Hubeyb benim evimde hapsedilmişti. Bir gün elinde bir insan başı büyüklüğünde bir üzüm salkımı gördüm. Halbuki o zaman dünyanın hiç bir yerinde, belki yaş üzüm yoktu. Hubeyb öldürüleceği zaman,
“Bana bir ustura gönder ki, ölüm için onunla temizleneyim” dedi. Ben çocuğa usturayı vererek,
“Onu içerdeki adama götür, ver” dedim. Çocuk usturayı götürdükten sonra ben kendi kendime,
“Ne yaptın? Vallahî adam çocuğu ustura ile keser, böylece intikamını önceden ve kendi eliyle almış olur” dedim. Fakat biraz sonra çocuk dışarı çıktı ve ben usturayı ona verince bana,
“Annen, seninle usturayı gönderirken bir hıyanette bulunmamdan korkmadı mı? Haydi git” dedi. Sonra onu asmak için Mekke’den çıkarıp Ten’im’e götürdüler. Onlara,
“Eğer bana müsâde ederseniz iki rekât namaz kılayım” dedi. Onlar da,
“Kıl” dediler. O da ağır ağır ve güzel bir şekilde iki rekat namaz kıldıktan sonra,
“Allah’a yemin ederim ki, eğer ölümden korktuğum için namazı uzattığımı düşünmeyecek olsaydınız, biraz daha namaz kılardım” dedi. Öldürülürken iki rekat namaz kılma usûlünü ortaya koyan odur. Sonra onu ağacın üstüne kaldırıp bağlarken,
“Allah’ım, biz senin peygamberinin emrini tebliğ ettik. Bu sabah başımıza gelenlerden onu haberdar et. Allah’ım, bizi suçsuz olarak öldüren şu zâlimlerin kökünü kazı, onları teker teker yok et ve onlardan hiç kimseyi sağ bırakma” diye beddua etti. Sonra onu öldürdüler. Muaviye b. Ebu Süfyan diyor ki; “O gün ben de oradaydım Hubeyb beddua ederken babam beni tutup yere yatırdı. Zannediyorlardı ki, bir kimseye beddua edilirken, eğer o kimse o sırada yan üstü yatarsa, o beddua ona dokunmaz.”[1]
Hubeyb ile Zeyd b. Desine aynı günde öldürüldüler. Ve Hz. Peygamber’in aynı gün, “Allah’ın selâmı ikinizin de üzerine olsun. Kureyşliler Hubeyb’i öldürdüler” dediği işitilmiştir. Kureyşliler Zeyd b. Desine’yi asıp, dininden döndürmek için ona ok attıklarında, onun iman ve teslimiyeti daha da arttı. Onlar Hubeyb’i de ağaca asacakları zaman ona,
“‘Allah için doğru söyle. Şimdi sen Muhammed’in senin yerinde olmasını istemez misin?” dediler. O da,
“Allah’a yemin ederim ki, ölümden kurtulmam için Muhammed’in ayağına bir dikenin batmasını bile istemem” dedi. Bunun üzerine onlar kahkahayla güldüler. Hubeyb asılırken bir kaside okudu: Düşmanlar etrafımı sarmış, her kabileden adamlar gelmiş, bütün yollar benden kesilmiş, benim ölümümü seyretmek için kadın, çoluk çocuk toplanmış ve Hubeyb darağacına yanaştırılmış. Garipliğimi ve kimsesizliğimi, düşmanların beni işkenceyle öldürmek için hazırladıkları şu korkunç manzarayı Allah’a şikayet ediyorum. Ey büyük arşın sahibi olan Allah’ım, onların bu vahşetine karşı bana sabır ve metanet ver. Çünkü benim etimi parçalıyor ve hayattan ümidimi kesiyorlar: Benim bu duruma düşüşüm sırf Allah rızası içindir. Eğer Allah dilerse, parçalanıp birbirinden ayrılan uzuvlar üzerine rahmet ve bereketini indirir. Hayatıma yemin ederim ki, Müslüman olarak Allah yolunda öldüğüm için, ölümüm ne şekilde olursa olsun, umurumda değildir. Bana küfürü teklif ediyorlar Halbuki, ölüm küfürden daha iyidir. Şuna hayret ediyorum ki, korkmadığım ve üzülmediğim halde, gözyaşlarım neden dökülüyor? Evet, ben ölümden korkmuyorum. Çünkü ölüm benim için zaten mukadderdir. Ben insanı her taraftan saran cehennem ateşinden korkuyorum. Evet, ben düşmandan korkmuyor ve “Yapmayın, etmeyin” diye yalvarmıyorum. Ben yüce Allah’ın merhamet kucağına sığınıyorum.[2]