12.1.1. Yenmesi Mubah Olduğuna Dair Hakkında Nass
Bulunanlar
12.1.1.2. Hem
Karada Hem de Denizde Yaşayan Hayvanlar
12.1.1.3. Kara
Hayvanlarından Helal Olanlar
12.1.2. Haklarında
Haramhğına Dair Nass Bulunan Hayvanlar
12.1.2.1. Bu
Hükümden Müstesna Olanlar
12.1.2.2. Eşek ve
Katırın Haramlığı
12.1.2.3. Yırtıcı Hayvan ve Kuşların Haramlığı
12.1.2.4. Dışkı
Yiyenlerin (Cellâle) Haramlığı
12.1.2.5. Habis (pis) Şeylerin Haramlığı
12.1.2.6. Sari'in Öldürülmesini Emrettiği Şeylerin Haramhğı
12.13. Hakkında Nass Bulunmayan ve Susulan Şeyler
12.1.3.2.
Zorunluluk Halinde Haram Olan Şeyi Yemenin Mübahlığı
12.1.3.5. Haram Olan Şeyin Yerine Yiyecek Bulan Kimse,
İsterse Bul' Duğu Bu Şey, Başkasının
Olsun,
12.1.3.8. İçkinin
Haç Olarak Kullanılması Mubah mıdır?
12.2.2. Kesimde
Gerekli (Vacib) Olanlar
12.2.3. Kesimde
Mekruh Görülenler
12.2.4. Can Çekişme veya Hastalık Halindeki Hayvanı
Kesmek
12.2.5. Kesim
Tamamlanmadan Önce Elleri Kaldırmak
12.2.6. Kesim Zor
Olduğunda Hayvanı Yaralamak
12.3.4. Boş Yere Hayvanları Telef Etmek
12. 3. 6. Silahla
ve Hayvanla Yapılan Avcılık
12. 3.7. Silahla Avlanmanın Şartları
12. 3.7.2.
Avcının, Okunu Attığı Esnada Allah'ın Adım Anması
12.3.8. Hayvanlar
İle Avlanmanın Şartları
12.3.8.1. Hayvanın Avcılık İçin Eğitilmesi
12. 3.8.1. Hayvanın Avı Yemeyerek, Sahibi İçin Tutması
12.3.8.3. Allah'ın
İsmini Anarak Hayvanı Göndermek
12.3.5.4. Ava
Başka Hayvanın Katılması
12.3.8.5. Yahudi ve Hıristiyanların Köpekleriyle Avlanma
12.3.9. Ava Diri
İken Yetişmek
12.3.10. Avın
Vurulduktan Sonra Ölü Bulunması
Et'ıme, «ta'am»ın
çoğuludur. Taam, insanın yiyerek kuvvet ve
enerji elde ettiği
şeydir.
Kur'an-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor :
«De ki: Bana vahyolunanlar arasında yemenin haram olduğuna
dair bir emir
bulamıyorum.» (En'am: 145)
Bunlardan sadece
nefsin meylettiği hoş şeyler helâl kılınmıştır. Allah Teâlâ
şöyle buyuruyor: «De kî: Size temiz olanlar helâl kılındı.» (Mâide: 4)
Burada «temiz olanlar»
ile, nefsin hoşlandığı ve arzuladığı şeyler kastolunmaktadır.
Buna benzer olarak Allah şöyle buyuruyor: «Onlara temiz şeyleri helâl, murdar
şeyleri haram kılar.» (A'râf: 157)
Yiyecek, bitki de
olabilir, canlı da. Bitkilerin pis, pisliğe bulaşmış, zararlı, sarhoş edici ve
başkasının hakkıyla alâkalı olan şeyler dışında kalanlarının tamamı helâldir.
Pis olana misal,
kandır.
Pislenmişe misal ise; Buharî'nin Meymûne'den
naklettiği: «Ne-bî aleyhisselam'a
içine fare düşmüş yağ soruldu. Nebî aleyhîsselam
şöyle buyurdu: «Onu ve çevresindeki yağı atın. Kalan yağınızı ye-yin.» hadisi gereğince içine fare düşmüş yağdır. Bu
hadisten, donmuş yağa ölü fare düştüğü zaman, onun ve çevresindeki yağın atılması,
farenin dokunmadığı kalan kısma ise birşey olmayacağı
hükmü alınmıştır. Sıvı yağa necaset düştüğünde ise, sıvı yağ tamamen necis olur.
Zararlı şeyler; zehir
ve diğerleridir. Zehir, akrep, an ve yılan gibi hayvanlardan çıkan zehirler ile
sıçan otu gibi bitki ve zehirli
otlardan çıkan
zehirlerdir. Bunun delili, Allah Teâlâ'nın «Kendinizi
öldürmeyin. Allah size merhametlidir.» (Nisa : 29) «Kendi ellerinizle
tehlikeye atılmayın.» (Bakara: 195) ayetleri İle Ebû Hüreyre'nin rivayet ettiği Nebî aleyhisselam'ın
«Kim kendisini dağdan atarak öldürürse, cehennemde ebedi olarak kalır ve oraya
ebedî olarak atılır.» hadisi ve «Kim kendisini bir okla Öldürürse, ebedî
olarak elinde oku kendisine batırır halde cehennemde kalır. Kim kendisini demir
ile öldürürse, ebedî olarak elinde demiri kendisini öldürür halde cehennemde
kalır.» buyruğudur. (Bu hadisi Buharî kaydetmiştir.)
Zehirin sadece zarar veren miktarı haramdır. Zehir dışında
toprak, çamur, taş, kömür gibi zararlı şeylerin haramhğının
delili ise Hz. Rasûl aleyhisselam'ın «Zarar vermek ve zararla karşılık vermek
yoktur.» buyruğudur.
Bu konuya, «tütün» de
dahildir. Çünkü o da sıhhate zarar verir ve tütün kullanımında malı israf \e
boşa harcama söz konusudur.
Sarhoş ediciler; şarab ve benzeri uyuşturuculardır.
Başkasının hakkıyla
alâkalı şeyler; çalınmış ve gasbedilmiş mallardır.
Çünkü bu tür mallardan hiçbiri helâl değildir.
Hayvanlar; deniz ve
kara hayvanları olarak ikiye ayrılır.
Deniz hayvanlarının,
bir kısmının yenmesi helâl, bir kısmının haramdır.
îslam, bunların tümünü tafsil etmiş ve açıkça ortaya koymuştur.
Allah Teâlâ, «Allah size, darda kalma dışında, haram
olanları genişçe açıklamıştır.» (En'am: 119)
buyuruyor.
Bu tafsilat üç durum
üzere gelmiştir:
Birincisi: Mubah
olanlara dair nass.
İkincisi: Haram
olanlara dair nass.
Üçüncüsü: Sâri'in sustuğu şeyler.
Şâri'in, mubah olduğu hakkında nass
koyduğu şeyler aşağıda sıralanmıştır.
Deniz hayvanlarının
tamamı helaldir. Zararlı olduğu bilinenler dışında hiçbiri haram değildir.
Bunların balık veya başka bir şey
olması, tutulmuş veya
ölü bulunmuş olması, müslüman veya ehli kîtab ya da putperestin avlamış
olması ya da karada benzeri bulunanlardan veya
bulunmayanlardan olması bu hükmü değiştirmez.
Deniz hayvanlarının
tezkiye (kesilme) zorunluluğu yoktur. Bu konudaki asıl, Allah Teâlâ'nın «Deniz avı ve onu yemek size de, yolculara da
geçimlik olarak helal kılındı.» (Mâide: 96)
buyruğudur.
îbn Abbas: «Deniz avı ve
yiyeceği, denizin ölüsü olan şeylerdir.» demiştir. (Bunu Dârekutnî
rivayet etmiştir.)
îbn Abbas'tan rivayete göre,
«onun yiyeceği» kelimesinin ma' naşı, Ebu Hüreyre'nin «Bİr adam Allah Rasûlüne: Ey
Allah'ın Rasûlü! Biz denizde yolculuk ediyoruz ve
yanımızda pek az su taşıyoruz. Onunla abdest alsak,
susuz kalırız. Deniz suyuyla abdest alalım mı?» diye
sormuş, O da : «Onun suyu temiz ve meytesi helaldir.»
buyurmuştu.» hadisi gereğince «meytesi»dir. (Bu hadisi Buharî ,Müslim, Tirmizî, Nesâî ve Ebû Davud rivayet etmiş, Tirmizi «Hasen-Sahih» demiştir. Tirmizi ayrıca «Bu hadisi Muhammed b. ismail
el-Buharî'ye sordum; 'sahihtir' dedi,» demiştir.)
Tuzlanmış balık: Uzun
müddet bozulmadan kalması için çokları balığı tuzlarlar ve pekçok
değişik türde tuzlanmış balık elde ederler. Bunların tümü temizdir ve zararlı
olmadığı sürece yenmesi helâldir. Zararlı oldukları zaman da, sıhhate
zararları sebebiyle haram olurlar.
Derdıri, Maliki ulemasından naklen şöyle demiştir:
«Allah'ın din kıldığı
İslam'a göre, salamura (tuzlanmış balık) temizdir. Çünkü o, ancak ölümünden
sonra tuzlanır ve ezilir. Akmış kan, ancak çıkışından sonra necis sayılır. Balığın ölümünden sonra eğer kan bulunursa,
bu kan şer'i kesimden sonra damarlarda kalan kan gibidir. Harici rutubetin
temiz olduğunda ise şüphe yoktur.»
Bu görüşü Hanefiler, Hanbeliler ve bazı Maliki fakihler
raez-heb edinmiştir.
Îbnü'l-Arabî şöyle demiştir: «Sahih görüşe göre, hem karada,
hem de denizde yaşayan hayvanlar yasaktır. Çünkü bu konuda helal kılan
deliller ile haram kılan deliller çatışmaktadır. İhtiyaten haram kılma delilini
öne çıkarırız.»
Diğer alimler ise,
—Öldürülmesi yasaklandığı için kurbağa dışında— karada yaşaması mümkün dahi
olsa, denizde yaşayan bütün hayvanların ölüsünün helal olduğu görüşündedirler.
Abdurrahman b. Osman'dan rivayete göre; «Tabibler
Nebî aley-hisselam'a kurbağayı ilaç yapmak için
öldürmeyi sordular. Nebî aleyhisselâm onların
öldürülmesini nehyetti.» (Hadisi Ebû
Dâvûd, Nesâî ve Ahmed kaydetmiş, Hâkim «sahih» demiştir).
Helal olduğuna dair nass bulunan kara hayvanları şunlardır:
Behîmetü'l-En'am: Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «Hayvanları da yaratmıştır. Onlarda
sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Onların etlerini de yersiniz.»
(Nahl: 5)
«Ey iman edenler! akidlerinizi yerine getirin. Size bildirilecekler dışında,
hayvanlar helal kılındı.» (Maide: 1)
Behîmetü'l-en'am; deve, inek, manda,
koyun (keçiyi de içerir) dur. Bunlara vahşi öküz, vahşi deve ve ceylanlar da
dahildir. Bunların tümü icma ile helaldir.
Sünnette ruhsat
verildiği sabit olanlar da, tavuk[1], at[2],
vahşi eşek[3],
keler, tavşan[4], sırtlan[5],
çekirge[6] ve
serçelerdir.
Keler: Müslim'in Ebu'z-Zübeyr'den rivayetine göre
,o şöyle demiştir: Cabir'e «keler»i sordum. «Onu ve
pisliğini yemeyin.» dedi. Yine İbnü'z-Zübeyr şöyle dedi: 'Ömer b. Hattab: «Nebî aleyhisselâm onu haram kılmadı. Allah onu birçok yönden
faydalı kıldı. Çobanın genelde yiyeceği odur. Eğer yanımda bulunsaydı ondan
yerdim.» demişti.'
îbn Abbas, Halİd
b. Velid'den rivayet ederek şöyle demiştir: O, Allah Rasulü ile birlikte, halası Meymune
binti Haris'in yanına girdi. Meymune
Allah Rasûlü'ne keler eti ikram etti. Bunu Necid'li akrabalan ona
getirmişlerdi. Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sel-lem, ne olduğunu öğrenmedikçe bir şey
yemezdi. Kadınlar, Nebi aleyhisselam'ın ondan
tattığını ve tadını Öğrendiğini görmeden ne olduğunu söylememe hususunda
anlaşmışlardı. Nebi aleyhisselâm onu sorup,
öğrenince, bırakıp, ondan tatmadı. Halid: «Bu haram mı?» diye sordu. Allah Rasûlü «Hayır. Fakat o, kavmimin toprağında bulunmayan bir
yiyecektir. Ben ondan hoşlanmıyorum.» buyurdu. Halid şöyle demiştir: «Ben onu
aldım ve Allah Rasûlü bakarken yedim.»
Sırtlan: 'Abdurrahman b. Ammar'dan rivayete
göre, şöyle demiştir: Cabir b. Abdullah'a «Sırtlan
yenilebilir mi?» diye sordum. «Evet» dedi. «O avlanabilir mi?» diye sordum
«Evet» dedi. «Sen bunu Allah Rasûlü'nden mi duydun?»
diye sordum. Yine «Evet» dedi. (Hadisi Tirmizi «Sahih
Senedle» kaydetmiştir.)
Şafiî, Ebû Yusuf, Muhammed ve İbn Hazm onun yenmesinin caiz olduğu görüşündedirler.
Şafii şöyle demiştir: Arablar onu tabiatlarına uygun ve hoş bulurlardı. Safa ile
Merve arasında satıp, aimaja
devam etmişler ve bu münker sayılmamıştır.
Bazı alimler, yırtıcı
olduğu için onun haram olduğu görüşündedirler. Fakat hadis bunların aleyhine
delildir.
Kirpi: Ebu Davud ve Ahmed'in
nakline göre, İbni Ömer'e «kirpi» soruldu. O; «De
ki: yenilmesi bana haram olduğu vahyolunan yiyecekler
arasında onu bulamıyorum,» (Enam: 145) ayetini okudu.
Şeyh İbn Ömer'in yanında: «Ebû Hüreyre'yi İşittim. Şöyle diyordu: Nebî aleyhisselam'ın yanında bu anıldı da şöyle buyurdu: «O
habislerden bir habistir.» dedi. İbn Ömer de: «Eğer
Allah Rasûlü böyle söylemiş ise, o söylediği gibi
(habis)dir» dedi.
(Bu hadis, îsa bin Nemîle'nin rivayetlerindendir. Bu ravi
zaif-tir.)
Şevkani şöyle demiştir: «Bu hadis, helalliğe dair genel
delillerden kirpiyi tahsis ettiği için salih değildir.»
Şevkani'nin söylediği genel prensibe dayanılarak,
onun yenmesi helal olur.
Malik, Ebu Sevr, Şafii ve Leys «Kirpinin
yenmesinde mahzur olmadığını» söylemişlerdir. Çünkü Arablar
onu tabiatlarına uygun bulmaktadırlar, üstelik hadis zaiftir.
Hanefİler ise mekruh saymışlardır.
Fare: Aişe, «fare» hakkında: «O haram değildir» dedi ve «Deki:
onu yenmesi haram kılındığı vahyedÜen yiyecekler
arasında bulamıyorum.» (En'am: 145) ayetini okudu.
Haşereler: Malik'e
göre «yer haşarelerini», akreb
ve böcekleri yemekte bir mahzur yoktur.
Kurtubî şöyle demiştir: «İbn Abbas ve Ebu'd-Derda'nın «Allah'ın helal kıldıkları helal, haram
kıldıkları haramdır. Sustuğu şeyler ise, afvolunmuştur.»
sözleri buna delildir.
Ahmed, kurtlu baklalar hakkında şöyle demiştir: Onlardan sakınmak
bana hoş gelir. Eğer iğrenilmiyorsa, (yenmesinde bir mahzur olmadığını)
umarım.
Kurtlu hurmaları kontrol etme hakkında da şöyle demiştir:
«Bunda bir mahzur
yoktur. Nebi aleyhisselam'dan rivayete göre, O'na
eski hurma getirilmişti. Nebi aleyhisselam da onu
kontrole ve kurt çıkanları temizlemeye başlamıştı.»
İbn Kudâme şöyle demiştir: «Bu
en güzelidir.»
İbn Şihâb, Urve,
Şafiî, Hanefiler ve Medine âlimlerinin bazıları, yer haşarelerini
yemenin caiz olmadığı görüşündedirler. Yılan, fare gibi ve bunlara benzeyen
öldürülmesi caiz olan bütün diğer haşereleri yemek de, bunlara göre caiz
değildir. Yine onlara göre bunlar tezkiye edilemez (kesilip, temiz
sayılamazlar.
Şafii şöyle demiştir:
«Tarla faresi ve arap tavşanında da bir mahzur
yoktur.»
«Serçe»nin yenilmesi hakkında Allah Rasûlü
şöyle buyuruyor: «Bir serçe öldüren bir insan, onun üzerindeki hakkını yerine
getirmezse, Allah Teâlâ bunu ondan sorar.» «Ey
Allah'ın Rasûlü onun hakkı nedir?» diye soruldu. «Onu
keser ve yer. Başını koparıp, atmaz.» buyurdu.
(Hadisi Nesâi kaydetmiştir.)
Sahabeden bazıları
Nebi aleyhisselam'la beraber kuş eti yemiştir.
(Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizi kaydetmiştir.)
Allah'ın kitabında haramhğına dair nass bulunan yiyecekler
on şeyle sınırlandırılmıştır: «Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına
kesilenler, canlan çıkmadan önce kesmemişseniz, boğulmuş, bir yerine vurularak
öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından yenmiş olanlar,
dikili taşlar üzerine boğazlananlar ile fal oklanyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fasık-hktır.» (Maide : 3)
Bu ayet, aşağıdaki
ayette anılanların tafsilatıdır:
«Deki: Bana vahyolunanda, leş, akıtılmış kan, domuz eti —ki pistir— ve
günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilen hayvandan başkasını yemenin
haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum.» (En'am :
145)
Burada mücmel olarak
dört şey anılmıştır, önceki ayette ise bunlar açıklanmıştır, iki ayet arasında
birbirini olumsuzlama yoktur.
Diriden kesilen parça
da bunlara dahildir. Delili Ebu Vakidi'I-Leysi'nin şu hadisidir: Allah Rasûlü
şöyle buyurdu: «Diri iken hayvandan kesilen parça, meyte(leş)dir.»
(Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî
kaydetmiş, Tirmizî «Hasen'dir.
İlim ehli yanında amel böyledir.» demiştir.)
a) Balık ve
çekirge meytesi: Çünkü bunlar îbn
Ömer'in şu hadisi gereğince temizdirler. Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu: «Bize iki meyte ve iki kan helal
kılındı, iki meyte balık ve çekirge, iki kan ise
ciğer ve dalaktır.»
(Hadisi Ahmed, Şafii, îbn Mâce, Beyhakî ve Dârekutnî kaydetmiştir. Hadis zayıftır. Fakat, Ebû Zur'a ve Ebû
Hatem'in dediği gibi İmam Ahmed
mevkuf olarak sahihlemiştir. Bu onun merfu hükmünde olması gibidir. Çünkü sahabenin, «Şu bize
helal kılındı, bu bize haram kılındı.» sözleri «sununla emrolunduk,
menedil-dik» sözleri gibidir. Bu hadisi tekid eden şeyler geçmişti.)
Meytenin haram olması ile kastedilen, etinin yenmesidir. Bunun
dışında ise temiz olup, ondan faydalanmak helaldir.
b) Meyte'nin kemikleri, derisi, tırnaklan, tüyleri, kulan, boynuzları
ve bu cinsten olan her şeyi temizdir. Çünkü bunların tümünde aslolan temiz olmadır. Necis
olduklarına dair bir delil yoktur.
Zührî, fil ve benzeri meytenin
kemikleri hakkında şöyle demiştir: «Selef alimlerinden bir gruba yetiştim,
onlardan tarak yapıyorlar ve yağlarını kullanıyorlar ve bunda bir mahzur da
görmüyorlardı.» (Bunu Buhari kaydetmiştir.)
îbn Abbas'tan yapılan rivayete
göre, o şöyle demiştir: Meymû-ne'nin azadlı kölesine bir koyun tasadduk
edildi. Koyun öldü. Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem ona rastladı ve «Bunun derisini
alsanız da, tabakladıktan sonra ondan faydalansınız.»
buyurdu. «O meytedir.» dediler. Nebi aleyhisselam: «Onun ancak yenmesi haramdır.» buyurdu.
(Hadisi Buhari, Müslim, Nesâi, Ebû Davûd ve İbn
Mâce kaydetmiştir. Ancak îbn
Mâce onu Meymune'den
nakletmiştir. Buhari ve Nesâi'de
tabaklamadan bahsedilmemiştir.)
îbn Abbas'tan yapılan rivayete
göre, o; «Deki: Bana vahyolu-nanlarda
haram kılınan bir şey bulamıyorum.» ayetini okudu ve şöyle dedi: «Ancak onun
yenilmesi haramdır, o da etidir. Derisi, dişleri, kemikleri, tüyleri ve yünü
ise helâldir.» (Hadisi îbn Münzir
ve îbn Hatim kaydetmiştir.)
Yine meyteden diğer faydalanma şekilleri de böyledir. Çünkü
sahabe, Irak memleketini fethettikleri zaman mecusilerin
peynirlerini —onların kestiklerini meyte saymalarına
rağmen— infihat (afvolunmuşluk)
ile amel ederek yemişlerdir.
Selman-ı Farisî'nin,
peynir, yağ ve postlarını sorduklarında şöyle dediği sabit olmuştur: «Helal,
Allah'ın kitabında helal kıldığıdır, haram da Allah'ın kitabında haram
kıldığıdır; sustuğu şeyler ise, afvolunanlardır.»
Malumdur ki, bu soru, Selman'a, Ömer b. Hattab'm Medain naibi iken Mecusilerin peyniri hakkında sorulmuştur:
c) Kan
: Az olanı afvolmuştur.
Ibn Cüreyc'den rivayete göre,
o, «Akan kan» ayeti hakkında şöyle demiştir: «Akan, hareket eden demektir.
Damarlarda akanın bir mahzuru yoktur.» (Bunu Ibn Münzir kaydetmiştir.)
Ebû Micİez'den rivayete göre;
o, koyunun boğazında kalan veya tencerenin üzerinde biriken kan hakkında şöyle
demiştir: «Bir mahzur yoktur. Nehiy ancak akan
kandadır.» (Bunu İbn Hümeyd
ve Ebu'ş-Şeyh nakletmiştir.)
Âişe (r.a.) dan rivayete göre, o şöyîe
demiştir: «Biz et yerdik de, kan tencerenin üzerinde birikmiş olurdu.»
Haramlar içine ehli
eşek ve katır da girer. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
«Sizin için atları, katırları ve merkebleri binek ve
süs hayvanı olarak yaratmıştır.» (Nahl: 8)
Ebû Dâvûd ve Tirmizı'nin «Hasen» senedle Mikdad bin Ma'dikerb'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam
şöyle buyurmuştur:
«Dikkat edin! Bana
kitap ve yanında bir misli verildi. Dikkat edin! Koltuğuna dayanmış şişman bir
adamın; «Size bu kitab'ı tavsiye ederim. Onda helal
kılınmış olarak bulduklarınızı helal sayın. Haram olarak bulduklarınızı da
haram bilin.» demesi yakındır. Dikkat edin! Size ehli eşek, yırtıcı köpek
dişliler ve sahibinin müstağni olması dışında muahidin
(anlaşmalının) kayıp eşyası helal de-ğfldir. Bîri,
bir kavime konuk olduğunda, ona ikram etmeleri onların üzerine bir borçtur.
Eğer ikramda bulunmazlarsa, onun onlardan ikram miktarını alma hakkı vardır.»
Enes (r.a.)'dan
rivayete göre, o şöyle demiştir: Nebi aleyhisselam Hayber'i fethettiği zaman, şehirde merkebleri
yakaladık, onları pişirdik. Nebi aleyhisselam:
«Dikkat edin! Allah ve Rasûlü, sizi ondan menediyor. Çünkü o şeytanın işlerinden olan bir pisliktir.»
diye seslendi. Bunun üzerine kazanlar devrilip içindekiler döküldü. (Hadisi Buhari, Müsüm, Ebû Dâvûd, Nesâî
ve Tirmizî kaydetmiştir.)
Câbir (r.a.)'dan rivayete göre şöyle demiştir: «Nebi aleyhisselam Hayber günü bize merkeb ve katırları yasakladı. Atlardan ise bizi men
etmedi.»
Ibn Abbas'ın ehil eşekleri
mubah saydığı rivayet edilmiştir. Sahih olan, onun bu hususta duraklayarak:
«Bilemiyorum, Nebi aleyhisselam, onları halkın
mallarını taşıdıklarından yük hayvanlarının gitmesini hoş görmeyerek mi
menetti, yoksa ehli eşeklerin etini Hayber günü mü
haram kıldı.» demiştir. (Bunu Buhari kaydetmiştir.)
Yırtıcı hayvan ve
kuşlar, İslâm'ın haram kıldıkları arasındadır.
Müslim'in îbn Abbas'dan rivayetine göre,
şöyle demiştir: «Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem bütün yırtıcı köpek dişlileri ve
bütün pençeli kuşları menetti.»
Köpek dişli yırtıcılar
ile, kurt, arslan, köpek, pars, panter, kedi gibi
insanların canları ve mallarına zarar veren hayvanlar kastedilmektedir.
Bunların tümü, alimlerin cumhuruna göre haramdır.
Ebû Hanife «Et yiyen bütün
hayvanlar, yırtıcıdır. Fil, sırtlan, tarla faresi ve kedi de yırtıcılardandır.»
demiştir.
Şafii ise, haram olan
yırtıcıların; arslan, panter, kurt gibi insanlara
saldıran hayvanlar olduğu görüşündedir.
Malik'in «Muvatta» da, Ebû Hüreyre'den rivayetine göre Nebî aleyhisselam
şöyle buyurmuştur: «Köpek dişli bütün yırtıcıları yemek, haramdır.»
Malik bu hadisin
ardından şöyle demektedir: «Bize göre, iş (hüküm) böyledir.»
îbn Kasım, Malik'den bunların
«mekruh olduğu» görüşünü de nakletmiştir. Malikîlerin çoğunluğu da bu görüşü
benimsemiştir.
Şafii ve Ebû Hanife'nin ashabı tilki
yemeyi caiz görmüşlerdir.
îbn Hazm da fil ve samuru caiz
bulmuştur.
Maymun yemek haramdır.
Ebû Ömer şöyle demiştir: «Müslümanlar, Rasûlüllah'ın menetmesi sebebiyle maymun yemenin haram
olduğunda icma etmişlerdir.»
Pençeli kuşlara
gelince, bunlar doğan, şahin, kartal, kerkenez, İtinaca ve benzerleri gibi
pençeleriyle saldıran kuşlardır. Alimlerin cumhuruna göre bunları yemek
haramdır.
Mâlik ise —dışkı
yiyenlerden bile olsalar— bunların mubah olduğu görüşündedir.
Cellâle, deve, inek, koyun, tavuk ve benzeri hayvanlardan
kokulan değişecek derecede dışkı yiyenlerine denir. Bunlara binmenin,
etlerini yemenin ve
sütlerini içmenin men edildiği varid olmuştur.
İbn Abbas'dan rivayete göre, o
şöyle demiştir: «Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem dışkı yiyen hayvanın sütünü içmeyi
yasakladı.»
(Hadisi Buharî, Müslim, Nesâi, Tirmizî ve Ebü Dâvûd kaydetmiş, Tirmizî «sahih»
demiştir.)
Bir rivayette: «Dışkı
yiyen hayvana binmeyi yasakladı.* (Bunu da Ebû Dâvûd kaydetmiştir.)
Amr b. Şuayb'ın babası yoluyla
dedesinden rivayete göre, o şöyle demiştir: «Allah Rasûlü,
ehli eşek etini yemeyi cellâleye (dışkı yiyen
hayvana) binmeyi ve etini yemeyi menetti.» (Hadisi Ahmed,
Nesâi ve Ebû Dâvûd nakletmiş tir.)
Eğer dışkı yiyen
hayvan, dışkının olmadığı bir yere hapsedilir ve temiz yiyecek verilirse, eti
temiz olur ve cellâle ismi kalkıp helâl olur. Çünkü,
nehyin illeti tağyir (değişiklik)dir
ve artık ortadan kalkmıştır.
Kur'ân'ın koyduğu şu tafsilat, haram olan şeyler için genel bir
kaidedir: Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: «Temiz oîan şeyleri onlara helâl, pis (habis) olan şeyleri de
onlara haram kılar.» (A'râf: 157)
Temiz (tayyib), haramlığı hakkında nass varid olanlar dışında insanların tabiatına uygun olan ve
lezzet duydukları şeylerdir. Habis olanlar ise, haramdır.
Şafii ve Hanbelilere göre tayyib (temiz)
olanlar, arabın tabiatına ve damaklarına uygun olan
şeylerdir. Arab olmayanların değil.
Arabdan kastedilen, şehir ve köylerde oturanlardır, badiye'de (çöl'de) oturanlar değil.
Derariyyi'l-Mudiyye kitabında; «Sırf arapların değil, insanların tabiatına uygun olandır,»
diyenlerin görüşü tercih edilerek, şöyle denmiştir: «İnsanların habis bulduğu
hayvanlar, illet veya ihtiyat sebebiyle değil, sırf onları habis buldukları
için haramdırlar. Eğer sadece bazıları habis buluyorsa (insanların yemeyi terkettikleri yer haşereleri ve diğer pek çok hayvan gibi)
çoğunluğa itibar edilir. Bunların haram kılınmaması, bu prensipten tahsis
edildiklerini göstermektedir.
Eğer bırakılması, çoğunlukda değil de, habis sayılması sebebiyle ise bu
«Onlara habisleri haram kılar» ayetinin hükmü altına dahil edilir.
Sümük, balgam, ter,
meni, hayvan tersi, kene, pire ve benzeri pis görülen şeylerin tümü habisler
içine dahil edilir.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve seüem'in öldürülmesini emrettiği ve öldürülmelerini
yasakladığı hayvanların yenmesi bazı alimlere göre haramdır.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in öldürülmelerini emrettiği hayvanlar beş tanedir.
Bunlar; «karga, çaylak, akrep, fare ve kuduz köpek»tir.
Buharî, Müslim, Tirmizî ve Nesâi'nin Aişe (r.a.)'dan
rivayetine göre, Allah Rasûlü aleyhisselam
şöyle buyurdu: «Beş hayvanın tümü vahşilerden olup, haremde öldürülürler:
Karga, çaylak, akrep, fare ve kuduz köpek.»
öldürülmeleri menedîlen hayvanlar ise; «karınca, arı, hüdhüd
kuşu ve göçeğen kuşu»dur.
Ebû Davud'un îbn Abbas'dan «sahih isnadîa» naklettiğine go-re, Nebi
aleyhisselam dört hayvanı öldürmeyi menetmiştir:
Karınca, arı, hüdhüd göçeğen
kuşu.
Şevkanî bu görüş ve rivayeti münakaşa ederek şöyle diyor:
«Denmiştir ki: Zehirli keler, beş hayvan ve benzeri gibi bir şeyin öldürülmesinin
emredilmesi ve karınca, arı, hüdhüd, göçeğen kuşu ve benzerleri gibi bir şeyin öldürülmesinin nehyedilmesi, bunların yenmesinin haram oluşunun
sebeplerindendir. Şarî, öldürülmesi emredilen veya nehyedilen hayvanların yenmesinin de haram olduğunu gösteren
bir söz söylememiştir ki emir ve nehiy buna dair bir
delil olsun. Bu konuda ne akli ne de örfi bir gereklilik te
yoktur. Üstelik bunların tahrim asıllarından biri
kılınmasına da hiçbir yol yoktur. Eğer öldürülmeleri emredilen veya nehyedilenler, «habais» sınıfına
girenlerden olsaydı, bunların haramlığı, ayeti kerime sebebiyle olurdu. Eğer habaisden değillerse, helâlin asilliği ve bu husustaki
diğer külli deliller ile amel edilerek helal sayılırlar.»
Şari'in sustuğu ve haramlığına dair bir nassın
bulunmadığı şeyler, üzerinde ittifak olan kaideye uyularak helal sayılırlar.
Bu; «eşyada asi olan ibahadır (mübahlıktır).»
kaidesidir. Bu prensip, İslam'ın temel esaslarından biridir.
Bu kaideyi ortaya koyan
pek çok nass gelmiştir. Allah Sübhanehû'nun
şu ayeti bunlardandır: «Dünyadakilerin tümünü sizin için yarattı.» (Bakara: 29)
Dârekutnî'nin Ebû Sa'lebe'den
rivayetine göre, Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Allah farzlan farz kılmıştır, onları zayi etmeyin. Hududlar koymuştur, onları aşmayın. Bazı şeylerde de
unutmasından değil, size olan rahmetinden dolayı susmuştur, onlan
da araştırmayın.»
Selman-i Farisî'den
yapılan rivayete göre, Rasûl aleyhisselam'a
yağ, peynir ve post soruldu. Şöyle buyurdu: «Helal, Allah'ın kitabında helal
kıldığıdır. Haram da Allah'ın kitabında haram kıldığıdır. Sustuğu şeyler ise
sizi bağışladığı şeylerdir.»
(Hadisi İbn Mâce ve Tirmizî
kaydetmiş, Tirmizi «Hadis garibtir.
Sadece bu yoldan biliyoruz.» demiştir. Aynca Hâkim «Müstedrek» inde bunu şahid olarak
kaydetmiştir.)
Buharı ve Müslim'in Sa'd b. Ebî Vakkas
(r.a.)'dan rivayetine göre, Allah Rasûlü aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Müslümanların, müslümanlara en zararlı olanı insanlara haram kılınmamış
bir şeyi sorup, bu sorusu sebebiyle onun haram kılınmasına neden olan
kimsedir.»
Ebu'd-Derda (r.a.)'dan rivayete
göre, Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem: «Allah'ın kitabında helal kıldığı
helaldir. Allah'ın kitabında haram kıldığı da haramdır. Sustuğu şeyler ise afvolunmuştur. Allah'ın afiyetini kabul edin. Allah hiçbir
şeyi unutmamıştır.» buyurdu ve «Rabbini unutma tutmaz.» (Meryem: 64) ayetini
okudu.
(Hadisi Hâkim ve Bezzâr kaydetmiş ve her ikisi de sahihle-miştir.)
İslam memleketlerinin,
dışardan ithal ettikleri etleri yemek şu iki şartla helaldir:
1- Allah'ın
helal kıldığı hayvanların etleri olmalı.
2- Şer'i
kesim ile kesilmiş olmalı.
Haram kılınmış etler
(domuz gibi) olmaları veya kesimlerinin şer'i olmaması sebebiyle, bu iki şartın
yerine getirilmediği durumlarda, mahzurlu olurlar ve yenmeleri helal olmaz.
Çağımızda bu iki
şartın yerine getirildiğini bilmenin kolay bir yolu vardır. Çoğunlukla bu
etler, üzerlerinde içindekileri ve çeşitlerini belirten yazılar bulunan kutularda
saklanmaktadır. Bu ma'lumatla yetinmek mümkündür.
Çünkü aslolan bunlarda genellikle doğru bilgi
verilmesidir.
Daha Önceki fakihler buna benzer konularda fetva vermişlerdir. Şafii
kitaplarından olan Hatib eş-Şerbini'nin
«el-îkna»sında şöyle denmektedir: «Eğer fasık veya kitabı, mesela bir koyunun kesilmiş olduğunu
haber verse, onu yemek helal olur. Çünkü bunlar hayvanlarım kesenlerdendir.
Mecusi memleketinde bulunulsa ve müs-lümanlar hayvanın müslüman veya mecusi tarafından kesildiğini bilemese, mubah, kılan
kesimde şüphe olduğu ve kesimin bulunmaması bu memlekette asıl olduğu için
bunları yemek helal olmaz. Evet. Eğer müslümanlann
çoğunlukta bulunduğu (İslam memleketleri gibi) yerlerde ise, helal olması
gerekir. Kesimi hayvanı helal yapmayan bütün insanlar da, mecusilerin
hükmüne dahildir.»
Darda kalanın, meyteyi, domuz etini, yenmesi helal olmayan hayvan ve diğer
şeyleri yemesi, hayatın korunması ve canın ölümden kurtarılması içindir.
Burada mübahlık, Allah'ın: «Nefislerinizi öldürmeyin.
Allah size karşı merhametlidir.» (Nisa: 29) ayeti gereğince vücub ifade eder.
Kişi, helak olacak
veya Ölümcül hastalığa tutulacak derecede aç kalırsa, darda kalmış sayılır. Bu
kişinin itaatkâr veya isyankâr olması eşittir.
Allah Sübhanehû şöyle buyuruyor: «Fakat darda kalana, başkasının
payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere o günah sayılmaz. Allah
bağışlayandır ve merhamet edendir.» (Bakara : 173)
Ebû Davud'un el-Fuci'el-Amiri'den rivayetine
göre. O, Nebî aleyhisselam'a gelerek: «Bize meyteden ne helal?» diye sordu. Nebi aleyhisselam
«Yiyeceğiniz nedir?» buyurdu. Biz: «Sabah içilen süt ile akşam içilen süttür»
dedik: «Bu, babamın hakkı için açlıktır.» buyurdu ve bu durumda, onlara meyteyi helal kıldı.
îbn Hazm şöyle demiştir :
«Zaruretin sınırı, bir
gün ve bir geceyi, içecek ve yiyecek bir-şey bulamadan geçirmektir. Eğer bu
durumun sürmesiyle zayıf düşmekten, öleceğinden veya yolundan geri
kalacağından korkarsa, canım açlık ve susuzluktan, ölmekten kurtaracak şeyi
içmesi ve yemesi ona helaldir. Bizim buna koyduğumuz sınır İse, bir şey yemeden
bir gün ve bir gece geçirmesidir. Delili de Nebî aleyhisselam'in
oruçluya, bir gün bir gece visal yapmayı haram kılmasıdır. Yine bizim
görüşümüze göre, bu süre dolmadan ölümden korkarsa, o darda kalandır.»
Malikiler, «üç gün bir
şey yemeyen kimse, Allah'ın haram kıldığı şeylerden —başkasının malı bile
olsa— kolayına geleni yiyebilir.» görüşündedir.
Darda kalan, meyteden hayatını koruyacak ve yaşamasını sağlayacak
kadarını yiyebilir. İhtiyacı kadarını nzık edinmesi
ve zaruret halini gidermesi hakkıdır.
Malik ve Ahmed'den yapılan bir rivayete göre, Ebû
Davud'un Câbir bin Semüre'den naklettiği aşağıdaki hadis gereğince bununla
doyması da caizdir. «Bir adam Harre'de konakladı.
Yanındaki devesi öldü. Hanımı ona: «Yağım ve etini ayırarak
derisini yüz de onu yiyelim.» dedi. Adam «Allah Rasûlü'ne
sormadan olmaz.» dedi. O'na sordu. Nebî aleyhisselam:
«Yanında seni ondan müstağni kılacak bir şey var mı?» diye sordu. Adam «Hayır»
deyince Nebî aleyhisselam: «Onu yeyin» buyurdu.
Ebû Hanife'nin arkadaşları:
«Ondan doyacak kadarını yiyemez.» demiştir.
Şafii'nin ise iki
görüşü vardır.
Kişi, başkasının malı
bile olsa, yiyecek bir şey bulamadığı zaman «darda kalan» hükmünde olur. Eğer
darda kalır ve başkasının malı olan bir yiyecek bulursa, sahibi izin vermiş
olmasa bile onu yer. Âlinjler bu konuda ayrılığa
düşmemişler, ancak tazmini konusunda ihtilaf etmişlerdir.
Âlimlerin çoğu; «kişi
açlığa düşüp darda kalır ve hazır olmayan birinin mâlik olduğu bir yiyecek
bulunursa, ondan alması hakkıdır. Sonra onu tazmin eder. Çünkü darda kalma,
başkasının hakkını ibtal etmez.» demişlerdir.
Şafii ise; «tazmin
etmez, çünkü Şâri'in izni bulunması sebebiyle «darda
kalma» durumu mesuliyeti kaldırır, tzin ve tazmin bir
arada bulunamaz.» demiştir.
Eğer yiyecek bulunur
ve sahibi onu almasını engellerse, «darda kalan» gücü yettiği zaman onu zorla
alır.
Malikîler şöyle
demiştir: «Bu durumda «darda kalandın, darda kaldığını bildirdikten sonra,
yiyecek sahibiyle silahlı mukatele etmesi caizdir.
Eğer yiyecek sahibi yiyeceğini vermezse onunla savaşır. Bu sırada o ölürse
—darda kalana yiyeceği bağışlaması vacib olduğu için—
kanı heder olur. Eğer darda kalan ölürse, ona kısas gerekir.»
İbn Hazm şöyle demiştir: «Darda
kalanın müslüman veya zımmı
malı bulamadığı durumda, haram olan şeyleri doyuncaya kadar yemesi ve helal
olanı buluncaya değin onlarla rızıklanması helaldir.
Bunları bulduğu zaman, bu haram olan şeyler tekrar haramlık durumlarına
dönerler. Müslüman veya zımminin malını bulduğu zaman,
«Açları doyurun.» hadisi gereğince, Allah Rasûlü'nün
yemesini emrettiği bir şeyi bulmuş olur ve ondan yeme hakkı doğar. Bu durumda
olan kimse, meyteyi yeme zorunda olan «darda kalmış»
kimse değildir. Eğer zulümle bundan menedilirse, o
zaman «darda kalmış» sayılır.»
Âlimler, darda kalana
haramların mubah olduğunda müttefik olup, hiç biri buna muhalefet etmemiştir.
Ancak, içkinin (hamr) tedavide kullanılması hususunda ayrılığa
düşmüşlerdir. Bazıları bunu meneder, bazıları ise
mubah sayar. Zahir olan, menedilmenin tercih
edilmesidir. İnsanlar İslâm'dan önce cahiliyyede
iken, hamrı ilaç olarak kullanırlardı. İslâm gelince,
onları hamrla tedaviden menetti ve onu haram kıldı.
İmam Ahmed, Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Tarık b. Süveyd el-Cu'fi'den rivayetine
göre; o, Allah Rasûlü sallallahu
aleyhi ve sellem'e hamr'ı
sordu. Nebi aleyhisselam onu menetti. Tank: «Ancak
ben ondan ilaç yapıyorum.» dedi. Nebî aleyhisselam
şöyle buyurdu: «O deva değil, bilakis ezadır,»
Ebû Davud'un Ebu'd-Derdâ'dan rivayetine göre,
Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Allah
hastalığı da ilacı da indirmiştir. Her hastalığın devasını halketmiştir.
Tedavi olun, fakat haram olan şeyle değil.»
İslam'dan önce araplar bazı durumlarda, havanın soğukluğundan dolayı içki
içerlerdi. İslâm onları bundan da menetmiştir.
Ebû Davud'un rivayetine göre, Deyîem el-Himyerî Nebi aleyhis-selam'a: «Ey Allah'ın Rasûlü,
Biz soğuk bir yerde yaşıyoruz. Orada çok çalışmaya alıştık. Biz buğdaydan şarap
yapıp, onunla işimizde ve beldemizin soğuğuna karşı kuvvet alıyoruz.» dedi.
Nebî aleyhisselam: «O sarhoş ediyor mu?» diye sordu.
Deylem, «Evet» dedi. Nebî aleyhisselam:
«Ondan sakının.;- buyurdu. Deylem: «Halk onu terketmez.» deyince Nebî aleyhisselam:
«Eğer bırakmazlarsa onlarla savaşın.» buyurdu.
İlim ehlinden
bazıları, haramın yerine geçecek helal olan bir ilaç
bulunmaması şartıyla içki (hamr) ile tedaviye cevaz
vermiştir. Ayrıca tedavi olanın onunla lezzet ve neşeyi amaçlamamasını ve tabibin
tayin ettiği miktarı da aşmamasını şart koşarlar .
Fakihler, «darda kalma» durumunda hamr
içmeyi caiz gördükleri gibi bunu da boğazına lokma tıkanıp neredeyse boğulacak
olan ve hamrdan başka boğazına dökecek bir şey
bulamayan veya soğuktan helak olacak olup, bu helaktan
onu bir bardak veya bir yudum şaraptan başka kurtaracak bir şey bulamayan veya
kalb darlığına düşüp neredeyse ölecek duruma gelen
ve bu tehlikeyi muayyen miktarda şarap içmekten başka bir şeyin
gideremeyeceğini bilen ya da tabibin bildirdiği
kimseleri örnek olarak verirler.
Bu durumlar, haramları
mubah kılan zaruretler sınıfındandır.
Kesim mânâsına gelen
(zekat) aslında» temizleme» anlamındadır. Bu yüzden «kesime» ad olmuştur.
Çünkü şer'i kesim, onu «temiz» yapar.
«Zekat»ın mânâsı «tamhk»tir da
denmiştir. «Falan zekidir,» dendiğinde «anlayışı tamdır» anlamı kastedilir.
Burada «zekat»la,
hayvanın kesilmesi, yutak ya da yemek borusunun
kesilerek boğazlanması kastedilmektedir. Yenmesi helal olan hayvanların —balık
ve çekirge dışında— ancak tezkiye (şer'i kesim) ile yenilmesi caiz hale gelir.
Şer'i kesimde aşağıdaki
şartlar vacibdir :
1- Kesenin,
âkil olması gerekir. Dişi veya erkek, müslüman ya da zımmi olması eşittir.
Sarhoş, mecnun veya
mümeyyiz olmayan çocuk gibi ehliyetsizin ise, kestiği helal değildir. Putlara
tapan müşrik, zındık ve İslâm'dan dönmüş mürtedin
kestiği de helal değildir.
Kitab ehli, mecusi ve sabiîlerin durumuna gelince :
a- Kitab ehlinin
kestikleri:
Kurtubî şöyle demiştir: îbn Abbas şöyle dedi: 'Allah Teâlâ:
«Üzerine Allah'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin.» (En'am: 121) buyurmuş, sonra da: «Kitap verilenlerin yemeği
size helal, sizin yemeğiniz de onlara helâldir.» (Mâide:
5) buyurarak bu
hükümden (Yahudi ve hristiyanların kestiklerini) istisna etmiştir.»
Eğer hıristiyan, kesim sırasında «Mesih adma»,
yahudi de «Aziz adma» dese
bile. Bu onlann kendi dinleri üzerine kesimleridir.
'Atâ şöyle demiştir:
«Hıristiyanların kestiklerinin tümü, «Mesih adma»
bile deseler helaldir. Çünkü Allah azze ve celle onlann ne söylediklerini
bildiği halde kestiklerini mubah kılmıştır.
Kasım b. Müleymİre de şöyle demiştir: «Sercis
(kiliselerinin ismi) adına» kesmiş dahi olsalar, bütün kestikleri helaldir.»
Bu Zührî,
Rebi'a, Şa'bî ve Mekhûl'ün de görüşüdür.
Sahabeden Ebû'd-Derdâ ve Ubâde b. Sâmit'ten de bu görüş
nakledilmiştir.
Bir grup: «Kitabi'nin
Allah'tan gayrisinin ismini andığını işitirsen, kestiğini yeme.» demiştir.
Sahabeden Âişe, Ali ve îbn Ömer bunu
söylemiştir. Bu aynı zamanda Tavus ve Hasan'ın da görüşüdür. Bunlar: «Allah'ın
ismi anılmadan kesilenleri yemeyin. Çünkü bu Fısktır.»
(En'am: 121) ayetine dayanmışlardır.
Malik: «Bunu mekruh
görüyorum,» demiş ve haram saymamıştır.
b- Mecusi ve Sabiilerin
kestikleri :
Fakihîerin, mecusilerin kestikleri
hakkındaki ihtiiafîan, onlann
dinlerinin aslı hakkındaki ihtilaflarına dayanmaktadır. Bazdan onlann kitap ehli oldukları ve kitaplarının kaldırıldığı
görüşündedirler.
Mecusüerin kitab ehli oldukları
görüşüne .sahip olanlar, onları «Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size
helaldir.» ayetine dahi! ederek kestiklerinin helal olduğunu söylemişlerdir.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem: «Onlara, kitab ehlinin
sünneti ile muamele ediniz.» buyuruyor.
İbn Hazm mecusiler
hakkında şöyle demiştir: «Onlar ehli ki-tapdır.
Onlara her konuda kitap ehlinin hükmü gibi hüküm verilir.»
Ebû Sevr ve Zahirîler bu görüşü benimsemiştir.
Fakihîerin cumhuru ise, onların kestiklerini haram sayarlar.
Çünkü bunlara göre «mecusiler müşriktirler.»
Sabiiler[7] hakkında ise «Kestikleri caiz değildir.» denildiği gibi
«caizdir» de denmiştir.
2- Hayvanın
kesildiği aletin kan akıtmayı ve boğazı kesmeyi mümkün kılacak şekilde kes kin
[eştirilmiş olması gerekir. Meselâ; bıçak gibi kesecek ağzı olan taş, ağaç,
kılıç, cam ve çakı gibi. Diş . ve tırnakla kesim olmaz.
Malik'in rivayetine
göre; koyun çobanlığı yapan bir kadın, hastalanmış ve bir koyunu taşla tezkiye
etmiş (kesmiş)ti. Allah Rasûlü'ne bu durum
sorulduğunda, «Bunda bir mahzur yoktur,» buyurmuştur.
Allah Rasûlü sallallah aleyhi ve sellem'den rivayete göre, O'na «Merv
ve asa kenarıyla kesim yapabilir miyiz?» diye soruldu. Nebi aleyhisselam
şöyle buyurdu: «Acele davran ve kan akıtacağın şeyi bile (keskinleştir).
Üzerine Allah'ın adını an ve onu ye. Diş ve tırnakla ise kesilmez.» (Hadisi
Müslim kaydetmiştir.)
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, şeytan neşterini (cildi kesip, şah damarlarım
kesmeden yapılan kesimi) nehyetti.
(Hadisi Ebû Dâvûd îbn
Abbas'tan nakletmiştir. İsnadında Amr
bin es-San'ani vardır. Bu ravi
zaiftir.)
3- Boğaz ve
yemek borusunun kesilmesi. Bunların koparılması ve boğaz damarlarının kesilmesi
şart değildir. Çünkü bunlar, onİarsız hayatın
söndürülemeyeceği yiyecek ve içeceğin geçtiği yerlerdir.
Öldürmeden kasıt da budur. Eğer baş vücuttan aynhrsa,
bu kesim haram değildir. Yine kesimin enseden yapılması da —alet kesim mahalli
olan yere kadar gelip, orayı keserse— hüküm aynıdır.
4- Besmele
çekmek. Malik şöyle demiştir: «Allah'ın ismi anılmadan kesilen her hayvan,
haramdır. Bunun kasten veya unutarak terkedilmesi
eşittir.»
Bu görüş, îbn Şîrîn ve kelamcılardan bir grubun da görüşüdür.
Ebû Hanife ise: «Kasten anmayı terkederse, haram olur. Unutarak terkederse,
hela! olur.» demiştir.
Şafii de: «Besmele terkedilerek kesilmiş hayvan helaldir. Bunun kasten veya
unutarak yapılması kesenin kesime ehil olması durumunda hükmü değiştirmez.»
demiştir.
Âişe'den rivayete göre, bîr topluluk: «Ey Allah'ın Rasûlü! Bir kavim bize et getiriyor. Biz onlara Allah'ın
ismini anıp, anmadıklarını bilemiyoruz.» dediler. Nebî aleyhisselam,
«Siz onların üzerine besmele çekin ve onları yeyin.» buyurdu. Âişe (r.a.) : «Bu kavim İslâm'a daha yeni girmişti.»
demiştir. (Hadisi Buhari ve başkaları kaydetmiştir.)
Kesim işinde
aşağıdakiler mekruh görülmüştür:
1- Kör
(keskin olmayan) aletle kesim yapılması. Müslim'in Şeddad
b. Evs'den rivayetine göre, Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Allah, her şeyde ihsanı
yazmıştır,
öldürdüğünüz zaman güzelce öldürün. Kestiğiniz zaman da güzelce kesiniz.
Kesecek kimse bıçağını keskinleştirip bilesin ve hayvanı rahatlatsın.»
2- İbn Ömer'den rivayete göre, Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem
bıçağın bilenmesini ve hayvandan gizlenmesini emretti. (Hadisi Ahmed kaydetmiştir.)
3- Canı çıkmadan önce hayvanın boynunu kırıp
,derisini soymak.
Darekutnî'nin Ebu Hureyre'den
rivayetine göre, Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur:
«Canı çıkmadan önce, çabucak çıkarmaya kalkışmayın.»
Kesim sırasında
kıbleye yönelmek, hiçbir şeyin reddetmediği bir müstehabtır.
Hayvan, kesim sırasında
hayatta ise, bu hayat hayvanın yaşamasını sürdüreceği şekilde olmasa bile,
yenmesi helaldir.
Hayatından ümit
kesilen hasta hayvan da kesimi sırasında hayatta ise aynı hükme tabidir.
Hayvanın hayatta
olduğu, elinin, ayağının veya kuyruğunun hareketi ya
da soluk alması ve benzeri şeylerle bilinir.
Can çekişme halinde
bulunan bir hayvanın, eli ve ayağı hareket etmez ise, bu durumda meyte sayılır. Kesilmesi bir fayda vermez. Delili ise Allah
Sübhanehû'nun, «Meyte, kan,
domuz eti, Allah'tan gayrisi adına kesilenler —canları çıkmadan Önce
kesmemişseniz—, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış,
başka bir hayvan tarafından susulmuş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş
olanları... size haram kılındı.» (Mâide: 4) ayetidir.
Yani bu şeyler size
haramdır. Ancak yetiştikleriniz müstesna. Onlara Ölmeden önce yetişir ve
tezkiye ederseniz, bu helaldir.
îbn Abbas'a, kurdun saldırısına
uğrayıp, karnı yanlan ve bağırsakları yayılan, bu haldeyken kesilen koyunun
durumu soruldu. Şöyle dedi: «Bağırsakları yayılmış olanı yeme!»
Kesen, kesim tamalanmadan Önce ellerini çeker, sonra birden dönüp kesimi
tamamlarsa, bu caizdir. Çünkü onu yarlamış daha sonra
da daha hayat varken hayvanı kesmiştir. Bu durum Allah Te-âlâ'nm «Yetişip kestikleriniz dışında...» ayetine dahildir.
Kesen, eğer hayvanı
kesim yerinde kesmeye kadir ise, hayvan kesimle helal olur. Eğer buna güç
yetiremezse, bedenin herhangi bir yerini yaralar. Bu sebeple Ölmesi mümkün
olacak şekilde kan akması şartıyla, hayvan kesilmiş sayılır.
Rafi bin Hadîc şöyle demiştir:
«Allah Rasûlü ile birlikte çıktığımız bir
yolculukta, develerden biri ürküp kaçtı. Beraberlerinde at da yoktu. Bir adam
ona ok atıp, hayvanı vurdu. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurdu: «Bu hayvanların, vahşilerin ürkmeleri gibi ürküp kaçanları vardır.
Bunlardan biri böyle yaptığı zaman, siz de böyle yapın.» (Hadisi Buhari ve Müslim kaydetmiştir.)
Ahmed, Ebû Dâvûd,
Tirmizi, Nesâî ve Ibn Mâce'nin Ebu'l-Aş-râ'dan rivayetine göre, babası: «Ey Allah'ın Rasûlü kesim sadece boyun ve gerdanda mı olur?» diye sordu.
Nebi aleyhisselam: «Eğer baldırını yaralarsan bu sana
yeter.» buyurdu.
Ebû Dâvûd şöyle demiştir: «Bu
durum ancak ürküp kaçan ve vahşileşen hayvanlarda sahih olur.»
Tirmizî ise şöyle demiştir: «Bu durum, kaçan veya ürken ve
yakalayamadığımız, ya da denize düşüp boğulmasından
korktuğumuz hayvanlar gibi zaruret hallerine aittir. Bıçak veya okla bu hayvana
vurunuz. Kan akar ve Ölürse eti helâl olur.»
Buhari'inin Ali, İbn Abbas, Ibn Ömer ve Âişe'den rivayete göre; «Elinde bulunan hayvanlardan
kesmeye aciz oldukların ve kuyuya düşenler, av hayvanı gibidir. Bunların
kesimi güç yetirdiğin yerin dendir.»
Annesi kesilince
karnından hayatta olan bir cenin çıkarsa, bunun kesilmesi vacibtir.
Eğer ölü olarak veya can çekişir halde çıkarsa karnındayken anası kesilmişse,
anasının kesimi bunun da kesimi sayılır.
Delili Allah Rasûlü'nün ceninler hakkındaki şu hadîsidir: «Ceninin
tezkiyesi, anasının kesimidir.» (Hadisi Ahmed, İbn Mâce, Ebû
Dâvûd, Tirmizî ve Dârekutnî Ebû Saİd'den
nakletmiş, İbn Hibban
«Sahih» demiştir.)
İbn Münzir şöyle demiştir: «Ali
bin Ebî Talib, Sa'îd b. Müsey-yeb, Ahmed, İshak
ve Şafii, ceninin kulanmış olup olmamasından bahsetmeden «ceninin tezkiyesinin
anasının kesimi» olduğunu söyleyenlerdendir. Ne sahabeden ne de âlimlerden
hiçbiri ceninin, yeniden kesimi olmaksızın yenilebileceğini reddetmemiştir.
Ancak Ebu Hanife'den
rivayet edilen görüş hariç.»
Ibn'ül-Kayyım şöyle demiştir: Sarih, sahih, muhakkem sünnet «meytenin haram
olması» aslına aykırı olarak ceninin tezkiyesinin annesinin kesimi olduğu
şeklinde varid olmuştur.
Denilebilir ki: Nebî aleyhisselâm'm lisanından —balık ve çekirge istisna
edilerek— meytenin haramlığı hükmü gelmiştir. Çünkü
o annesinin parçalarından biridir. Kesim de, annenin tüm azalan için
geçerlidir. Hayvanın her bir cüz'ünü ayrı olarak kesmeye ihtiyaç yoktur.
Cenin de anneye
tabidir, ondan bir parçadır. Sünnette mubah olduğu gelmemiş bile olsaydı bu
sahih usulün bir gereği olurdu. Kıyas ve asıllara uygun olan bu mübahlık nasıl reddedilebilir ki? Allah'a hamdolsun bu konuda nass, usul
(genel prensipler) ve kıyas ittifak etmiştir.
Avlanma, ehlileşmemiş
vahşi ve eti helal hayvanların avlanma-sıdır.
Avlanma, Allah Sübhanehû'nun «İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz.»
(Mâide: 2) ayeti ile izin verilmiş bir mubahtır.
Harem dışında, avlanma
tamamen mubahtır. Harem'de avlanma hususu Hac bölümünde geçmişti.
«Deniz avı her durumda
caizdir. Kara avı da böyledir.» Ancak ihram hali bunun dışındadır.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
«Deniz avı ve onu
yemek size de yolculara da, geçimlik olarak helâl kılınmıştır.» (Mâide: 96)
Kendisiyle tezkiye
amaçlanan avlanma mubahtır. Tezkiyenin kastedilmediği avlanma ise haramdır.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem yemek için olması dışında hayvanları öldürmeyi
yasak etmiştir.
Nesâî ve İbn Hibbân'ın
rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle
buyurmuştur: «Zevk için (spor olsun diye) serçe öldüren kimseyi, kıyamet günü,
öldürdüğü kuş, «Ya Rabbi, falan beni bir fayda elde
etmek için değil zevk için öldürdü» diye Allah'a şikayet eder.»
Müslim'in İbn Abbas'dan rivayetine göre,
Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Hiçbir canlıyı
hedef olarak kullanmayın.»
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bazı insanların hedef olarak kullandığı, isabet
almış bir kuşa rastladı ve «Allah bunu yapana Ia'net
etsin» buyurdu.
Sopa ve benzeri
şeylerle vurularak öldürülen hayvanlar da haramdır. Ancak diri iken yetişip,
keserse helal olur.
Bir avcının avını
yemenin helal olması için avcıda —müslüman veya
kitabî olsun— hayvan kesicisinde aranan şartlar bulunmalıdır. Yahudi ve hıristiyanların avladıkları da, kestikleri gibidir. «Şer'i
kesim» konusunda açıklandığı gibi bunlara fyahudi ve hiristiyanla-ra) dahil edilenler
de böyledir.
Avlanma, bazan, mızrak, kılıç, ok ve benzeri yaralayıcı silahlar
ile yapılır. Bu konuda Allah Sübhanehû şöyle
buyuruyor: «Ey İnananlar!... elinizin ve mızraklarınızın ulaştığı avdan bir
şeyle Allah andolsun kî sizi dener.» (Maide: 94)
Bazan da hayvan vasıtasıyla yapılır: Bu konuda da Allah Sübhanehû şöyle buyuruyor: «Ey Muhammedi Sana kendilerine
neyin helal kılındığım soruyorlar. De ki: Size temiz olanlar helal kılındı.
Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek Öğrettiğiniz avcı
hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın.
Allah'tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görür.» (Maide:
4).
Ebû Sa'lebe el-Huşenî'den rivayete göre, o şöyle demiştir: «Ey Allah'ın Rasûlü! Biz av alanmdayiz. Yay
ile, eğitilmiş ve eğitilmemiş köpekle avlanıyorum. Bana izin var mı?» diye
sordum. Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: «Yayınla
avladıklarını, üzerine Allah'ın adım anarak ye. Eğitilmemiş köpeğinle
avladığını da. Ölmeden kesmeye yetişirsen, ye.» (Hadisi Buhari
ve Müslim kaydetmiştir.)
Silahla avlanmanın
aşağıdaki şartlan vardır: 12.3.7.1.
Silahın Avın Vücudunu Delip, Girmesi
Aday bin Hatem hadisinde, o «Ey Allah'ın Rasûlü!
Biz okla avlanan bir kavmiz. Bize helal olanlar
nelerdir?» diye sordu. Nebî aleyhisselam şöyle
buyurdu: «Kestiklerinizin hepsi ve üzerine Allah'ın adını anarak, vurup
yaraladıklarınız size helal kılınmıştır; onları yeyin.»
Şevkanî şöyle demiştir: «Hadis, ölümü vurma sebebiyle olsa
bile, sırf vücuda saplanmaya önem verildiğine delalet eder.
«Barut ile saçma firtalan yeni silahlar ile avlanan kimsenin avladığı da
helaldir. Çünkü saçmalar ok ve mızrak gibi silahlardan daha fazla hedefi delip
geçer. Eğer avcı hayvana yetişip, avı tezkiye edemezse bile, atarken Allah'ın
ismini andığında aynı hükmü alır.»
Topraktan yapılıp,
kurutulmuş toprak atan aletle vurulup tezkiye edilemeyen hayvanın yenmesinin
yasaklığı ise, hadiste geldiği şekilde .sopayla vurulup öldürülmüş hayvan gibi
değerlendirilme-sindendir.
İslâm, bu aletle
avlanan avı yemeyi nehyettiği gibi, çakıl taşı ve
benzeri şeyleri atarak avlanmadan da nehyetmiştir.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bu durumu illetlendirerek
şöyle buyuruyor: «O ne avı avlar, ne de düşmanı Öldürüp, kırar. Fakat o,
sadece göz çıkarır ve diş kırar.»
Sopa ve benzeri
şeylerle vurularak öldürülen hayvanlar da haramdır. Ancak diri iken yetişip,
kesilirse helal olurlar.
Adiy'in hadisinde, o şöyle demiştir: Nebî aleyhisselam'a:
«Ben ava ok atarak avlanıyorum.» dedim. Nebî aleyhisselam
şöyle buyurdu: «Oku attığında saplanırsa onu ye. Eğer okun yanı çarpar (da
Ölür)se onu yeme.» (Hadisi Buharî
ve Müslim kaydetmiştir.)
Müctehid İmamlar, geçen Ebû Sa'lebe hadîsi ve diğer hadisler gereğince besmele çekmenin
meşru olduğunda ayrılığa düşmediler. Ancak bunun hükmü hakkında ihtilaf
ettiler.
Ebu Sevr, Şa'bî, Dâvûd ez-Zahiri ve hadis ehlinden bir cemaat, her halükârda
besmele çekmenin mubahlık için şart olduğu görüşündedirler. Kasten veya
yanılarak terkederse avı helâl olmaz. Bu Ahmed'den yapılan rivayetlerin de en zahir olanıdır.
Ebû Hanife ise: «Hatırladığı duılımlarda, şarttır. Eğer unutarak terkederse
avı helâl olur. Kasten terkeder ise, helâl olmaz.»
demiştir.
Mâlik'in meşhur olan
görüşü de budur.
Şafii ve Malikîlerdcn bir cemaat de: «Besmele çekmek sünnettir.
Eğer onu terkederse —kasten bile olsa— avı haram
olmaz, etini yemek helâldir.» görüşündedir. Bunlar besmele çekmeye dair olan
emri mendub oluşuna hamletmişlerdir.
Doğan, pars, şahin ve
köpek gibi eğitilebilen hayvanlarla yapılan avcılık aşağıdaki şartlar ile
caizdir:
Bu durum, emir
verildiğinde uyması ve yasak edildiğinde yasağı dinlemesi İle anlaşılır.
Eğer avı yerse,
kendisi için tutmuş sayılır ve avladığı o avı yemek helal olmaz. Adiy bin Hatem'in hadisinde Allah
Rasûlü sallalIahu aleyhi ve
sellem ona şöyle buyurmuştur :«Eğitilmiş köpeğini
yolladığın zaman üzerine Allah'ın adını an. Senin için tuttuklarını ye. Eğer
köpek avı yerse, sen onu yeme. Çünkü onu kendisi için tutmasından korkarım.»
Besmeleyi söylemenin
hükmü yukarıda geçmişti Hayvanı göndermeyi kasdetmek
de avlanma şartlarından birisidir. Eğer avcı hayvan, avcının göndermesi ve
teşviki olmadan kendiliğinden ava giderse, tuttuğunu yemek caiz değildir.
Malik, Şafii, Ebu Sevr ve reycilere göre onu yemek
helal değildir. Çünkü o ava gönderilmeden kendisi için avlanmış ve avı
tutmuştur. Bu avı avcı için yapmamıştır. Bu yüzden avcıya nisbet
edilemez. Çünkü bunu yukarıda geçen «Eğitilmiş köpeğini gönderdiğinde...»
hadisi tasdik etmemektedir. Hadisteki şarttan, hayvan ava gönderilmediğinde
aynı hükmü almadığı anlaşılır.
'Atâ ve Evzâ'î ise, «Hayvan eğitilmiş olup, av için çıkarılmışsa,
avladığı yenir.» demişlerdir.
Avlanma sırasında
başka hayvan ava katılırsa, eğer her iki hayvan da sahibi tarafından av için
gönderilmişse, tutulan av helâldir. Fakat sadece biri gönderilmiş, diğeri
gönderilmemiş ise; «Sen ancak kendi köpeğin için besmele çektin, diğer köpek
için besmeleyi söylemedin.» hadisi gereğince av yenmez.
Yahudi ve hıristiyanların köpekleri, şahinleri ve doğanlarıyla
avlanmak, avcı müslüman ise caizdir. Bu onların
bıçaklarını kullanmak gibidir.
Avcı, avı henüz diri
iken ele geçirirse ve yutağı veya gırtlağı kesilmiş ya
da karnı yarılıp bağırsakları dışarı çıkmış durumdaysa, bu durumda hayvan
kesilmeden helâl olur.
Fakat hayatını
sürdürecek bir durumdayken yetişirse, bu durumda onu kesmesi gerekir. Kesmeden
hayvan helâl olmaz.
Avcı, ava atıp isabet
ettirdiğinde, hayvanı kaybeder, sonra da onu Ölü olarak bulursa, bu hayvan üç
şartla helâl olur:
Birincisi: Dağdan
düşmüş veya suda bulunmuş olmamalı. Çünkü bu durumda düşme veya boğulma
sebebiyle ölmüş olması mümkündür.
Buharı ve Müslim'in Adiy bin Hatem'den rivayetine
göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü'ne sordum,
şöyle buyurdu: «Okunu attığın zaman, Allah'ın admı
an. Eğer onu Ölmüş halde bulursan, —suya düşmüş olması dışında— onu ye. Çünkü
bu durumda onun ölümünün sudan mı yoksa okundan mı olduğunu bilemezsin.»
İkincisi: Atılan şeyin
onu öldürdüğünün bilinmesi ve üzerinde başka bir ok veya bir hayvan izi
bulunmaması gerekir.
Adiy'den rivayete göre, o şöyle demiştir: «Ey Allah'ın Rasûlü! Ava atıyorum. Ertesi gün onda okumu buluyorum.»
diye sordum; şöyle buyurdu: «Eğer okunun onu öldürdüğünü anlarsan ve üzerinde
yırtıcı hayvan izi bulamazsan, onu ye.»
Buharî'nın bir rivayetinde:
«Biz ava atıyoruz. İki
veya üç gün peşine düşüp onu arıyoruz. Sonra okumuz ona saplanmış, ölü
haldeyken onu buluyoruz.» dedi. Nebî aleyhisselam:
«"Dilersen onu ye.» buyurdu.
Üçüncüsü: Kokma
derecesine ulaşacak şekilde bozulmuş olmamalı. Çünkü bu durumda iken, insan
tabiatına zararlı pisliklerden olmuş olur.
Ebû Sa'lebe el-Huşenî'den rivayete göre, Nebî aleyhisselam
şöyle buyurmuştur: «Okunu attığında hayvanı üç gün sonra bulursan, kokmamışsa
onu ye.» (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)