Birinci Akabe Buluşma ve Bey'atı
Birinci Akabe Bey'atında Bulunanlar
Mus'ab b. Umeyr'in Öğretmen Olarak Medine'ye
Gönderilişi
Useyd b. Hudayr ile Sa'd b. Muaz'ın Müslüman Oluşu
ve İslamiyetin Medine'de Yayılışı
Ebu Seleme'nin Medine'ye Hicreti
Amr b. Cemûh'un Müslüman Oluşu
Geçen (onbirinci)
yılda, Ensardan* altı kişi, Akabe'de Peygamberimiz (a.s.)la buluşup Müslüman
olmuş ve gelecek yıl tekrar gelmek üzere Peygamberimiz (a.s.)a söz vermişlerdi.
Bundan bir yıl sonra[1],
gelen yılda,[2] yani nübüvvetin onikinci
yılında,[3] hac
mevsiminde, Ensardan, içlerinde bir yıl önce Müslüman olan altı kişiden beşinin
de hâzır bulunduğu oniki kişilik bir topluluk, Birinci Akabe'de Peygamberimiz (a.s.)la[4]
geceleyin buluştular.[5]
Ashab-ı Kiramdan Ubâde b. Sâmit der ki:
"Ben Birinci
Akabe Bey'atında bulunmuş olan kişilerden[6] ve
kabile temsilcilerindenim.[7]
Biz, oniki kişi
idik.[8]
Resûlullah (a.s.),
Akabe'de, geceleyin, çevresinde ashabından küçük bir topluluk bulunduğu halde,
bize:
'Geliniz! Allah'a
hiçbir şeyi şerik koşmayacağınız,
Birşey
çalmayacağınız,
Çocuklarınızı
öldürmeyeceğiniz,
Ellerinizle
ayaklarınız arasında iftira uydurmayacağınız,
Mârufta bana isyan
ve itaatsizlik etmeyeceğiniz hakkında bana bey'at ediniz![9]
Ahdinize vefa ederseniz,
Cenneti kazanırsınız![10]
İçinizden kim de
haddi mûcib birşey yapar da kendisine had vurulursa, bu, onun keffâreti olur.
Allah kimin suçunu
örtbas ederse, onun işi de Allah'a kalır.
Allah dilerse onu
azaba uğratır, dilerse yarlıgar1 buyurdu."[11]
"Resûlullah (a.s.),
kadınlardan aldığı gibi, bizden bey'at aldı.[12]
Bu, savaş farz
kılınmadan önce idi.[13]
'Hiçbir şeyi Allah'a
şerik koşmayacağız!
Birşey çalmayacağız!
[14]
Çocuklarımızı
öldürmeyeceğiz! [15]
Allah'ın dokunulmaz
kıldığı cana haksız yere kıymayacağız! [16]
Ellerimizle
ayaklarımız arasında iftira uydurmayacak,[17] birbirimize
iftira atmayacağız[18]
Yağmacılık yapmayacağız![19]
Mârufta sana asi
olmayacak, itaatsizlik etmeyeceğiz!' diye bey'atta bulunduk."[20]
1. Es'ad
b.Zürâre,
2. Avf
b. Haris,
3. Ukbe
b.Âmir,
4. Kutbe
b. Âmir,
5.
Râfi’ b. Malik,
6. Muaz
b. Haris,
7. Zekvan
b. Abdi Kays,
8. Ubâde
b. Sâmit,
9. Yezid
b. Salebe,
10. Abbas
b. Ubâde,
11. Ebu'l-Heysem
Maiikb. Teyyihan,
12. Uveym
b. Sâide.
Bunlar, bey'attan
sonra, Peygamberimiz Aieyhisseiamın yanından ayniıp Medine'ye döndüler.[21]
Allah onlardan razı olsun!
Ukbe b. Vehb ile[22]
Seleme b. Selâme'nin de, bu Birinci Akabe Bey'atma katılan Ensar arasında
bulunduğu da rivayet edilir.[23]
Evs ve Hazrec
kabilesi Müslümanlarının ileri gelenleri:[24]
"İçimizde
İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı.[25] Halkı
Allah'ın Kitabına davet edecek,[26]
Kur'ân-ı Kerîm okuyacak[27]
birmukri1 (Kur'ân-ı Kerîm okuyucu);[28]
İslâm dinini anlatacak, İslâm sünnet ve şeriatlarını aramızda ikame edecek,
namazlarımızda bize imamlık yapacak bir kimse[29]
gönder!" diye, Peygamberimiz (a.s.)a yazı yazdılar.[30]
Böylece, kendilerine Kur'ân-ı Kerîmi öğretecek, İslâmiyeti anlatacak[31]
birsahabi göndermesini, Peygamberimiz (a.s.)dan istediler.[32]
Bunun üzerine,
Peygamberimiz (a.s.) Mus'ab b. Umeyr'i gönderip,[33]
onlara Kur"ân okumasını, İslâmiyeti öğretmesini,[34] İslâm dinini anlatmasını[35] ona
emretti.[36]
Mus'ab b. Umeyr
Medine'de Es'ad b. Zürâre'nin evine indi.[37]
Orada oturdu.[38]
Medineli Müslümanlara
Kur"ân okur,[39]
Kur'ân'ı,[40] İslâm şeriatını[41]
öğretir,[42] İslâm fıkhını anlatırdı. [43]
Mus'ab b. Umeyr Medine'de
"Mukri"' diye anılırdı. [44]
İmamlık yapar,[45]
namaz kıldırırdı.[46]
Peygamberimiz (a.s.)
Medine'ye hicret edip gelmeden önce, Musab b. Umeyr, Müslümanları Cuma için
toplamak üzere yazı yazıp izin istemiş;[47]
Peygamberimiz (a.s.) da bunu yapmasını, cevaben yazdığı yazısında, ona
emretmişti.[48]
Bera' b. Âzib'e
göre; Mus'ab b. Umeyr ile birlikte, İbn Ümmi Mektum da Medine'deki Müslümanlara
Kur'ân-ı Kerîm okumak üzere Medine'ye gelmişti.[49]
Useyd b. Hudayr,[50]
Cahiliye ve İslâmiyet devrinde, babasından sonra kavminin seyyidi olup,[51] en
akıllılarından ve görüş sahiplerindendi.[52]
Araplar içinde yazı
yazmayı bilenler pek az bulunurken, o, yazardı. İyi yüzme bilir ve iyi ok
atardı.
Kendilerinde bu
hasletler bulunanlara, Cahiliye devrinde "Kâmil" denirdi. Useyd b.
Hudayr'da bunların hepsi toplanmış bulunuyordu.[53]
Es'ad b. Zürâre bir
gün Mus'ab b. Umeyr'i yanına alarak Abduleşhel oğullarıyla Zafier oğullarının
evlerine doğru götürdü.
Es'ad b. Zürâre,
Sa'd b. Muaz'ın halasının oğlu idi.
Es'ad b. Zürâre ile
Mus'ab b. Umeyr, Zafer oğullarının bostanlarından birisine girdiler. Oradaki,
Mark diye anılan kuyunun başına oturdular.
Medinelilerden,
Müslüman olan kimseler de, onların yanına toplandılar.
Sa'd b. Muaz ile
Useyd b. Hudayr, o zaman, Abduleşhel oğulları kabilesinin seyyidleri, ulu
kişileri olup, kavimlerinin dininde ve müşrik idiler.
Bunlar Es'ad
b.Zürâre'nin Mus'ab b. Umeyr'i oraya getirdiğini ve başına bazı kimselerin
toplandığını işitince, Sa'd b. Muaz, Useyd b. Hudayr'a:
"Sen işini iyi
bilen ve kimsenin yardımına muhtaç olmayan bir adamsın!
Zayıflarımızın
inançlarını bozmak için mahallemize gelmiş olan şu adamların yanına git de,
kendilerini azarla ve mahallemize gelmekten men et!
Bilirsin ki; Es'ad
b. Zürâre benim akrabam olmasaydı, bu işi
kendim yapmaya yeterdim!
O halamın oğlu
olduğu için, üzerine varmaya yol bulamadım!" dedi.
Bunun üzerine, Useyd
b. Hudayr hemen kısa mızrağını alıp onlara doğru ilerledi.
Es'ad b. Zürâre, onu
görünce, Mus'ab b. Umeyr'e:
"Şu yanına
gelen, kavminin seyyidi, ulu kişisidir" dedi.
Mus'ab b. Umeyr
"Oturursa,
kendisiyle konuşurum!" dedi.
Useyd b. Hudayr,
sövüp sayarak, gelip tepelerine dikildi ve:
"Sizi bize
getiren nedir? Zayıflarımızın inançlarını mı bozacaksınız?[54]
Sen şu yabancı,
kovulmuş adamı, zayıflarımızın inançlarını bâtıl ile bozmak ve onlan ona davet
etmek için mi getirdin?!
Senin bundan sonra
çevremizde bir daha birşey yaptığını görmeyeyim![55]
Eğer hayatınız size
gerekse, hemen yanımızdan ayrılın!" dedi.
Mus'ab b. Umeyr,
ona:
"Biraz oturup,
söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna
gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı?" dedi.
Useyd b. Hudayr
"Yerinde bir
söz söyledin!" dedikten sonra, mızrağını yere saplayıp onlarla oturdu.
Mus'ab b. Umeyr
İslâmiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Kur'ân-ı Kerîm okudu.
Useyd b. Hudayr
Mus'ab b. Umeyr'in sözlerini ve Kufârvı Kerîm'i dinlediği zaman, Es'ad b.
Zürâre ile Mus'ab b. Umeyr
"Vallahi, o
daha konuşmadan önce, kendisinin yüzünde İslâm'ın
nurunun patladığını ve yumuşadığını
anladık!" demişlerdir.
Useyd b. Hudayr,
Kur'ân-ı Kerîm hakkında:
"Bu, ne kadar
güzel, ne kadar yüce söz!
Siz bu dine girmek
istediğiniz zaman ne yaparsınız?" dedi.
Es'ad b. Zürâre ile
Mus'ab b. Umeyr:
"Gusledip
temizlenirsin!
Altlı üstlü,
elbiseni temizlersin!
Sonra, hak
şehadetiyle şehadet getirirsin!
Sonra da namaz
kılarsın!" dediler.
Useyd b. Hudayr
kalkıp gusletti.
Elbiselerini
temizledi.
Hak şehadetiyle
şehadet getirdi.
Sonra da, iki rekat
namaz kıldı, ve:
"Gerimde bir
adam var ki, o size tâbi olursa, kavminden hiçbir kimse ona muhalefet etmez,
ondan geri kalmaz. O, Sa'd b. Muaz'dır! Ben şimdi onu size gönderirim!"
dedi.
Mızrağını alıp Sa'd
b. Muaz'ın ve kavminin yanına döndü.
Onlar, bir araya
toplanmış, oturuyorlardı.
Useyd b. Hudayr
gelirken, Sa'd b. Muaz ona bakınca:
"Allah'a yemin
ederim ki; Useyd, yanınızdan gidişinden başka bir yüzle geldi size!" dedi.
Useyd b. Hudayr
toplantı yerinde durunca, Sa'd b. Muaz ona:
"Ne
yaptın?" diye sordu.
Useyd b. Hudayr
"O iki adamla
konuştum.
Vallahi, ben onlarda
bir sakınca görmedim. Bununla birlikte, kendilerini nehiyve men ettim.
Onlarda, 'Biz senin
istediğini yaparız!' dediler.
Bana haber
verildiğine göre; Harise oğulları, Es'ad b. Zürâreyi, senin halanın oğlu
olduğunu bildikleri halde, sana verdikleri sözü bozup, hakaret için
öldüreceklermiş!" dedi.
Sa'd b. Muaz, Harise
oğullarının adı anılınca, kızgın bir halde hemen kalkıp eline mızrağını aldı
ve:
"Vallahi, sende
beni tatmin edecek birşey göremedim!" dedikten sonra, Es'ad b. Zürâre ile
Mus'ab b. Umeyr'e doğru ilerledi.
Es'ad b. Zürâre,
Mus'ab. b. Umeyr'e:
"Ey Mus'ab!
Vallahi, sana gerisindeki kavminin seyyidi, ulu kişisi geliyor ki, kendisi sana
tâbi olursa, onlardan iki kişi bile sana muhalefet etmez!" dedi.
Sa'd b. Muaz Es'ad
b. Zürâre ile Mus'ab b. Umeyr'i sakin ve telaşsız görünce, Useyd b. Hudayhn
ancak onların söyleyeceklerini kendisine dinletmek istediğini anladı. Sövüp sayarak, üzerlerine dikildi. Es'ad
b. Zürare'ye
"Ey Ebu Ümâme!
Vallahi, seninle aramızda akrabalık olmasaydı, bu adamı benden kurtaramazdın!
Siz bizim
hoşlanmadığımız şeyi evlerimizin içine mi sokacaksınız?[56]
Sen şu yabancı,
kovulmuş adamı evlerimize, zayıflanmızın inançlarını bâtıl şeylerle bozmak ve
onları ona davet etmek için mi getirdin?!
Sizin bundan sonra
çevremizde bir daha birşey yaptığınızı görmeyeyim" diyerek çıkıştı.[57]
Mus'ab b. Umeyr,
ona:
"Biraz oturup
söyleyeceklerimi dinlesen; beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna
gitmezse, dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı?" dedi.
Sa'd b. Muaz:
"Yerinde bir
söz söyledin!" dedi ve mızrağını yere saplayıp oturunca, Mus'ab b. Umeyr
ona İslâmiyeti anlattı ve Kurân-ı Kerîm okudu.[58]
Mus'ab b. Umeyr, Sa'd, b. Muaz'a Zuhruf sûresinin baş tarafından (1-8)
okumuştu.[59]
Bu, Sa'd b. Muaz'ın,
Es'ad b. Zürâre ile Mus'ab b. Umeyr'in yanına, tehdit etmek üzere ikinci gelişi
idi.[60]
Sa'd b. Muaz Mus'ab
b.Umeyr'in İslâmiyet hakkındaki sözlerini ve okuduğu Kur'ân-ı Kerîm'i dinlediği
zaman, Es'ad b. Zürâre ile Mus'ab b. Umeyr:
"Vallahi, o
daha konuşmadan önce, yüzünde İslâm'ın
nurunun parladığını ve yumuşadığını anladık!"
demişlerdir.
Sa'd b. Muaz,
Kur'ân-ı Kerîm'i dinleyince:
"Ben şimdiye
kadar hiç bilmediğim birşeyi dinledim!" dedi[61] ve:
"Siz bu dine
girdiğiniz, Müslüman olduğunuz zaman ne yaparsınız?" diye sordu.
Es'ad b. Zürâre ile
Mus'ab b. Umeyr:
"Gusleder,
temizlenirsin!
Altlı üstlü,
elbiseni temizlersin!
Sonra, hak
şehadetiyle şehadet getirirsin!
Sonra da, iki rekat
namaz kılarsın!" dediler.
Sa'd b. Muaz kalkıp
gusletti.
Elbiselerini
temizledi.
Hak şehadetiyle
şehadet getirdi.
Sonra da, iki rekat
namaz kıldı.
Mızrağını alıp,
yanında Useyd b. Hudayr da bulunduğu halde, kavminin toplantı yerine doğru
gitti.
Kavmi, onu gelirken
görünce, birbirlerine:
"Vallahi, Sa'd
yanınızdan gidişinden başka bir yüzle döndü size!" dediler.
Sa'd b. Muaz,
onların yanına vanp durdu ve:
"Ey Abduleşhel
oğulları! Benim, aranızdaki işimi,
gidişimi nasıl bilirsiniz?" diye sordu.
Abduleşhel
oğulları:
"Sen bizim
seyyidimiz, ulu kişimiz ve görüşçe en üstünümüz, yönetici olarak da en
uğurlumuzsun!" dediler.
Bunun üzerine, Sa'd
b. Muaz:
"Siz Allah'a ve
Resûlüne iman edinceye kadar, sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram
olsun!" dedi.
Es'ad b. Zürâre ile
Mus'ab b. Umeyr:
"Vallahi,
akşama kadar, Abduleşhel oğulları mahallesinde, erkek kadın, Müslüman olmadık
kimse kalmadı!" demişlerdir.[62]
Es'ad b. Zürâre ile
Mus'ab b. Umeyr, Zafer oğullarının bostanındaki Mark kuyusunun başında Useyd b.
Hudayfın ve Sa'd b. Muaz'ın Müslüman oluşundan sonra, oradan kalkıp Es'ad b.
Zürâre'nin evine döndüler.
Mus'ab b. Umeyr,
Es'ad b. Zürâre'nin yanında oturup, halkı İslâmiyete davete koyuldu.[63]
Sa'd b. Muaz,
Müslüman olunca da, Mus'ab b. Umeyr ile Es'ad b. Zürâre'yi kendi evine götürüp
İslâmiyeti yaymaya devam ettirdi.[64]
Ümeyye b. Zeyd,
Hatıma, Vâil ve Vâkıf oğulları ailelerinden başka, Ensar evlerinden, içinde
erkek ve kadın Müslüman olmayan bir ev kalmadı.
Ebu Kays b. Eslet,
bu dört ailenin şairi, seyyidi idi.
Onlar hep Ebu
Kays'ın ağzına bakarlar, ona boyun eğerler, onu dinlerlerdi.
O da, onları
İslâmiyetten geri durdurdu. Hendek savaşından[65] sonra,
onlarda Müslüman oldular.[66]
Ashab-ı Kiram'dan
Ebu Seleme Abdullah b. Abdulesed, hicret ettiği Habeş ülkesinden Mekke'ye
dönmüş bulunuyordu.
Akabe Bey'atından
bir yıl önce, Kureyş müşriklerinin kendisine işkenceye başladıkları sırada,
Medinelilerin Müslüman olduklarını işitince, zevcesi Hz. Ümmü Seleme ile oğlu
Seleme'yi deveye bindirerek, Medine'ye hicret etmek üzere yola çıktı.
Fakat, Mugîre b.
Abdullah oğulları onu görüp önüne dikildiler ve:
"Haydi, sen şu
kendin hakkında bize galebe çaldın!
Fakat, bu zevceni de
beldelerde gezdirip durmanda seni serbest bırakacağımızı mı sanıyorsun?"
diyerek, Ebu Seleme'nin elinden devenin yularını çekip aldılar.
Ebu Seleme'nin kavmi
olan Abdulesed oğulları kızdılar ve:
"Hayır!
Vallahi, siz adamımızdan zevcesini çekip alınca, biz de oğlumuzu onun yanında
bırakmayız!" dediler. Seleme'yi aralarında çekiştirdiler durdular,
nihayet onu alıp götürdüler.
Mugîre oğulları ise,
Hz. Ümmü Selemeyi yanlarında tuttular, bırakmadılar.
Ebu Seleme Medine'ye
yalnız başına hicret edip gitti.
Mugîre oğulları, böylece,
Hz. Ümmü Seleme'nin kocası ve oğlu ile arasını ayırdılar.
O da, her sabah
çıkar, vadide oturur, akşama kadar ağlardı.
Bu hal bir yıl veya
bir yıl kadar sürdü.[67]
Amr b. Cemûh; Selime
oğullarının seyyiçilerinden ve eşrafındandı. Kendisinin evinde, ağaç kütüğünden
yapılmış, Menât diye anılan bir putu vardı.
Medine eşrafının
yaptıkları gibi, o da, bu putu ilah edinmişti. Ona tapar ve tazimde bulunurdu.[68]
Mus'ab b. Umeyr
Kur'ân öğretmek için Medine'ye geldiği zaman, Amr b. Cemûh, ona ve
arkadaşlarına adam gönderip:
"Siz bize ne
için geldiniz?" diye sordu.
Onlar da:
"İstersen, sana
gelip Kur'ân dinletelim?" dediler.
Amr b. Cemûh:
"Olur!"
dedi.
Mus'ab b. Umeyr ona
Yûsuf sûresinin baş tarafından (1-8. âyetleri) okudu. Amr b. Cemûh:
"Kavmimizle,
bir görüşmemiz lazım!" dedi.
Mus'ab b. Umeyr ile
arkadaşları onun yanından ayrıldılar.
Amr b. Cemûh putunun
yanına girdi ve:
"Sen de
bilirsin ki, vallahi, bu kavim senden başkasına bağlanmamı istiyor! Sende buna
karşı bir güç, kudret yok mu?" dedi.[69]
Amr b. Cemûh'un oğlu
Muaz ile Muaz b. Cebel ve Selime oğullarının Müslüman olan gençlerinden
bazıları, geceleyin, Amr b. Cemûh'un putunu bulunduğu yerden alıp Selime
oğullarının çöplük çukurlarından, içinde insan pisliği de bulunan bir çukura attılar.
Amr b. Cemûh,
sabahleyin:
"Yazıklar olsun
size! Bu gece ilahlarımıza kim sataştı?!" dedi. Onu aramaya gitti,
buldu,yıkayıp temizledikten, güzel koku sürdükten sonra
"Vallahi, bunu
sana yapanı bir bilseydim, onu rezil ederdim!" dedi. Amr b. Cemûh akşamleyin
uyuduğu zaman, putuna aynı şeyi tekrar yaptılar. O da, sabahleyin gidip putunu
aynı çukurun içinde buldu, yıkadı, temizledi, ona koku sürdü.
Puta geceleri aynı
şey birkaç kere daha yapıldıktan ve Amr b. Cemûh da bulup yıkadıktan ve güzel
koku sürdükten sonra,[70]
kılıcını onun boynuna astı[71] ve:
"Ben, vallahi,
gördüğüm şeyi sana yapanı bilmiyorum. Eğer sende bir hayır varsa, artk kendini
kendin koru, savun! İşte, kılıç da yanında!" dedi.[72]
Dışarı çıktı.
Ev halkı, kalkıp
kılıcı putun boynundan aldılar.
Amr b. Cemûh, eve
dönüp kılıcın putun üzerinden alınmış olduğunu görünce:
"Ey Menât!
Kılıç nerede?! Ben gidip servetimi Menât'a harcanmak üzere vasiyet ve
vakfedeceğim!" dedi, gitti.[73]
O gidedursun, put da
bir köpek ölüsü ile bağlanarak Selime oğullarının, içinde insan pisliği bulunan
kuyularından bir kuyuya atıldı.[74]
Amr b. Cemûh, evine
dönünce, ev halkına:
"Nasılsınız?"
diye sordu.
Onlar da:
"Ey efendimiz!
Biz hayırlı yoldayız! Allah evimizden pisliği giderdi!" dediler.
Amr b. Cemûh:
"Vallahi,
sanıyorum ki, siz bana karşı Menât'a bir kötülük yaptınız?" dedi.
"Evet! Orası da
öyle! Bak! İşte, o, şu kuyudadır!" dediler.[75]
Amr b. Cemûh, gidip
putunu kuyunun içinde bir köpek ölüsüyle bağlanarak başaşağı atılmış bir halde
görünce, uyandı!
Kavminden, Müslüman
olan bazı zâtlarla konuştu.
Allah'ın rahmetiyle
Müslüman olup Allah'tan gelen bilgilerle bilinçlendiği zaman, kendisini içinde
bulunduğu körlük ve sapkınlıktan Peygamberimiz (a.s.)ın sayesinde kurtaran Yüce
Allah'a şükretti.[76]
Kavmine de haber
saldı.
Yanına geldikleri
zaman, onlara:
"Siz benim
bulunduğum şey üzerinde bulunur değil misiniz?" diye sordu.
"Evet!
Bulunuruz! Sen bizim seyyidimiz, ulu kişimizsin!" dediler.
Amr b. Cemûh:
"Sizi şahit
tutarım ki,[77] ben artık Muhammed'e
indirilmiş olanlara iman etmiş bulunuyorum!" dedi ve bunu dört beyiflik
bir şiirinde dile getirdi.[78]
Yüce Allah ondan
razı olsun![79]
[1] * Ensar; yardımcılar
demek olup, Ashabdan Enesb. Malik'e: "Senin görüşüne göre, siz öteden beri
Ensar adıyla anılır mıydınız? Yoksa, bu adı size Allah mı taktı?" diye
sorulduğu zaman, Enes b. Malik "Evet! Ensar adını bize Allah taktı!"
demiştir (Buhârî, Sahih, c. 4, s. 221).
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 220.
[2] İbn İshak, İbn Hişam ,
Sîre, o. 2, s. 73, Belâzuri, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 239, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve,
c. 1, s. 299, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 431, İbn Hazm, C evâm
iu's-Sîre, s. 71, Ebu'I-Ferec İbn Cevzi, el -Vefa, c. 1, s. 219, İbn Esir, Kâmil,
c. 2, s. 96, İbn Kayyım, Zâdü'l-mead, o. 2, s. 56, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, o.
1, s. 156, Zehebî, Târihu'l-islâm, s. 291, Ebu'l-Fidâ, el- Bidâye ve'n-nihâye,
c. 3, s. 150.
[3] Diyarbekrî, Hamîs, c. 2,
s. 73, İbn Sa'd, c. 1, s. 220, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 239, Taberî,
Târih, c. 2, s. 235.
[4] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 73.
[5] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 73, Buhâri, Sahih, c. 4, s. 251, Beyhakî, c. 2, s. 431, E bu'l-Ferec, c.
1, s. 218, Zehebî, s. 291 , Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 150.
[6] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 323.
[7] Buhâri, Sahih, c. 4, s.
251 , Müslim, Sahih, c. 3, s. 1334.
[8] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323.
[9] Buhâri, Sahih, c. 4, s.
251.
[10] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, İbn Sa'd, c. 1 , s. 220.
[11] Buhârî, Sahih, c. 4, s.
251.
[12] Müslim, Sahih, o. 3, s.
1333.
[13] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 75, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 323, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 220.
[14] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 75, İbn Sa'd, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, Buhârî, Sahih,
c. 4, s. 251 , Müslim , c. 3, s. 1333.
[15] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 75-76, İbn Sa'd, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323, Müslim, c.
3, s. 1333.
[16] Buhâri, Sahih, c. 4, s.
251, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1334.
[17] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 75, İbn Sa'd, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c. 5, s. 323,
[18] Müslim, Sahih, c. 3, s.
1333.
[19] Buhâri, c. 4, s. 251 ,
Müslim, c. 3, s. 1333.
[20] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 75, İbn Sa'd, c. 1, s. 220, Ahmed b. Hanbel, c.5, s. 323, Buhâri, c. 4,
s. 251, Müslim, c. 3, s. 1334.
M. Asım Köksal, İslam
Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/247-249.
[21] İbn İshak.İbn Hişam,c.2,
s. 73-76, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 220, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s.
239, Taben, Târih, c. 2, s. 235, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 431, İbn
Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 71-72, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 , s.
217-218, İbnEsîr, Kâmil.c. 2, s. 96, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
156-157, Zehebî, Tâıfhu'l-islâm, s. 291, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.
3, s. 150, Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 316.
[22] İbn Sa'd, c. 3, s. 545,
İbn ^bdilberr, İstiâb, c. 2, s. 641, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 62.
[23] İbn Sa'd, c. 3, s. 439,
İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 641, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 428, İbn
Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 95.
M. Asım Köksal, İslam
Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/249.
[24] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 239, Kastalânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 77,
Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 317.
[25] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 437.
[26] Yâkubî, Târîh, c. 2, s.
38, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 307, Heysemî, Mecınau'z-zevâid, c.
6, s. 41, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 163.
[27] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 220, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 437, Kastalânî, c.
1, s. 77.
[28] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 220.
[29] Beyhakî, Delâil, c. 2,
s. 437, Halebî, c. 2, s. 164.
[30] İbn Sa'd, c. 1, s. 220,
Taberî, Târih, c. 2, s. 235.
[31] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 239.
[32] Belâzurî, c.1, s. 239,
Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 38.
[33] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 76, İbn Sa'd, c. 1, s. 220, Belâzurî, c. 1, s. 239. Yâkubî, c. 2, s. 38,
Taberî, c. 2, s. 235, Beyhakî, c. 2, s. 437.
[34] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 96, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 151.
[35] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 151.
[36] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, İbn Esîr, c. 2, s. 96, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.
151.
[37] İbn Sa'd, c.1, s. 220,
Yâkubî, c. 2, s. 38, Beyhakî, c. 2, s. 437, İbn Hazm, Cevamiu's-Sîre, s. 72,
İbn Esîr, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 158, Zehebî, s. 293.
[38] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 76, Beyhakî, c. 2, s. 437.
[39] İbn Sa'd, c. 1, s. 220,
Beyhakî, c. 2, s. 437, Ebu'l-Ferec, c. 1 , s. 218.
[40] Belâzurî, c. 1, s. 239,
İbn Hazm, s. 72, İbn Seyyid, c. 1, s. 158.
[41] İbn Hazm, Cevâm
iu's-Sîre, s. 72.
[42] Belâzurî, c. 1, s. 239,
İbn Hazm, s. 72, İbn Seyyid, c. 1, s. 158.
[43] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî,
el-Vefâ, c. 1, s. 218.
[44] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 76, Taberî, c. 2, s. 235, Beyhakî, c. 2, s. 437. İbn Seyyid, c. 1, s.
158, Zehebî, s. 293, Ebu'l- Fidâ, c. 3, s. 151 , Halebî, c. 2, s. 163.
[45] Belâzurî, c. 1, s. 239,
İbn Hazm, s. 72.
[46] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 77, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 437, Zehebî,
Târîhu'l-islâm, s. 293, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 151,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 163.
[47] Diyarbekrî, Hamîs, c. 1,
s. 317.
[48] İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 158, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 1 51, Kastalânî,
Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 77.
[49] Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 284, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 264, İbn Seyyid, c. 1, s. 158, Halebî, c.
2, s. 163.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/249-251.
[50] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 87. İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 91, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe,
c. 1, s. 111. 51
[51] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 604.
[52] İbn Sa'd, c. 3, s. 604,
İbn Abdilberr, c. 1, s. 93, İbn Esîr, c. 1, s. 112.
[53] İbn Sa'd, c. 3, s. 604.
[54] İbn İshak, İbn Hişam ,
c. 2, s. 77-78, Taberî, Târih, c. 2, s. 236, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2,
s. 438439, İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
159-160, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 294, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.
3, s. 152, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 170.
[55] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 294.
[56] İbn İshak, İbn Hisam,
Sîre, c. 2, s. 78, Taberî, Târîh, c. 2, s. 236, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.
2, s. 439440, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 97, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.
160, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 294-296, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.
3, s. 152-153, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 170-172.
[57] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 307-308, Heysemî, Mean au'z-zevâid, c. 6, s. 41.
[58] İbn İshak, İbn Hisam ,
c. 2, s. 78-79, Taberî, c. 2, s. 237, Beyhakî, c. 2, s. 439440, İbn Esîr, c. 2,
s. 97, İbn Seyyid, c. 1, s. 160, Zehebî, s. 296-297, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 153,
Halebî, c. 2, s. 1 70-1 71.
[59] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 307, Zehebî, c. 295, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 153,
Heysemî, Meanau'i-zevâid, c. 6, s. 41.
[60] Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 307, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 294, Heysemî,
Mecmau'i-zevâid, c. 6, s. 41.
[61] Zehebî, Târîhu'l-islâm,
s. 295, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 41 .
[62] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 79-80, Taberî, Târîh, c. 2, s. 237, Ebu Nuaym, c. 1, s. 308,
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 440, İ bn Esîr Kâm il, c. 2, s. 93, İtan
Seyyid, Uyûnu'l -eser, c. 1, s. 1 60-1 61, Zehebî, s. 2 97, Ebu'l-F idâ, el-Bi
dâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 153, Halebî, c. 2, s. 171.
[63] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 79-80, Taberî, Târîh, c. 2, s. 237, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve,
c. 2, s. 437-440, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 93, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1,
s. 160-161, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 294-295, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 3, s. 1 53, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 171.
[64] İbn Sa'd, Taba kât, c.
3, s. 420-421.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s.80, Taberî, c. 2, s. 237, Beyhakî,c. 2, s. 440, İbn Haim, Cevâmiu's-Sîre,
s. 73, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 98, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 161,
Zehebî, s. 297, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.1 53, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 1
2, Halebî, c. 2, s. 171.
[66] İbn Hazm,
Cevâmiu's-Sîre, s. 73, İbn Seyyid, c. 1,s.161 , İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 12.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/251-256.
[67] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 112, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 258, İbn Hazm ,
Cevâmiu's-sfne, s. 86, İbn Ea>, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 341, Zehebî,
TârıTiu'l-islam , s. 31 2, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 169,
Halebî, İnsanu'l-uyûn, c. 2, s. 182.
M. Asım Köksal,
İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/257.
[68] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2,
s. 95, İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 207, İbn Hacer, el-İsâbe, t 2, s. 529.
[69] Zehebî, Siyeru
a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 182.
[70] Zehebî, Siyeru
a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 182.
[71] İbn İshak, İbn Hişam,
Sîre, c. 2, s. 95, İbn E ar, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 207, Zehebî, Siyeru
a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 182, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 529.
[72] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 95-96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[73] Zehebî, Siyeru
a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 182.
[74] İbn İshak, İbn Hişam, c.
2, s. 95-96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[75] Zehebî, Siyeru
a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 182-183.
[76] İbn İshak.İbnHişam, c.
2, s. 96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[77] Zehebî, Siyeru
a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 183.
[78] İbn İshak.İbn Hişam, c.
2, s. 96, İbn Esîr, c. 4, s. 207, Zehebî, c.1, s. 183, İbn Hacer, c. 2, s. 529.
[79] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
2/257-260.