Benî Havlan Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi
Benî Havlanların Kimlikleri, Yurtları ve
Temsilcilerin Medine'ye Geliş Tarihi
Benî Havlan Temsilcilerinin İslâmiyet Hakkında
Bilmediklerini Öğrenerek Yurtlarına Dönmeleri
Hz. Ali'nin Mezhiclerin Yurduna Gönderilişi
Cefd b.
Mezhic'den Türeyen Kabileler
Murad b.
Mezhicferden Türeyen Kabileler
Benî
Sa'du'l-Âşire'den Türeyen Kabileler
Hz. Ali'nin Mezhiclere Gönderiliş Sebebi,Tarihi ve
Mezhiclerin Yurtları
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali'ye Emir ve
Direktifleri
Yahudi Hahamlarından Ka'bu'l-Ahbâr'ın Müslüman
Oluşu
Mücahidlerden Bazılarının Hz. Ali'den
Şikâyetlenmeleri
Benî Gâmid Temsilcilerinin Medine'ye Gelişleri ve
Müslüman Oluşları
Benî Gâmidlerin Kimlikleri ve Temsilcilerinin
Medine'ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Benî Gassanlardan Medine'ye Gelip Müslüman Olan
Kişiler
Benî Gassanların Kimlikleri ve Yurtları
Benî Becîlelerin İki Kafile Halinde Medine'ye
Gelip Müslüman Olmaları
Benî Becîlelerden İkinci Kafilenin Medine'ye
Gelişi ve Müslüman Oluşu
Cerir b. Abdullah'ın Zülhalasa Puthanesini ve
Putunu Yıkmaya Gönderilişi
Zülhalasa Bakıcısının Müslüman Oluşu
Cerir b. Abdullah'ın Medine'ye Dönüşü
Ezd Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi ve Müslüman
Oluşu
Ezdlerin Kimlikleri, Temsilcilerinin Ne Zaman ve
Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ezd Temsilcilerine
Tavsiyeleri
Kavminin Üstün Kişisi Olan Sured b. Abdullah'ın
Vali ve Kumandan Tayin Edilişi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Cüreş Halkının
Şekr'de Öldürülmekte Olduğunu Haber Verişi
Peygamberimiz Aleyhisselamın Halid b.Dımadü'l-Ezdî
Hakkındaki Yazısı
Peygamberimiz Aleyhisselamın Cünâdetü'l-Ezdî ve
Kavmi ile Kendisine Bağlı Olanlar Hakkındaki
Yazısı
Benî Has'am Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi ve
Müslüman Oluşu
Benî Has'amların Kimlikleri ve Yurtları
Benî Selâman Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi ve
Müslüman Oluşu
Ferve b. Müseyk'in Medine'ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Muradların ve Ferve'nin Kimliği
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ferve'ye Redm ve Rezm
Günlerini Soruşu
Ferve b. Müseyk'in Umumî Vali Tayin Edilişi
Ferve'nin Müşriklerle Savaşmasına İzin Verilişi
Benî Zübeyd Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi ve
Müslüman Oluşu
Benî Kinde Temsilcilerinin Medine'ye Gelip
Müslüman Olmaları
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hadramevt Kayllarına
ve Ulularına Yazılar Gönderişi
Hadramevtlerin Kimlikleri ve Yurtları
Hadramevt Kayl ve Ulularının İslâmiyete Davet
Edilişi
Hadramevt Krallarından Bazılarının Medine'ye
Gelişi ve Müslüman Oluşu
Vâil b. Hucr'un Medine'ye Gelip Müslüman Oluşu
Vâil b. Hucr İçin Yazılar Yazılışı
Vâil b. Hucr'un Hadramevt Baş Krallığına Tayin
Edilişi
Küleyb b. Esed'in Medine'ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Rehâ Temsilcilerinin Medine'ye Gelip Müslüman
Olmaları
Benî Rehâların Kimlikleri, Temsilcilerinin
Medine'ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Peygamberimiz Aleyhisselamın Suayr b. Addâ'yı
Koruyucu Tayin Edişi
Benî Gâfık Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi
Benî Bârık Temsilcilerinin Medine'ye Gelip
Müslüman Olmaları
Sa'du'l-Âşirelerden Zübab'ın Medine'ye Gelip
Müslüman Oluşu
Benî Sa'du'l-Âşirelerin Kimlikleri
Benî Cu'fî Temsilcilerinin Medine'ye Gelip
Müslüman Olduktan Sonra İrtidat Etmeleri
Cu'fîlerden Ebu Sebre'nin İki Oğluyla Birlikte
Medine'ye Gelip Müslüman Oluşu
Benî Anslerden Rebia b. Reva'ın Medine'ye Gelip
Müslüman Oluşu
Benî Mehre Temsilcilerinin Medine'ye Gelip
Müslüman Olmaları
Benî Mehrelerin Kimlikleri ve Yurtları
Benî Mehrelerden Züheyr b. Kırdım'ın Medine'ye
Gelip Müslüman Oluşu
Benî Sadif Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi
Benî Sadiflerin Kimliği ve Temsilcilerinin
Medine'ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Benî Ceyşan Temsilcilerinin Medine'ye Gelişi
Benî Hanîfe Temsilcilerinin Medine'ye Gelmeleri ve
Müslüman Olmaları
Benî Hanîfelerin Kimlikleri ve Yurtları
Benî Hanîfe Temsilcilerinin Medine'ye Ne Zaman ve
Kaç Kişi Olarak Geldikleri
Peygamberimiz Aleyhisselamın Benî Hanîfe
Temsilcilerine Emir ve Tavsiyeleri
Vebr b. Yuhannis'in Medine'ye Gelip Müslüman Oluşu
ve Müslümanlığını Ebnâlar Arasında Yayışı
Vebr'in Kimliği ve Medine'ye Geliş Tarihi
Feyruz b. Deylemî ile Arkadaşlarının Medine'ye
Gelip Müslüman Olmaları
Feyruz b. Deylemî'nin Kimliği, İkâmetgâhı, Ne
Zaman ve Nasıl Müslüman Olduğu
Kahtan
kabilelerinden olan Benî Havlanların ata soyları şöyle sıralanır: Havlan (Fekl)
b. Amr, b. Malik, b. Haris, b. Mürre, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b.
Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1. Havlan (Fekl)'in: LHabib,
2. Amr,
3. Eshab,
4. Kays,
5. Nabt,
6. Bekr,
7. Sa'd
isimlerinde yedi oğlu vardı.[1]
Benî
Havlanların yurtlan Yemen ülkesinde ve bu ülkenin doğusunda idi. [2]
Benî
Havlan temsilcileri on kişi olup, [3] Medine'ye Hicretin 10.
yılında Şaban ayında geldiler. [4]
Remle
binti Hâris'in konağına indirildiler.
Peygamberimiz
Aleyhisselamin emriyle orada ağırlandılar. [5]
Temsilciler:
"Yâ
Rasûlalları! Bizler Allah'a iman ve Allah'ın Resûlünü tasdik ediyoruz.
Bizim
bu ikrarımız, gerimizdeki kavmimizden olanlara da şâmildir.
Biz,
develer koltuklarda, yedeklerde; [6] sert ve katı yerlerde,
ovalarda ise binitli olarak[7] sana gelmiş bulunuyoruz. [8]
Allah'ın
ve Resûlünün üzerimizdeki nimeti sayesindedir ki, seni ziyarete geldik!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Siz
bana kadar nasıl ve ne için geldiğinizi dile getirdiniz.
Muhakkak
ki, her birinizin devesinin attığı her adım karşılığında size bir hasene ve
sevap vardır!
'Seni ziyarete geldik!' sözünüze gelince; beni Medine'de ziyaret
eden kişi, Kıyamet günü benim yanımda ve himayemde olacaktır!" buyurdu.
Benî
Havlan temsilcileri:
"Yâ
Rasulâlları! Bu o yolculuk ki, onun üzerinde bizim için bir mal helaki, kaybı
yoktur!" dediler. [9]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlara:
"Ammu
Enes ne haldedir?" diye sordu.
Ammu
Enes (Ümyânes) Benî Havlanların tapageldikleri bir sanem, bir puttu.
Benî
Havlan temsilcileri:
"Allah
onun kötülüğünü senin bize getirdiğin dinle değiştirip giderdi[10]
Bizlerden ona bağlananlardan, ancak çok yaşlanmış bir kimse ile
çok yaşlanmış koca bir kan bağlı kalmıştır.
İnşaallah, [11] dönüp[12] yanına varırsak onu
yıkacağız! [13]
Biz
ona aldanmış, fitneye tutulmuş durmuştuk!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlara:
"Gördüğünüz
fitnelerden en büyüğü ne idi?" diye sordu.
Benî
Havlan temsilcileri:
"Gördüğümüz
fitne, biryıl kuraklığa uğramış, açlıktan çürümüş kemikve eski urgan
parçalarını yiyecek dereceye gelmiştik!
Gücümüzün
yetebildiği şeyi toplayıp yüz öküz satın aldık!
Bir
sabah onlan Ammu Enes için kurban olarak boğazlayıp yırtıcı hayvanlara
bıraktık.
Halbuki,
bizim ona kurtlardan kuşlardan daha çok ihtiyacımız vardı!
O
sırada, bize yağmur geldi.
Yerlerin
otlandığını gördüğümüzde, söz sahibimiz:
'Ammu
Enes bize ihsan etti!' dedi.
Biz
ekin eker, orta kısmını puta ayınr ve orayı onun adıyla anardık. Ekinin bir
tarafını da Allah'a ayınrve orayı Allah'ın
adıyla anardık.
Allah'a
tahsis ettiğimiz ekin iyi yetiştiği ve geliştiği zaman, döner, onu Ammu Enes'e
tahsis ederdik.
Ammu
Enes'e tahsis ettiğimiz ekin iyi yetiştiği ve geliştiği zaman, onu Allah'a
tahsis etmezdik!" dediler. [14]
"Allah
içindir" denilen ve iyi yetişen ekinler put adına çevrilirken, "Allah
ganîdir, buna muhtaç değildir. Put ise züğürttür!" denirdi. [15]
Allah'a
tahsis edilen şeyler misafirlere, yoksullara; puta ayrılan şeyler ise put
masraflarına, ayinlerine, kurbanlara ve put bakıcılarına harcanırdı. [16]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah,
bu hususta bana:
'Onlar,
Allah için, O'nun yarattığı ekin ve meyvelerle hayvanlardan bir hisse ayırdılar
da, kendi boş zanlarınca 'Şu Allah'ındır, şu da ortaklarımız olan putlarındır!1
dediler.
Ortaklarına
ait olan Allah'a ulaşmaz, ama Allah'a ait olanlar, evet onlar ortaklarına
gider!
Onların
hükmedegeldikleri bu şeyler ne kötüdür!' [En'âm: 136] âyetini indirdi"
buyurdu.
Benî
Havlan temsilcileri:
"Biz
Ammu Enes'in önüne vanr, muhakeme olunurduk da, o konuşurdu!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sizinle
konuşanlar, şeytanlardır!" buyurdu. [17]
Benî Havlan temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselama İslâm dinine ait işlerden. [18] dinin farzların-dan[19] sordular.
Peygamberimiz Aleyhisselam, sorularının cevaplarını onlara
bildirdi. [20]
Kendilerine Kur'ân-ı Kerîm ve sünnetlerin öğretilmesini ashabına[21] emir buyurup, onlara da,
ahde vefayı, emaneti edayı, komşularına iyi komşuluk etmelerini, hiç kimseye
haksızlık yapmamalarını emretti ve:
"Çünkü,
zulüm Kıyamet günü karanlıklarındandır!" buyurdu. [22]
Benî Havlan temsilcileri, birkaç günden sonra, Peygamberimiz
Aleyhisselama veda etmeye geldiler. [23]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlardan her birine onikişer ukiyye gümüş bahşiş verilmesini emir
buy urdu. [24]
Benî Havlan temsilcileri, bahşişlerini alıp kavimlerinin yanına
döndüler. Ammu Enes putunu yık-madıkça, düğümü çözemediler. [25]
Peygamberimiz Aleyhisselamın kendilerine haram kıldığı şeyleri haram,
helâl kıldığı şeyleri de helâl kıldılar. [26]
Hicretin
10. yılında bir gün Cebrail Aleyhisselam, Müslümanlara Müslümanlığı öğretmek
için beşer suretine girerek Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi. [27]
Abdullah
b. Ömer'in bildirdiğine göre, Hz. Ömer demiştir ki:
"Biz
bir gün[28] Resûlullah Aleyhisselamla
ve ashabından yanındaki bir cemaatle birlikte[29] oturduğumuz sırada[30] güzel yüzlü, [31] başının saçı kulak
yumuşaklarına kadar uzamış, [32] güzel saçlı, [33] saçına güzel koku
sürünmüş, [34]
üzerindeki[35]
elbisesi bembeyaz, [36]
saçı ise simsiyah, [37]
genç ve güzel, [38]
üzerinde yolculuk eseri görünmeyen, bununla birlikte içimizden hiçbirinin
tanımadığı bir adam[39] çıkageldi. [40]
Orada
bulunan cemaat:
'Bu, ne tanıdığımız bir kimsedir, ne de bu bir yolcuya benzer!
Aceb kim ola?1 der gibi birbirlerine bakıştılar. [41]
Adam:
'Esselamü aleyke!1 diyerek Resûlullah Aleyhisselama,
'Esselamü aleyküm!1 diyerek de bizlere selam verdi.
Resûlullah
Aleyhisselam, onun selamına karşılık verdi. Biz de onunla birlikte karşılık
verdik. [42]
Adam:
'Yâ
Rasûlallah! Ben sana geldim!' dedi.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Evet!'
buyurdu. [43]
Adam,
Resûlullah Aleyhisselamın yanına kadar vanp karşısına oturdu[44] ve:
'Bana
biraz yaklaş yâ Rasûlallah!' dedi.
Resûlullah
Aleyhisselam biraz yaklaştı. [45]
Adam
tekrar:
'Yâ
Rasûlallah! Biraz daha yaklaş!' dedi.
Resûlullah
Aleyhisselam, diz kapakları onun diz kapaklarına değecek kadar yaklaştı. [46]
Sonra
da, adam, ona saygı olmak üzere ayağa kalkıp oturdu, [47] ellerini dizlerinin
üzerine koydu. [48]
'Yâ
Rasûlallah! [49]
Ya Muhammed! [50]
Bana imandan haber ver! [51]
İman nedir?' diye sordu.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'İman;
1. Allah'a,
2. Allah'ın
meleklerine,
3. Allah'ın
kitablarına,
4. Allah'ın
resûllerine,
5. Ahi
ret gününe,
6. Bir
de, hayır ve şer kadere inanmandır!' buyurdu. [52]
Adam:
'Ben böyle yaparsam iman etmiş olur muyum?1 diye sordu.
Resûlullah Aleyhisselam: 'Evet, olursun!' buyurdu. [53] Adam:
'Doğru
söyledin!' dedi. [54]
Adamın
'Doğru söyledin!' diyerek Resûlullah Aleyhisselamı tanıyormuşcasına tasdik
edişine, [55]
'Hem soruyor, hem de onu tasdik ediyor?!' diye şaştık. Adam, bundan sonra:
"Yâ Muhammedi Bana İslâm'dan haber ver! [56] Nedir o?' diye sordu. [57] Resûlullah Aleyhisselam: 'İslâm:
1. Allah'tan
başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed'in Resûlullah olduğuna şehadet etmen,
2. Namazı dosdoğru kılman,
3. Zekatı
vermen,
4. Ramazan
orucunu tutman,
5. Yoluna
gücün yeterse Beytullah'ı haccetmendir!' buyurdu. [58]
Adam:
'Ben
böyle yaparsam Müslüman olur muyum?" diye sordu.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Evet,
olursun!' buyurdu. [59]
Adam
yine:
'Doğru
söyledin!' dedi. [60]
Biz yine adamın 'Doğru söyledin!' deyişine, [61] 'Hem soruyor, hem de onu
tasdik ediyor!' diye kendisinin haline şaştık.
Adam,
böyle her defasında:
'Doğru
söyledin! Doğru söyledin!' dedikçe, cemaat:
'Biz Resûlullah Aleyhisselama bu adamdan daha çok saygı
gösterenini görmedik! Sanki Resûlullah Aleyhisselamı tanıyor!' demekte idiler. [62]
Bundan
sonra, adam:
'Yâ
Rasûlallah! [63]
Sen bana ihsandan haber ver! [64] İhsan nedir?' diye sordu.
Resûlullah
Aleyhisselam:
İhsan,
Allah'a-Kendisini görüyormussun gibi-ibadet etmendir.
Sen
O'nu görmesen de, hiç şüphesiz O seni görür!' buyurdu. [65]
Adam:
'Ben
böyle yapınca ibadeti ihsan derecesinde yapmış olur muyum?' diye sordu.
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Evet!'
buyurdu. [66]
Adam
yine doğruladı. [67]
Adam böyle her defasında 'Doğru söyledin! Doğru söyledin!'
dedikçe, biz de 'Resûlullah Aleyhisselama bundan daha çok saygı gösterenini
görmedik!' diyorduk. [68]
Adam:
'Yâ
Rasûlallah! [69]
Bana Kıyametten haber ver! [70] Ne zaman kopacak o?' diye
sordu. [71]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Bu
sorunda, sorulan, sorandan daha bilgili değildir!' buyurdu. [72]
Adam:
'Doğru söylüyorsun! [73] Öyle ise, bana onun
alâmetlerinden haber ver! [74]
Onun alâmetleri nelerdir?' dedi. [75]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Cariyenin kendi sahibesini doğurduğunu, yalınayak, çıplak, yoksul
davar çobanlarının zenginleşip yüksek bina kurmakta birbirleriyle
yarıştıklarını, övündüklerini görmendir!' buyurdu. [76]
Adam:
'Doğru
söyledin!' dedi, sonra dönüp gitti. [77]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Adamı
bana geri çeviriniz!' buyurdu. [78]
Hemen
kalkıp adamın ardına düştük.
Ne
kendisinin nereye yönelip gittiğini bilebildik, ne de izini-tozunu görebildik.
Bunu Peygamber Aleyhisselama haber verdik.[79]
'Ey
İbn Hattab! [80]
Ey Ömer! [81]
Sen o sorucunun kim olduğunu biliyor musun?' diye sordu. [82]
'Allah
ve Resûlü daha iyi bilir' dedim . [83]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'O,
Cebrail Aleyhisselam idi! Size dininizi öğretmek için gelmişti!1
buyurdu." [84]
Mezhic,
Malik b. Üded olup Kahtan'a kadar ata soyu şöyle sıralanır Malik b. Üded, b.
Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arîb, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe', [85] b. Yeşcüb, b. Ya'rüb, b.
Karıtan. [86]
1. Celd
b. Mezhicler,
2. Murad
b. Mezhicler,
3. Sa'du'l-Âşire
b. Mezhicler. [87]
1. Benî
Reha b. Harb, b. Ule, b. Celdler,
2. Beni
Suda'lar,
3. BenîCenbler,
4. BenîYezid
b. Harb, b. Ule, b. Celdler,
5. Benî
Naha1 b. Amr, b. Ule, b. Celdler,
6. Benî
Müsliye b. Âmir, b. Amr, b. Ule, b. Celdler,
7. Benî
Harise b. Ka'b, b. Amr, b. Ule, b. Celdler. [88]
1. Karen
b. Redman, b. Naciye, b. Muradlar,
2. Benî
Cemel b. Ki nane, b. Naciye, b. Muradlar,
3-4. Rabaz ve Sunabihler diye anılan BenîZehran b. Muradlar.[89]
1. Benî
Hakem b. Sa'du'l-Âşireler,
2. Benî
Cu'fî b. Sa'du'l-Âşireler,
3. Evd
b. Sa'b, b. Sa'du'l-Âşireler,
4. Zübeyd
b. Sa'b, b. Sa'du'l-Âşireler. [90]
Rivayete
göre; Üded ölünce, karısı kocaya gitmeyip oğulları Malik b. Cülhüme (Tayyi')in
yanında oturduğu için, "Oğullarının yanında oturdu!" denilmiş ve
bunun üzerine Malik ile Tayyi1 "Mezhic" diye anılmış,
Tayyi'lerden türeyen bütün kabileler de Mezhiclerden sayıImiştir. [91]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Hicretin 10. yılında, Ramazan ayında[92] Hz. Ali'yi Yemen
ülkesindeki Mezhiclerin yurtlarına gitmek[93] ve onlan İslâmiyete davet
etmek üzere görevlendirdi. [94]
Ona
Küba köyünde ordugâh kurmasını emretti.
Karargâh
kurulup askerler orada toplanınca, Peygamberimiz Aleyhisselam, bir sangı bir
kargının başına bağlayıp:
"Sancak
böyledir!" buyurdu ve onu Hz. Ali'ye verdi.
Hz.
Ali'nin başına da, üç dürgülü bir sank sardı.
Sarığın
bir ucunu bir zira kadar önüne, öteki ucunu da bir karış kadar arkasına
sarkıttıktan sonra:
"Sarık
böyle sarılır, böyle!" buyurdu. [95]
Hz.
Ali'nin maiyyetine üçyüz süvari verdi.
Uğurlarken,
ona:
"Hiçbirtarafına
bakmadan ilerleyip git!" buyurdu. [96]
Hz.
Ali:
"Yâ
Rasûlallah! Neler ve nasıl yapacağım?" diye sordu. [97]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Meydanlarına
varıp konduğun zaman, seninle çarpışmaya kalkmadıkça, onlarla çarpışma! [98]
Eğer
seninle çarpışmaya kalkarlarsa, sizden birini öldürünceye kadar onlarla çarpışma!
Sizden
öldürürlerse, bir müddet ne yapacaklarını beklemeden onlarla çarpışmaya kalkma!
Sonra
onlara:
'Sizler
'Lâ ilahe illallah=AlIah'tan başka hiçbir ilah yoktur1 demeyi kabul
eder misiniz?1 diye sor.
'Evet!'
derlerse, onlara:
'Siz,
mallarınızın sadaka ve zekatını çıkarıp fakirlerinize vermeyi kabul eder
misiniz?' diye sor.
'Evet!'
derlerse, artık onlardan bundan başkasını isteme!
Vallahi senin elinle Allah'ın bir tek adamı hidayete, doğru yola
eriştirmesi, senin için, üzerine güneşin doğduğu veya battığı herşeyden daha
hayırlı dir! [99]
Daha önce Yemen'e gitmiş bulunan Halid'in arkadaşlarına emret:
Onlardan, geri dönüp seninle gitmek isteyenler, geri dönüp gitsinler;
Medine'ye gelmek isteyenler de gelsinler!" buyurdu. [100]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın Hz. Ali'ye:
"Eğer Halid b. Velid'le biraraya gelirseniz, âmir
(başkumandan) Ali b. Ebu Talib'dir!" buyurduğu da rivayet edilir. [101]
Hz.
Ali, üçyüz süvarinin başında yola devam etti.
Nihayet,
süvarilerin öncüleri Mezhiclerin yurduna yaklaştılar.
Hz.
Ali arkadaşlarını akıncı birliklerine ayırdı.
Bunlar,
yaptıkları akınlar neticesinde birçok kadın, erkek, çocuk esir aldılar. Deve,
davar, vesair ganimet mallan ele geçirip getirdiler.
Hz.
Ali, ganimet mallarıyla Büreyde b. Husayb'ı görevlendirdi.
Hz.
Ali, Mezhiclerin bir cemaatine rastladı, onları İslâmiyeti kabule davet ve
teşvik etti.
Fakat
Mezhicler İslâmiyete girmeye yanaşmadılar, İslâm mücahidlerini oka ve taşa
tuttular.
Bunun
üzerine, Hz. Ali, eline sancak verip Mes'ud b. Sinanü's-Sülemîyi ileri etti. [102]
Mezhiclerden
bir adam meydana çıkıp kendisiyle çarpışacak er diledi.
Ona
karşı, Esved b. Huzâiyyü's-Sülemî meydana çıktı.
İki
süvari bir müddet birbirlerine saldırdılar.
En
sonunda Esved b. Huzâî onu öldürüp elbise ve silahlarını aldı . [103]
Sonra,
Hz. Ali, yanındaki süvarilerle birlikte hücuma geçti.
Mezhiclerden
yirmi kişi öldürülünce, Mezhicler dağıldılar. [104]
Hz. Ali, onları takip etmekten vazgeçip kendilerini tekrar
İslâmiyete davet etti. Mezhicler Müslüman olmayı kabul ettiler. Reislerinden
bazı kişiler gelip Hz. Ali'ye İslâmiyet üzerine bey'at ettiler ve:
"Bizler,
arkamızdaki kavmimiz adına da bey'at ediyoruz!
İşte,
zekat ve sadakalarımız! Onların içinden, Allah'ın hakkını da al!" dediler.
Hz. Ali ganimet mallarını biraraya toplattıktan sonra beşe ayırıp
bir okun üzerine "Allah'a aittir!" yazısını yazdı, kur'a çekti.
İlk
çıkan, Allah'a ait beşte bir hisse oldu! [105]
Bu hisse içinde Yemen elbise balyaları, ganimet develeri,
Mezhiclerin zekat develeri bulunuyordu. [106]
Hz.
Ali, kalan dört hisseyi de mücahidler arasında bölüştürdü. [107]
Hz. Ali, Mezhiclerin durumunu Peygamberimiz Aleyhisselama yazdığı
bir yazı ile bildirdi ve yazıyı Abdullah b. Amr b. Avfü'l-Müzenî ile gönderdi.
Yazısında; Zübeyd ve başka cemaatlara rastlayıp kendilerini
İslâmiyete davet ettiğini, Müslüman olurlarsa kendileriyle çarpışmaktan el
çektiğini bildirdiğini, bunu yanaşmayanlarla çarpışmak zorunda kaldığını, Yüce
Allah'ın zafer ihsan ettiğini, onlardan öldürülenlerin öldürüldüğünü, sonra
teklif olundukları şeyi kabul edip İslâmiyete girdiklerini ve zekat vermeye
boyun eğdiklerini ve kendilerinden bazı kimselerin geldiklerini ve onlara
Kur'ân-ı Kerîm okumayı da öğrettiklerini bildirdi. [108]
Ebu Saîd el-Hudrî'nin bildirdiğine göre; Hz. Ali Yemen'den
Peygamberimiz Aleyhisselama dabak-lanmış bir deri içinde daha toprağından
temizlenmemiş altın cevheri de göndermişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam bu altın cevherini Uyeyne b. Hısn,
Akra' b. Habis, Zeydü'l-Hayr ve Alkame arasında paylaştırdı.
Peygamberimiz
Aleyhisselamın altın cevherini paylaştırdığı sırada, bir adam:
"Biz
bu ihsana şu adamlardan daha müstahak idik!?" dedi.
Adamın
bu sözü Peygamberimiz Aleyhisselama erişince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Demek
siz bana itimad etmiyorsunuz ha!?
Halbuki, ben göktekilerin bile emîniyimdir! Sabah-akşam bana
gökyüzünün haberi gelip duruyor!" buyurdu.
Bunun üzerine, iki gözü çökük, yanağının elmacıkları çıkık, alnı
yüksek, gür sakallı, başı traşlı, izarını yukarı çemremiş bir adam ayağa
kalkıp:
"Yâ
Rasûlalları! Allah'tan kork!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam ona:
"Yazıklar
olsun sana! Ben, yeryüzündeki insanların, Allahtan korkmaya en lâyık olanı, en
çok korkanı değil miyim?!" buyurdu.
Adam
arkasını dönüp gitti.
Halid
b.Velid:
"Yâ
Rasûl alları! İzin ver de şunun boynunu vurayım!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Hayır!
Bunun, ileride namaz kılan bir kişi olması umulur!" buyurdu.
Halid
b.Velid:
"Namaz kılanlardan öyle kimseler var ki, onlar gönüllerinde
olmayan şeyleri dilleriyle söylerler!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Ben halkın kalblerini açmaya, karınlarını yarmaya
memur değilim!" buyurdu, sonra da o adam dönüp giderken, arkasından:
"Şunun soyundan öyle bir nesil türeyecektir ki, onlar her
zaman Allah'ın Kitabını güzel sesle okuyacaklar, fakat Kur'ân'ın halâveti
onların hançerelerinden ileri geçmeyecek!
Onlar,
ok avı süratle delip çıktığı gibi, dinden fırlayıp çıkacaklar! [109]
Eğer ben onların zamanına yetişmiş olsaydım, Semûd kavminin toptan
helak olduğu gibi, muhakkak, bunları da toptan helak etmesini Allah'tan
dilerdim!"
buyurdu. [110]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ali'ye, hac mevsimine
kadarYemen'de kalmasını ve hac mevsiminde gelip Mekke'de kendisiyle
buluşmasını emretti. [111]
Ka'bu'l-Ahbâr
der ki:
"Ali
Aleyhisselam Yemen'e geldiği zaman, kendisiyle buluşup:
'Muhammed'in
sıfatlarını bana haber ver!1 dedim.
Haber
verince, gülümsedim.
Bana:
'Ne
için gülümsedin?1 diye sordu.
'O'nun
sıfatları, bizim yanımızda bulunan Kitabdakine uyuyor da, onun için gülümsedim!
O, bizim yanımızda da, senin tavsif ettiğin gibi tavsif edilmiş bulunmaktadır1
dedim.
Resûlullah
Aleyhisselamın peygamberliğini tasdik ve kendisine iman ettim.
Bilginlerimizden
bazılarını çağırdım. Kendilerine bir kitap çıkardım ve:
'Bunu
babam benim için mühürlemiş, kapamış ve 'Yesrib'den (Medine'den) Peygamberin
çıktığını işitinceye kadar bunu açma!' demişti' dedim.
Resûlullah
Aleyhisselamın vefatına kadar Yemen'de Müslüman olarak oturdum.
E
bu Bekir de vefat etti.
Ömer
b. Hattab halife olunca Medine'ye geldim.
Ne
olurdu, hicrette öne geçmiş olsaydım!" [112]
Mücahidler,
beşte bir hisseden kendilerine birşeyler vermesini Hz. Ali'den istediler.
Hz.
Ali vermekten kaçındı ve:
"Ben bunu Resûlullah Aleyhisselamın yanına kadar taşıyacağım!
Kendisi bu hususta uygun gördüğünü yapar.
İşte, Resûlullah Aleyhisselam hacda bulunuyor. Onunla buluşuruz!
O, bunun üzerinde Allah'ın kendisine gösterdiği şeyi yapar!" dedi.
Hz.
Ali, zekat develerine binilmesini de yasakladı.
Beşte
bir hisseyi hayvanlara yükledi.
Ganimet
mallarından birlikte sürülüp götürülecek olanları da, birlikte sürdürdü.
Hz.
Ali, Taif'in Futuk karyesinde bulundukları zaman, Ebu Râfi'i hem arkadaşları
hem de beşte bir mallar üzerine bırakarak, arkadaşlarından önce Mekke'ye gitmek
istedi ve acele gitti.
Mücahidler, beşte bir mallar arasında bulunan elbiselerden giymek
üzere Ebu Râfi'den ikişer tane elbise istediler ve aldılar.
Mekke'ye girdikleri ve Sidre mevkiinde bulundukları sırada, Hz.
Ali inecekleri konak yerlerine getirmek için onları karşılayıp herkesin
üzerlerine ikişer ikişer elbise giymiş olduklarını görünce, elbiselerin beşte
bir hisseye ait olduğunu anladı.
Ebu
Râfi'e:
"Nedir
bu?" diye sordu.
Ebu
Râfi':
"Benimle konuştular, senden bana şikâyetlendiler. Senin
hakkındaki şikâyetlerin bununla hafi-fleneceğini sandım. Senden önce bazı
kumandanlar onlara böyle
yapmakta imişler!"
dedi.
Hz.
Ali:
"Onların üzerinde gördüğün, sana vermiş olduğum bu elbiseleri
muhafaza etmeni sana emretmiştim!
Yoksa, seni bunları onlara veresin diye geride bırakmamıştım!?"
dedi ve bazılarının da üzerinden soyup aldı.
Mücahidler, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldikleri zaman,
Hz. Ali'yi Peygamberimiz Aleyhisselama şikâyet ettiler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Hz. Ali'yi çağırdı ve:
"Arkadaşların
senden niye şikâyet ediyorlar?" diye sordu.
Hz.
Ali:
"Onların
şikâyet ettikleri şey herhalde şudur: Ganimetleri onlara bölüştürmüş, ayrılan
beşte bir hisseyi ise sana getirip teslim etmek üzere tutmuştum. Onun hakkında
uygun gördüğün işlemi sen yapacaktın.
[Başkan ve kumandanlar beşte bir hisseden istedikleri kimselere
pay vermek suretiyle iş yaparlardı.]
Ben bu hususta uygun gördüğünü sen yapasın diye onu sana getirip
teslim etmeyi münasip gördüm!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam sustu, birşey söylemedi. [113]
Benî Gâmidler, Kahtan'ın soyundan gelen Ezd kabilelerindendi. [114] Benî Gâmidlerin ata
soyları şöyle sıralanır: Benî Gâmid (Amr) b. Abdullah, b. Ka'b, b. Haris, b.
Ka'b, b. Abdullah, b. Malik, b. Nasr, b. Ezd, b. Gavs, [115] b. Nabt, b. Malik, b.
Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe[116]
Gâmid'in:
1. Sa'd-ı
Menat,
2. Zubyan,
3. Malik,
4. Mahmiyye
isimlerinde dört oğlu vardı.
Zubyan ile Malik'ten birer kabile türemiştir.
Sa'd-ı Menafin:
1. Düel,
2. Salebe
adında iki oğlu olup, Salebe kabile babası olmuştur.
Düel'in:
1. Salebe,
2. Mazin,
3. Küseyr,
4. Vâlibe
isimlerindeki oğullarının her birinden birer kabile türem iştir. [117]
Benî Gâmid temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına
Hicretin 10. yılında, [118]
Ramazan ayında geldiler. [119]
On
kişi idiler.
Bakiyyu'l-Garkad'a indiler. [120] İyi elbiselerini
giydiler. [121]
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gittiler. [122]
İçlerinden yaşça en küçük olanını, hayvanlarının, ağırlıklarının
yanında arkada bıraktılar. O da uyuyakaldı.
Bir
hırsız gelip temsilcilerden birinin içerisinde elbisesi bulunan heybesini çaldı. [123]
Temsilciler
Peygamberimiz Aleyhisselama selam verdiler ve Müslüman olduklarını ikrar
ettiler. [124]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlara:
"Konak
yerinizde yerinize kimi bıraktınız?" diye sordu.
"Yâ
Rasûlallah! Yaşça en gencimizi!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"O
uyudu, metâınızdan gafil oldu. Bir gidici gidip birinizin heybesini aldı!" buyurdu.
Temsilcilerden
birisi:
"Yâ
Rasûlallah! Benden gayrı, bunlardan hiçbirinin heybesi yok!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"O, alındı ve yerine geri çevrildi!" buyurunca,
temsilciler hemen konak yerlerine gittiler ve adamlarını buldular.
Peygamberimiz Aleyhisselamın haberverdiği şeyi ona sordular.
Genç:
"Uykumdan uyanınca, heybeyi kaybettim, aramaya kalktım.
Oturmuş bulunan bir adamla karşılaştım.
Adam,
beni görünce, benden uzaklaşmak, kaybolmak istedi. O nereye gittiyse, ben de
oraya kadar vanp ulaştım.
Nihayet,
bir kazı izi gördüm. Kaybolan heybeyi oradan çekip çıkardım!" dedi.
Temsilciler:
"Biz şehadet ederiz ki; o, Resûlullahtır! Bize heybenin
alınıp yerine iade edilmiş olduğunu haber vermişti!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına dönüp hadiseyi anlattılar.
Geride bıraktıkları genç de gelip Müslüman oldu.
Yüce
Allah hepsinden razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Übeyy b. Ka'b'a emretti. [125] O da gitti, [126] onlara Kur'ân-ı Kerîm
öğretti. [127]
Benî
Gâmidler için, ayrıca, içinde İslâm
şeriatları bildirilen bir yazı da yazdırıldı. [128]
Peygamberimiz Aleyhisselam, başka elçilere verdiği gibi, Benî
Gâmid temsilcilerine de bahşişlerini verdi. Benî Gâmid temsilcileri yurtlarına
döndüler. [129]
Benî
Gassanlar, Kahtan'ın soyundan gelen Ezd kabilesinden idiler. [130]
Gassan
Yemen'in Me'rib Şeddinde, [131]
Zebid ve Rimâ' arasında[132] bir su, [133] Rimâ1 da
Yemen vadilerinden bir vadi olup; Gassan diye anılan su, Rimâ'nın alt tarafında
idi. [134]
Zebid, Yemen'in Husayb şehrinin birvadisidir. Şehir vadi ismiyle
anılagelmiştir. [135]
Mazin
b. Esed, b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe1,
b. Yeşcüb, b. Ya'rüb, b. Kahtan'ın soyundan gelen kabileler Gassan suyundan
içtikleri için, kendilerine Gassan adı verilmiştir. [136]
Gassanlar:
1. Benî
Harisler,
2. Hafneler,
3. Malikler,
4. Ka'blar,
5. Benî
Amr (Müzeykıyâ)'lardır. [137]
Hemdânî'ye
göre; Gassanlardan bir kısmı Belkâ'da, bir kısmı Hımsta, pek çoğu da Yermük'te
toplanm ı şiardı. [138]
Benî
Gassanlardan Medine'ye gelenler, Hicretin 10. yılında Ramazan ayında geldiler. [139]
Üç
kişi idiler. [140]
Remle binti Hâris'in konağına indirildiler.
O
zaman, Arap kabilelerinden gelen elçiler, Peygamberimiz Aleyhisselama
zekatlarını da getirip teslim etmekte idiler.
Gassan'dan
gelenler, aralarında:
"Acaba,
bizi Araplardan kötü gördüğü kimseler gibi mi görür?" diye konuştular. [141]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın yanına varıp Müslüman oldular. [142] Peygamberimiz
Aleyhisselamın Allah'tan getirip tebliğ ettiği şeylerin hak ve gerçek olduğuna
şehadet ettiler. [143]
"Kavmimiz
bize uyar mı, yoksa uymaz mı; orasını pek bilmiyoruz.
Çünkü,
onlar saltanatlarının sürüp gitmesini ve Kayser'e yakın olmayı severler!"
dediler. [144]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Gassânîlere bahşişlerini verdi.
Onlar
yurtlarına dönüp kavimlerinin yanına vardılar.
Gassanlar,
onların elçiliklerini kabul ettiler. [145]
Müslüman
olmadılar. [146]
Bunlar
da, kavimlerinin tutum ve davranışlarına bakarak Müslümanlıklarını gizli
tuttular. [147]
Elçi
Gassânîlerden ikisi, Müslüman olarak vefat etti.
Üçüncüsü
ise, Hz. Ömer'in devrine yetişti. Yermük Savaşı sırasında Ebu Ubeyde b. Cerrah
ile görüşüp, Müslüman olduğunu ona haber verdi. [148] Hürmete ve ikrama nail
oldu. [149]
Yüce
Allah, üçünden de razı olsun![150]
Benî
Becîleler, Kahtan'ın soyundan gelen kabilelerdendir. [151]
Benî
Becîlelerin ata soyları şöyle sıralanır Enmar b. İraş, b. Amr, b. Gavs, b.
Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe[152] Enmar b. İraş'ın:
1. Akbar,
2. Gavs,
3. Şuhye,
4. Eşhel,
5. Şeni,
6. Tarif,
7. Süniyye,
8. Haris,
9. Cedea
isimlerindeki oğullarının hepsinin anası Becîle binti Sa'b b. Sa'du'l-Âşire
olduğu için, bunlardan türeyen kabileler, analarına nisbetle Becîle diye
anılmışlardır.
Akbar'ın soyundan gelen kabileye mensup Cerir b. Abdullah, Kelb b.
Veberelerle Becîleler arasında Ficar'da vuku bulan şiddetli çarpışma esnasında
Arap kabileleri arasına dağılmış bulunan Becîleleri, sonradan biraraya
toplamıştır.
Gavs
b. Enmar'ın oğlu Ahmes b. Gavs'ın da soyundan birtakım kabileler türem iştir. [153] Benî Becîlelerden 150
kişilik ilk kafile, Medine'ye Hicretin 10. yılında, [154] Ramazan ayında geldi. [155]
Bu
kafilenin başında Cerir b. Abdullah bulunuyordu. [156]
Cerir
b. Abdullah kabilesinin başkanı idi. [157]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Müslümanlara irad buyurduğu hutbesinde:
"Sizin
yanınıza şu kapıdan Yemenli, hayırlı bir kimse girecektir ki, onun yüzünde
melek, melik alâmeti vardır" buyurdu.
O sırada Cerir b. Abdullah, hayvanının üzerinde ve kavmi de
yanında bulunduğu sırada çıkageldi. [158]
Cerir
b. Abdullah der ki:
"Medine'ye varınca, devemi indirdim. Heybemi açıp altlı-üstlü
elbisemi giydikten sonra, Mescide girdim.
O
sırada, Resûlullah Aleyhisselam hutbe irad buyuruyordu.
Kendisine
selam verdim.
Halk,
beni göz ucuyla süzüyordu.
Yanımda
oturan zâta:
"Ey
Abdullah! Resûlullah Aleyhisselam beni andı mı?" diye sordum.
"Evet! Biraz önce, seni en güzel anışla andı. Hutbesinin
arasında, 'Şu kapıdan, şu yoldan, Yemenli, hayırlı bir zât girecektir! Onun
yüzünde ancak bir melek, melik nişanı vardır!1 buyurdu1
dedi.
Yüce
Allah'a hamd ettim. [159]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Ey
Cerir! Ne için geldin?1 diye sordu.
'Yâ
Rasûlallah! Senin elinde Müslüman olayım diye geldim!' dedim. [160]
'Yâ
Rasûlallah! [161]
Getir, uzat elini banali[162] İslâmiyet üzerine bey'at
edeyim sana[163]
Sen
şartlarını biliyorsun, bana koşacağın sarfları koş!" dedim. [164]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'Ey
Cerir! Seni, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, kendimin de Resûlullah
olduğuma şehadet getimneye,
Allah'a,
Ahi
ret gününe,
Hayır
ve şer kadere inanmaya,
Farz
olan namazları kılmaya,
Farz
olan zekatı da vermeye davet ediyorum . [165]
Sen
Allah'a hiçbir şeyi şerik koşmaksızın ibadet edeceksin.
Farz
olan namazı kılacaksın!
Farz
olan zekatı vereceksin!
Her
Müslüman için hayırhah olacaksın!
Kâfirlerden,
müşriklerden uzak duracaksın! [166]
Sen, Allahtan başka hiçbir ilah olmadığına ve benim de Resûlullah
olduğuma şehadet[167] Allah'a hiçbir şeyi şerik koşmaksızın ibadet
etmek, [168]
namazı kılmak, [169]
Ramazan orucunu tutmak, [170]
Müslümanlara hayırhah olmak, [171] Habeşî (Zenci) bir köle
de olsa, valiye itaat etmek, [172] müşriklerden ayrılmak
üzere bey'at edeceksin!" buyurdu. [173]
'Olur!'
dedim.
Resûlullah
Aleyhisselam elini uzattı. [174]
Ben
de:
'Namazı kılmak, zekatı vermek, [175] Habeşli (zenci) bir köle
bile olsa valiye[176] itaat etmek, [177] verilen emirleri
dinlemek. [178]
bütün Müslümanlar için hayırhah olmak, [179] müşriklerden aynlmak, [180] üzere Resûlullah
Aleyhisselama bey'at ettim. [181]
Resûlullah
Aleyhisselam:
'İslâm beş şey üzerine kurulmuştur.
1. Allah'tan
başka hiçbir ilah olmadığına şehadet etmek,
2. Namazı kılmak,
3. Zekatı
vermek,
4. Beytullah'ı
haccetmek,
5. Ramazan
orucunu tutmak' buyurdu." [182]
Cerir b. Abdullah'ın kavminden yanında bulunanlar da Müslüman olup
bey'at ettiler. [183]
Yüce Allah hepsinden razı olsun!
Cerir
b. Abdullah der ki:
"Müslüman olduğumdan beri, hiçbir vakit Resûlullah
Aleyhisselam yanına girmekten beni men etmemiş ve beni gördüğü zaman da
muhakkak yüzüme gülmüş, gülümsemiştir." [184]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın ashabıyla birlikte oturduğu sırada, Cerir b. Abdullah gelmişti.
Nasılsa,
oturanların hiçbiri ona yer açmamıştı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, kendisinin üzerindeki pelerinini ona attı ve:
"Ey
Ebu Amr! Yanındakini al da, üzerine otur!" buyurdu.
Cerir
b. Abdullah onun üzerine oturdu, elini göğsüne koyup:
"Yâ
Rasûlallah!
Senin
bana ikram ettiğin gibi, Allah da sana ikram buyursun!" dedi. [185]
Bunun
üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Size bir kavmin kerem ve şeref sahibi, ulusu geldiği zaman,
ona ikram ve ihtiram ediniz!" buyurdu. [186]
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisine Arap heyetleri geldikçe,
Cerir b. Abdullah'a haber salar; o da temiz elbisesini giyip yanına varır,
otururdu. [187]
Ahmesîler,
Becîlelerden Gavs b. Enmar'ın soyundan idiler.
[188]
Benî
Becîlelerin Medine'ye gelip Müslüman olan ilk kafilesini, başlarında Kays b.
Garbetü'l-Ahmesî bulunan Ahmesîlerden 250 kişilik ikinci kafile takip etti.
Peygamberimiz Aleyhisselam: "Sizler kimlersiniz?" diye sordu.
"Biz Ahmesullah'ız!" dediler. Cahiliye çağında onlara böyle denirdi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Siz, bugün, Allah'ınsınız, Allah'ın Müslüman
kullarısınız!" buyurdu. [189] Allah onlardan razı
olsun!
Benî Becîleler yurtlarına dönecekleri zaman, Peygamberimiz
Aleyhisselam Bilal-i Habeşî'ye: "Benî Becîl elere binit hayvanları verve
vermeye Ahmesîlerden başla!" buyurdu. Bilal-i Habeşî de öyle yaptı. [190] Kays b. Garbe, yurduna
dönünce, kavmi olan Ahmesîleri İslâmiyete davet etti. [191]
Cerir b. Abdullah, Medine'ye geldikçe, Fetve b. Amrü'l-Beyâzî'ye
iner, Peygamberimiz Aleyhisselam da ona arkasındaki kavmini sorardı.
Cerir
b. Abdullah:
"Yâ
Rasûlallah! Yüce Allah İslâmiyeti aşikâr ve üstün kıldı.
Kabilelerin
mescidlerinde ve meydanlarında ezanlar okunuyor.
Kabileler,
tapageldikleri putlarını yıktılar!" dedi.
Peygamberimiz
Al eyhisselam, ona:
"Zülhalasa
ne yapıyor, ne oldu?" diye sordu.
Cerirb.
Abdullah:
"O,
olduğu hal üzere duruyor!" dedi.
Peygamberimiz
Al eyhisselam:
"Vallahi,
inşaallah, ondan da kurtulacak, rahatlayacağım!" buyurdu[192] ve ona:
"Ey
Cehr! [193]
Sen beni Zülhalasa'dan kurtarmaya yetmez, [194] beni ondan
rahatlandırmaz mısın?" diye sordu. [195]
Cerirb.
Abdullah:
"Evet!
Rahatlandırınm!" dedi. [196]
Zülhalasa;
Devs, [197]
Has'am ve Becîlelere ait olup, [198] Yemen'de bir ev,
birtapınaktı. [199]
Ona tapılın akta ve "Yemen Kâbesi" denilmekte idi. [200]
Zülhalasa'nın içinde dikili birtaş da bulunuyordu[201] Beyaz mermerdendi. [202] Üzeri, taç gibi nakışlı
idi.
Yemenle
Mekke arasında, Mekke'ye yedi gecelik uzaklıktaki Tebâle'de, [203] Has'amların yurdu olan
Ablâ'da, [204]
şimdiki Tebâle mescidinin kapısının eşiğinde bulunuyordu. [205]
Zülhalasa'nın
bakıcısı Vâhile b. A'surlardan Benî Ümâmeler idi.
Zülhalasa'ya
tazim edilir, kurbanlar kesilirdi. [206]
Babası
öldürülen kimse, öç almak istediği zaman, önce Zülhalasa'ya gider, onun yanında
(üzeri yazılı) fal oku çektirir, çıkan ok bundan men ediyorsa, geri dururdu. [207]
Devs
kabilesi kadınları da, ona arkalarını dönüp ırgalamak suretiyle taparlardı ! [208]
Zülhalasa'yı
Amr b. Luhayy'ın veya Ebrehe'nin yaptırdığı söylenir. [209]
Zülhalasa'ya
Devs, Becîle ve Has'amlardan başka Haris b. Ka'blar, Cermler, Zübeydler, Gavs
ve Mürrler ve Benî Bilal b. Âmirler de tapar ve bakarlardı. [210]
Cerir
b. Abdullah Ahmesîlerden yüzelli. [211] diğer rivayete göre
yüzyetmiş[212]
süvarinin başında oraya hareket etti. [213]
Ahmesîler
ata iyi binerlerdi. Cerir b. Abdullah ise, at üzerinde pek duramazdı. [214]
Cerir
b. Abdullah, hareket etmeden:
"Yâ
Rasûl ali ah! Ben at üzerinde pek duramaz bir adamım!" dedi. [215]
Peygamberimiz
Aleyhisselam onun göğsüne eliyle hızlıca vurdu, göğsünde parmaklarının izi
çıktı. [216]
"Ey
Allah'ım! Onu at üzerinde durdur! [217] Hâdî ve mehdî kıl!"
diyerek dua etti. [218]
Bundan
sonra Cerir b. Abdullah attan hiç düşmez oldu.
[219]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onu böylece Zülhalasayı yıkmaya gönderdi. [220]
Cerir
b. Abdullah Becîlelerin Ahmes süvarileriyle birlikte Zülhalasa'yı yakıp yıkmaya
varınca, Has'amlar, Vâhileler ve daha başkaları onunla savaştılar. O zaman,
Zülhalasa'nın bakıcıları olan Vâhilelerdenyüz kişi, Has'amların çoğu ve
BenîKuhâfe b.Âmirb. Has'amlardan da ikiyüz kişi öldürüldü.
Cerir
b. Abdullah ve süvari arkadaşları karşı koyanları yendiler, bozguna uğrattılar. [221]
Cerir
b. Abdullah Ymene vardığı zaman, Zülhalasa’nın bakıcısı olan adam, oklarla kısmet
arıyor, fal oku çekiyordu.
Kendisine:
“ Haberin
olsun ki, Rasûlallah Aleyhisselam şuradadır! Eğer
senın fal attığını, çektiğini görürse
boynunu vurur!” denildi.
Adamın
aldırış etmeyerek fal okları çekmmeye devam ettiği sırada Cerir b. Abdullah çıkageldi ve ona:
Şimdi
sen ya bu okları kırar ve Allahtan başka ilah olmadığına şehadet edersin ya da boynunu vururum! Dedi.
Adam
hemen okları kırdı ve şehadet getirdi.[222]
Cerir
b. Abdullah, Zülhalasa binasını yıktı.[223]
Kırdı, ateşe verip yaktı.[224]
harebeye çevirdi.[225]
Cerir
b. Abdullah, Ahmesilerden Ebu Ertat[226] Husayn b. Rebia’ yı[227] müjdeci olarak
Peygamberimiz Aleyhisselama gönderdi.
Ebu
Ertat Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip:
“
Ya Rasûlallah! Seni hak din ve kitapla peygamber olarak gönderen Allah'a yemin
ederim ki sana eli boş olarak gelmedim.! Ben Zülhalasa'yı
gerimde
uyuz bir deve gibi bakımsız bir halde
bıraktım! Dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, beş kere:
“
Ahmesilerin atları ve süvarileri mübarek olsun ” diyerek dua etti.[228]
Cerir
b. Abdullah, kısa bir müddet içinde Medine'ye dönüp geldi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, ona Zülhalasa hakkında:
"Yıktin
mı onu?" diye sordu.
Cerir
b. Abdullah:
"Seni
hak din ve kitabla peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki; Zülhalasa'yı
ateşe verip yaktım! Hiç kimse onu yakıp yıkmaktan beni men edemedi!"
dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, o gün de, Ahmesîlerin süvarilerine ve
atlarına bereket duası yaptı.[229]
Ezdlerin
ata soyları şöyle sıralanır: Ezd b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b.
Kehlan, b. Sebe1, b. Yeşcüb, b. Ya'rüb, b. Karıtan.
Ezdi
erden birçok kabileler türemiştir.[230]
Ezd
temsilcileri Medine'ye Hicretin 10. yılında, [231] başlarında Sured b.
Abdullah el-Ezdî olduğu halde geldiler. [232] Ferve b. Amr'ın evine
indiler. [233]
Orada
selamlandılar, orada oturdular, orada ağırlandılar. [234]
Ezd
temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gidip konuştular.
Onların
şekilleri, ağırbaşlılıkları ve konuşmaları Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna
gitti ve onlara:
"Siz
nesiniz?" diye sordu.
Onlar:
"Mü'minleriz!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam gülümsedi ve onlara:
"Her
sözün bir hakikati vardır. Sizin sözünüzün ve imanınızın hakikati nedir?"
diye sordu.
Onlar:
"Onbeş
haslet (huy)'dur.
Onlardan
beşi iman etmemizi, beşi de işlememizi elçilerinle emrettiğin şeylerdir.
Geri
kalan beşi ise, Cahiliye çağından şu ana kadar benimseyip âdet edinegeldiğimiz-sen
istemezsen bırakacaklarımızın dışındaki-şeylerdiryâ Rasûlallah" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlara:
"İnanmanızı
emrettiğim beş şey nelerdir?" diye sordu.
Temsilciler:
"Sen
Allah'a, Allah'ın meleklerine, kitablarına, peygamberlerine ve öldükten sonra
dirilmeye inanmamızı elçilerinle emretmiştin!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlara:
"İşlemenizi
size emrettiğim beş şey nelerdir?" diye sordu.
Temsilciler:
"Sen,
'Lâ ilahe illallah Muhammederresûlullah1 dememizi, namazı kılmamızı,
zekatı vermemizi, Ramazan orucunu tutmamızı, yoluna güç yetince Beytullah'ı hac
ve ziyaret etmemizi bize elçilerinle emretmiştin!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlara:
"Sizin
Cahiliye çağında benimseyip âdet ve huy edinmiş olduğunuz beş şey
nelerdir?" diye sordu.
Temsilciler:
"Bolluk
zamanlarında nimete-hakkını yerine getirmek suretiyle-şükür,
Belâ
ve musibet zamanlarında sabır ve tahammül etmek,
Uğranılan
kazaya rıza,
Savaş
meydanlarında düşmanla karşılaşınca sebat göstermek ve savaşa gerçekten girişip
savaşın hakkını yerine getirmek,
Düşmanın
üzülmesine sevinmeyi veya düşmanın sevinmesine üzülmeyi terketmektir"
dediler.
Onların
ilim ve hikmet sahibi, derin anlayışlı olmaları Peygamberimiz Aleyhisselamın
hoşuna gitti ve kendilerine:
"Ben
size beş haslet daha arttırayım da, söylemiş olduğunuz hasletleriniz yirmiyi
bulup tamamlansın:
1. Yiyemeyeceğiniz
şeyleri toplayıp biriktirmeyiniz,
2. (Temelli)
oturamayacağınız binayı yapmayınız,
3. Kendisinden
yarın ayrılacağınız şeyler üzerine üşüşüp birbirinizle uğraşmaya kalkışmayınız,
4. Amellerinize
göre mükâfatlandırılmak veya cezalandırılmak üzere Kendisine döndürülüp huzuruna
çıkarılacağınız Allah'ın emirlerine aykırı davranmaktan sakınınız!
5. Ahirete
sunacağınız hayırlı amelleri çoğaltıp mâsiyetleri bırakmak ve içinde temelli
kalacağınız cenneti elde etmek hususunda yarışmaya rağbet gösteriniz!"
buyurdu.
Ezd
temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın öğütlerini ezberlediler ve
uyarlatınca hareket ettiler. [235]
Sured
b. Abdullah, Müslümanlığını İslâm amelleriyle güzelleştirdi. [236]
Kendisi,
Ezdlerin en üstün kişisi[237] ve en iyi hüküm vereni
idi.
Medine'de
kaldığı müddetçe Peygamberimiz Aleyhisselamın meclisine devam eder ve
kendisinin bu hali Peygamberimiz Aleyhisselamın hoşuna giderdi. [238]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onu, kavminden Müslüman olanların başına vali ve kumandan yaptı.
Müslümanları yanına alarak Yemen taraflarında, yakınlarında
bulunan müşriklerle savaşmasını kendisine emr[239] ve maiyyetindekilere iyi
davranmasını tavsiye buyurdu. [240]
Sured
b. Abdullah, Peygamberimiz Aleyhisselamın emriyle gidip Cüreş'e indi.
Cüreş
o zaman sapasağlam, kale gibi bir şehirdi. [241]
Üzerlerine
Müslümanların yürüdüklerini işiten Yemen kabileleri, içlerinde Has'amlar da
bulunduğu halde, Cüreş'e gelip sığınmış, orada toplanmış bulunuyorlardı. [242]
Sured
b. Abdullah, Cüreş halkını İslâmiyete davet etti. Onlar, yanaşmadılar. Müslüman
olmaktan kaçındılar. [243]
Sured
b. Abdullah, onları bir ay kadar kuşattı . [244]
Fakat
onlar Sured b. Abdullah'a karşı Cüreş'in içinde kendilerini savundular. [245]
Sured
b. Abdullah, kuşatma sırasında yaylım hayvanları üzerine de baskınlar yapıp
onları ele geçirmeyi başardı. [246]
Sured
b. Abdullah, Cüreş şehrine kapanıp kendilerini savunan halkı şehrin dışına
çekmek için, kuşatmayı bırakarak katar halinde Cüreş'in Şekr dağına kadar geri
çekildi. [247]
Cüreş
halkı Müslümanların kendilerine yenilerek dönüp gittiklerini sandılar ve onları
yakalamaya çıktı lar. [248]
Sured
b. Abdullah, maiyyetindeki mücahidleri hemen saf haline getirip Güreşten dışarı
çıkardıkları halka saldırdılar. [249] Onlara istedikleri gibi
kılıç vurdular. [250]
Onları en şiddetli bir şekilde kılıçtan geçirdil-er. [251] Cüreşlilerin atlarından
yakaladıkları yirmi atin üzerinde bütün bir gün onlarla çarpıştılar.
Sured
b. Abdullah Cüreş halkından Müslüman olanları serbest bıraktı, Müslüman
olmayanların boyunlarını vurdu. [252]
Cüreş
halkı tarafından Medine'ye iki kişi gönderilmiş bulunuyordu. Onların bir gün
ikindi namazından sonra akşama doğru Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında
bulundukları bir sırada, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Şekr,
Allah'ın beldelerinden hangisidir, hangisindedir?" diye sordu.
İki
Cüreşf ayağa kalkarak:
"Yâ
Rasûlallah! Bizim beldelerimizde bir dağ vardır ki, ona Keşr denilir, Cüreş
halkı ona böyle ad vermişlerdir" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"O
Keşr değil, fakat o Şekr'dir!" buyurdu.
İki Cüreşî:
"Yâ
Rasûlallah! Ne hal var onun başında?" diye sordular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Şu
anda Cüreş halkı Şekr'in yanında Allah'ın develeri (gibi)
boğazlanmaktadırlar!" buyurdu.
Cüreşîler,
hemen Hz. Ebu Bekir'in veya Hz. Osman'ın yanına varıp oturdular ve ona
Peygamberimiz Aleyhisselamın söylediği sözü anlattılar.
Hz.
Ebu Bekir veya Hz. Osman onlara:
"Yazıklar
olsun size! Resûlullah Aleyhisselam size şimdi kavminizin öldürülmekte
oldukları haberini vermiştir! Hemen kalkın, Resûlullah Aleyhisselama gidin de,
kavminizden bu felâketi kaldırması için Allah'a dua etmesini kendisinden
isteyin!" dedi.
Cüreşîler
de hemen kalkıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardılar ve dileyeceklerini
dilediler.
Bunun
üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey
Allah'ım! Bu felâketi onlardan (Cüreş halkından) kaldır!" diye Allah'a dua
etti.
Cüreşîler,
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılıp kavimlerinin yanına döndüler.
Onların,
öldürüldüklerini Peygamberimiz Aleyhisselamın haber verdiği gün ve saatte Sured
b. Abdullah ve maiyyetindeki Müslümanlar tarafından öldürülmüş olduklarını öğrendiler.
Bunun
üzerine Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına Cüreş halkından bir heyet gelip
Müslüman oldular. [253]
Müslümanlıklarını İslâm amelleriyle güzelleştirdiler. [254]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Cüreş heyetine:
"İnsanların
en güzel yüzlüleri! En tatlı sözlüleri! Emaneti en çok gözetenleri! Sizler
hoşgeldiniz! Sizler bendensiniz! Ben de sizlerdenim!" diyerek, onlara son
derecede iltifatta bulundu.
Kendilerine
"Mebrûr" sözünü savaş parolası yaptı . [255]
Karyelerinin
çevresinde hududu işaretlerle belirli bir koruluğu da, [256] atlarının, develerinin
ve ekin öküzlerinin yaylım yeri olmak üzere Güneşlilere tahsis etti.[257]
Peygamberimiz
Aleyhisselam Ezdîlerden Halid b. Dımad'a bir yazı yazdı ve yazısında şöyle
buyurdu:
"Allah'a
hiçbir şeyi şerik koşmaksızın iman ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve resûlü
olduğuna şehadet etmek,
Namazı kılmak,
Ramazan
orucunu tutmak,
Beytullah'ı
haccetmek,
Kötü
iş yapanı ve kötülükte direneni barındırmamak,
Allah
ve Resûlüne karşı hayırhah olmak,
Allah'ın
sevdiklerini sevmek, Allah düşmanlarını sevmemek,
Kendi
canını, malını ve ev halkını koruduğu
şeylerden Muhammed Peygamberi de korumak üzere Müslüman olduğu zaman, yurdunda
sahip bulunduğu şeyler yine kendisinindir.
Ahdini
yerine getirirse, Halidü'l-Ezdî, Allah'ın
himayesinde ve Muhammed Peygamberin himayesindedir.
Bunu
Übeyy b. Ka'b kaleme aldı ." [258]
Peygamberimiz
Aleyhisselam; Cünâdetü'l Ezdî ile kavmi ve kendisine bağlı olanlar hakkında bir
yazı yazdı ve yazısında şöyle buyurdu:
"Namazı kıldıkları,
Zekatı
verdikleri,
Allah'a
ve Allah'ın Resûlüne itaat ettikleri,
Ganimetlerden
Allah'ın hakkı olan beşte biri ve Peygamber Aleyhisselamın payını verdikleri,
Müşriklerden ayrıldıkları müddetçe; kendileri için Allah'ın
himayesi ve Muhammed b. Abdullah'ın himayesi vardır.
Yazıyı
Ü beyy b. Ka'b kaleme aldı ." [259]
Kahtan'ın
soyundan gelen Benî Has'amların ata soylan[260] şöyle sıralanır Has'am
Akyel b. Enmar, b. İraş, b. Amr, b. Gavs, b. Nabt, b. Malik, b. Zeyd, b.
Kehlan, b. Sebe1. Has'amlardan:
1. BenîNâhıs,
2. Benî
Şehran b. İfris, b. Halif veya (Hulf), b. Has'am kabileleri;
Benî Nahıslardan:
1. Benî
Rüşdler,
2. Hamlar;
Beni
Şehranlardan ise;
1.
Benî Kuhâfe b. Âmir, b. Rebia, b. Âmirler türemiştir. [261]
Has'amların yurtlan, kardeşleri Becîlelerie birlikte Yemen
yollarıyla Tebâle'ye kadar uzanan Hicaz ülkesindeydi.
Sonradan
etrafa dağılmışlar, onlardan pek azı yurtlarında kalmıştır. [262]
Cerir
b. Abdullah gidip Zülhalasa tapınağını ve putunu yıktıktan, Has'amlardan
öldürülenler öldürüldükten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına
Has'amlardan-içlerinde As'as b. Zahr ve Enes b. Müdrik de bulunan-bir heyet
geldi ve:
"Bizler,
Allah'a ve Allah'ın Resûlüne, Allah'tan gelen şeylere inandık!
Bize
bir yazı yaz da, o yazının içindekilere tâbi olalım!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlar için bir yazı yazdı. [263]
Yazısında
şöyle buyurdu:
"Bu yazı, Allah'ın Resûlü Muhammed tarafından Has'amların
Bîşe'de* ve Bîşe'nin kırlarında bulunanları için yazılmıştır.
Cahiliye
çağında dökmüş olduğunuz kanın suçu, sizden düşürülmüş, silinmiştir.
Sizlerden,
isteyerek veya istemeyerek, gönüllü veya gönülsüz Müslüman olan kimsenin
elindeki, gökten yağmurla sulanan veya düşen çiğle ıslanan, yumuşak veya berk
toprakta, kuraklık ve kıtlık olmayan yıllarda sürüp ekerek geliştirdiği,
yetiştirdiği mahsuller-kuruyup sonradan yağmurla yeşerenleri de
dahil-kendisinindir, onları vergi vermeksizin yer.
Onlar, her akarsu ile sulanan toprakta yetiştirdikleri mahsuller
için de uşrün yarısını ödemekle mükelleftirler.
Cerir b. Abdullah ve hazır bulunan kimseler
şahit oldular." [264]
Benî
Selâmanlar, Kahtan'ın soyundan gelen Kudâa kabilelerinden idiler. [265]
Benî Selâmanların ata soyları şöyle sıralanır: Benî Selâman b.
Sa'd, b. Zeyd, b. Leys, b. Sûd, b. Eslem, b. Elhâfî, b. Kudâa. [266]
Benî
S elamanlar, Cinab'da* otururlardı. [267]
Benî
Selâman temsilcileri Medine'ye Hicretin 10. yılında, Şevval ayında geldiler,
yedi kişi idiler. [268]
Temsilcilerin
başında Habib b. Amrü's-Selâmanî bulunuyordu.
Habib
b. Amr der ki:
"Biz,
Benî Selâman temsilcileri olarak Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardık.
Yedi
kişi idik.
Resûlullah
Aleyhisselama, Mescidin dışında, çağrıldığı cenazeye giderken rastladık ve:
'Esselamü aleyke yâ Rasûlallah!1 dedik.
Selamımıza:
'Ve
aleyküm!' diyerek karşılık verdi ve bize:
'Siz
kimsiniz?' diye sordu.
'Biz
Selâmanlardanız! İslâmiyet üzere sana bey'at edelim diye geldik.
Biz,
arkamızdaki kavmimizden olanların da temsilcisiyiz!1 dedik.
Resûlullah
Aleyhisselam, uşağı Sevban'a dönerek:
'Bu
elçileri, elçilerin indirilmekte olduğu yere indir!1 buyurdu." [269]
Benî
Selâman temsilcileri Remle binti Hâris'in konağına indirildiler. [270] Müslüman oldular. [271]
Allah
onlardan razı olsun!
Öğle namazının ezanını işitince, Mescide gidip Peygamberimiz
Aleyhisselamla birlikte öğle namazını
kıldılar. [272]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, öğle namazını kıldırınca minberle evinin arasında oturdu.
Benî
Selâman temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına vardılar. [273]
Habib
b. Amr:
"Ey
Allah'ın Resûlü! Amellerin efdal ve üstünü hangisidir?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Vaktinde
kılınan namazdır!" buyurdu. [274]
Benî Selâman temsilcileri, namaz hakkında, İslâm şeriatları
hakkında, göz değmemesi için okuyup üflemenin caiz olup olmadığı hakkında
birtakım sorular sordular. [275]
İkindi namazını da Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte kıldıktan
sonra, ülkelerinin uğradığı kuraklıktan
şikâyetlendiler.
Bunun
üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, tek eliyle:
"Ey
Allah'ım! Onları yurtlarında yağmurunla sula!" diyerek dua etti.
Habib
b. Amr:
"Yâ
Rasûlallah! Elinin ikisini de kaldır!
Çünkü,
böyle yapmak, daha çokluk taşır ve daha güzeldir!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam gülümsedi ve iki elini koltuğunun altları görününceye kadar
kaldırdı.
Benî Selâman temsilcileri Medine'de üç gün kaldıktan ve
ağırlandıktan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamla vedalaştılar.
Peygamberimiz
Aleyhisselam onlara bahşişlerinin verilmesini de Bilal-i Habeşî'ye emretti. [276]
Her
birine bahşiş olarak beşer ukiyye gümüş verildi.[277]
Bilal-i
Habeşî:
"Bugün
yanımızda daha fazla mal yoktur!" diyerek özür dileyince, temsilciler:
"Malın
bundan daha çoğu ve daha güzeli olmaz!" dediler. [278]
Yurtlarına
döndüler. [279]
Yurtlarını,
Peygamberimiz Aleyhisselamın dua ettiği gün ve saatte yağmura kavuşmuş
buldular. [280]
Benî
Muradlar, Kahtan'ın soyundan gelen Kehlan kabilesinden idiler. [281]
Benî
Muradların ata soyları şöyle sıralanır Benî Murad (Yuhâbir) b. Malik (Mezhic),
b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe', [282]BenîMuradlardan:
1. Karen
b. Redman, b. Naciye, b. Murad,
2. Benî
Hamel b. Ki nane, b. Naciye, b. Murad,
3. Rabaz
b. Zehran, b. Murad,
4. Sunabih
b. Zehran, b. Murad kabileleri türemiştir. [283]
Ferve
b. Müseyk, Murad (Yuhâbir) b. Malik (Mezhic)'in Naciye ve Zahir adındaki
oğullarından Naciye'nin soyundan gelmiştir ve soykütüğü şöyle sıralanır Ferve
b. Müseyk, b. Haris, b. Seleme, b. Haris, b. Züeyb (Küreyb), b. Malik, b.
Münebbih, b. Gutayf, b. Abdullah, b. Naciye. [284]
Ferve
b. Müseyk, Benî Muradların ileri gelenlerindendi. İyi bir şairdi. [285] Ferve b. Müseyk'in
Medine'ye gelişi, Hicretin 10.yılında, BenîZübeyd temsilcisi Amrb.
Ma'dikerib'in gelişinden önceydi. [286]
Ferve
b. Müseyk, Kinde krallarından ve onlara bağlılıktan yüz çevirerek,
Peygamberimiz Aleyhisselama tâbi ve Müslüman olmaya geldi. [287]
Sa'd
b. Ubâde'nin evine indi. [288]
Müslüman
oldu. [289]
Allah
ondan razı olsun
Sa'd
b. Ubâde ona Kur'ân-ı Kerîm'i, İslâmiyetin farzlarını ve şeriatlarını öğretti. [290]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Ferve b. Müseyk'e:
"O
gününüzü, Hemdanların gününü hatırlıyor musun?" diye sordu.
Ferve
b. Müseyk:
"Evet!"
dedi. [291]
Bunun
üzerine Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey
Ferve! Redm, Rezm Günü* kavminin uğradığı felâketin sana da bir kötülüğü, bir
zararı dokundu mu?" diye sordu.
Ferve:
"Yâ
Rasûlallah! Kavmi benim kavmim gibi Rezm Günü felâkete uğramış olup da, bundan
kendisine bir kötülük, bir zarar dokunmamış kim var? [292] Ev halkını ve kabileyi
yok etti!" dedi. [293]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Fakat,
bu İslâmiyet, kavmine hayırdan başka birşey eklemeyecektir! [294] Bu, sağ kalanlar için
hayırlıdır!" buyurdu. [295]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Ferve b. Müseyk'i Muradlar, Zübeydler ve Mezhiclerin bütününe
vali tayin etti.
Halid
b. Saîd b. Âs'ı da, sadaka ve zekat tahsil memuru olarak yanına kattı. [296]
Halid b. Saîd için, içinde sadaka, zekat nisbet ve miktarları
açıklanan bir de yazı yazdı (yazdırdı). [297]
Halid
b. Saîd, Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatına kadar Ferve'nin ülkesinde ve
yanında bulun-du. [298]
Ferve
b. Müseyk:
"Yâ
Rasûlallah! Kavmimin Müslümanlığa yönelenlerini yanıma alarak, Müslümanlıktan
kaçınanlarla çarpışayım mı?" diye sordu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Ferve'nin onlarla çarpışmasına izin verdi. [299]
Kendisine
oniki ukiyye gümüş ihsan etti.
Onu
soy bir deveye bindirdi, giyinmek üzere kendisine Umman dokuması bir elbise de
verdi. [300]
Ferve
b. Müseyk Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından çıkıp gittikten sonra ise:
"Gutayfî
ne yapıyor?" diye sordu.
Yola
çıktığı haber verilince, arkasından adam gönderip geri çevirtti.
Ashabından
bazılarıyla birlikte bulunduğu sırada, Ferve b. Müseyk geldi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sen
o (müşrik) kavmi İslâmiyete davet, Müslüman olanların Müslümanlığını kabul et!
Kim
Müslüman olmazsa, sana yeni bir emir verinceye kadar, onlarla çarpışmakta acele
etme!" buyurdu. [301]
Ferve
b. Müseyk:
"Yâ Rasûlallah! Bizim yurdumuzun yanında Ebyen toprağı diye
anılan bir toprak olup, orası bizim elverişli yiyinti yerimizdir. Fakat,
vebalı, hastalıklı bir yerdir?" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Orayı
bırak! Oradan uzak dur! Çünkü, hastalığa yakın olmak ölmek demektir!"
buyurdu. [302]
Benî
Zübeydlerin Kimlikleri ve Temsilcilerinin Medine'ye
Ne
Zaman ve Kaç Kişi Olarak Gelip Müslüman Oldukları
Kahtan'ın soyundan gelen[303] Benî Zübeydlerin ata
soyları şöyle sıralanır Benî Zübeyd (Münebbih) b. Sa'b, b. Sâ'dü'l-Âşire, b.
Malik (Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b.
Sebe', [304]
Zübeyd
b. Sa'b'ın:
1. Rebia
b. Zübeyd,
2. Haris
b. Zübeyd isimlerinde iki;
Rebia b.Zübeyd'in de:
1. Mazin,
2. Haris
(Gutay'a) isminde iki oğlu vardı.
Bunların her ikisinden de kabileler türemiştir. [305]
Peygamberimiz Aleyhisselamın haberi kendilerine eriştiği zaman,
Amr b. Ma'dikerib, Kays b. Meşrûhu'l-MurâdPye:*
"Ey
Kays! Sen kavminin ulususun! Bize anıldı ki, Hicaz'da Kureyşîlerden Muhammed
diye anılan bir zâtzuhur etmiş. Kendisinin peygamber olduğunu söylüyormuş. Gel,
sen bizi ona götür de, onun hakkında bilgi edinelim! Eğer kendisi dediği gibi
gerçekten peygamberse, bu bize gizli kalmaz, anlarız. Karşılaştığımız zaman ona
tâbi oluruz. Aksi takdirde, kendisi hakkındaki bilginin mahiyetini öğrenmiş
oluruz" dedi.
Kays
b. Meşruh, Amrb. Ma'dikerib'in teklifini kabul etmekten kaçındı ve onun
görüşünü beyinsizlik saydı. [306]
Amr
b. Ma'dikerib, Arapların cesaretleriyle tanınmış süvarilerindendi. [307] İyi bir şairdi de. [308]
Amr
b. Ma'dikerib, kavmi olan Benî Zübeyd'den[309] yanına on kişi alarak
Hicretin 10. yılında[310] Medine'ye geldi. [311] Medine'ye gelince:
"Bu
memleket halkının, Benî Amr b. Âmirlerden seyyidi, ulu kişisi kimdir?"
diye sordu.
"Sa'db.Ubâde'dir!"
denildi.
Bunun
üzerine, devesini çekerek, Sa'd b. Ubâde'nin evine kadar giderek devesini
ıhdırdı.
Sa'd
b. Ubâde dışarı çıktı ve ona:
"Merhaba=Hoşgeldin!" dedi ve hayvanının bağlanmasını ve
kendisinin de ağırlanmasını uşağına emretti.
Sonra,
onu ve yanındaki arkadaşlarını alıp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına
götürdü.
Amr
b. Ma'dikerib ve arkadaşları hemen Müslüman oldular.
Yüce
Allah onlardan razı olsun!
Amr b. Ma'dikerib ve arkadaşları Medine'de birkaç gün oturduktan
ve bahşişlerini aldıktan sonra yurtlarına döndüler. [312]
Kays b. Meşruh, Amrb. Ma'dikerib'in Peygamberimiz Aleyhisselama
iman ve ikrarda bulunduğunu haber alınca, onu ölümle tehdide kalktı.
Amr
b. Ma'dikerib de, söylediği uzun bir şiirle onu en ağır bir dille tahkir ve
tehdit etti. [313]
Benî Kindelerin ata soyları şöyle sıralanır: Benî Kinde (Sevr) b.
Ufeyr, b. Adiyy, b. Haris, b. Mürre, b. Üded, b.Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b.
Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe'. [314] Kinde (Sevr) b. Ufeyr'in
Remle binti Esed'den doğma Muaviye ve Eşred isimlerinde iki oğlu vardı. [315]
Kinanelerden
şu kabileler türemiştir
1.
Benî Muaviye,
2.Vehb,
3. Bedda1,
4. Râiş
b. Haris, b. Muaviye, b. Sevr, b. Mürta1, b. Muaviye, b. Kinde,
5. Benî
Sekâsik b. Eşres, b. Kinde,
6. Benî
Sekûn b. Eşres, b. Kinde,
7-8. Tücîbler,
9.
Benî Adiyy b. Eşres, b. Sekûn,
10.
Benî Sa'd b. Eşres, b. Sekûn. [316]
Kindelerin
yurtları Yemen'de olup, kendileri Hicaz'da ve Yemen'de kral idiler. [317]
Haris b. Amrü'l-Mahsûr b. Hucr Akîlü'l-Mürar, b. Amr, b. Muaviye,
b. Haris ve şair İmriü'l-Kays'in babası Hucr b. Haris, Benî Kinane ve Benî
Esedlerin kralı idiler.
Şurahbil
b. Haris, Benî Temimlerle Rubabların,
Seleme
b. Haris, Bekr b. Vâil ve Tağlib b. Vâillerin,
Ma'dikerib
de Kays b. Aylanların kralı idi. [318]
Kinde
temsilcileri Hicretin 10. yılında, [319] Kinde krallarından ve
Hadramevtmirba1 sahibi (ganimetin dörtte birini almayetkilisi) [320] Eş'as b. Kays'ın
başkanlığı altında seksen[321] veya altmış[322] binitli olarak gelip,
Mescidde bulunduğu sırada Peygamberimiz Aleyhisselamın huzuruna vardılar.
Alınlarındaki
uzun saçlarını iki yandan salmışlar, gözlerini sürmelemişlerdi.
Üzerlerinde yollu Yemen kumaşından yapılmış, yakaları, etekleri,
kolları ve cep ağızlan ipekle, altın sırma ile işlenmiş cübbelervardı.
Kinde
temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girdikleri zaman: [323]
"Senin
menzilin burası mı?!" diye sordular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Ben
hükümdar değil, Muhammed b. Abdullah'ım!" buyurdu.
Kinde
temsilcileri:
"Biz
sana isminle hitap etmeyiz!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Ben
Ebu'l-Kâsım'ım!" buyurdu.
Kinde temsilcileri, Peygamberimiz Aleyhisselam için tereyağının
içine bir çekirge gözü saklamışlardı.
"Ey Ebu'l-Kâsım! Biz senin için gizlenecek birşey gizlemiş
bulunuyoruz! Nedir o şey?" diye sordular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Sübhanallah! Bu, ancak kâhinin yapacağı birşeydir. Kâhin de,
kâhinliğe özenmek de ateştedir, cehennemdedir!" buyurdu.
Kinde
temsilcileri:
"Öyle
ise, senin Resûlullah olduğunu nasıl anlayacağız?" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, yerden bir avuç çakıl taşı alıp:
"Bunlar, benim Resûlullah olduğuma şehadet ederler!"
buyurunca, taşlar Peygamberimiz Aleyhisselamın elinde teşbih etmeye başladılar!
Bunun
üzerine, Kinde temsilcileri:
"Biz
de şehadet ederiz ki; sen hiç şüphesiz Resûlullahsın!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Allah beni hak dinle peygamber olarak gönderdi ve bana bir
de Kitab indirdi ki, ona bâtıl ne önünden, ne de ardından gelip
erişemez!" buyurdu.
Kinde
temsilcileri:
"Bize
ondan biraz okuyup dinletsene!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam da, Sâffât sûresinin başından:
"Saflar bağlayıp duranlara, sevk ve idare, men ve zecr
edenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki; sizin İlahınız birdir!
O,
göklerin, yerin ve bunlar arasında ne varsa hepsinin Rabbidir!
Doğuların
da Rabbidir o!" (Sâffât: 1-5) mealli beş âyeti okuyup susmuştu.
Hiç
kımıldamadan duruyordu. Gözleri yaşarmış, gözyaşları sakalına doğru akmaya
başlamıştı.
Kinde
temsilcileri:
"Biz senin ağladığını görüyoruz!? Yoksa sen Seni Gönderenden
korktuğun için mi ağlıyorsun?" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Beni korkutan, ağlatan, Allah'ın beni kılıcın ağzı gibi ince
ve keskin olan dosdoğru bir yol üzere göndermiş olmasıdır ki, ondan azıcık
eğrilsem helak olurum!" buyurduktan sonra:
"Andolsun
ki; sana vahyettiğimizi de dilersekgideriveririz, sonra da sen bize karşı onu
geri çevirmek için hiçbir vekil (yardımcı) de bulamazsın!" (İsra: 36)
mealli âyeti okudu. [324]
Sonra
da Kinde temsilcilerine:
"Siz
Müslüman oldunuz, değil mi?" diye sordu.
Onlar
da:
"Evet!
Müslüman olduk!" dediler. [325]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Öyleyse,
şu üzerinizdeki, boyunlarınızdaki ipekler, sırmalar ne diye duruyor?!"
buyurdu.
Bunun
üzerine, Kinde temsilcileri elbiselerindeki ipekleri, sırmaları söküp attılar. [326]
Eş'as
b. Kays:
"Yâ
Rasûlalları! Bizler, Akîlü'l-Mürar oğullarıyız! Sen de Akîlü'l-Mürar
oğlusundur! [327]
Biz
sanıyoruz ki; siz de bizdensiniz. [328] Yoksa bizden değil
misiniz?" dedi. [329]
Peygamberimiz
Aleyhisselam gülümsedi, güldü[330] ve:
"Bu
soya kendilerini Abbas b. Abdulmuttalib ile Rebia b. Haris nisbet ettiler,
bağladılar.
Abbas
ve Rebia iki ticaret adamı idi.
Araplar
arasında gezip dolaşırlarken, kendilerine:
'Siz
kimlerdensiniz?' diye soruldukça, onlar:
'Biz Akîlü'l-Mürar oğullarıyız!' derler ve kendilerini bununla
şerefli göstermek[331] ve canlarını korumak
isterlerdi. [332]
Çünkü,
Akîlü'l-Mürar oğulları Kinde kralları idiler. [333]
Onlarla ana tarafından* bir doğum münasebeti bulunmakla beraber, [334] hayır! Biz, bilakis,
Nadr b. Kinane oğullarıyız!
Biz
ne babamızın soyunu reddederiz, ne de anamızın soyuna tâbi oluruz!"
buyurdu. [335]
Eş'as
b. Kays da ana tarafından Akîlü'l-Mürar oğullarından idi.
Eş'as
b. Kays:
"Ey
Kinde cemaati! İşinizi bitirdiniz mi?" diye sordu ve:
"Vallahi, kimin (ana tarafından olduğu halde babasının
soyundan olduğunu) söylediğini işitirsem, ona seksen kamçı vururum!" dedi. [336]
Kinde
temsilcileri yurtlarına dönmek istedikleri zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam onlardan
her birine bahşiş olarak onar, Eş'as b. Kays'a ise oniki ukiyye gümüş verdi. [337]
Tevrat'a
göre, Hadramevt Kahtan'ın oğlu idi. [339]
Hadramevt'in,
Kahtan'ın kardeşi Yahtan'ın oğlu olduğu da söylenir. [340]
Hadramevt,
Yemen'de, Aden'in şarkında deniz yakınında geniş bir nahiye olup, Ahkâf diye
tanınan birçok kum tepeleriyle çevrilmiştir.
Peygamber
Hûd Aleyhisselamın kabri de oradadır.
Hadramevt
ile San'â arası yetmişiki fersah, yani onbir günlük yoldur.
Hadramevt'in
Aden ile arası ise bir aylık yoldur.
Hadramevt
b. Kahtan gelip burada konakladığı için, hem buraya, hem de burada oturan
kabilelere Hadramevt ismi verilmiştir. [341]
Peygamberimiz Aleyhisselam: 1. Zür'a,
2. Kahd,
3. Besiyy,
4. Buhayra,
5. Abdi
Külal,
6. Rebia,
7. Hucr..
gibi Hadramevt kayllarına ve ulularına yazılar yazdırıp, kendilerini İslâmiyete
davet etti.
Haklarında
söylenen şiirlere göre, bunlar Müslüman oldular. [342]
Allah
onlardan razı olsun![343]
Hadramevt
krallarından:
1. Cemd,
2. Mıhves,
3. Mişrah,
4. Veb'daa,
Kinde temsilcileriyle birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama geldiler ve Müslüman
oldular. [344]
Bunlar,
Kindelerden Benî Hucrü'l-Kârid b. Hârisü'l-Vellâdelerden dört kral idiler. [345]
Kinde
temsilcilerinin Medine'ye gelişi, Hicretin 10. yılında idi. [346]
Mıhves:
"Yâ
Rasûlallan! Allah'a dua et de, dilimden şu tutukluğu gidersin!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam ona dua ve Hadramevt zekatından geçimlik de tahsis etti. [347]
Mıhves
b. Ma'dikerib b. Velia, arkadaşlarıyla birlikte Peygamberimiz Aleyhisselamın
yanından ayrıldıkları zaman, yüz, göz felcine uğradı.
İçlerinden
bazıları geri döndüler ve:
"Yâ
Rasûl allan! Arapların ulusu felce uğradı! Bize bunun devasını göster?"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Büyük
bir iğne alınız, onu ateşte kızdırınız!
Sonra
da gözünün kapağını tersine çeviriniz. İğneyi onun üzerine bastırınız!
İyileşir, eski haline döner!
Vallahi,
sizin yanımdan çıkıp gittiğiniz zaman ne söylediğinizi biliyorum!"
buyurdu.
Peygamberimiz
Aleyhisselamın tarif ettiğini yaptılar, Mıhves iyileşti. [348]
Vâil'in babası Hucr, Yemen krallarından olup, [349] Kahtan'a kadar ata soyu
şöyle sıralanır Vâil b. Hucr, b.Saîd, b. Mesruk, b. Vâil, b. Numan.b. Rebia, b.
Haris, b. Avf, b. Sa'd, b. Avf, b. Adiyy, b. Malik, b. Şurahbil, b. Haris, b.
Malik, b. Mürre, b. Himyerî, b. Zeyd, b. Hadramî, b. Amr, b. Abdullah, b. Hânî,
b. Avf, b. Cürhüm, b. Abdi Şems, b.Zeyd, b. Ley, b. Kahtan. [350]
Vâil b. Hucr, Medine'ye gelmeden önce, Peygamberimiz Aleyhisselam
onun gelmekte olduğunu ashabına müjdelemiş ve:
"Size,
Vâil b. Hucr, uzak bir yerden, Hadramevt'ten Allah'a ve Resûlüne itaat ederek
geliyor!
O,
kral oğullarının bakiyyesidir!" buyurmuştu. [351]
Vâil
b. Hucr der ki:
"Peygamber
Aleyhisselamın zuhuru haberi bana eriştiği zaman, mülk ve saltanatı bıraktım. [352]
Medine'ye gelince, Resûlullah Aleyhisselam ile buluşmadan önce,
Resûlullah Aleyhisselamın ashabıyla buluştum. [353]
Peygamberimiz
Aleyhisselamın ashabı bana:
'Peygamber Aleyhisselam senin geleceğini üç gün önce bize müjdeledi. [354] 'Vâil b. Hucr, size
geliyor!' dedi' dediler." [355]
Bundan sonra Vâil b. Hucr, Peygamberimiz Aleyhisselamın
yanına geldi. [356]
ve Peygamberimiz Aleyhisselamı selamladı.
Peygamberimiz
Aleyhisselam da onun selamına karşılık verdi. [357]
Vâil
b. Hucr
"Ben,
İslâmiyeti ve hicreti özleyerek geldim!" dedi. [358]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Merhaba=Hoşgeldin, safa geldin!" buyurdu ve hemen
kendisinin üzerindeki ridasını onun için yere serip üzerine onunla birlikte
oturdu. [359]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Vâil b. Hucr'un gelişine sevinerek
Müslümanların toplanmaları için nida ettirdi. [360]
Müslümanlar toplanınca, minbere çıktı, Vâil b. Hucr"u da
minbere çıkardı. Allah'a hamd ü senada bulunduktan ve peygamberlere salât ü
selam getirdikten sonra:
"Bu Vâil b. Hucr, size uzak beldelerden, Hadramevtten hiç
zorlanmadan[361]
Yüce Allah'ı, Allah'ın Resûlünü ve dinini özleyerek[362] gelen, kral oğullarının
bakiyyesidir!
Allah'ım! Vâil b. Hucr hakkında, onun oğlu hakkında, oğlunun oğlu
hakkında bereket ihsan et!" diyerek bereket duası yapti. [363]
Vâil'in
başını eliyle sığadı. [364]
Minberden indi.
Medine'nin uzakça bir yerindeki,[365] Harre mevkiindeki bir
eve[366] indirilip orada
ağırlanmasını Muaviye b. E bu Sütyan'a emretti.
Muaviye b. Ebu Süfyan yaya, Vâil b. Hucr da devesine binmiş olarak
oraya[367]
veya Peygamberimiz Aleyhisselamın verdiği araziyi Vâil b. Hucr"a
göstermeye giderken, [368]
Muaviye b. Ebu Süfyan:
"Ey Vâil! Kızgın yol üzerinde yalınayak yürümek ayağımın
altını yaktı, kavurdu! [369]
Ayakkabını bana at[370] da, güneşin sıcağından
onunla korunayım!" dedi. [371]
Vâil b. Hucr "Hayır! Benim giydiğim ayakkabıyı sen
giyemezsin! [372]
Sen kralların giydiklerini giyebilecek kişilerden değilsin!
Onu
sana emaneten bile vermekten hoşlanmam! [373]
Yemenliler
bir kralın ayakkabısını yedicisinin giydiğini işitmemişlerdir! [374]
Fakat, istersen, senin için devemi kısar, yavaşlatabilirim. Sen de
devemin şu iki yanında, [375]
gölgesinde yürürsün! [376]
Ayağın için devenin gölgesinden yararlanırsın!
[377]
Bu,
sana şeref olarak yeter!" dedi. [378]
Muaviye
b. Ebu Süfyan:
"Öyle
ise beni terkine alsan!" dedi. [379]
Vâil
b. Hucr
"Sus! [380] Sen kralların terkisine
binecek kimse olamazsın! [381]
Sen kralların terkisine binebilecek bir kimse değilsin! [382] Kral oğullarından
değilsin!" dedi. [383]
Vâil
b. Hucr, ülkesine gitmek istediği zaman: [384]
"Yâ
Rasûlallah! Benim için kavmime bir yazı yaz!" dedi.
Bunun
üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yaz
ey Muaviye! Onun hakkında Abâhile krallarına!" [385] diyerek şöyle yazdırdı:
"Onlar
namazı kılacaklardır!
Zekatı
vereceklerdir!
Sadaka ve zekat, yılın çoğunda yabanda yayılan ve sayıları kırkı
bulup aşan davarlardan alınacaktır.
Ayrı
bulunan hayvanlar zekat için bir yere toplanmayacak, toplu olanları da
ayrılmayacaktır.
Zekat ve sadakaları teslim almak için hayvanları bir yerden başka
bir yere sürdürüp götürmek ve iki nisab arasındakine de zekat yoktur.
Zekat
ve sadakalar, ancak mal sahiplerinin yurtlarında teslim alınacaktır.
Değiş-tokuş
yoluyla mihirsiz evlendirme yoktur.
Onlar, Müslümanların askerî birliklerine yardım etmek, her on kişi
için bir dağarcık hurma yüklemekle mükelleftirler.
Ekini
yetişmeden satan kişi ribâ (faiz) yemiş olur!" [386]
Vâil
b. Hucr
"Yâ
Rasûlallah! Cahiliye çağında malik bulunduğum, Himyer ve Hadramevt krallarının
da şahit oldukları arazim hakkında da benim için bir yazı yaz!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam da, şöyle yazdı (yazdırdı): "Bismiİlâhirrahm
ânirrahîm[387]
Bu, Muhammed Peygamberin Hadramevt kralı Vâil b. Hucr"a
yazısıdır: İşte, sen Müslüman oldun!
Malik bulunduğun araziyi ve hisarları yine sana temlik ettim.
Mahsulünün her onda biri vergi olarak senden alınacaktır! Bu işe adalet sahibi
bir kimse bakacaktır.
Din durdukça bu hususta haksızlık yapılamayacağını sana temin
ederim! Peygamber ve mü'minler bu işte yardımcıdırlar." [388]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Vâil b. Hucr'u Hadramevt kralları üzerinde baş kral olarak
görevlendirdi. [389]
Bu
hususta Muhacir b. Ebi Ümeyye'ye yazdığı yazıda şöyle buyurdu:
"B
ismi llâhirrahm ânirrahîm
Vâil,
Hadramevt'in neresinde olurlarsa olsunlar, bütün krallar üzerine âmir ve başkan
olacaktır." [390]
Amr
b. Muhâcirü'l-Kindî'nin bildirdiğine göre; Hadramevt halkından Küleyb b. Esed
b. Küyeyb'in annesi Tehnat binti Küleyb, Peygamberimiz Aleyhisselama bir elbise
yaparak oğlu Küleyb'e vermiş ve:
"Bu
elbiseyi Peygamber Aleyhisselama götür!" demişti.
Küleyb,
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldiği zaman, söylediği bir şiirinde:
"Sen, geleceğini haber aldığımız peygambersindir ki, seni
bize Yahudi bilginleri [İbn Sa'd'a göre; Tevrat1] ve gelen
peygamberler müjdelemişti!" dedi.
Getirdiği
elbiseyi Peygamberimiz Aleyhisselama verip Müslüman olunca, Peygamberimiz
Aleyhisselam onun başını sığadı ve onun için Allah'a dua etti. [391]
Küleyb'in
oğullarından birisi kavminden kendisine çatanlara karşı bununla öğünmüş:
"Resûlullah
bizim babamızın başını sığamış, Benî Büceyrlerin ileri gelenlerinin bile başını
sığa-mamıştır! Onların gençleri de, yaşlıları da kınamakta eşek dişleri gibi
birbirlerine eşittirler!" demiştir. [392]
Benî
Rehâlar, Kahtan ve Kehlan'ın soyundan gelen[393] Mezhiclerden bir
kabiledir. [394]
Benî Rehâların ata soyları şöyle sıralanır: Benî Reha b. Münebbih,
b. Harb, b. Ule, b. Celd, b. Malik, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, [395] b. Arib, b. Zeyd, b.
Kehlan, b. Sebe'. [396]
Hicretin 10. yılında Benî Rehâlardan onbeş kişilik bir temsilci
heyeti gelip Remle binti Hâris'in konağına indiler. [397]
İçlerinde
Benî Süleym b. Reha b. Münebbihlerden[398] Amr b. Sübey1
de bulunuyordu. [399]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Reha temsilcilerinin yanlarına
vardı. Uzun müddet yanlarında kalıp onlarla konuştu.
Benî Reha temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselama hediyeler
sundular. Sundukları hediyeler arasında Mirvah diye anılan bir at da
bulunuyordu. Mirvah, üzerine binilip yürütülünce, Peygamberimiz Aleyhisselamın
hoşuna gitti.
Benî
Reha temsilcileri Müslüman oldular.
Kendilerine
Kufân-ı Kerîm ve ferâiz öğretildi.
Allah
onlardan razı olsun!
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine'ye gelen elçilere verdirdiği
bahşişler gibi, Benî Reha temsilcilerine de bahşişler verdirdi.
Temsilcilerin içtimaî durumlarına göre, her birine en az beş, en
çok oniki buçuk ukiyye gümüş olarak bahşişlerini dağıttırdı. [400]
Amr b. Sübey1 için bir sancak bağladı. [401] Benî Reha temsilcileri
Medine'den ayrılıp yurtlarına döndüler. [402]
Suayr
b. Addâ, Fürey'alara mensuptu. [403] Hicazlılardan sayılırdı. [404] Kendisinin Bekkâlara
mensup olduğu da rivayet edilir. [405]
Buna
göre; Benî Bekkâ Rebia b. Âmir, b. Rebia, b. Âmir, b. Sa'saalardandı. [406]
Abdullah
b. Yahya b. Selman der ki:
"Suayr b. Addâ'ın oğlu[407] bana geldi. Kendisinin
yanında bulunan[408] ve Resûlullah
Aleyhisselam tarafından yazılan[409] yazıyı bana gösterdi.
Yazıda:
'Allah'ın Resûlü Muhammed'den Suayr b. Addâya! Ben seni
Rahih'a* bekçi ve koruyucu yaptı m. [410] Oradan koruyup
geçireceğin yolcuların verecekleri bahşişleri de sana bıraktım'
buyuruluyordu." [411]
Benî
Gâfiklar, Kahtan'ın soyundan gelen Akk oymağından olup, ata soyları şöyle
sıralanır Benî Gâfık b. Şâhid, b. Alkame, b. Akk,[412] b. Adnan, b. Abdullah,
b. Ezd. Abdullah b. Ezd'in:
1. Adnan,
2. Kam,
3. Haris,
4. Abdullah
isimlerinde dört oğlu olup, Adnan ile Kam'dan iki kabile türemiştir. [413]
Benî Gâfiklardan Cüleyha b. Şeccar b. Suharü'l-Gâfıkî, kavminden
bazı adamlarla birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama gelip:
"Yâ Rasûlallah! Biz, kavmimizin olgunluk çağında
bulunanlarıyız. Müslüman olmuş, zekat ve sadakalarımızı da teslim etmek üzere
yanımızda tutmuş bulunuyoruz" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Müslümanlar için tanınan haklar, sizin için de tanınacaktır.
Onların mükellef bulundukları şeylerle siz de mükellef bulunacaksınız!"
buyurdu.
Avz
b. Süreyrü'l-Gâfıkî:
"Biz
Allah'a iman ettik ve Resûlullaha tâbi olduk!" dedi. [414]
Allah
hepsinden razı olsun![415]
Benî
Banklar Kahtan'ın soyundan gelen Ezd kabile5indendir1er. [416]
Benî
Bankların ata soyları şöyle sıralanır Benî Bârık Sa'd b. Adiyy, b. Harise, b.
Salebe, b. Amr Müzeykıyâ. [417]
Benî
Bank temsilcileri Medine'ye geldiler.
Peygamberimiz Aleyhisselam onları İslâmiyete davet edince, hemen
Müslüman oldular, Peygamberimiz Aleyhisselama bey'at ettiler.
Allah
onlardan razı olsun!
Peygamberimiz
Aleyhisselam Benî Banklar için bir yazı yazdı, yazdırdı. Yazısında şöyle
buyurdu:
"Bankların
meyve ağaçları kesilmeyecektir!
Kendileri
istemedikçe, yağmur düşen baharlık ve yazlık yurtlarında hayvan da otlatı İm
ayacaktır!
Onlar, harb veya kıtlık sıralarında
Müslümanlardan kendilerine uğrayacak kimseleri üç gün konuklamakla
mükelleftirler.
Onların meyveleri yetiştiği zaman, yolcular, dalından koparmamak,
kesmemek ve toplayıp götürmemek şartyla, yere dökülenlerden karınlarını
doyurabilirler.
Ebu
Ubeyde b. Cerrah ve Huzeyfe b. Yeman şahit oldu ve bunu Übeyy b. Ka'b
yazdı." [418]
Benî
Sa'du'l-Âşineler Kahtan'ın soyundan gelme Kehlan'ın soyundan idiler. [419]
Benî
Sa'du'l-Âşirelerin ata soyları şöyle sıralanır Benî Sa'du'l-Âşire b. Malik
(Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b.Zeyd, b. Kehlan, [420] b. Sebe1.
Sa'du'l-Âşire'nin
dokuz oğlu vardı. [421]
Sa'du'l-Âşire denilmesi de, neslinden üçyüz atlı yetişmiş olup,
kendisiyle birlikte giderlerken "Kim bunlar?" diye soranlara, göz
değmesinden korkarak "Aşiretimdir!" demesinden ileri gelmiştir. [422]
Sa'du'l-Âşirelerin
Ferraz diye anılan bir putları olup, ona tazimde bulunurlardı.
Putun
bakıcısı da, Enesullah b. Sa'du'l-Âşirelerden İbn Rakbiyye veya Vakşâ idi.
Kendisi
cinlerden birisiyle görüşür, cin ona olan bitenleri gelip haber verirdi.
Bir
gün Rakbiyye, Zübab'ın yüzüne bakarak:
"Ey
Zübab! Ey Zübab! Ey Zübab! Dinle, şaşılacak olanların şaşılacak olanını:
Muhammed,
Kitabla gönderilmiş! Mekke'de halkı davete başlamış! Davetine icabet
edilmemiş!" dedi.
Zübab:
"Ne
demektir bu?" diye sorunca, Ferras putunun bakıcısı:
"Bilmiyorum!
Bana böyle denildi!" cevabını verdi. [423]
Aradan
bir müddet geçtikten sonra, Zübab Peygamberimiz Aleyhisselamın ortaya çıktığını
ve Medine'ye geldiğini işitince, Sa'du'l-Âşire'nin putu olan Ferras'ın yanına
vardı. VUrup onu kırdı. [424]
Elçi
olarak[425]
Peygamberimiz Aleyhisselama gelip Müslüman oldu.
Zübab,
bu hususta söylediği şiirde:
"Hidayetle
geldiği zaman, Resûlullaha tâbi oldum.
Ferras'ı
hor ve hakir bir halde gerimde bıraktım[426]
Üzerine
öyle bir yürüyüşle yürüyüp onu kırdım ki, dünyada hiç olmamış, yokmuş gibi
yaptım. [427]
Allah'ın dinini açıkladığını görünce ve Resûlullah beni ona
davet edince, davetini hemen kabul ettim. [428]
Sağ
oldukça İslâm'a yardımcı olarak sabahlayacağım!
Boynumu
ve göğsümü onun yoluna koymuşumdur!" dedi. [429]
Yüce
Allah ondan razı olsun![430]
Benî Cu'fîler Kahtan'ın soyundan gelen Sa'dü'l-Âşirelenden bir
oymak idiler. [431]
Cu'fî b. Sa'du'l-Âşire'nin
1. Metran,
2. Harim
isimlerinde iki oğlu vardı. [432]
Peygamberimiz Aleyhisselama temsilci olarak gelen iki kişiden
birisi Kays b. Seleme, b. Zeyd, b. Meşce'a, b. Mücemmi1, b. Malik,
b. Ka'b, b. Sa'd, b. Avf, b. Harim, b. Cu'fî[433] olup, Merran'ın
soyun-dandı. [434]
Diğeri de Kays'ın ana-baba bir kardeşi olan Seleme idi.
Müslüman
oldular. [435]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Kays b. Seleme için bir yazı yazıp, yazısında şöyle buyurdu:
"Allah'ın
Resûlü Muhammed tarafından Kays için yazılan yazıdır.
Ben seni Merran ve müttefiklerinden, Cehm ve müttefiklerinden,
Kilâb ve müttefiklerinden namaz kılanlar, zekat verenler, mallarını verecekleri
sadakalarla saf hale getirenler üzerine vali tayin ettim." [436]
Cu'fîler,
Cahiliye çağında hayvan kalbini yemeyi kendilerine yasaklamışlardı.
Peygamberimiz
Al eyhisselam, bunlara:
"Bana
erişen habere göre, siz yürek yemez imişsiniz, öyle mi?" diye sordu.
Temsilciler:
"Evet!"
dediler.
Peygamberimiz
Al eyhisselam:
"Siz
onu yemedikçe, Müslümanlığınız tamamlanmaz!" buyurdu.
Onlar
için kızarmış bir yürek getirtip, Seleme b. Yezid'e verdi.
Seleme
onu alınca, eli titremeye başladı.
Peygamberimiz
Al eyhisselam:
"Ye
onu!" buyurdu.
Seleme
yedi ve söylediği bir beyitte:
"Ben
yüreği istemeyerek yedim. Parmaklarım ona dokunduğu zaman titredi!"
demiştir. [437]
Temsilciler,
Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Yâ
Rasûlallah! Anamız Müleyke binti Hulüvv esirlerin esaret bağlarını çözer,
açları doyurur, hiçbir şeyleri bulunmayanlara acır, [438] akrabalık haklarını
gözetir, misafirleri ağırlardı.
Kendisi
Cahiliye çağında[439] dönüp gitti. [440]
Bu
yaptığı iyiliklerin ona bir yararı olacak mı?" diye sordular.
Peygamberimiz
Al eyhisselam:
"Hayır!
Yararı olmayacaktır!" buyurdu.
Temsilciler:
"Anamız Cahiliye çağında kızkardeşimizi, [441] kendisinin küçük kızını[442] diri diri toprağa gömmüştü
. [443]
Kendisinin
hali ne olacaktır?" diye sordular. [444]
Peygamberimiz
Al eyhisselam:
"Kız
çocuğunu diri diri toprağa gömen, ateşte, cehennemdedir! [445] Ancak, İslâmiyete erişen
çocuk gömücünün suçunu Allah bağışlar! [446]
Diri
diri gömülen kız çocuğu ise cennettedir!" buyurdu. [447]
Temsilciler,
kızarak kalkıp gittiler ve:
"Vallahi,
adam bize hem yürek yedirdi, hem de anamızın ateşte, cehennemde olduğunu
söyledi!
O,
kendisine asla tâbi olunmayacak bir kimsedir!" diyerek çıkıp gittiler.
Cu'fTtemsilcileri, yolda yanında Peygamberimiz Aleyhisselamın
zekat develeri bulunan birzâta rastladılar. Onu tutup bağladılar, develeri de
sürüp götürdüler.
Peygamberimiz
Al eyhisselam hadiseyi haber alınca onlara lanet etti. [448]
Cu'fîlerden
Ebu Sebre'nin ata soyu şöyle sıralanır Ebu Sebre Yezid b. Malik, b. Abdullah,
b. Züeyb, b. Seleme, b. Amr, b. Zühl, b. Merran, b. Cu'fî, [449] b. Sa'du'l-Âşire. [450]
Cu'fîlerden
Ebu Sebre, oğulları Sebre ve Aziz'i yanına alarak Medine'ye geldi, [451] Müslüman oldular. [452]
Allah
onlardan razı olsun!
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Ebu Sebre'nin Aziz adındaki oğluna:
"Senin
adın nedir?" diye sordu.
"Aziz!"
deyince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır!
Aziz ancak Allah'tır. Sen Abdurrahman'sın! [453]
İsimlerin Allah'a en sevgili olanı, Abdullah ve
Abdurrahman'dır!" buyurdu. [454]
Ebu
Sebre:
"Yâ
Rasûlallah! Avucumda bir hıyarcık peyda oldu, hayvanımın yularını tutmama engel
oluyor!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam bir ok getirtti. Oku o hıyarcığın üzerine sürünce, hıyarcık
kaybolup gitti.
Ebu
Sebre ile oğlu için de dua etti.
Ebu
Sebre:
"Yâ
Rasûlallah! Kavmimin Yemen'deki Hurdan[455] veya Cürdan[456] vadisini bana
tapulasan!" dedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam öyle yaptı, [457]
tapuladı. [458]
Benî
Ansler Kahtan'ın soyundan gelen Kehlan kabilesinden idiler.
Benî Anslerin ata soyları şöyle sıralanır: Benî Ans b. Malik
(Mezhic), b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd , b. Kehlan, [459] b. Sebe', [460]
Benî Ans kabilesinden Rebia[461] b. Reva'ü'l-Ansî[462] Medine'ye gelip
Peygamberimiz Aleyhisselamı akşam yemeğini yerken buldu.
Peygamberimiz
Aleyhisselam onu yemeğe davet etti. [463]
Rebia
b. Reva1 da oturup yedi.
Yemek
yediği sırada Peygamberimiz Aleyhisselam ona yönelerek:
"Allah'tan
başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed'in de O'nun kulu ve resûlü olduğuna
şehadet eder misin?" diye sordu.
Rebia
b. Reva1:
"Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed'in de
Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederim!" dedi. [464]
Peygamberimiz
Aleyhisselam, ona:
"Sen
umarak mı, yoksa korkarak mı geldin?" diye sordu.
Rebia:
"Ummak
mı?! Vallahi elinde mal yok ki umayım!
Korkuya
gelince; vallahi ben öyle biryurttayımdır ki, senin askerlerin oraya ulaşamazlar!
Fakat, ben korkutularak korktum: Bana 'Allah'a iman et!' denildi.
Ben de 'İman ettim!1 dedim" dedi. [465]
Rebia
Medine'de oturduğu müddetçe Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına sık sık gelip
gitti.
Yurduna
dönmek üzere vedalaşmaya geldiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
"Git! Eğer kendinde bir rahatsızlık hissedersen, hemen bir
köye yaklaşıp köy halkına sığın!" buyurdu.
Rebia
çıkıp gitti. [466]
Yolun bir kesiminde bulunduğu sırada hummaya tutuldu, en yakın
köye, [467]
köy halkına[468]
sığındı ve orada vefat etti. [469]
Allah
ondan razı olsun![470]
Benî
Mehreler, Kudâa kabilelerinden olup, [471] ata soyları şöyle
sıralanır Benî Mehre b. Haydan, b. Amr, b. Elhâfî, b. Kudâa. [472]
Benî
Mehrelerin yurtları, Yemen'in deniz sahilinde, Amberlerin toprağındaki Şıhhîr
nahiyesidir.
Benî
Mehrelerden bazı kişiler, Mehrîb. Ebyaz'ın başkanlığı altında temsilci olarak
Peygamberimiz Aleyhisselarma geldiler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam Müslüman olmalarını teklif edince, onlar hemen Müslüman oldular.
Allah
hepsinden razı olsun!
Peygamberimiz
Aleyhisselam, Benî Mehre temsilcilerine bahşişler verdirdi ve bir de yazı
yazdırdı.
Yazdırdığı
yazıda şöyle buyurdu:
"Bu,
Allah'ın Resûlü Muhammed tarafından Mehrî b. Ebyaz ile Mehrelerden iman etmiş
olanlar için yazılmıştır:
Onlara
baskın yapılmayacak, savaş da açılmayacaktır.
Kendileri
İslâm şeriatlarını yerine getirmekle
mükelleftirler.
Kim
dinini değiştirirse, Allah'a isyan etmiş, savaş açmış olur.
Kim
de O'na iman ederse, onun için, Allah'ın himayesi ve Resûlullahın himayesi
vardır.
Kaybolup
bulunmuş olan şeyler, ürküp kaçmış olan yaylım hayvanları sahiplerine
verilecektir.
Hacda
ihram halinde iken saç, sakal, bıyık, timak kesmek, koltuk altı ve edeb yeri tüylerini
gidermek günahtır. Kadına yaklaşmak da günah işlemektir.
Bu
yazıyı Muhammed b. Meslemetü'l-Ensârî yazdı ." [473]
Benî
Mehrelerden Züheyr b. Kırdım da, temsilci olarak Peygamberimiz Aleyhisselama
geldi.[474]
Züheyr uzak yerlerden geldiği için, Peygamberimiz Aleyhisselam ona yakınlık
gösterdi, ikramda bulundu.
Yurduna
dönmek istediği zaman ise, onu hemen bırakmadı.
Giderken
de, kendisine binit verdi.
Züheyr
b. Kırdım yurduna dönüp gideceği zaman onun için bir yazı da yazdırdı.
Bu
yazı, İbn Sa'd'ın (vefatı: 230 Hicrî) zamanına kadar onların yanında
bulunuyordu . [475]
Benî
Sadifler, Benî Hadramevtlene dahildirler.
Sadif'in
ata soyu şöyledir: Sadif b. Eslem, b.Zeyd, b. Malik, b.Zeyd, b.
Hadramevtül-Ekber.
Hadramevt
ise Kahtan'ın oğludur. [476]
Hadramevt'in,
Kahtan'ın kardeşi Yaktan'ın oğlu olduğu da söylenir. [477]
Rivayete
göre; Sadif, yurtlarını Seylü'l-Arim bastığı zaman kavmindan ayrılır, tek
başına çıkar gider.
Gassan krallarından bazılarının onun ardından saldığı süvariler
sulu ve ağaçlı Arap yurtlarına uğrayıp Sadif'i sordukça:
"Sadif
bizden ayrıldı, bir daha onun yüzünü görmedik!" cevabını alırlar.
467. En
sonunda Sadif, Kinanelere karışır, onlarla birlikte bulunur. [478] Benî Sadif temsilcileri, [479] Hicretin 10. yılında,
Hâccetü'l-Vedâ yılında[480] Peygamberimiz
Aleyhisselama geldiler.
Gelenler ondan fazla olup, uzun bacaklı genç develer üzerinde
idiler. Üstlerinde izarve ridalan (altlı-üstlü elbiseleri) vardı.
Peygamberimiz
Aleyhisselama eviyle minberi arasındaki yerde rasüadılar. [481]
Selam
vermeden oturdular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlara:
"Siz
Müslüman mısınız?" diye sordu.
Sadif
temsilcileri:
"Evet!"
dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Öyleyse,
niçin selam vermediniz?" diye sordu.
Sadif
temsilcileri hemen ayağa kalktılar ve:
"Esselamü
aleyke eyyühennebiyyu ve rahmetullah!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam da:
"Ve
aleykümüsselam! Oturunuz!" buyurdu. Oturdular.
Peygamberimiz
Aleyhisselama namaz vakitleri hakkında sorular sordular. [482]
Peygamberimiz
Aleyhisselam da, onlara namaz vakitlerini bildirdi. [483]
Allah
onlardan razı olsun![484]
Geyşan,
Yemen'de bir şehir olup, [485]
oraya Geyşan b. Gaydan, b. Hacr, b. Zû Ruayn (Yerim), b. Zeyd, b. Seril, b.
Amr, b. Kays, b. Muaviye, b. Cüşem, b. Abdi Şems, b. Vâil, b. Gavs, b. Katan,
b. Züheyr, b. Gavs, b. Eymen, b. Hemeysâ, b. Himyer, b. Sebe1 gelip
konduğu için Geyşan adı verilmiştir. [486]
Abdan
b. Hacr b. Zû Ruayn'ın da lakabı Geyşan olup, Ceyşânîler diye anılan cemaat ona
mensup-turiar. [487]
Rivayete
göre; Ebu Vehbü'l-Ceyşânf, kavmindan bazı kişilerle
birlikte Peygamberimiz Aleyhisselama geldi. [488]
Benî
Geyşan temsilcileri, Yemen'de baldan yapılan biti1, arpa ve darıdan
yapılan mizr dedikleri içkiyi içmenin hükmünü Peygamberimiz Aleyhisselamdan
sordular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam, onlara:
"(İçtiğiniz
zaman) bunlardan sarhoş oluyor musunuz?" diye sorunca, temsilciler
"Çok içersek bizi sarhoş eder!" dediler.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Çoğu
sarhoş eden şeyin azı da haramdır!" buyurdu.
Temsilciler,
(kendisi içmeyip) işçilerine içirmek için içki edinen kimse hakkındaki hükmü de
sordular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"(İster
kendisi içsin, ister işçisine içirsin) her sarhoş edici içki haramdır!"
buyurdu. [489]
Benî
Hanîfeler, Adnan'ın soyundan gelen[490] Rebia b. Nizar
kabileleri oymaklarındandır. [491] Benî Hanîfelerin ata
soyları şöyledir: BenîHanîfe b. Lüceym, b. Sa'b, b. Aliyy, b. Bekr, b.Vâil. [492] BenîHanîfe b.
Lüceym...'den:
1. BenîDü'l
b. Hanîfe,
2. Benî
Adiyy b. Hanffe,
3. BenîÂmir
b. Hanîfe,
4. BenîSühaym
b. Mürre, b. Dül b. Hanîfe... gibi oy m a ki ar türemiştir. [493]
Benî Hanîfelerin konak yerleri Yemâme
olup, bunun eski adı Cev idi.
Yemâme
binti Sehm b. Tasm'dan dolayı, [494] veya kapısında
Cedilelerden Yemâme binti Mürr adında bir kadın asıldığı için Yemâme adı veri
I mistir. [495]
Yemâme, Tasm ve Cedislerin konak yerleri idi. Yemâme ile Bahreyn arası on
günlüktür. Yemâme, Necd bölgelerinden sayılır. Bölgelerin en güzeli ve en
bereketlisi, meyve ve hurma ağaçlan en çok olanıdır. [496]
Hicretin 10. yılında, [497] Benî H anîfelerin
temsilcileri olarak gelen kişilerin sayısı ondan fazla idi. [498] Onyedi kişi idiler. [499]
1. Rehhâl
b. Unfüve,
2. Sülmâ
b. Hanzale,
3. Talk
b. Ali,
4. Humran
b. Câbir,
5. Ali
b. Sinan,
6. Ak’as
b. Seleme,
7. Zeyd
b. Abd-i Amr,
8. Müseylime
b. Hubeyb, [500]
9. Müccaa
b. Mürâre[501]
gelenler arasında idi.
Sülmâ b. Hanzale, temsilcilere başkanlık ediyordu. [502]
Benî Hanîfe temsilcileri Müseylime'yi hayvan ve ağırlıklarını
görüp gözetmek üzere gerilerinde bırakmışlardı . [503]
Kendisine
"Rahmânü'l-Yemâme" denilirdi. [504]
Müseylime'nin
Benî Hanîfieler katında önemli bir mevkii vardı.
Müseylime, Peygamberimiz Aleyhisselamın meclisinde bulunmayı
onuruna yediremediği için, hayvanların ve ağırlıkların yanında kalmayı kendisi
tercih etmişti. [505]
Benî
Hanîfe temsilcileri Remle binti Hâris'in konağına indirildiler. [506]
Sabah akşam yemek olarak kendilerine kâh ekmekle et, kâh ekmekle
süt, kâh ekmekle yağ verilmek, bazen de hurma dağıtılmak suretiyle
ağıriandılar. [507]
Benî
Hanîfe temsilcileri Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip selam verdiler,
şehadet getirdiler. [508]
Müslüman oldular. [509]
Medine'de
günlerce oturdular. [510]
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gidip geldiler. [511] Übeyy b. Ka'b'dan
Kur'ân-ı Kerîm öğrendiler. [512]
Rahhâl b. Unfüve'nin Übeyy b. Ka'b'dan[513] okumasını öğrendiği,
Bakara süresiyle Kur'ân-ı Kerîm'in bazı sûreleri idi.
Peygamberimiz Aleyhisselam Benî Hanîfie temsilcilerinden Müccaa b.
Mürâre'ye istemiş olduğu sahipsiz, ölü, hâlî bir araziyi bağışlamıştı. [514]
Kendisine,
bu hususta bir de yazı yazıp verdi.
Yazıda
şöyle buyurdu:
"Bismillâhirrahmânirrahîm
Bu,
Allah'ın Resûlü Muhammed'in Müccaa b. Mürâre b. Sülmâ için yazdığı yazıdır.
Ben
sana Gavre'yi, Gurâbe'yi ve Hubel'i verdim, tapuladım.
Bu
hususta sana itiraz eden kimse bana getirilsin!" [515]
Benî Hanîfe temsilcileri yurtlarına dönmek istedikleri zaman,
Peygamberimiz Aleyhisselam onların her birine beşer ukiyye gümüş verilmesini
emretti ve verildi. [516]
Temsilciler:
"Yâ
Rasûlallah! Bizim için ağırlıklarımızı ve hayvanlarımızı görüp gözetsin,
korusun diye bir arkadaşımızı gerimizde bırakmıştık" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona da arkadaşları hakkında olduğu gibi
beş ukiyye gümüş verilmesini emretti ve:
"O
ağırlıklarınızı ve hayvanlarınızı koruduğuna göre, onun işi sizinkinden kötü
değildir!" buyurdu.
Peygamberimiz
Aleyhisselamın bu sözü Müseylime'ye haber verilince:
"Peygamberlik
işinin bana kalacağını anladı[517] da böyle söyledi!"
dedi. [518]
Peygamberimiz
Aleyhisselam; yanına hatibi Sabit b. Kays b. Şemmasu'l-Ensârîyi alarak
Müseylime'nin yanına gitti.
Peygamberimiz Aleyhisselam elinde yapraklı bir hurma dalı, budağı
olduğu ve Müseylime de arkadaşlarının içinde bulunduğu sırada onun karşısına
varıp durdu. Onunla İslâmiyet hakkında konuştu.
Müseylime,
peygamberlik payesinden kendisine bir pay verilmesini istedi.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Değil peygamberlikten bir pay, şu elimdeki dal, budak
parçasını da benden istesen, onu bile sana vermem! Sen cehennemlik olman
hakkındaki Allah'ın hüküm ve takdirini geçemezsin! Eğer sen bana ve hakka karşı
koyarsan, Allah seni muhakkak helak ve yok eder! Ben kesin olarak sanıyorum ki;
sen, gördüğüm eşkâle göre, rüyamda bana gösterilen kişisin!
İşte şu, Sabit'tir! Benim tarafımdan sana gereken cevabı o
verecektir!" buyurduktan sonra, Müseylime'nin yanından dönüp gitti. [519]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Hanîfe temsilcilerine, içinde su
bulunan bir matara, su kabı verdi ve:
"Yurdunuza
vardığınız zaman kilisenizi yıkınız! Yerine bu suyu saçınız ve orayı mescid
yapınız!" buyurdu. [520]
Kilise
Kurran'da* idi. [521]
Benî
Hanîfe temsilcileri Yemâme'ye döndüler ve Peygamberimiz Aleyhisselamın
buyruğunu yerine getirdiler. [522]
Matarayı
Medine'den getiren Ak'as b. Mesleme mataradaki suyu yıkılan kilisenin yerine
saçtı . [523]
Matara
kendisinin yanında kaldı. [524]
Benî
Hanîfe temsilcilerinden Talk b. Ali Kurran mescidinin müezzini oldu. [525]
Kurran
kilisesinin papazı, ezan sesini işitince:
"Bu
bir hak kelimesidir ve hak davetidir!" diyerek[526] ve ilenerek oradan kaçıp
gitti[527]
ve kendisini bir daha göremediler. [528]
Vebr
b. Yuhannis Yemen'de bulunan Ebnâlardandı. Hicretin 10. yılında Medine'ye gelip
Müslüman oldu.
Vebr,
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılınca, Yemen'deki Ebnâların yanına
vardı. [529]
Onları
İslâmiyete davet etti. [530]
Evlerine
misafir olduğu Numan b. Büzürc'ün kızları da Müslüman oldular.
Vebr,
Feyruz b. Deylemî'ye adam salıp Müslüman olmasını teklif etti, o da Müslüman
oldu.
Vebr,
Merkebuz'a adam saldı, İslâmiyete
girmesini girmesini teklif etti, o da Müslüman oldu.
Merkebuz'un
oğlu Atâ, San'â'da Kur'ân-ı Kerîm'i ilk ezberleyen kişidir. [531]
Fars
Ebnâlarından çok yaşlı bir zât olan Dâzeveyh de Müslüman oldu. [532]
Allah
hepsinden razı olsun![533]
Feyruz b. Deylemî, Kisrâ'nın Habeşlileri Yemen'den sürüp
çıkarmaları için Seyf b. Zî Yezen'le birlikte Yemen'e göndermiş olduğu Fars
Ebnâlarındandı. [534]
Künyesi
Ebu Abdullah veya Ebu Abdurrahman'dı. San'â'da oturuyordu. [535]
Feyruz
b. Deylemî, Yemen'de bulunan ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelerek
Müslüman olup Yemen'e dönen Fars Ebnâlarından Vebr b. Yuhannis'in teklifi
üzerine Müslüman oldu. [536]
Müslüman olan bazı kişilerle birlikte[537] Hicretin 10. yılında[538] Medine'ye gelerek
Peygamberimiz Aleyhisselama İslâmiyet üzerine bey'at ettiler[539] ve:
"Yâ Rasûlallah! Sen bizim nerelerden çıkıp geldiğimizi
biliyorsundur. Müslüman olduk. Bizim velîmiz, yardımcımız kimdir?"
dediler.
Resûlullah
Aleyhisselam:
"Allah
ve Resûlüdür!" buyurdu. [540]
Feyruz
ve arkadaşları:
"Allah
ve Resûlü bize yeter! [541]
Razıyız!" dedikten sonra: [542]
"Yâ Rasûlallah! Biz üzüm ve içki sahipleriyiz. Allah ise
içkiyi haram kılmıştır. Üzümü ne yapacağız?" diye sordular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Onu
kurutup kuru üzüm yapınız!" buyurdu.
Feyruz
ve arkadaşları:
"Kuru
üzümü ne yapacağız?" diye sordular.
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Kırba içinde sabah ıslatıp şerbet ve hoşaf yapınız. Onu
akşamleyin içiniz! Akşamleyin ıslatınız, sabahleyin içiniz!" buyurdu. [543]
Feyruz
b. Deylemî iki kızkardeşle evli bulunuyordu. [544]
"Yâ Rasûlallah! Ben Müslüman oldum, halbuki nikahım altında
iki kızkardeş bulunuyor, ne yapacağım?" diye sordu. [545]
Peygamberimiz
Aleyhisselam:
"Onlardan hangisini istersen tercih et, [546] tut! Hangisini istersen boşa!" buyurdu. [547]
[1] İbn Hazm, Cemhere, s. 418, Kalkasandf,
Nihâyetü'l-ereb, s. 248.
[2] Kalkaşandi, s. 248.
[3] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 324, Taberî,
Târih, c. 3, s. 163, İbn E ar, Kâmil, c. 2, s. 298, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 253, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 93.
[4] İbn Sa'd, c. 1, s. 324, İbnSeyyid, c. 2, s. 253,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 93, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 59.
[5] İbn Sa'd, c. 1, s. 324.
[6] İbn Sa'd, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253,
İbn Kayyım, c. 3, s. 59.
[7] İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59,
Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 274, Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 4,
s. 58.
[8] İbn Sa'd, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253,
İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 58.
[9] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 253, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 274, Zürkânf,
Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 58-59.
[10] İbn Sa'd, Tabak âtü'l-k übrâ, c. 1, s. 324, İbn
Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 274, Zürkânf, c.
4, s. 59.
[11] İbn Seyyid, c. 2, s. 253, İbn Kayyım, c. 3, s. 59,
Halebî, c, 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[12] İbn Sa'd, c. 1, s. 324.
[13] İbn Sa'd, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 253,
İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 274, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[14] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 253-254, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 274-275,
Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 59.
[15] Taberî, Tefsfr, c. 8, s. 41.
[16] Beyzâvî, Tefsfr, c. 1, s. 333.
[17] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 253-254, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 59, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 274-275,
Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 59.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/15-18.
[18] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 324.
[19] İbn Seyyid, c. 2, s. 254, İbn Kayyım , c. 3, s.
59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[20] İbn Sa'd, c. 1, s. 324, İbn Seyyid.c. 2, s. 254,
İbn Kayyım, c. 4, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[21] İbn Sa'd, c. 1, s. 324.
[22] İbn Seyyid, c. 2, s. 254, İbn Kayyım , c. 3, s.
59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[23] İbn Sa'd, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 254,
İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275, Zürkânf, c. 4, s. 59.
[24] İbn Sa'd, c. 1, s. 324, Halebî, c. 3, s. 275,
Zürkânf, c. 4, s. 59.
[25] İbn Sa'd, c. 1, s. 324, İbn Seyyid, c. 2, s. 254,
İbn Kayyım, c. 3, s. 59, Halebî, c. 3, s. 275.
[26] İbn Sa'd, c, 1, s. 324, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
vıe'n-nihâye, c. 5, s. 93.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/18-19.
[27] Semhûdf, Vefâu 'I-vefa, c. 1, s. 31 7, D i yarbek
rf, Tâ rîtıu' l-ham fs, c. 2, s. 1 47.
[28] Müslim, Sahih, c. 1, s. 37, İbn Mâce, Sünen, c. 1,
s. 25.
[29] Ebu Hanife, Müsned, s. 2.
[30] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 27, İbn Mâce, c.
1 , s. 24, .
[31] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 27.
[32] Ebu Hanife, s. 2, .
[33] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27.
[34] Ebu Hanife, s. 3.
[35] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27.
[36] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed, c. 1 , s. 27, 51, Müslim,
Sahîh, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 7,
İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[37] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 51, Müslim, c. 1, s. 37,
Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1 , s. 24.
[38] Ebu Hanife, s. 2.
[39] Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî,
c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[40] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed, c. 1, s. 27, 51, Müslim ,
c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s.
24.
[41] Ahmed, c. 1, s. 27.
[42] Ebu Hanife, s. 2.
[43] Ahmed, c. 1, s. 27.
[44] Müslim, Sahîh, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, Sünen, c.
4, s. 224, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 7 İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 24, Nesâf,
Sünen, c. 8, s. 97, Begavf, Mesâbfhu's-sünne, c. 1, s. 3.
[45] Ebu Hanife, Müsned, s. 2.
[46] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 53.
[47] Ebu Hanife, s. 2.
[48] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27, Müslim, c. 1, s. 37,
Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c.1 , s. 24.
[49] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52.
[50] Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224,
Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[51] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52,
Müslim, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 98,
Begavf, c. 1, s. 3.
[52] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52,
Müslim, c. 1 , s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, Nesâf, c.
8, s. 98, Begavf, c. 1, s. 3.
[53] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 1 29.
[54] Ebu Hanife, Müsned, s. 2, Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 1, s. 52, Müslim, Sahîh, c. 1, s. 37, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224,
Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24, Nesâf, Sünen, c. 8, s. 98, Begavf,
Mesâbfhu's-sünne, c. 1, s. 3.
[55] Ebu Hanife, s. 2.
[56] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 51, Müslim, c. 1, s. 37,
Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24, Nesâf, c.
8, s. 98, Begavf, c. 1,s.3.
[57] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 51,
Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[58] Ahmedb. Hanbel, c.1 ,s.51, Müslim, c.1, s. 37, Ebu
Dâvud, c. 4, s. 224, Nesâf, c. 8, s. 98, Begavf, c. 1, s. 3.
[59] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 1 29.
[60] Ebu Hanife, s. 2, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 52,
Müslim, c. 1 , s. 37, İbn Mâce, c. 1 , s. 24.
[61] Ebu Hanife, s. 2.
[62] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 51 -53.
[63] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 53.
[64] Ebu Hanife, Müsned, s. 2-3, Ahmed b. Hanbel, c. 1,
s. 53, Müslim, c. 1, s. 37, Nesâf, c. 8, s. 98, Begavf, Mesâbfh, c. 1, s.3.
[65] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 27,
51, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 20, Müslim, c. 1, s. 37, Tirmizî, c. 5, s. 7,
İbnMâce, c. 1, s. 24.
[66] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 129.
[67] Ebu Hanife, s. 3.
[68] Ahmedb. Hanbel, c. 1, s. 53.
[69] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 1 29, Buhârî, c. 6, s.
20.
[70] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed, c. 1 , s. 51, Müslim, c.
1, s. 37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 223.
[71] Ebu Hanife, s. 3, Buhârî, c. 5, s. 20, İbn Mâce,
c. 1, s. 24.
[72] Ebu Hanife, s. 3, s. Ahmed, c. 1, s. 27,51,53,
Buhârî, c. 6, s. 20, Müslim, c. 1,s.37, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5,
s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24, Nesâf, c. 8, s. 100, Begavf, c. 1, s. 3.
[73] Ahmed, c. 1, s. 53.
[74] Ahmed, c. 1, s. 52, Müslim, c. 1 , s. 37, Ebu
Dâvud, c. 4, s. 224.
[75] Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s. 24.
[76] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 52, Müslim,
Sahîh, c. 1 , s. 38, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 224, Tirmizî, Sünen, c. 5, s.
7, İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 24-25.
[77] Ebu Hanife, Müsned, s. 3.
[78] Ebu Hanife, s. 3, Ahmed, c. 1 , s. 27, Hevsemf,
Mecmau'z-zevâid, c. 1, s. 41 .
[79] Ebu Hanffe, s. 3, Ahmed, c. 1 , s. 27.
[80] Ahmed, c.1, s. 27.
[81] Müslim, c. 1, s. 38, Tirmizî, c. 5, s. 7, Nesâf,
c. 8, s. 101, Begavf, c. 1, s. 3.
[82] Ahmed, c. 1, s. 27, 52, Müslim, c. 1, s. 38, İbn
Mâce, c. 1, s. 25, Nesâf, c. 8, s. 101.
[83] Ahmed, c. 1, s. 27, 52, Müslim, c. 1, s. 38, Ebu
Dâvud, c. 4, s. 224, İbn Mâce, c. 1, s. 25, Nesâf, c. 8, s. 101, Begavf, c.1,
s. 3.
[84] Ebu Hanffe, s. 3, Ahmed, c. 1, s. 27, 52, Müslim ,
c. 1, s. 38, Ebu Dâvud, c. 4, s. 224, Tirmizî, c. 5, s. 7, İbn Mâce, c. 1, s.
25, Nesâf, c. 8, s. 101 , Begavf, c. 1, s. 3, Heysemî, c. 1, s. 41.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/19-24.
[85] İbn Hazm, Cemhere, s. 485, Yâkût, Mu'cemu'l-buldan,
c. 5, s. 89.
[86] Yâkût, c. 5, s. 89.
[87] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/24.
[88] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/24.
[89] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/24.
[90] İbn Hazm, s. 476-477.
[91] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 5, s. 89.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/25.
[92] Vâkıdî, Megâzî.c.1, s. 7, t 3, s. 1079, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 169, Taberî, Târih, c. 3, s. 1 59. Vâkıdî,
Megâzî.c.1, s. 7, t 3, s. 1079, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 169,
Taberî, Târih, c. 3, s. 1 59.
[93] Vâkıdî, c. 3, s. 1079, İbn Sa'd, c. 2, s. 169.
[94] Vâkıdî, c. 3, s. 1079, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.
3, s. 225.
[95] Vâkıdî, c. 3, s. 1079.
[96] Vâkıdî, c. 3, s. 1079, İbn Sa'd, c. 2, s. 169, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 271.
[97] Vâkıdî, c. 3, s. 1079.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/25.
[98] Vâkıdî, Megâzî, c. 3, s. 1 079, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 169, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 271.
[99] Vâkıdî, c. 3, s. 1079.
[100] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 110, Taberî, Târih, c. 3,
. 159, Ebu'l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 201 Diyarbekrî, Târihu'l-hamîs, c. 2, s. 145.
[101] Vâkıdı, c. 3, s. 1079-1080, İbn Sa'd, c. 2, s.
169-170, İbn Seyyid, c. 2, s. 271.
[102] Vâkıdı, Megâzî, c. 3, s. 1 079-1080, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 1 69-1 70, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 271.
[103] Vâkıdı, c. 3, s. 1080.
[104] Vâkıdı, c. 3, s. 1080.
[105] Vâkıdı, c. 3, s. 1080, İbn Sa'd, c. 2, s. 170, İbn
Seyyid, c. 2, s. 272.
[106] Vâkıdı, c. 3, s. 1080-1081.
[107] Vâkıdı, c. 3, s. 1081 , İbn Sa'd, c. 2, s. 170,
İbn Seyyid, c. 2, s. 272.
[108] Vâkıdı, Megâzî, c. 3, s. 1081.
[109] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 4-5, Buharı,
Sahih, c. 5, s. 110-111, Müslim, Sahih, c. 2, s. 741-742, 743.
[110] Buhârî,c. 5, s. 111, Müslim, c. 2, s. 742.
[111] Vâkıdı, Megâzî, c. 3, s. 1082, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 170, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 272.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/26-29.
[112] Vâkidi, Megâzî, c. 3, s. 1083.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/29-30.
[113] Vâkıdî, Megâzı,c.3,s. 1081.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/30-31.
[114] Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb, s. 387.
[115] İtan Haim, Cemhene, s. 473.
[116] İbn Haim,s.379.
[117] İbn Hazm,s.337.
[118] Taberî, TâriTı, c. 3, s. 158, İbn Seyyid,
Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 257, VâkıdPden naklen İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s.
63.
[119] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 345, Taberî,
c. 3, s. 158, VâkıdPden naklen İbn Kayyım, c. 3, s. 63.
[120] İbn Sa'd, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 2, s. 258,
İbn Kayyım, c. 3, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 63.
[121] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 345.
[122] İbn Sa'd, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, Uyünu'l-eser,
c. 2, s. 258, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 63.
[123] İbn Seyyid, c. 2, s. 258, Vâkıdî'den naklen İbn
Kayyım, c. 3, s. 63.
[124] İbn Sa'd, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 2, s. 258,
İbn Kayyım, c. 3, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 63.
[125] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 258, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 63, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 63.
[126] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 345.
[127] İbn Sa'd, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 2, s. 258,
İbn Kayyım, c. 3, s. 63, Zürkânf, c. 4, s. 63.
[128] İbn Sa'd, c. 1,5.345.
[129] İbn Sa'd, c. 1, s. 345, İbn Seyyid, c. 3, s. 259,
İbn Kayyım , c. 3, s. 63, Zürkânf, c. 4, s. 63.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/31-34.
[130] Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb, s. 388.
[131] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 9.
[132] Kalkaşandi, s. 333.
[133] İbn İshak, c. 1 , s. 10, Kalkaşandi, s. 388.
[134] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 3, s. 68.
[135] Yâkût, c. 3,5.131.
[136] İbn İshak, c. 1, s. 9-10.
[137] İbn Hazm, Cemhere, c. 331.
[138] Kalkaşandi, s. 388.
[139] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 338, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 256, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 62, İbn
Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 61.
[140] İbn Sa'd, c. 1, s. 338, İbn Seyyid, c. 2, s. 256,
İbn Kayyım, c. 3, s. 62, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 55, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[141] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 338.
[142] İbn Sa'd, c. 1, s. 339, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser,
c. 2, s. 256, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 62, İbn Haldun, Târih, c. 2,
ks. 2, s. 55, Halebî, İnsânu'l uyûn, c. 3, s. 277.
[143] İbn Sa'd, c. 1,s.339.
[144] İbn Sa'd, c. 1, s. 339, İbn Seyyid, c. 2, s. 256,
İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 277, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[145] İbn Sa'd, c. 1, s. 339, İbn Kayyım, c. 3, s. 62,
Halebî, c. 3, s. 277, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[146] İbn Haldun, c. 2, ks.2,s.55.
[147] İbn Sa'd, c. 1, s. 339, İbn Seyyid, c. 2, s. 256,
İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 277, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[148] İbn Seyyid, c. 2, s. 256-257, İbn Haldun, c. 2,
ks. 2, s. 55, Zürkânf, c. 4, s. 61 .
[149] İbn Sa'd, c. 1, s. 338-339, İbn Seyyid, c. 2, s.
256-257, İbn Kayyım , c. 3, s. 62.
[150] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
8/34-35.
[151] İbn Hazm, Cemhere, s. 484, Kalkaşandi,
Nihâyetü'l-ereb, s. 171.
[152] İbn Hazm, s. 484, Kalkaşandi, s. 89.
[153] İbn Hazm, s. 387-390.
[154] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 347,
Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 384, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2,
s. 381 , İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 232.
[155] Belâzurî, c. 1,5.384, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s.
304, Zehebî, c. 2, s. 381 , İbn Hacer, c. 1.S.232.
[156] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 347,
Ebu'l-Ferec İbn Cevzf, Vefa, c. 2, s. 753.
[157] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 337-338.
[158] İbn Sa'd, c. 1, s. 347, Ahmed b. Hanbel, Müsned,
c. 4, s. 359-360, İbn Abdilberr, c. 1, s. 337, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ,
c. 2, s. 381.
[159] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 359-360, 364, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 5, s. 346-347, Zehebî, c. 2, s. 380-381, Ebu'l-Fdâ,
el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 77-78.
[160] Beyhakî, c. 5, s. 347.
[161] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 357-358, 364.
[162] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 365.
[163] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 357.
[164] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 364-365.
[165] Beyhakî, Delâil, c. 5, s. 347, E bu'l-Fidâ,
el-Bidâye, c. 5, s. 78.
[166] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 357-358.
[167] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 347.
[168] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 364-365.
[169] İbn Sa'd, c. 1, s. 347, Z^med, c. 4, s. 364-365.
[170] İbn Sa'd, c. 1.S.347.
[171] İbn Sa'd, c. 1, s. 347, Ahmed, c. 4, s. 364-365.
[172] İbn Sa'd, c. 1,5.347.
[173] Ahmed,c.4, s. 364-365.
[174] İbn Sa'd, c. 1,s.347.
[175] Ahmed.c.4, s. 358, 364.
[176] İbn Sa'd, c. 1,5.347.
[177] İbn Sa'd, c. 1, 347, Ahmed, c. 4, s. 364.
[178] Ahmed,c.4, s. 364.
[179] Ahmed, c. 4, s. 358, 364, Buhârî, Sahîh, c. 1, s.
20.
[180] Ahmed.c.4, s. 358.
[181] Ahmed, c. 4, s. 358, 364 Buhârî, c. 1, s. 20.
[182] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 365.
[183] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 347, Zehebî,
Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 2, s. 381.
[184] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 358-359, Müslim, Sahîh,
c. 4, s. 1925.
[185] Zehebî, c. 2, s. 381 .
[186] İbn Mâce, Sünen, c. 1 , s. 16, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 5, s. 347, Zehebî, c. 2, s. 381, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 5, s. 78.
[187] Zehebî, c. 2, s. 382.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/36-39.
[188] İbn Hazm, Cemhere, s. 387.
[189] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 347.
[190] İbn Sa'd, c. 1,5.347.
[191] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 439, İbn Hacer,
el-İsâbe, c. 3, s. 256.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/40.
[192] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 347.
[193] Ebu'l-Münzir Hişam, Kitâbu'l-esnam, s. 35-36,
Müslim, Sahih, c. 4, s. 1926.
[194] Ebu'l-Münzir Hişam, s. 35-36, Yâkût,
Mu'cemu'l-büldân, c. 3, s. 383.
[195] Ahmedb. Hanbel.Müsned, c. 4, s. 360, 362, 365,
Buharı, Sahih, c. 4, s. 232, c. 5, s. 112 Müslim , Sahih, c. 4, s. 1926.
[196] Ebu'l-Münzir Hişam, s. 36, Buhârî, c. 5, s. 112,
Yâkût, c. 2, s. 383.
[197] İbn İshak, c.1 , s. 83.
[198] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.d, s. 83, Ahmed b.
Hanbel, c. 4, s. 365, Buhârî, c. 5, s. 112.
[199] Ahmedb. Hanbel, c. 4, s. 365, Buhârî, c. 5, s.
112.
[200] Ahmed, c. 4, s. 365, Buhârî, c. 5, s. 112, c. 7,
s. 152.
[201] Buhârî, c. 5, s. 112.
[202] Ebu'l-Münzir Hişam, s. 34, Belâzurî,
Ensâbu'l-eşrâf, c. 1 , s. 384.
[203] Ebu'l-Münzir, s. 34, Yâküt, c. 2, s. 383.
[204] İbn Habib, Kitâbu'l-mu habber, s. 317, Yâkût, c.
2, s. 383.
[205] Ebu'l-Münzir Hişam, Kitâbu'l-esnam, s. 36.
[206] Ebu'l-Münzir Hişam, Kitâbu'l-esnâm, s. 34-35,
Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 383.
[207] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, , s. 89,
Ebu'l-Münzir, s. 35, Yâkût, c. 2, s. 383.
[208] Ebu'l-Münzir, s. 36, İbn Esîr, Nihâye, c. 2, s.
62, Yâküt, c. 2, s. 384.
[209] Yâküt, c. 2,5.383.
[210] İbn Habib, Kitâbu'l-mu habber, s. 317, Yâkût, c.
2, s. 383.
[211] Ahmedb. Hanbel.Müsned, c. 4, s. 362 Buhârî, Sahih,
c. 4, s. 232, c. 5, s. 112.
[212] Ahmed, c. 4, s. 360.
[213] Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 4, s. 232.
[214] Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 5, s. 112, Müslim
, Sahih, c. 4, s. 1 925-1926.
[215] Buhârî, c. 7, s. 152.
[216] Ahmed, c. 4, s. 362, Buhârî, c. 5, s. 112.
[217] Buhârî, c. 7, s. 152, Müslim, c. 4, s. 1925-1926,
İbnMâce, Sünen, c. 1,s.56.
[218] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 347, Ahmed,
c. 4, s. 362, Buhârî, c. 5, s. 112, c. 7, s. 152, Müslim, c. 4, s. 1925-1926,
İbn Mâce, c. 1, s. 56.
[219] Buhârî, c. 5, s. 112, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 279.
[220] İbn İshak, c.1 , s. 89.
[221] Ebu'l-Münzir Hişam, Kitâbu'l-esnâm, s. 36, Yâkût,
Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 383-384.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/40-43.
[222] Buhâri, Sahih, c.5, s.112.
[223] Ebu'l-Münzir, s. 36, İbn ESİR, Nihaye, c. 2, s.
62.
[224] Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 4, s.60, Buhâri, c.5,
s.112.
[225] Ahmed, c. 4, s. 365.
[226] Buhâri, c.5, s.112, Müslim, c.4, s.1926.
[227] Müslim, c.4, s.1926, , İbn Atoclilberr, İstiâb,
c.4, s. 1595.
[228] Ahmed, c. 4, s. 360-365, Buhâri, c.5, s.112,
Müslim, c.4, s.1926.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/43.
[229] İbn Sa'd. Tabakâtü'l-kübrâ. c. 1. s. 347-348.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/44.
[230] İbn Hazm, Cemhere, s. 473-474, 484.
[231] Taberî, Târîh, c. 3, s. 158, İbn Atoclilberr,
İstiâb, c. 2, s. 734, İbn Esir, Usdu'l-gâbe, t 4, s. 17, İbn Haldun, Târih, c.
2, ks. 2, s. 55.
[232] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 337, c. 5, s.
526, Ta ben, c. 3, s. 158, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 55.
[233] İbn Sa'd, c. 1, s. 338, c. 5, s. 528, İbn Haldun,
c. 2, ks. 2, s. 55.
[234] İbn Sa'd. c. 1. s. 338. c. 5. s. 528.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/44.
[235] Ebu Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, c. 9, s. 979,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 94, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3,
s. 63, Kastalânf, Mevâhib, c. 1, s. 322 Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 64-65.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/44-46.
[236] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 233, Ta ben,
Târih, c. 3, s. 158, İbn Abdilberr, İsti âb, c. 2, s. 737, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 5, s. 372, İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 16, İbn Hacer,
el-İsâbe, c. 2, s. 182.
[237] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 261 .
[238] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 5, s. 526.
[239] İbn İshak, c. 4, s. 233-234, İbn Sa'd, c. 1, s.
338, c. 5, s. 526, Taberî, c. 3, s. 158, İbn .^dilberr, c. 2, s. 737, Beyhakî,
c. 5, s. 372, İbn Esir, c. 3, s. 47, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Halebî, c. 3, s.
261.
[240] İbn Sa'd, c. 5, s. 526.
[241] İbn İshak, c. 4, s. 234, İbn Sa'd.c.1, s. 338, c.
5, s. 526, Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c.5, s. 372, İtanEsTr, c. 3, s. 17,
İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Halebî, c. 3, s. 261.
[242] İbn İshak, c. 4, s. 234, İbn Sa'd, c. 1, s. 338,
Taberî, c. 3, s. 158, Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn Esîr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid,
c. 2, s. 242, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55.
[243] İbn Sa'd, c. 1,5.338.
[244] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 234, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 338, Taberî, Târih, c. 3, s. 158, Beyhakî,
Delâil, c. 5, s. 372, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 1 7, İbn Seyyid, Uyun, c.
2, s. 242, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3,
s. 261.
[245] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158,
Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn Esîr, c. 3, s. 1 7, İbn Seyyid, c. 2, s. 242.
[246] İbn Sa'd, c. 1.S.338.
[247] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158,
Beyhakî, c. 5, s. 372, İbn E sfr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn
Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, c. 3, s. 261.
[248] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158,
Beyhakî, c. 5, s. 373, İbn E sfr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn
Haldun, c. 2, ks. 2, s. 55, Halebî, c. 3, s. 261.
[249] İbn Sa'd, c. 1, s. 338, İbn Haldun, c. 2, ks. 2,
s. 55.
[250] İbn Sa'd, c. 1.S.338.
[251] İbn İshak, c. 2, s. 234, Taberî, c. 3, s. 158,
Beyhakî, c.5, s. 373, İbn Esîr, c. 3, s. 17, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, Halebî,
c. 3,5.261.
[252] İbn Sa'd.c.1 .s. 338.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/46-48.
[253] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.4, s. 234, Taberî,
Târih, c. 3, s. 158-159, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 5, s. 272-273, İbn
Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 16-17 İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 2, s. 242-243,
İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 63, Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s.
314, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 261 -262, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s.
32-33.
[254] Ebu'l-Fidâ, Sîre, c. 4, s. 144, Kastalânf,
Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 314.
[255] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 338, Halebî,
İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 262.
[256] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 234, İbn
Sa'd, c. 1, s. 338, Taberî, Târîh, c. 3, s. 159, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.
5, s. 373
[257] İbn İshak, c. 4, s. 234, Taberî, c. 3, s. 159,
Beyhakî, c. 5, s. 373, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 33.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/48-49.
[258] 1bn Sa'd. Tabakâtü'l-kübrâ. c. 1. s. 267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/49-50.
[259] Ibn Sa'd. c. 1.S.267.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/50.
[260] İbn Hazm, Cemhere, s. 484.
[261] İbn Hazm, s. 475.
[262] Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb, s. 243.
[263] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 348.
* Bfşe; halkı kalabalık Yemen vadilerinden olup, Tebâle ile arası
yirmidörtmildir. Bfşe, Yemen tarafındadır. Bfşe, BenfSelûllerin diyarı idi.
Suları Taif Hicaz'ından dökülen ve Has'amlarla Hilaller, Süvâe b. Ânirb.
Sa'saalar vesair kabilelerden birçok halkın toplandığı bir vadi idi (Yâküt,
Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 99).
[264] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 286.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/50-52.
[265] Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb t s. 300.
[266] İbn Hazm, Cemhere, s. 486, İbn Hacer, el-İsâbe, c.
1, s. 307.
* Cinab; Hayber, Selah ve Vâdi'l-kurâ taraflarında bir yerdir. Cinab'ın
Benf Mâzinlerin konak yerlerinden olduğu da söylenir (Yâkût, Mu'cemu'l-büldân,
c. 2, 164).
[267] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 445, İbn Hacer, c.
1, s. 307.
[268] VâkıdPden naklen İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1,
s. 332-333, Taberî, Târîh, c. 3, s. 1 58, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 324,
İbn EsTr, c. 1, s. 415, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 257, İbn Kayyım,
Zâdu'l-mead, c. 3, s. 62.
[269] İbn Sa'd, c. 1, s. 332, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c.
3, s. 278, Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 61.
[270] İbn Hacer, c. 1, s. 308, Zürkânf, c. 4, s. 61.
[271] İbn Sa'd, c. 1,5.333.
[272] İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 308, Zürkânf,
Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 61.
[273] İbn Sa'd, Tab akâtü 'l-kübrâ, c. 1, s. 332-333.
[274] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 257, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 62, İbn Hacer, c. 1, s. 308, Halebî, İ
nsânu'l-uyûn,c. 3, s. 278, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 61.
[275] İbn Sa'd, c. 1,5.333.
[276] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 257, İbn
Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c. 4, s. 61-62.
[277] İbn Sa'd, c. 1, s. 333, İbn Seyyid, c. 2, s. 257,
İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c. 4, s. 62.
[278] İ bn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 257, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 62, Halebî İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 278, Zürkânf,
Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 62.
[279] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 333, İbn
Seyyid, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, c. 3, s. 62, Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf,
c.4, s. 62.
[280] İbn Seyyid, c. 2, s. 257, İbn Kayyım, c. 3, s. 62,
Halebî, c. 3, s. 278, Zürkânf, c. 4, s. 62.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/52-54.
[281] Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb, s. 417.
[282] İbn Hazm, Cemhere, s. 405, Kalkaşandi, s. 417.
[283] İbn Hazm, s. 476-477.
[284] İbn Hazm, s. 406.
[285] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1261-1262.
[286] Taberî, Târih, c. 3, s. 160, İbn Esir, Kâmil, c.
2, s. 298, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 55.
[287] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 229, İbn
Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 327, Taberî, c. 3, s. 1 61.
[288] İbn Sa'd, c. 1,5.327.
[289] İbn Abdilberr, c. 3, s. 1261, İbn Ear,
Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 360, İbn Haldun, c. 2 ks. 2, s. 55
[290] İbn Sa'd, c. 1.S.327.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/54-55.
[291] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 361.
* İslâmiyetten biraz önceki günlerin birinde, Hem danlar, E eda' b.
Malik'in kumandası altında Benf Muradların üzerine yürüyüp onlardan pek
çoklarını istedikleri gibi öldürm üşjer ve yaralam ıslardı. Bu hezimet günü
Rezm , Redm Günü diye anı İm ıştır (İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 4, s. 228,
Taberî, Târih, c. 3, s. 160-161, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 295-296, İbn Seyyid,
Uyun, c. 2, s. 239). Rezm , Muradların yurdunda bir yerdir (Yâkût, Mu'cem, c.
3, s. 42).
[292] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161,
Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 5, s. 368-369 İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 296, İbn
Seyyid, c. 2, s. 240, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 5, s. 71, Halebı,
İnsanu'l-uyün, c. 3, s. 259.
[293] İbn Esîr, c. 4, s. 361.
[294] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161,
Beyhakî, c. 5, s. 168-169, İbn Esîr, c. 2, s. 296-297, İbn Seyyid, c. 2, s.
240, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 71.
[295] İbn Esîr, c. 4, s. 361.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/55-56.
[296] İbn İshak, c. 4, s. 229, İbn Sa'd, c. 1, s. 327,
Taberî, c. 3, s. 1 61, İbn E sfr, c. 2, s. 297, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, E
bu'l-Fidâ, c.S.s.71 .
[297] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161,
Beyhakî, c. 5, s. 369, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, E bu'l-Fidâ, c. 5, s. 71.
[298] İbn İshak, c. 4, s. 229, Taberî, c. 3, s. 161,
Beyhakî, c. 5, s. 369, İbn Seyyid, c. 2, s. 240 E bu'l-Fidâ, c. 5, s. 71.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/56-57.
[299] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 361, İ bn Esîr,
Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 361.
[300] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 327.
[301] Tirmizî, c. 5, s. 361, İbn Esîr, c. 4, s. 361.
[302] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 451.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/57.
[303] Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb, s. 268.
[304] İbn Hazm, Cemhere, s. 405.
[305] İbn Hazm, s. 411-412.
* Kays b. M eşruh, Amr b. M a'dikerib'in kızkardesjnin oğlu idi (İbn
Seyyid Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 240).
[306] İbn İshak, İbn Hişam, c. 4, s. 230, Taberî, Târih,
c. 3, s. 159, İbn Seyyid, c. 2, s. 240, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ye'n-nihâye, c.
5, s. 71, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 259.
[307] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1202, İbn Seyyid,
c. 2, s. 241.
[308] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 274, İbn Seyyid,
c. 2, s. 241, E bu'l-Fidâ, c. 5, s. 72.
[309] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 230.
[310] VâkıdPden naklen İbn Sa'd, Tabak âtü'j-kübrâ, c.
1, s. 328.
[311] İbn İshak, c. 4, s. 230, İbn Abdilberr, İstiâb, c.
3, s. 1202, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 273, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye
ve'n-nihâye, c. 5, s. 71, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 55.
[312] İbn Sa'd, c. 1,5.328.
[313] İbn İshak, c. 4, s. 230-231, Taberî, Târih, c. 3,
s. 160, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 71.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/58-59.
[314] İbn Hazm, Cemhere, s. 485.
[315] İbn Hazm, s. 425.
[316] İbn Hazm, s. 477.
[317] Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb, s. 409.
[318] İbn Hazm, s. 427.
[319] Taberî, c. 3, s. 1 62, İbn Abdilbeır, c. 1, s.
133, İtan Esîr, c. 1, s. 118.
[320] İbn Sa'den naklen İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s.
51.
[321] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 232, İbn
Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 241, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s.
72-73, İbn Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 40, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s.
56, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 260, Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s. 27.
[322] Taberî, Târih, c. 3, s. 162, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 5, s. 370, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1 , s. 133, İbn E
ar, Kâmil, c. 2, s. 298, İbn Kayyım , c. 3, s. 40, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56,
Halebî, c. 3, s. 260, Zürkânf, c. 4, s. 27.
[323] İbn İshak, c. 4, s. 232, İbn Sa'd, c. 1, s. 328,
Taberî, c. 3, s. 162, İbn Seyyid, c. 2, s. 241-242, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 73,
İbn Kayyım, c. 3, s. 40.
[324] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 237-238,
Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 2, s. 305 Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 260,
Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 27.
[325] İbn İshak, c. 4, s. 232, İbn Sa'd,
Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 328, Taberî, Târih, c. 3, s. 162, Beyhakî,
Delâilü'n-nübüvve, c. 5, s. 370, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 241-242,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye vıe'n-nihâye, c. 5, s. 72, İbn Kayyım , Zâdu'l-mead, c.
3, s. 40, Halebî, c. 3, s. 261 , Zürkânf, c. 4, s. 27.
[326] İbn İshak, c. 4, s. 232, İbn Sa'd, c. 1, s. 328,
Taberî, c. 3, s. 162, İbn Seyyid, c. 2, s. 241-242, Zehebî, Megâzî, s. 573,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, , s. 72, İbn Kayyım, c. 3, s. 40.
[327] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 162,
Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 134, İbn Esîr, Kâmil, c.
2, s.
298, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Kayyım, c. 3, s. 40, Halebî, c. 3, s. 261,
Zürkânf, c. 4, s. 28.
[328] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 211 .
[329] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 5, s. 370, İbn
Kayyım, Zâdu'l-mead, c. 3, s. 40.
[330] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 232, Taberî,
Târih, c. 3, s. 162-163, Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1,s.
134, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s.
261, Zürkânf, Mevâhibü'l-ledünniye Şerhi, c. 4, s. 28.
[331] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 163,
Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Seyyid, c. 2, s. 242, İbn Kayyım, c. 3, s. 40, İbn
Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[332] Beyhakî, c. 5, s. 370, İbn Kayyım, c. 3, s. 40.
[333] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 163,
Beyhakî, c. 5, s. 370.
*Peygamberimiz Aleyhisselamın atalarından Kilâb b. Mürre'nin annesi
Kindelerdendi (İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2, s. 242,İbn Kayyım, c. 3, s. 40).
[334] İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[335] İbn İshak, c. 4, s. 232, Ahmed, c. 5, s.211,
Taberî, c. 3, s.1 63, Beyhakî, c.5,s. 371, İbn Abdilberr, c. 1, s.1 34, İbn
Seyyid, c. 2, s. 242, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 73, İbn Kayyım, c. 3, s. 40, İbn
Haldun, c. 2, ks.2, s. 56, Halebî, c. 3, s. 261, Zürkânf, c. 4, s. 28.
[336] İbn İshak, c. 4, s. 232, Taberî, c. 3, s. 163,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 73, Zürkânf, c. 4, s. 28.
[337] İbn Sa'd, c. 1.S.328.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/59-64.
[338] Büyük kraldan aşağı olan H im yer kralına Kayl denir (İbn E sfr, Mihâye, c. 4, s. 133).
[339] İbrı Hazm, Cemhere, s. 463.
[340] İbn Hazm, s. 460.
[341] Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 270.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/64.
[342] Ibn Sa'd. Tabakâtü'l-kübrâ. c. 1. s. 283.
[343] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
8/64-65.
[344] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 349, İbn
Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[345] İbn Hazm, Cemhere, s. 428.
[346] Taberî, TârıTı, c. 3, s. 162, İbn Abdilberr,
İstiâb, c. 1 , s. 13, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 118, İbn Hacer, el-İsâbe,
c. 1, s.51.
[347] İbn Sa'd, c. 1.S.349.
[348] İbn Sa'd, c. 1.S.350.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/65-66.
[349] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 435, İbn Hacer,
el-İsâbe, c. 3, s. 628.
[350] İbn Hazm, Cemhere, s. 460.
[351] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1562, İbn E ar, c.
5, s. 425.
[352] Bu hân, Târîhu'l-kebfr, k s. 2, s. 4, s. 175.
[353] Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 374.
[354] Buhârî,ks.2, s. 4, s. 175.
[355] Heysemî, c. 9, s. 374.
[356] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 349.
[357] Heysemî,c. 9, s. 373.
[358] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 349.
[359] İbn Abdilberr, İ stiâb, c. 4, s. 1562, İbn Esîr,
Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 435, Heysemî, M eonau'z-zevâid, c. 9, s. 347, E
bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 79.
[360] İbn Sa'd, c. 1, s. 349, İbn Haldun, Târîh, c. 2,
ks. 2, s. 56.
[361] Buhârî, Târîh, ks. 2, s. 4, s. 175, Heysemî, c. 9,
s. 374.
[362] İbn Sa'd, c. 1, s. 351 , Buhârî, Târîh, ks. 2, s.
4, s. 175, Heysemî, c. 5, s. 373-374.
[363] Buhârî, Târîh, ks. 2, s. 4, s. 175, İbn Abdilberr,
c. 4, s. 1562, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 79.
[364] İbn Sa'd, c. 1, s. 349, İbn Haldun, c. 2, ks. 2,
s. 56.
[365] Heysemî, c. 9, s. 374.
[366] İbn Sa'd, c. 1, s. 351 , İbn Haldun, c. 2, ks. 2,
s. 56.
[367] İbn Sa'd, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374, İbn
Haldun, c. 2,ks. 2, s. 56.
[368] İbn Abdilberr, c. 4, s. 1562-1563, İbn Esîr, c. 5,
s. 435, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 79.
[369] İbn Sa'd, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374, İbn
Haldun, c. 2,ks. 2, s. 56.
[370] İbn Sa'd, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374.
[371] İbn Sa'd, c. 1, s. 349, Heysemî, c. 9, s. 374, İbn
Haldun, c. 2,ks. 2, s. 56.
[372] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 ,s.349, İbn
Haldun, Tarih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[373] Heysemî, Mecmau'i-ievâid, c. 9, s. 374.
[374] İbn Sa'd, c. 1, s. 351 .
[375] Heysemî, c. 9, s. 374.
[376] İbn Sa'd, c. 1, s. 349. İbn Haldun, Tarih, c. 2,
ks. 2, s. 56.
[377] Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 5, s. 399. İbn
Abdilberr, İ stiâb, c. 4, s. 1563. İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 435, E
bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 79-80.
[378] İbn Sa'd, c. 1, s. 349, İbn Haldun, Tarih, c. 2,
ks. 2, s. 56.
[379] İbn Sa'd, c. 1 , s. 349, Ahmed, c.6, s. 399, İbn
Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1563, İbn Esîr, c. 5, s. 435, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s.
80.
[380] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1563, İbn Esîr, c.
5, s. 435, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 80.
[381] Ahmed, c.5,s.399.
[382] İbn Sa'd, c. 1, s. 354, İbn Esîr, c. 5, s. 435,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 80.
[383] Heysemî, c. 9, s. 374.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/66-68.
[384] İbn Sa'd, c. 1, s. 287,349, Heysemî, c. 9, s. 374.
[385] İbn Sa'd, c. 1.S.287.
[386] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 287, Heysemî,
Mean au'z-zevâid, c. 9, s. 375.
[387] İbn Haldun. Târîh. c. 2. ks. 2. s. 56.
[388] İbn Sa'd, c. 1, s. 287,349, İbn Haldun. Târîh. c.
2. ks. 2. s. 56.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/68-70.
[389] İbn Abdilberr, İstiâb, c.4,s. 1562, İbn E ar,
Usdu'l-gâbe, c. 5, s. 435, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye re'n-nihâye, c. 5, s. 79, İbn
Haldun, Târih, c. 2, ks.2, s. 57.
[390] Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 374.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/70.
[391] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 350, İbn
Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 306.
[392] İbn Sa'd, c. 1,5.350.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/70-71.
[393] Kalkaşandi, Nihâ yetü'l-ereb,s.266.
[394] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 344, İbn E
ar, Kâmil, c. 2, s. 298.
[395] Kalkaşandi.s. 266.
[396] İbn Hazm, Cemhere, s. 412.
[397] İbn Sa'd, c. 1,5.344.
[398] İbn Hazm, s. 412.
[399] İbn Sa'd, c. 1, s. 345, İbn Hazm, s. 412, İbn
Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 226-227, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 537.
[400] İbn Sa'd, t 1 ,s.344.
[401] İbn Sa'd, c. 1, s. 345, İbn EsTr, c. 4, s. 227,
İbn Hacer, c. 2, s. 537.
[402] İbn Sa'd, c. 1,3.344.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/71-72.
[403] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 402, Ibn Hacer,
el-lsâbe, c. 2, s. 53.
[404] İbn Esîr, c.2, s. 402.
[405] İbn Hacer, c. 2, s. 53.
[406] İbn Hazm, Cemhere, s. 468, Kalkaşandi, Nihâye, s.
44.
[407] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 ,s.282, İbn EsTr,
c. 2, s. 402, İbn Hacer, c. 2, s. 53.
[408] İbn Esîr, c.2, s. 402.
[409] İbn Sa'd, c. 1, s. 282, İbn Esîr, c. 2, s. 402,
İbn Hacer, c. 2, s. 53.
* Rahiri, veya Züceyc (İbn Esîr, c. 2, s. 402) veya Recih (İbn Hacer, c.
2, s. 53). Züceyc; hacıların Basra ile Mekke arasında Suvac yakınında
konakladıkları bir yerdir (Yâküt, Mu'cemu'l-buldan, c. 3, s. 133).
[410] İbn Sa'd, c. 1, s. 282, İbn Hacer, c. 2, s. 53.
[411] İbn Sa'd, c. 1.S.282.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/72.
[412] İbn Hazm, Cemhere, s. 238, Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb,
s. 386.
[413] İbn Hazm, s. 375.
[414] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 352.
[415] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
8/72-73.
[416] Kalkaşandi, Nihâ yetü'l-eneb, s. 160.
[417] İbn Hazm, Cemhere, s. 473.
[418] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, t 1, s. 352.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/73-74.
[419] Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb, s. 290-291.
[420] İbn Hazm, Cemhere, s. 407, Kalkaşandi, s. 290-291.
[421] İbn Hazm, s. 407-408.
[422] İbn Hazm, s. 405.
[423] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 167, İbn Hacer,
el-İsâbe, c. 1, s. 481.
[424] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1.S.342, İbn Esîr,
c. 2, s. 167, İbn Hacer, c. 1,s.481.
[425] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 342.
[426] İbn Sa'd, c. 1, s. 342, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c.
2, s. 167, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1, s. 481.
[427] İbn Sa'd, c. 1, s. 342, İbn Esîr, c. 2, s. 1 67.
[428] İbn Sa'd, c. 1, s. 342, İbn Hacer, c. 1, s. 481.
[429] İbn Sa'd. c. 1.S.342.
[430] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
8/74-75.
[431] Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb, s. 216.
[432] İbn Hazm, Cemhere, s. 409, İtan Esîr, Usdu'l-gâbe,
c. 4, s. 428.
[433] İbn Esîr, c.4, s. 428.
[434] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 324.
[435] İbn Sa'd, c. 1.S.324.
[436] İbn Sa'd, t 1 ,s.325.
[437] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 324-325.
[438] İbn Sa'd, c. 1,3.325.
[439] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 436.
[440] İbn Sa'd, c. 1, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 437.
[441] İbn Esîr, c. 2, s. 436.
[442] İbn Sa'd, c. 1,3.325.
[443] İbn Sa'd, c. 1, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 426.
[444] İbn Sa'd, c. 1,3.325.
[445] İbn Sa'd, c. 1, s. 325, İbn Esîr, c. 2, s. 436.
[446] İbn Esîr, c. 2, s. 436.
[447] İbn Esîr, Nihâye, c. 6, s. 143.
[448] İbn Sa'd, c. 1,3.325.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/75-77.
[449] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1.S.325, IbnHazm,
Cemhere, s. 409410, İtan Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 6, s. 133.
[450] İbn Esîr, c.6, s. 122.
[451] İbn Sa'd, c. 1, s. 325, İbn ^dilberr, İstiâb, c.
4, s. 1667.
[452] İbn Sa'd, c. 1,5.326.
[453] İbn Sa'd, c. 1, s. 325-326.
[454] İbn Esîr, c.3, s. 453.
[455] İbn Sa'd, c. 1.S.326.
[456] İbn Hazm, s. 410.
[457] İbn Sa'd, c. 1,5.326.
[458] İbn Hazm, s. 410.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/78.
[459] İbn Hazm, Cemhere, s. 406, Kalkaşandi,
Nihâyetü'l-ereb, s. 379.
[460] İbn Hazm, s. 406.
[461] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 343.
[462] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 21 2.
[463] İbn Sa'd, c. 1, s. 342-343, İbn Esîr, c. 2, s.
212, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 508.
[464] İbn Sa'd, c. 1, s. 342-343.
[465] İbn Sa'd, c. 1, s. 343, İbn Esîr, c. 2, s. 212,
İbn Hacer, c. 1, s. 508.
[466] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 343, İbn E
ar, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 212.
[467] İbn Sa'd, c. 1,5.343.
[468] İbn Esîr, c.2, s. 212.
[469] İbn Sa'd. c. 1. s. 343. İbn Esîr. c. 2. s. 212.
[470] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
8/79-80.
[471] Kalkaşandi, Nihâ yetü'l-eneb, s. 427.
[472] İbrı Hazm, Cemhere, s. 485.
[473] İbn Hazm, s. 440.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/80-81.
[474] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 356, İbn
Hazm, Cem here, s. 440, İbn Atodiltaerr, İstiâb, c. 2, s. 523, İbn Esîr,
Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 267.
[475] İbn Sa'd. c. 1.S.356.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/81.
[476] İbrı Hazm, Cemhere, s. 461-463.
[477] İbn Hazm, s. 460.
[478] Kalkaşandi, Nihâyetü'l-ereb, s. 62.
[479] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 329.
[480] Taberî, c. 3, s. 1 63, İbn Esîr, c. 2, s. 298, İbn
Haldun, c. 2, ks. 2, s. 57.
[481] İbn Sa'd, c. 1,5.329.
[482] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 329,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 94.
[483] İbn Sa'd. c. 1. s. 329. Ebu'l-Fidâ. c. 5. s. 94.
İbn Haldun. Târih. c. 2. ks. 2. s. 57.
[484] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
8/81-82.
[485] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 4, s. 1775, İbn E ar,
Usdu'l-gâbe, c. 6, s. 330, Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 2, s. 200.
[486] Yâkût, t 2, s. 200.
[487] Ffruzâbâdf, Kâmûsu'l-muhft, c. 2, s. 276.
[488] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 359, İbn
Abdilberr, c. 4, s. 1775.
[489] İbn Sa'd, c. 1.S.359.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/82-83.
[490] Kalkaşandi, Nihâ yetü'l-eneb, s. 238.
[491] İbn Hazm, Cemhere, s. 469.
[492] İbn Hazm, s. 469, Kalkaşandi, s. 238.
[493] İbn Hazm, s. 469-470.
[494] Yâkût, Mu'cemu'l-büldân, c. 5, s. 442.
[495] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 105.
[496] Yâkût. c. 5. s. 442.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/83-84.
[497] Taberî, Târih, c. 3, s. 162, İbn Esîr, Kâmil, c.
2, s. 298, İbn Haldun, TâriTı, c. 2, ks. 2, s. 56.
[498] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 216,
VâkıdPden naklen Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[499] VâkıdPden naklen Zürkânf, Mevâhib Şerhi, c. 4, s.
22.
[500] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 316.
[501] Belâzurî, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 105.
[502] İbn Sa'd, c. 1, s. 316, İbn Haldun, Târih, c. 2,
ks. 2, s. 56.
[503] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 223, İbn
Sa'd, c. 1, s. 316, Taberî, Târih, c. 3, s. 162, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.
2, s. 235, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 5, s. 50-51, İbn Kayyım,
Zâdu'l-mead, c. 3, s. 37.
[504] Belâzun, c. 1, s. 125, Süheyiı, c. 7, s. 443,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 50.
[505] Kastalânf, Mevâhibü'l-ledünniye, c. 1, s. 312.
[506] İbn İshak, c. 4, s. 222, İbn Sa'd, c. 1, s. 316,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 50.
[507] İbn Sa'd, c. 1, s. 316, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[508] İbn Sa'd, t 1, s. 316.
[509] İbn İshak, c. 4, s. 223, Taberî, c. 3, s. 162,
Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[510] İbn Sa'd, c. 1, s. 316, İbn Haldun, c. 2, ks. 2,
s. 56.
[511] İbn Sa'd, c. 1, s. 316.
[512] İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 56.
[513] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 316, İbn
Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 56.
[514] Belâzun, Fütûhu'l-büldân, c. 1, s. 105.
[515] Ebu Ubeyd, Kitâbu'l-emvâl, s. 396, Belâzun, c. 1,
s. 111.
[516] İbn Sa'd, c. 1,s.317.
[517] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 4, s. 223, İbn
Sa'd, c. 1, s. 317, Taberî, Târih, c. 3, s. 162, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.
5, s. 331, İ bn Seyyi d, U yûnu'l -eser, c. 2, s. 235 -236, Zehebî, M eg âzf,
s. 567, E b u'l-F idâ, el -B idâye ve'n-nih âye, c. 5, s. 52 İ bn Kay yi m
,Zâdu'l-mead, c. 3, s. 37.
[518] Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[519] Buhârî,Sahîh,c.5, s. 118-119, Müslim, Sahîh, c. 4,
s. 1780-1781.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/84-87.
[520] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 317,
Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ye'n-nihâye, c. 5, s. 52.
* Kurran; Yemâme'de bir köydür (Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 4, s. 318).
[521] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 1 32.
[522] İbn Sa'd, c. 1, s. 317, Ebu'l-Fidâ, c. 5, s. 52.
[523] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 132.
[524] İbn Sa'd, c. 1,s.317.
[525] İbn Sa'd, c. 1, s. 317, İbn Haldun, c. 2, ks. 2,
s. 56.
[526] İbn Sa'd, c. 1, s. 317, Nesâf, Sün7en, c. 2, s.
38-39.
[527] İbn Sa'd, c. 1,s.317.
[528] Nesâf. c. 2. s. 39.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/87.
[529] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 5, s. 534, Tabeıî,
Târih, c. 3, s. 173.
[530] Taberr.c3, s. 173.
[531] İbn Sa'd, c. 5, s. 533, Taberî, c. 3, s. 173,
VâkıdPden naklen İbn Hacer, el-İsâbe, c. 3, s. 630.
[532] İbn Sa'd. c. 5. s. 534.
[533] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık:
8/88.
[534] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 5, s. 533.
[535] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1264, İbnEsîr,
Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 371.
[536] İbn Sa'd, c. 5, s. 533.
[537] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232.
[538] İbn Sa'd, c. 5, s. 533, Diyarbekrı,
Târîhu'l-hamıs, c. 2, s. 147.
[539] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232.
[540] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232, Dârim f, Sünen, c.
2, s. 41.
[541] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232, İbn Esîr, c. 4, s.
371.
[542] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232.
[543] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 232, Dârimî,
Sünen, c. 2, s. 41.
[544] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 232.
[545] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 372, İbn Hacer,
el-İsâbe, c. 2, s. 210.
[546] İbn Esîr, c.4, s. 372.
[547] İbn Hacer, c. 3, s. 210.
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/88-89.