UHUD'DAN SONRA:SEFERLER,
ŞEHİTLER VE ZAFERLER
Benî Esedler Üzerine Askerî Bir Birlik Gönderilişi
Halid b. Süfyan Ne Zaman, Ne İçin ve Nasıl
Öldürüldü?
Reci' Seferi Ne Zaman, Ne İçin ve Nasıl Yapıldı?
Gözcü ve Din Öğretmeni Olarak Gönderilenlerin
Sayısı
Gözcü ve Din Öğretmeni Olarak Gönderilen
Sahabilerden Bazılarının İsimleri ve Nasıl Gadr ve
Sülâfe'nin Asım b. Sabit Hakkındaki Adağı
Hubeyb b. Adiyy İle Zeyd b. Desinne'nin Başlarına
Gelenler
Hubeyb'in Darağacında Can Verişi
Zeyd b. Desinne'nin Tutukluluk Hayatı ve Şehit
Edilişi
Urve b. Esmâ'nın Müşrikler Tarafından Verilen
Emanı Reddedişi
Âmir b. Füheyre'nin Şehit Edilişi ve Göğe Çekilişi
İslâm İrşad Birliğinin Son Kelam ve Selamları
Münzir b. Amr'ın Müşrikler Tarafından Verilen
Emanı Reddedişi
İslâm İrşad Birliğinin Toptan Şehit Edildiklerinin
Peygamberimiz Aleyhisselama Haber Verilişi
Bi'r-i Maûne Katliamından Kurtulanlar
Âmir b. Tufeyl'in Amr b. Ümeyye'den Şehitler
Hakkında Bilgi Alması
Ebu Bera'ın Oğlu Rebia'nın Âmir b. Tufeyl'I
Öldürmeye Teşebbüs Edişi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Allah'a ve Resûlüne
Asi Olan Kabileler Aleyhinde Dua Edişi
Ebu Süfyan Tarafından Peygamberimiz Aleyhisselam
İçin Bir Katil Kiralanıp Medine'ye Gönderilişi
Amr b. Ümeyye ile Bir Arkadaşının Mekke'ye
Gönderilişi
Cabir b. Abdullah'ın Hurma Mahsulünün Bütün
Borçlarını Ödeyecek Kadar Bereketlenişi
Katan;
Necid nahiyelerinden[1] Feyd'de,[2] Benî Sa'd'lara ait bir dağın[3] su
başlarından bir suyun adıdır.[4]
Peygamberimiz
Aleyhisselamin Medine'ye hicretinin 35. Muharrem
ayının başıdır.[5]
Tayyi' kabilesinden Velid
b. Züheyr'in ashabdan Tuleyb b. Umeyrln zevcesi bulunan
yeğenini ziyaret için Medine'ye geldiği zaman,[6] söz
arasında, Esed oğulları kabilesinde Huveylid'in iki oğlu Tulayha ile Seleme'nin kendi kavimlerini ve kendilerine bağlı olanları Resûlullah Aleyhisselamla çarpışmaya
davet ve teşebbüs ettiğini haber vemnesidir.[7]
Peygamberimiz
Aleyhisselam; Esed
oğullarından Huveylid'in iki oğlu Tulayha
ile Seleme'nin Esed
oğulları ve müttefiklerini Peygamberimiz Aleyhisselamla
çarpışmaya davet ve teşebbüs ettiğini öğrenince, Ebu
Seleme b. Abdulesed'i çağırıp ona bir sancak bağladı
ve maiyyetine de Muhacirler ve Ensardan
150 kişi vererek:
"Seni
bu askerî birliğe kumandan tayin ettim. Bunları Benî Esedlerin
yurduna götür! Onlar sana gelmeden, sen onların üzerine yürü! Baskın yap!"
buyurdu.
Allah'ın
emirlerine aykırı tutum ve davranışlardan sakınmasını ve maiyyetindeki
Müslümanlar için hayırlı olmasını da ona tavsiye etti.[8]
Mücahidler; Velid b. Züheyrln kılavuzluğumla, ıssız ve sapa yollardan hızla
giderek Esed oğullarının toplandıkları su başlarından
biri olan Katan'a yaklaştılar. Orada, Esed oğullarının bir kısım yaylım hayvanlarını bulup iğtinam ettiler. Esed oğullarının
çobanlarından üçünü yakaladılar. Kaçan çobanlar, İslâm muvahhidlerinin
sayılarının çokluğunu haber vererek Esed oğullarını
korkuttular. Esed oğulları, her yerde dağılmaya
başladılar.[9]
Bu
sefierde Mes'ud b. Urve şehit oldu.[10]
Allah
ondan razı olsun![11]
Abdullah
b. Üneys der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam beni
çağırdı da:
'Bana
erişen habere göre; Halid b. Süfyan
b. Nübeyhü'l-Hüzelî benimle
çarpışmak için halkı başına toplamakta ve kendisi de şimdi Nahle'de
veya Urene'de bulunmaktadır.
Git
de, öldür onu!1 buyurdu.[12]
'Yâ Rasûlallah! Ben onu
tanımıyorum.[13] Onu bana tarif et de,
tanıyayım' dedim.[14]
Resûlullah Aleyhisselam:
'Sen
onu gördüğün zaman, sana şeytanı hatırlatacak;[15] vücudunda
bir titreme ve ürperme de bulacak,[16]
ondan korkacaksın!' buyurdu.
'Yâ Rasûlallah! Ben adamlardan,[17]
hiçbir şeyden korkmam' dedim.[18]
Resûlullah Aleyhisselamdan,
gerektiğinde, aleyhinde birşeyler söylememe izin
vermesini istedim.
Dilediğimi
söylememe izin verilince,[19]
kılıcımı kuşandım,[20] Huzâalara doğru yola çıktım, Kudeyd'e
ulaştım.
Orada,
Huzâalardan birçok kimseler buldum.
Onlar
bana binit ve arkadaşlar vermek istedilerse de, kabul etmedim.
Şerife
ve nihayet Ureney'e ulaştım.[21]
Orada
Halid b. Süfyan'ın kadın
çobanına rastladım. Ona:
'Sen
kimin çobanısın?' diye sordum.
'Süfyan'ın oğlunun!' dedi.
'O
nerededir?' diye sordum.
'Şimdi
gelir!' dedi.
Çok
geçmeden, Halid b. Süfyan, elindeki asasına dayanarak,[22]
arkasında da her çeşit halk bulunduğu halde geldi.
Kendisini
görür görmez tanıdım, titredim, tüylerim ürperdi!
Kendi
kendime:
'Allah
ve Resûlü doğru söyler' dedim.[23]
Yanına
vardığım zaman, benim için:
'Bu
adam da kim?!' dedi.[24]
'Ben
Araplardan,[25] Huzâalardan
bir adamım![26] Seni ve senin o adamla
[Peygamberimiz Aleyhisselam kastediliyor] çarpışmak
üzere adamlar topladığını işittim.
Bunun
için, yanına geldim.[27] Sana
yardım edeyim,[28] senin yanında olayım diye
geldim!' dedim.
Bana:
'Evet!
Öyledir! Ben bu işin üzerindeyim![29] Onun
için adamlar toplamaktayım dedi.
Kendisiyle
konuşmaya ve çadırına varıncaya kadar birlikte yürümeye devam ettim.
Çevresinde
dönüp dolaşan adamları yakınındaki konak yerlerine dağıldıkları, halk uykuya
daldığı ve onu öldürmek fırsatı hasıl olduğu zaman kılıçla vurup öldürdüm! H
emen dağa çıktım, bir mağaraya girip gizlendim. Atlılar ve yayalar beni her
tarafta aramaya koyuldularsa da, bulamadılar.
Geceleri
yürümek, gündüzleri gizlenmek suretiyle, Medine'ye gelip kavuştum.
Resûlullah Aleyhisselamı Mescidde buldum.[30]
Resûlullah Aleyhisselam,
beni görünce:
'Muradına
erdin!' buyurdu.[31]
'Yâ Rasûlallah! Onu öldürdüm!'
dedim.
'Doğru
söyledin!' buyurdu.
Sonra,
evine götürüp bana bir asa verdi ve:
'Ey
Abdullah b. Üneys! Bu asayı yanında tut!' buyurdu.
Halkın
yanına asa ile varınca, bana:
'Nedir
bu asa?' diye sordular.
'Bunu
bana Resûlullah Aleyhisselam
verdi ve yanımda tutmamı emir buyurdu!' dedim.
'Resûlullah Aleyhisselamın yanına
dön de, bunu sana ne için verdiğini kendisine sor!' dediler.
Ben
de Resûlullah Aleyhisselamın
yanına döndüm ve:
'Yâ Rasûlallah! Bu asayı bana ne
için verdin?1 diye sordum.
Resûlullah Aleyhisselam:
'O
aramızda Kıyamet gününde bir alâmet olsun diye verdim. O zaman, asalara dayanan
insanlar pek azdır!' buyurdu."[32]
Abdullah
b. Üneys'in Halid b. Süfyan'ı öldürmeye gidişi ve öldürüp dönüşü 18 gece sürdü.
Muharrem ayının çıkmasına yedi gün kala, Cumartesi günü Medine'ye geldi.[33]
Abdullah
b. Üneys; Peygamberimiz Aleyhisselamın
verdiği asayı, kılıcı ile birleştirdi. Ölünceye kadar, o asa kendisinin yanında
kaldı. Sonra, onu kefeninin içine konulsun diye vasiyet etti.
Öldüğü
zaman, ikisi birlikte defnedildiler.[34]
Allah
ondan razı olsun![35]
Reci1
seferi, Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine'ye
hicretinin 36. Safer ayında,[36] 3.
yılın sonunda, Saferayının ortalarında idi.[37]
Seferin
adı Reci'dir.
Reci1;
H icaz'da Hüzeyl kabilesine ait bir su olup, Hed'et'in yukarısındadır.[38]
Mekke ile Usfan arasındadır.[39]
Reci'in Hed'et'e
uzaklığı 7 mil, Hed'et'in Usfan'a
uzaklığı da 7 mildir.[40]
1- Hun b. Hüzeyme b.
Müdrike soyundan, Adal ve Kare kabilesinden birtakım
kişiler, Medine'ye gelerek:
"Yâ Rasûlallah! İslâmiyet
kabilemiz içinde yer almaya başladı. Ashabından bazı kimseleri bizimle birlikte
gönder de, onlar bize dinî bilgileri öğretsinler, Kur'ân okusun ve okutsunlar!
Bize İslâm şeriatını öğretsinler!" dediler.[41]
2- Kureyş müşriklerinin lideri Ebu
Süfyan b. Harb; Hamrâü'l-Esed'den ayrılıp
Mekke'ye giderken, Abdulkays oğullarından rastladığı
bir kafile ile, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Biz,
onun ve ashabının üzerine yürümeye ve köklerini kazımaya karar verdik"!
diyerek haber göndermiş bulunuyordu.[42]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Kureyş
müşriklerinin Müslümanlara karşı askerî bir hareket hazırlığı içinde bulunup
bulunmadıklarından vaktinde haberdar olmak için[43]
ashabından bazılarını Mekke taraflarına gözcü olarak göndermek niyetinde idi.[44]
Bunun
için, Adal ve Kare kabilesinden gelip Müslüman
olduklarını söyleyen kişilerin kabilelerine din öğretmeni gönderilmesi
hakkındaki dileklerini, Peygamberimiz Aleyhisselam
müsait karşıladı.[45]
Adal ve Kare kabileleri temsilcilerinin istekleri üzerine gönderilen
sahabilerin sayısı altı[46]
yahut yedi[47] ya da on idi.[48]
İçlerinden
Mersed b. Ebi Mersed[49]
yahut Asım b. Sabit kumandan tayin edilmişti.[50] Kastalânî, en doğrusunun bu olduğu söyler.[51]
1- Mersed b. Ebi Mersed,
2- Asım b. Sabit,
3- Halici b. Bükeyr,
4- Hubeyb b. Adiyy,
5- Zeyd b. Desinne,
6- Abdullah b. Târık,[52]
7- Muattib b. Ubeyd...
olup, bunlar Mekke ile Usfan arasında bulunan ve Hüzeyllere ait olan su başı
na, Hed'et'in yakınına
vardıkları zaman, Adal ve Kare temsilcilerinin gadr ve hıyanetine uğradılar.[53]
Adal ve Kare kabileleri, Lihyan
oğulları diye anılan Hüzeyl kabilesine haber salıp,
onlardan, Müslümanlara karşı kendilerine yardım etmelerini istediler.
Gelen
yüze yakın Hüzeyl okçuları, İslâm gözcü ve irşad birliğini izlemeye ve aramaya başladılar.
Onların
indikleri ve Medine hurmasını yiyip çekirdeklerini attıkları yeri buldular.
"İşte,
Yesrib (Medine) hurması çekirdekleri!" diyerek
bağrışıp, Müslüman gözcü ve irşad birliğinin izlerini
sürmeye başladılar. En sonunda, Asım b. Sabitle arkadaşlarına-sığındıklan dağın tepesinde-kavuştularve
çevrelerini sardılar. Onlara:
"Eğer
yanımıza inerseniz, sizlerden hiçbir kimseyi öldürmeyeceğimize kesin söz
veriyoruz![54]
Vallahi,
biz sizi öldürmek istemiyoruz!
Biz
sizi ancak Mekkelilere teslim edip onlardan birşeyler* almak istiyoruz.
Sizi
öldürmemek üzere, Allah'a söz veriyoruz!" dediler.
Asım
b. Sabit, Mersed b. Ebi Mersed ve Halid b. Bükeyr:
"Vallahi,
biz müşrikten hiçbir zaman ahd ve akd
kabul etmeyiz!" dediler.[55]
Asım
b. Sabit:
"Allah'ım!
Günün başında ben senin dinini korudum!
Günün
sonunda da, sen benim etimi, tenimi koru![56]
Allah'ım!
Halimizden, Peygamberini haberdar et!" diyerek dua etti ve:
"Vallahi,
ben kâfirin himayesine girmem ve aşağı inmem!" dedi.
Müşrikler
onları oka tuttular.
İçlerinde
Asım b. Sabit'in de bulunduğu yedi sahabiyi şehit
ettiler.[57]
Yüce
Allah bu şehitleri ilahî rahmet ve rızasına mazhar kılsın![58]
Asım
b. Sabit, Uhud savaşında müşrik kadınlarından Sülâfe'nin iki oğlunu okla vurup öldürmüş, Sülâfe de Asım b. Sabit'in başını ele geçirecek olursa kafatası
ile şarap içmeyi adamış[59] ve
onun başını kendisine getirecek olana da yüz deve vermeyi vaad
etmişti.
Bunu
bütün Araplar ve Lihyan oğulları bilmekte idiler.[60]
Asım
b. Sabit ise, kendisine hiçbir müşrikin dokunmaması, kendisinin de hiçbir
müşrike el sürmemesi hakkında Allah'a söz vermiş bulunuyordu.
Hüzeyller Asım b. Sabit'in başını alıp Sülâfe'ye satmak için cesedine doğru vardıkları zaman,
aralarına giren anlardan, cesede yaklaşamadılar.
"Bırakın
onu! Akşam olup arılarbaşından dağılınca
alırız!" dediler.
Fakat,
Yüce Allah'ın gökte bul ut yokken gönderdiği sel Asım'ın cesedini hiç
bulunamayacak biryere alıp götürdü![61]
Hubeyb b. Adiyy ile Zeyd b. Desinne ve Abdullah b.
Târik müşriklerin sözlerine kanarak bulundukları yerden yanlarına inip teslim
oldukları zaman, müşrikler onların ellerini yay telleriyle sımsıkı bağladılar.[62]
Mekkelilere
satmak için, Mekke'ye doğru götürdüler.
Mekke
yakınındaki Zahran'a vardıkları zaman, Abdullah b.
Tank, bağladıkları ipten elini çıkarıp kılıcına yapıştı.
Hüzeylîler geri çekildiler, onu taşa tuttular ve
taşla şehit ettiler.
Kendisinin
kabri Zahran'da bulunmaktadır.[63]
Yüce
Allah ondan razı olsun!
Hüzeylîler, Hubeyb b. Adiyy ile Zeyd b. Desinne'yi Mekke'ye götürüp satılığa çıkardılar.
Hubeyb'i Huceyr b. Ebi İhab, öldürülmüş olan
babasının karşılığı olarak öldürmek üzere, satın aldı.
Zeyd b. Desinne'yi de, babası Ümeyye b. Halefin karşılığı olarak öldürmek üzere, Salvan b. Ümeyye satın aldı.
Hubeyb b. Adiyy,
Maviye adlı kadının evindeki bir hücrecikte; Zeyd b. Desinne de Salvan b. Ümeyye'nin kölesi Nıstas'ın
evinde hapsedildi.[64]
Huceyr b. Ebi İhab'ın (sonradan Müslüman olan) kölesi Maviye Hatun der
ki:
"Hubeyb, benim yanımda, evimde hapsolunmuştu.
Bir
gün, Hubeyb'in yanına varınca gördüm ki, elinde adam
başı gibi büyük bir üzüm salkımı bulunuyor ve o ondan yiyordu![65]
O
zaman, Mekke'de,[66] hatta Allah'ın bütün
yeryüzünde üzümün tanesi bile var mıydı, bilmiyorum ![67]
Kendisi
zincirle bağlı olduğu halde, bunu ona nzık olarak
ancak Allah veriyordu!
Ben
Hubeyb'den daha hayırlı bir esir görmedim![68]
Hubeyb Kur'ân okur, teheccüd
namazı kılardı.
Onun
okuduğu Kur'ân'ı dinleyen kadınlar rikkate gelir,
ağlarlardı.
Hubeyb'e:
'Ey
Hubeyb! Senin herhangi bir ihtiyacın var mı?' diye
sormuştum.
'Hayır!
Senin bana tatlı su içirin enden, putlar adına kesilen hayvanların etlerini
tattırmamandan, bir de, öldürülmek istenildiğim zamanı bana haber vermenden
başka birşeye ihtiyacım yok!' dedi.
Haram
olan aylar çıkıp kendisini öldürmeye karar verdiklerini bildirdiğim zaman,
vallahi, onun bundan hiçbir korku ve kaygı duyduğunu görmedim.[69]
Öldürüleceği
gün gelip çatınca, Hubeyb:
'Bana
bir bıçak (ustura) gönder ki, onunla (ölüm için) etek temizliği yapayım?' dedi.[70]
Bunun
üzerine, üvey oğlum Ebu Hüseyn'e[71] bir
ustura verdim ve:
'Bunu,
şu evdeki adamın yanına gir de, kendisine ver!' dedim.
Sonra
da, kendi kendime:
'Ben
ne yaptım?! Vallahi, adam bu çocuğu öldürmekle öcünü alır, böylece adama karşı
adam öldürülmüş olur!?' dedim.
Hubeyb usturayı çocuğun elinden aldı.[72]
Çocuğun
Hubeyb'in dizine oturmuş ve usturayı da Hubeyb'in elinde olduğunu görür görmez, son derece korktum.
Hubeyb, korktuğumu anlayınca, bana:
'Çocuğu
öldürürüm diye mi korkuyorsun?!
Korkma!
İnşaallah, ben böyle birşey
işlemem ![73]
Haksız
yere cana kıymak bizim hal ve şanımızdan değildir!' dedi.[74]
Bunun
üzerine, ona:
'Ey
Hubeyb! Ben sana Allah'ın emânıyla
emniyet ettim.
Sana
verdiğim usturayı senin İlâhın için verdim. Yoksa, oğlumu öldüresin diye
vermedim!' dedim.
Hubeyb:
'Ben
senin oğlunu öldürecek bir kimse değilim! Dinimizde haksız yere cana kıymak
bize helâl değildir!' dedi.
Kendisini,
hapisten çıkaracaklarını ve ertesi günü sabahleyin de, öldüreceklerini haber
verdim."
Müşrikler;
öldürmek üzere kararlaştırdıkları gün gelince, Hubeyb
ile Zeyd'in zincirlerini çözdüler ve kendilerini
Mekke Haremi dışında bulunan, Mekke'ye iki fersah uzaklıkta olan Ten'im'e götürdüler. Kadın, çocuk, köle.. Mekke halkının
hemen hepsi, seyretmek için birlikte gittiler.[75] Hubeyb ile Zeyd Ten'im'e götürülürlerken, başlarına gelene karşı sabırlı
olmayı, katlanmayı birbirlerine tavsiye ettiler.[76]
Müşrikler
Ten'im'de bir çukur kazdılar, kuru ve uzun bir ağaç
gövdesini o çukura diktiler.
Hubeyb'i onun yanına götürdüler.[77]
Hubeyb:
"İki
rekat namaz kılmak için bana müsaade ediniz!" dedi.
Kendisini,
namaz kılmak için, bıraktılar.
Hubeyb, hafifçe iki rekat namaz kıldıktan
sonra:
"Vallahi,
eğer hakkımda ölümden korktu da namazı bunun için uzatıyor diye zannetmeyecek
olsaydınız, namazımı uzatırdım!" dedi ve:
"Bunların
hepsini helak et, birer birer canlarını al! Hiçbirini
sağ bırakma![78]
İlâhî!
Ben şuracıkta düşman yüzünden başka yüz göremiyorum ![79]
İlâhî!
Şuracıkta, Resûlüne elçi olarak gönderilecek bir kimse bulamıyorum! Resûlüne
selâmımı sen tebliğ et![80]
İlâhî!
Biz Senin Resûlünün elçiliğini tebliğ ettik.
Sen
de bize yapılanı sabahleyin Resûlüne tebliğ et!" diyerek dua etti.[81]
Cebrail
Aleyhisselam, gelip bunu Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdi.[82]
Hubeyb'i darağacına kaldırıp sıkıca bağladılar.[83]
Urve b. Zübeyr ve Musa b. Ukbe'den rivayet edildiğine göre;[84]
Bediide öldürülen müşriklerin oğulları darağacında bağlı olan Hubeyb'i silahlarıyla yarmaya, yırtmaya giriştiler.[85]
Hubeyb, okuduğu beyitlerde:
Her
taraftan birçok halkın, çoluk çocukların kendisinin başına toplandığını,
Asılmak
üzere uzun bir ağaç gövdesine yaklaştırıldığını,
Bağlı
olduğu için herkesin elinden geldiği kadar kendisine düşmanlık ettiğini,
Hem
çektiği mihnet ve meşakkat, hem de garipliğinden dolayı Cenab-ı
Hakka şikayetlendiğini,
Din
düşmanlarının yaptıkları, özellikle etlerini yarıp yırtmak suretiyle reva
gördükleri işkencelerden dolayı kurtuluş ümidi kalmadığından Yüce Arş
Sahibinden sabır istediğim,
Uğradığı
bu musibetin Allah yolunda olduğu cihetle, kesilen, biçilen, yarılan, yırtılan
uzuvlarından dolayı me'curolacağını,
Teklif
ettikleri küfür ve irtidadı kabul etmektense, ölümün
kendisine daha kolay olduğunu,
Her
ne kadar bir ara gözleri yaşla dolar gibi olmuşsa da yaş akmadığını ve er geç
öleceği cihetle, kendisinin ölümden çekincesi olmayıp ancak Cehennem ateşinin
hararetinden korktuğunu, hiçbir suretle düşmanlara boyun eğmeyeceğini,
Sabırsızlık
göstermeyeceğini,
Dönüş
yerinin huzûr-u ilahî olacağını... dile getirdi.[86]
Beyitlerinin
sonunda da:
"Ben Müslüman olarak öldürülmüş olduktan sonra, ölümüm ne
suretle olursa olsun, aldırış etmem!
Çünkü,
onların hepsi Allah yolundadır!
O,
dilerse, bu tarumar olan vücuduma feyiz ve bereket ihsan eder!" dedi.[87]
Haris
b. Bersâ der ki:
"Hubeyb b. Adiyy beddua ederken,
ben de hâzır bulunmuştum
Vallahi,
bizden hiç kimsenin sağ kalmayacağını sanmıştım!"[88]
Muaviye
b. Ebu Süfyan da:
"Hubeyb b. Adiyy'in öldürüleceği
gün hâzır olanlar içinde, (babam) Ebu Süfyan'la birlikte orada ben de bulundum.
Hubeyb'in duasından korkarak yere yattım.
'Bir
adamın üzerine beddua edildiği zaman, adam yanının üzerine yatarsa, o beddua ondan
gider' derlerdi" demiştir.[89]
Diğer
rivayete göre; babası Ebu Süfyan
hemen yere yatmış ve oğlu Muaviye'yi de birden çekip
arkasının, kuyruk sokumunun üzerine düşürdüğü için onun rahatsızlanmasına sebep
olmuş, rahatsızlığı bir müddet geçmemiştir.[90]
Huvaytıb b. Abduluzzâ,
yapılan duayı işitmekten korkarak parmaklarını kulaklarına tıkamış, oradan
kaçmıştır!
Cübeyr b. Mut'im, o
zaman, Hubeyb'in bedduasından korkup, adamların
arasına karışmıştır.[91]
Saîd b. Amir'e, arada sırada baygınlık gelirdi.
Hz.
Ömer, halifeliği sırasında, Saîd b. Âmirin bu halini
işitip sebebini sorunca, Saîd b. Âmir: "Ey mü'minler emîri! Bende bir hastalık yoktur.
Fakat,
ben Hubeyb b. Adiyy'in
öldürülmesi sırasında orada hâzır olanlar içinde bulunmuş, onun bedduasını
dinlemiştim.
Vallahi,
bunu ne zaman bir mecliste hatırlasam, muhakkak, üzerime baygınlık gelir!"
dedi.[92]
Nevfel b. Muaviye de der ki:
"Hubeyb beddua ederken, ben de orada ve ayakta idim. Onun
bedduasından korkarak hemen yere yattım!
Orada
bulunup da Hubeyb'in bedduasından korkarak kaçışmayan
bir kimse görmedim! Bir ay ve daha da fazla bir zaman, Kureyş'in
meclislerinde Hubeyb'in bedduasından başka bir söz
konuşulmamıştır."[93]
Müşrikler,
Bedir savaşında öldürülmüş bulunanların oğullarından kırk çocuk bulup, her
birine birer mızrak verdiler ve:
"Sizin
babalarınızı bu öldürdü! Onu hafif hafif mızraklayınız!" dediler.[94]
Ukbe b. Haris, darağacında bağlı bulunan Hubeyb'e
doğru vardı, onu mızrakladı.[95]
Hubeyb'in göğsünden saplanan mızrağın ucu,
sırtından dışarı çıktı!
Hubeyb:
"Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü
enne Muhammeden abduhû ve resûlüh=Şehadet ederim ki; Allah'tan başka ilah yoktur! Ve yine şehadet ederim ki; Muhammed (Aleyhisselam)
O'nun kulu ve resûlüdür!" diyerek şehadet
getirdikten sonra, ruhunu Yüce Allah'a teslim etti .[96]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"O
benim Cennette refîkimdir!" buyurmuştur.[97]
Yüce
Allah, onu rahmet ve rızasına mazhar kılsın!
Ukbe b. Haris ise: "Vallahi, Hubeyb'i
ben öldürmedim! Çünkü, ben daha küçüktüm.[98] O
zaman, çocuktum.[99]
Fakat,
Abduddar oğullarının kardeşi Ebu
Meysere, mızrağı alıp benim elime verdi. Sonra,
elimden tutup, mızrağı ona sapladı ve onu öldürdü!" demiştir.[100]
Zeyd b. Desinne'yi, Salvan b. Ümeyye, babası Ünneyye'nin karşılığında öldürmek üzene satın almıştı.[101]
Zincirle bağlı ve tutuklu olarak bulunduruyordu.
Zeyd b. Desinne, geceleri teheccüd namazı kılar, gündüzleri oruç tutardı.
Kendisine
getirilen et yemeklerini yememesi, Safvan b. Ümeyye'nin ağırına gitti.
Safvan b. Ümeyye, ona
et yemeğini ne için yemediğini sordu.
Zeyd b. Desinne:
"Ben
Allahtan başkasının adına kesilen hayvanın etini
yemem. Fakat, sütü içerim" dedi.
Bunun
üzerine, Safvan, ona her gün büyükçe bir kapla süt
götürülmesini emretti.
Zeyd b. Desinne sütle oruç tutar,
orucunu da onunla açardı.[102]
Zeyd b. Desinne'nin şehit edileceği
zaman, Safvan b. Ümeyye onu
kölesi Nıstas'la-Harem dışındaki-Ten'im'e
gönderdi.
Orada,
müşriklerden birçok kimse toplanmıştı.[103]
Ten'im'e aynı günde götürülen Zeyd
b. Desinne ile Hubeyb b. Adiyy, karşılaştıkları ibtilâ
hakkında birbirlerine sabır tavsiye ettiler. Ten'im'de
kendisi için darağacı dikildiği zaman, Zeyd b. Desinne de:
"İki
rekat namaz kılayım!" dedi, kıldıktan sonra, kendisini darağacına kaldırıp
bağladılar.
Müşrikler,
Zeyd b. Desinne'ye:
"Gel,
şu sonradan ortaya çıkarılan dininden dönüp bizim dinimize bağlan da, seni
serbest bırakalım" dediler.
Zeyd b. Desinne:
"Hayır!
Vallahi, ben hiçbirzaman dinimden ayrılmam!"
dedi.[104]
E
bu Süfyan:
"Sana
Allah adına and veriyor ve soruyorum: Şimdi
yanımızda, senin yerine Muhammed bulunup da onun boynunu vurmamızı, senin ise
ailenin içinde sağ salim yaşamanı arzu etmez misin?" dedi.
Zeyd b. Desinne:
"Vallahi,
ben ailem içinde sağ salim oturup da Muhammed (Aleyhisselam)'ın-değil sizin yanınızda, hatta şimdi bulunduğu yende
bile-ayağına bir dikenin batmasına, batıp incitmesine razı olamam!" dedi.
E
bu Süfyan:
"Ben,
insanlar içinde, ashabının Muhammed'i sevdiği gibi, hiçbir kimsenin hiçbir
kimseyi sevdiğini görmemişimdir!" demekten kendini alamadı.[105]
Müşrikler,
Zeyd b. Desinne'yi,
dininden döndürmek için oka tuttular.
Fakat,
bu da onun imanını ve İslâmiyete bağlılığını
arttırmaktan başka bir işe yaramadı.[106]
Zeyd b. Desinne'yi Safvan'ın
kölesi Nıstas şehit etti.[107]
Yüce
Allah, Zeyd b. Desinneyi
rahmet ve rızasına mazhar kılsın!
Reci' haberi Medine'de yayılınca, münafıklardan bazı adamlar:
"Yazık oldu şu işkenceye uğratılan ve öldürülenlere!
Onlar
ne çoluk çocuklarının içinde sağ salim oturdular, ne de adamlarının elçiliğini
yerine getire-bildiler!" diyerek bozgunculuğa ve yaygaraya başladılar.[108]
Bi'r-i Maûne Seferi Ne Zaman, Ne İçin ve Nasıl Yapıldı?
Uhud savaşından dört ay sonra, Hicretin dördüncü yılı Safer ayında, Ebu Berâ1
Amir b. Malik b. Cafer, Medine'ye gelerek, Peygamberimiz Aleyhisselamı
ziyaret etmişti.[109]
Kendisi
Âmir b. Sa'saa oğulları kabilesinin seyyidi, lideri idi.[110]
Ebu Berâ1, getirdiği iki afla iki deveyi[111]
hediye etmek istedi ise de, Peygamberimiz Aleyhisselam
onun hediyesini kabul etmedi[112] ve:
"Ey
Ebu Berâ'![113] Ben
müşrikten hediye kabul edemem[114]
Eğer hediyeni kabul etmemi istiyorsan, Müslüman ol!" buyurdu ve İslâmiyette neler olduğunu, Allah'ın mü'min
kullarına vereceğini va'dettiği sevap ve mükâfatları
haber verdi ve Kur'ân-ı Kerîm okudu.[115]
Ebu Berâ1 ne Müslüman oldu, ne de ondan uzak kaldı.[116]
"Ey
Muhammedi Ben senin işini pek güzel ve pek şerefli görüyorum![117]
Kavmim benim arkam-dadır, ne dersem yaparlar.[118]
Ashabından,
Necid halkına birtakım adamlar göndersen ve onlar da
onları senin işine davet etsel-er,[119]
umarım ki onlar senin davetine icabet ederler, işine tâbi olurlar.[120]
Tâbi olunca da, arbk davet ettiğin işin öyle parlar
ve güçlenirsin ki, diyecek yok![121]
Sen
istediğin kişileri Necid halkına gönder!" dedi.[122]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Ben
göndereceğim kişilere Necidlilerin fenalık etmelerinden
korkarım!" buyurdu.[123]
Ebu Berâ1:
"Ben
onları himayeme alır, korurum.[124]
Korkma! Necid halkından hiç kimse onlara engel
olamaz, dokunamaz![125] Göndereceğin
kişileri gönder! Halkı senin işine davet etsinler!" dedi.[126]
Rı'l, Zekvan, Usayya
ve Lihyan oğullarından da bazı kimseler, gelip Müslüman
olduklarını söylemişler;[127]
"Bize
Kur'ân ve sünneti öğretecek;"[128]
aynı zamanda kavimlerinden muhalefet edenlere karşı kendilerine yardım edecek
adamlar göndermesini Peygamberimiz Aleyhisselamdan
istemişlerdi.[129]
Ebu Berâ1, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Ben
kavmimin yanına döner, göndereceğin kişileri görür gözetirim!" diyerek,[130]
Medine'den ayrılıp Necid bölgesine doğru gitti.
Peygamberimiz
Aleyhisselamın ashabını himayeye aldığını bildirerek,
onlara dokunmamalarını Necidlilere sıkı sıkı tenbih etti.
Necidliler de:
"Ebu Berâ'ın himaye taahhüdü
bozulmayacak, onun taahhüdüne aykırı davranışlarda bulunulmayacaktır"
dediler.
Fakat,
Ebu Berâ'ın yeğeni Âmir b. Tufeyl amcasının isteklerini yerine getirmeye yanaşmadı,
ona aykırı davrandı.[131]
İslâm İrşad Birliğinin Gönderilişi
Peygamberimiz
Aleyhisselam; Ebu Berâ'ın gönderilecek irşad
birliğini koruyacağı hakkında verdiği kesin söz üzerine, Sâide
oğullarının kardeşi Münzirb. Amr'ın
kumandası altında kırk kişilik[132]
veya otuz kişilik[133]
veya yetmiş kişilik[134] irşad birliğini o taraflara yolladı.[135]
İrşad birliğine katılan ashabın dördü Muhacirlerden,
diğerleri Ensardandı.[136]
Gönderilen
irşad birliğinin önce kırkının, arkasından da
otuzunun takviye olarak gönderilmiş olduğu ve gönderilenlerin sayısının böylece
yetmişi bulduğu göz önünde tutulacak olursa, her üç rivayetin de doğru olduğu
anlaşılır.
İrşad birliği; Süleym
oğullarından Muttalib'in kılavuzluğu ile Maûne Kuyusuna doğru yollarına devam edip, bir sabah Bi'r-i Maûne'nin başına indiler.[137]
Bi'r-i Maûne; Âmir oğulları yurdu ile Süleym oğulları yurdu arasında olup, her ikisinin bölgesine
yakındır. Fakat, Süleym oğullarının kara taşlıklarına
daha yakındır.[138]
Bi'r-i Maûne, Süleym
oğullarına ait sulardandır.[139]
Mekke ile Usfan arasındaki bölgededir.[140]
İslâm
irşad birliği Bi'r-i Maûne'nin başına indikleri zaman, binek develerini otlatmak
üzere, Amr b. Ümeyye ile Münzirb. Muhammed'i mer'aya
gönderdiler.[141]
Peygamberimiz
Aleyhisselam; Necid halkı
ve Âmir oğulları liderlerine verilmek üzere, bir mektup da göndermişti.[142]
İslâm
irşad birliği, Bi'r-i Maûne'nin üst tarafında bulunan bir mağarada oturup
dinlendikten sonra, birbirlerine:
"Hanginiz
şu su çevresi halkına Resûlullah Aleyhisselamın
elçiliğini yapar?" diye sordular.
Haram
b. Milhan:
"Ben
yaparım!" dedi.[143]
Biri
Benî Ümeyye'den, diğeri de topal olan iki arkadaşını
yanına alıp gitti.[144]
Benî
Âmirlerin kardeşi Âmir b. Malikle karşılaştı. İzin verilince, Peygamberimiz Aleyhisselamın mektubunu onlara okudu.[145]
Haram
b. Milhan; Âmir b. Tufeyl'in
topluluğuna yaklaşınca, arkadaşlarına:[146]
"Ben
size gelinceye kadar, siz yerinizde durunuz.[147]
Ben
onların yakınına varıncaya kadar, benden uzak durmayınız.
Eğer
onlar bana Resûlullah Aleyhisselamdan
aldığımız emri kendilerine tebliğ edinceye kadar eman
ve imkân verirlerse ne âlâ!
Yok
eman vermezler, beni öldürürlerse, siz zaten benden
uzakta değilsiniz, hemen gider, durumu arkadaşlara haber verirsiniz!"
dedi.
Haram
b. Milhan; Âmir b. Tufeyl'in
topluluğuna:
"Resûlullah Aleyhisselamın
elçiliğini tebliğ için bana eman ve izin verir
misiniz, yanınıza gelip sizinle konuşayım?" dedi.
"Olur!"
dediler.[148]
Bunun
üzerine, Haram b. Milhan yanlarına vardı ve onlara:
"Ey
Maûne Kuyusunun çevresi halkı! Ben size Resûlullah Aleyhisselamın
gönderdiği elçisiyim!
Ben
şehadet ederim ki; Allah'tan başka ilah yoktur!
Muhammed Aleyhisselam da Allah'ın kulu ve resûlüdür!
O
halde, siz de Allah'a ve Resûlüne iman ediniz!" dedi.[149]
Âmir
b. Tufeyl, Haram b. Milhan'ın
sunduğu, Peygamberimiz Aleyhisselamın mektubuna hiç
bakmadı bile!
Hemen
üzerine saldırıp Haram b. Milhan'ı şehit etti.[150]
Diğer
rivayete göre; Haram b. Milhan konuşurken, Amir b. Tufeyl'in işaret ettiği bir adam Haram b. Milhan'a arkasından mızrağını sapladı. Mızrağın ucu Haram
b. Milhan'ın göğsünden dışarı çıktı![151]
Mızrak
vücuduna saplanır saplanmaz, Haram b. Milhan:
"Allahuekber! Kabe'nin Rabbine andolsun
ki* kazandım gitti!" dedi[152] ve
fışkıran kanından avuçlayıp, onu yüzüne ve başına sürdü![153]
Âmir
b. Tufeyl:
"Andolsun ki, bu tek başına gelmemiştir!" dedi .[154]
Haram
b. Milhan'ın gerisinde bulunan Müslüman topluluğunu
da kuşatıp imha etmek için Âmir oğulları kabilesini yardıma çağırdı.
Âmir
oğulları, Âmir b. Tufeyl'in davetine icabet etmekten
çekindiler:
"Biz,
Ebu Berâ'ın ahdini asla
bozmayız![155] Ebu
Berâ'ın onlar için bir ahdi ve kendilerini koruyacağı
hakkında bir taahhüdü var!" dediler.[156]
Bunun
üzerine, Âmir b. Tufeyl, Süleym
oğullarından Usayya, Ri'1,[157] Zekvan,[158]
Kare[159]
kabilelerine başvurup kendisine fiilî yardı m da bulunmalarını istedi.
Onlar
Âmir b. Tufeyl'in davetine icabet ederek toplanıp,
Müslümanları kuşattılar.[160]
İslâm
irşad birliği:
"Vallahi,
bizim sizinle hiçbir işimiz yok! Biz ancak Peygamber Aleyhisselamın
bir işi için yolumuza gidiyoruz. Biz Resûlullahın
elçileriyiz!" dedilerse de, müşriklere dinletemediler.[161]
Urve b. Esmâ'nın mensup bulunduğu Süleytm
oğulları kabilesiyle Amir b. Tufeyl arasında dostluk vandı.
Bunun
için, İslâm irşad birliğini çepeçevre kuşatan
müşrikler, Urve'ye eman
vererek kendisini kurtarmak istediler. Fakat, Urve:
"Ben
ne onların emanını kabul ederim, ne de şu
arkadaşlarımın vurulup düşecekleri yerden kendimi ayırmak, kayırmak
isterim!" diyerek, onların emanlarını reddetti.[162]
Cebbar
b. Sülma der ki:
"Müslümanlardan,
beni İslâmiyete davet eden bir adama, iki dalı
arasından, mızrağımı sapladım! Mızrağımın demirinin onun göğsünden çıktığını
gördüm!
Kendisinin:
'Vallahi,
kazandım gitti!1 dediğini işittim.
Kendi
kendime:
'Neyi
kazandı ki?! Ben adamı öldürmüş değil miyim?!' dedim.[163]
Müslümanlığı
benimsememe de, ondan görmüş olduğum şey, cesedinin göğe yükseltil işini görmem
sebep oldu."[164]
Bi'r-i Maûne'cie müşrikler tarafından
çepeçevre kuşatılan İslâm irşad birliği, şehit
olacaklarını anlayınca:
"Ey
Allah! Şuracıkta, Resûlüne bizim selamımızı tebliğ edecek, Senden başkasını
bulamıyoruz. Ona bizden selam söyle!" dediler.
Cebrail
Aleyhisselam gelip bunu Peygamberimiz Aleyhisselama tebliğ edince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ın
selamı, onlara da olsun!" buyurdu.[165]
İslâm
irşad birliği, Bi'r-i Maûne'de çevrelerini saran müşriklere karşı kendilerini
savunmak için kılıçlarını sıyırdılar, son nefeslerine kadar çarpışa çarpışa şehit oldular.
İçlerinden,
yalnız Ka'b b. Zeyd, can
verir bir halde bırakıldığı için sağ kaldı. Hendek savaşında o da şehit oldu.[166]
Yüce Allah onlardan razı olsun![167]
İslâm
irşad bitliğinden sağ kalan Münzir
b. Amr'a:
"İstersen,
sana eman verelim" dediler.
Münzir b. Amr da
onların emanını kabul etmedi, reddetti.[168]
Cebrail
Aleyhisselam gelip İslâm irşaci
birliğinin şehit olarak Rablerine kavuştuklarını, Rablerinin onlardan razı
olduğunu ve kendilerini de razı kıldığını haber verince;[169]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Allah'a hamd ü sena ettikten sonra:
"Kardeşleriniz,
müşriklerle karşılaşıp, kendilerinden bir kimse kalmaksızın şehit oldular!
'Ey
Rabbimiz! Bizim Senden razı olduğumuzu, Senin de bizden razı olduğunu kavmimize
tebliğ et!1 dediler.
Ben
onların Allah'tan razı olduklarını, Allah'ın da onlardan razı olduğunu haber
vermek için size elçiyim!" buyurdu.[170]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Bi'r-i Maûne haberini aldığı zaman:
"Bu
Ebu Berâ'ın işidir! Bu işi Ebu Berâ' getirdi başımıza! Ben
zaten onları ancak Ebu Berâ'ın
ısrarı üzerine, istemeye istemeye, korka korka göndermiştim!" buyurdu.
Ebu Berâ', vermiş olduğu himaye
taahhüdünün yeğeni Âmir b. Tufeyl tarafından bozulmuş
olmasına son derecede üzüldü.
Çünkü,
Peygamberimiz Aleyhisselamın ashabının başlarına
gelene, kendisinin himaye taahhüdü sebep olmuş bulunuyordu.[171]
Enes b. Malik der ki:
"Resûlullah Aleyhisselamın Bi'r-i Maûne'de şehit olan ashaba
yanıp üzüldüğü kadar, hiçbir şeye yanıp üzüldüğünü görmedim!"[172]
Bi'r-i Maûne şehitlerinin hemen hepsi Ashab-ı Suffa'dan olup, Kur'ân ve
sünnet öğrencileri ve öğreticileri idiler.[173]
Bi'r-i Maûne'de müşriki er tarafından
kuşatılan İslâm irşad birliğinde Ka'b
b.Zeyd'i müşrikler şehitler arasında can çekişir bir
halde, ölür diye bırakmışlardı.
Amr b. Ümeyye ile Münzir
b. Muhammed ise, arkadaşlarının başlarına gelenlerden habersiz olarak uzaklarda
develeri otlatmaktalar iken, arkadaşlarının bulundukları yerin havasında
yırtıcı bir kuşun dönüp dolaştığını görünce:
"Vallahi,
bu kuşun oralarda dönüp dolaşmasında bir iş var!" dediler. Yüksekçe bir
yerden o tarafa bakınca, arkadaşlarının kanlar içinde yerlere serilmiş
olduklarını gördüler!
Münzir b. Muhammed, Amr
b. Ümeyye'ye:
"Şimdi
ne yapalım dersin?" diye sordu.
Amr b. Ümeyye:
"Hemen
dönüp başa gelen bu işi Resûlullah Aleyhisselama haber vermemizi uygun görürüm!" dedi.
Münzir b. Muhammed:
"Fakat,
ben ne Münzir b. Amfin şehit olduğu yerden kendimi ayırmayı, ne de sağ kalıp soranlara şehitlerin acı
haberlerini haber vermeyi arzu ederim" dedi.
Şehit
oluncaya kadar, müşriklerle çarpıştı.
Müşrikler
Amr b. Ümeyye'yi
yakaladılar, kendisinin Mudarlardan olduğunu
anlayınca, Âmir b. Tufeyl anasının bir köle azad etme adağını yerine getirmek üzere, alnının perçemini
kesip azad etti[174] ve:
"Sahibine dön de, başınıza gelenleri kendisine anlat!" dedi.[175]
Amir
b. Tufeyl, Amr b. Ümeyye'ye:
"Sen
bütün arkadaşlarını tanır mısın?" diye sordu.
Amr b. Ümeyye:
"Evet!
Tanırım!" dedi.
Âmir
b. Tufeyl, şehiüer arasında
dolaşarak Amr b. Ümeyyeye
her birinin isimlerini ve neseplerini sorduktan sonra:
"Arkadaşlarından,
burada cesedini görmediğin kimse var mı?" diye sordu.
Amr b. Ümeyye:
"Ebu Bekir'in azadlısını
göremedim!" dedi.
Âmir
b. Tufeyl:
"Onun
aranızda mevkii nasıldır?" diye sordu.
Amr b. Ümeyye:
"O,
bizim üstün ve hayırlı olanlarımızdan ve Peygamberimizin ilk
ashabındandı!" dedi.
Âmir
b. Tufeyl:
"Ben
onun işini, sana haber vereyim mi?" dedi ve bir adama (Cebbar b. Sülmaya) işaret ederek: "Şu adam ona mızrağını sapladı
ve çekip çıkardıktan sonra, adam göklere yükseldi! Yükseldi ve kayboldu!
Vallahi onu bir daha göremedim!" dedi.
Amr b. Ümeyye:
"İşte
o, Âmir b. Füheyre'dir!" dedi.[176]
Ebu Berâ'ın oğlu Rebia,
Amir b. Tufeyl'e rastlayıp onu mızraklayarak
atından yere düşürdü ise de, öldüremedi.
Âmir
b. Tufeyl:
"Bu,
amcam Ebu Berâ'ın işidir!
Ölürsem, kanım amcama helâl olsun! Onun peşine düşmesinler. Yaşarsam, başıma
gelen şey hakkında ne yapacağımı kendim düşünür, icabına bakarım!" dedi.[177]
Peygamberimiz
Aleyhisselam; kendisine Bi'r-i
Maûne faciasının haberi eriştiği gece, sabah
namazında, birinci rekattan sonra, ikinci rekatın rükûundan doğrulunca;[178] Allah'a
ve Allah'ın Resûlüne asi olan Rı'l, Zekvan, Usayya ve Lihyan... kabileleri aleyhinde dua etti ve bu duasına bir
ay devam etti.[179]
Cemaat da, "Âmin!" dediler.[180]
Bu
asi kabileler, yanlarına gelecek İslâm irşad
birliğine dokunmayacakları, bilakis onları koruyacakları hakkındaki taahhüdlerine rağmen,[181] Bi'r-i Maûne'de onları kuşatarak,
son neferlerine kadar şehit etmişlerdir.[182]
Kureyş müşriki erinin lideri Ebu Süfyan b. Hattı, bir gün, Kureyş'ten bazı kişilere:
"Çarşıda
gezerken Muhammed'i ansızın öldürecek bir kimse yok mudur?" diye sormuştu.
Çöl
Araplarından bir adam, Ebu Süfyan'ın
evine varıp:
"Ben
kendimi adamların kalbce en katısı, tutuş ve
yakalayışça en serti, saldırışça en hızlısı ve çabuğu bulmaktayım.
Eğer
sen benim yiyeceğimi sağlarsan, gidip onu ansızın öldürürüm!
Yanımdaki
kartal kanadını andıran hançeri onun tepesine vurur, sonra yolcu kafilesi içine
karışırım, süratte herkesi geride bırakır geçerim!
Çünkü
ben en tenha ve kestirme yolları da bilen kılavuz kişiyim!" dedi.
Ebu Süfyan:
"Sen
bizim dostumuz, arkadaşımızsın!" dedi.
Ona
bir deve ile yiyecek verdi ve:
"Haydi,
göreyim seni! Maksadını gizli tut, bunu hiç kimseye açma![183]
Çünkü, ben bunu senden işitecek kimsenin Muhammed'e yetiştirmeyeceğinden emin
değilim!" dedi.
Eiedevî:
"Bunu
hiç kimse bilmeyecektir!" dedi.[184]
Bedevî,
hazırlanıp geceleyin yola çıktı.
Deve
üzerinde beş gün gidip, sabahleyin Medine harresinin
arkasına erişti. Altıncı günün sabahını orada geçirdikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın nerede bulunduğunu soruşturmaya başladı.
Nerede olduğu kendisine gösterildi.
Bedevî,
devesini bağladıktan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselama
doğru gitti. O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam Abduleşhel oğullarının mescidinde bulunuyor,[185]
ashabından bir topluluk içinde konuşuyordu.[186]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, bedevîyi görür görmez, ashabına:
"Şu
adam muhakkak bir suikast yapmak istiyor[187]
Fakat, Allah onun ile yapmak istediği şey arasına geriliyor!" buyurdu.[188]
Bedevî
gelip dikilerek:
"İçinizde
Abdulmuttalib'in oğlu hanginizdir?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Benim
Abdulmuttalib'in oğlu!" buyurdu.[189]
Bedevî
Peygamberimiz Aleyhisselama doğru yönelip giderken, Useyd b. Hudayr onu izarının eteğinden tutup hızla çekince, elbisesinin içinde
gizlediği hançer göründü. Bedevînin elleri yanlarına düştü!
Useyd b. Hudayr,
hemen onun boğazını şiddetle sıktı.[190]
Bedevî:
"Yâ Muhammmed![191]
Kanımı! Kanımı! Bana bağışla!" dedi.[192]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sen
bana doğruyu söyle! Buraya ne için geldin?[193]
Eğer
sen bana doğruyu söylersen, doğruluk sana fayda verir.
Yalan
söylersen, bu, senin için iyilik getirmez!
Senin
yapmaya kalkıştığın işten, zaten haberim vardır!" buyurdu.
Bedevî:
"Ben
eman verilmiş bulunuyor muyum? Emniyette miyim?"
diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sen
emniyettesin!" buyurunca, bedevî Medine'ye ne için geldiğini, Ebu Süfyan'ın yaptıklarını birer birer haber verdi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Useyd b. Hudayr'a, bedevîyi yanında tutmasını emretti.
Ertesi
günü, sabahleyin, onu çağırttı ve:
"Ben
sana eman vermiştim. Haydi, nereye gitmek istersen
git! Yahut, istersen, senin için daha hayırlı olanı tercih et!" buyurdu.
Bedevî:
"Nedir
o daha hayırlı olan?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah'tan
başka ilah olmadığına ve benim de Allah'ın Resûlü olduğuma şehadet
etmendir!" buyurdu.
Bunun
üzerine, bedevî:
"Şehadet ederim ki; Allah'tan başka ilah yoktur! Sen de,
muhakkak, Allah'ın Resûlüsün! Vallahi yâ Muhammedi
Ben senin yanındaki adamlardan korkmamı sırrıdır!
Fakat,
ben seni görünce aklım başımdan gitti ve zaafa düştüm!
Sonra,
sen benim yapmak istediğim şeyi de anladın!
Halbuki,
bundan hiç kimsenin haberi olmamış, Medine'ye gelirken hiçbir atlı da beni geçmemişti.
Anladım
ki, sen Allah tarafından korunmaktasın ve hiç şüphesiz hak üzeresin!
Ebu Süfyan'ın cemaatı
ise, şeytan cemaatıdır!" dedi[194] ve
Müslüman oldu.[195]
Medine'de
bir müddet oturduktan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamdan
izin alarak Medine'den ayrıldı.[196]
Allah
ondan razı olsun![197]
Seferin
iki sebebi olup, birisi Hubeyb b. Adiyy'in
gelenler geçenler görsünler de her tarafa yaysınlar diye ağaçta asılı bırakılan,
teşhir edilmek istenilen[198]
cesedinin ağaçtan indirilerek gömülmesini sağlamak;
İkincisi
de, Ebu Süfyan tarafından
Peygamberimiz Aleyhisselama yaptırılmak istenilen
suikasta mukabele etmekti.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Hubeyb b. Adiyy'in cesedini bağlandığı ağaç gövdesinden ayıran, indirenin Cenneti kazanacağını müjdeledi.[199]
Peygamberimiz
Aleyhisselam; Hubeyb b. Adiyy ile arkadaşlarının şehit edilmelerinden sonra[200]
Mekke'ye gönderdiği Amrb. Ümeyye
ile Ensârî arkadaşına, öldürmekfırsatını
bulurlarsa[201] Ebu
Süfyan b. Harb'i öldürmelerini
de emir buyurdu.[202]
İbn
Hişam'ın güvenilir ilim adamlarından rivayetine göre,
Amr b. Ümeyye der ki:
"Hubeyb ve arkadaşlarının şehadetlerinden
sonra, Resûlullah Aleyhisselam
beni Mekke'ye gönderdi ve benimle birlikte Ensardan
bir zâtı da* gönderdi ve bize:
'Gidiniz
de, Ebu Süfyan b. Harb'i öldürünüz!' buyurdu.
Ben
arkadaşımla birlikte yola çıktım.
Benim
binit olarak devem vardı. Arkadaşımın devesi yoktu, kendisinin ayağı da
rahatsızdı.
Onu
da deveme bindirdim.
Ye'cec'e kadar vardık.
İki
dağ arasında, ağaçlık bir yerde devemizi bağladık.
Biz
de dağın yamacında siperlendik.
Arkadaşıma:
'Kalk,
Ebu Süfyan'ın evine
varalım.
Ben
öldürmek için ona saldırırım.
Eğer
aramızda çarpışma olduğunu görür veya herhangi birşeyden
korkarsan, sen hemen dönüp devene atla, Medine'ye kavuş, Resûlullah
Aleyhisselamın yanına var, olanı biteni ona haber
ver! Sen şimdi benim yanımdan ayrıl, beni kendi halime bırak!
Ben
bu şehri çok iyi bilir, içerisinde cesaretle, bacakları sıvayarak gezebilirim!1
dedim.
Birlikte
Mekke'ye girdik.
Kartal
kanadını andıran hançerim yanımda bulunuyordu. Onu, bana karşı gelen insanı
öldürmek için hazırlamıştım.
Arkadaşım,
bana:
'Kabe'yi
yedi defa tavaf edip iki rekat tavaf namazı kılmak suretiyle işe başlasak olmaz
mı?1 dedi.
Kendisine:
'Ben
Mekkelileri senden daha iyi bilirim. Onlar karanlık basınca, evlerinin
çevresine su serperler, orada otururlar. Ben onları ayaklan sekili attan daha
iyi tanırım!' dedim.
Nihayet,
Kabe'ye vardık.
Onu
yedi kere tavaf ettik. İki rekat da tavaf namazı kıldıktan sonra, Kabe'den
çıktık.
Kureyş topluluklarından bir topluluğun yanından
geçerken, içlerinden bir adam* beni
tanıdı ve en yüksek sesiyle:
'İşte!
Amr b. Ümeyye!' diyerek
bağırdı.
Bunun
üzerine, Mekkeliler üzerimize üşüştüler ve:
'Vallahi,
Amr hayra gelmemiştir! O hiçbir zaman kötülükten
başka birşey için gelmez!* dediler ve beni ve arkadaşımı aramaya
koyuldular.
Arkadaşıma:
'Koş
haydi! Korktuğum şey başımıza geldi işte! Artık adamın [Ebu
Süfyan'ın] yanına varmaya yol bulmak mümkün değil!
Sen hemen kendini kurtarmaya bak!' dedim.
Hızla
koşarak dağa çıktık.
Mekkeliler
de dağa çıkmaya ve bizi aramaya başladılar.
Biz
dağın tepesine doğru yükselince, bizi yakalamaktan ümitlerini kestiler.
Biz
de, geri dönüp, dağda bir mağaraya girdik.
Mağaraya
girince, mağaranın ağzını taşlarla kapatıp izleyicilerden gizlendik. Gecemizi
mağaranın içinde geçirdik.
Bizi
izleyenler, yakalamaktan âciz kalınca, geri döndüler.
Arkadaşıma:
'Vallahi,
onlar bizi bu gece ve gündüzün akşama kadar arayacaklardır' dedim.
Mağarada
bulunduğumuz sırada, atı için ot biçen Osman b. Malik b. Ubeydullah,
mağaramızın kapısına kadar gelip dikildi.
Arkadaşıma:
'Vallahi,
bu, Malik'in oğludur! Eğer o bizi görecek olursa, muhakkak Mekkelilere haber
verir; yakalanırve öldürülürüz!' dedim.
Hemen
yanına çıkıp, kendisini memesinin altından hançerledim!
Osman
b. Malik hançerlenince öyle bir çığlık kopardı ki, çığlığını Mekkelilere
duyurdu.
Hcıııcıı duı ıufj maydı dddkı
ycıııııc yııdıııı.
Arkadaşıma:
'Yerinde
dur, hiç kımıldama!' dedim.
Mekkeliler
sesi takip ederek Osman'ın bulunduğu yere kadar geldiler, onu ölmek üzere
buldular.
'Vâh
senin başına gelene! Kim vurdu sana?1 dediler.
'Amr b. Ümeyye!1 dedi
ve öldü.
Mekkeliler
bulunduğumuz yeri ondan öğrenmek imkânını bulamadılar.
'Vallahi,
biz zaten onun hayır için gelmediğini biliyorduk!' dediler*
Ölen
adamlarıyla uğraşmaları, bizi aramaya devam etmelerine engel oldu.
Ölüyü
oradan yüklenip götürdüler.[203]
Arkadaşıma:
'Akşama
kavuşursak, kurtulduk demektir!' dedim.[204]
Mağarada
iki gün bekledik.
Bizi
aramaları sona erince, geceleyin mağaradan çıkıp Ten'im'e
vardık. Hubeyb'in asıldığı darağacı Ten'im'de bulunuyordu.
Arkadaşım,
bana:
'Hubeyb'i darağacından indirmek istemez misin?' dedi.
'Nerededir
o?' diye sordum.
Arkadaşım:
'İşte,
o, şu gördüğün yerdedir!' dedi.
'Olur!
İndireyim onu darağacından! Yalnız, sen bana müsaade et ve yanımdan uzaklaş!'
dedim.
Hubeyb'in cesedini bekçiler kuşatmışlar,
bekliyorlardı.[205]
Bekçilerin
yanından geçerken, onlardan biri:
'Vallahi,
bu geceki gibi, Amrb. Ümeyye'nin
yürüyüşüne benzeyen bir yürüyüş daha görmedim! Eğer kendisi Medine'de olmamış
olsa, muhakkak bu odur, derdim' dedi.
Kendi
kendime:
'Amr b. Ümeyye odur işte!' dedim.[206]
Ensârî arkadaşıma:
'Eğer
sen birşeyden korkarsan, hemen deveye giden yolu tut,
onun üzerine atla, Resûlullah Aleyhisselama
kavuş, olan bitenleri ona haber ver!' dedim.
Ben
de hemen darağacının yanına vardım. İplerini çözdüm. Hubeyb'in
cesedini sırtıma aldım.
Vallahi
ben kırk arşın (adım) yürümem iştim ki, andıma düşen bekçiler gelip bana
kavuştular!
Cesedi
hemen yere bıraktım.
Cesedin
yere düştüğü zaman çıkardığı sesi hâlâ unutmam ışı m di r![207]
Sonra,
cesedin üzerine, ayağımla çabuk çabuk toprak ittim.[208]
Sanki
yer onu yutuvermişti.[209]
Bekçiler
beni yakalamak için arkamdan hızla takip ettiler.
Ben
Safra1 yolunu tutunca, yoruldular, geri döndüler.
Arkadaşım
devenin yanına varıp üzerine bindi, Peygamber Aleyhisselama
kavuştu. İşimiz hakkında kendilerine bilgi verdi.
Ben
de, yürüyerek Galil'e geldim. Galil'in
en yüksek kısmına kadar çıktım. Mekke yakınında bulunan Dacnan
dağındaki bir mağaraya girdim.
Yayım
ve oklarım yanımda idi.
Mağarada
bulunduğum sırada, yanıma Di'l b. Bekroğullarından,
bir gözü kör, uzun boylu, kendisine ait davarı sürüp götüren bir adam geldi.
Beni
görünce:
'Kim
bu adam?' diye sordu.
'Bekir
oğullarından bir adamım' dedim.
O
da:
Ben
de, Di'l oğullarının Bekir oğullarındanım!' dedi ve
yanının üzerine uzanıp yattı.
Yüksek
sesle teganni ediyor ve:
'Ben
sağ oldukça ne Müslüman olurum, ne de Müslümanların dinine göre hareket
ederim!' diyordu.
Ona,
içimden:
'Biraz
sonra, Müslüman olmamayı görür, öğrenirsin!' dedim.
Adam
çok geçmeden uyudu, uykuya daldı, horlamaya başladı.
Yavaşça
kalkıp yanına vardım. Kendisini hiç kimsenin hiç kimseyi öldürmediği kötü bir
öldürüşle öldürdüm: Yayımın başındaki demiri onun sağ olan gözüne dayayıp
kafasından öbür tarafa çıkıncaya kadar, yayımın üzerine yüklendim!
Bundan
sonra, mağaradan çıktım, kartal gibi kanatlanıp geniş yolu tuttum ve kurtuldum.[210]
Mekke
yolunda bir menzil olan Arc'a geldim.[211]
Sonra,
Mekke ile Medine arasında sarp ve yokuş yerdeki Rakûbe
yolunu tuttum. Medine'ye iki gecelik uzaklıkta ve Müzeynelere
ait bir yer olan Nakı'a indim.
Resûlullah Aleyhisselamın
neler yaptığını öğrenmek maksadıyla Kureyş
müşriklerinin Medine'ye yolladıkları Mekkeli iki adama Nakı'da
rastlayıp kendilerini tanıdım ve:
'Ben
sizi esir edeceğim!' dedim.
Bana:
'Biz
mi esir olacağız sana?!' dediler.
Hemen
onlardan birini okla vurup öldürdüm ve ötekine:
'Esir
ol!' dedim.
Esir
olunca, ellerini sıkıca bağladım, Medine'ye geldim.
Medine'de
Ensarın yaşlılarından bazılarının yanlarından geçip giderken, onlar:
İşte,
vallahi Amr b. Ümeyye!'
dediler.
Çocuklar
onların sözünü işitince, geldiğimi Resûlullah Aleyhisselama koşup haber verdiler.
Ben
esirimi yayımın kirişiyle başparmağından sıkıca bağlamıştım.
Peygamber
Aleyhisselam, onu görünce, azı dişleri görününceye
kadar güldü.
Sonra,
benden, bütün olan bitenleri sordu. Ben de kendilerine naklettim.
'Hayra
eresin!1 diyerek bana hayır dua etti."[212]
Cabir'in babası Abdullah b. Amr
b. Haram, Uhud savaşında şehit olmuş, arkasında altı
kız çocuğu ile bir hayli de borç bırakmıştı[213]
Abdullah
b. Amfin, içinde çeşitli hurma ağaçları bulunan iki bahçesi bulunmakla beraber,
bunların mahsulü bıraktığı borçları karşılayacak derecede değildi[214]
Cabir'in borçtan bir kısmının düşülmesi isteği
alacaklılarca kabul edilmediği gibi,[215]
borcun ertelenmesi isteği de kabul edilmemişti.[216]
Bunun
üzerine, Cabir, Peygamberimiz Aleyhisselama
gelerek:
"Yâ Rasûlallah! Biliyorsun ki,
babam Abdullah, Uhud günü şehit oldu.
Bana
birçok borç bıraktı.
Alacaklılara,
hurma bahçesinin bütün mahsulünü vermeyi teklif ettiğim halde, kabul
etmediler!" dedi.[217] ve
alacaklı Yahudi ile görüşüp aracılık etmesini, yardımcı olmasını rica etti.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Cabir'in
boynundaki borca karşılık hurmalığın meyvesinin bütününü almasını Yahudiye teklif etti. Fakat, Yahudi buna yanaşmadı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam Yahudi ile tekrar konuştu. Ona alacağını
ertelemesini teklif etti. Yahudi bunu da kabul etmedi.[218]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın; bu yıl borcun bir kısmının, gelecek
yıl da bir kısmının ödenmesi teklifini de kabul etmediler.[219]
Hatta,
ödenecek hurmanın hepsinin iyi cinsten olması hususunda da direndiler.[220]
Ertesi
gün, Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'le birlikte, Cabifin
hurma bahçesine gitti.
Cabir:
"Merhaba!
Hoşgeldiniz, safa geldiniz!" diyerek
Peygamberimiz Aleyhisselam ile arkadaşlarını
karşıladı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam;
"Ey
Cabir! Haydi, bizi şu hurma bahçende bir dolaştır,
gezdir!" buyurdu.
Cabir:
"Olur"
dedi.
Hurma
bahçesini birlikte dolaştılar.
Cabir içi hurma lifinden doldurulmuş, yüzü
kıldan dokunmuş bir yastık getirip Peygamberimiz Aleyhisselamın
altına koydu.
Sonra,
ortaya, yeni kestikleri keçinin etinden pişirilmiş et yemeği ile, yaş ve kuru
hurma getirildi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam ile arkadaşları, onlardan yediler.
Cabir, edeb ve
saygısından dolayı, sofraya birlikte oturmadı.
Bahçeden
ayrılacakları sırada, Cabir'in hanımı:
"Yâ Rasûlallah! Senden dua
bekleriz!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Evet!
Allah size mübarek kılsın!
Evet!
Allah size mübarek kılsın!" diyerek bereket duası yaptı .[221]
Cabir'e de:
"Git!
Hurmanı toplayıp tasnif et: Acveyi (iyi cinsi) bir
boy, Azk-ı Zeyd'i
(erginini) de bir boy yaptıktan sonra, bana haber gönder!" buyurdu.
Cabir bu emri yerine getirdikten sonra, Peygamberimiz
Aleyhisselam geldi.[222]
Cabir, aynı zamanda, alacaklılara da haber
salmıştı.
Onlarda,
eşekler ve çuvallarla bahçeye geldiler.
Cabir; başka bir yerden iyi cins hurma satın
alıp babasının borcunu alacaklılara ödemeyi bile göze almıştı.[223]
Peygamberimiz
Aleyhisselam hurma öbeklerinin en büyüğünün çevresini
üç kere dolaştı .[224]
Hurma
harmanının başına veya ortasına oturduktan sonra, orada bekleşen alacaklılara
işaret ederek, Cabir'e:
"Haydi,
şu kavmin matluplarını ölç, ver!" buyurdu.
Cabir de, alacaklılara haklarını ölçüp ölçüp tamamıyla verdi.
Geri
kalan hurma, sanki aslından birşey eksilmemiş gibi
idi![225]
Tek
babamın borcu ödensin de kızkardeşlerimin yanına bir
tek hurma tanesiyle bile dönmeyeyim diye düşünen, buna razı olan[226] Cabir'e, bütün borçlar ödendikten sonra, onyedi vesk (deve yükü) hurma
kalmış bulunuyordu![227]
Cabir ikindi namazında buluşup durumu
Peygamberimiz Aleyhisselama arzedince,
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ım!
Hamd olsun sana!
Allah'ım!
Hamd olsun sana!" diyerek Allah'a hamd etti.[228]
Cabir'e de:
"Sen
bunu Ömerb. Hattab'a da
haber ver!" buyurdu.
Cabir gidip Hz. Ömer'e haber verince, Hz.
Ömer:
"Ben
zaten Resûlullah Aleyhisselam
hurma bahçesini gezip dolaştığı zaman, Allah'ın hurmalığı muhakkak bereketlendireceğini
anlamıştım!" dedi.[229]
O
da Allah'a hamd etti.[230]
Cabir Hz. Ömer'le oturduğu sırada da,
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip, hurma
bahçesinin mahsulünden borçlan tamamen ödedikten sonra kendilerine bir hayli
hurma kaldığını tekrar söyleyince, Peygamberimiz Aleyhisselam
Hz. Ömer'e dönerek:
"Ne
söylüyor, dinle!" buyurdu.
Hz.
Ömer de:
"Biz
zaten senin Resûlullah olduğunu kat'iyyen
biliyoruz!
Vallahi,
sen muhakkak Allah'ın Resûlüsün!" dedi.[231]
[1] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 260.
[2] İbn Sa'd,
Tabak âtü'l-kübrâ, c. 2, s.
50, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 38.
[3] İbn Sa'd,
c. 2, s. 50, Yakut, Mu'cemu'l-büldân,
c. 4, s. 374.
[4] İbn İshak.İbn Hişam, c. 4, s. 260, Vâkıdî, c.1,
s. 342, İbn Sa'd, c. 2, s. 50.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/235.
[5] Vâkıdî,
c. 1, s. 343, İbn Sa'd, c. 2, s. 50, İbn Seyyid, c. 2, s. 38, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 61.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/235
[6] Vâkıdî,
Megâzî.c. 1 ,s.341, Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 320-321.
[7] Vâkıdı,
c.1,3. 341-342, İbn Sa'd, c. 2, s. 50, Beyhakî, c. 3, s. 320-321, İbn Seyyid,
Uyun, c. 2, s. 38.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/235.
[8] Vâkıdî,
c. 1 .s.341-345, İbn Sa'd, t 2, s. 50, Beyhakî, c. 3, s. 320-321 , İbn Seyyid,c.2,
s. 38-39, Zehebî, Megâzî,
c. 186, Ebu'l-Fidâ, c. 4,
s. 61.
[9] Vâkıdî,
c. 1, s. 342-343, İbn Sa'd, c. 2, s. 50, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 450.
[10] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 260, Vâkıdî, c.
1, s. 345, Taberî, c. 3, s. 171, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1393,
İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.
5, s. 164
[11] M. Asım Köksal, İslam
Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/236.
[12] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 267, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 496, Taberî,
Târih, c. 3, s. 1 72, Ebu Nuaym
,Delâilü'n-nübüvve, c. 2,
s. 518, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 42, Zehebî, Megâzî, s. 288, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.4,s.140.
[13] İmam Muhammed, Siyeru'l-Kebîr, c. 1, s. 267, Vâkıdî,
Megâzî, c. 2, s. 532.
[14] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 267, Vâkıdî, c.
2, s. 532, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 51, Ahmed b. Hanbel, Müsned,c. 3, s. 496, Taberî, Târîh, c. 3, s. 172, Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s. 518, Beyhakî, Delâil, c. 4, s. 42, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2,
s. 39, Zehebî, s. 288, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 140, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 203.
[15] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 267, Vâkıdî, c.
2, s. 532, İbn Sa'd, s. 2, s. 51, Taberî,
c. 3, s. 1 72, Ebu Nuaym,
c. 2, s. 518, İbn Seyyid, c. 2, s. 39.
[16] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 267, Vâkıdî, c.
2, s. 532, İbn Sa'd, c. 2, s. 51, Ahmed
b. Hanbel, c. 3, s. 496, Taberî,
c. 3, s. 172, Ebu Nuaym ,
c. 2, s. 51 8, Beyhakî, c. 4, s. 42, Zehebî, s. 288, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 140, Heysemî, c.
6, s. 203.
[17] İmam Muhammed, c. 1, s.
267, Vâkıdî, c. 2, s. 532, İbn Sa'd,
c. 2, s. 51, Beyhakî, c. 4, s. 42, Zehebî, s. 288, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 140, Heysemî, c.
6, s. 203.
[18] Heysemi,
Mecmau'z-zevâid, c. 6, s.
204.
[19] Vâkıdî,
Megâzî, c. 2, s. 532, İbn Sa'd,
Tabakât, c. 2, s. 51.
[20] Taberî,
c. 3, s. 172, Ebu Nuaym, c.
2, s. 518, Beyhakî, c. 4, s. 42, İbn Seyyid, c. 2, s. 39, Zehebî, s.
288, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s.
140.
[21] Vâkıdî,
c. 2, s. 532, İbn Sa'd, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 2, s. 39.
[22] İmam Muhammed, c. 1, s.
267.
[23] Vâkıdî,
Megâzî, c. 2, s. 532, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
51, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 39.
[24] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 267, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 532, İbn
Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 51,
Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 496, Taberî,
Târîh, c. 3, s. 1 72, Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s.
518, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 42, İbn Seyyid,
Uyun, c. 2, s. 39, Zehebî, Megâzî,
s. 288, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 140.
[25] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 267, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 496, Taberî, c.
3, s. 172, Ebu Nuaym, c. 2,
s. 518, Beyhakî, c. 4, s. 42, Zehebî,
s. 288, Ebu'l-Fidâ, c. 4,
s. 140.
[26] Vâkıdî,
c. 2, s. 532, İbn Sa'd, c. 2, s. 51, İmam Muhammed,
c. 1,s.267.
[27] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 267, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 496, Taberî.c.3,
s. 171, Ebu Nuaym ,c.2, s.
518, Beyhakî, c. 4, s. 42, İbn Seyyid,
c. 2, s. 39, Zehebî, s. 288, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 1 40.
[28] İmam Muhammed, c. 1, s.
268.
[29] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 267, Vâkıdî, c.
2, s. 532, İbn Sa'd, c. 2, s. 51, Ahmed
b. Hanbel, c. 3, s. 496, Taberî,
c. 3, s. 171, Ebu Nuaym ,
c. 2, s. 51 8, Beyhakî, c. 4, s. 42, İbn Seyyid, c. 2, s. 39, Zehebî, s.
288, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s.
140.
[30] İmam Muhammed, c. 1, s.
265-266, Vâkıdî, c. 2, s. 532-533, İbn Sa'd, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c.
2, s. 39.
[31] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 268, İmam
Muhammed, Siyeru'l-Kebîr, c. 1, s. 266, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 533, İbn
Sa'd,Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 51, Ahmedb.Hanbel, Müsned, c. 3, s. 496.Taberî, Târih, c.3, s.1 71, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 518, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 42,
İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 39, Zehebî, Megâzî,
s. 288, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 140.
[32] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 268, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 496, Taberî,
Târîh, c. 3, s. 172, Ebu Nuaym
, Delâilü'n-nübüvve, c. 2,
s. 518-519, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 4, s. 42-43, Zehebî, Megâzî, s. 288-289, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 140, Heysemî, Meanau'z-zevâid, c. 6, s. 203.
[33] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 3, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l -kübrâ, c. 2, s.
51, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 39.
[34] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 268, Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 496, Taberî, c.
3, s. 172, Ebu Nuaym, c. 2,
s. 518-519, Beyhakî, c. 4, s. 4243, Zehebî, s. 288-289, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 140, Heysemî, c.
6, s. 203.
[35] M. Asım Köksal, İslam
Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/236-240.
[36] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 3-4, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
55, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 323, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-es:er, c. 2, s. 40.
[37] İbn Hazm,
Cevâm iu's-Sîre, s. 176.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/240.
[38] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 179.
[39] Buhârî,
Sahih, c. 5, s. 40.
[40] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, t 2, s.
55.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
4/240.
[41] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 178, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 354, İbn
Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 55,
Taberî, Târih, c. 3, s.39, Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 328, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 167,
İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 41, Zehebî,
Megâzî, s. 189.
[42] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 109, Vâkıdî, c.
1, s. 339-340, Taberî, c. 3, s. 29, Beyhakî, c. 3, s. 316-317, İbn Esîr, c. 2, s. 164-165, Zehebî, s. 182-1 84, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 49-50, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 121.
[43] Vâkıdî,
c. 1.S.354, Beyhakî, c. 3, s. 323, Zehebî, s. 187, Heysemî, c. 6, s.
199.
[44] Zührî,
Megâzî, s. 67, Vâkıdî, c.
1, s. 354, Abdurrezzak, Musannef,
c.5,s. 353, Ahmed b. Hanbel,
Müsned, c. 2, s. 294, Buhâri,
Sahih, c. 5, s. 40, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 51, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 506, Beyhakî, Delâil, c. 3, s. 323-324.
[45] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s:. 178, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s:. 354,
İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 55, Taberî,
Târih, c.3, s:.39, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s:. 328, İbn Esîr, Kâmil, c. 2,s:. 167, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.2, s.41 .Zehebî, Megâzî, c. 189, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 63.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/240-241.
[46] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 178, Taberî, c.
3, s. 29, Beyhakî, c. 3, s. 327, İbn Esîr, c. 2, s.
167, İbn Seyyid, c. 2, s. 41 ,Zehebî,
s. 189, Ebu'l-Fidâ, c. 4,
s. 63, Heysemî, c. 6, s. 1 99, İbn Haldun, Târih, c.
2, ks. 2, s. 27, Kastalânî,
Mevâhibü'l-ledünniye,
c.1.s.130.
[47] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 355.
[48] Vâkıdî,
c. 1, s. 355, İbn Sa'd, c. 2, s. 55, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 294, Ebu Dâvud,
Sünen, c. 3, s. 51, Beyhakî,c. 3,3.324,327, Zehebî, s. 187.
[49] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 178, Vâkıdî, c.
1, s. 355, Belâzuri, Ensâbu'l-eşrâf,
c. 1, s. 375, Taberî, c. 3, s. 30, İbn Esîr, c. 2, s.
1 67, Zehebî, s. 189, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 63, Heysemî, c. 6,
s. 1 99, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 27.
[50] Zührî,
Megâzî, s. 67, Abdurrezzak,
Musannef, c. 5, s. 353, Vâkıdî,
c. 1 , s. 355, İbn Sa'd, c. 2, s. 55, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 294, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 40, E bu Dâvud, c. 3, s. 51, Belâzurî, c. 1, s. 375, E bu Nuaym,
Delâilü'n-nübü we, c. 2, s. 506.
[51] Kastalâni,
Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1,
s. 130.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/241.
[52] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 178, Vâkıdî, c.
1, s. 355, İbn Sa'd, c. 2, s. 55, Taberî,
c. 3, s. 29-30, Beyhakî, c. 3, s. 327, İbn Seyyid, c. 2, s. 41, Zehebî, s.
189, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s.
63-64, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 27.
[53] İbn İshak, İbn Hişam , c. 3, s. 179, Vâkıdî, c.
1, s. 355, Taberî, c. 3, s. 30, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, c. 176, İbn Seyyid, c. 2,
s. 4142, Ebu'l-Fidâ, c. 4,
s. 64, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 27.
[54] Zührî,
Megâzî, s. 67, Abdurrezzak,
Musannef, c. 5, s. 353-354, Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 2, s.
294, Buhârî, Sahih, c.4, s. 29-30, c. 5, s. 40, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 506, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 324,
İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2,
s. 12 0-1 21, İ bn Seyyi d,
Uyûnu'l -eser, c. 2, s. 40, Zehebî,
Megâzî, s. 187, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 62.
* Fidye (İbn Haldun,
Târih, c. 2, ks. 2, s. 27).
[55] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 179, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 355, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 55, İbn Seyyid,
Uyun, c. 2, s. 42, Ebu'l-Fidâ,
c. 4, s. 64.
[56] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, t 3, s.
463.
[57] Zührî,
Megâzî, s. 67, Abdurrezzak,
c. 5, s. 354, Ahmed b. Hanbel,
c. 2, s. 294, Buhârî, c. 4, s. 29, c. 5, s. 40, Ebu Nuaym , c. 2, s. 506, Beyhakî, c. 3, s. 324, İbn Esîr, c. 2, s. 120, İbn Seyyid, c. 2, s. 40, Zehebî, s.
187, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s.
62.
[58] M. Asım Köksal, İslam
Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/242-243
[59] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 79, Vâkıdî, c. 1,
s. 228, İbn Sa'd, c. 3, s. 462, Taberî,
c. 3, s. 19, Beyhakî, c. 3, s. 328, İbn Esîr, Kâmil,
c. 2, s. 168, İbnSeyyid, c. 2, s. 42, Zehebî, s. 189, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 64.
[60] Vâkıdî,
Megâzî.c.1, s. 228, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s.
462, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 42
[61] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 180, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 356, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 463.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/243-244.
[62] Zührî,
Megâzî, s. 67, Abdurrezzak,
Musannef, c. 5, s. 354, Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 2, s.
294, Buhârî, Sahîh, c. 4, s.29, Ebu
Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 506, Beyhakî, Delâil, c. 3, s. 324, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 120, İbn Seyyid,
c. 2, s.40, Zehebî,
Megâzî, s. 187, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 62, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 199.
[63] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 180, Vâkıdî, c.
1, s. 357, İbn Sa'd, c. 2, s. 56, Taberî,
c. 3, s. 30, Beyhakî, c. 3, s. 327, İbn Seyyid, c. 2, s. 42, Zehebî, s.
190, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s.
64-65.
[64] Vâkıdî,
Megâzî, c.1, s. 357, İbn Sa'd,
Tabakât, c. 2, s. 56.
[65] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 181, Vâkıdi, Megâzî, c. 1, s. 357, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 302, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 331, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 65.
[66] Zührî,
Megâzî, s. 68, Abdurrezzak,
M usannef, c. 5, s. 354, Buhârî,
Sahîh, c. 5, s. 41, Taberî, Târîh, c. 3, s. 31, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 440,
İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.
2, s. 121, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 325, Zehebî, Megâzî, s. 188, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 63.
[67] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 181, Vâkıdî, c.1,
s.357, İbn Sa'd, c.8, s. 302, Beyhakî,
c.3, s. 331, Ebu'l-Fidâ, c.
4, s. 65.
[68] Zühri,
Megâzî, s. 68, Vâkıdî, c.
1, s. 357, Abdurrezzak, c. 5, s. 354, İbn Sa'd, c. 8, s. 301-302, Ahmed b. Hanbel, Müsned,c. 2, s. 294, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 4, 1 Taberî,
c. 3, s. 31, İbn Abdilberr, c. 2, s. 440, Beyhakî, c. 3, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 121, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s.
41, Zehebî, s. 188, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 63.
[69] Vâkıdî,
Megâzî, c.1, s. 358, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s.
302.
[70] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 181, Vâkıdî, c.1,
s. 358, İbn Sa'd, c. 8, s. 302.
[71] Vâkıdî,
c. 1,5.358, İbn Sa'd, c. 8, s. 302.
[72] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 181, Vâkıdî, c.1,
s. 358, İbn Sa'd, c. 8, s. 302.
[73] Zührî,
Megâzî, s. 68, Abdurrezzak,
Musannef, c. 5, s. 354, Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 2, s.
294, Buhârî, Sahîh, c. 5, s.41, Taberî,
Târih, c. 3, s. 31, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 440, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 325,
İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.
2, s. 120-121, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 41 , Zehebî, Megâzî,
s. 188, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 63.
[74] Taberî,
Târîh, c. 3, s. 31.
[75] Vâkıdî,
Megâzî, c.1, s. 358, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s.
302.
[76] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 362, Diyarbekrî,
Târîhu'l-hamîs, c. 1, s.
456.
[77] Vâkıdî,
Megâzî, c.1, s. 358, İbn Sa'd,
Tabakât, c. 8, s. 302.
[78] Zührî,
Megâzî, s. 68, İmam Muhammed, Siyer, c. 1, s. 227, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s.
355, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 294, Buhârî,
Sahîh, c. 4, s. 29, c. 5, s. 41, Taberî, Târîh, c. 3,
s. 31 , Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 507, Beyhakî, Delâil, c. 3, s. 325,
İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.
2, s. 121 , İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 41, Zehebî, Megâzî,
s. 189, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 63, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 200.
[79] İmam Muhammed, Siyer, c.
1, s. 226, Vâkıdî, Megâzî,
c. 1, s. 360, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 326, İbn Seyyid,
c. 2, s. 43, Heysemî, c. 6, s. 200.
[80] İmam M uhammed, Siyer, c. 1, s. 226, Vâkıdî,
c. 1, s. 360, Ebu Nuaym, c.
2, s. 508, Beyhakî, c. 3, s. 326, 331, İbn Seyyid, c.2,5.43.
[81] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 182, Zehebî, s.
178, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s.
66.
[82] Vâkıdî,
c. 1, s. 360, Ebu Nuaym ,
c. 2, s. 508, Beyhakî, c. 3, s. 326.
[83] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 182, Vâkıdî, c.1,
s. 360, Ebu'l-Fidâ, c. 4,
s. 66.
[84] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 66.
[85] Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 6, s.
200.
[86] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 1 85-1 86, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 328-329, İbn Abdilberr,
İstiâb, c. 2, s. 441 , İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 121 -122, Zehebî, Megâzî, s. 190, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 2, s. 121 -122, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 67.
[87] Zührî,
Megâzî, s. 68,İbn İshak, İbn Hişam,
c. 3, s. 185-186, İmam Muhammed, Siyer, c. 1, s.227, Abdurrezzak,
Musannef, c. 5, s. 355, Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 2, s.
294, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 30, c. 5, s. 41, İbn Abdilberr, c. 2, s. 441, Beyhakî,
c. 3, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 121, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 41, Zehebî,
s. 188, Ebu'l-Fidâ, c. 4,
s. 63, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 200.
[88] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 359, Zehebî,
Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 177.
[89] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 182, Zehebî,
Siyer, c. 1, s. 177, Ebu'l-Fidâ,
c. 4, s. 66.
[90] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 359.
[91] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 359, Diyarbekrî,
Târîhu'l-hamîs, c. 1, s.
456.
[92] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 182-183,
Vâki df, Megâzî, c. 1, s.
359-360, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe,
c. 2, s. 392, E bu'l-Fidâ,el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 66.
[93] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 360.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/244-250.
[94] Vâkıdı,
Megâzî, c.1, s. 361.
[95] Zührî,
Megâzî, s. 68, Abdurrezzak,
Musannef, c. 5, s. 355, Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 2, s.
294, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, s. 325, Zehebî, Megâzî, s. 188, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 63, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 200.
[96] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 361, Diyarbekrî,
Târîhu'l-hamîs, c. 1, s.
458.
[97] İmam Muhammed, Siyeru'l-Kebîr, c. 1, s. 227.
[98] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 1 82, Vâkıdî, Megâzî, c. 1 , s. 361, Zehebî, Megâzî, s. 190, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 66.
[99] Vâkıdî,
Megâzî, c.1, s. 361.
[100] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 182, Vâkıdî, c.1,
s. 361, Zehebî, s. 190, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 66.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/251.
[101] İbn İshak, İbn Hisam, c. 3, s. 180-181, Vâkıdî,
c. 1, s. 357, İbn Sa'd, Tabakât,
c. 2, s. 56, Taberî, Târîh, c. 3, s. 30, Beyhakî,Delâil.c. 3, s. 327, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s.
42, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s.
65.
[102] Vâkıdî,
Megâzî.c.1, s. 361-362.
[103] İbn İshak, İbn Hisam , c. 3, s. 181, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 56, Taberî, c. 3, s. 31 , İbn Seyyid,
c. 2, s. 42, Ebu'l-Fidâ, c.
4, s. 65.
[104] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 361 -362.
[105] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre.c. 3, s. 181, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 362, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 56, Taberî,
Târih, c. 3, s. 31, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 178, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 287, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 42, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 65.
[106] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s.
326, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 43, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 66.
[107] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 181, Taberî, c.
3, s. 31 , Beyhakî, c. 3, s. 327, İbn Esîr, Kâmil, c.
2, s. 168, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 42, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 65.
[108] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 183, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 67.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/252-253.
[109] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 193, Taberî, Târih, c. 3, s. 33, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s.
338, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 43, Zehebî, Megâzî,
c. 1, s. 192, E bu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 72, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 128.
[110] Taberî,
Târîh, c. 3, s. 33, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 171.
[111] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 346.
[112] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
52, Taberî, Târîh, c. 3, s. 33.
[113] Taberî,
Târîh,c.3, s. 33.
[114] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 346, Abdurrezzak,
Musannef, c. 5, s. 382, Taberî,
c. 3, s. 33-34, E bu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 51 2, Beyhakî, Delâil, c. 3, s. 343, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 171, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 127.
[115] Taberî,
Târih, c. 3, s. 33.
[116] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 193, Vâkıdî, c.
1, s. 346, Taberî, c. 3, s. 34, Beyhakî,
c. 3, s. 338-339, İbn Esîr, c. 2, s. 171, İbn Seyyid,
c. 2, s. 44, Ebu'l-Fidâ, c.
4, s. 73, Heysemî, c. 6, s. 128.
[117] Vâkıdî,
c. 1, s. 346, Taberî, c. 3, s. 34, İbn Esîr, c. 2, s.
1 71.
[118] Vâkıdî,
c. 1,s.346.
[119] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 193-194, Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 339, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 27.
[120] Vâkıdî,
c. 1, s. 346, İbn Sa'd, c. 2, s. 52, Beyhakî, c. 3, s. 339.
[121] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 346.
[122] Abdurrezzak,
M usannef, c. 5, s. 383.
[123] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 194, Vâkıdî, c.
1, s. 346, İbn Sa'd, c. 2, s. 52, Taberî,
c. 3, s. 34, Beyhakî, c. 3, s. 329, İbn Esîr, c. 2,
s. 171, İbn Seyyid, c. 2, s. 44, Zehebî,
s. 192-193, Ebu'l-Fidâ, c.
4, s. 72, Heysemî, c. 6, s. 128, İbn Haldun, Târih,
c. 2, ks. 2, s. 27.
[124] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 194, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 346, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s.
383, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 52, Taberî,
Târîh, c. 3, s. 34, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 339, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 171, İbn Seyyi d, U yûnu'l -eser, c. 2, s.
44, Zehebî, Megâzî, s. 192,
Ebu'l -Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâ
ye, c. 4, s. 73, Heysemî, Mecmau
'z-zevâid,c. 6, s. 127, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 27.
[125] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 346-347, İbn Sa'd,
Tabakât, c. 2, s. 52.
[126] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 194, Taberî, c.
3, s. 34, Beyhakî, c. 3, s. 339, İbn Esîr, c. 2, s.
171, İbn Seyyid, c. 2, s. 44.
[127] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 3, s.
109.
[128] İbn Sa'd,
Tabakât, c. 3, s. 514, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1511, Beyhakî, Delâil, c. 3, s. 343.
[129] Ahmed
b. Hanbel, c. 3, s. 109, Beyhakî,
c. 3, s. 348, Ebu'l-Fidâ,
c. 4, s. 71, Semhûdî, Vefâu'l-vefâ,
c. 1, s. 296.
[130] Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 375.
[131] Vâkıdî,
Megâzî, c.1, s. 347.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/254-256.
[132] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 194, Vâkıdı, c.
1, s. 347, Belâzurı, c. 1, s. 375, Taberı, c.3, s. 34, Beyhakı, c.
3, s. 339, İbn Esîr, c.2, s. 171, Zehebı, s.193, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 73, Heysemı, c. 6, s. 128, İbn Haldun, c. 2, ks.2, s. 27.
[133] İbn Habıta,
Kitâbu'l-muhabber, s. 118, Kastalânî, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 134, Diyarbekrî,
Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 452.
[134] Vâkidî, Megâzî, c. 1, s. 347, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 52, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 1 09, Buhârî,
Sahih, c. 5, s. 42, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1511, Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 375, Taberî,
Târih, c. 3, s. 34, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.3, s. 342, İbn EsiY,
Kâmil, c. 2, s. 171, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 44, Zehebî, Megâzî,
s. 194, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 71, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 126.
[135] İbn İshak, İbnHişam, Sîre, c.3, s. 194, Vâkıdî, c. 1, s. 347, İbn Sa'd,
c. 2, s. 52, Ahmed b. Hanbel,
c. 3, s. 109, Buhârî, c.5,s. 42, Müslim, c. 3, s.
1511, Belâzurî,c. 1, s. 375, Taberî,
c. 3, s. 34, Beyhakî, c. 3, s. 339, 343, İbn Esîr, c.
2, s. 171, İbn Seyyid, c. 2, s. 44, Zehebî, s. 193-194, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 71 , 73, Heysemî,
c. 6, s. 126, 128.
[136] İbn Habîb,
Kitâbu'l-muhabber, s. 118, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 452.
[137] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 347, Heysemî,
Mecmau'z-zevâid, c. 6, s.
127.
[138] İbn İshak, İbn Hişam, c.3, s. 194, Vâkıdî, c. 1,
s. 347, Taberî, c. 3, s. 34, Beyhakî,
c. 3, s. 339, İbn Seyyid, c.2, s. 44, Heysemî, c. 6, s. 128.
[139] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 347.
[140] Kastalâni,
Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1,
s. 133.
[141] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 347, Diyarbekrî,
Târîhu'l-hamîs, c. 1, s.
453.
[142] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 194, Vâkıdî, c.1
, s. 347.
[143] Taberî,
Târih, c.3, s. 36.
[144] Ahmed
b. Hanbel, c.3, s. 210, Buharı, c. 3, s. 204, Zehebı, s. 195.
[145] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s.
342.
[146] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 3, s.
210, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 204, Zehebî,
Megâzî, s. 195.
[147] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 473, Zehebî, Megâzî, s. 195.
[148] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 3, s.
210, Buhârî, Sahih, c. 3, s. 204, Taberî,
Târih, c. 3, s. 36, Beyhakî, Delâil,
c. 3, s. 346, İbn Esir, Usdu'l-gâbe,
c. 1, s. 473, Zehebî, Megâzî,
s. 195.
[149] Taberî,
Târih, c.3, s. 36, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs,
c. 1, s. 452.
[150] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.3, s. 194, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 347, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c.2, s. 52, Beyhakî, Delâil, c.3, s. 339, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 171, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.2, s. 44,
Zehebî, s. 193, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c.6, s. 128, İbn
Haldun, Târih, c. 2,ks. 2, s. 28, Bedrüddin
Aynî, Umdetu'l-Kârî, c. 7, s. 19.
[151] Ahmed
b. Hanbel, c. 3, s. 210, Buhârî,
c. 3, s. 204, c. 5, s. 43, Beyhakî, c. 3, s. 347, Zehebî, s. 195, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 72.
* Zührî,
Megâzî, s. 95, Abdurrezzak,
Musannef, c. 5, s. 383-384, Buhârî,
Sahîh, c. 5, s. 43, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 72.
[152] Zührî,
Megâzî, s. 95, Abdurrezzak,
M usannef, c. 5, s. 383-384, Ahmed
b. Hanbel, c. 3, s. 210, Buhârî,
c. 3, s. 204, c. 5, s. 43, Beyhakî, c. 3, s. 347,
349, Zehebî, s. 195-196, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 72.
[153] Zührî,
Megâzî, s. 95, Abdurrezzak,
Musannef, c. 5, s. 383-384, Buhârî,
Sahîh, c. 5, s. 43, Ebu'l-Fidâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 72.
[154] Vâkıdî,
Megâzî, c.1, s. 348.
[155] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 3, s. 194, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 347, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 52, Taberî,
Târih, c. 3, s. 34, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 339, İbn Esîr, Kâmil, c.2, s. 171, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s.
44, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 73, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 128, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 28.
[156] Taberî,
Târih, c. 3, s. 34, Beyhakî, Delâil,
c. 3, s. 339-340, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 171, İbn Seyyid,
Uyun, c. 2, s. 44, Ebu'l-Fidâ,
c. 4, s. 73, Heysemî, c. 6, s. 128.
[157] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 194, Vâkıdî, c.
1, s. 347, İbn Sa'd, c. 2, s. 52, Taberî,
c.3, s. 34, Beyhakî, c. 3, s. 340, İbn Esîr, c.2, s.
171, İbn Seyyid, c. 2, s. 44, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 73, Heysemî, c. 6,
s. 128, İbn Haldun, c.2, ks. 2, s. 28, Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-Kârî, c.
7, s. 19.
[158] İbn İshak, İbn Hişam, c.3, s. 194, İbn Sa'd, c.
2, s. 52, Taberî, c. 3, s. 34, Beyhakî,
c. 3, s. 340, İbn Esîr, c. 2, s. 171 , Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 73, Heysemî, c. 6,
s. 128, İbn Haldun, c.2, ks.2, s. 28, Aynî, c. 7, s.
19.
[159] Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 340, İbn Abdilberr,
İstiâb, c. 4, s. 1351, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 73.
[160] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 194, Vâkıdî, c.
1, s. 347, İbn Sa'd, c.2, s. 52, Taberî,
c. 3, s. 34, İbn Abdilberr, c. 4, s. 1450-1451, Beyhakî, c.3, s. 340, İbn Esir, c.2, s. 171, İbn Seyyid, c. 2, s. 44, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 73, Heysemî, c. 6,
s. 128.
[161] Buhârî,
Sahih, c. 5, s. 41.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/256-259.
[162] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 352, Ibn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 378, Ibn Abdilberr, Istiâb, c. 3, s. 1064-1065, Ibn
Esîr, Usdu'l-gâbe,
C.4.S.26.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/259-260.
[163] İbn İshak. İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 196, Taberî, Târih, c. 3,s. 35.
[164] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 349, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüwe, c. 2, s. 514.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/260.
[165] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
52, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 47, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 127.
[166] İbn İshak. İbnHişam, c. 3, s. 194, Vâkıdî,
c. 1, s. 348, İbn Sa'd.c. 2, s. 52, Taberî, c. 3, s. 34, Beyhakî.Delâilü'n-nübüvvıe, c. 3, s. 340,
İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 171, İbn Seyyid, Uyûnu1
l-eser, c. 2, s. 44, Zehebî, Megâzî,
s. 193, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 73, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 128, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 28, B. Aynî, Umdetu'l-Kârî,
c. 7, s. 19.
[167] M. Asım Köksal, İslam
Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/260-261.
[168] Vâkidi, Megâzî, c. 1, s. 348, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 52.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/261.
[169] Buhârî,
Sahîh,c.3, s. 204.
[170] Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 111 , Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvye, c. 3, s.
344, Suyûtî, Hasâisu'l-kübrâ, c. 1, s. 556.
[171] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 195-196, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 349,Taberî, Târih, c. 3, s. 35, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s.
341, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 45, Zehebî, Megâzî,
s. 193, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 73, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 129.
[172] Zührî,
Megâzî, s. 95, Akıduırezzak,
Musannef, c. 5, s. 384, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
54, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 137, Müslim , Sahîh, c. 1, s. 469, Beyhakî, c. 3, s. 349, İbn Seyyid,
c. 2, s. 47.
[173] İbn Sa'd,
Tabakât, c. 3, s. 514-515, Ahmed
b. Hanbel, c. 3, s. 109, Buhârî,
c. 5, s. 41 42, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1511.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/261-262.
[174] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 3, s. 1 94-1 95, Vâkıdî, Megâzî, c. 1, s. 348-349,
Taberî, Târih, c. 3, s. 34, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s.
340, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead,
c. 2, s. 122, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 44, Zehebî Megâzî,
s. 193, Ebu'l-Fidâ, el -B idâye ve'n-nihâ
ye, c. 4, s. 73, Heysemî, Mecmaau'z-zevâi d, c. 6, s. 1 28-1 29.
[175] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s.
342.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/262-263.
[176] Vâkidi, Megâzi, c. 1, s. 3 48-3 49, Ebu Nuaym , Delâil ü'n-nübü vve,
c. 2, s. 513, Beyhakî, Delâil
ü'n-nübü vve, c. 3, s. 353, Suyûtî, Hasâisu'l-kübrâ, c. 1, s. 556.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
4/263.
[177] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 197, Taberî, Târih, c. 3, s. 35-36, Beyhakî,
Delâil., c. 3, s. 3, s. 341, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 45, Zehebî,
Megâzî, s. 193, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 74, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 6, s. 129.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/264.
[178] Vâkıdî,
Megâzî, c. 1, s. 349, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
53, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 451 .
[179] Zührî,
Megâzî, s. 95, Abduırezzak,
Musannef, c. 5, s. 384, Vâkıdî,
Megâzî, c. 1 , s. 349, İbn Sa'd,
Tabakât, c. 2, s. 53,d b. Hanbel,
Müsned, c. 3, s. 109, Buhârî,
Sahih, c. 5, s. 42, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 468-469, Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 348, İbn Seyyid,
Uyünu'l-eser, c. 2, s. 47, Zehebî,
Megâzî, s. 195, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 72.
[180] Ebu
Dâvud, Sünen, c. 2, s. 68.
[181] Buhârî.
Sahih. c. 5. s. 44.
[182] M. Asım Köksal, İslam
Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/264.
[183] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 93-94, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 333,
İbn Seyyid, Uvûnu'l-eser, c.
2, s. 112, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 69, Suyûtî, Hasâisu'l-kübrâ, c. 1, s. 553.
[184] Beyhakî,
Delâil,
c. 3, s. 333, İbn Seyyid, Uyun, c. 2, s. 112, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 49, Suyûtî, Hasâisu'l-kübrâ, c. 1.S.553.
[185] İbn Sa'd,
Tabakât, c. 2, s. 94, Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 333-334, İbn Seyyid,
c. 2, s. 112, Ebu'l-Fidâ,
c. 4, s. 69.
[186] Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 334, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 69.
[187] İbn Sa'd,
Tabakât, c. 2, s. 94, Beyhakî,
c. 3, s. 334, İbn Seyyid, c. 2, s. 112, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 49, Suyûtî, Hasâisu'l-kübrâ, c.1, s. 553-554.
[188] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s.
334, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 69, Suyûtî, Hasâisu'l-kübrâ, c. 1, s. 554.
[189] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s.
334, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 69.
[190] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
94, İbn Seyyid, Uyünu'l-eser,
c. 2, s. 112, Ebu'l-Fidâ,
c. 4, s. 69.
[191] Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 334, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 69.
[192] İbn Sa'd,
Tabakât, c. 2, s. 94, Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 334, İbn Seyyid,
Uyun, c. 2, s. 112, Ebu'l-Fidâ,
c. 4, s. 69.
[193] İbn Sa'd,
Tabakât, c. 2, s. 94, Beyhakî,
c. 3, s. 334, İbn Seyyid, c. 2, s. 112, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 69, Suyûtî, Hasâisu'l-kübrâ, c.1, s. 554.
[194] Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s.
334, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 69, Suyûtî, Hasâisu'l-kübrâ, c. 1, s. 554.
[195] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
94, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s. 21 3.
[196] Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 334, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s. 69, Suyûtî, Hasâisu'l-kübrâ, c. 1, s. 554.
[197] M. Asım Köksal, İslam
Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/264-267.
[198] Diyarbekrî,
Târîhu'l-hamîs, c. 1, s.
458, Halebî, İnsânu'l-uyûn,
c. 3, s. 160.
[199] Diyarbekrî,
Târîhu'l-hamîs, c. 1, s.
458, Halebî, İnsânu'l-uyün, c. 3, s. 161 .
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/267-268.
[200] İbn Hişam.
Sîre.c. 4, s. 282, Taberî,
Târih, c. 3, s. 32, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 169.
[201] İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s.
94, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 335, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 112, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 70.
[202] 196.İbn İshak,İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 282, İbn Sa'd, c. 2, s. 94, Taberî, Târih,
c. 3, s. 32, Beyhakî, Delâil,
c. 3, s. 335, İbn Esîr, c. 2, s. 169, İbn Seyyid, c.
2, s. 112, Ebu'l-Fidâ, c.
4, s. 70.
* Cebbar b. Sahr (İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 282) veya Seleme b. Eşlem (İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 293).
* Muaviye b. Ebu Süfyan, İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 94).
* Gerçekten de, Amr. B. Ümeyye, Cahiliye devrinde elinden her kötülük gelen cin gibi bir
adamdı. ( Taberi Tarih, c. 3, s. 32).
* Ebu
Süfyan da, bunu söyleyenler arasında idi (E bu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 4, s. 70).
[203] Taberî,
Târih, c. 3, s. 32.
[204] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 283.
[205] Taberî,
Târih, c. 3, s. 32, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3,s. 336, İbn Esîr, Kâmil, c. 2,s. 170 , Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 70.
[206] Taberî,
Târih, c. 3, s. 32, Beyhakî, Delâil,
c. 3, s. 336, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 170, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 70.
[207] Taberî,
Târih, c. 3, s. 32, Beyhakî, Delâil,
c. 3, s. 336, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 170, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 70.
[208] Beyhakî,
Sünenü'l-kübrâ, c. 9, s.
213, Ebu'l-Fidâ, c. 4, s.
70.
[209] Taberî,
Târih, c. 3, s. 31, Beyhakî, Delâil,
c. 3, s. 332, İbn Esîr, c. 2, s. 1 70, Zehebî, Megâzî, s. 191 , Ebu'l-Fidâ, c.4, s. 67.
[210] Taberî,
Târih, c. 3, s. 32-33, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 3, s. 336-337, İbn Esîr, Kâm il, c. 2, s. 170.
[211] İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 4, s. 283.
[212] Taberî,
Tâ rîh, c. 3, s. 33, Beyhakî,
Delâil, c. 3, s. 336-337, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.
170, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye,
c. 4, s. 70-71 , Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 459.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/268-273.
[213] Buhârî
, Sahih, c. 3, s. 1 99, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 244.
[214] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 3, s.
373, 391, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 246.
[215] Buhân,
Sahîh, c. 3, s. 21, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 245.
[216] Buhârî,Sahîh,c.3,
s. 84, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 119, İbnMâce, Sünen, c. 2, s. 813.
[217] Buhârî,
Sahîh, c. 3, s. 199.
[218] Buhân
, Sahîh, c. 3, s. 84, Ebu Dâvud, Sünen, c. 3, s. 119,
İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 813-814.
[219] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 3, s.
391, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 246.
[220] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 3, s.
373.
[221] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 3, s.
373, 391.
[222] Buhân,
Sahih, c. 3, s. 21-22, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 245.
[223] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 3, s.
373.
[224] Buhân,
Sahih, c. 3, s. 199.
[225] Buhân,
Sahîh, c. 3, s. 21-22, Nesâf, Sünen, c. 6, s. 245.
[226] Buhân,
Sahîh, c. 3, s. 1 99.
[227] Buhân,
Sahîh, c. 3, s. 84.
[228] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 3, s.
373.
[229] Buhân,
Sahîh, c. 3, s. 84, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 814.
[230] Ahmed
b. Hanbel, Müsned, c. 3, s.
373.
[231] Buhân.
Sahih. c. 3. s. 1 38.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal
Yayıncılık: 4/273-276.