PEYGAMBERİMİZ ALEYHİSSELAMIN
ZEVCELERİNDEN BİR AY İNZİVAYA ÇEKİLİŞİ
Peygamberimiz Aleyhisselamdan Zevcelerinin
İstedikleri Şeyler
Abdullah Zülbicâdeyn'in ve Vâsile b. Eskâ'ın
Müslüman Olmaları
Hicretin
9. yılında,[1]
Peygamberimiz Aleyhisselam, zevcelerinin kendisine karşı takındıkları bazı
uygunsuz tutum ve davranışlarından dolayı, bir ay yanlarına uğramamaya yemin
etmişti.[2] Peygamberimiz Aleyhisselamin
inzivaya çekildiği sıradaki zevceleri:
1.
Hz.
Âişe binti Ebi Bekr,
2.
Hz.
Hafsâ binti Ömer,
3.
Hz.
Safiyye binti Huyey,
4.
Hz.
Şevde binti Zem'a,
5.
Hz.
Ümmü Habibe binti Ebu Süfyan,
6.
Hz.
Ümmü Seleme binti Ebu Ümeyye,
7.
Hz.
Zeyneb binti Cahş,
8.
Hz.
Meymûne binti Haris,
9.
Hz.
Cüveyriye binti Hârisü'l-Mustalakî idi.[3]
Ümmü'l-Cülendah
gibi bazı münafık kadınlar da, Peygamberimiz Aleyhisselamın kadınları ile
düzenini bozmaya çalışmaktan geri durmuyorlardı.[4]
Zevcelerinin
Peygamberimiz Aleyhisselamdan istedikleri:
a) Dünya
yaşantısı ve geçim bolluğu,[5]
b) Giyim
kuşam [6]
c) Dünya
mutluluğu, [7]
d) Bol
nimetler içinde gösterişli yaşantı idi. [8]
Deniliyor
ki; Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri bir gün biraraya gelerek: "Biz Peygamber
Aleyhisselamdan başkasıyla evli olsaydık, herhalde bizim de itibarımız,
elbiselerimiz ve ziynetlerimiz olurdu!" diyecek kadar ileri gittiler.
Peygamberimiz Aleyhisselamdan her biri birtakım şeyler istediler.
Bu cümleden olarak:
1.
Hz.
Ümmü Seleme, damgalı kumaştan yapılmış kısa bir elbise,
2.
Hz.
Meymûne, pahalı Yemen kumaşından yapılmış, altlı üstlü iki parça elbise (etek,
ceket),
3.
Hz.
Zeyneb, Yemen kumaşından yapılmış bir elbise,
4.
Hz.
Ümmü Habibe, ak bezden yapılmış pamuklu bir elbise,
5.
Hz.
Hafsâ, Mısır işi bir elbise,
6.
Hz.
Cüveyriye, bir başörtüsü,
7.
Hz.
Şevde, Hayber kadifesi istemiş;
8.
Hz.
Âişe bir şey istememişti.[9]
9.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah'ım!
Muhammed'in ev halkının rızkını, yetecek kadar ver!" diyerek dua etmiş
bulunuyordu. [10]
Kendisi, Medine'ye gelişinden Rabbine kavuşuncaya kadar, üç gün arka arkaya
doyasıya buğday ekmeği bile yemediği gibi, ev halkının da ardarda iki-üç gün
doyasıya arpa ekmeği yedikleri olmamıştır. Bazan, bir ay ateş yakmadan dururlar
da, [11]
ocaklarının tüttüğü görülmezdi. [12] Hz. Âişe'nin bildirdiğine
göre; Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri iki gruba ayrılmışlardı.
Gruplardan birisinde:
1.
Hz.
Âişe,
2.
Hz.
Hafsâ,
3.
Hz.
Safiyye,
Diğer
grupta da:
1.
Hz.
Ümmü Habibe,
2.
Hz.
Ümmü Seleme,
3.
Hz.
Zeyneb,
4.
Hz.
Meymûne,
5.
Hz.
Cüveyriye bulunuyordu. [13]
Hz. Âişe ile Hz. Hafsâ, Peygamberimiz Aleyhisselama karşı
birbirlerini desteklemekte, birbirlerine arka çıkmakta idiler. [14]
Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Hafsâya bir sırrı söylediği ve
gizli tutmasını da sıkı sıkı tenbih eylediği halde, o bunu Hz. Âişe'ye
söylemişti.
Bu
hadise de, Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklandı:
"Hani, Peygamber, kadınlarından birine gizli birşey
söylemişti de, o kadın bunu habervermiş; Allah da Peygamberine açıklayınca,
Peygamber, bunun ancak bir kısmını ona bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti.
Peygamber
bunu kendisine söyleyince, kadın:
'Bunu
sana kim haber verdi?' diye sordu.
Peygamber
de:
'Bana,
herşeyi bilen, herşeyden haberi olan Allah haber verdi!' dedi. [15]
Bazı rivayete göre; Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Hafsâya,
kendisinden sonra Hz. Ebu Bekir'in, ondan sonra da Hz. Ömer'in halife olacağını
haber vermişti. [16]
Yüce Allah, Peygamberimiz Aleyhisselama indirdiği âyette,
Peygamberimiz Aleyhisselama karşı birbirlerini destekleyen Hz. Âişe ile Hz.
Hafsâ'yı şöyle uyardı:
"Eğer
her ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, ne âlâ!
Gerçekten,
sizin kalbleriniz kaymıştır.
Yok!
Onun aleyhinde birbirinize arka olursanız, hiç şüphesiz, Allah bizzat onun
yardı m asıdır!
Cebrail
de, mü'minlerin salih olanları da, bunların ardından bütün melekler de, ona
yardımcı dır." [17]
Hz.
Âişe der ki:
"Resûlullah
Aleyhisselam, tatlıyı ve balı severdi.
İkindi
namazını kılıp dönünce, kadınlardan birinin yanına varırdı.
Hafsâ'nın
odasına varıp onun yanında herzamanki kalışından daha çok kalınca, [18] kıskandım. [19]
Resûlullahın
Hafsâ'da bu kadar kalışının sebebini sordum.
Hafsâ'ya kavminden bir kadın küçük bir tulum bal hediye etmiş, o
da bu baldan şerbet yapıp Resûlullaha içirmiş!
Kendi
kendime:
'Biz
de, vallahi, ona bir tedbir düşünürüz!1 dedim.
Bunu
Şevde binti Zem'aya anlattım ve dedim ki:
'Resûlullah
yakında senin yanına gelecektir. Yanına gelince, ona:
'Yâ
Rasûlallah! Megâfir mi yedin?' dersin.
O,
sana:
'Hayır!'
diyecektir.
Bunun
üzerine, sen ona:
'Ya
bu koku nedir?1 dersin.
[Resûlullah
Aleyhisselam, üzerinde böyle ağır koku bulunmasından hiç hoşlanmazdı.]
Tabiî
ki, sana:
'Hafsâ
bana bir bal şerbeti içirmiştü' diyecektir.
Sen
de o zaman:
'Demek
o balın arısı urfut* ağacından yayılmış, bal toplamış!' dersin.
Ona
ben de böyle diyeceğim!'
Safiyye'ye
de:
'Ey
Safiyye! Sen de ona böyle dersin!' dedim.
Şevde:
'Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki;
Resûlullah Aleyhisselam yanıma geldiğinde, ey Âişe, söylememi istediğin sözü,
senden korktuğum için, Resûlullah Aleyhisselam daha kapıda iken, neredeyse s
öyleyi verecektim!1 dedi.
Resûlullah
Aleyhisselam yanına gelince, Şevde:
'Yâ
Rasûlallah! Megâfir mi yedin?' diye sordu.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Hayır!'
buyurdu.
Şevde:
'Ya
bu koku nedir?1 diye sordu.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Hafsâ
bana bir bal şerbeti içirmişti' buyurdu.
Şevde:
'Demek
ki, o balın arısı urfijt ağacından yayılmış, bal toplamış' dedi.
Resûlullah
Aleyhisselam benim yanıma geldiği zaman, ben de kendisine böyle söyledim.
Sonra,
Safiyye'nin yanına vardı.
O
da bunun gibi söyledi.
Resûlullah
Aleyhisselam Hafsâ'nın yanına varınca, Hafsâ:
'Yâ
Rasûlallah! Sana şu bal şerbetinden yine içireyim mi?' diye sordu.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Hayır!
Artık onun bana gereği yok!' buyurdu.
Hafsâ,
bana:
'Sübhânallah!
Vallahi, onu bal şerbetinden mahrum ettin!?' dedi.
Ben
de, ona:
'Sus,
sesini çıkarma!' dedim." [20]
Hz.
Âişe, Hafsâya karşı yaptığı bu işin açığa çıkmasından korktu. [21]
Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri, gerek birtakım dünyalıklar
isteyip durmalarıyla, gerek birbirlerini kıskanmalarıyla, Peygamberimiz Aleyhisselamı
üzmüşlerdi. [22]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, kadınlarının
odalarından ayağını çekip, Meşrebe diye anılan çardakta 29 gece yalnız başına
oturdu. [23]
Sabah
akşam, yemeğini orada tek başına yedi. [24]
Peygamberimiz Aleyhisselam, evvelce, attan hurma kütüğü üzerine
düşüp sağ yan bacağı sıyrıldığı zaman da [25] Meşrebe'ye çekilmişti. [26]
Sahabileri kendisini orada ziyaret etmişler, Peygamberimiz
Aleyhisselam orada oturarak namaz kılmış ve ki İdi rm işti. [27]
Kadınlarından
bir aylık inzivasını da bu Meşrebe'de geçirdi.
Burası,
Peygamberimiz Aleyhisselama, [28] Hz. Âişe'ye aitti. [29]
Hz.
Ömer der ki:
"Vallahi,
biz Cahiliye çağında kadınları hiçbir işte hesaba almazdık.
Yüce Allah onlar hakkında indirdiğini indirinceye ve kendilerine
verdiği payı verinceye kadar, [30] biz Kureyş cemaati,
kadınlara hakim durumda bir kavim idik.
Medine'ye
geldiğimiz zaman, orada bir kavim bulduk ki, kadınları onlara hakim bulunuyor.
Nihayet,
bizim kadınlarımız da, onların kadınlarından öğrenerek, bize tahakküme
başladılar.
Medine'deki
evim, Avâlî mevkiinde Benî Ümeyye b. Zeyd mahallesinde idi.
Bir gün [31]
bir iş üzerine kendi kendime düşünürken, karım işe karışarak 'Şöyle şöyle
yapsana?' dedi. [32]
Onun böyle işime karışmasından, bana itirazımsı karşılık
vermesinden hoşlanmadım, kızdım, kendisini azariadım: [33]
'O iş seni ne ilgilendirir?! Benim yapmak istediğim bir işte sen
hangi hakla bana teklifte bulunmaya kalkışıyorsun?!' dedim.
Karım:
'Şaşılır sana ey İbn Hattab! Sen kendine
itirazımsı karşılık verilmesinden hoşlanmıyor,
[34] beni azarlıyorsun ama,
vallahi Peygamber Aleyhisselamın kadınları bile ona itirazımsı karşılık
veriyor, söyleniyorlar.
Hem onlardan herhangi biri, o gün, geceye kadar, kendisinin yanına
da uğramıyor. [35]
Hatta, senin kızın bile Resûlullah Aleyhisselama itirazımsı karşılık veriyor,
sesleniyor da, Resûlullahın o gününü öfkeli geçirtiyor!' dedi . [36]
İçimden:
'Onlardan,
bunu yapan kadın, muhakkak hüsrana uğrar!' dedim. [37]
Hemen
kalkıp yerime vardım. Ridamı üzerime aldım, yola çıktım. Hafsâ'ya kadar gittim.
Ona:
'Ey kızcağızım! [38] Sen Resûlullah
Aleyhisselama itirazımsı karşılık veriyor, söyleniyor, [39] hatta kendisinin o
gününü öfkeli geçirtiyormuşsun, öyle mi?' diye sordum. [40]
Hafsâ:
'Evet!
Vallahi, hepimiz ona karşılık verir, söyleniriz!1 dedi. [41]
'Sizlerden herhangi birinizin o gün geceye kadar Resûlullah
Aleyhisselamın yanına uğramadığı da oluyor mu?' diye sordum.
'Evet!'
dedi.
'İçinizden
her kim böyle yaparsa, muhakkak o hüsrana ciüşer! [42]
Ey kızcağızım! Bilirsin ki; ben seni Allah'ın azabından ve
Resûlünün gazabından sakındırır dururum. [43]
Herhangi biriniz, Allah'ın kendisine Resûlünün gazabından dolayı
gazab etmeyeceğinden emin mi bulunuyor?
Allah'ın
gazab ettiği ise helak olur gider.
Sen
sakın Resûlullah Aleyhisselama karşı itiraz yollu karşılık verme, söylenme!
Kendisinden
de birşey istemeye kalkma!
Neye
ihtiyacın olursa, onu benden iste! [44]
Ey kızcağızım! [45] Sakın şu komşun[46] arkadaşın-olan Âişe'nin
senden daha güzel ve Resûlullaha senden daha sevgili olması dolayısıyla
nazlanması, itiraz yollu karşılık vermesi seni aldatmasın!' dedim. [47]
Resûlullah
Aleyhisselama karşı böyle cephe aldıkları zaman, Resûlullahın kadınlarına:
'Eğer
o sizi boşayacak olursa, onun Rabbinin ona sizin yerinize sizden daha
hayırlılarını vermesi memuldur1 dedim.[48]
Hafsâ'nın yanından ayrılıp, akrabam olan Ümmü Seleme'nin yanına
vardım. Ona da, söyleyeceklerimi söyledim.
Ümmü
Seleme:
'Şaşarım
sana ey İbn Hattab! Sen herşeye girdin, karıştın durdun!
Resûlullah
Aleyhisselamla kadınları arasına da girmek istiyorsun?!' dedi.
Bu söz beni öyle bir tutuş tuttu ki, içimde duyduğum endişe ve
üzüntüden bir kısmını kırdı, dağıttı . [49]
Ensardan bir komşumla birlikte Benî Ümeyye b. Zeydlerin yurdunda
otururdum. [50]
Resûlullah Aleyhisselamın yanına bu komşumla nöbetleşe inerdik. Bir gün o iner,
bir gün ben inerdim. Ben, indiğim zaman, o gün vahiy vesairenin haberini
komşuma getirirdim. O indiği zaman da, böyle yapardı. [51]
O sırada, Gassan hükümdarlarından birinin üzerimize yürümek
istediğini ve bizimle savaşmak için atlarını nallatmakta olduklarını haber
almıştık. [52]
Yüreklerimiz,
onların endişesiyle dolu bulunuyordu. [53]
Arkadaşım iniş nöbeti günlerinden birinde idi ki, [54] yatsı vakti bana geldi. [55] Birdenbire kapımı hızlı
hızlı çalmaya, [56]
'Aç! Aç!'[57]
diyerek seslenmeye başladı. [58]
Çok
korktum. Hemen yanına çıktım.
Bana:
'Çok
büyük bir hadise oldu!1 dedi. [59]
'Nedir
o hadise? [60]
Yoksa Gassanlar mı geldi?' dedim.
Arkadaşım:
'Hayır!
Ondan daha büyük, daha ağır! [61]
Resûlullah
Aleyhisselam kadınlarından inzivaya çekilmiş! [62] Kadınlarını boşamış!'
dedi. [63]
İçimden:
'Hafsâ
ile Âişe'nin bumu sürtüldü! Hafsâ hüsrana uğradı!
Ben
zaten böyle birşey olacağını zan ve tahmin edip duruyordum!1
dedim." [64]
Hz.
Ömer, bu haberi alınca başına toprak saçmış ve:
"Allah,
Ömer'i ve kızını ayıplamaz mı?" demişti. [65]
Hz.
Ömer, hadiseyi anlatmaya devamla şöyle der:
"Sabah
namazını kılınca, giyinip kuşandım. Sonra, Medine'ye indim.
Hafsâ'nın
yanına vardım. Ağladığını gördüm. [66]
Mü'minlerin
diğer analarının odalarına da uğradım. Hepsinde ağlamalar vardı. [67]
Mescide girdiğim zaman da, gördüm ki; halk, canlarının
sıkıntısından, üzüntülerinden, çakıllı yeri d üşüştürüyorlar ve:
'Resûlullah
Aleyhisselam kadınlarını boşamış!' diyorlardı.
Kendi
kendime:
'Ben
bu işi muhakkak öğrenirim!1 dedim.
Hemen
Âişe'nin yanına varıp, ona:
'Ey Ebu Bekir'in kızı! Demek sen işi Resûlullah Aleyhisselama
eziyet verecek dereceye vardırdın hâ?Medim.
Âişe:
'Ey Hattab'ın oğlu! Benim seninle ne işim var?! (Benim işim seni
ne ilgilendirir?!) Sen kendi heybenle (kızınla) ilgilen!1 dedi.
Bunun
üzerine, Ömer'in kızı Hafsâ'nın yanına vardım.
Ona
da:
'Ey
Hafsâ! Demek sen işi Resûlullah Aleyhisselama eziyet verecek dereceye vardırdın
hâ?!
Vallahi,
sen de pekâlâ bilirsin ki; Resûlullah Aleyhisselam seni sevmiyondur!
Ben
olmasam, seni muhakkak boşardı!' dedim.
Hafsâ,
son derecede ağlamaya başladı. [68]
Ona:
'Sen
ne diye ağlıyorsun? Ben seni bundan sakındırmamış mı idim?' dedim. [69]
Ona:
'Resûlullah
Aleyhisselam sizleri boşadı mı?' diye sordum.
Hafsâ:
'Bilmiyorum!'
dedi. [70]
Ona:
'Resûlullah
Aleyhisselam nerede?' diye sordum. [71]
Hafsâ:
'O,
şuradaki Meşrebe'de! [72]
Meşrebe gilarında [hücresinde] [73] inzivaya çekilmiş
bulunuyor!' dedi.
Hemen
oraya varınca, karşıma Resûlullah Aleyhisselamın kölesi Rebah çıkmaz mı!
Kendisi, Resûlullah Aleyhisselamın Meşrebe'ye çıkar, Meşrebe'den
inerken, merdiven basamağı gibi üzerine bastığı kütüğe de ayaklarını dayamış,
oturuyordu.
Bu
zenci köleye: [74]
'Ey Rebah! Yanındaki Resûlullah Aleyhisselamın huzuruna girmek
için bana kendisinden izin iste!' diyerek seslendim.
Rebah
bir içeri baktı, bir de bana baktı. Fakat birşey söylemedi. [75]
Dönüp
Mescide gittim.
Minberin
çevresinde birtakım kimseler oturmuşlardı. Bazıları ağlıyorlardı.
Orada ben de biraz oturdum. İçimde duyduğum endişe ve üzüntü bana
galebe çaldı. Tekrar kölenin yanına
vardım ve:
'Ömer'in
içeri girmesi için izin iste!' dedim.
Köle,
içeri girdikten sonra, yanıma çıktı ve:
'Seni
kendisine söyledim, sustu, birşey söylemedi' dedi.
Yine,
dönüp Mescide gittim. Minberin yanında oturdum.
İçimde
duyduğum endişe ve üzüntü bana galebe çaldı da, tekrar kölenin yanına vardım. [76]
Sesimi
yükselterek:
'Ey
Rebah! Resûlullah Aleyhisselamın huzuruna girmem için izin iste!
Herhalde
Resûlullah Aleyhisselam benim Hafsâ için geldiğimi sanıyor!
Vallahi, Resûlullah Aleyhisselam onun boynunu vurmamı bana
emrederse, boynunu da vururum!' diye seslendim. [77]
Köle,
içeri girdikten sonra, yanıma çıktı.
'Seni
kendisine söyledim. Sustu. Birşey söylemedi' dedi.
Bunun
üzerine geri dönüp giderken, köle beni çağırdı ve:
'Gir
içeri! Sana izin verdi!' dedi.
İçeri
girdim. Resûlullah Aleyhisselama selam verdim.
Gördüm
ki; Resûlullah Aleyhisselam bir hasırın üzerine uzanmış!
Hasırın
örgüleri kendisinin böğründe iz yapmıştı ! [78]
Hasırla
bedeni arasında birşey (bir döşek) de bulunmuyordu!
Başının altında, içine hurma lifi doldurulmuş bir (ot) yastık
vardı. [79]
Ben oturunca, Resûlullah Aleyhisselam
izarını (yorgan gibi) üzerine çekti.
Zaten,
üzerinde ondan başka da birşey yoktu! [80]
Resûlullah Aleyhisselamın hücresine (gilarına) göz gezdirdiğim
zaman, gördüm ki; avuçla avuçlanacak kadar azıcık, bir sa'a* yakın arpa. [81] Ayaklarının yanına da,
onun kadar (deri dabaklan-masında kullanılan) garez (selem ağacı posası)
dökülmüş! Başucunda ise, dabaklanması tamamlanmamış bir posteki asılı idi.
Resûlullah Aleyhisselamın böğründeki hasır izlerini görünce,
gözlerimin yaşını tutamayarak ağlamaya başladım. [82]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Ey
İbn Hattab! Neye ağlıyorsun?' diye sordu. [83]
'Ey Allah'ın Peygamberi! Ben ne diye ağlamayayım ki; üzerine
uzandığın şu hasır senin böğründe izler yapmış! Şu da senin yatıp kalktığın
tamtakır hücren ki, içinde birkaç şeyden başka birşey göremiyorum ! [84]
Vallahi,
çok iyi biliyorum ki, sen Allah katında Kisrâ ve Kayser'den daha şerefli ve
kıyım etlisin ! [85]
Halbuki
yâ Rasûlallah! Kisrâ ve Kayser, bulundukları refahlı yaşantı içinde dem
sürüyor! [86]
Nimetler ve nehirler içinde yüzüyorlar! [87]
Sen ise, yâ Rasûlallah! Görmüş olduğum yerde ve şu haldesin!? [88] Sen ki, Allah'ın Resûlü[89] ve en seçkin kulusun!
Hal
böyle iken, işte şu hücren tamtakır!' dedim. [90]
Bunun
üzerine, Resûlullah Aleyhisselam, bana:
'Ey
İbn Hattab! Sen dünyanın onlara, ahiretin de bize ait olmasına razı değil
misin?' diye sordu.
Ben
de:
'Evet!
Razıyım!' dedim. [91]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Öyleyse,
bu iş böyledir ve böyle olacakür!' buyurdu. [92]
'Yâ
Rasûlallah! Bari Allah'a dua et de, ümmetine geçim bolluğu versin!
Allah'a
ibadet etmezlerken, Allah onlara (gayrimüslimlere) geçim bolluğu vermiştir!'
dedim.
Ben
böyle söyleyince, Resûlullah Aleyhisselam, doğrulup oturdu ve:
'Ey
İbn Hattab! Yoksa sen şüphe içinde misin?!
Onlar
hazları, nasipleri dünya hayatında tez elden verilip geçiştirilen bir
kavimdir!' buyurdu. [93]
'Öyleyse
yâ Rasûlallah! Benim için Allah'tan mağfiret dile!' dedim. [94]
'Yâ
Rasûlallah! Yüzünde gazab eseri görüyorum.
Yoksa,
kadınlarının sana karşı takındıkları tutum canını mı sıkıyor?
Şayet
sen onları boşarsan, Allah seninledir.
Allah'ın
melekleri Cebrail, Mikâil, ben, Ebu Bekir ve mü'minler de seninledir!' dedim . [95]
Kimlere ve neler söylediğimi Resûlullah Aleyhisselama birer birer
anlatıp, Ümmü Seleme'nin haberine geldiğim zaman gülümsedi. [96]
'Yâ
Rasûlallah! [97]
Kadınlarını boşadın mı?' diye sondum. [98]
Resûlullah
Aleyhisselam başını bana doğru kaldırıp: [99]
'Hayır!'
buyurdu.
'Allâhuekben!'
dedim. [100]
'Yâ Rasûlallah! Ben Mescide gindiğimde Müslümanlar üzüntülerinden
çakılları dürtüp kanştınıyonlan, 'Resûlullah Aleyhisselam kadınlarını
boşamış!'diyorlardı.
İneyim
de, boşamadığını onlana habenveneyim mi?' dedim.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Haber
vermek istiyorsan, evet! Haber ver!' buyurdu.
Yüzünden
gazabı açılıncaya kadar, konuşmaya devam ettim.
Nihayet,
şenlendi, güldü.
Sonra,
Meşrebe'den indi, ben de indim.
Ben
basamaklı kütüğe tutunarak inmiştim.
Resûlullah
Aleyhisselam ise, sanki yeryüzünde yürür gibi inmiş, inerken de eliyle bir yere
dokunmamış, tutunmamı ştı.
'Yâ
Rasûlallah! Hücrede 29 gün kaldın!' dedim.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Bu
ay 29 gündür!' buyurdu.
Mescidin
kapısına dikilip en yüksek sesimle:
'Resûlullah
Aleyhisselam kadınlarını boşamam ıştır!' diyerek bağırdım.
Bunun
üzerinedir ki, Yüce Allah Tahyir âyetlerini indirdi.[101] ve
o âyetlerde şöyle buyurdu:
'Ey
Peygamber!
Allah'ın
sana helâl kıydığı şeyi, kadınlarının hoşnutluğunu arayarak, sen ne diye haram
edersin?
Bununla
birlikte, üzülme! Allah çokyarlıgayıcı, çok esirgeyicidir.'"[102]
"Ey
Peygamber! Kadınlarına de ki:
'Eğer siz dünya yaşantısı ve onun ziynetini istiyorsanız, geliniz,
size boşanma bedellerini vereyim de, hepinizi güzellikle salıvereyim.
Eğer
Allah'ı, Allah'ın Resûlünü ve ahiretyurdunu istiyorsanız, şüphe yok ki, Allah
sizlerden, güzel hareket edenler için, büyük bir mükâfat hazırlamıştır." [103]
Hz.
Âişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam zevcelerini ya dünyayı
ve dünya ziynetini, ya da Allah'ı ve Allah'ın Resûlünü ve ahiret yurdunu
tercih etmeleri hususunda serbest bırakmakla emrolunduğu zaman, Hz. Âişe'nin
yanına varmıştı. [104]
Hz.
Âişe:
"Yâ
Rasûlallah! Yanımıza bir ay uğramamaya yemin etmiştin. Sen ise, aydan 29 gün
geçince uğradın. Ben onları (geçen günleri) sayıp duruyordum" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Bu
ay, 29 gündür. [105]
Ey
Âişe! Ben sana bir iş açıklayacağım ki, onu ana ve babana danısıncaya kadar
cevaplamakta acele etmemende sana bir vebal yoktur" buyurdu. [106]
Hz.
Âişe:
"Nedir
o yâ Rasûlallah!" diye sordu. [107]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Ahzâb sûresinin inen 2£^29. âyetlerini okudu.
Hz.
Âişe:
"Aaâ!
Ben bu hususta mı ana ve babama danışacağım?!
Ben,
elbette ki, Allah'ı, Allah'ın Resûlünü ve ahiret yurdunu tercih ediyor ve
diliyorum! [108]
Ben
bu hususu ne Ebu Bekir'e, ne de Ümmü Rûman'a danışırım!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam güldü, gülümsedi. [109]
Hz.
Âişe:
"Benim
seni tercih ettiğimi (öteki) kadınlarına haber vermen[110]
Sana
söylediklerimi, öteki kadınlarından hiçbirine haber vermemeni isterim"
dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Onlardan,
sorana, muhakkak haber vereceğim ! [111]
Çünkü,
Allah beni tebliğ edici olarak gönderdi. Güçlük çıkarıcı, sıkıntı verici ve bunu arzu edici olarak göndermedi. [112] Fakat, öğretici ve
kolaylaştırıcı olarak gönderdi" buyurdu. [113]
Hz.
Âişe der ki:
"Resûlullah
Aleyhisselamın diğer kadınları da, benim yaptığımı yaptılar. Allah'ı, Allah'ın
Resûlünü ve ahiret yurdunu tercih ettiler." [114]
Yüce
Allah hepsinden razı olsun![115]
Abdullah
Zülbicâcieyn Müzeynelenden olup, eski adı Abduluzzâ idi.
Babası,
oğluna hiçbir mal bırakmaksızın ölmüştü.
Abdullah
malsız bir yetimdi.
Zengin
olan amcası onu yanına alıp büyütmüş ve mal sahibi yapmıştı.
Kendisinin
devesi, davan ve hatta kölesi bile vardı. [116]
Abdullah,
Müzeynelerin dağlarından Verka1 dağında otururdu. [117]
Peygamberimiz
Aleyhisselam Medine'ye hicret ettiği zaman Abdullah Müslüman olup kendisini
şirkten kurtarmak istemişse de, buna, müşrik amcası yüzünden, muvaffak
olamamıştı.
Yıllar,
bütün savaşlar geldi geçti.
Peygamberimiz
Aleyhisselam Mekke'yi fethedip Medine'ye döndüğü zaman, Abdullah amcasına:
"Ey
amca! Ben senin Müslüman olmanı hep bekledim durdum.
Senin
hâlâ Muhammedi arzu ettiğini göremiyorum! Bari benim Müslüman olmama izin
versen?" dedi.
Amcası:
"Eğer
sen Muhammed'e tâbi olacak olursan, üzerindeki elbisene varıncaya kadar, sana
vermiş olduğum şeylerden hiçbirini senin elinde bırakmam, hepsini senden çeker
alırım!" dedi.
Abdullah:
"Ben,
vallahi, Muhammed'e tâbi ve Müslüman oldum, taşa, puta tapmayı bıraktım bile!
Ellerimdeki
şeyleri geri alırsan, al!" dedi.
Amcası,
Abdullah'ın elindeki herşeyi geri aldı. Hatta, üzerindeki elbiseyi de soydu.
Abdullah,
çırılçıplak, anasının yanına gitti.
Anası;
yollu, kalın kilimini iki parçaya ayırdı.
Abdullah,
onun yarısını belinden yukarısına, yarısını da belinden aşağısına tutundu. [118]
Abdullah,
kendisinin Müslümanlığına engel olmak için kendisini sıkıştırmaya kalkan
kavminden de yakasını kurtararak Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına kaçtı. [119]
Medine'ye
gelince, seher vaktine kadar Mescidde yattı. [120]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, sabah namazını kıldırdı.
Cemaat
arasındakilere göz gezdirip evine döneceği sırada, Abdullah'ı gördü.
Ona:
"Sen
kimsin?" diye sordu. [121]
Abdullah,
kendisinin kimlerden olduğu haber verdi. [122]
"Ben
Abduluzzâ'yım!" dedi. [123]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sen
Abdullah Zülbicâdeyn'sin (iki parça kilimlisin)! Bana yakın yerde bulun! [124] Sık sıkyanıma gel,
git!" buyurdu. [125]
Abdullah Zülbicâdeyn; Medine'de evi barkı bulunmayan, Mescidin
Suffasında yatıp kalkan Ashab-ı Sultadandı. [126]
Abdullah
Zülbicâdeyn; konuklar arasında bulunur, Kur'ân-ı Kerîm öğrenirdi.
Kur'ârvı
Kerîm'den birçok sûreleri okuyup ezberlemişti.
Kendisi,
gür sesli idi. [127]
Kıraatta, [128] teşbih ve tekbirlerde[129] sesini yükseltirdi. [130]
Hz.
Ömer:
"Yâ
Rasûlallah! Şu bedevîyi görmüyor musun? Kufân'ı okurken sesini nasıl yükseltip
halkın kıraatı-na engel oluyor?!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Bırak
onu kendi haline ey Ömer! O, Allah'a ve Allah'ın Resûlüne Muhacir olarak çıkıp
gelmiştir! [131]
O,
ewâh'lardan; [132]
Allah'a çok yalvarıcı olan, Allah aşkıyla yanıp duranlardan[133] biridir!" buyurdu. [134]
Ukbe
b. Âmirü'l-Cühenî de:
"Peygamber
Aleyhisselam, Abdullah Zülbicâdeyn hakkında:
'O,
evvâh'tır!' buyurmuştu.
Çünkü,
o, Kur"ân okurken Yüce Allah'ı çok anan, duada sesini yükselten bir kimse
idi" demiştir. [135]
Abdullah
Zülbicâdeyn, Tebük seferine hazırlanıldığı
sırada gelip Müslüman olmuş ve Tebük seferine de katılmıştır.
"Yâ
Rasûlallah! Bana şehitlik nasip etmesi için, Allah'a dua et!" diye rica
edince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey
Allah'ım! Onun kanını kâfirlere haram kıl!" diyerek dua etti.
Abdullah
Zülbicâdeyn:
"Yâ
Rasûlallah! Ben öyle istememiştim!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sen,
Allah yolunda gazaya çıkar, humma (sıtma) tutup seni öldürürse, sen
şehitsindir!
Hayvanın
seni düşürüp boynunu kırarsa, sen yine şehitsindir!
Gam
çekme! Bunlardan hangisi olursa, şehitlik için sana elverir, yeter!"
buyurdu. [136]
Buyurduğu
gibi de, Tebükte hummaya tutulup Hakkın rahmetine kavuştu. [137]
Yüce
Allah ondan razı olsun![138]
Vasile
b. Eskâ1, b. Abduluzzâ, b. Abdi Yalil, b. Naşib, b. Giyere, b. Sa'd,
b. Leys, b. Bekr, b. Abdi Menat, b. Kinane'dir.
Künyesi,
Ebu Kırsâfe'dir. [139]
Vasile
b. Eskâ1; Peygamberimiz Aleyhisselama Arap kabilelerinden heyetler
ve elçiler gelmekte bulunduğu[140] ve
İbn
Sad, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 305.
Peygamberimiz
Aleyhisselamın Tebük seferi hazırlıklanyla uğraştığı sırada (Hicretin 9.
yılında) Medine'ye gelmiş ve Mescidde Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte
sabah namazını kılmıştı. [141]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, sabah namazını kıldırdıktan sonra ashabına göz gezdirip Vâsile'yi
görünce, ona:
"Sen
kimsin?" diye sordu.
Vasile
kim olduğunu haber verdi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, ona:
"Sen
ne için geldin? [142]
Hacetin, dileğin nedir?" diye sordu.
Vasile:
"Allah'a
ve sana iman[143]
ve bey'at edeyim diye geldim" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Bunu
yapmaya gücün yetecek midir?" diye sordu.
Vasile:
"Evet!"
dedi. [144]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Öyleyse,
benim sevdiğim şeyi sen de sevmek, benim sevmediğim şeyi sen de sevmemek üzere
bana bey'at et!" buyurdu. [145]
Vasile,
buna göre bey'at yapıp ev halkının yanına döndü. [146] Durumu onlara haber
verdi. [147]
Vâsile'nin
babası, Vasile'nin haline baktı ve:
"Demek
sen böyle yaptın hâ?!" dedi.
Vasile:
"Evet!"
deyince; [148]
"Vallahi,
seninle hiçbir zaman konuşmayacağım!" dedi. [149]
Bunun
üzerine, Vasile, amcasının yanına gitti.
Kendisi
sırtını güneşe vermiş, ısıtıyordu. Ona selam verdi.
O
da, Vâsile'ye:
"Demek
sen böyle yaptın hâ?!" dedi.
Vasile:
"Evet!"
deyip, ona İslâmiyeti anlattı.
Amcası
Vâsile'yi babasınınkinden daha hafif bir kınayışla kınadı ve:
"Bir
işte bizi ileri geçmen sana yakışmazdı!" dedi.
Vâsile'nin
kızkardeşi ise Vâsile'nin söylediklerini dinledi ve yanına vanp onu İslâm
selamıyla selamladı.
Vasile:
"Ey
kızkardeşciğim! Senin bana böyle selam verişinin sebebini pek
anlayamadım?" dedi.
Kızkardeşi:
"Ben
senin ve amcanın söylediklerinizi dinledim" dedi.
Vasile;
amcasına anlattığı gibi, İslâmiyeti, kızkardeşine de anlattı.
İslâmiyet
onun çok hoşuna gitti ve hemen Müslüman oldu.
Bunun
üzerine, Vasile:
"Ey
kızkardeşciğim! Allah senin hayrını ve iyiliğini diledi, Müslüman oldun!
O
halde, bu kardeşini, gazi cihazıyla cihazlandır. Yol azığı koy!
Çünkü,
Resûlullah Aleyhisselam sefere kanatlanmak, gazaya çıkmak üzeredir!" dedi.
Kızkardeşi,
Vâsileye yol azığı olarak kova içinde bir müd undan hamur yoğurdu. Kendisine
bunu bir miktar hurma ile birlikte verdi.
Vasile,
azığı alınca, Medine'ye geldi.
Fakat,
Peygamberimiz Aleyhisselamı iki gün önce mücahidlerie birlikte Tebük'e doğru
hareket etmiş buldu.
Geride,
ancak, yolda belde gelmekte olan kafileler kalmıştı. [150]
Vâsile'yi
sırtında taşıyacak birşey (binit) de bulunmuyordu. [151]
Hemen,
Kaynuka oğulları çarşısına gitti. [152]
"Beni
hayvanına nöbetleşe bindirecek kim var?" [153] diyerek seslendi.
Kendisi,
yaya olarak yürümeye dayanamaz bir kimse idi.
Ka'b
b. Ucre, onu çağırdı. [154]
"Ben
seni gecede gündüzde nöbetleşe, yemede içmede ortaklaşa olmak üzere hayvanıma
bindireyim!" dedi.
Vasile:
"Olur!"
dedi. [155]
Ka'b
b. Ucre, Tebük'e vanp Peygamberimiz Aleyhisselamla buluşuncaya kadar, Vâsile'yi
hayvanına bindirdi. [156]
Yüce
Allah ikisinden de razı olsun![157]
[1] İbn EsTr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 30, Semhüdf,
Vefâu'l-vefâ, c. 1, s. 316, Diyarbekrî, TârıViu'l-hamfs, c. 2, s. 122.
[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 33, Buhârî,
Sahili, c. 2, s. 229, Müslim, Sahih, c. 2, s. 763.
[3] Taberî, Tefsir, c. 21, s. 157, Hâzin, Tefsir, c.
3, s. 464, Bedrüddin Avnf, Umdetu'l-kârf, c. 19, s. 117.
[4] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 437.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 7/245.
[5] Taberî, Tefsfr, c. 21, s. 156, Neysabûrf,
Esbâbu'n-nüzûl, s. 240.
[6] Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 258.
[7] Neseff, Medârik, c. 3, s. 301.
[8] Beyzavî, Envârul-tenzil, c. 2, s. 243-244.
[9] Bedrüddin Aynf, Umdetu'l-kârf, c. 19, s. 117.
[10] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 446, Müslim,
Sahih, c. 4, s. 2281, Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 580, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s.
1387.
[11] Müslim, Sahih, c. 4, s. 2281 -2282.
[12] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 237.
[13] Buhârî, Sahih, c. 3, s. 132.
[14] Buhârî, Sahih,c.6,s. 69,70,71.
[15] Tahrim: 3.
[16] Fahru'r-Râzf, Tefsir, c. 30, s. 43, Beyzavf,
Tefsîr, c. 2, s. 486, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 4, s. 390.
[17] Tahrim: 4.
[18] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 85, Ahmed b.
Hanbel, Müsned, c. 6, s. 59, Buhârî, Sahih, c. 6, s.167, Müslim,
Sahih,c.2,s.1101.
[19] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 167.
*Urfut; talh diye anılan bir ağaçtır (İbn E ar, Nihâye, c. 3, s. 218).
Büyük dikenli mugaylan ağaçlan dnsindendir (Ffruzâbâdf, Kâm üs, c. 2, s. 287).
Bu ağaçtan, tatlı ve fakat kokulu bir zamk çıkar. Balansı o ağaçtan yayılırsa,
kokusu bala siner (İbn Esîr, Nihâye, c. 3, s. 21 8).
Urfut ağacının tatlı ve fakat pis kokulu zamkına da, megâfir denir
(Bedrüddin Aynf, Umdetu'l-kârf, c. 20, s. 245).
[20] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 85, Ahmed b.
Hanbel, Müsned, c. 6, s. 59, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 1 67 Müslim,
Sahih,c.2,s.1101-1102.
[21] Bedrüddin Aynf, Umdetu'l-kârf, c. 20, s. 245, İbn
Hacer, Fethu'l-bârf, c. 9, s. 333.
[22] Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 258, Meseff, Medârik,
c. 3, s. 301, Hâzin, Tefsir, c. 3, s. 464.
[23] Buhârî, Sahih, c. 7, s. 230.
[24] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 406.
[25] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 110, Buhârî,
Sahih, c. 1, s. 100, Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 164.
[26] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 100, Ebu Dâvud, Sünen, c.
1, s. 164.
[27] Ahmedb. Hanbel, c.1 ,s.110,c.3, s. 200, Buhârî, c.
1, s. 100, E bu Dâvud, c. 1, s. 164.
[28] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 200, Buhârî, c. 1,s.
100.
[29] Ebu Dâvud, Sünen, c. 1, s. 164.
[30] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 69, Müslim, Sahih, c. 2,
s. 1108.
[31] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1111, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[32] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 69, Müslim, Sahih, c. 2,
s. 1108.
[33] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1112, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[34] Buhârî, c, 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1108.
[35] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1111.
[36] Buhârî, c. 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1108,
Tirmizî, c. 5, s. 421.
[37] Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 421.
[38] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 69, Müslim, Sahih, c. 2,
s. 1109.
[39] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1 , 33, s. Buhârî,
Sahih, c. 6, s. 69, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1109, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[40] Buhârî, c. 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1109,
Tirmizî, c. 5, s. 422.
[41] Ahmedb. Hanbel c. 1, s. 33, Buhârî, c. 6, s. 69,
Müslim, c. 2, s. 1109.
[42] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1111, Tirmizî, c. 5, s. 422.
[43] Buhârî, c. 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1109.
[44] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s. 1111,
Tirmizî, c. 5, s. 422.
[45] Buhârî, c. 1,s.69, Müslim, c. 2, s. 1109.
[46] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1109.
[47] Ahmedb. Hanbel, c.1 ,s.33, s. Buhârî, c. 6, s. 69,
Müslim, c. 2, s. 1109, Tirmizî, c. 5, s. 422-423.
[48] Buhârî, c. 6, s. 71.
[49] Buhârî, c. 6, s. 69, Müslim, c. 2, s. 1109.
[50] Buhârî, Sahih, c. 1, s. 31 , Tirmizî, Sünen, c. 5,
s. 461.
[51] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 33, Buhârî, c.
1, s. 31, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1112, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 421.
[52] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1112.
[53] Buhârî, c. 6, s. 70.
[54] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Buhârî, c. 1,s.31
Tirm izf, c. 5, s. 421 .
[55] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1112, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[56] Buhârî, c. 1,s.31.
[57] Buhârî, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1109.
[58] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1112.
[59] Buhârî, c. 1,s.31.
[60] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1112.
[61] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Buhârî, c. 6, s. 70,
Müslim, c. 2, s. 1109, 1112, Tirmizî, c. 5, s. 421 .
[62] Buhârî, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1109.
[63] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
11112, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[64] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1112.
[65] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 163, İbn
Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 273.
[66] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1112, Tirmizî, c. 5, s. 421.
[67] Müslim, c. 2, s. 1110.
[68] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1105-1106.
[69] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 405.
[70] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 33, Müslim,
Sahih, c. 2, s. 1112.
[71] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1106.
[72] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c.1 , s. 33, Müslim, c. 2,
s. 1106.
[73] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1106.
[74] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 33, Müslim, c. 2, s.
1112, Tirm izf, Sünen, c. 5, s. 421.
[75] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1106.76. Ahmed b. Hanbel,
Müsned, c. 1, s. 33, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1112, Tirmizî, Sünen, c. 5, s.
421.
[76] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 33, Müslim,
Sahih, c. 2, s. 1112, Tirmizi, Sünen,c. 5, s. 421
[77] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1106.
[78] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 33-34, Buhârî, Sahih, c.
6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1106, 1112, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 422.
[79] Ahm ed b. Hanbel, c. 3, s. 1 39-1 40, Buhârî, c.
6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1109.
[80] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1106.
*DâvudPye göre: Peygamberimiz Aleyhisselam m sa'ı: orta büyüklükteki
avuçja dört kocam avuç dolusu alan ölçektir(Ffruzâbâdf, Kâmûsu'l-muhft, c. 3,
s. 55).
[81] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1108.
[82] Buhârî, Sahih, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s.
1106-1109,1110.
[83] Ahmedb. Hanbel, c. 3, s. 1 40, Buhârî, c. 6, s.
70.
[84] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1107.
[85] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 140.
[86] Ahmedb. Hanbel, c. 3, s. 1 40, Buhârî, Sahih, c.
6, s. 70, Müslim, Sahih, c. 2, s. 1110.
[87] Müslim, Sahih, c. 2, s. 1107.
[88] Aynı kaynaklar.
[89] Buhârî, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1107, 1110.
[90] Müslim, c. 2, s. 1107.
[91] Ahmedb. Hanbel, c. 3, s. 1 40, Müslim, Sahih, c.
2, s. 1107.
[92] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 1 40.
[93] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 34, Müslim, c. 2, s.
1113, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 423.
[94] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 34, Müslim, c. 2, s.
1113.
[95] Müslim, c. 2, s. 1107.
[96] Buhârî, c. 6, s. 70.
[97] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 34, Müslim,
Sahih, c. 2, s. 1112, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 422.
[98] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 34, Buhârî, Sahîh, c. 1,
s. 31, Müslim, c. 2, s. 1112, Tirmizî, c. 5, s. 422.
[99] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 34, Buhârî, c. 1,s.31,
Müslim, c. 2, s. 1112.
[100] Ahmedb. Hanbel, c.1, s. 34, Buhârî, c. 1,s.31,
Müslim, c. 2, s. 1112, Tirmizî, c. 5, s. 422.
[101] Müslim, c. 2, s. 1107-1108.
[102] Tahrim: 1.
[103] Ahzâb: 28-29.
[104] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 23, Müslim, Sahih, c. 2,
s. 1103.
[105] Müslim, Sahîh, t 2, s. 1113.
[106] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 78, 248, Buhârî,
Sahîh, c. 6, s. 23, Müslim, c. 2, s. 11 03.
[107] Ahmedb. Hanbel, c. 6, s. 78, 248, Buhârî, c. 6, s.
23, Müslim , c. 2, s. 1105.
[108] Ahmedb. Hanbel, c. 6, s. 78, 248, Buhârî, c. 6, s.
23, Müslim , c. 2, s. 1113, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 423.
[109] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 452.
[110] Müslim, c. 2, s. 1113, Tirmizî, c. 5, s. 423.
[111] Müslim, c. 2, s. 11 05.
[112] Müslim, c. 2, s. 1113, Tirmizî, c. 5, s. 423.
[113] Müslim, c.2,s.11O5.
[114] Ahmed b. Hanbel. c. 6. s. 248. Buhârî. c. 6. s.
23. Müslim, c. 2. s. 1113.
[115] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
7/246-261.
[116] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1013, Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 524-525.
[117] Diyarbekrî, Târîhu'l-hamfs, c. 2, s. 129.
[118] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1013, Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 525.
[119] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 172,
Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 2, s. 122.
[120] Vâkıdî, c. 3, s. 1013, Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s.
525, Diyarbekrî, c. 2, s. 122.
[121] Vâkıdî, c. 3, s. 1013, Ebu Nuaym, c. 2, s. 525,
İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 228.
[122] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1013.
[123] Ebu Nuaym, Delâil ü'n-nübüvve, c. 2, s. 525, İbn E
sfr, Usd u'l-gâbe, c. 3, s. 228, Diyarbekrf, T ârfhu'l -hamfs, c. 2, s. 129.
[124] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 1013, Ebu Nuaym, Delâil,
c. 2,5.525.
[125] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 228.
[126] Belâzurî, Ensâbu'l-esrâf, c. 1, . 272, Ebu Nuaym,
Hilyetu'l-evliyâ, c. 2, s. 21, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 1564, İbn Esîr,
Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 428.
[127] Vâkıdî, c. 3, s. 1013-101 4, Ebu Nuaym, Delâil, c.
3, s. 525.
[128] Vâkıdî, c. 3, s. 1014, Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s.
525, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 228.
[129] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 228.
[130] Vâkıdî, c. 3, s. 1013, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.
3, s. 228.
[131] Vâkıdî, c. 3, s. 1014, Ebu Nuaym, c. 2, s. 525,
Diyarbekrî, Târîhu'l-hamfs, c. 2, s. 129.
[132] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 228.
[133] İbn Esîr, Nihâye, c. 1,s.82.
[134] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 228.
[135] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 159.
[136] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1014, Ebu Nuaym,
Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 525-526, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamfs, c.2, s. 129.
[137] İbn İshak, İbn Hisam , Sîre, c. 4, s. 171, Vâkıdî,
Megâzî, c. 3, s. 101 4, Ebu Nuaym Delâil, c. 2, s. 526, İbn Abdilberr, İstiâb,
c. 3, s. 1074, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 228, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.
3, s. 118.
[138] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
7/261-264.
[139] İbn ^Jdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1563-1564, İtan
Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 428.
[140] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 305.
[141] Vâki cif, c. 3, s. 1028, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1,
s. 305, Ebu Nuaym , Hilyetu'l-evliyâ, c. 2, s. 21.
[142] Vâki dr, Megâzî, c. 3, s. 1128, İbn Sa'd, Tabakât,
c. 1, s. 305.
[143] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 305.
[144] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1028.
[145] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 305.
[146] Vâkıdî, Megâzî, c.3, s. 1028, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1,s.3O5.
[147] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 305.
[148] Vâkidt, Megâzî, c. 3, s. 1028.
[149] Vâkıdî, c. 3, s. 1028, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ,
c. 1 , s. 305.
[150] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1028.
[151] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 428.
[152] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1028-1029.
[153] Vâkıdî, c. 3, s. 1029, İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s.
305, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 428.
[154] Vâkıdî, c. 3, s. 1029.
[155] Vâkıdî, c. 3, s. 1029, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.
5, s. 428.
[156] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 305.
[157] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
7/264-266.