! Tevhid levhasını da, Senin adın tamamlar, Sevgi gülistanına Senin tadından damlar! Tevrat'ta, İncil'de Sen, müjdelenen Ahmed'sin Süryanca Münhamennâ, Kur"ân'ca Muhammed'sin! Sana bütün yeryüzü, olmuş namazgah, mâbed Cihan Peygamberliğin hükümrân ilelebed. Geçmiş peygamberlerden Seninçin ahd alınmış Ümmetleri adına Sana bağlı kalınmış. Sensin Kıyamet günü, kabrinden ilk kalkacak, Arşın sağ yanında da duracak Sensin ancak Sensin tek efendisi Âdem oğullarının Sensin en sevgilisi Allah'a, kullarının. Sensin ahiret günü peygamberler önderi Rabbin hamd sancağını taşıyan peygamberi Sensin en şereflisi halkın Allah katında Peygamberler duracak sancağının altonda! Mahşerde herkes Senin rahmetinin muhtacı: Sendedir hamd sancağı, Sende şefaat tacı! Umutsuzlara o gün, umut verecek Sensin Onların üstlerine kanat gerecek Sensin! Verilecek sırf Sana makamın en yücesi: Makam-ı Mahmud ile Vesîle derecesi. Mahşerde her dileği Sensin kabul olunan Sensin Hakk'a kulların en yakını bulunan. Bütün cihan halkıyla tartı Is an, fazilette Daha ağır gelirdin onlardan, Sen elbette. Gererdin kol kanat Sen, başvuran her âcize Gösterdiğin olurdu, gerektikçe mucize. Mucize nurun Senin, parıl parıl yanardı, Geceleyin görenler onu kandil sanardı. Aç ve yorgun develer, Sana dert yanarlardı, Dertlerinin devası belli ki Sende vardı. En sert başlar karşında uysallık gösterirdi, Ağaçlar ve taşlar da Sana selam verirdi. Herşey Senin emrini dinler kabul ederdi, Sen "Gel!" dersen gelirdi, "Dön, git!" dersen giderdi. Görür gibi önünü, ardını da görürdün, Hastalığı giderir, gözsüzü gördürürdün. Geleceğe ait Sen, neyi verirsen haber, Haber verdiğin gibi çıkardı birer birer. Kur'ân ile yumuşatan Sendin ancak Ömer'i Bir işaretle böldün ikiye Sen Kameri Mütevazi sofranda büyük bereket vardı, Az nesneler çoğalır, yeter, hatta artardı. Önünde yemeklerin tesbîhi duyulurdu, Avucunda çakıllar tesbîhe koyulurdu. Merhametin, şefkatin ölçüleri aşardı, Kör kuyular duanla kaynar, dolar, taşardı. Dua etsen gök gürler, yer yer şimşek çakardı, Mübarek parmakların çeşme olur, akardı. Seferlerde orduyu suladığın olurdu Beldeler kuraklıktan duanla kurtulurdu. El atsan arık davar sütlenir, süt verirdi Manevî heybetinden krallar ürperirdi. B esm eleyle saçtı ğı n bir tek avuç toprağı n Ederdi bir orduyu, tedirgin, darmadağın! Mekke'deyken bir gece, tüm gökleri dolaştın, Melekût âleminin doruğuna ulaştın! Beşeriyyet kaydını kırdın, aştın orada, Bin bir tecellîlerle karşılaştın orada! İlâhî iltifatla, hitapla dolup taştın, Şirksiz bir yaklaşımla Mevlâ'na Sen yaklaştın! İsrâ ve Mi'râcınla kıldı Seni Hak mümtaz, Ümmetinin mi'râcı, oldu beş vakit namaz. Kur'ân, Senin en büyük, en devamlı mucizen, Verdin ona göre Sen herşeye gerçek düzen. İlâhî kitaplığın kutluluğu ondadır, Dünyanın, ahiretin mutluluğu ondadır. Gece gündüz okunan İlâhî kitap Kur'ân, Hayrandı dün de ona, bugün de herkes hayran. Gerçekledi o ancak Batının rüyasını Hayretlere düşürdü ilim-fen dünyasını. Edindin her hususta Kur'ân'ı Sen tek rehber Okudun, okutturdun onu herkese ezber. Yürürdün hak yolunda dosdoğru, yol açıksa Asla geri dönmezdin cihan karşına çıksa. Başladığın bir işi, bırakmazdın yarıda Bulunurdun herkese bu yolda uyarıda. "Kıyamet kopsa bile işi bırakma!" derdin, Dünyayı ahiretin tarlası addederdin. Hakka tevekkülde de halkı uyandırırdın Önce tedbir aldırır, sonra dayandırırdın. Çağlarca olmayanı yirmüç yılda oldurdun Karanlık gönüllere tevhid nuru doldurdun. Putu, putperestliği kaldırdın tüm ülkenden, Hiçbir açık vermedin bu yoldaki ilkenden. Bugün bile ülkende ne putperest, ne put var Bu eşsiz başarını, düşman da olsa kutlar. Yerleştirdin kalblere Sen Allah saygısını Giderdin herkesteki can, mal, ırz kaygısını. Kurdun öyle mucize bir düzen bu uğurda Güttürdün koyunları, dağda uluyan kurda! Gençliğinde de Senin "el-Emîn"di bir adın, Üstün vasıflarına hayrandı erkek kadın. Her çağda ömek insan varsa da her ulusta Ömeklerin Ömeği Sen oldun her hususta Kur'ân idi ahlâkın, alırdın dersi Hak'tan Yeşerttin kuru yeri o ilâhî kaynaktan Tevrat'ta ve İncil'de na'tın destan heryanda Yüce Rabbin övüyor ahlâkını Kur'ân'da Toplamıştı Yaratan Sende her özelliği Buyurdun: "İslâmiyet, önce huy güzelliği" Güzel, iyi huyları tamamlamak için Sen Gönderildin cihâna, rahmet olarak zaten. Derdin: İyi huylunuz, en sevgiliniz Bana Yüce Allah buğzeder kötü huylu olana. "Allah'ın ahlâkıdır güzel huy!" buyururdun, Bunun Sen önemini herkese duyururdun. Kendin için her neyi özlüyor, istiyorsan, Herkesçin de iste ki, olasın mü'min insan. En üstün müslüman da, o kimsedir derdin Sen, Müslümanlar elinden, dilinden kalır esen. Herşeyden en uygunu, en kolayı seçerdin, Hiç kin tutmaz, öç almaz, hoşgörür, vazgeçerdin. Ne bir ayb araştırır ne kusura bakardın Ne yaptığın iyiliği anar, başa kakardın. Bağışlanmışken Senin geçmişin, geleceğin Ayrılmadın tâattan ölüm ânına değin. İbadete dalmaktan derin birhaz alırdın Uzaklaşır herşeyden, sırf Rabbinle kalırdın. Kapandıkça secdeye, başın Arş'a değerdi, Yücelikler önünde, eğilir, baş eğerdi. Boyunlar eğilirken, yürünürken izinde, Gömülür, kaybolurdun tevazu denizinde. Medine'de kendine ne bir saray kurdurdun Ne kapında, çevrende nöbetçiler durdurdun. Yetimler, kimsesizler... ayrılmazdı başından Yoksullar, çekinmeden gelir, yerdi aşından. Herşeyler em rindeyken yerdin arpa ekmeği, Sen ne yererdin, ne de överdin bir yemeği. Kurumuş ekmeğine sirke ve tuz katardın, Kulübede oturur, kuru yerde yatardın. Saltanat bir gösteriş, aldanıştı katında Boş şeylere hiç önem vermedin hayatında. Dünya sanki bir ağaç, yolcuydun altında Sen Dinlenen yolcu, derdin, ayrılır ordan hemen! Diller vasfından âciz, ne dense hakkında az, Peygamberler içinde Senin sânın pek mümtaz. Ne mutlu ümmetiniz, bu nimet bize yeter, Dünyada, ahirette bu himmet bize yeter. Ey Allah'ın Resûlü! Bizim günahımız çok! Senin rahmet kapından başka bir kapımız yok! Razıyız olalım hep Kapının eşiği tek Ayırmasın Mevlâmız, Senden bizi haşre dek! Başka kim var yerlerde, göklerde selamlanır? Seni en çok sevenin imanı tamamlanır. Pervanen olup Senin yanmayan ateşine

Seninçin çarpınmayan kalbin, tende işi ne? * * *

Eğilin ulu dağlar, dik yamaçlar, yokuşlar! Siz ey seher yelleri, siz ey uçuşan kuşlar! Esin, uçun ne olur Medine'ye doğru siz Aşıksınız oraya sizler de hiç şüphesiz! Gönüller demetini unutmayınız sakın! Ravza-i Nebevinin eşiğine bırakın! Sunun selamımızı, kalbleratıp durdukça Güneş, ay ve yıldızlar doğup batıp durdukça! S al ât ü selam ona, âline, ashabına Mahrum olmaz başvuran onun rahmet babına! Hürmetine Resûlün, kulun Ebu'l-Kâsım'ın, Yüce Mevlâm bağışla günahını Âsım'ın![806]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Terikesi ve Borçlarının Ödenişi

 

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bize mirasçı olunmaz: Biz ne bırakırsak, sadakadır." [807]

"Benim mirasçılarım, bir dinar bile bölüşemezler.

Kadınlarımın nafakasından ve mütevellînin masrafından sonra, ne bırakırsam sadakadır" buyur-muştur.[808]

Hz. Âişe'nin ve sahabilerden bazılarının bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam vefat ettiği zaman miras olarak ne bir dirhem, [809] ne bir davar, ne bir deve, [810] ne bir erkek köle, ne bir kadın köle bırakmış, [811] ne de

(vasiyet edilecek malı bulunmadığı için) birşey vasiyet etmiştir. [812]

Peygamberimiz Aleyhisselamdan kalan, ancak bindiği ak bir katır ile Allah yolunda vakfetmiş olduğu bir arazi parçasından, [813] bir de kullandığı silahından ibaretti. [814]

Hatta, vefatı sırasında zırh gömleği bir Yahudide otuz sa1 arpa karşılığında terhin edilmiş bulunuy­ordu. [815]

Hz. Ebu Bekir, halife olunca, Peygamberimiz Aleyhisselamın kime va'di varsa alacaklının gelip ala­cağını alması için Medine'de nida ettirdi ve onları Bahreyn'den gelen mallardan ödedi.

Hz. Ali de, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatından sonra:

"Resûlullah Aleyhisselamın kime bir va'di veya borcu varsa bana gelsin!" diyerek nida ettirdi.

Sağ oldukça her yıl adam gönderip kurban kesme günü Mina'da, Akabe yanında böylece nida ettirmeye devam etti.

Allah'ın kullarından gelip haklı haksız her isteyenin isteğini verdi.

Hz. Ali'den sonra, vefat edinceye kadar Hz. Hasan, ondan sonra da şehadetine kadar Hz. Hüseyin böyle yaptı. [816]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mescid Çevresinde Zevceleri İçin Yaptırmış Olduğu Odalar ve 

Bunların Sonradan Alınıp Mescide Katılışı 

 

Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine'de Mescidini yaptırdığı zaman, Mescidin yanına kerpiçten iki oda da yaptırmış ve üzerlerini hurma kütüğü ve dallarıyla örttürmüştü.

Hz. Âişe'nin odasının kapısı Mescide giden yola doğru idi.

Hz. Şevde için yapılan odanın kapısı da, Mescidin üçüncü kapısı olan Âl-i Osman kapısına doğru idi. [817]

Peygamberimiz Aleyhisselam, başka zevceler alınca, sonradan odaların sayısı dokuza kadar çıkarıldı ve bunlar da Hz. Âişe'nin odasıyla kıble arasında, yani Mescidin doğusuna düşen kısmında yapıldı. [818]

Odaların bazısı kerpiçten, bazısı da taştandı.

Bazısı hurma dallarından (Bağdadî tarzında) yapılarak üzerleri çamur harçla sıvanmış ve hurma dallarıyla tavanlanmıştı.

Hasan b. Ebi'l-Hasan:

"Ben erginlik çağına henüz basmış bir genç iken Resûlullahın evlerine girmiş, elimle tavanına uzanıp yetişmiştim.

Resûlullahın odasının örtüsü servi veya ardıç kütüğü üzerine gerilmiş bir kıl dokuma kilimden ibaret­ti" demiştir.

Buhârî'nin Târîh'inden Süheylî'nin nakline göre de:

"Resûlullahın evinin kapısı halkasız olup yay ucuyla çalınırdı. [819]

Muhammed b. Hilal ile Atâü'l-Horasânî de, Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcelerinin odalarını görmüşler, onların hurma dallarından yapılmış ve kapılarına siyah kıldan palas perdeler tutulmuş olduğunu bildirmişlerdir. [820]

Halife Abdulmelik'in Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcelerine ait odaların istimlak edilip yıkılarak Mescide katılmaları hakkındaki yazısı geldiği ve okunduğu gün, birçok kimseler gözlerinin yaşını tuta-mamışlar,[821]ağlaşmışlardır. [822]

Tabiîn bilginlerin Saîd b. Müseyyeb:

"Vallahi, onların oldukları hal üzere bırakılmalarını ne kadar arzu ederdim!

Medinelilerden yeni yetişenlerve Medine'ye dışarıdan gelenler Resûlullah Aleyhisselamın hayatın­da neyle yetindiğini görürler de, insanlar mal çoğalışına ve bununla öğünüşe rağbet etmezlerdi" demiştir. [823]

 

Peygamberimiz Aleyhisselamdan Kalan ve Ziyaret Edilen Emanetlerden Bazıları

 

1)Peygamberimiz Aleyhisselam, Hicretin 6. yılında Hudeybiye'de başının saçını Hıraş b. Ümeyye'ye kazıtmış; [824] Ümmü Umâre'nin bildirdiğine göre, Müslümanlar PeygamberimizAleyhisselamın kesilen saçını bölüşmüşler, bir demet de kendisi alıp vefatına kadar yanında sak­lamıştı. [825]

Peygamberimiz Aleyhisselamın başının sağ tarafından kesilen saçı Ebu Talha'ya verilmiş, [826] sol taraftan kesilen saç da halk arasında bölüştürülmüş, [827] kesilen saçının bir tek teli bile çevrelerini saran halk tarafından yere düşürülmemişti. [828]

Peygamberimiz Aleyhisselam, alnının saçını da-ricası üzerine-Halid b. Velid'e vermiş, [829] Halid b. Velid onu zaferler kazandığı savaşlarda başına giydiği kalensüvasının içinde taşımıştı . [830]

Peygamberimiz Aleyhisselamın kesilen saçından zevceleri de herkes gibi almışlardır. [831]

Tabiîn bilginlerinin büyüklerinden İbn Şîrîn der ki:

"Abîde'ye [ölümü: 190 H .]:

'Bizim yanımızda Peygamber Aleyhisselamın saçı vardır.

Biz onu Enes b. Malikten veya onun ev halkı tarafından elde ettik1 dedim.

Abîde:

'Peygamber Aleyhisselamın saçından bir tek telin benim yanımda bulunması, bana dünyadan ve dünyadakilerden daha sevgilidir!' dedi." [832]

2) Enes b. Malik'in, tüyü dökülmüş meşin tasmalı bir çift ayakkabı çıkarıp:

"Bu, Resûlullah Aleyhisselamın ayakkabısıdır!' dediği, İsa b. Tahman tarafından rivayet edilir. [833]

Hicretin 100. veya 110. yılında Peygamberimiz Aleyhisselamın tasmalı bir ayakkabısı Mekke'de Ubeydullah b. Abbas b. Abdulmuttalib'in kızı Fâtıma'nın yanında bulunuyor ve isteyenlere gösteriliyor-du. [834]

Ebu'l-Fidâ (vefatı: 774 H.) der ki:

"600. Hicrî yıl civarında ve ondan sonra İbn Ebi Hadrad diye anılan tüccar bir adamın yanında Peygamberimiz Aleyhisselama ait ayakkabı teki bulunduğu duyulur.

Melik Eşref-i Musa b. Melikü'l-Âdil Ebu Bekir b. Eyyüb, bu ayakkabıyı pek çok mal verip satın almak isterse de, adam satmaya yanaşmaz.

Tüccarın ölümünden sonra, adı geçen melik onu satın alır.

Eşrefiye Dârü'l-hadisini yaptırınca, kale tarafında bir odayı ona tahsis ve bir bakıcı da tayin ederek, kendisine her ay kırk dirhem aylık bağlar.

Halen bu ayakkabı, Eşrefiye Dârü'l-hadisindeki yerinde bulunmaktadır." [835]

3)Peygamberimiz Aleyhisselama Hayber ganimetinden dört çift mest düşmüştü. [836] Habeş Necaşîsi Ashama da Peygamberimiz Aleyhisselama bir çift siyah mest hediye etmişti. Peygamberimiz Aleyhisselam, bu mestleri giyer, [837] sonradan, abdest alırken[838] onların üzerier-

ine-yıkama yerine-meshederdi. [839]

Peygamberimiz Aleyhisselama İskenderiye kralı Mukavkıs da bir çift siyah mest hediye ettiği gibi, [840] ashabdan Dıhyetü'l-Kelbî de bir çift mest hediye etmişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam bu mestleri de giyerdi. [841]

4) Hz. Âişe der ki:

"Resûlullah Aleyhisselam Medine'ye geldiği, Ebu Eyyûb'un evine indiği zaman, ona:

'Ey Ebu Eyyûb! Sizin bir şeririniz (somyanız) yok mu?' diye sordu.

O da:

'Yok vallahi!1 dedi.

Ensardan Es'ad b. Zürâre, bunu haber alınca, Resûlullaha direkleri sac ağacından yapılmış, üzeri keten lifle dokunan hasırla kaplanmış bir şerir gönderdi.

Resûlullah, evine taşınıncaya kadar, onun üzerinde uyumuştu.

Vefatına kadar da, onun üzerinde uyudu. [842]

Resûlullah Aleyhisselam yıkanıp kefenlendiği zaman bu şeririn üzerine konularak, cenaze namazı da kendisi bu şerir üzerinde bulunduğu halde kılınmıştır. [843]

Müslümanlar ölülerini taşımak üzere onu bizden isterler ve onunla teberrük ederlerdi.

Ebu Bekir'in, Ömer'in cenazesi de onun üzerinde taşınmıştı." [844]

Peygamberimiz Aleyhisselamın bu mübarek şeriri Emevîler devrinde Hz. Âişe'nin mirası içinde satışa çıkarılınca, onu Muaviye b. Ebu Süfyan'ın azadlılarından Abdullah b. İshak adında bir adam 4.000 dirheme satın almıştı. [845]

 

Ömer b. Abdülaziz'in Yanındaki Bir Oda İçinde Bulundurup Ziyaret Ettiği ve Ettirdiği Bazı Emanetler 

 

Amr b. Muhacir der ki:

"Resûlullah Aleyhisselamın eşyası Ömerb.Abdülaziz'in (vefatı: 101 H.)yanında bir odada bulunup, kendisi her gün onlara bakardı.

Kureyşîlerden gelip yanında toplananları da o odaya koyar, sonra bu eşyaya yönelerek: 'İşte! Allah'ın sizi kendisiyle şereflendirdiği zâtın mirası!' derdi ki, onlar:

Bir adet hurma yapraklarıyla örülmüş şerir,

Bir adet yüzü deri, içi hurma lifi doldurulmuş yüz yastığı,

Bir adet büyükça çanak,

Bir adet su bardağı,

Bir adet elbise,

Bir adet el değirmeni,

Bir adet ok çantası,

Bir adet kadife (yorgan) idi.

Bu yorganda Resûlullahın başının sinmiş bulunan teri misk kokusundan daha güzel kokar dururdu. Ömerb. Abdülaziz hastalandığı zaman onun suyu ile yıkanır ve iyileşirdi." [846]

 



[1] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 192, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 392.

[2] İbn Sa'd, c. 2, s. 192-193, Ahmed, c. 6, s. 35, Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 351.

[3] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 337-338, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 94.

[4] İbn Sa'd, Tabak âtü'l-kübrâ, c. 2, s. 192.

[5] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 215.

[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 282, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 101.

[7] İbn Sa'd, Tabak âtü'l-kübrâ, c. 2, s. 194-195, Ahmed, c. 1, s. 288, Müslim, c. 4, s. 1803.

[8] İbn Sa'd, c. 2, s. 194-195, Buharı, c. 6, s. 102, İbnMâce, Sünen, c. 1,s.562.

[9] İbn Sa'd, c. 2, s. 184.

[10] Ahm ed, c. 4, s. 367, M üslim, c. 4, s. 1873.

[11] Zührî, Megâzî, s. 133, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 433-434, İbn Sa'd, c. 2, s. 193 Dârimî, Sünen, c. 1, s. 37.

[12] DârimP, c. 1,s.37.

[13] Zührî, s. 133, Abdurrenak, c. 5, s. 434.

[14] İbn Sa'd, c. 2, s. 193.

[15] Zührî, Megâzî, s. 1 33, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 434.

[16] Dârimî, Sünen, c. 1, s. 37.

[17] Zührî, s. 133, Abdurrezzak, c. 5, s. 434, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 193, Dârimî, c. 1,s.37.

[18] Dârimî, c. 1,s.37.

[19] İbn Sa'd, c. 2, s. 193.

[20] İbn Sa'd, c. 2, s. 193, Dârimî, c. 1, s. 37.

[21] Zührî, s. 133, Abdurrezzak, c. 5, s. 434.

[22] Zührî, s. 133, Abdurrezzak, c. 5, s. 434, İbn Sa'd, c. 2, s. 193, Dârimî, c. 1, s. 37.

[23] Zührî, s. 133, Abdurrezzak, c. 5, s. 434, İbn Sa'd, c. 2, s. 193, Dârimî, c. 1, s. 37.

[24] Bezzar ve Taberânfden naklen Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 23-24.

[25] İbn Sa'd, c. 2, s. 256, Taberî, Târftı, c. 3, s. 192, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 319 İbn Hacer, Metalibu'l-âliye, c. 4, s. 260.

[26] İbn Sa'd, c. 2, s. 256-257, Taberî, c. 3, s. 192, İbn Esîr, c. 2, s. 320, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 253, İbn Hacer, Metalib, c. 4, s.261.

[27] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 256-257, Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 92-1 93, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 320, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 253, İbn Hacer, M etâlibu'l-âliye, c. 4, s. 261.

[28] İbn Sa'd, c. 2, s. 257, Taberî, c. 3, s. 193, Süheylf, Ravıdu'l-ünüf, c. 7, s. 590, İbn E sfr, c. 2, s. 320, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 253, İbn Hacer, c. 4, s. 261.

[29] İbn Sa'd, c. 2, s. 257, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 564, Taberî, c. 3, s. 193, Süheylf, c. 7, s. 590, İbn Esîr, c. 2, s. 320, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 253, İbn Hacer, c. 4, s. 261.

[30] İbn Sa'd, c. 2, s. 257, Belâzurî, c. 1, s. 564, Taberî, c. 3, s. 193, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 253, İbn Hacer, c. 4, s. 261.

[31] İbn Sa'd, c. 2, s. 256-257, Belâzurî, c. 1 , s. 564, Taberî, c. 3, s. 192-193, Süheylf, c. 7, s. 590, İbn Esîr, c. 2, s. 320, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 253, İbn Hacer, c. 4, s. 261-262.

[32] İbn Sa'd, c. 2, s. 193, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 106.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/231-236.

[33] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 205.

[34] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 221.

[35] İbn Sa'd, c. 2, s. 203, Ahm ed, c. 6, s. 71.

[36] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 221.

[37] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 203-204.

[38] Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 488.

[39] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 292, Ahmed, c. 3, s. 489, Taberî, c. 3, s. 190.

[40] Ahmed, c. 3, s. 488.

[41] İbn İshak, c. 4, s. 292, İbn Sa'd, c. 2, s. 204, Ahmed, c. 3, s. 489, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 38, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 544, Taberî, c. 3, s. 190.

[42] Ahmed, c. 3, s. 488.

[43] İbn İshak, c. 4, s. 292, İbn Sa'd, c. 2, s. 204, Ahmed, c. 3, s. 489, Belâzurî, c. 1 , s. 544, Taberî, c. 3, s. 190.

[44] Ahmed, c. 3, s. 488.

[45] İbn İshak, c. 4, s. 292, Ahmed, c. 3, s. 489, Dârimî, c. 1, s. 38, Belâzurî, c. 1 , s. 544 Taberî, c. 3, s. 190.

[46] İbn İshak, c. 4, s. 292, İbn Sa'd, c. 2, s. 204, Ahmed, c. 3, s. 489, Dârimî, c. 1, s. 38, Belâzurî, c. 1, s. 544, Taberî, c. 3, s. 190.

[47] Ahmed, c. 3, s. 489, Belâzurî, c. 1, s. 544.

[48] İbn İshak, c. 4, s. 292, İbn Sa'd, c. 2, s. 204, Ahmed, c. 3, s. 489, Belâzurî, c. 1 , s. 544 Taberî, c. 3, s. 190.

[49] Ahmed, c. 3, s. 488, Dârimî, c. 1, s. 38.

[50] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 292, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 204, Ahmed, Müsned, c. 3, s. 489, Dârimî, Sünen, c. 1, s. 38, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 544 Taberî, c. 3, s. 190.

[51] İbn Şa'd, c. 2, s. 204, Belâzurî, c. 1, s. 544, Taberî, c. 3, s. 190.

[52] İbn İshak, c. 4, s. 292, Ahmed, c. 3, s. 489, Dârimî, c. 1, s. 38, Taberî, c. 3, s. 190.

[53] İbn Sa'd, c. 2, s. 229, Ahmed, c. 6, s. 176, Müslim, c. 4, s. 1893.

[54] Ahmed, c. 6, s. 176.

[55] İbn Sa'd, c. 2, s. 229, Ahmed, c. 6, s. 176, Müslim, c. 4, s. 1893.

[56] İbn Sa'd, c. 2, s. 205.

[57] İbn İshak, c. 4, s. 300, İbn Sa'd, c. 2, s. 205.

[58] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 149, Buhârî, Sahîh, c. 2, s. 94, Müslim , c. 4, s. 1796.

[59] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 205, Ahmed, c. 4, s. 1 49, Buhârî, c. 2, s. 94, Müslim, c. 4, s. 1796.

[60] İbn Sa'd, c. 2, s. 205, Müslim, c. 4, s. 1796.

[61] İbn Sa'd, c. 2, s. 205, Ahmed, c. 4, s. 149, Buhârî, c. 4, s. 94, Müslim, c. 4, s. 1796.

[62] Müslim, c. 4, s. 1796.

[63] İbn Sa'd, c. 2, s. 205.

[64] İbn Sa'd, c. 2, s. 205, Ahmed, c. 4, s. 149, Buhârî, c. 2, s. 94.

[65] Ahmed, c. 4, s. 149, Buhârî, c. 2, s. 94.

[66] İbn   Sa'd,  c.  2,  s.  205,  Ahmed,   c.   4,   s.  149,   Buhârî,  c.  2,  s.   94,   Müslim,   c.   4,   s.  1796.

[67] İbn Sa'd, c. 2, s. 205, Müslim, c. 4, s. 1796.

[68] İbn Sa'd, c. 2, s. 205, Ahmed, c. 4, s. 149, Buhârî, c. 2, s. 94, Müslim, c. 4, s. 1796.

[69] Müslim, c. 4, s. 1796.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/236-241.

[70] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 546.

[71] İbn İshak.c.4, s. 292, Belâzurî, c. 1, s. 544, Taberî, c. 3, s. 191, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 224-225.

[72] İbn İshak,c.4, s. 292, Buhârî,c.7, s. 18, Belâzurî, c. 1, s. 544, Taberî, c. 3, s. 191, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 225.

[73] Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 545.

[74] Hz. Ali (Zührî, Megâzî, s. 130, Ahmed, c. 6, s. 228).

[75] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 232, Ahmed, c. 6, s. 34-38, Buhârî, Sahîh, c. 1, s. 57.

[76] Ebu Hanfte, Müsned, s. 36.

[77] İbn Sa'd, c. 2, s. 232, Ahmed.c. 6, s. 34-38, Bu hân, c. 1.S.57.

[78] İbn İshak,c.4, s. 299, Dârimî, c.1, s. 39.

[79] Zührî, Megâzî, s. 131, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 43, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 232, Ahmed, Müsned, c. 6, s. 151 , 228, Buhârî, c. 1, s. 57, Dârimî, c. 1, s. 39.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/241-242.

[80] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 291.

[81] İbn Sa'd, c. 2, s. 206.

[82] İbn İshak, c. 4, s. 291 -292, Ahmed, c. 3, s. 489, Dârimî, c. 1, s. 39, Taberî, c. 3, s. 190. 82.

[83] İbn İshak, c. 4, s. 292, Ahmed, c. 6, s. 228, Belâzurî, c. 1, s. 544, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 224.

[84] İbn İshak, c. 4, s. 292, İbn Sa'd, c. 2, s. 226, Ahmed, c. 6, s. 228, Buhârî, c. 7, s. 8, Dârimî, c. 1, s. 39, Belâzurî, c. 1, s. 544, Taberî, c. 3, s. 198.

[85] İbn İshak, c. 4, s. 292, Ahmed, c. 6, s. 228, Belâzurî, c. 1, s. 544, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 224.

[86] İbn Sa'd, c. 2, s. 206, Belâzurî, c. 1, s. 559-568.

[87] Buhârî, c. 5, s. 137.

[88] Müslim, c. 4, s. 1721.

[89] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 679, İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 31 4.

[90] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 175, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 219, Süheylf, Ravdu'l-ünüf, c. 6, s. 572.

[91] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre,c.4, s. 353, Vâkıdî, c. 3, s. 679, İbn Sa'd, c. 8, s. 314.

[92] Vâkıdî, c. 3, s:. 679, İbn Sa'd, c. 8, s. 314, İbn Kayyım, c. 2, s:. 355.

[93] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 369.

[94] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 208.

[95] İbn Sa'd, c. 2, s. 207-208, Buhârî, Sahih, c. 7, s:. 3.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/242-245.

[96] İbn Sa'd, Tabak âtü'l-kübrâ, c.2, s. 242-243, Ahmed, Müsned, c. 1, s. 355, Buhân Sahih, c. 5, s. 137, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1259.

[97] İbn Sa'd, c. 2, s. 243, Ahmed, c.1, s. 355, Müslim, c. 3, s. 1259.

[98] Müslim, c. 3, s. 1257.

[99] İbn Sa'd, c. 2, s. 242, Buhân, c. 5, s. 137, Müslim, c. 3, s. 1 257.

[100] İbn Sa'd, c. 2, s. 244, Buhân, c. 7, s. 9, Müslim, c. 3, s. 1259.

[101] İbn Sa'd, c. 2, s. 243, Ahm ed, c. 1, s. 355, Buhârî, c. 5, s. 137, M üslim, c. 3, s. 1259.

[102] Zührî, Megâzî, s. 236, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 438, İbn Sa'd, c. 2, s. 244, Ahmed, c. 1, s. 325, Buhân, c. 5, s. 138, Müslim, c. 3,5.1259.

[103] İbnSa'd, c. 2, s. 243-244.

[104] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 245.

[105] Ahmed, Müsned, c. 1, s. 325.

[106] Zührî, Megâzî, s.1 36, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 430-439, İbn Sa'd, c. 2, s. 244, Ahmed, c. 1, s. 325, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 138, Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1259.

[107] Zührî, s. 136, Abdurrezzak, c. 5, s. 439, Buhârî, c. 5, s. 1 38, Müslim, c. 3, s. 1259.

[108] Abdurrezzak, c. 5, s. 439, İbn Sa'd, c. 2, s. 244, Ahmed, c. 1, s. 325, Buhârî, c. 7, s. 9, Müslim, c. 3, s. 1259.

[109] Müslim, c. 3, s. 1259.

[110] Zührî, s.1 36, Abdurrezzak, c. 5, s. 439, İbn Sa'd, c.2, s. 244, Ahmed, c.1, s. 325, Buhârî, c. 5, s. 138, Müslim, c. 3, s. 259.

[111] İbn Sa'd, c. 2, s. 244, Ahmed, c. 1, s. 325.

[112] Zühn, c. 136, Abdurrezzak, c. 5, s. 439, İbn Sa'd, c.2, s. 244, Ahmed, c.1 , s. 325, Buhân, c. 5, s. 138, Müslim, c. 3, s. 1259.

[113] Buhârî, c.1, s. 37.

[114] İbn Sa'd, c. 2, s. 242, Müslim, c. 3, s. 1258.

[115] Zührî, s. 136, Abdurrezzak, c. 5, s. 439, İbn Sa'd, c. 2, s. 244, Ahmed, c. 1 ,s.325, Buhârî, c. 5, s. 138, Müslim, c. 3, s. 1259.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/245-247.

[116] Iton Sa'd.Tabakât.c. 2,5.243, Ahmed, Müsned, c. 1,s.9O.

[117] İbn Sa'd, c. 2, s. 243.

[118] İbn Sa'd, c. 2, s. 243, Ahmed, c. 1, s. 90.

[119] Ahmed, c. 1 , s. 90.

[120] İbn Sa'd, c. 2, s. 243, Ahmed, c. 1, s. 90.

[121] İbn Sa'd. c. 2. s. 243.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/247-248.

[122] Ahmed. Müsned. c. 6. s. 263.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/248-249.

[123] Ahmed, c. 6, s. 47, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 541.

[124] Müslim, Sahih, c. 4, s. 1857.

[125] Müslim, c. 4, s. 1857, Belâzun, c. 1, s. 541.

* Mısır azizinin karısı, içkicibaşının karısı, ekmekçibaşının karısı, seyisçibaşmın katısı, hapishane müdürünün karısı olup; bun­lar Hz. Yusufu Mısır azizinin zevcesi Züleyhâ'ya boyun eğdirmek için kandırmaya çalışmışlardı (Zemahşerf, Keşşaf, o. 2, s. 316, Kurtubf, Tefsir, c. 2, s. 176).

[126] İbnSa'd, o. 2.S.225.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/249.

[127] İbn Sa'd,Tabakât,c.2, s. 239, Ahmed, Müsned,c.6, s. 51, Buhân, Sahih, c. 1, s. 11 0-111, Müslim, Sahih, c.1, s. 375-376.

[128] İbn Sa'd, c. 2, s. 240, Müslim, c. 1, s. 377-378.

[129] Zührî, Megâzî, s. 131, Abdumenak, Musannef, c. 5, s. 431-432, İbn Sa'd, c. 2, s. 240, Ahmed, c. 1, s. 218, Müslim, c. 1 , s. 377.

[130] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 4, s. 316, Ahmed, c. 6, s. 274.

[131] İbn İshak, c. 4, s. 316.

[132] İtan Şa'd, c. 2, s. 240.

[133] İbn İshak, c. 4, s. 316, İbn Sa'd, c. 2, s. 240.

M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/250.

[134] İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferfd, c. 4, s. 259.

[135] Buhârî,Sahıh,c.4, s. 226.

[136] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 252.

[137] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 255.

[138] Taberî, Târih, c. 3, s. 191.

[139] İbn Sa'd, c. 2, s. 252, Buhârî, Sahih, c. 1,s.223,c.4, s. 226.

[140] Buhârî,c. 1,5.223,0.4, s. 226, Taberî, c. 3, s. 191.

[141] Buhârî,c. 1,s.223.

[142] Buhârî,c. 4,3.226.

[143] Taberî, c. 3, s. 1 91.

[144] İbn Sa'd, c. 2, s. 251 .

[145] Taberî, c. 3, s. 1 91.

[146] Zührî, Megâzî, s. 131, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 431, İbn Sa'd, c. 2, s. 225, 228, 255, Ahmed, o. 1, s. 270, Buhârî, o. 1, s. 223.

[147] Zührî, s.131, İbn İshak, o. 4, s. 299, Abdurrezzak, c. 5, s. 431, İbn Sa'd, c. 2, 228, 251.

[148] Buhârî, c. 1,3.223.

[149] Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 2, s. 434, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 463-464.

[150] İbn Kuteybe, el-İmâme ve's-siyâse, s. 11.

[151] Kastalânf, c. 1, s. 484, Halebî, c. 3, s. 463-464.

[152] İbn Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferfd, c. 4, s. 259.

[153] Zührî, Megâzî, s. 131, İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 300, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 547.

[154] Zührî, s.131, Ahmed, Müsned, c. 3, s. 272, Buhârî, o. 1, s. 223.