Hesap Günü Ve O Günde İyilerle Kötülerin Durumları
İnsanın İç Yüzü Ve Onunla İlgili Olarak Nazif, Olan Ayetler
Ulemanın İcmaı ile Mekkî bir sure olup 52
ayettir. Kıyamet gününden bahseder. Geçmiş ümmetlerden kıyameti yalanlayanların
akibetlerîni anlatır. Sonra genel olarak kıyamet
gününü ve o günde mü'minlerle kâfirlerin karşılaşacakları
durumu tasvir eder. Daha sonra Kur'an-ı Kerim'c değinerek şüphesiz O'nun Allah katından gönderilen
bir kitap olduğunu isbatlar. Peygam-berin,sabredİp Allah'ı tenzih etmek ve sabırlı olmakla mükellef
olduğunu bildirir.
Rahman ve Rahim olan
Allah adıyla.
1-2-
Gerçekleşecek olan! Nedir o gerçekleşecek olan gün?
3-
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?
4- Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği
yalanladılar.
5- Bu yüzden
Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.
6- Âd
milleti de bu yüzden Önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.
7- Allah
onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine ö rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi.
Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.
8- Onlardan
arda kalmış bir şey görür müsün?
9- Firavun,
ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi:
10- Rabbinin
peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rable-ri
onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.
11-12- Ey İnsanlar! Su taştığı vakit, size
bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi
Biz taşımışızdır. [1]
Gerçekleşen, vacip ve
sabit olan. Bununla, insanların hesaba çekilmesi için gelecek olan kıyamet
saati kast edilmiştir.Başa çarpan ve kalpleri tokmaklayan kıyamet saati.Azgın
bir vak'a Şiddetle esen uğultulu ve azgın kasırga.
Haddi aşacak derecede şiddetle esen fırtına.Kökleri kesip kazıyan. Hurma kütükleri.
Yere düşüp devrilmiş. Alt üst olmuş kentler.İçi boş.Şiddeti gittikçe
fazlalaşan. Hatalı-işler.Yükseldi ve sınırı aştı.'Su üzerinde akıp giden gemi.
Belleyen ve hafız eden. [2]
Ölüm sonrası diriliş
olayının gerçekleşeceği saat... Evet bu saat gerçekleşecek ve bu saatte Ölüm
sonrası dirilişte vuku bulacaktır. Nedir bu gerçekleşen saat?!
Garipliğinden ve
korkunçluğundan ötürü insanın nefsi; "Nedir bu gerçekleşen?" diye
sormaktadır.
Ey insan!
Gerçekleşenin ne olduğunu sana kim "bildirdi? Gerçekleşenin ne olduğunu ve
hakikatini bilmediği halde onu yalanlayan İnsanların, Özellikle ölüm sonrası
dirilişi inkâr eden insanların halleri tuhaf değil midir?! Öteden beri
inkarcılar kıyamet gününü yalanlamaktadırlar. Bütün Peygamberler gelip
insanları tevhide davet etmiş, ölüm sonrası dirilişi isbatiamıslardır,
ama ümmetleri onları yalanlamışlar, ölüm sonrası dirilişi inkâr etmişlerdir.
İşte onların cezalarını da, Kur'an-ı Kerim
anlatmaktadır. Ey Muhammed! Kureyş'in öJüm sonrası dirilişi.yalanlamalarına karşı sabırlı ol.
Şüphesiz ki Allah seninle beraberdir. Ey yalanlayıcılar! Yaptıklarınızın
akıbetinden korkun ve yalanlamaktan sakının. Sizin akıbetiniz, Ad ve Semud kavimlerinin ve onlarla birlikte zikredilen
kavimlerin akibetlerinden daha az fena olmayacaktır!
Ad ve Scmud kavmi kıyamet günün yalanladılar. Halbuki
o gün ürküntü vererek kalplere çarpacaktır. Sarsıp toz gibi savurarak göklerle
yere çarpacaktır. Şüphesiz o çarpıcı gün mutlaka gelecektir.
Semud kavmini Rabbin bir çığlıkla yakalayıverdİ
ve onlar kendi yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. Kardeşleri Salih
Peygamberi yalanlayıp Allah'ı inkâr ettiler ve ölüm sonrası dirilişi
doğrulamadılar. Bu azgın amelleri dolayısıyla helak edildiler. Onların bu
amellerini akıl, örf ve şeriat kabul etmiyordu. Ad kavmine gelince onlar da
şiddetli bîr fırtınayla helak edildiler. O fırtına onları son derece sert ve
katı biçimde yakalayı verdi. Çünkü onlar Allah'ı
inkâr edip Peygamberi yalanladılar. Hud'a iman
etmediler, ölüm sonrası dirilişe inanmadılar. Buna ilaveten diğer bazı çirkin fiiller
de işlediler. Onlar yollarda köşkler inşa ediyor, dağların tepelerinde binalar
yükseltiyorlardı. Gelip geçenleri aldatmak, yollarını şaşırtmak, eğlence ve sefahetle felekten kâm'almak
için böyle yapıyorlardı. Ebedî kalacaklar umuduyla kendilerine müstahkem
kaleler ve sağlam köşkler inşa ettiler.
Helak eden bir rüzgarı
Rabbin yedi gece ve sekiz gün onlara musallat kılıp estirdi. Bu fırtına
onlardan geriye hiçbir şey bırakmadı. Çürütüp kül haline getirdi. Ekinlerini,
bitkilerini, çocuklarını, hayır ve bereketlerini kökten kazıdı. İçi boş ve
çürümüş hurma kütükleri gibi yere devrilip gittiler. Onlardan geriye hiçbir şey
kalmadı. Ne bir eşyaları ne de bir izleri kalmadı.
Fir'avn ve ondan önceki milletler, altı üstüne gelen
kentlerin sahibi olan Lut kavmi ve diğerleri, hatalı
ve günah fiiller işlediler. Küfredip yalanladılar. Ölüm sonrası dirilişi inkâr
ettiler. Rabbin de gittikçe artan bir şiddetle, kuvvetli ve üstün bir zâta yaraşırcasma onları azap ile yakalayıverdİ.
Ey Nuh kavminden gelen
müşrikler, sular kabarıp taştığında ve haddi aştığında, biz sizi gemiye
yükledik. Mü'minleri suda boğulmaktan kurtardık.
Yalanlayıcı kafirleri de helak ettik. Ey Muhammed'in zamanında yaşayan
müşrikler ve Allah'ın yardımıyla tufandan kurtarılanların çocukları! Allah'ı
inkar etmeniz ve Muhammed'i yalanlamanız yaraşır mı sizlere?! Sizin atalarınızı
—size öğüt ve ibret olsun, belleyen kulaklar da hıfz etsin ve nesil-' den nesile aktanlsm diye— su üzerinde
akıp giden gemiye yükledik. Ey Mekkeîi kâfirler,
sizden önce gelip geçmiş ve azaba uğratılmış ümmetler gibi olmaktan sakının,
sakının!.. [3]
13-15- Sûr'a
bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine
çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
16- Gök
yarılır; o gün düzeni bozulur.
17- Melekler
onun çevresindedirler; o gün Rabbinİn arşını onlardan
başka sekiz tanesi yüklenir.
18- Ey
İnsanlar! O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
19-20- Kitabı sağından verilen "Alın,
kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma İle karşılaşacağımı umuyordum"
der.
21-23- Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek
bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.
24- Onlara
şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize kar-şihk afiyetle yiyiniz içiniz."
25-29- Fakat kitabı kendisine solundan
verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keski hesabımın ne olduğunu
bilmeseydim; bu İş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de
kalmadı" der.
30-
ilgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın,
bağlayın."
31-
"Sonra cehenneme yaslayın"
32-
"Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";
33-
"Çünkü, o yüce Allah'a inanmazdı,"
34-
"Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."
35- "Bu
sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."
36-37- "Günahkarların yiyeceği olan
kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur." [4]
Yerler ve dağlar
kaldırılıp yürütüldüler.Borazan, Dağlarla yerler.bir çarpışla birbirine
çarpıldığı ve tek bir kütle haline geldiği zaman.Kıyamet koptu.
Gök yarıldı, Parçalan
arasında tutkunluk bulunmayan zayıf şey. Yanlan ve bucakları. Melekler. Rabbinin
tahtı yani İzzeti, mülk ve saltanatı. Amel defteri. Gizlice. Alın ve tutun. Sağ
eliyle.Kesinlikle inanmıştım. Meyveieri yere yakın, Hoşnut
olarak. Onu zincire vurun. Uzunluğu.Onu Cehenneme atın.Cehennemliklerin
bedenlerinden akan kan ve irin.
Candan dost, Günahkarlar. [5]
Surenin başında
"gerçekleşen" kelimesi ile Kur'an-i
Kerim'in ifade ettiği va'd edilen ve geçmiş ümmetler
tarafından yalanlanan kıyamet gününün vasfı işte budur. Geçmiş ümmetleri,
yalanlamalarından ötürü Cenab-ı Allah helak etmiştir.
Kureyşliler, b ümmetlerin yolunda gitmemeleri
gerektiği hususunda yeterli ikazlar yapılarak sakındırılmışlardır. Cenab-ı Allah kıyamet gününün geldiğini insanlara bildirmek
istediğinde sûra üflemekle görevli olan mcieğe
emreder ve o melekte sûra üfler. Bu üfleyişin ardısıra,
Allah'ın dilediklerinden başka gökte ve yerde ne varsa hepsi düşüp bayılırlar.
Sonra ikinci kez sûra üflenir, bir de bakarsın ki insanlar kalkıp dikilmişler
ve hesabı beklemektedirler. Sûra bir kez üflendiğinde yerlerle dağ .ar
kaldırılır, sarsılır ve dağlar yürütülürler. "Birbirine
çarptırılırlar." Yani değlarla düzlük olan yerler
biribirine çarpılır ve dümdüz hale gelir, tek bir
Kütleye dönüşürler. İşte o gün yer sarsılır ve harekete geçer, dağlar
yürütülür. Serpildikçe etrafa serpilirler. Kum tepeleri haline gelirler. İşte
o gün kıyamet kopar. Gökler ve onlardaki alemler darmadağın hale gelirler. Bu
esnada dünyanın düzeni bozulur, gökler yarılır. O gün gök zayıf, sarkık ve
çürüktür. O zaman bu sağlam ve ince nizami göremezsin. Göklerdeki melekler de,
göklerin yanldıklan esnada yan taraflarında
dururlar. Nasıl ki bir ev yıkıldığında onun içinde barınmakta olanlar bir
kenara çekilir ve yıkılmayan tarafta dururlar. Aynen melekler de böylece, göğün
yarılmayan sağlam tarafında, kenarında bekleyip dururlar. İşte o gün sekiz
melek Rabbinin arşını taşırlar.
Bu, Allah'ın izzetinin
kemalini ve yüceliğinin birliğini hükümdarlık ve saltanatının eşsizliğini
temsil etmektedir. Her varlık O'nun kuvveti önünde boyun eğip teslim olacaktır.
"Bugün mülk kimindir? O tek ve kahhar olan
Allah'ın!”[6] Bu ve
diğer ayetlerde anlatılan vasıflara, Kur'an ve sahih
sünnette anlatıldığı gibi iman etmemiz gerekir. Bu günün dehşetini, korku ve
haşyet İle kalplerimize hissettirmeliyiz. O gün sizler hesap ve sevap için
Rabbin huzuruna arz edilirsiniz. Gizlemek istediğiniz hiç bir sırrınız yoktur
ki, o zaman açığa çıkmasın. Nasıl gizleyeceksiniz ki? Gaybian
bilen Allah onlkn görmektedir.
Allah'tan sakınıp
kıyamet gününden korkan takva sahibi kimselere gelince onlara, kitapları
sağlarından verilecektir. Amel defterlerini sağ elleriyle teslim alacaklardır.
Araplar, sağ el diye terceme ettiğimiz 'yemin' kelimesini hayır, bereket, sevinç
ve neş'e durumlarında kullanırlar. Amel defterini sağ
eliyle teslim alan kimse sevinip neş'elendiği için mü'min kardeşlerine kıyamet gününde şöyle diyecektir: Alın
işte, kitabımı okuyun. Bu okunması kolay bir kitaptır. Bunda bir tuhaflık
yoktur. Ben bu günde hesap için bu hale ulaşacağımı kesinlikle biliyordum. Ben
bu sebeple hayırlı İşler yaptım. Kötülüklerden ve masi-yclicn uzak durdum. Bu nedenle bu sonuca ulaştım. Hoşnut
bir hale, mutlu bir yaşantıya kavuştum. Bu yaşantı yüksek kasırlı, yüce binalı
ve köşklü cennet hayatıdır. Cennetteki ağaçların meyveleri yere yakın olup
koparılması ve devşirilmesi kolaydır.
Bu ve bunun gibi
adamlara şöyle denilir: Daha önce dünyada iken geçmiş günlerinizde işlemiş
olduğunuz salih amellerinizin karşılığı olarak afiyetle
yeyiniz, içiniz.
Kitabı kendisine soldan
verilenlere gelince... Evet bunlara kitapları sol taraflarından verilir. Çünkü
onlar ahirette hesaba çekileceklerini düşünmemiş ve ahiret için salih amel
işlememişlerdi. Ayet-i kerimede geçen ve sol diye tercüme ettiğimiz 'şimal'
kelimesi Araplarda uğursuzluk ve hüzün anlamında kullanılır. Bu nedenledir ki,
kitabı kendisine sol'undan verilen kimsenin şöyle dediğini görürsün: Bütün
amellerimi, büyük küçük demeden baştan sona kadar sayan bu amel defterim keşke
bana verilmeseydi! Ah... Keşke ölsey-dimde hesabımı bİImeseydim. Ah...
Keşke dünyada ilk ölümümle bütün işlerim bitirilmiş olsaydı! Ve burada ikinci
bir kez diriltilmeseydim! "Keşke (daha önce) toprak olsaydım!" Ey
kavmim hani malım, aşiretim, gücüm ye saltanatım nerede? Malım bana fayda vermedi.
Saltanatım benden uzaklaşıp yok oldu.
Sonra Cenab-ı Allah meleklerine cevaben şu buyruğu verir: Onu
yakalayın. Ellerine zincirler, ayaklarına bukağılar vurun. Sonra onu Cehenneme
atın ki ateşi ile yansın. Uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun ve o halde
iken Cehennem ateşinin ortasına atın!
Bunda bir gariplik
yoktur. Çünkü o yüce Allah'a iman etmiyordu. Allah'a ve ahiret
gününe iman etmedi. Düşkünlerle yoksulları yedirmeye kendisi yanaşmadığı gibi
başkalarını teşvik etmiyordu. Hal böyle olunca bu günde onun için, candan,
sıcak ve şerefli dost yoktur. Halbuki o günde dosta ve yardımcıya son derece
muhtaçtır. Ona yiyecek olarak, Cehennemliklerin be: denlerinden
akan irinden başka bir şey yoktur ki onu da günahkârlardan, katı kalplilerden
ve kötü amel sahiplerinden başkaları yemezler!
[7]
38-40-
Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin euerim
ki, Kur'an şerefli bir elçinin getirdiği sözdür. 41- O, şair sözü değildir; ne az
inanıyorsunuz!
42- Kahin
sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
43- Kur'an, âlemlerin Rabbinden indirilmedir.
44-46- Eğer Muhammed, Bize karşı, ona bazı
sözler katmış olsaydı, Biz önu kuvvetle yakalardık,
sonra onun şah damarını koparırdık.
47-
Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız,
48- Doğrusu Kur'an Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bîr öğüttür.
49- İçinizde
yalanlayanlar olduğunu şüphesiz bilmekteyiz.
50- Doğrusu Kur'an, inkarcılar için bir üzüntüdür.
51- O,
şüphesiz kesin gerçektir.
52- Öyleyse
ey insan! Çok büyük olan Rabbinin adını teşbih et!. [8]
Gayptan haber veren ve sırlan bildiğini iddia eden kimse.
Gevezelik etîİ, yani yalan ve iftirada bulundu.Yani sağ el veya güç,
kuvvet.
Can damarı, atar
damar.Gam ve keder. Engelleyiciler. Kesin gerçek. Allah'ı, kendisine layık
olmayan vasıflardan tenzih et. [9]
Gördüğünüz ve
görmediğiniz yaratıklara yemin olsun ki, şu Kur'an
mutlaka şerefli bir elçinin, Rabb'inden kendisine vahyediledikten sonra tebliğ etmiş olduğu bir sözüdür.
Denildi ki, ayet-i
kerimeden kast edilen mana şudur: Mademki durum böyledir ve biz kıyamet günü
ile onu yalanlayanlardan, kıyamette takva sahipleri İle müşriklerin durumlarım
anlattıktan sonra deriz ki; bütün bunları, müşriklerin doğru yolu bulmaları,
Allah'a ve Resulü ile ahiret gününe inanmaları İçin
anlattık, ama onlar iman etmediler. Gördüklerinize ve görmediklerinize yemin
olsun ki bu Kur'an, Muhammed (S.A.V.)'e nazil
olmuştur ve O, kendisine vahyedilen ilahî emirleri
tebliğ etmiştir. Güneş gibi hatta daha ' vazıh bir şekilde ortada bulunduğu
için artık bunun ilahî kelâm olduğuna yemin etmeye de gerek yoktur. Ve bu
şerefli Peygamber bunu size tebliğ etmektedir. Size ne olmuş ki onu
yalanlıyorsunuz? Bazan onun şair olduğunu, bazansa kâhin olduğunu iddia ediyorsunuz? Hatta, bazan da onun, bunu kendi yanından uydurup Allah'a nisbet ettiğini söylüyorsunuz?! Bu Kur'an
mı şair sözüdür"? Halbuki insanlar içinde, şairlerin ve şiirin durumunu en
iyi bilen sizlersiniz! Bu Kur'an, şair sözü değildir.
Çünkü hakikatleri, kanunları ve üstün kıssaları içermektedir. Hüküm ve şeriatleri ihtiva etmektedir. Oysa bildiğiniz gibi şiir
bütün bu gerçeklerden uzaktır. Muhammed, nasıl şair olur? Bu iddianın asılsız
olduğu ortadadır. Onun hakkında bühtanda bulunmanız büyük bir suçtur. "Ne
kadar da az inanıyorsunuz" diyerek Cenab-t
Allah'ın sizi kınamasında bir gariplik yoktur! Siz Kur'an'ın
bir kâhin sözü olduğunu nasıl söylersiniz?! Oysaki kâhinin maddî gayesi
olduğunu^ onun nefsinde üstünlük ve olgunluk bulunmadığını, ihsanları erdemliliğe
ve yüce ideallere davet etmediğini, bazen doğru söylese bile çok defalar yalan
söylediğini pek iyi bilmektesiniz! Kâhinlerin sözleri yapmacık secilerle ve
uydurma ifadelerle doludur. Kaldı ki kâhinlik, Kur'an'ın
ortaya çıkması ile son bulmuştur. Arap toplumunda kâhinlere artık yer
kalmamıştır. Kur'an-ı Kerim'in, müşriklere:
"Düşünün, ibret alın, Kur'an'ı inceleyin ki O'nunla kehanet arasındaki farkı ayırd
edebilesiniz. Ne kadarda az düşünüyorsunuz!" diyerek o kâfirleri kınamasında
bir tuhaflık yoktur. Kur'an-ı Kerim ne şiirdir ne de
kehanettir. O sadece, alemlerin Rabb'inden indirilen
bir kitaptır. Rahman ve rahim olan yaratıcı tarafından insanlara bahşedilen
doğrulanmış, şerefli, ahlaklı ve mu-leber bir şahsa
indirilen üstün bir zikir ve yüce bîr sırdır. Bu Kitabı Muhammed'in kendi
yanından uydurduktan sonra Rabbine isnad ettiğini
nasıl iddia ediyorsunuz? Eğer O bize karşı yalan ve iftirada bulunmuş olsaydı
O'nu güçlü ve muktedir bir zata y?n '.ucasına yakalar, O'nun can damarını
keserdik kî, arlık onda bir an bile yasama gücü kalmazdı! O!na
karşı kurduğumuz bu düzeni de kimse geri çevirernei'di.
Hiç kimse O'na yardımcı olamazdı. Size ne oldu? Nasıl da böyle hüküm
verebiliyorsunuz?! Kur'an-ı Kerim; ruhları saflaşan,
nefisleri arman, menfur asabiyetten uzaklaşan, kör taklitten berî olan takva
sahibi kimseler için öğüt ve nasihattir. Kafirler içinse bir hasrettir. Kur'an-ı Kerim mü'minlerin iman
ve sevinçlerini arttırır. Kafirlerin ise şüphe, zan ve hasretlerini arttırır.
O kesin gerçektir. Onda şek ve şüphe yoktur. Hal böyle olunca, yani Rabbin
tarafından sana İndirilen Kur'anda §ek ve şüphe
olmadığı ortaya çıkınca, seni yalanlayan ve Allah'ı inkâr eden kimseler için o
zorlu günde pek acıklı bir azap olduğu kesinlik kazanınca artık senin sabretmen
ve eziyete karşı göğüs gerip tahammül etmen gerekir. Sabret ve bütün bu
zorluklara karşı Allah'tan yardım dile, O'nu noksanlıklardan tenzih ederek
teşbih eyle. Zat-ı akdese veya O'nun sıfatlarından
birine delalet eden isimleri tenzih etmen Allah'ın zatını tenzih etmen yerine
geçer. Bunu böyle bil. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır. [10]
[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi,
Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/315-316.
[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi,
Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/316.
[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi,
Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/316-317.
[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi,
Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/318-319.
[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi,
Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/319.
[6] Mü’min sûresi: 16.
[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi,
Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/319-321.
[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi,
Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/322.
[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi,
Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/322-323.
[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi,
Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/323-324.