Hz. Ebubekir’in Hilafeti Hakkında Biz Adamın Sözü ve Hz. Ömer’in Bu Husustaki Hutbesi:

      

- Hz. Ömer’in yaptığı son hac sırasında Mina’da idik. Ben Abdurrahman b. Avf ile okuduğum için, onun çadırındaydım. Bir ara gelip şu haberi verdi: Adamın biri Hz. Ömer’e,

‘Adamın biri, “Eğer Ömer ölürse, falan adama biat edeceğim. Çünkü Ebubekir’e yapılan biat, bir oldu bittiye geldi” diyor” dedi. Hz. Ömer,

“Ben bu akşam -eğer Allah dilerse- Müslümanların işini gasbetmek isteyen grup hakkında, onları uyarırım” dedi. Ben de,

“Ey müminlerin emiri! Bunu yapma. Çünkü hac mevsimi halkın avam tabakasını ve mertebe bakımından düşük olanları bir araya getirir. Seni dinleyenlerin çoğu da onlar olurlar. Korkarım ki, sen bir şey söylersin, onlar da bunu Arap Yarımadası’nın ve İslâm memleketlerinin her köşesine ulaştırırlar. Hatta senin konuşmanı bile dinlemeyebilirler. Medine’ye varıncaya kadar konuşma. Çünkü Medine hicret yurdudur, sünnet yurdudur. Orada halkın âlimleri ve eşrafı oturur. O zaman tam manasıyla dediklerini der, onlar da senin sözünü dinler ve anlarlar” dedim. Ömer,

“Eğer Medine’ye sağ olarak dönersem, ilk fırsatta bu hususta konuşacağım” dedi.

Biz Zilhicce’nin sonunda Medine’ye vardığımızda, cuma günü oldu. Ben Ümer’i dinlemek için sabahın erken saatlerinde mescide gittim. Baktım ki Said b. Zeyd, minberin tam yanında oturmuştu ve benden önce gelmişti. Ben de onun hizasında oturdum. Dizlerimiz birbirine değiyordu. Biraz sonra Hz. Ömer geldi. Onu gördüğümde Said b. Zeyd’e,

“O, bugün bu minberden öyle bir konuşma yapacaktır ki, ondan önce bu minberde hiç kimse böyle bir konuşma yapmamıştır” dedim. Said b. Zeyd benim bu sözlerimi yadırgadı ve

“Ne demesini umuyorsun ki, başkası bunu söylememiş olsun?” dedi.

Hz. Ömer minber üzerinde oturdu. Müezzin ezanı bitirdikten sonra kalktı. Allah’ın şanına yakışır bir şekilde Allah’ı övdü ve sonra,

“Ey insanlar! Ben bir söz söyleyeceğim. Belki bir daha fırsat bulamam. Bilmiyorum, belki de ecelim yakındır. Kim ki o sözü dinler, akıl erdirirse, devesi nereye kadar, hangi noktaya kadar giderse o sözü nakletsin. Kim ki, onu iyice ezberlememişse, benim ağzımdan yalan uydurmasını helal etmem. Kesinlikle Allah, Muhammed’i hak ile gönderdi. Üzerine kitabı indirdi. Onun üzerine inenler arasında recm ayeti vardır. Biz onu okuduk, ezberledik, anladık. Peygamber recm yaptı. Biz de ondan sonra recm yaptık. Korkarım ki, halkın üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra herhangi bir kimse, “Biz Allah’ın kitabında recm ayetini görmüyoruz” desin. Böylece Allah’ın indirdiği bir farzı terketmek suretiyle sapıtsınlar. Recm, Allah’ın kitabında haktır. Zina eden evli erkek ve kadınlar için. Tabiî bu da delil olduğu, gebelik hali veya dille itiraf edildiği zaman olur. Allah’ın kitabında şu ayet de vardır: “Sakın babalarınızı inkâr edip de başka kimselere kendinizi nisbet etmeyiniz. Çünkü böyle yapmak, bir çeşit küfürdür”.

“Ey insanlar! Hz. Peygamber, “İsa b. Meryem’in övüldüğü gibi beni övmeyiniz. Çünkü ben bir kulum. Muhammed Allah’ın kulu ve rasûlüdür deyiniz” buyurmuştur. Kulağıma geldiğine göre, sizden birisi, “Eğer Ömer ölürse ben falan adama biat edeceğim. Çünkü Ebubekir’in hilafeti bir oldu bittiye geldi” demiş. Evet, Ebubekir’in biatı böyle oldu. Ancak Allah onun şerrinden Müslümanları korudu. Fakat sizin içinizde bugün Ebubekir’den daha fazla hayırlara koşan hiç kimse yoktur. Ebubekir bizim en hayırlımızdır. Allah’ın resûlü vefat ettiği zaman, Ali, Zübeyr ve beraberindekiler Rasûlullah’ın kızı Fatıma’nın evinde toplandılar. Ensar da bizden ayrılıp Beni Saide Sakifesi’nde toplanmışlardı. Muhacirler Ebubekir’in yanında toplandılar ve

“Ey Ebubekir! Kalk, kardeşlerimiz olan ensara gidelim” dedim. Biz ensarın yanına giderken bize iki salih kişi rastladı. Ensarın yaptıklarını bize söylediler. Bize,

“Ey muhacirler! Nereyegidiyorsunuz?” deyince, biz,

“ ensar kardeşlerimize gitmek istiyoruz” dedik. Onların ikisi de,

“Ensara gitmeseniz de mesuliyetiniz yoktur. Ey Muhacirler! İşinizi kendi aranızda halledin” dediler.

“Allah’a yeminler ederim, onlara gideceğiz” dedim, dayattım ve onlara Beni Saide Sakifesi’nde bulundukları bir vakitte vardık. Baktık ki, hepsi orada toplanmışlar. Aralarında bir kişi yorgana sarılıp uzanmıştı. Onun kim olduğunu sordum;

“Sa’d b. Ubade’dir” dediler.

“Niçin böyle ortada uzanıyor” diye sorunca da, hasta olduğunu söylediler. Biz oturduktan sonra ensarın hatibi kalkarak, Allah’a, şanına yakışır bir şekilde, hamd ve senâ ettikten sonra,

“Biz Allah’ın yardımcıları ve İslâm’ın ordusuyuz. Muhacirler ise peygamberin kavmi olmakla beraber, içinizde bir çok kimseler İslâm’ı çok geç kabul ettiler” dedi. Onun sözlerinden, hilafeti elimizden almak istediklerini anladım. O sustuktan sonra cevap vermek istedim. Hafızamda iyi bir konuşma hazırlamıştım. Bunun Ebubekir’in mizacına da uygun olduğunu sanıyordum. Ebubekir bana,

“Ey Ömer! Yavaş ol” dedi. Benim sert mizaçlı olduğumu bildiği için konuşmaya başladı. O bizim en ağırbaşlımız, en vakarlımızdı. Allah’a yemin ederim, söylemek istediğim her şeyi benim söylemek istediğimden çok daha güzel bir biçimde ifade etti. Sonuç olarak onlara,

“Sizin saydığınız o vasıflar sizde mevcuttur. Fakat Araplar Kureyş kabilesinden başka birisinin hilafetini kabul etmezler. Çünkü onlar hem soyca, hem de beldeleri dolayısıyla Araplar’dan daima saygı görmüşlerdir. Ben şu iki kişiden birini uygun görüyorum. Hangisini isterseniz ona biat ediniz” dedi ve benimle Ebu Ubeyde b. Cerrah’ın elinden tuttu. Onun benim hakkımda söyledikleri hariç bütün konuşması hoşuma gitti. Allah’a yemin ederim ki, suçum olmadığı halde benim boynumu vurmaları bile, Ebubekir’in bulunduğu bir toplumda başa geçirilmekten bana daha sevimli gelirdi. Ebubekir’in bu sözleri üzerine ensardan biri,

“Bunun çaresi şudur: Bir emir bizden, bir emir de sizden olsun” dedi. Bunun üzerine her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Bir karışıklık çıkmasından korktum ve hemen Ebubekir’e,

“Uzat elini” dedim ve ona biat ettim. Benden sonra muhacirler ve arkadan ensar da biat ettiler. O sırada Sa’d b. Ubade’nin yatağını tepeledik. Onlardan birisi,

“Sa’d’ı öldürdünüz” dedi. Ben de,

“Allah onu öldürsün” dedim.

“Allah’a yemin ederim ki, bizim hazır bulunduğumuz hiç bir iş görmedim ki Ebubekir’e biattan daha kolay olsun. Bizim korktuğumuz şuydu ki, eğer işi sonuca bağlamadan ayrılırsak, bizden sonra birisine biat ederler. O zaman biz o kişiye, razı olmadığımız halde biat etmek zorunda kalırız veya karşı çıkarız ki, o zaman da fesad ortaya çıkar. Kim ki Müslümanların istişaresi olmaksızın bir emire biat ederse onun biatı yoktur, o emire biat edenin de biatı yoktur. Biat eden de, biat edilen de ölüme namzettir” dedi.[1]


 

[1] Bidaye, V/245; Kenzü’l-Ummal, III/138-139; Ebu Ubeyd, el-Garaib’de, Buhari, İbn Ebi Şeybe ve Beyhaki de rivayet etmiştir. Urve b. Zübeyr, Yolda Ebubekir ve Ömer’e rastlayan iki kişinin Uveym b. Saide ile Maan b. Adiy olduğunu nakletmiştir. Said b. el-Müseyyeb, “Bu işin çaresi şudur” diyen adamın Hubab b. Münzir olduğunu söylemiştir.

Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 2/64-67.