TAHRİM SURESİ 2

Meal 2

Peygamber Nefsine Neyi Haram Kıldı?. 2

Helâl Ve Haram Kılmak Allah'a Aîttir 3

Hz. Peygamber Sırrını Hangi Hanımına Söyledi 4

Yardımlaşan İki Hanım Kimlerdir?. 4

Meal 5

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri 5

Kocalarına İhanet Eden İki Hanım.. 6

Hz. Meryem'e Zina İsnad Eden Kâfirdir 6


TAHRİM SURESİ

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını aramak için Allah'ın sana helal ettiği şeyleri niçin kendine haram ediyorsun?  Allah çok affeden ve çok bağışlayandır.

2- Allah size yeminlerinizi (keffaret vermek suretiyle) çöz­meyi meşru kılmıştır. Allah sizin mevlanızdır. O bilendir, her işin­de hikmet sahibidir.

3- Peygamber bir eşine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi, sözü haber verip Allah da onun bu davranışını Peygamberine açık­layınca (Peygamber, hanımına) bu söylediklerinin bir kısmım bil­dirmiş,  bir kısmından  da vazgeçmişti.   (Peygamber)   bunu  ona haber verince, eşi: «Bunu sana kim söyledi?» dedi. O (Peygam­ber): Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan (Allah) bildirdi» dedi.

4- İkiniz tevbe ederseniz, kalbiniz gerçekten buna meylet­ti'     misti. Eğer  (Peygambere karşı)  birbirinize arka verecek olursa onun mevlası (yardımcısı), Allah, Cebrail ve müminlerin şa­li h olanlarıdır. Bunlann arkasından melekler de onun dcstekçi-sidirler.

5- (Ey peygamberin hanımları)  eğer o sizi boşarsa Rabbi ona sizden daha iyi olan, kendini Allah'a veren, iman eden, boyun eğen, tevbe eden, kulluk eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir.

6- Ey iman edenler!  Nefsinizi  ve aile efradınızı öyle bir  ateşten koruyun ki onun tutuş tu ruc usu insanlar ile   taşlardır.  ateşin  üzerinde öyle melekler vardır ki çok sert, çok kuvvetlidir­ler. Allah'ın kendilerine emrettiğine karşı gelmezler ve emrolun-duklannı yaparlar.

7  Ey küfre sapanlar!  Bugün özür dilemeyin.  Siz ancak yaptıklarınızın cezasını çekiyorsunuz! [1]

 

 Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(1-7)  (Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını aramak için...»

Bu Ayetlerin Tefsiri

Medine Dönemi'nde nazil olmuştur. 12 ayettir.

Bu sure aynı zamanda El-Mutaharrim Suresi veya Suret'in-Nebi isimleriyle de anılmaktadır. îbn Zübeyr «Buna Suret'un-Nisa da denilmiştir» der. Meşhur olan görüşte bu sure Medenî'dir. Ka-tade «Onuncu ayetin başına kadar olan kısım Medenî, gerisi Mek* kî'dir» demiştir. Surenin ayetleri 12, kelime adedi 249, harf adedi ise 1060'dir. [2]

 

Peygamber Nefsine Neyi Haram Kıldı?

 

«Ey Nebi! Eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın sana helâl fal. dtğı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun?»

Buhari, tbn Sa'd, Abd bin Humeyd, İbn'ul-Munzir ve îbn Mer-duveyh, Aişe validemizin şöyle dediğini rivayet ederler:

«Allah'ın Rasulü, Zeynel) binti Cahş'm odasında duruyor, onun yanında bal şerbeti içiyordu. Hafsa ile aramızda şöyle an­laştık. «Peygamber hangimizin odasına gelirse o Peygamberce «Ben senden meğafir kokusu mu alıyorum? Sen megafir yemişsin» yecekti. Meğafir bir dikendir, çiçeği vardır. Bal arısı ondan alır ve o içenin üzerinde arfut denilen kötü kokulu bir yağ bırakır. Ra-sûlullah ikimizden birisinin odasına geldi. Oda sahibi hanım bu sözü Rasûlullah'a söyledi. Üz. Peygamber: «Ben meğafir yeme. dim. Zeyneb'in yanında bal içtim» dedi ve «Bir daha da içmeyece­ğim» diye de yemin etti. İşte bunun üzerine «Allah'ın helâl kıldığı balı niçin kendine haram ediyorsun?» diye Cenab-ı Hak Peygam-ber'i kınadı ve uyardı.»

Bir rivayete göre Basûl-ü Ekrem o hanımına «Ben yemin et. tim. Sakın bu yeminimi hiç kimseye haber verme» dedi. Bunun üzerine bu ayeti celile nazil oldu.

Diğer bir rivayette «Şevde Validemiz, Rasûlullah'a der ki: «Sen mağafir mi yedin?» Rasûl-ü Ekrem «hayır» deyince Hz. Şevde: «O halde senden gelen bu koku nedir?» diye sordu. Rasûlullah: Hafsa bana bal şerbeti içirdi» deyince Şevde: O halde balı yapan anlar ürfüt denilen kötü kokulu çiçekten almışlar» dedi. Böylece Hz. Peygamber balı kendisine haram etti ve ayet nazil oldu.»

Buhari'nin, Müslim, Ebu Davud ve Nesei'nin Hz. Aişe'den riva yet ettiklerine göre Rasûl-ü Ekrem bal şerbetini Hz. Hafsa'nın evinde içmiştir. 33u sözü Rasûlullah'a söyleyen de Şevde binti Sa-fiyye'dir.

Îbn'ul-Munzir ve îbn Merduveyh sahih bir senedle İbn Abbas' tan şöyle rivayet ederler: Rasûl-ü Ekrem Sevde'nin yanında bal şerbeti içti. Sonra Hz. Aise'nin odasına gittiğinde; Hz. Aişe: «Ben senden bir koku hissediyorum» dedi. Hafsa'nın odasına girdiğin­de o da «Ben senden bir koku hissediyorum» deyince Rasûl-ü Ek­rem «Zannediyorum bu koku Sevde'nin yanında içmiş olduğum bir şerbetten geliyor. Allah'a yemin ederim, artık onu içmeyece­ğim» dedi ve bu ayet o zaman nazil oldu.

İkinci bir rivayeti Nesei, Hakim ve İlan Merduveyh, Hz. Enes' ten rivayet ediyorlar:

Rasûl-ü Ekrem'in bir cariyesi vardı ve onunla ilişki kuruyor­du, Aişe ve Hafsa bu hususta Rasûl-ü Ekrem'i sıkıştırdı ve Rasû. lullah da onu kendi nefsine haram kıldı ve Cenab-ı Hak bu ayeti indirdi.

Bezzar'in hasen bir senedle İbn Abbas'tan naklettiği şu riva­yet de buna uygundur: îbn Abbas: «Bu ayet, o cariye hakkında nazil olmuştur» der. Muteber görüşe göre bu cariye Mariye'dir. Ra­sûl-ü Ekrem, Mariye'yle Hz. Hafsa'nın gününde ve Hz. Hafsa'nın odasında cinsi ilişki kurmuştu. Hz. Hafsa Rasûl-ü Ekrem'i kına­mış, Hz. Peygamber de «Ben Mariye'yi kendime haram kılar ve bir daha ona yaklaşmazsam rast olur musun?» diye sormuştur. O da «evet, olurum» deyince Rasûlullah, Mariye'yi kendisine haram etmiştir.

Başka bir rivayete göre bu hadise Hz. Hafsa'mn evinde olmak, la beraber Hz. Aişe'nin günündedir. Zemahşeri Keşşafta şöyle di­yor:

«Rivayete göre Rasûl-ü Ekrem, Mariye'yle Hz. Aişe'nin günün. de cinsi ilişki kurmuş, Hafsa da bunu öğrenmişti. Rasûl-ü Ekrem Hafsa'ya «Bu sırrı yanında tut. Ben Mariye'yi nefsime haram eU tim. Ebubekir ve Ömer'in benden sonra ümmetime emir olacak­larını sana 'müjdeliyorum» dedi. Hafsa, Rasûlullah'ın bu sırrım Hz. Aişe validemize söyledi. Zira ikisi dost idiler».

Bu husustaki haberler birbirleriyle çelişkilidir. Fakat Beyza-vi'nin tefsirine haşiye yazan Haffaci ve Müslim'in Sarihi Nevevi, «Sahih olan, ayetin Mariye kıssası hakkında değil, bal kıssası hak­kında inmiş olmasıdır. Çünkü Mariye kıssası Müslim ve Buhari'de yoktur. Bal ktssast ise sıhhatli bir yolla gelmiştir» derler. Sonra Haffaci, Nevevi'den naklederek şöyle der: «Bahse konu olan balın içilmesi Zeyneb'in yanında olmuştur».

Et-Tayyibi «Bu hadiseyi meşhur kitaplarda görmedim» diyor.

«Tahrİm»den maksat imtinadır sakınmadır. Yani: «Niçin Al­lah'ın helâl kıldığından imtina ediyorsun?». «Allah'ın helâl kıldı-ğı»nû&n maksat (Nevevi'nin ifadesine göre) bal şerbetidir. Veya bazı rivayetlerde geçtiği gibi cariyesiyle cinsi ilişki kurmasıdır. Hafsa'nın evinde cariyesiyle cinsi ilişki kurduktan sonra cariyesini kendisine haram kıldı ve Hafsa'ya «Sakın bunu kimseye söyleme» dedi. Hz. Hafsa da bunu Hz. Aişe'ye söyledikten sonra Hz. Peygam­ber bir ay hanımlarının odalarına girmemek üzere yemin etti. un­lardan yirmidokuz gün ayrı kaldı. Bunun Üzerine Cenab-ı Hak bu aye.ti indirdi. [3]

 

Helâl Ve Haram Kılmak Allah'a Aîttir

 

Zeccac «Hiç kimseye Allah'ın helâl kıldığını haram kılma yet. kişi verilmemiştir. Cenab-ı Hak peygamberi için dahi kendisinin hara yakıldığından başka şeyleri haram kılma yetkisi vermemiştir» diyor. Binaenaleyh hanımına veya cariyesine «Sen bana haramsın» diyen bir kimse, eğer boşanma veya zihar niyetinde değilse, bu lafız sadece yemin kefareti gerektirir. Eğer kendisine bir yemeği veya başka bir şeyi haram, kılarsa, İmam Şafii ve İmam Malik'e göre keffaret gerekmez. Fakat İbn Mesud, Sevri ve İmam Âzam'a göre keffaret gerekir.

Bazıları «Tahrimi Peygamber'e nisbet etmek mecazdır» demiş­lerdir. Ayetten maksat şudur: «Niçin Cenab-ı Hakkın sana helâl kıldığını sana haram klmasına sebep oluyorsun? O helâli terkede-ceğine dair yemin ediyorsun?» Fakat böyle bir yoruma gerek yok­tur. Zira Rasûl-ü Ekrem'in yemin edip etmediği ihtilaflıdır. Pey-

gamber'in yemin ettiğini söyleyenler bunu bazı hadislerin zahirin-. den alırlar. Ayrıca «Sise yeminlerinizi çözmeyi meşru kılmıştık» ayetine dayanmaktadırlar. Hz. Peygamber'in yemin ettiği kabul edilse bile —ki rivayetlerde böyle varid olmuştur ve ayetin zahiri de budur— Hz. Peygamber'in keffaret verip vermediği hususunda ihtilâf edilmiştir. Hasan Basri'den gelen rivayete göre Rasûl-ü Ek­rem keffaret vermemiştir. Çünkü Hz. Peygamber'in geçmiş ve ge­lecek günahları affolunmuştur. Cenab-ı Hak müminleri eğitmek için bu ayeti indirmiştir. Fakat bu görüşe, şu şekilde itiraz edil­miştir: Günahın affedilmesi keffaretin ödenmemesine delil ola­maz. Zira dünyevi hükümlerin Basûlullah'm işlediği fullere bina edilmesi günah üzerinde muaheze kabilinden değildir. Nasıl ola­caktır? Halbuki onun günah olduğu teslim ediliyor?

Mukatil der ki: «Rasûl-ü Ekrem, Mariye'yi kendisine haram kıldığı zaman bir köle azad etti ve böylece bu tahrimin kefaretini verdi».

îmam Malik El-Müdevvere'sinde Zeyd bin Eslem'den şöyle ri­vayet ediyor: «Rasûl-ü Ekrem, Mariye'nin tahrimi meselesinde keffaret verdi. Çünkü ona yaklaşmayacağına dair yemin etmişti». Bunun benzeri Sabi'den de rivayet edilmiştir.

Buhari, Müslim, İbn Mace ve Nesei, İbn Abbas'tan şöyle riva­yet ediyorlar. «Kim hanımını kendisine haram kılar ve 'sen bana haramsın' derse ona hiçbir şey lazım gelmez». İbn Abbas bunları söyledikten sonra «Andolsun sizin için Rasûlullah'ta güzel bir ör* nek vardır» ayetini okudu.

Nesei'ye bir kişi geldi ve «Hanımımı kendime haram kıldım» dedi. Nesei, «Sen yalan söyledin. O sana haram değildir» dedikten sonra «Ey Peygamber! Niçin Allah'ın sana helâl kıldığım t haram kılıyorsun» ayetini okudu. Ve «Senin için en ağır keffaret vardır. Yani köle azad edeceksin» diye ilave etti.îkinci ayetteki «Tehtllette» kelimesi yemini keffaret vermek suretiyle açmak, bozmak demektir. Yani yapmayacağım diye ye­min ettiğiniz bir şeyi yapmak istediğiniz zaman keffaret verirsi­niz. Çünkü Cenab-ı Hak Maide Suresi'nde «onun keffareti on fa­kiri yedirmektir» diyor. Bundan şu netice çıkıyor: Yiyecek veya içecek maddelerinden bir şeyi kendisine haram kılan bir kimseye o şey haram olmaz. Burada keffaret yemin içindir, haram kılmak­tan dolayı değildir. Ebu Hanife'ye göre bir helali kendisine haram kılmak yemin sayılır. Ve haram kıldığı şeyden yararlanma nazan itibara alınır. Meselâ kendisine bir yemeği haram kılan kimse, onu yememeye dair yemin etmiş sayılır. Bir kimsenin cariyesi veya ha­nımı ile cinsi ilişki kurmayacağına dair onu kendisine haram kıl­ması ilâ olur. Tabu ki başka bir niyeti yoksa. Eğer zihar niyetiyle yaparsa zihar, talak niyetiyle yaparsa talakı bain olur. İki veya üç talak niyet ederse o kadar olur. Eğer «Ben yalana niyet et­tim» derse kendisiyle Allah arasında kendisine diniyle yemin ver­dirilir, îmam Şafii ise böyle bir şeyi yemin olarak görmemekte. dir. Fakat kişi, hanımı hususunda böyle bir helâli kendisine haram ederse ona keffaret vardır. İmam Şafi'ye göre eğer talâka niyet ederse rîcî talak olur. [4]

 

Hz. Peygamber Sırrını Hangi Hanımına Söyledi

 

Rasûl-ü Ekrem'in kendisine gizlice söz söylediği hanımı Hz. Hafsa'dır. Söylediği söz de «Ben Mariye'yi nefsime haram kıldım. Sen bunu kimseye söyleme» idi. Kelbi der ki: Rasûl-ü Ekrem, Haf-sa'ya gizlice: «Senin babanla Aişe'nin babası (Hz. Ömer ile Hz. Ebubekit) benden sonra ümmetime halife olacaklardır» sırmm söylemiş ve «Bunu kimseye söyleme» demişti. Kelbi'nin bu görü­şünü îbn Abbas da söyler. (Darekutni).

Hz. Hafsa bu haberi Hz. Aişe'ye iletti. Cenab-ı Hak da Rasûl-ü Ekrem'e, bu haberin Hz. Aişe'ye söylenildiğini izhar etti. Hz. Pey­gamber Hz. Hafsa'ya, söylediklerinden bir kısmını aktararak «Sen bunları söylemişsin» dedi. Sözlerinden bir kısmını da söylemedi. Yani Hz. Hafsa'nın Hz. Aişe'ye «Senin baban da benden sonra ha­life olacaktır» sözünü söylemedi. Çünkü Rasûl-Ü Ekrem bu duru­mun insanlar arasında yayılmasından hoşlanmıyordu. Hz. Hafsa bunu Hz. Aişe'ye söylemiş, Allah da Rasûlünü bu sözlere muttali kılmıştır Hz. Peygamber bu sözleri Hafsa'ya nakledince Hz. Haf­sa «Sana bunları kim söyledi ey Allah'ın Rasûlü?»   dedi.   Çünkü Hz. Hafsa bunları Hz. Aişe'nin söylediğini sanmıştı. Hz. Peygam­ber, «Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah haber verdi)} buyurdu.

«Eğer ikiniz Allah'a tevbe ederseniz» hitabı Hz. Hafsa ile Hz. Aişe'yedir. Çünkü onlar Basûiullah'm istediğinin tam tersini yap. mışlardır.

«Sağat» fiili meyletti, haktan kaydı mânâsım ifade eder. Çün­kü onların ikisinin kalbi de haktan kaymıştı. Mariye'den sakın­ması, bal şerbetini içmemesi Rasûlullah'ın hoşuna gitmiyordu. On­lar ise böyle olmasından hoşlanıyorlardı. [5]

 

Yardımlaşan İki Hanım Kimlerdir?

 

«Tezaha'ra» fiili sırt sırta vermek yani yardımlaşmak demek­tir. Zira Aişe ile Hafsa Hz. Peygamber'in aleyhinde masiyet yap­mak, ona eziyet vermek için bu hadisede sırt sırta vermiş ve yar-dımlaşnuşlardır.

İbn Abbas «Bir sene müddetle fırsat bekleyerek, bu iki kadı­nın kim olduklarını Hz. Ömer'den sormak istiyordum. Fakat onun heybetinden ötürü bunu bir türlü soramadım. Haec'a gitti, ben de onunla beraber gittim. Hacc'dan dönünce yolda, bir ağacın arkasuna geçerek defi hacette bulundu. Kendisini bekledim, sonra bera-ber giderken: «Ey müminlerin emiri! Allah Rasûlü'nün aleyhinde sırt sırta veren kadınlar kimlerdir?» diye sordum. Hz. Ömer: «Hafsa ile Aişe'dir» dedi. «Ben bir seneden beri sana bunu sormak istiyordum. Fakat heybetinden ötürü bir türlü soramadım)) deyin­ce Hz. Ömer: «Sakın bunu yapma, benim ilmim olduğuna kanaat ettiğin şeyleri bana sor. Eğer bilirsem, sana haber veririm» dedi.

«Mevla» kelimesi yardımcı manasınadır. Müminlerin salihle-ri'nden maksat ise Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'dir. Çünkü biri Hz. Aişe'nin diğeri de Hz. Hafsa'nm babasıdır. İkisi de onların aley­hinde Rasulûllah'a yardımcı idiler.

Bazıları «Müminlerin salihimden maksat Hz. Ali'dir demiş­tir. Bazıları da «Ümmetin bütün salihleri bu kelimenin kapsamına girer» demiştir. Taberi «Burada salih kelimesi, ismi cinstir. Tıpkı «Kesinlikle insan elbette zarardadır» ayetinde, insan kelimesinin ismi cins olması gibi» demiştir.

Bazıları «Müminlerin salihlerinden maksat peygamberlerdir» derken İbn Zeyd bunların melekler olduğunu söylemektedir. Süddi ise «Hz. Muhammed'in ashabıdır» demiştir.

Bazıları «Salih kelimesi tekil değil, çoğuldur. Esasen bitişi­ğinde bir vav harfi yazılmalıydı, fakat mushafta vavsız yazılmış­tır» demiştir.

«Müslimât» kelimesi ihlaslıdırlar veya Allah ve Rasûlü'nün emrine teslim olmuşlardır demektir. «Müminât» kelimesi kendile­rine verilen emir ve yasaklan tasdik edenler anlamındadır.

«Kanitat» kelimesi Allah'a itaat edenler demektir.

«TaibaU kelimesi de günahlarından dönenler veya Allah Ra­sûlü'nün emrine dönenler ve nefislerine hoş gelip de peygamberin hoşlanmadığı hadiseleri bırakanlar demektir.

«Abidat» Allah'a çok ibadet edenler veya muvahhidler anlamın­dadır,                                                                                            

«Saihat»  kelimesi oruç tutanlar demektir. îbn Abbas, Hasan  ve İbn Cübeyr bu kelimeyi böyle tefsir etmişlerdir. Zeyd bin Eslem ve oğlu Abdurrahman ise «Hicret edenler demektir» dediler 

Oruçlu kimselere «saihat» denilmesi, seyahat edenin yanında azık olmamasındandır. Böyle kimseler nerede yemek bulurlarsa orada yerler.                                                                                                             

Bazılan da «Saihat'm mânâsı Allah'a ibadet maksadıyla seya­hat edenler demektir» demişlerdir.                                                            

«Kû» fiili «vekaya»daxı geliyor. Yani nefsinizi koruyun ve aile       

efradınıza da zikir ve duayı emredin ki Allah onları korusun.          

Hz. Ali, Katade ve Mücahid; «Nefsinizi fiillerinizle, aile efradınızı da vasiyetinizle koruyun demektir» demişlerdir.                      

Bu ayet kişinin nefsini taatla ıslah etmesini, aile efradını da   nasihat yapmak suretiyle ıslah etmesinin gerekli olduğunu ifade     

ediyor. Baba, evladına haram ve helali Öğretmelidir. Onu günah  lardan sakındırmalıdır. Bir hadiste, «Çocuğun babası üzerinde olan , .

hakkı ona güzel bir isim vermesi, yazıyı öğretmesi ve baliğ olduğu zaman evlendirmesidir» denilmiştir. Başka bir hadiste «Hiçbir  baba evladına güzel edebten daha iyisini veremez» denilmektedir

Bir hadiste «Çocuklarınız yedi yaşına geldi mi onlara namaz kılmalarını emredin.   On yaşına geldiklerinde namaz kılmazlarsonları dövün ve yataklarını ayırın» buyurulmuştur.                               

Ateşi idare eden meleklere, «zebaniler» denilir. Kalpleri çok katıdır. Allah onlarda zerre kadar merhamet yaratmamıştır. Onlar gazaptan yaratılmıştır ve halka azap etmeleri kendilerine sevdiril-mistir. Tıpkı insanoğluna yiyecek ve içeceğin sevdirilmesi gibi. Bedenleri gayet şedid, sözleri gayet katıdır [6]

 

Meal

 

8- Ey iman edenler! Allah'a nasuh (kesin ve tereddütsüz) bir tevbe ile tevbe edin. (Bu takdirde) Umulur ki Allah kötülük­lerinizi örter ve sizi   (gölgelikleri)  altından ırmaklar akan cen­netlere sokar. O gün Allah, peygamberi ve onunla beraber iman etmiş olanları küçük düşürmeyecektir. Onların nurları Önlerinde ve sağ yanlarında parlar.  (Onlar)  derler ki: «Ey Rabbimiz! Nu­rumuzu tamamla. Bizi bağışla. Kesinlikle sen her şeye kadirsin».

9- Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et. On­lara karşı sert davran. Onların yurdu cehennemdir. O (Cehen­nem)  ne fena bir uğraktır!

10- Allah kâfirlere Nuh'un karısı ile Lut'un karısını misal olarak göstermektedir. Bu iki kadın kullarımızdan salih iki in­sanın (nikahında) idiler ve o (iki insana) hıyanet ettiler. Koca­ları, onlara, Allah'tan gelene karşı bir şey yapamadı. «Ateşe gi­renlerle beraber siz de girin» denildi.

11- Allah, iman etmiş olanlara da Firavun'un karısını mi­sal olarak göstermektedir. (Firavun'un karısı) demişti ki: «Ey Rab-bimî Bana kendi katında cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından uzak tut. Ve beni o zalimler topluluğun­dan kurtar».

12- Bir de İmran'ın kızı Meryem'i (onlara misal olarak ver­di) . O, ırzını korumuştu. Biz de ona ruhumuzdan üfledik. O Rab-binin bütün dinî hükümlerini ve kitaplarım tasdik etti. O ibade­te devam edenlerdendi. [7]

 

Dirayet Ve Rivayet Tefsiri

 

(8-12)   «Ey iman edenler! Allah'a...» Bu Ayetlerin Tefsiri

Alimlerin ve erbabı kalbin, tevbei nasuh hakkındaki yaklaşırr lan değişiktir. Bununla ilgili olarak 23 yorum getirilmiştir. Baz: lan «Tevbei nasuh öyle bir tevbedir ki sağılmış sütün tekrar me melere girmediği gibi onda da artık günaha dönüş yoktur» demiş lerdir. Bu Ömer, İbn Mesud, Ubey bin Kâb ve Muaz bin Cebel'de. rivayet edlimiş ve Muaz bu yorumu Rasûlullah'a refetmiştir.

Katade «Nasuh çokça sadık ve nasihatçı olmak manasınadır demiş, başka bir müfessir «Halis demektir» demiştir. Hasan «Ne suh, daha önce sevdiği günahtan buğzetmesi, her hatırladığınd tevbe ve istiğfarda bulunmasıdır» demiştir. Bazıları «Nasuh o teı bedir ki kişi mutlak kabul edildiğine kani değildir ve daima sıkıt ti içerisindedir» demişlerdir.

Said bin Cübeyr «Tevbe-i nasuh makbul tevbedir» demişti] Tevbenin kabul olması için üç şart aranır:

a) Kabul olunmayacağından korkmak,

b) Kabul olacağı hakkında ümit beslemek,

c) Taatlara devam etmek.

El-Kurezi «Nasuh tevbe dört şeyden meydana gelir» demiştir:

1- Dille istiğfar etmek

2 - Bedenle günahı terketmek

3- Bir daha günah işlememeyi kalbe yerleştirmek

4- Kötü arkadaşlardan ayrılmak.

Süfyanı Sevrî'ye göre Tevbei nasuhun alametleri dörttür:

1- Killet (az mal)

2- İllet (hastalık)

3- Zillet

4- Gurbet (garib olmak).   Yani kişi tevbe   ettikten sonra sanki eşi, dostu, ahbabı yokmuş gibi bir duruma gelir.

Zünnun şöyle demiştir: Tevbei nasuhun alameti üç şeydir:

A)  Az konuşmak

B)  Az yemek O   Az uyumak

«Ey Peygamber! Kâfirlerle ve ikiyüzlülerle savaş»; yani Allah'­ın dininde şiddet göster. Kâfirleri kılıç ve güzel nasihatlerle Al­lah'a davet ve onlara cihad aç. Münafıklara karşı katı davran, hüc­cet ve deliller getir. Onlara ahiret hallerini söyle, Sırat köprüsün­den geçerken nurlarının olmadığını hatırlat.

Hasan Basri «Onlara hadleri tatbik etmek suretiyle kendile­riyle cihad et» demiştir. Çünkü onlar hadleri gerektiren suçlar iş­liyorlardı. Hadler de onlara tatbik ediliyordu. Kâfirlerin de müna­fıkların da dönüşleri cehennemdir. O ne kötü* ne şeni bir yer­dir! [8]

 

Kocalarına İhanet Eden İki Hanım

 

10. ayetteki temsil, ahirette akrabalardan birbirlerine hiçbir faydanın olmayacağını ifade ediyor. Mukatil'in rivayetine göre Hz. Nuh'un hanımının ismi Valie, Hz. Lut'un haramının ismi de Valia imiş. Dahhak, Hz. Aişe'den, Cebrail'in Hz. Peygamber'e Hz. Nuh'un hanımının isminin Vağile, Hz. Lut'un hanımının isminin de Velie olduğunu getirdiğini rivayet etmiştir.

«O iki hanım bu iki peygambere ihanet ettiler». îkrime ve Dahhak «Küfre kaymakla ihanet ettiler» demişlerdir. Süleyman bin Rukayye, İbn Abbas'tan şöyle rivayet ediyor: «Nuh'un hanımı hal­ka Hz. Lut'un misafirlerinin geldiğini haber verirdi ki bu da iha­nettir».

Yine İbn Abbas'tan şöyle rivayet ediliyor: «Hiçbir peygambe­rin hanımı zina etmiş değildir», Kuşeyri'nin zikrettiğine göre, bu tefsir alimlerinin üzerinde ittifak ettikleri hususlardan biridir. Bunların hainlikleri ırz ve namuslarında değil, dillerinde idi. Çün­kü ikisi de müşrikti. Bazıları ikisinin de münafık olduğunu söyler­ken, bir kısmı «hainlikleri kovuculukla olurdu» demiştir.

Hz. Nuh ve Hz. Lut Allah katında müşerref insanlar ve pey­gamber olmalarına rağmen kâfir olan hanımlarına hiçbir fayda­cı lan dokunmamıştır. Zira azabın defi vesile ile değil taatladır. Mek­ke kâfirleri «Muhammed bizim akrabamızdır. Bize şefaat edecek­tir» sözleriyle Peygamberle alay ediyorlardı. Cenab-ı Hak bu ayeti indirmekle «Muhammed'in şefaati Mekke kâfirlerine hiçbir fayda sağlamaz» hükmünü getirmiştir.

«Firavun'un amelUnden maksat kâfirliğidir. Bazılarına göre halka verdiği azap, zulüm ve şamatasıdır. İbn Abbas'a göre ise cin­si ilişkidir. Yani Asiye, Firavun'dan ve amelinden kurtulmasını Al­lah'tan talep etmiştir.«Zalim kavim»den maksat, Kelbi?ye göre o günkü Mısırlılar, Hasan ve îbn Kayşan (veya Kisan) «Allah, Hz. Asiye'yi en güzel bir şekilde Firavun'dan ve amelinden kurtardı ve onu cennete grö-türdü. O, cennette yer, içer ve nimetlenir» der.

11. ayet Firavun'un hanımının mümin ve hasrı tasdik eden bir zat olduğunu tesbit etmektedir.

Bazı rivayetlerde Asiye'nin Hz. Musa'nın halası olduğu varid olmuştur. Hz. Musa'nın mucizesini işittiği zaman iman ettiği için Firavun onu azaba duçar etmiştir. [9]

 

Hz. Meryem'e Zina İsnad Eden Kâfirdir

 

12. ayetteki «Ahsenet» fiili fahişelikten, zinadan ırzını korudu demektir.

«Fere» kelimesi aslında iki ayak arasındaki boşluktur. Fakat kadının tenasül organı (ırzı) için kullanılmış ve onun sarih mânâ­sı bu imiş gibi kabul edilmiştir.

«Biz oraya üfledik»; yani Cebrail'e emir verdik, oraya üfledi. Cebrail, Hz. Meryem'in eteğine üflemiş, eseri ise ferce varmış­tır.

«Rablerinin kelimelerini tasdik etti» ifadesinin mânâsı onlara iman etti demektir. Hz. İdris ve tdris'ten sonra peygamberlere gelen sahifelere iman etti. Cenab-ı Hak bu sahifelere, kısa olduk­ları için «kelimeler» demektedir.

«O Rabbinin kitaplarına da, Tevrat, İncil ve Zebur'a da iman etti. Ve Allahln taatine devam eden kullarından oldu».

Bu ayet Hz. Meryem'in zinadan kesinlikle uzak olduğunu tes­bit ediyor. Buna rağmen Hz. Meryem'e bu fiili isnad eden bir kimse kâfir olur.

Meryem, bazı hadislerde varid olduğuna göre, kadınların başı ve onların en ekmelidir. îmam Ahmed, müsnedinde «Cennet ehli­nin kadınlarının başı Meryem'dir, Sonra Fatıma, sonra Hatice, sonra Asiye, sonra da Aişe'dir.» demiştir. Sahih'de «Erkeklerden çok kimse kemal derecesine varmıştır. Kadınlardan ancak şun­lar kemal derecesine varmıştır: Muzahimin kızı, Firavun'un hanı­mı Asiye, İmran'ın kızı Meryem, Huveylid'in kızı Hatice, Muharru med'in kızı Fatima».

Hz. Aişe'nin kadınlar üzerindeki fazileti tiritin diğer yemek­lere fazileti gibidir. Hz. Fatima Rasûlullah'ın bir parçası olmak hasebiyle herkesten üstündür. Bazı rivayetlerde Meryem ile Asi-ye'nin cennette Rasûlullah'ın hanımları olacağı kaydedilmiştir. Ta-barani, Said bin Cenade'den şöyle rivayet ediyor:

Rasûl-ü Ekrem şöyle buyurdu: «Cenab-ı Hak cennette beni İmran'ın Jçızı Meryem ile, Firavun'un hanımıyla ve Musa'nın kız-kardeşiyle evlendirdi».

Hz.: Meryem'in peygamber olduğu şeklindeki iddia ise diğer kadınların, Hacer ve Sare gibi kadınların peygamber olduklarının iddiası gibi sahih değildir. Çünkü peygamberlikte erkeklik şarttır. Ama Eş'ari bu şarta muhalefet etmiştir. [10]

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/169.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/170.

 

[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/170-173.

 

[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/173-175.

[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/175-176.

 

[6] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/176-178.

[7] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/180.

 

[8] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/181-182.

[9] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/183-184.

 

[10] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 15/184-185.