1- Elif, lâm,
mim, râ. Şunlar kitabın âyetleridir; Rabbinden, sana İndirilen
haktır, fakat insanların
çoğu inanmazlar."
2-
Allah odur ki,
gökleri, görebileceğiniz bir
direk olmadan yükseltti, sonra
arş üzerine istiva
etti, güneşi ve ayı iradesine boyun eğdirdi.
Her biri belli
bir süre için
akıp gitmektedir. (Yaratma)
işi (ni) düzenler,
âyetleri açıklar ki,
Rabbinizle
karşılasaçağınıza kesin olarak
inanasınız.
3- O'dur ki,
arzı uzattı, orada
sabit dağlar ve
ırmaklar var etti, orada
her meyvadan iki
çift (erkek-dişi) yarattı.
Geceyi gündüzün üzerine örter.
Şüphesiz bunda düşünen
bir toplum için âyetler vardır."
4- Arzda birbirine
komşu kıtalar, üzüm
bağları, ekinler, çatallı ve
çatalsız hurmalıklar vardır,
zbunların hepsi
bir su ile sulanır
ama, ürünlerini birbirinden
üstün yaparız. Şüphesiz
bunda, aklını
Elif, Lâm, Râ. Hurufu
mukattaa'dandır (ayrılmış harflerdir), manasını en iyi Allah
bilir.Görebileceğiniz direkler olmadan. Sıfattır.ı Sonra Arşa istiva etti.
Allah'ın zatına uygun istiva demektir[1]Güneşi
ve ayı boyun eğdirdi. Tayin edilen vakte kadar hayatın devamı için, dönmesinin
ardarda olması şekliyle ona boyun eğdirdi.
O ki üstünde hayat
olabilmesi için arzı uzattı. Sabit dağlar. Çift. Eki.Geceyi gündüze örter.
Beyazlıktan eser kalmaymcaya kadar örter.Ayetler. Deliller. Allah'ın varlığına
ve birliğine deliller vardır. Birbirine bitişik kıtalar. Bir kökte çeşitli
hurmalar. Yemede. Tat konusunda. [2]
"Elif, lâm, mim,
râ" manasını en iyi Allah bilir."Şunlar Kitabın âyetleridir." bu
ifadede Yusuf sûresi kıssasına işaret vardır. Kitaptan maksat Tevrat ve
İncil'dir. Dolayısiyle Allah'ın Rasulüne haber verdiği olay, Tevrat'ın
âyetlerinden bir kısmıdır."Rabbîndan sana indirileni [3]Kur'an
"haktır" "fakat insanların çoğu inanmazlar" Rabbinden sana
indirilen hak olmakla beraber toplumundan ve başka toplumdan olan insanların
çoğu bu kitabın Allah'ın vahyi olduğuna inanmazlar. Halbuki o Kur'an'la amel
etseler olgunlaşıp ve bahtiyar olacaklar.
"O, Allahtır ki,
gökleri görebileceğiniz bir direk olmaksızın yükseltti."[4]Yani
sizin inanıp ibadet etmeniz ve birliğini kabul etmeniz gereken gerçek ilâhınız,
görebileceğiniz direkler olmadan gökleri yükselten Allah'tır.
"Sonra Arşa
istiva etti." Yeri ve göğü yarattı sonra zatına uygun bir istiva ile arşa
istiva etti.
"Ve güneşi ve ayı
iradesine boyun eğdirdi." Yani onları muntazaman hayat sona erinceye kadar
kendiyörüngelerinde döner halde yarattıktan sonra boyun eğdirdi."Hepsi
belli bir süre için akıp gitmektedir." Mesela güneş bir senede, ay bir
aylık sürede yörüngede dönmeyi tamamlar. Her ikisi dünya hayatı nihayetbuluncaya
kadar bu şekilde akıp gidecekler, sonunda ay ve güneş dağılacaktır."İşini
düzenler" yer ve göklerde dilediği hükmü verir. Öldürerek, hayat vererek,
nimetini keserek veya nimet vererek, bu konuda hiç bir ortağı olmadan
mahlûkatın işini düzenler."Âyetleri açıklar." Yani Kur'an'da geçen
âyetleri, kıssa anlatarak, misal vererek, helal ve haramı belirterek
açıklamaktadır. Bütün bunlar sizi Allah'a kavuşmaya ve imana hazırlamak
içindir. Öyle ki, Allah'a inanıp kulluk edebi-lesiniz ve kullukta O'nun
varlığını ve birliğini kabul edesiniz. Ancak böyle olduğunda, ruhen ve ahlaken
mükemmelleşip dünya ve âhiret hayatında mesut olabilirsiniz.
"Odur ki arzı
uzattı" "Orada sabit dağlar, nehirler var etti. Orada her meyvadan
iki çift yarattı." Mesela narların bir kısmı tatlı, bir kısmı ekşi; zey tinlerin
bir kısmı sarı, bir kısmı siyah; incirlerin bir kısmı beyaz, bir kısmı
kırmızıdır."Geceyi gündüzün üzerine örter." Yani Allah sizin uyuyarak
dinlenmeniz için geceyle gündüzü örter."Şüphesiz ki, bunlarda",
zikredilen yerin yayılması, dağların yaratılması, nehirlerin akıtılması, çeşit
çeşit meyva yaratılmasında ve geceyle gündüzü örtmesinde Allah'ın varlığına,
ilmine, kudretine,z hikmetine, kendisine ibadetin gerekli olduğuna, müjde ve
tehdidine iman etmeye, hazırlanan nimetlerin Allah'ın dostlarına, azapların da
düşmanlarına ait olduğuna açık "deliller vardır.""Arzda bir
birine komşu kıtalar." Yani bir birlerine bitişik yerler vardır ki, biri
temiz arazi, diğeri tozluarazidir. Yine yerde üzümden bahçeler, buğday ve
hurma tarlaları vardır."Çatallı ve çatalsız hurmalıklar." Çatallı
hurmadan maksat bir kök üzerinde birden fazla ağacın, çatalsızdan maksat ise
bir kök üzerinde sadece bir ağacın bulunmasıdır. Üzüm bağları, ekin tarlaları
ve hurmalıklar "bir su ile sulanır. Ürünlerini birbirine üstün
yaparız." Yani bir kısmı tatlı, bir kısmı ekşi; bir kısmı lezzetli ve bir
kısmı da lezzetsizdir. "Şüphesiz ki, bunda" yani iyi olup-olmamada
farklı olmasına rağmen komşu kıtalar olmasında, üzüm ve hurma bahçelerinde ve
bunların bir suyla sulanmalarında, bunların tat, koku ve faydalarının farklı
olmalarında, Allah'a imanın gerekliliğine açık "Ayetler," deliller
vardır". Ancak bu deliller "aklını kullanan toplumlar için"dir.
Arzuları kendisine hakifn olmuş, madde kendisini işgal ettiği için aklını
kaybetmiş kişilere gelince, onlar idrak edemezler ve hiç bir şey anlayamazlar.
Nasıl olur da böyle kişiler Allah'ın mevcudiyetinin, ilminin, kudretinin ve
hikmetinin delillerini görürler ve iman edip O'na ibadet ederler. [5]
1- Allah'ın varlığını ve Hz. Muhammed'in (s.a.v)
peygamberliğini kabul
etmek.
2- Tevhid akidesini ve
Allah'tan başka ilah olmadığını kabul etmek.
3- Öldükten sonra dirilmeye ve dünyada işlenilen
işlere göre hesaba çekilmeye iman etmek.
4- Yaratılan varlık lardarki
deliller üzerinde düşünmenin fazilet olduğunu bilmek.
5-Kendisiyle hidayete
ulaşılması sebebiyle aklın üstünlüğünü anlamak ve kavramak. [6]
5- Eğer şaşacaksan
onların şu sözlerine
şaşman gerek: "Biz toprak olduğumuz
zaman mı, yeniden
yaratılacağız?" işte onlar, Rablerine nankörlük
edenlerdir. Ve onlar,
boyunlarında halkalar bulunan kimselerdir, onlar
ateş halkıdır. Onlar
orada sürekli kalacaklardır.
6- Senden
iyilikten önce acele
kötülüğü istiyorlar. Oysa
onlardan önce benzerleri(ne nice
cezalar) gelip geçti.
(Niçin onlardan ibret
almazlar?) Şüphesiz Rabbin
onların zulümlerine karşı mağfiret sahibidir, fakat
Rabbinin azabı da pek
çetindir.
7- İnkâr
edenler diyorlar ki:
"Ona Rabbinden bir âyet
indirilmeli değil miydi?"
Sen, ancak bir
uyarıcısın, her toplumun bir yol
göstericisi vardır.
8- Allah,
her dişinin neyi
yüklendiğini ve rahimlerin
neyi eksiltip artırdığını (yüklendikleri çocukları
dışarı çıkardıklarını ve içeri
aldıkları yavruları) bilir. Onun
yanında herşey bir
ölçü iledir.
9- (O)
gizliyi ve açığı
bilendir, büyüktür, yücedir.
Ve eğer hayret
edeceksen. Eğer onların senin nübüvvetini ve tevhidini inkâr etmelerinden
dolayı şaşacaksan.
Ve hayret. Açık
deliller olmasına rağmen öldükten sonra dirilmeyi ve ikinci hayatı inkârlarına
şaşman gerekir.
Yeni bir yaratılışda.
Eskiden canlı insanlar olduğumuz gibi tekrar döneceğiz derler.Halkalar
boyunlarındadır. Âhirette halkalarla elleri boyunlarına bağlanır.Günahlar
sebebiyle. Azabı.İyilikten önce. Rahmet ve onlara ihsanda bulunacağı iyi son,
bolluk ve bereketten önce.Cezalar.Üzerine Rabbin'den bir âyet. İndirilmeli
değil miydi? Levla: Teşvik edatıdır.Hz. Musa'nın asası. Hz. Salih'in devesi
gibi mucize.Her kavim için bir hidayetçi vardır. Yani kendilerini Allah'a
ibadet etmek ve O'na şirk koşmamak üzere davet eden bir elçi vardır.Her dişi
neyi taşıyorsa. Her dişinin kıza mı, erkeğe mi, veya tek mi, çift mi çocuğu
olacağını Allah bilir.Neyi eksiltiyorsa rahimler. Adet kanından eksilttiğini
veya fazlalaştırdığını Allah bilir. [7]
Âyetlerin akışı,
müşrikleri tevhide, Peygamberin nübüvvetine, kıyamet günü hesap için tekrar
dirilmeye imana çağırma konusunda devam etmektedir. İlk âyette "Ey
nebimiz, eğer onların senin elçiliğine ve Rabbİnİn birliğine inanmamalarına
şaşacaksan, bundan daha çok, kıyamet günü tekrar dirilmeye inanmamalarına
şaşman gerekir. Çünkü onlar inkâr sadedinde şöyle demektedirler:"Biz
toprak olduğumuz zaman mı, yeniden yaratılacağız?"
Allah da onların
küfrünü ve küfrün gerektirdiği azabı tescil ederek onlara şöyle işaret
ediyor:"İşte onlar, Rabblerine nankörlük edenlerdir. Ve onlar,
boyunlarında halkalar bulunan kimselerdir." Bu halkalar, dünyada, kibir,
inkâr ve inat gibi kalbi hastalıklardır. Âhirette ise, ellerini boyunlarına
bağlamak için boyunlarına vurulmuş azap halkalardır."Onlar ateş
halkıdır.""Onlar orada sürekli kalacaklardır."Yani onlar orada
ebediyyen kalacaklar ve herhangi bir şekilde oradan çıkamay ac aklardır.İkinci
âyette "Senden iyilikten önce kötülüğü aceleyle istiyorlar," buyurarak
kâfirlerin, ona kavuşmaları, Allah'ın elçisi ve onun getirdikleri konusunda
vardıkları hükümleri, yine kâfirlerin hafife alarak ve aceleyle istemiş oldukları
dünya azabı arzularını, Allah açıklayarak Rasûlüne haber veriyor. Çünkü
Rasûlüllah (s.a.v.) onları dünya ve âhiret azabıyla korkuturken, onlar o azabı
istemekteydiler. Nitekim onlardan bir kısmı şöyle diyordu:"Gökten
üzerimize taşlar yağdır ya da elem verici bir azap getir."Bu istekleri
onların bilgisizliklerinden ve küfürlerinden kaynaklanıyordu. Yoksa onlar
kötülük olan azabdan önce bereket, bolluk ve afiyet olan iyiliği
isterlerdi."Oysa onlardan önce benzerleri gelip geçti." Cümle hâl
cümlesidir: Yani, halbuki onlardan önce Allah'ın Semud, Ad, Eykey ve Mutefikat
kavimlerini cezalandırması gibi önceki ümmetlerin başından cezalandırmalar
gelip geçmiştir. Onlara ne oluyordu da azabı uzak görerek ve hafife alarak istiyorlardı,
akılları nereye gitmişti?"Şüphesiz Rabbin onların zulümlerine karşı
mağfiret sahibidir." Bu durum açıktır, gözle görülmektedir. Çünkü zulmün
meydana gelmesiyle zalimleri
hemen hesaba çekseydi,
zalimleri affetmeseydi, yeryüzünde hiç bir canlı bırakmazdı.
"Fakat Rabbinin
azabı da pek çetindir,"Üçüncü âyette "inkâr edenler diyorlar ki:
"O'na Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" buyurarakRasûlüneve
mü'minlere kâfirlerin tevhid, ölümden sonra tekrar dirilme ve nübüvvet
konusundaki dedikodularını haber vermektedir. "Muhammed'e Rabbinden,
Musa'nın asası, Salih'in devesi gibi bir âyet indirilmeli değil miydi?"
Neticede onlar Rasûlüllah'ın peygamberliğine inansınlar ve onu tasdik
etsinler.Allah, kafirlerin ileri sürdükleri bu görüşleri şöyle reddediyor:"Sen,
ancak uyarıcısın." Yani azabla korkutucusun, bu uyarıyla beraber âyetlerin
inmesi gereklideğildir.Binaenaleyh deliller istemelerine aldırış etme,
davetine devam et. Çünkü "her kavmin bir yol göstericisi vardır." Sen
de bu ümmetin yol göstericisi ve Rabbine davet edenisin. Öyleyse davetine devam
et ve sabret.Dördüncü âyet; "Allah her dişinin neyi yüklendiğini
bilir." Yani çocuğun dişi mi, erkek mi, tek mi, ikiz mi, beyaz tenli mi,
siyah tenli mi, mutlu mu mutsuz mu olduğunu bildiğini ifade etmektedir.
"Rahimlerin neyi eksiltip neyi artırr1 ^ını" da bilir. Yani Allah
rahmin hayız kanından eksiltip artırdığını da bilir. vünkü onun eksiltmesi
hamilelik zamanından eksiltme, artırması ise hamilelik zamanından artmadır.
Mesela hamilelik bazen bir sene hatta daha fazla olabilir."Onun yanında
her şey bir miktar iledir". Yani onun idare edişinde ve hükmünde herşey
belirlizbirmiktardadır,neaslında ne de sıfatında; ne zamanda ne de mekânda,
artma veya eksilme olmaz."O gizliyi de açığı da bilendir." Yani
mahrukattan görülmeyeni de görüleni de bilir."Büyüktür, yücedir."
Ondan büyük yoktur, her büyük O'nun önünde küçüktür. Allah, ortak edinmekten,
benzerliktenn, eş ve çocuktan münezzeÜtir. İşte bu Allah'tır. Bu da Allah'ın
sıfatlarıdır. Öyle ise, akıllı biri için ibadete lâyık olanın Allah'tan
başkasının olması uygun olur mu? Yine kullarından dilediğine (örneğin Hz.
Muhammed'e a.s.) dilediği şeyi (yani Kur'an'ı) vahyetme-sini inkâr etmek akıllı
bir insana yakışır mı? Elbette ki hayır, öyleyse kendilerini Allah'a inanmaya
çağrılmayı hoş görmeyenler, velevki gökte uçsunlar
denizlerin dibine
dalsınlar, akıllı sayılmazlar." [8]
1-Âyetlerden akidenin üç
temel esasının, tevhidin (Allah'ın varlığının, birliğinin ve kanun
koyuculuğunun), nübüvvetin (peygamberliğin) ve Öldükten sonra dirilerek hesaba
çekilmenin kabul edilmesi anlaşılmaktadır.
2- İmanı engelleyen şeyler,
körü körüne taklid, kibir ve inattır.
3- Allah'ın kudretinin
büyüklüğü ve ilminin genişliği vurgulanmaktadır.
4- Kaza ve kaderin Allah'tan olduğuna inanmak
gerektiği anlaşılmaktadır. [9]
10- Aranızdan
sözü gizleyen de, onu açık söyleyen de; geceleyin gizlenen de, gündüzün
görünen de (O'nca) birdir. (O hepsini
bilir, görür. O'nun
bilgisinden ve görmesinden
hiç bir şey
kaybolmaz.)
11- İnsanın
önünden ve arkasından
izleyen (melek)ler vardır.
Onu Allah'ın emriyle
korurlar. Bir millet
kendi durumlarını
değiştirmedikçe Allah onların
durumlarını değiştirmez. Allah'da bir kavme kötülük
istedi mi artık
onu geri çevirecek yoktur. Zaten
onların, O'ndan başka koruyucuları da yoktur.
12- Odur ki
size, korku ve
ümit içinde şimşeği
gösterdiğinde, şimşeği görünce
onun tahribatından korkarsınız,
fakat yağmurun işareti
olduğu için sevinir,
yağmur umarsınız. Yağmurla yüklü ağır ağır bulutlar yapar.
13- Gök gürültüsü,
övgüsüyle, melekler de
korkusundan O'nu teşbih ederler.
Yıldırımlar gönderir de
onlarla dilediğini çarpar. Allah'ın
tuzağı (cezası) pek
çetin olduğu halde,
onlar hâlâ O'nun hakkında
tartışmaktadırlar...
Ve gündüzün görünen. Yolunda görülen.Onun için
izleyici vardır. Onu
Allah'ın emrinden.
Allah'ın emriyle korurlar.Bir kavimde olanı değiştirmez. Allah bir kavme olan
iyilik ve nimeti, belâ ve azaba çevirmez.Nefislerinden olan. Onlar iman ve
taatta olan temizlik ve safiyeti günaha çevirmedikçe.O'ndan başka, onlar için.
İşlerini üstlenecek ve onlardan azabı def edecek koruyucuları da yoktur. O'nun
korkusundan. i Ve o cezası şiddetli olandır. [10]
Âyetlerin akışı,
Allah'ın yüceliğinin, kudretinin, büyüklüğünün ve ilminin genişliğinin
anlatmaya devam ediyor.
Yüce Allah âyette
şöyle buyuruyor:"Aranızdan sözü gizleyen de, onu açık söyleyen de
birdir" Allah gizliyi de aşikârı da bilir. "Geceleyin gizlenen
de" yani
1 - Allah'ın
ilminin genişliği anlatılmaktadır.
2- Allah'ın azabından
kendisini korumaları için muhafız kullanan kimselere, bu muhafızların hiçbir
faydaları olmayacağı belirtilmektedir.
3- Gece-gündüz insanla beraber olan bir meleğin
varlığına inanmak farzdır. Ki, Kiramen- Kâtibin melekleri bunlardandır.
4- Nimetlerin günahlardan
dolayı elden çıktığı anlaşılmaktadır.
5- Gök gürültüsü duyunca
"gök gürültüsünün övgüsüyle, meleklerin korkularından teşbih ettikleri,
zatı (Yüce Allah'ı) bütün noksan sıfatlardan tenzih edeıım" demenin
fazileti anlaşılmaktadır. [12]
14- Gerçek
dua ancak O'na
yapılır. (Ancak O'na tapılmaya davet edilir.) O'ndan başka davet ettikleri
ise, kendilerinin hiç bir
isteklerini
karşılayamazlar. (Onların durumu)
tıpkı ağzına gelsin diye
suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça) su O'nun ağzına
gelmez. İşte kâfirlerin
duası, böyle boşa
gitmektedir.
15-
Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Allah'a secde ederler.
Gölgeleri de
secde etmektedirler.)
16- De ki:
"Göklerin ve yerin Rabbi
kimdir?" De ki "Allah-tır." O
halde, de, O'ndan
başka kendilerine dahi bir yarar
ve zarar vermeyen dostlar
mı edindiniz? De
ki: "Körle gören,
yahut karanlıkla aydınlık bir olur
mu?" Yoksa Allah'a, O'nun
"yarattığı gibi yaratan
ortaklar mı buldular
da, (ikisinin) yaratma(sı)
onlara benzer mi göründü?
De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O, tektir,
kahreden (herşeye üstün
gelen)dir.
Hakkın daveti onun
içindir. Gerçek davet Allah'a aittir. Yani O, kendisinden başka hiç bir ilahın
olmadığı gerçek ilahtır.Ağzına ulaşması için. Su ağzına ulaşsın, gelsin diye.
Ancak sapıklıkta. Fayda elde edilemeyen, kayıp içinde. Sabah-akşam. [13]
Âyetlerin akışı
deliller ve delillerle tevhid akidesini izah hususunda devam etmektedir.
"Gerçek davet ona
aittir." Yani gerçek davet her türlü noksanlıklardan münezzeh ve yüce olan
Allah'a aittir. Başkalarına ilah isminin verilmesine gelince, bu isimlendirme
gerçek manada doğru değildir. Mesela Allah'tan başka kendilerine ibadet edilen
putlara gerçek ilah lafzının verilmesi de bâtıldır. Onlara ibadete çağırma da
batıldır. Gerçek davet ise sadece Allah'a aittir."Ondan başka dua ettikleri
ise" yani Allah'ın dışında diğer ibadet edilenler "kendilerinin hiç
bir isteklerini karşılayamazlar." Yani onların istedikleri şeyleri
vererek onların çağrısına cevap veremezler.
"(Onların durumu)
tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir." Yani
ellerini açıp su kuyunun dibinde olmasına rağmen ellerini uzatan fakat suya
ulaşamayan, suyun da kendisine ulaşamadığı, fakat bu durumu susuzluktan
ölünceye kadar devam eden kimsenin durumu gibidir. İşte bu, Allah'tan başkasına
duayla, kurbanla, adakla veya korku ve ümitle ibadet eden, isteklerinin
karşılanmasından mahrum, arzusunda hüsrana uğramış, a-kibeti ancak ateş ve
hüsran olacak olan kişinin durumu gibidir. İşte âyetin mânası budur. "İşte
kâfirlerin duası böyle boşa çıkmaktadır.""Gökte ve yerde olanların
tamamı Allah'a secde etmektedir." Gökte olanlardan maksat melekler, yerde
olanlardan ise isteyerek secde edenler mü'minlerdir. İstemeyerek secde eden de
münafıklardır."Gölgeleri de
"De ki, göklerin
ve yerin Rabbi kimdir?" Yani yeri göğü yaratan, onların sahibi ve yerle
gökteki işlerin idarecisi kimdir? Allah-u Teâlâ âyetin devamında Rasûlüne
onlardan önce cevap vermesini emrediyor.
"De ki
Allah'tır." Çünkü onların, bundan başka verecekleri cevapları
yoktur. Allah'ın
gerçek Rab olduğunu kabul etmelerinden sonra Allah, Rasûlüne onları
azarlayarak şunu söylemesini emrediyor:"Ondan başka dostlar mı
edindiniz?" Yani Allah'tan başka, başkalarına fayda vermek ve onlara
gelecek zararı engellemek bir tarafa, kendilerine bile herhangi bir fayda veya
zararları dokunmayan ortaklar mı edindiniz? Akıllarınız nereye gitti ey
müşrikler? İfadede; tevhidin lüzumu ile şirkin batıllığına delil getirme
konusunda mübalağa olarak, Rasûlünün onlara şöyle demesini emrediyor."De
ki: "Körle gören, yahut karanlıkla aydınlık bir olur mu?" Cevap kesinlikle
hayırdır. Öyleyse inananla kâfir, hidayetle sapıklık nasıl bir olur? Mesela
mü'min, Allah'ın kendisine, rızık verdiğini, gizlisini, açığını bildiğini; dua
ettiğinde duasını kabul ettiğini; Rasûl gönderdiğini ve kitap indirdiğini
bilerek Allah'a ibadet eder. Müşrik ve kâfir ise, ibadet edenine herhangi bir
fayda ve zarar verme bir tarafa kendisi için dahi hiç bir şeye malik olamayan,
ses işitmeyen duaya icabet etmeyen, Allah'ın yarattığı şeylerden bir yaratığa
ibadet eder. Mü'min, Allah'ın emrettiği ibadet ve kendisinden istediği
itaatlerle Allah'a ibadet eder. Müşrik ve kâfir arzularıyla batıla ibadet eder
ve yaşama hayatında sapıklık yoluna girer.göründü?" Yani onlar, Allah'ın
yarattığı gibi mahlûkatı yaratmış olan ortaklar buldular da, müşriklere bu
yaratma Allah'ın yarattığı gibi onların da yarattıklarını zannederek ortaklara
ibadet mi ettiler? Cevap hayırdır. Çünkü onların ibadet ettiği ilahlar, başka
bir şey yaratmayı bırakın bir sineği yaratmaya bile güç yetiremezler. Öyleyse
nasıl oluyor da, o ortaklar hiç bir şey yaratmamışlarken, onlara ibadetleri
doğru oluyor?"De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O tektir,
kahredendir."1 Ey Rasûl, ilahlarının hiç bir şey yaratmadıklarını kabul
ettiklerinde müşriklere "her şeyin yaratıcısı Allah'tır. Her zalimi alt
eden ve her inatçı kâfiri zelil eden, ibadete hak sahibi olan, kendisine itaat
etmenin farz, inanmanın hidayet, inkârın da sapıklık olduğu, benzer ve ortağı
olmayandır" de. [14]
1- Gerçek davet sadece
Allah'a yapılan davettir. Gerçek ibadete layık olan da O'dur, kendisinden başka
ibadet edilen ve yaratan yoktur.
2- Müşriklerin dua ve ibadetleri sonuçsuz
kalmaktadır.
3-Bütün mahrukatın Allah'a
secde ettiği, çünkü onların Allah'ın.hüküm ve iradesine boyun eğdiği
anlatılmaktadır.
4- "Onların gölgeleri
de secde eder" âyetine gelince bu âyetten dinleyenin ve okuyanın secde
etmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
5- Şirk koşmanın ne akli ne
de âyetlerde hiç bir delili yoktur. Aksine şirk koşmanın batıl olduğu ve
Allah'a şirk koşanın tevbe etmeden ölürse ebedi cehenneme gireceği
bildirilmiştir.
6- Allah'a ibadetin farz
olduğu bildirilmektedir. [15]
17- Gökten
su indirdi de dereler kendi ölçüşünce (o su ile) çağlayıp aktı. Sel üste çıkan
köpüğü taşıdı. Süs, yahut eşya yapmak için ateşte yakılıp erittikleri
madenlerde bunun gibi bir köpük
(posa) vardır. Allah,
hak ve batılı
böyle benzetmekle an-
latır. Köpük yok olup gider. İnsanlara yararlı olan
ise yer yüzünde kalır. İşte Allah,
böyle güzel misaller verir.
18- Rablerinin
buyruğuna uyanlara, en güzel karşılık vardır. Ona uymayanlara ise yer yüzünde
bulunan her şey ve bunun bir misli kendilerinin olsa, (Allah'ın azabından
kurtulmak için) onu fidye verirlerdi. Onların hesabı çok kötüdür. Varacakları
yer de cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!
Dereler kendi
miktarınca aktı. Akan suyun miktarınca dereler dolup taştı.Üste çıkan köpük.
5 Ve üzerinde ateşde
yaktıklarından. Altm, gümüş ve bakır gibi t ateşte yaktıkları madenlerde.
Süs ve menfaat talebi
için. Süs yahut eşya yapmak için. Selin köpüğü gibi köpük.
Sel köpüğü veya ateşte
erittikleri madenin köpüğüne gelince. Köpük yok olup gider. i Belli bir zaman
yer yüzünde kalır, insanlar ondan faydalanır.Rablerine icabet edenler için
güzellik vardır. Rablerine inanan ve güzel amel işleyenlere cennet
vardır." İcabet etmediler. Allah'a iman etmeyen ve itaat etmeyen kimseler.
Ona fidye verdiler.
Allah'ın azabından kurtulmak için fidye verseler.Kötü hesab yani işledikleri
her günahla hesaba çekilme ve hiçbir günahın affedilmemesi vardır. , Ve ne kötü yatak, beşik. Kendileri için
hazırladıkları yatak nekötüdür. Bu yatak cehennemdir. [16]
Âyetlerin akışı
tevhidi açıklamaya, küfrün ve şirkin çirkinliğini anlatmaya devam ediyorr. Bu
âyette Allah hak ve batıl için yani hakkın kalışı,batılın yok ulusu için
misaller vermektedir."Allah gökten bir su indirdi de dereler kendi
ölçüşünce aktı." Yani dereler büyük ve küçüklüğüne göre aktı. Çünkü
derelerin bazısı büyük bazısı küçük olur. Derede akan sel, suyun üstünde köpük
taşır. Demirci ve kuyumcu ustalarının eşya ve süs yapmak için ateşte yakıp
erittikleri madenlerde bunun benzeri köpük vardır.kötü olanı üste çıkar, iyi
olanı potada kalır bundan süs ve eşya yaparlar. "Böylece misaller
verir." Böyleceden maksat hak için verilen su ve cevher, batıl için
verilen ise su ve cevherin köpüğüdür."Köpüğe gelince, yok olup
gider." Yani sel onu derenin kenarına atar, o da ağaç ve taşlara tutunur.
Mücevherci de köpüğü aynı şekilde atar. Sudan faydalı olan kısmı yer yüzünde,
aynı şekilde süs ve eşya olarak faydalanılacak maden de mücevherci ve
demircinin potasında kalır. Allah bu misalleri bilesiniz, inanasmız, hidayete
erişip mükemmel ve bahtiyar olasınız diye vermektedir.İlk âyetin (17. âyet)
ihtiva ettiği mâna budur. İkinci (18.) âyete gelince Allah müjde ve tehdidini
haber vermektedir. Allah'ın vaadi kendileri için cennetin var olduğu şeklinde,
itaat edenler için, tehdidi ise günahkârlar içindir ki, bu vaad, vaadlerin enkötüsüdür.
Allah vaadi (müjdesi) konusunda şöyle buyuruyor:"Rablerinin buyruğuna
uyanlara en güzel karşılık vardır."Tehdidi konusunda ise" şayet
Rablerinin buyruğuna uymayanlar, yerde olanların tamamını ve onunla beraber bir
mislini bağışlasalar da. Onların hesabı çok kötüdür. Bu hesab işlerindeki her
ufak ve büyük günah için hesaba çekilmeleri ve hiç bir günahın affedilmeme
sidir. "Onların varacakları yer de cehennemdir, ne kötü bir yataktır
o!" [17]
1- Maddi olmayan konuların
zihinde kavranması için misal vermenin uygun olduğu anlaşılmaktadır.
2- Hakkın baki, batılın yok
olmasının ilahi bir kural olduğu belirtilmektedir.3- İman ederek ve amel işleyerek Allah'a itaat
edenlere vaadinin (müjdesinin) olduğu -ki bu cennettir- anlatılmaktadır.
4- Allah'ın iman ve amelle kendisine itaat
etmeyenlere tehdit ve azabının olduğu anlaşılmaktadır. [18]
19- Rabbinden sana
indirilenin hak olduğunu
bilen kimse (bunu kabul etmeyen) kör gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt
alır.
20- Onlar
Allah'ın ahdini yerine getirirler ve
anlaşmayı bozmazlar.
21- Ye Allah'ın
bitiştirilme sini istediği şeyi
bitiştirirler (akraba ile, mü'minlerle
ilgiyi kesmezler, yapılması
gerekli şeyi yaparlar.) Rablerine
karşı saygılı olur
ve en kötü
hesaptan kor-
karlar.
22- Ve
onlar Rablerinin yüzünü
(rızasını) arzu ederek (nefsin gücüne
giden şeylere) sabrederler; namazı
kılarlar, kendilerine verdiğimiz
rızıktan gizli ve
açık olarak (hayır
yoluna) harcarlar ve kötülüğü
iyilikle savarlar, işte
şu yurdun sonucu onlarındır. "
23- "Adn cennetlerine girerler.
Babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi
olanlar da kendileriyle beraber
olur. Melekler de her kapıdan
yanlarına varırlar.
24- Sabretmenize karşılık
selam size, yurdun
sonu ne güzel." (derler).
Tıpkı o âma gibi. Hakkı görmeyen, bilmeyen ve
ona inanmayan kimse gibi.
Akıl
sahipleri.Allah'ın bitiştirilmesini istediği (iman, tevhid ve akraba ziya- reti
gibi) şeyleri bitiştirirler.
Güzellikle savarlar.
Cahilliği yumuşaklıkla, eziyeti sabırla savarlar.Yurdun sonuAhirette övülecek
sonuç.
Adn cennetleri, İçinde
daima kalınacak cennet bahçesi. Adn cenneti. [19]
Bu âyetler Hamza b.
Abdülmuttalib gibi salih şahsiyetlerle Ebu Cehil gibi kâfir, bozguncu
şahsiyetler arasında mevcut olan üstünlüğü ve kıyaslamayı anlatmaktadır.
Onların sıfatlarıyla beraber ahiretteki durumlarım ve Ahirette karşılaşacakları
ceza ve mükâfatı gerektirecek sıfatları saymaktadır.Yüce Allah şöyle
buyurmaktadır:
"Rabbinden sana
indirilenin hak olduğunu bilen" ona inanıp, inanç, ibadet ve
muamelelerinde onun prensibi üzere olan hakkı bilmeyen, inanmayan, Rasûle
indirilenle amel etmeyen kör kimse gibi midir?" Cevap elbette hayırdır.
Çünkü bunların ikisi adalet ve hak terazisinde asla bir olamazlar.Bu kıyaslama
ile hakikatleri idrak eden, hak-batıl, hayır-şer, faydalı ve zararlı gibi
kavramlarla arasım ayırd eden "akıl sahipleri Öğüt alır." Yüce Allah
aşağıda gelecek âyetlerde, bu kişilere nimet ve ikramda bulunmasmı gerektiren
sıfatlarını sayacaktır.
"Onlar Allah'ın
ahdini yerine getirirler ve anlaşmayı bozmazlar."Bu sıfatların ilki:
Anlaşmalara ve verilen sözlere sadık kalmaktır. Çünkü anlaşmalara ve verdiği
sözleresadıkkalmayan Allah katında mesuldür.
İkinci sıfat: Allah'ın
emrettiği iman, İslam, ihsan ve akraba ile irtibatlı olma gibi şeyleri.
"Allah'ın
bitiştirilmesini emrettiği şeyleri bitiştirirler."Üçüncü sıfat: İtaat
etmelerini icab ettiren Allah korkusudur. "Rablerin-den
korkarlar."Dördüncü sıfat: İnsanın küçük ve büyük günah karşısında
muhasebe yapmasını gerektiren kıyamet günündehesaba çekilme korkusudur. "Onlar
en kötü hesaptan korkarlar."
Beşinci sıfat: Allah
rızası için, ibadete devam ve günahlardan kaçınmadır. "Onlar Rablerinin
rızasını kazanmak için sabrederler."Altıncı sıfat: Şartlarına,
sünnetlerine ve adabına riayet ederek cemaatle namazların eda edilmesidir.
"Onlar namazı dosdoğru kılarlar."Yedinci sıfat: "Allah'ın
kendilerine verdiği rızıktan zekât ve sadaka şeklinde infak
ederler."Sekizinci sıfat: Kötülüğü iyilikle, kendilerine karşı yapılan
kaba hareketi yumuşaklıkla savmaktır. "İşte şuyurdun sonu onlar
içindir." Bu âyeti 'Adn cennetleri'yle tefsiy etmektedir.
"Babalarından eşlerinden ve çocuklarından iyiolanlar da kendileriyle
beraber olur."
Burada iyi olmak, iman
etmek güzel ve faydalı işler yapmak anlamındadır. "Melekler de her
kapıdan yanlarına varırlar." Meleklerin onların yanlarına girmeleri
"Sabretmeniz mukabili size selam olsun cennet yurdu ne güzeldir."
diyerek onları tebrik içindir. Meleklerin bu tebriki ne büyük tebrik ve berekettir.
Allah'ım bizi, aile halkımızı ve bütün müslümanlan bu kişilerden eyle. amin... [20]
1- Burada mü'minin gören,
bilen ve amel eden bir canlı, kâfirin ise bil-
meyen ve amel etmeyen
kör bir ölü olduğu anlatılıyor.
2- Vaazlardan ibret almanın
aklı-selim sahipleri için söz konusu olduğu pekiştiriliyor.
3- Âyette sayılan sekiz
sıfatın fazileti ele alınıyor.
4- Ukbaddar'ın (yurdun sonu)
cennet olduğu belirtiliyor.
5- Meleklerin, mü'minlerin
cennete girişleri sırasında onları kutladığı ve selamladığı anlaşılıyor. [21]
25- Ama Allah'a
verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve
Allah'ın bitiştirilme sini istediği
şeyi kesenler ve
yeryüzünde bozgunculuk
yapanlar, işte lanet
onlara, yurdun kötü sonucu
da onlaradır.
26- Allah dilediğine
rızkı açar da, kısar da.
Dünya hayatıyla sevindiler. Oysa
Ahiretin yanında dünya
hayatı, bir geçimden
i-barettir.
27- İnkâr
edenler.'1 Ona Rabbinden bir âyet indirilmeli değil miydi?" diyorlar.
De ki: "Allah
dilediğini (bu tür
sözlerle) saptırır. Yöneleni
de kendisine iletir.
28- Onlar inanan
ve Allah'ı anmakla gönülleri
huzur bulan kimselerdir. İyi bilin
ki gönüller ancak Allah'ı anmakla
huzur bulur.
29- "İşte
mutluluk ve güzel gelecek, o
inanıp güzel işler ya-
Panlarındır
.
Allah'ın ahdini bozanlar. Ona sarılmayan
dolayısıyla Allah'a ibadet etmeyen kimseler.
Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyleri
kesenler.Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. Namazı terkederek zekâtıvermeyerek,
iyiliği terkedip kötülük işleyerek yer yüzündefesad çıkaranlar.Lanet onlaradır.
Allah'ın rahmetinden uzak olma durumu onlar için söz konusudur.Ve yurdun kötüsü
onlar içindir. Daraltır, azaltır.Sadece menfaat. Belirli bir müddet
faydalanılacak ve sonra bitecek az bir miktar geçimdir.
Güzel gelecek ve müjde
onlar içindir. Cennetteki Tuba ağacı ve güzel gelecek yani Daru's-Selam onlar
içindir. [22]
"Ama Allah'a
verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar." Bu âyet, Hamza b.
Abdulmuttalib gibi inananlar karşısındaki Ebu Cehil gibi inanmayan, ikinci
grubu söz konusu etmekte ve azabı gerektiren sıfatlarını saymaktadır. Âyet o
ve benzeri kişiler için aşağıda gelecek sıfatları zikretmektedir. Bu sıfatlar
şunlardır:
1- Allah'a verilen sözü bozarlar. Onlar Allah'a İbadet
etmezler, O'nun bir olduğunu kabul etmezler. Bu ahid öyle bir ahiddir ki, Allah
ruhlar aleminde onlardan bu ahdi (sözü) almıştır.
2-Allah'ın bitiştirilmesini
emrettiği iman ve akrabayla irtibatın devamı gibi şeyleri terkederler."
Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi keserler."
3- Günah ve şirkle yeryüzünde bozgunculuk yaparlar.
"Yer yüzünde fe-sad çıkarırlar." Bu sıfatlarla onlar cezayı hak
etmişlerdir."İşte lanet onlara, cehennem azabı da onlaradır." Allah
dilediği kimse için rızkı genişletir, dilediği kimse için de daraltır. Dünya
hayatıyla sevindiler. Oysa ahiretin yanında Dünya hayatı, geçici bir hayattan
ibarettir." Allah bu âyette mahlûkatı hakkında geçerli olan şu kaidesini
haber veriyor: Allah dilediği kimse için, imtihan olmak üzere şükür mü edecek
yoksa nankörlük mü yapacak diye rızkı genişletir. Dilediği kimse için de,
imtihan olmak üzere sabır mı ede*cek yoksa isyan mı edecek diye rızkı daraltır.
Allah bazıları için rızkı genişletir. Çünkü onlara sadece bu uygun gelir.
Bazıları için de rızkı daraltır. Çünkü onlara da sadece bu uygun gelmektedir.
Zenginlik asla Allah'ın hoşnutluğuna işaret etmez. Fakirlik ise asla Allah'ın
gazabına delâlet etmez."Dünya hayatıyla sevindiler."Yani bu kâfirler,
dünya hayatının miktarını, geçiciliğine aldandikları ve gerçekleri,
bilmedikleri için dünya hayatıyla sevinmişlerdir. Oysa Allah'ın, iman ehli olan
dostfları için hazırladığı şeyler karşısında dünya hayatı, ekmek çöreği veya
hurma tanesi gibi az bir menfaattin"." Kâfirler şöyle derler:
"Ona Rabbinden bir âyet indirilmeli değil miydi? "Âyet daha önce de
geçmişti. Müşrikler Hz. Salih'in devesi ve Hz. Musa'nın asası gibi, inanmaları
için bir âyet istemişlerdi. Oysa onlar bu isteklerinde yalancıydılar. Onları bu
isteğe inad ve meseleyi hafife almaları sevketmişti. Yoksa Kur'an âyetleri deve
ve asadan daha büyük mucizeydi. Bu sebeple Allah, Rasûlüne şöyle dedi:"De
ki: Allah dilediği kimseyi binlerce âyet görmesine rağmen sapıklığa yöneleni "saptırır"
hiç bir âyetgörmesede hakka "yönelen kimseyi kendisineiletir.""Onlar
inanan ve Allah'ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir." İşte onlar
iman ederek ve Allah'ın varlığını ve birliğini kabul ederek Allah'a yönelen,
Allah'ın da kendilerini doğru yola ilettiği ve kalpleri Allah'ın zikriyle ve
Hz. Muhammed'le ashabının anılmasiyla huzur bulan kimselerdir. "İyi bilin
ki, gönüller ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur." Mü'minlerin kalpleri
zikirle huzur bulur, kâfirlerin kalbi ise dünya ve nimetlerinin zikriyle,
müşriklerin kalbi ise putlarını anmakla huzur bulur."İşte mutluluk ve
güzel gelecek, o inanıp güzel iş yapanlar içindir." Bu, Allah tarafından
iman vesalihamelehlinene hazırladığının haber verilmesidir. Hazırlanan şey,
dilin anlatamadığı iyi bir durum veya cennet'te bir ağaç olan Tûbayla, güzel
gelecek olan cennettir. [23]
1- Burada günahkarların özelliklerini taşımanın yasak
olması anlatılıyor. Bu özellikler şunlardı: Ahdi bozmak, Allah'ın ilgilenmeyi
emrettiği şeyi kesmek, yeryüzünde fesad çıkarmak.
2- Zenginlik ve fakirlik Allah'ın bilgisi dahilinde
imtihan ve denemedir. Ne Allah'ın rızasına ne de Öfkesine işaret etmezler.
3- Dünyanın hor ve hakir
olması vurgulanıyor.
4- Allah'ın anılmasının fazileti ve kalbin
onunla huzur bulması ele alınıyor.
5-
Allah'ın, iman eden, salih amel işleyene Tuba ve güzel geleceği vaa-dettiği
âyetlerden anlaşılmaktadır. [24]
30- Seni
de böylece kendilerinden
önce nice milletler geçmiş bulunan bir
millete gönderdik ki,
sana vahy ettiğimizi onlara okuyasın. Oysa
onlar Rahmana nankörlük
ederler. (O, çok
merhamet eden Allah'ın
nimetlerine şükretmezler.) De
ki: "O, benim Rabbimdir. O'ndan
başka ilâh yoktur.
O'na dayandım, tevbem yalnız O 'nadir.
31- Eğer kendisiyle dağların
yürütüldüğü, yahut arzın, parçalandığı, yahut
ölülerin konuşturulduğu bir
Kur'an olsaydı! Hayır bütün işler Allah'a aittir. İnananlar hala
anlamadılar mı ki, Allah
dileseydi bütün insanları
yola iletirdi. Yaptıkları işler yüzünden inananların
başlarına aynı haller)
gelmeye devam edecek,
(yahut yurtlarının yakınına
konacaksın). Allah'ın vaadi
gelinceye kadar bu
böyle devam edecektir.
Allah sözünden caymaz.
32- Senden Önceki
elçilerle de alay
edildi de inkar
edenlere bir süre mühlet
verdim, sonra onları
yakaladım. Cezam nasılmış
(gördüler).
Böylece seni
gönderdik. Daha önce elçiler gönderişimiz gibiseni de gönderdik.
Onların üzerine
okuyasın diye. Onlara Kur'an'ı okuyasın diye.Ve onlar Rahman'ı inkar ediyorlar.
Onlar Rahman'a nankörlük ederlerKendisiyle dağların yürütüldüğü.lYahut arzın
parçalandığı.Veya Ölülerin konuşturulduğu.Bilmediler mi? anlamadılar
mı?Musibet. f Onların evlerinin
yakınına inecek.Ve mühlet verdim, bir süre geciktirdim. [25]
Âyetlerin akışı, inanç
esasları olan tevhid, nübüvvet, ölümden sonra dirilme ve kıyamette hesaba
çekilme konularında devam etmektedir. İlk âyette "Seni de böylece
gönderdik," ifadesiyle Hz. Peygamber (s.a.v.)'in nübüvveti (elçiliği) izah
ediliyor. Biz senden önce Peygamber gönderişimiz gibi, kendilerinden önce pek
çok toplulukların gelip geçtiği bir kavme seni Peygamber olarak
gönderdik" denilmektedir. Peygamber göndermenin maksadım da şu şekilde
açıklamaktadır:"Onlara sana vahy ettiğimizi okuyasın diye."
Vahyedilen bu şey rahmet, hidayet ve şifadır."Halbuki onlar Rahmana
nankörlük ediyorlar."O Rahman ki, seni onlara mutlu olmaları ve mükemmel
olmaları için hak din ve hidayetle gönderdi. Öyleyse sen onlara de ki "O,
kendisinden başka ilahın olmadığı, kendisinden başka gerçekte mabudun olmadığı
Rabbimdir. Ona tevekkül ederim. Tevbem ve dönüşüm onadır." Bu ifadeyle, en
güzel bir şekilde tevhidin esasını izah etmektedir. İkinci âyette "Eğer
kendisiyle dağların yürütüldüğü, yahut arzın parçalandığı, yahut ölülerin
konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı!.." ifadesiyle yalnız Kur'an âyetlerinin
değil de bütün işlerin kendisine ait olduğu, Allah'ın dilediğini hidayete
erdireceği, dilediğim de saptıracağı anlatılmaktadır. Bütün bunlar Allah'ın
zorlamasıyla değil, kulun kendi amellerinden dolayı olmaktadır. Allah onlara
verdiği takdirde inanmayacaklarını, dolayısıyla geçmiş ümmetlere olduğu gibi
onlara da ebedî azabın hak olduğunu bildiği için onları inatlarından dolayı
kendi hallerine bıraktı. Mü'min-
lerden bir kısmı,
müşriklerin görmeleri durumunda inanacaklarını zannederek varlık alemindeki
âyetleri arzu ediyordu.Aşağıda geleceği gibi şirkle tevhid arasındaki savaş
sona erdi."İnananlar bilmedi mi ki şayet Allah dİleseydi." Yani
zorlasaydı gerek âyet gerekse başka şeylerle "İnsanların tamamını hidayete
erdirirdi." Şu halde meseleyi Allah'a bırak. O, dilediğini yapar ve
istediği gibi hüküm verir."Yaptıkları işler yüzünden inkâr edenlerin
başlarına âni belalar gelmeye devam edecek yahut yurtlarının yakınına
konacak."Âyette geçen "yaptıkları" şeyden maksat şirk ve
isyandır. "Karia"nm manası kalpleri korkuyla titreten, insanların
içini hüzün ve kederle dolduran musibet. Yurtlarının yakınma konmaktan maksat,
Rasûlüllah (s.a.v.)'ın İslâm ordusuyla Mekke'nin fethi için yurtlarının yakınma
konması, neticede Allah'ın zafer müjdesinin gelmesidir. Ayet, Kureyş'ten
sonraki kişiler hakkında umumilik ifade eder. Tehdit genel olarak bütün kâfir
toplulukları içerir. İşte şu yüz yılda bir veya bir kaç kere onların başlarına
gelen musibetlerle onların durumları bu şekilde devam edecek. İslâm ordusu
onlar Allah'ın dinine girmeleri veya yok olmaları için yurtlarının yakınına
konacak."Muhakkak ki, Allah sözünden caymaz."Son âyet-i kerimede,
Allah, Rasûlünü müşriklerin inadı karşısında duyduğu elem ve yorgunluktan
dolayı teselliederek şöyle demektedir:"Senden önceki elçilerle de alay
edildi de inkâr edenlere bir süre mühlet verdim. Sonra onları
yakaladım."Yani onlara zaman tanıdım. Ta ki, aleyhlerinde delil bulunsun.
Sonra da onları yakaladım, onlardan hiç bir ferdi bırakmadım."Cezam
nasilmış (gördüler)." Azabımın nasıl şiddetli ve genel olduğunu gördüler.
Tevbe edip müslüman olmazlarsa, seninle alay eden kimselere de aynı şekilde
davranırım. [26]
1- Burada inanç esaslarının
izahı yapılıyor.
2- Tevekkül (güvenmek ve
dayanmak) ve tevbe sadece Allah'a yapılır. Ondan başkasına asla yapılmaz.
3- Kur'an'm büyüklüğü ve
fazileti anlatılıyor.
4- İlmin fazileti
anlatılıyor.
5- Allah'ın, kâfirleri
dünyada, kıyamete kadar felaketlerle tehdit ettiği anlatılıyor.
6- Allah'ın kâfirlere mühlet
verdiği, onları gözardı etmediği anlaşılmaktadır. [27]
33- Her
nefsin yaptığı işin "başında duran, (hiçbir şeyden haberi olmayanlar bir
olur) mu? Onlar Allah'a ortak koştular. De ki: "Onları isimlendirin
(nitelendirin bakalım tapümaya değer bir yanları var mı?) Yoksa siz, Allah'ın,
yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi kendisine haber veriyorsunuz? Yoksa boş söz mü
söylüyorsunuz? Hayır, inkâr edenlere tuzakları süslü gösterildi, (Hak)
yoldan çıkarıldılar. Allah
kimi saptırırsa, artık
ona yol gösteren
olmaz!
34- Dünya
hayatında onlar için azap
vardır, âhiret azabı ise daha
zordur. Onları Allah(ın
azabın)dan koruyacak kimse
de
yoktur.
35- (Allah ftn emirlerine karşı
gelmekten) korunanlara vaa-dedilen
cennetin durumu şöyledir:
Altından ırmaklar akar;
yemişi de süreklidir, gölgesi
de. İşte korunanların sonu
budur. İnkâr edenlerin sonu
da ateştir.
Her nefsin yaptığı
işin başında duran, onu koruyan, rızık bahşeden, bilen ve yaptığı işe mukabil
olarak karşılık veren.De ki onları isimlendirin. Bilmediği bir şeyi mi ona haber
veriyorsunuz?Sözden zahiri ile. Gerçekliği olmayan yersiz zanda mı bulunuyorsunuz?Daha zor.-Koruyucu.
Cennetin örneği. Sana anlattığımız cennetin özelliği; şekli".Yenilen
şeyleri ve gölgesi süreklidir. [28]
Ayetlerin akışı;
tevhidin izahı, şirkin iptali konusunda devam etmektedir.
"Her nefsin
yaptığı işin başında duran, (Hiç bir şeyden haberi olmayanla bir olur)
mu?"
Gözeten, rızık veren,
bilen, işlediğinin hayır mı, şer mi olduğundan haberdar olan Allah,
gözetmeyen, rızık vermeyen ve hiç bir şey bilmeyen putla bir olur mu? Şu halde
putların ilah kabul edilmesi asılsızdır. Ve yalnız kendinden başka Rab ve İlah
olmayan Allah'tır ilah olan."Onlar Allah'a ortak koştular. De ki onları
isimlendirin."
Yani onlara de ki, ey
Allah'ın Rasûlû şu ortakları anlatın. Onların kim olduğunu açıklayın.
"Yoksa siz
yeryüzünde Allah'a bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz. Yoksa siz boş söz
mü söylüyorsunuz?"Yani gerçekliği olmayan bir zanda mı
bulunuyorsunuz?"Hayır inkâr edenlere tuzakları süslü gösterildi."Yani
onların yalan sözleri ve iftiraları onlara süslü gösterildi. Bununla onlar hak
yoldan çıkarıldılar ve doğru yola ulaşamadılar."Allah kimi inadından
dolayı saptırırsa, artık ona yol gösteren olmaz. Dünya hayatında onlar için
"esir alınmak ve öldürülmek şeklinde" azap vardır. Âhiret azabı ise
dünya azabından "daha zordur."
"Onları Allah'ın
azabından koruyacak kimse de yoktur."Yani onların Allah'tan başka
kendilerini koruyacak ve onlardan azabı çevirecek, neticede azabı tatmamalarını
sağlayacak kimseleri yoktur. "Mutta-kilere (Allah'ın emirlerini hakkıyla
yerine getirenlere) vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Altından ırmaklar
akar. Yiyecekleri ve gölgesi süreklidir."Yiyecekleri tükenmez, gölgesi yok
olmaz. Ve dünya gölgesi gibi güneş ışığıyla ortadan kalkmaz."İşte
Allah'tan sakınanların iman edenlerin ve ona kulluk edenlerin sonu budur.
Kâfirlerin sonu da cehennemdir." [29]
1-Burada tevhidin izahı,
putların kollayıp gözetemeyeceği, rızık veremeyeceği ve yapılan işlere
karşılık mukabelede bulunamayacağı her işin başında duranın gerçek ilah olan
Allah olduğu, ondan başka edinilen ilahların bâtıl oldukları ve sadece
isimlerinin bulunduğu anlatılıyor.
2-Kâfirlerin yaptıklarını
kendilerine şeytanın süslü göstermesi ve doğru yoldan alıkoyması sebebiyle
küfürlerine devam edeceği vurgulanıyor.
3- Kur'an'ın müjde ve tehdit
arasını birleştirmedeki yüceliği ortaya çıkıyor. Çünkü bu ikisiyle insanların
hidayeti mümkündür. [30]
36- Kendilerine kitap
verdiğimiz kimseler sana
indirilenden sevinirler.
Fakat kabilelerden onun
bir kısmını inkâr
edenler vardır. De ki:
"Bana yalnız Allah'a kulluk
etmem ve
ona hiç bir şeyi
ortak koşmamam emredildi.
Ben (insanları) O'nd• davet
ederim, dönüşüm de O'nadır.
37- Ve
işte biz onu,
Arapça bir hüküm
(hikmet gereğince hükmeden bir kitap)
olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra
onların keyiflerine uyarsan,
artık seni Allah'tan kurtaracak ne bir veli (dost) ne
de bir kurtarıcı olmaz.
38- Andolsun, biz
senden önce de
elçiler gönderdik, onlara da
eşler ve çocuklar
verdik. Allah'ın izni
olmadan hiçbir elçi bir âyet
(mu'cize) getiremezdi. Her
sûrenin bir yazısı
vardır. (Her şeyin zamanı
yazılmış, tesbit edilmiştir.)
39- Allah
dilediğini siler, (dilediğini) bırakır.
Ana kitap onun yanındadır.
Kendilerine kitap
verdiklerimiz Abdullah b. Selam ve inanan yahudiler. Sana indirilene,
sevinirler.Ve kabilelerden. Yahudi ve müşrik kabilelerinden bir kısmı.Onun bir
kısmını inkâr ederler: Mesela müşrikler rahman lafzını inkâr ederler. Derler
ki: Yemamerahmanındanbaşka rahman yoktur.Bununla da Müseylemetü'l-Kezzab'ı
yani peygamberlik iddiasında bulunan yalancı Müseylemeyi kastediyorlardı..
'İşte biz onu Arapça
bir hüküm (kanun) olarak indirdik. J Her sûrenin bir yazısı vardır,
Allah îni siler mahveder[31]
Âyetlerin akışı,
imanın esasları olan tevhid, nübüvvet, öldükten sonra dirilme ve hesaba çekilme
konularında devam etmektedir."Bizim kendilerine kitap verdiğimiz"
Abdullah b. Selam gibi kimseler sana indirilen Kur'an'a sevinirler." Bu
ifadede vahyin isbatı vardır."Fakat kabilelerden bir kısmı." Mekke
müşrikleri ve ehli kitap kâfirleri gibi kimseler."Onun bir kısmını inkâr
ederler." Mesela yahudiler Kur'an'ın
çoğu ahkâmını hükümlerini yani emirlerini inkâr etmişler, müşrikler de Rahman
kelimesini kabul etmemişler ve Yemame de peygamberliğini iddia ederek ortaya
çıkan Müseylemetül Kezzab'ı kastederek "Yemame Rahmanından başka Rahman
yoltur." demişlerdir."De ki,
bana yalnız Allah'a kulluk etmem ve ona hiç bir şeyi ortak koşmamam
emredildi."Yani Rabbim bana kendisine kulluk etmemi ve ona ortak koşmamamı
emretti. Ben insanları Rabbime imana, O'nun tevhidine ve O'na itaat etmeye
çağırıyorum."Dönüşüm onadır."Bu âyette, tevhidin ispatı söz
konusudur."Ve işte biz onu, Arapça bir hüküm olarak indirdik."
Yani sen insanların
arasında hüküm veresin diye Arap diliyle indirdik. Bu âyette ilahi vahyin ve
Muhammedi nübüvvetin ispatı söz konusudur.
"Eğer sana gelen
bu ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, artık seni Allah'tan kurtaracak
ne bir veli (dost) ne de koruyucu olmaz."Yani onların asılsız dinlerine
uyarsan. (Rasülüllah bunu yapmaktan uzaktır.)
"Andolsun ki, biz
senden önce de elçiler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. "[32]
Dolayısıyla batılla
uğraşan kimselerin "Muhammed niçin hanım alıyor. Onun niye çocuğu oluyor.
Halbuki o, Allah'ın Nebisi ve Rasûlü olduğunu söylüyor," sözünün bir
mânası yoktur. Çünkü senden Önceki Rasûllerin mese
1- Burada vahiy ve
peygamberlik inancının ispatı yapılıyor.
2- İslâm inancının
gerekliliği vurgulanıyor.
3- İslâm'da hüküm
kaynaklarının birincisi Kur'an, ikincisi sünnet, üçüncüsü kıyas, dördüncüsü
ise, icma-ı ümmettir.
4- Bid'at sahiplerine uymaktan kaçınmak
gerekmektedir.
5- Kaza ve kader inancı
isbat ediliyor.
6- Hükümlerde neshin, Kitap
ve Sünnetle olduğu anlaşılmaktadır. [34]
40- Ya
onları uyardığımız şeylerin bir kısmını sana gösteririz, ya da (bundan önce)
senin canını alırız (farketmez). Sana düşen
sadece duyurmaktır. Hesap
görmek bize düşer.
41-Bizim o
yere gelip nasıl
onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi?
Hüküm veren Allah'tır.
O'nun hükmünün ardına düşüp
onu iptal edecek yoktur. O,
hesabı çabuk görendir.
42- Onlardan öncekiler
de tuzak kurmuştu.
Fakat bütün tuzaklar,
(tedbirler) Allah 'indir. (Allah 'in
tedbiri onların tuzaklarını bozar.)
O, her canın
ne kazandığını bilir.
Kâfirler de bu yurdun
sonunun kimin olacağını
bileceklerdir.
43- İnkâr edenler: "Sen gönderilmiş bir elçi değilsin!" diyorlar. De
ki: "Benimle sizin
aranızda Allah'ın ve yanında
kitap bilgisi bulunanların şahit
olması yeter."
Onlara vaad ederiz.
Onları uyardığımız azabın bir kısmını sana gösteririz.Ya da canını
alırız.Kenarlarından noksanlaştırırız. Belde belde fethederek İslâm'ın oraya
girmesiyle ve şirkin son bulmasıyla onu uçlarından eksilttiğimizi görmediler
mi?Onun hükmü için takip edici yoktur. O'nun hükmünün ardına düşüp İptal etmek
suretiyle onu reddedecek yoktur.Ve yanında kitap bilgisi bulunan kimse. [35]
"Ya onlara
vaadettiğimiz şeylerden bir kısmını sana gösterir, ya da bundan önce senin
canmı alırız." Yani senin, kavmine vaadettiğimiz azaptan bir kısmını sana
göstereceksek, işte o azap budur. Eğer zaferden ve hedefe ulaşmadan önce senin
canını alırsak, sana düşen, sadece tebliğdir. Sen tebliğini yap. Onlara hesap
sormak ise bize düşer. O halde onların yaptıklarına karşılık vereceğiz. Ey
Rasûl sen üzülme. Onların hileleri sebebiyle de geri adım atma. Hile yapan,
inkâr eden ve Nebimizin nübüvetinin doğruluğuna delil isteyen müşrikler,
"Yer yüzünün uçlarından onu eksilttiğimizi görmediler mi?"Yani belde
belde İslâm için fethedildiğini görmediler mi? Bu Rasûl'un doğruluğuna ve
davetinin sıhhatine delil değil midir?"Hüküm veren Allah'tır, O'nun
hükmünü takip edip yok edecek yoktur."Yani Allah mahlukatı hakkında
dilediği hükmü verir. Dilediğini üstün kılar, dilediğini de günahlarından
dolayı rezil eder. Dilediğine verir, dilediğine vermez. Dilediğine yardım eder,
dilediğini de bozguna uğratır. O'nun hükmüne karşı gelecek yoktur. Yani O'nun
hükmünü iptal edecek yoktur. İslâm'ın ortaya çıkmasıyla ve küfrün yok
olmasıyla hükmedince, bunu Allah'a rağmen kim geri döndürebilir?"O, hesabı
hızlı olandır."Bir iş konusunda hesaba çektiğinde, gecikme ve yavaşlama
olmaksızın, kişiye hak ettiğiyle karşılığını verir."Onlardan öncekiler de
hile yaptılar."Yani Kureyş ve Mekke kâfirlerinden önceki topluluklar da
kendilerine gelen peygamberlere karşı hile yaptılar, onların hilesinin sonu
nasıl oldu? Onların sonu topluca helak olmuştur. Mekke'de küfrün elebaşılığını
yapanlar, böyle bir akıbetten korkmazlar mı?
"Bütün hileler
(tedbirler) Allah'a aittir."
Öyleyse onların
hilesinin bir önemi ve kıymeti yoktur. Ondan korkulmaz ve aldırılmaz."Her
canın" hayır ve serden "ne kazandığını bilir." Öyleyse hiç bir
şey bilmeyenin hilesi Allah'a ne zarar verebilir? Her şeyden haberdar olan
onların hilelerini boşa çıkartır. Kafirler ise, yaptıkları hileleriyle birlikte
farkında olmadan cehenneme girerler. Kâfirler bunu kabul edip de Rasûlüllah'a
ve onun dâvetine hile yapmaktan vaz geçmiyorlar mı?"Bu yurdun sonunun
kimin olduğunu kâfirler de bilecek."Yani tevhidin düşmanı olan müşrikler
kıyamet gününde bu yurdun sonunun kimin olduğunu; yani cennetin Hz. Muhammed
ve ona tabi olanlar için mi yoksa şirk ve küfre çağıranlar ve onlara tâbi
olanların mı olacağım bilecekler."Küfredenler sen gönderilmiş bir elçi
değilsin, derler:"Yani nübüvvetini inkâr ederek ve seni hoş görmeyerek,
seninle yüz yüze geliyorlar. Ey Rasûlümüz sen onlara: "Allah benimle sizin
aranızda şahiddir. Benim lehime Peygamber göndermekle şahidlik yaptı. Benim
lehime Peygamber olduğuma dair pek çok kere yemin etti. Mesela: "Ya Sin,
hikmet sahibi Kur'an'a yemin ederim ki, şüphesiz sen gönderilmiş
elçilerdensin."buyurulmaktadır. Allah'ın şehadeti de şahitlik olarak
yeter."Ve yanında Kitap bilgisi olan kimsenin şahitlik yapması
yeter."Kitap'tan maksat Tevrat ve İncil'dir. "Kitap bilgisi olan kimseler"den
maksat, Abdullah b. Selam, Selman el-Farisi, Necaşi, Temim ed-Dari ve başkaları
gibi yahudi ve hristiyan ehl-i kitabın mü'min olanlarıdrr. [36]
1- İslâm'ın kısa bir zamanda
muzaffer olarak yayılması, onun hak din olduğuna en büyük delillerinden
biridir.
2-Allah'ın koyduğu hükümler
reddedilemez. Allah'ın koyduğu hükümlerden herhangi biri hakkında değiştirme
talebinde bulunmak caiz değildir.
3- Allah'ın şehadeti, en
büyük şehadettir. En gizli yapılan amellerden dahi Allah'ın haberi vardır.
Kıyamet günü o amellere Allah şahitlik eder.
4- Bilgili kimse, bilgisiz
kimseden üstündür. [37]
[1] "İstiva" sıfatı hakkında Sahebe ve Tabiinin
inancı şöyledir: Bu sıfatı Allah nasıi anlatıyorsa o şekliyle keyfiyetsiz,
teşbih yapmadan, iptal etmeden ve misallendinneden iman ve ikrar etmek gerekir.
[2] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/312.
[3]
"Mukatil" şöyle demektir: Bu âyet "Muhammed (s.a.v.)
Kur'an'ı kendisi uyduruyor" diyen müşrikleri red için inmiştir.
[4] Bu âyetlerde Allah'ın kudred, ilim ve hikmetiyle
Kur'an'ı, müşriklerin dediği gibi değil de, Allah'ın indirmiş olduğuna,
istidlal vardır.
[5] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/313-314.
[6] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/314.
[7] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/316.
[8] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/317-318.
[9] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/319.
[10] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/320.
[11] Bu adamın bir Yahudi veya Erbed b. Rubia ve Amir b.
Tufeye olduğu rivayet edilmektedir.
[11] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/320-322.
[12] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/322.
[13] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/323.
[14] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/324-325.
[15] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/325-326.
[16] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/327.
[17] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/327-328.
[18] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/328-329.
[19] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/330.
[20] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/330-331.
[21] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/331-332.
[22] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/333.
[23] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/334-335.
[24] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/335.
[25] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/336-337.
[26] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/337-338.
[27] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/338-339.
[28] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/340.
[29] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/340-341.
[30] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/341.
[31] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/343.
[32] Ayette evliliğe teşvik vardır. Aynı teşvik sünnette de
gelmiştir.
[33] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/343-344.
[34] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/345.
[35] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/346.
[36] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/346-348.
[37] Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup
Yayınları: 4/348.