17.2. Bir Karşılık İçin Yarışmanın Cevazı
17. 3. Ödül Koymanın Haram Olduğu Şekil
17.4. Ödüllü Yarışmada Cenb ve Celb Yoktur
17.5.1. Hayvanı Damgalamak ve İğdiş Etmek
17.5.2. İnsanın İğdiş Edilmesi
17.5. 3. Hayvanları Birbirine Dalaştırmak
Yarışma, meşru olup
övülen bir beden eğitimidir. Nisbet ve amaca göre müstehab veya mubah olur. Ok,
silâh atımı, at, katır ve merkeple yarışma şeklinde olduğu gibi, şahıslar
arasında bir koşu yanşması hakkında Aişe (r.a.)'nm şöyle dediği de sabittir:
«Nebî aleyhisselam ile yarıştım ve onu geçtim. Şişmanladığım zaman yarıştığımızda
ise o beni geçti. Ben «Bu şişmanhğımdandi,» dedim.»
Okla, mızrakla ve
atılabilen tüm silâhlarla yapılan yarışma hususunda Allah Teâlâ şöyle
buyuruyor: «Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atlan
hazırlayın.» (Enfal: 60)
Ukbe bin Âmir'den
rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Ra-sûlü'nü minberi üzerinde iken
dinledim: «Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın.» âyetini
okudu ve şöyle buyurdu: «Dikkat edin; kuvvet atmaktır. Dikkat edin; kuvvet
atmaktır. Dikkat edin; kuvvet atmaktır.» (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
Nebî aleyhisselam:
«Size ok atmanızı tavsiye ederim. O, sizin oyunlarınızın en hayırlısıdir»
buyururdu. (Hadisi Bezzâr ve Taberani «sahih» senedle kaydetmiştir.)
Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: «Üçü hariç bütün oyunlar haramdır.
«Kişinin hammiyla oynaşması, yayla ok atmak, atı terbiye ermek.»
Atış sırasında ruh
taşıyan (canlıyı) hedef tahtası yapmak haramdır.
Abdullah bin Ömer, bir
tavuğu hedef yapan bir topluluk gördü ve onlara: «Nebî aîeyhisselam, ruh
taşıyan bir şeyi hedef yapana lanet etmiştir» dedi, (Hadisi Buharî ve Müslim
kaydetmiştir).
Hayvanlar arasında
yarışlar düzenlemek, hadislerde sabit olmuştur.
Ebû Hüreyre (r.a.)'dan
rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem:
«Deve, ok ve at yansından başka yanş yoktur» buyurdu. (Hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd,
Tirmizî ve Ne-sâi kaydetmiş, İbn Hibbân «sahih» demiştir.)
Ibn Ömer'den rivayete
göre, o şöyle demiştir: «Nebî aleyhisse-lam, atların, kuvvetlendirilip belli
bir süre aç bırakılanlarını Haf-yâ'dan Veda Yokuşu'na kadar yanştınrdı. Böyle
hazırlanmayan atlan ise; Veda Yokuşu'ndan Benî Züreyk Mescİdi'ne kadar
yanştı-rırdi.» İbn Ömer de yarışanlar arasındaydı. Süfyan: Hafyâ'dan Veda
Yokuşu'na kadar beş veya altı mil, Veda Yokuşu'ndan Benî Züreyk Mescidine
kadar da bir mil mesafe olduğunu söylemiştir. (Hadisi Buhari ve Müslim
kaydetmiştir.)
Karşılıksız olarak
yarışma düzenlemenin caiz olduğunda —geçtiği gibi— âlimler icma etmişlerdir.
Bir ödüle karşılık yarışma düzenleme ise, aşağıdaki şekillerde olursa caizdir
:
a- Hâkim
veya bir başkası tarafından yanşa bir mal koymak caizdir. Meselâ; «Kim yansı
kazanırsa, şu kadar mal onundur.» denir.
b-
Yarışanlardan biri, arkadaşına: «Beni geçersen, şu mal senindir. Eğer ben seni
geçersem, bana bir borcun yoktur, benim de sana vereceğim bir şey yoktur.»
diyerek bir mal ortaya koyar.
c- Yanşan
İki kişi veya yarışçılardan bir topluluk tarafından, bir malın ortaya konup,
eğer geçerse, beraberindekilerin o malı almaya hak kazandıklanm, geçilirse bir
borcu olmadığını söylemesi.
Enes'e: «Allah Rasûlü
zamanında Ödülle yanşma yapar mıydınız? Allah Rasûlü ödüllü yanşma yapar
mıydı?» diye soruldu. Enes (r.a.) şöyle dedi: «Evet, vallahi Sebha denilen bîr
ata ödül koydu. At yanşçılan geçti. Bu yüzden Nebi aleyhisselam sevindi ve
bundan hoşlandı. »
Ödül koymanın haram
olduğu şekiller de vardır.
Her birinin, eğer
geçerlerse ödülü almalon, eğer geçitirlerse Ödül sahibine ödül miktarmca borçlu
olmaları şartıyla yapılan ödüllü yanşma caiz değildir. Çünkü bu haram olan
kumara dahil olur.
Allah Rasûlü
aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «At üç çeşittir: Rahman için olan, insan için
olan ve şeytan için olan. Rahman için
olanı; Allah yolunda
nöbete hazırlananıdır. Onun yemi, tersi ve bev-li(...) Allah'ın dilediği
şeydir. (Yani, onun tüm bu şeyleri iyiliktir). Şeytanın ab İse, kumar oynayan
veya üzerine kumar oynatılan attır. İnsanın atı da sırtına yük yüklenilerek,
kişiyi bekleyen attır. O fakirliğe karşı bir engeldir.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî,
Nesâî ve îbn Mâce'nin İmran bin Husayn'-dan rivayetine göre, Nebî aleyhisselam
şöyle buyurmuştur: «Ödüllü yarışmada celb de yoktur, cenb de.»
Celb : Yanşan atı,
hızlı koşmaya teşvik eden birinin takip etmesidir.
Cenb : Yorulduğunda
değiştirmek için, bir atı yarıştığı atın yedeğinde taşımaktır. îbn Üveys şöyle
demiştir: «Celb : Yansı kazanması için, meydanda atın arkasından gürültü
çıkarmaktır. Cenb ise: Atın yanında onu takip etmektir. Binici, yarışın sonuna
doğru atından kuvvetli olan diğer ata biner ve böylece finişe önce ulaşır.»
Ebû Ubeyde şöyle
demiştir: «Cenb : Kişinin yanştığı atının yanında üzerinde binici bulunmayan
boş bir at taşımasıdır. Finişe yaklaştığı zaman, boş ata biner ve yansı
kazanır. Çünkü bu at, üzerinde binici olan ata nazaran daha az yorgun ve daha
az bitkindir.
Hayvana eziyet etmek,
üzerinde taşıyabileceğinden çok yük yüklemek haramdır. Eğer kişi, hayvana
gücünün üstünde yük yüklerse, hakimin ona hayvanın gücünün yetmediği yükü
yüklemesini engelleme hakkı vardır. Hayvanın süt emen yavrusu varsa, ancak yavrusuna
zarar vermeyecek kadar sütün alınması caizdir. Çünkü islâm'da ne insana ne de
hayvana zarar ve zararla karşılık vermek vardır.
Hayvanı, yüzü dışında
herhangi bir yerinden damgalamak caizdir. Allah Rasûlü, yüzünden damgalanmış
bir merkep gördü ve şöyle buyurdu:
«Size ulaşmadı mı ki,
ben hayvanı yüzünden damgalayana ve yüzüne vurana Iânet ettim.» (Hadisi Ebû
Dâvûd kaydetmiştir.)
Câbir (r.a.)'den
rivayete göre, o şöyle demiştir: «Nebî aleyhisselam yüze vurmayı ve orayı
damgalamayı menetti» (Hadisi Müslim ve Tirmizî kaydetmiştir.)
Alimler bu nehiyden,
yüze vurmanın ve orayı damgalamanın, insan ile hayvan arasını ayırmaksızm,
haram olduğunu çıkarmışlardır. Çünkü yüz Allah'ın ikram ettiği ve
güzelliklerin toplandığı bir yerdir. Hayvanın yüzü dışında bir yerini
damgalamak caiz, hatta müstehabdır. Çünkü hayvanların arasını ayırmada buna
ihtiyaç vardır. Nebî aleyhisselam sadaka develerini damga ile damgalamıştır.
(Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
Ebû Hanife, bunun,
azab verme ve müsle yapma olduğu için mekruh olduğunu söylemiştir. Nebî
aleyhisselam azab vermeden de müsle'den de nehyetmiştir. Ebû Hanife'nin bu
sözü: «Bu umumî hüküm sınırlandırılmıştır» denilerek reddedilir. Çünkü sınırlandırma,
Rasûlüllah aleyhisselam'in fiili ile sabittir. Yani azab verme ve müsle yapma,
hayvanı damgalama dışındaki her halde haramdır. Hayvanı damgalama ise caizdir.
iğdiş etmeye ise;
âlimlerden bir cemaat, yağ ve başka şeyler gibi faydalar sağlamak amaçlandığı
zaman, izin vermişlerdir .
Urve bin Zubeyr, kendi
katırını iğdiş etmiştir. Ömer bin Abdü-laziz, atların iğdiş edilmesine izin
vermiştir. Mâlik de erkek koçların iğdiş edilmesine izin vermiştir.
Yukarıdaki hüküm, insanın
iğdiş edilmesinin aksinedir. Bu caiz değildir. Çünkü bu müsle, Allah'ın
yarattığını değiştirme ve neslin kesilmesidir. Genellikle de bu helake yol
açar.
Allah Rasûlü
hayvanları hedef tahtası yapmayı nehyettiği gibi, onları birbirine dalaştırmayı
ve dövüşmeleri için teşvik etmeyi de nehyetmiştir.
îbn Abbas'dan rivayete
göre, o şöyle demiştir: «Allah Rasûlü hayvanları birbiriyle dalaştırmayı
menetti.» (Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî kaydetti.)
Enes bin Malik, Hakem
bin Eyyûb'un evine girdiğinde, bir topluluk bir tavuğu bağlamış ona ok
atıyordu. Onlara: «Allah Rasûlü hayvanları bağlayıp ölünceye değin ok atmayı
menetti» dedi. (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
Câbir (r.a.)'den
rivayete göre, o şöyle demiştir: «Allah Rasûlü herhangi bir hayvanı hapsedip
öldürmeyi menetti.» (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
İbn Abbas'tan rivayete
göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Hiçbir canlıyı hedef yapmayın.»
Bunu ancak; eğer
kesilecekse, hayvana azab verdiği, canını telef ettiği, maliyetini zayi ettiği
ve zekâtını kaldırdığı için, eğer ke-silmeyecekse, menfaati için menetmiştir.
Âlimlerin çoğunluğu
tavla oynamanın haram olduğu görüşündedirler. Bunun haramlığına aşağıdaki
hadisleri delil getirirler:
Büreyde (r.a.)'den
rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kim
tavla oynarsa, sanki elini domuz etine ve kanına batırmış gibidir.» (Hadisi
Müslim, Ahmed bin Han-bel ve Ebû Dâvûd kaydetmiştir.)
Ebû Musa'dan rivayete
göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Tavla oynayan, Allah'a ve
Rasûlü'ne isyan etmiştir. » (Hadisi Ahmed bin Hanbel, Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve
Mâlik kaydetmiştir.)
Sa'îd bin Cübeyr,
tavla oynayanlara rastladığı zaman onlara selâm vermezdi.
Şevkânî şöyle demiştir:
«Kumar sözkonusu olmadığında, İbn Muğaffel ve îbn Müseyyeb'in ona izin verdiği
nakledilir. Bu ikisi hadisleri kumar oynayan kimseye hamle tmiştir.»
Satranç oynamanın
haramlığı hakkında hadisler varid olmuştur. Fakat bu hadislerden hiç biri
sabit değildir.
îbn Hacer el-Askalânî
şöyle demiştir: «Satrancın haramlığı hakkında sahih veya hasen bir hadis sabit
olmamıştır.»
Bu yüzden fakihler
onun hükmünde ihtilâf etmişlerdir : Kimisi haram sayar, kimi de mubah sayar.
Ebû Hanife, Mâlik ve
Ahmed bin Hanbel onu haram sayanlardandır.
Şafi'î ve tabilerinden
bazıları onun haram değil, mekruh olduğunu söyleyerek şöyle demişlerdir:
«Sahabeden bir cemaat ve ta-biîn'den de sayılamayacak kadar kimse satranç
oynamıştır.»
îbn Kudâme «el-Muğnî»
adlı eserinde şöyle demiştir :
«Satranç da haramhkta
tavla gibidir. Ancak, tavlanın haramlığı, hakkında varid olan nasslar sebebiyle
daha kuvvetlidir. Fakat satranç da onun mânâsına girer. Böylece onun
hakkındaki hüküm tavlaya kıyasen tesbit edilmiştir.»
Ebû Hüreyre, Sa'îd bin
Müseyyeb ve Sa'îd bin Cübeyr'in onu mubah gördüğü nakledilmiştir.
Onlar, «Eşyada aslolan
mübahlıktır» kaidesiyle ihticac etmişlerdir. Onu haram kılan ne bir nass varid
olmuştur ne de bir nass'-in mânâsma dahil edilebilir. Bu yüzden mübahhk hükmü
devam eder.
Onu mubah sayanlar,
mübahlığı için bazı şartları koymuşlardır:
1. Dini gereklerden bir vacibi yerine
getirmekten alıkoymamalı.
2. Kumara karıştırılmamalı.
3. Oyun esnasında, Allah'ın şeriatine muhalif
şeyler sadır olmamalı.