Ceninin Ana Rahminden Ayrılmasına Sebep Olan Fiiller :
Çocuğun Düşmesine Sebep Olan Fiiller :
İmamların İçtihadının Işığı Altında :
Çocuğun Diri Bir Vaziyette Düşmesi :
İmamların Ölü Veya Diri Düşen Çocuk Hakkındaki Görüşleri
:
Çocuğun Düşmesini Sağlayan Fiilin Kasde Mukarin Bulunması
:
Ana Rahmindeki Çocuğu Düşürmeye Sebep Olana Gereken Ceza
:
Ceninin Düşürülmesinden Dolayı Gereken Diyet Kimlere
Verilir?
Anne Çocuğu Düşürdükten Sonra Ölürse :
Cenini Düşürmesi İçin Kadına Verilen İlâç :
Kürtajla İlgili Âyetlere Gelince :
Kürtaj deyimi aslında
bir kemik çıbanını, bir yere yapışık bulunan maddeleri kazımaya denir. Bu
terim konuşma dilinde, daha çok dölyatağmın (ana
rahminin) içini kazıyarak cenini (organlariy-le belirmiş çocuğu) almak anlamına kullanılır.
Hekimlikte de bu işe
kürtaj denilmekle birlikte, dölyatağı içindeki iltihapların, poliplerin, bir
doğum, ya da düşük sonunda kalan parçaların, artıkların
temizlenmesi de ayni adla anılır.
Ana rahminden
şekillenmeye başlıyan ceninin kürtajla alınması
üzerinde çok şeyler yazılmış ve söylenmiştir. Biz bunun tıbbî yönden
sakıncalarını veya bazı iddialara göre yararlannı
anlatacak değiliz. Bizi ilgilendiren husus, cenin ana rahminde teşekkül
ettikten sonra zarurî bir hal bulunmadığı halde onu kürtajla almak ve aldırmak
caiz midir? Müctehid imamların bu konudaki ictihad, istinbat ve tes-bitleri nelerdir?
Birçok meselelerde
olduğu gibi, kürtaj konusunda da imamların nüans farkiyle
de olsa görüşleri farklıdır :
a) Hanefî imamlarına göre: Ana rahminde teşekkül eden çocuğu
-zarurî bir hal olmadığı halde- kürtajla aldırmak, bir cinayettir. Ancak bu
cinayet bir yüzüyle bir cana kıymaktır, diğer yüzüyle annenin bir parçasına
dokunmaktır.
Cenin de bir insan
sayıldığı için başlıbaşma bir can kabul edilir ve onu
itlaf etmek cinayet sayılır. Diğer bir açıdan cenin başlıbaşma
bir insan (değil, anneye yapışık bir
parçadır. Çünkü henüz andan Ico-pup
ayrılmamıştır.
Hanefî müctehidler ceninin bu iki yönünü dıkkate
alarak kürtajı kâmil anlamda bir cinayet saymamışlardır. Aşna teşekkül etmiş
bir can okluğu için miras, mesele ve vasiyet konıalanaıda
kendi lasına bir can sayılmıştır.
b) Mâliki, Şafiî ve Haabelî
imamlarına göre: Kürtaj iki cinse karşı işlenen bir cinayettir. Çünkü burada
ceninin feayatina bir tecavüz sözkomısudur. [1]
Kendiliğinden veya bir
hastalık neticesi düşen çocuklar hakkında kürtaj tabiri kullanıîmıyacağı
gibi, bu bir cinayettir de denilmez. Çünkü fiilî bir kasıt mevcut değildir.
Elde olmayan herhangi bir sebeple düşük yapma sözkonusudur.
O halde ceninin
ayrılmasına sebep olan fiillere ve sonuçlarına göre, cezalar takdir edilir. Bu
bakımdan işlenen cinayet özel veya genel bir ölçü ve anlamda olabileceği gibi,
amelî ya da sözlü, maddî veya mânevi olabilir. [2]
Dayak, yaralama, rahim
kısmına dürtme, düşük yapmayı gerektiren ilâç ve benzeri bir maddeyi almak
veya anarahmine bir takım yabancı maddeler
yerleştirmek veya ağır bir yük kaldırmak bu cümledendir. [3]
Ölümle tehdid, korkutmak, ürkütmek, alışık olmadığı için polis
tarafından karakola davet edilmek, hükümdarın huzuruna çıkarılmak gibi
hususlar bu cümledendir.
Bunu tarihî bir misal
ile açıklıyalım :
Hz. Ömer (R.A.) halîfe bulunduğu yıllarda, bir kadının
ifadesini bizzat alma ihtiyacını duymuş ve bu sebeple kadım hilâfet makamına
davet etmiştir. Hz. Ömer'in ne kadar âdil ve de titiz
olduğunu din adına kanun adına taviz verrriediğini
bilen o kadın, elinde olmayarak korkup titremeye başlıyor ve henüz hilâfet
makamına ulaşmadan yolda çocuğunu düşürüyor. Çocuk bir iki çığlık atıp ölüyor.
Durumu öğrenen Hz, Ömer (R.A.) son derece müteessir oluyor ve şurayı toplayıp
bu hususta ne yapılması gerektiğini müzakere ediyor. Şura üyelerinden çoğu,
bunda bir kasıt sözkonusu olmadığından bir şey gerekmiyeceğini ileri sürerken, Hz.
Ali (R,AJ susup bir şey söylemiyor. Hz. Ömer (R.A.)
ona yönelerek: «Ey Hasan'm babası! Sizin görüşünüz
nedir?» diye soruyor. O da: «Bu arkadaşlarımız kendi görüşlerini söyledilerse
herhalde görüşlerinde hatâ ttiler. Yok seni korumak1
için böyle söyledilerse, iyi nasihatçı olmamış
sayılırlar. Ana rahminden kopup düşen ve ölen çocuğun diyeti gerekir. Çünkü
onun ölümüne sen sebep olmuşsundur.»
Tabii Ömer (R.A.) da
bu içtihadı tasvip ederek gereken diyeti ödemiştir.[4]
Yine mânevi
Sebeplerden bir kısmı :
Kadının uzun süre
kendini aç bırakması veya oruç tutması, keskin bir koku koklaması da bu cümledendir.
Yani bu sebeplerden biriyle kadın çocuğunu düşürürse, cinayet işlemiş kabul
edilir ve kendisine diyet cezası gerekir[5].
Bu fiiller isterse
kadının babası veya anasından sadır olsun, isterse başkasından farketmez, çocuğun düşmesine sebep olduğu takdirde diyet
gerekir.
Ancak çocuk ana
rahminden dışarı çıkıp düşmedikçe cinayet sayılmaz. Çünkü çocuğun işlenen
fiilden dolayı ölüp ölmediği bilinmediği takdirde hüküm böyle uygulanır. Ancak
işlenen fiilden dolayı çocuğun ana rahminde kesinlikle öldüğü bilinirse, o
takdirde ceza gerekir.
Bu bakımdan dört imam
da cinayet sayılıp cezai gerektiren düşük, işlenen fiil neticesi ana rahminden
dışarı çikmasiyle takdir edilir, demişlerdir.
O halde günümüzde
gelişen tıbbî araştırmalarla işlenen fiil neticesi çocuk düşmese bile ana rahründe ölüp ölmediğini tesbit
etmek mümkündür. Bu bakımdan çocuk ölmüşse, düşmüş gibi kabul edilir ve
cinayet sayıldığından ceza olarak diyeti gerektirir.
Düşen çocuğun, işlenen
fiil sebebiyle düşüp düşmediği hususu da araştırılır. Başka sebeplerin bulunup
bulunmadığı üzerinde durulur.
Nitekim İmam Mâlik,
işlenen fiil neticesinde düşen çocuk ister kan pıhtısı, ister et parçası, ister
şekillenmiş durumda olsun cinayeti işleyen mes'ul
tutulur ve cezayı gerektirir. Ancak Maliki fukaha-sından bir kısmı, kan pıhtısı halinde düşen şeyin cenin
olup olmadığı kesin bilinmiyeceği için, bunun
cinayet sayılmıyacağı üzerinde durmuşlardır. Hattâ bu
durumda fakîh îbnülkaasım
el-Malikî, düşen et parçasının üzerine sıcak su dökülür, çözülürse, kan
olduğu, çözülmezse, cenin olduğu anlaşılır ve ona göre hüküm verilir, demiştir.[6]
İmam Ebû Hanîfe ile İmam Şâfiîye göre :
İşlenen bir fiil
neticesi kadının rahminden düşen şey, et parçası halindeyse, bilir kişilerin
görüşüne müracaat edilir, onun ana rahminde teşekkül eden cenin olup
olmadığının tesbitine çalışılır. Ama organlarından
bir kısmı belirmişse, o takdirde bilir kişilere müracaat etmeye gerek yoktur.
İmam Ahmet bin Hanbel'e göre :
İşlenen fiil neticesi
kadının rahminden çıkan et parçası, şekil lenip insan
olduğu anlaşılır duruma gelmişse, bu bir cinayet kabul edilir ve gereken ceza
uygulanır. Şekil olarak belirti yoksa, cinayet sayılmaz. Bununla beraber o et
parçası bazı bilir kişiler tarafından incelenip cenin olduğu ortaya çıkarsa,
cinayet sayılır. [7]
İşlenen bir fiilden
dolayı kadın rahmindeki cenini düşürürse, insan şekline girmemiş bile olsa,
bugünkü tıbbî araştırmalarla onun cenin olup olmadığını tesbit
etmek çok kolaydır. Bu bakımdan yetkililerin vereceği rapora göre, işlem
yapılır. [8]
Ana rahminde teşekkül
eden çocuğun düşürülmesi sonucu iki durum ortaya çıkmaktadır: Düşen çocuğun
diri olması veya ölü bulunması. Bu ikisi arasında ceza bakımından hayli fark
vardır.
Hayat belirtileri:
Düşen çocuğun ağlaması, nefes alıp vermesi, aksırması ve benzeri hareketlerdir.
Mücerred vücut hareketi diri olduğuna delil
sayılmaz. Çünkü bunun bir ihtilaç olması da muhtemeldir. [9]
a) İmam Ahmed bin Hanbel'e göre : Düşen çocukta hayatın istikrar bulup devam
etmesi gerekir. Sadece doğduğu an hayat belirtisi gösterip sonra hemen ölmesi,
diri olduğuna yeterli neden değildir. Ayni zamanda düştüğü tarihte, çocuğun en
az altı aylık bulunması şarttır. Çünkü bu miktardan daha az olan çocuğun
yaşaması mümkün değildir. O halde, düşen çocuk en az altı aylık olur ve hayat
belirtisi devam ederse, diri hükmünde kabul edilir ve öldüğü takdirde ona göre,
hüküm verilir, Şafiilerden Müzeni de ayni görüştedir.
b) İmam Ebû Hanîfe ile İmam Mâlik'e göre, çocuğun düşmesine sebep olan
kimsenin sorumlu tutulabilmesi için, annesinin hayatta olması gerekir. Ölen
bir kadının rahminden çocuk düşerse, o takdirde fiili işleyen kimse sorumlu
tutulmaz. Çünkü annesinin ölmesi çocuğun da rahminde ölmenin açık sebebi kabul
edilir. Ama anası ölmüş olmakla beraber çocuk diri olarak düşerse, o takdirde
sebep olan kimse sorumlu tutulur. Çocuk öldüğü takdirde diyet gerekir. Ölmediği
takdirde ta'zîr gerekir.
c) İmam Şafiî'ye
göre : İşlenen fiilden dolayı ana rahminden düşen çocuk, ister annesi ölmeden
düşsün, ister öldükten sonra düşsün farketmez, her
iki halde de fail sorumlu tutulur ve gereken ceza uygulanır. Bu durumda
çocuğun diri veya ölü düşmesi de fark etmez. Çünkü neticede cenin sözü edilen
failin fiiliyle telef olmuş kabul edilir.
Yine müctehid imamların içtihadının ışığı altında deriz ki :
Düşük cenin, ister a\ınesi öldükten sonra düşsün, ister o hayatta iken düşsün,
ister diri düşsün ister ölü düşsün, uzman hekimler onun işlenen fiil sebebiyle
düştüğünü tesbit ederlerse, o takdirde cinayet
sayılır ve ceza uygulanır. [10]
Kadının rahmindeki
çocuğun düşmesine sebep olan failin
fiilî kasıtli olabileceği gibi, hatâ ile de olabilir. Malikîlerden.
bir kısmı, bu yüzden çocuk diri olarak düştükten sonra ölürse, kısas gerekir.
Çünkü işin içinde kasıt vardır ve çocuk diri olarak düşmüş, bir insan olduğu
belirgin hale gelmiş ve sonra ölmüş..
Diğer üç imama göre,
çocuğun kasden düşürülmesi pek sözko-nusu olmaz. Şöyle ki fiili işleyen fail çocuğun ölü ya da diri olduğunu bilmez, bu durumda tam kasıt sözkonusu olamaz. Nitekim Ee-sûlüllah C'A.S.y Efendim^, böyle' bir Sete dolayı düşen ceninm diyetini failin baba tarafından yalanlarına tazmin
ettirmiştir.. MâlÜd-ler
buna dayanarak kasıt sözkonusudur, demişlerdir. Çünkfi kaadezi cinayetde diyet failin baba tarafından' yakınlarına
ödetilir. [11]
Bu ceza işlenen fiilin
türüne, amacına ve sonuçlarına göre değerlendirilir. Genellikle şu beş kısımda
toplanır :
1 — Ceninin ana rahminden ölü olarak düşmesi,
2 — Ceninin ana rahminden diri olarak düştükten sonra ölmesi,
3 — Ceninin ana rahminden diri olarak düşüp ölmesi veya
baş-ka bir sebeple yaşaması,
4 — Ceninin ana rahminden düşmemesi, veya anasının ölümünden
sonra düşmesi,
5 — Anneye yapılan eziyetin doğurduğu neticeler..
BİRÎNCÎSÎ : Ceninin ana rahminden ölü olarak düşmesini gerektiren
fiildir. Bu fiili işliyen caninin cezası, ceninin
diyetidir. Bu diyet, kıymeti beş deve olan bir köle ya
da cariyenin azâd edilmesidir.
Nitekim Ebû Hüreyre (KA.) anlatıyor: Hüzeyl kabilesinden iki kadın kavga etti. Birisi eline taş
alıp diğerine atıp hem onu, hem rahmindeki çocuğun ölümüne sebep oldu. Dava Resûlüllah'a getirildi. Efendimiz, ana rahmindeki ceninin
ölmesine karşılık bir köle yada cariyenin azâd
edilmesine ve öldürülen kadının diyetinin ise öldürenin baba tarafından
yakınlarına ödetilmesine karar verildi.[12]
Azâd edecek köle bulunmadığında -ki bugün artık kölelik ve
eâ-riyelik kalkmıştır- onun
yerine beş deve diyet ödetilir, tüm adamları-. nın
bunda ittifakı vardır.
Düşürülen ceninin
erkek ve kız olması, cezanın değişmesini gerektirir. Fakîhlerin
tesbitine göre, kızın diyeti, erkeğin diyetinin yarısıdır.
Aynca ceninin diyeti kasden'
cinayet halinde ağırlaşır hatâen. meydana gelmişse
hafifler. Kasden. cinayet İşlenmişse, diyet cinayeti işliyenin baba tarafından yakınlarına-yükletilmez. Ama hatâ
ile meydana gelmişse, yükletilir. [13]
Önce şunu belirtelim,
ceninin düşmesine sebep olan, yani bu cinayeti işleyen kimse, diyete vâris
olamaz, isterse ceninin anası olsun.
Hanefî, Şafii ve Hanbeli mezheplerine ^öre : Alınan diyet ceninin
varislerine -feraiz usûlüne göre- taksim edilir. İmam
Mâlik Hazretlerine göre, alman diyet sadece çocuğun anasına verilir. İmam Leys'-in de mezhebi bu doğrultudadır.
Ceninin vurmaması veya
herhangi bir fiilinden dolayı kadın ikiz veya üçüz çocuk düşürürse, herbiri için ayrı bir diyet gerekir.
İKİNCİSİ : Ceninin ana rahminden diri olarak düştükten sonra o
fiil sebebiyle ölmesidir. Yukarıda belirtildiği gibi, kimine göre, kısas
gerekir. Kimine göre ise, kâmil diyet gerekir. Kâmil diyetten nıak-sad, beş adet normal
devedir. Deve bulunmadığı takdirde, onların kıymetidir. Kâmil olmayan diyet,
vasatın altında beş adet devedir[14].
İşlenen cinayet fiilinden
dolayı Kadın çocuğunu düşürdükten sonra ölürse, çocuk için ayrı bir diyet,
kadın için de hatâ ile öldürül-müşse, ayrı bir diyet
gerekir. Kasden öldürülmüş ve belli bir alet kullanılmışsa,
kısas gerekir.
ÜÇÜNCÜSÜ : Cenin diri olarak düşer ve yaşar, şeklidir.
Bu durumda caniye sadece
tâ'zîr cezası gerekir. Bunu ise devletin yetkili
organı ta'yin eder. Çocuk bir süre yaşadıktan sonra
başka bir sebepten dolayı ölse bile, onun düşmesine sebep olan kişiye başkaca
bir ceza verilmez.
DÖRDÜNCÜSÜ : Ceninin ana rahminden düşmesi veya anasının ölümünden
sonra düşmesi, durumudur.
Caninin işlediği bir
fiilden dolayı, kadın çocuğunu hayatta iken düşürmez de öldükten sonra
düşürürse, çocuğun düşmesinin onun fiiliyle gerçekleştiği sabit olmadığı
takdirde sadece ta'zîr cezasına çarptırılır. Ama
yetkili uzmanlar veya bilir kişiler tarafından çocuğun düşmesine onun fiilinin
neden olduğu belirtilirse, o takdirde di-yet gerekir.
BEŞİNCİSİ : Anneye yapılan eziyetin doğurduğu neticelerdir. Caninin
fiili anneye eziyet vermiş veya bir tarafının kesilmesini ya
da kopmasını ya da ölmesini neticelendirmişse, o
takdirde cinayetler konusunda fiilin ve doğurduğu neticesinin durumuna göre,
ceza tes-bit edilir.
[15]
Bir kimse, hamile olan
kadına -çocuğunu düşürmesi için- bir ilâç verir, kadın bu ilâcı alıp çocuğunu
ölü olarak düşürdükten sonra kendisi de ölürse, burada kasde
benzer bir öldürme olayı var, bir de cenini düşürme olayı... Cenin için bir
diyet gerekir. Kadının kasde benzer anlamda
öldürülmesinden dolayı da ağır bir diyet gerekir ki bu yüzyirmi
deveyi bulur.
Ceninin düşmesine
sebep olan kimseye diyetten başka bir de kef-faret gerekir. Bu, İmam Şafiî ile İmam Ahmed
bin Hanbel'in görüş ve içtihadıdır. İmam Mâlik'e
göre, bu konuda keffaret menduptur,
vâcib değildir.
İmam Ebû Hanîfe'ye göre, cenin ölü
düşerse, sadece diyet gerekir. Diri düşerse o takdirde keffaret
de gerekir.[16]
Keffaret, bilindiği gibi, bir köle azâd
etmek, yoksa altmış fakiri doyurmak ya da giydirmek
veya altmış gün oruç tutmaktır. Bununla beraber cenini düşüren caniye keffaret de gerekir mi, gerekmez mi. hususunda fukahanın farklı görüş ve tesbitleri
vardır. Ama diyet hususunda açıkladığımızın dışında farklı görüş ve ictihad yoktur. Tabii, bununla dört mezhebin görüş ve
içtihadını kasdediyoruz. [17]
Bilindiği gibi, kürtaj
bir bakıma bir canı yoketmek demek olduğundan cinayet
sayılmıştır. Kur'ân'da üç yerde genel mânada bundan
bahsedilir. Genel mânadan kastımız, mutlak anlamda çocuğu öldürmektir. Bu, ana
rahmindeki cenini düşürmek mânasına geldiği gibi, doğan çocuğu öldürme
mânasına da gelmektedir.
En'âm Sûresi :
«De ki: (Ey Allah'a karşı
yalan uyduranlar!) Gelin de Allah'ın size neleri haram kıldığını okuyup (haber
vereyim) Hiç bir şeyi O'na ortak koşmayın; ana-babanıza iyilikte bulunun.
Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı Öldürmeyin; -sizin de onların da rızkınızı
biz veririz- hayasızlığın açığına da gizlisine de yaklaşmayın; Allah'ın haram
kıldığı canı -haksız yere- Öldürmeyin.»[18]
Kur'ân burada «öldürmeyin!.» tabirine esneklik katmış, çağın
özelliklerine göre hüküm çıkarılmasını kolaylaştırmış. Yani usûl ilmine göre,
âyet mücmel bırakılmıştır. Açıklaması hadîslerle, yoksa ictihad
yoUariyle yerine getirilir.
Burada şu üç husus
âyetin kapsamına girer :
1 — Ana rahmindeki çocuğu kürtaj ve benzeri bir fiille
düşürmek veya almak,
2 — Doğan bir çocuğu bilerek öldürmek,
3 — Çocuğu eğitimsiz bırakıp onu ruhen öldürmek.
Birinci ve ikinci
şekil, cinayet sayılır. Birincisinin cezasını ve harâm kılındığını yukarıda
açıklamıştık. İkincisi ise bilerek öldürüldüğü takdirde tam bir cinayet
sayılır ki kısas gerekir. Üçüncüsü ise, büyük günahlardan bidir.
Çocukların öldürülmeme
si hakkındaki âyette iki ayrı anlatım biçimi yer almıştı: En'âm
Sûresinde «Sizin de onların da rızkınızı biz veririz», buyuruluyorken,
İsrâ Sûresinde, «Onları da, sizi de biz nzıklandırınz,» buyurulmuştur.
Kelime konumundaki değişiklik ve tekrar, değişik hükümler getirmiştir: Birinci
şekilde küçük çocuklarınızı -fakirlik korkusuyla- öldürmeyin; çünkü sizin ve
sizinle birlikte onların rızkını biz veririz, buyurarak küçük yavrular size
verdiğimiz rızıkla rahatlıkla geçinebilirler. O
nedenle endişeye mahal olmadığı hatır!atılıyor. îkinci şekilde ise, baba ile
ananın nzıklanmak-ta bir gün gelir de büyüyen
çocuklarına tabi' olacakları, ihtiyaçların karşılıklı yardımla gerçekleşeceği
belirtiliyor. Büyüyüp hayata atılan çocuklar iş sahibi olduklarında kendileri
için hazırlıyacakları rızıkla
pek ala fakir düşen ana-babalarını da geçindirebilirler.
Bu fazla bir masraf ve külfeti gerektirmez.
İsrâ Sûresi :
«Çocuklarınızı
fakirlik endişesiyle öldürmeyin. Biz onları da sizi de rızıklandmrız.
Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur.[19]
Kur'ân bu âyetle de kürtajı yasaklıyor. Cenin ana rahminde
oluştuktan sonra artık ona dokunulmaz. Annenin hayatı sözkonusu
olup uzman müslüman tabibler
tarafından herhalde çocuğun alınması gerektiği belirtilirse, o takdirde cevaz
verilebilir.
Kadına ilâç vererek
veya döverek veya rahime bir şey salarak, ya da korkutarak çocuğunun düşmesine yol açmak veya
kürtajla almak cinayet kabul edilir. Bu, kadının kendi fiiliyle düşürülse yine
hüküm değişmez.
«Kıyamet günü kız
çocuğuna hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman...»[20]
Bu âyetle, diri diri öldürülen kız çocuklarının hakkının kıyamet günü
ortaya çıkarılacağı ve gereken kısaslanıa yapılarak
ilâhî adaletin tecelli edeceği açıklanıyor. Buradaki kısaslanıadan
maksad, cinayeti işleyene -suçuna uygun cezanın
verilmesidir. [21]
İbn Mes'ud (R.A.) Peygamber
(A.S.) Efendimize soruyor:
— Hangi günah daha büyüktür? Allah Resulü Cevap
veriyor :
— Seni yarattığı halde Allah'a denk, ortak ve
benzer koşman.
— Ondan sanra?
— Seninle beraber oturup (hazırlanan yemekleri) yer korkusuyla çocuğunu öldürmen...
— Ondan sanra?
— Komşunun karısiyle
zina etmen...[22]
[1] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/73-74.
[2] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/74.
[3] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/74.
[4] Et-Teşri'u'l-Cinâi'yi'l-lslâmî : C. 2/293.
[5] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/74-75.
[6] Et-Teşriul-Cinâi
: C. 2/295.
[7] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/75-76.
[8] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla
İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/76.
[9] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/76-77.
[10] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/77.
[11] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/77-78.
[12] El-Muğni
: C. 9/535.
[13] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/78-79.
[14] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/79.
[15] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/79-80.
[16] Et-Teşriu'1-Cinâî : C.
2/300-302.
[17] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/80.
[18] En'âm
Sûresi ; 151.
[19] İsrâ
Sûresi: 31.
[20] Tekvir
Sûresi . 8.
[21] Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 4/80-83.
[22] Buharı - Müslim: tbn Mes'ud (R.A.)'den.
Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı,
Uysal Kitabevi: 4/83.