HAKKA SURESİ 2

Bazı Kelimeler: 2

Açıklama: 2

Hesap Günü Ve O Günde İyilerle Kötülerin Durumları 3

Bazı Kelimeler: 3

Açıklama: 3

İnsanın İç Yüzü Ve Onunla İlgili Olarak Nazif, Olan Ayetler. 4

Bazı Kelimeler: 4

Açıklama: 4


HAKKA SURESİ

 

Ulemanın İcmaı ile Mekkî bir sure olup 52 ayettir. Kıyamet gününden bahseder. Geçmiş ümmetlerden kıyameti yalanlayanların akibetlerîni anlatır. Sonra genel olarak kıyamet gününü ve o günde mü'minlerle kâfirlerin karşı­laşacakları durumu tasvir eder. Daha sonra Kur'anKerim'c değinerek şüp­hesiz O'nun Allah katından gönderilen bir kitap olduğunu isbatlar. Peygam-berin,sabredİp Allah'ı tenzih etmek ve sabırlı olmakla mükellef olduğunu bil­dirir.

Rahman ve Rahim olan Allah adıyla.

1-2- Gerçekleşecek olan! Nedir o gerçekleşecek olan gün?

3- Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?

4- Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.

5- Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.

6- Âd milleti de bu yüzden Önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.

7- Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine ö rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yı­kıldıklarını görürsün.

8- Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?

9- Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi:

10- Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rable-ri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.

11-12- Ey İnsanlar! Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayış­lı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır. [1]

 

Bazı Kelimeler:

 

Gerçekleşen, vacip ve sabit olan. Bununla, insanların hesaba çekilmesi için gelecek olan kıyamet saati kast edilmiştir.Başa çar­pan ve kalpleri tokmaklayan kıyamet saati.Azgın bir vak'a Şiddetle esen uğultulu ve azgın kasırga. Haddi aşacak derecede şid­detle esen fırtına.Kökleri kesip kazıyan. Hurma kü­tükleri. Yere düşüp devrilmiş. Alt üst olmuş kentler.İçi boş.Şiddeti gittikçe fazlalaşan. Hatalı-işler.Yükseldi ve sınırı aştı.'Su üzerinde akıp giden gemi. Belleyen ve hafız eden. [2]

 

Açıklama:

 

Ölüm sonrası diriliş olayının gerçekleşeceği saat... Evet bu saat gerçek­leşecek ve bu saatte Ölüm sonrası dirilişte vuku bulacaktır. Nedir bu gerçek­leşen saat?!

Garipliğinden ve korkunçluğundan ötürü insanın nefsi; "Nedir bu ger­çekleşen?" diye sormaktadır.

Ey insan! Gerçekleşenin ne olduğunu sana kim "bildirdi? Gerçekleşenin ne olduğunu ve hakikatini bilmediği halde onu yalanlayan İnsanların, Özel­likle ölüm sonrası dirilişi inkâr eden insanların halleri tuhaf değil midir?! Öteden beri inkarcılar kıyamet gününü yalanlamaktadırlar. Bütün Peygamberler gelip insanları tevhide davet etmiş, ölüm sonrası dirilişi isbatiamıslardır, ama ümmetleri onları yalanlamışlar, ölüm sonrası dirilişi inkâr etmişlerdir. İşte onların cezalarını da, Kur'an-ı Kerim anlatmaktadır. Ey Muhammed! Kureyş'in öJüm sonrası dirilişi.yalanlamalarına karşı sabırlı ol. Şüphesiz ki Allah se­ninle beraberdir. Ey yalanlayıcılar! Yaptıklarınızın akıbetinden korkun ve ya­lanlamaktan sakının. Sizin akıbetiniz, Ad ve Semud kavimlerinin ve onlarla birlikte zikredilen kavimlerin akibetlerinden daha az fena olmayacaktır! Ad ve Scmud kavmi kıyamet günün yalanladılar. Halbuki o gün ürküntü vere­rek kalplere çarpacaktır. Sarsıp toz gibi savurarak göklerle yere çarpacaktır. Şüphesiz o çarpıcı gün mutlaka gelecektir.

Semud kavmini Rabbin bir çığlıkla yakalayıverdİ ve onlar kendi yurtla­rında diz üstü çöküp kaldılar. Kardeşleri Salih Peygamberi yalanlayıp Allah'ı inkâr ettiler ve ölüm sonrası dirilişi doğrulamadılar. Bu azgın amelleri dola­yısıyla helak edildiler. Onların bu amellerini akıl, örf ve şeriat kabul etmi­yordu. Ad kavmine gelince onlar da şiddetli bîr fırtınayla helak edildiler. O fırtına onları son derece sert ve katı biçimde yakalayı verdi. Çünkü onlar Al­lah'ı inkâr edip Peygamberi yalanladılar. Hud'a iman etmediler, ölüm son­rası dirilişe inanmadılar. Buna ilaveten diğer bazı çirkin fiiller de işlediler. Onlar yollarda köşkler inşa ediyor, dağların tepelerinde binalar yükseltiyor­lardı. Gelip geçenleri aldatmak, yollarını şaşırtmak, eğlence ve sefahetle fe­lekten kâm'almak için böyle yapıyorlardı. Ebedî kalacaklar umuduyla ken­dilerine müstahkem kaleler ve sağlam köşkler inşa ettiler.

Helak eden bir rüzgarı Rabbin yedi gece ve sekiz gün onlara mu­sallat kılıp estirdi. Bu fırtına onlardan geriye hiçbir şey bırakmadı. Çürütüp kül haline getirdi. Ekinlerini, bitkilerini, çocuklarını, hayır ve bereketlerini kökten kazıdı. İçi boş ve çürümüş hurma kütükleri gibi yere devrilip gittiler. Onlardan geriye hiçbir şey kalmadı. Ne bir eşyaları ne de bir izleri kalmadı.

Fir'avn ve ondan önceki milletler, altı üstüne gelen kentlerin sahibi olan Lut kavmi ve diğerleri, hatalı ve günah fiiller işlediler. Küfredip yalanladılar. Ölüm sonrası dirilişi inkâr ettiler. Rabbin de gittikçe artan bir şiddetle, kuv­vetli ve üstün bir zâta yaraşırcasma onları azap ile yakalayıverdİ.

Ey Nuh kavminden gelen müşrikler, sular kabarıp taştığında ve haddi aştığında, biz sizi gemiye yükledik. Mü'minleri suda boğulmaktan kurtar­dık. Yalanlayıcı kafirleri de helak ettik. Ey Muhammed'in zamanında yaşa­yan müşrikler ve Allah'ın yardımıyla tufandan kurtarılanların çocukları! Al­lah'ı inkar etmeniz ve Muhammed'i yalanlamanız yaraşır mı sizlere?! Sizin atalarınızı —size öğüt ve ibret olsun, belleyen kulaklar da hıfz etsin ve nesil-' den nesile aktanlsm diye— su üzerinde akıp giden gemiye yükledik. Ey Mekkeîi kâfirler, sizden önce gelip geçmiş ve azaba uğratılmış ümmetler gibi olmak­tan sakının, sakının!.. [3]

 

Hesap Günü Ve O Günde İyilerle Kötülerin Durumları

 

13-15- Sûr'a bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.

16- Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.

17- Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinİn arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.

18- Ey İnsanlar! O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kal­maz.

19-20- Kitabı sağından verilen "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma İle karşılaşacağımı umuyordum" der.

21-23- Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.

24- Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize kar-şihk afiyetle yiyiniz içiniz."

25-29- Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keski hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu İş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

30- ilgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."

31- "Sonra cehenneme yaslayın"

32- "Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";

33- "Çünkü, o yüce Allah'a inanmazdı,"

34- "Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."

35- "Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."

36-37- "Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur." [4]

 

Bazı Kelimeler:

 

Yerler ve dağlar kaldırılıp yürütüldüler.Bo­razan, Dağlarla yerler.bir çarpışla birbirine çarpıldığı ve tek bir kütle haline geldiği zaman.Kıyamet koptu.

Gök yarıldı, Parçalan arasında tutkunluk bulunma­yan zayıf şey. Yanlan ve bucakları. Melekler. Rabbinin tahtı yani İzzeti, mülk ve saltanatı. Amel defteri. Gizlice. Alın ve tutun. Sağ eliyle.Kesinlikle inanmıştım. Meyveieri yere yakın, Hoşnut olarak. Onu zincire vurun. Uzunluğu.Onu Cehenneme atın.Cehennemliklerin bedenlerinden akan kan ve irin.

Candan dost, Günahkarlar. [5]

 

Açıklama:

 

Surenin başında "gerçekleşen" kelimesi ile Kur'an-i Kerim'in ifade ettiği va'd edilen ve geçmiş ümmetler tarafından yalanlanan kıyamet gününün vasfı işte budur. Geçmiş ümmetleri, yalanlamalarından ötürü Cenab-ı Allah helak etmiştir. Kureyşliler, b ümmetlerin yolunda gitmemeleri gerektiği hu­susunda yeterli ikazlar yapılarak sakındırılmışlardır. Cenab-ı Allah kıyamet gününün geldiğini insanlara bildirmek istediğinde sûra üflemekle görevli olan mcieğe emreder ve o melekte sûra üfler. Bu üfleyişin ardısıra, Allah'ın dile­diklerinden başka gökte ve yerde ne varsa hepsi düşüp bayılırlar. Sonra ikinci kez sûra üflenir, bir de bakarsın ki insanlar kalkıp dikilmişler ve hesabı bek­lemektedirler. Sûra bir kez üflendiğinde yerlerle dağ .ar kaldırılır, sarsılır ve dağlar yürütülürler. "Birbirine çarptırılırlar." Yani değlarla düzlük olan yer­ler biribirine çarpılır ve dümdüz hale gelir, tek bir Kütleye dönüşürler. İşte o gün yer sarsılır ve harekete geçer, dağlar yürütülür. Serpildikçe etrafa serpi­lirler. Kum tepeleri haline gelirler. İşte o gün kıyamet kopar. Gökler ve onlar­daki alemler darmadağın hale gelirler. Bu esnada dünyanın düzeni bozulur, gökler yarılır. O gün gök zayıf, sarkık ve çürüktür. O zaman bu sağlam ve ince nizami göremezsin. Göklerdeki melekler de, göklerin yanldıklan esna­da yan taraflarında dururlar. Nasıl ki bir ev yıkıldığında onun içinde barın­makta olanlar bir kenara çekilir ve yıkılmayan tarafta dururlar. Aynen me­lekler de böylece, göğün yarılmayan sağlam tarafında, kenarında bekleyip du­rurlar. İşte o gün sekiz melek Rabbinin arşını taşırlar.

Bu, Allah'ın izzetinin kemalini ve yüceliğinin birliğini hükümdarlık ve saltanatının eşsizliğini temsil etmektedir. Her varlık O'nun kuvveti önünde boyun eğip teslim olacaktır. "Bugün mülk kimindir? O tek ve kahhar olan Allah'ın!”[6] Bu ve diğer ayetlerde anlatılan vasıflara, Kur'an ve sahih sün­nette anlatıldığı gibi iman etmemiz gerekir. Bu günün dehşetini, korku ve haşyet İle kalplerimize hissettirmeliyiz. O gün sizler hesap ve sevap için Rabbin hu­zuruna arz edilirsiniz. Gizlemek istediğiniz hiç bir sırrınız yoktur ki, o za­man açığa çıkmasın. Nasıl gizleyeceksiniz ki? Gaybian bilen Allah onlkn gör­mektedir.

Allah'tan sakınıp kıyamet gününden korkan takva sahibi kimselere ge­lince onlara, kitapları sağlarından verilecektir. Amel defterlerini sağ elleriyle teslim alacaklardır.

Araplar, sağ el diye terceme ettiğimiz 'yemin' kelimesini hayır, bereket, sevinç ve neş'e durumlarında kullanırlar. Amel defterini sağ eliyle teslim alan kimse sevinip neş'elendiği için mü'min kardeşlerine kıyamet gününde şöyle diyecektir: Alın işte, kitabımı okuyun. Bu okunması kolay bir kitaptır. Bun­da bir tuhaflık yoktur. Ben bu günde hesap için bu hale ulaşacağımı kesin­likle biliyordum. Ben bu sebeple hayırlı İşler yaptım. Kötülüklerden ve masi-yclicn uzak durdum. Bu nedenle bu sonuca ulaştım. Hoşnut bir hale, mutlu bir yaşantıya kavuştum. Bu yaşantı yüksek kasırlı, yüce binalı ve köşklü cen­net hayatıdır. Cennetteki ağaçların meyveleri yere yakın olup koparılması ve devşirilmesi kolaydır.

Bu ve bunun gibi adamlara şöyle denilir: Daha önce dünyada iken geç­miş günlerinizde işlemiş olduğunuz salih amellerinizin karşılığı olarak afi­yetle yeyiniz, içiniz.

Kitabı kendisine soldan verilenlere gelince... Evet bunlara kitapları sol taraflarından verilir. Çünkü onlar ahirette hesaba çekileceklerini düşünme­miş ve ahiret için salih amel işlememişlerdi. Ayet-i kerimede geçen ve sol diye tercüme ettiğimiz 'şimal' kelimesi Araplarda uğursuzluk ve hüzün anlamın­da kullanılır. Bu nedenledir ki, kitabı kendisine sol'undan verilen kimsenin şöyle dediğini görürsün: Bütün amellerimi, büyük küçük demeden baştan sona kadar sayan bu amel defterim keşke bana verilmeseydi! Ah... Keşke ölsey-dimde hesabımı bİImeseydim. Ah... Keşke dünyada ilk ölümümle bütün işle­rim bitirilmiş olsaydı! Ve burada ikinci bir kez diriltilmeseydim! "Keşke (da­ha önce) toprak olsaydım!" Ey kavmim hani malım, aşiretim, gücüm ye sal­tanatım nerede? Malım bana fayda vermedi. Saltanatım benden uzaklaşıp yok oldu.

Sonra Cenab-ı Allah meleklerine cevaben şu buyruğu verir: Onu yaka­layın. Ellerine zincirler, ayaklarına bukağılar vurun. Sonra onu Cehenneme atın ki ateşi ile yansın. Uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun ve o halde iken Cehennem ateşinin ortasına atın!

Bunda bir gariplik yoktur. Çünkü o yüce Allah'a iman etmiyordu. Al­lah'a ve ahiret gününe iman etmedi. Düşkünlerle yoksulları yedirmeye ken­disi yanaşmadığı gibi başkalarını teşvik etmiyordu. Hal böyle olunca bu günde onun için, candan, sıcak ve şerefli dost yoktur. Halbuki o günde dosta ve yardımcıya son derece muhtaçtır. Ona yiyecek olarak, Cehennemliklerin be: denlerinden akan irinden başka bir şey yoktur ki onu da günahkârlardan, katı kalplilerden ve kötü amel sahiplerinden başkaları yemezler! [7]

 

İnsanın İç Yüzü Ve Onunla İlgili Olarak Nazif, Olan Ayetler

 

38-40- Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin euerim ki, Kur'an şerefli bir elçinin getirdiği sözdür. 41- O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!

42- Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!

43- Kur'an, âlemlerin Rabbinden indirilmedir.

44-46- Eğer Muhammed, Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz önu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

47- Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız,

48- Doğrusu Kur'an Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bîr öğüttür.

49- İçinizde yalanlayanlar olduğunu şüphesiz bilmekteyiz.

50- Doğrusu Kur'an, inkarcılar için bir üzüntüdür.

51- O, şüphesiz kesin gerçektir.

52- Öyleyse ey insan! Çok büyük olan Rabbinin adını teşbih et!. [8]

 

Bazı Kelimeler:

 

Gayptan haber veren ve sırlan bildiğini iddia eden kimse.

Gevezelik etîİ, yani yalan ve iftirada bulundu.Yani sağ el veya güç, kuvvet.

Can damarı, atar damar.Gam ve keder. Engelleyiciler. Kesin gerçek. Al­lah'ı, kendisine layık olmayan vasıflardan tenzih et. [9]

 

Açıklama:

 

Gördüğünüz ve görmediğiniz yaratıklara yemin olsun ki, şu Kur'an mut­laka şerefli bir elçinin, Rabb'inden kendisine vahyediledikten sonra tebliğ et­miş olduğu bir sözüdür.

Denildi ki, ayet-i kerimeden kast edilen mana şudur: Mademki durum böyledir ve biz kıyamet günü ile onu yalanlayanlardan, kıyamette takva sa­hipleri İle müşriklerin durumlarım anlattıktan sonra deriz ki; bütün bunları, müşriklerin doğru yolu bulmaları, Allah'a ve Resulü ile ahiret gününe inan­maları İçin anlattık, ama onlar iman etmediler. Gördüklerinize ve görmedik­lerinize yemin olsun ki bu Kur'an, Muhammed (S.A.V.)'e nazil olmuştur ve O, kendisine vahyedilen ilahî emirleri tebliğ etmiştir. Güneş gibi hatta daha ' vazıh bir şekilde ortada bulunduğu için artık bunun ilahî kelâm olduğuna yemin etmeye de gerek yoktur. Ve bu şerefli Peygamber bunu size tebliğ et­mektedir. Size ne olmuş ki onu yalanlıyorsunuz? Bazan onun şair olduğunu, bazansa kâhin olduğunu iddia ediyorsunuz? Hatta, bazan da onun, bunu kendi yanından uydurup Allah'a nisbet ettiğini söylüyorsunuz?! Bu Kur'an mı şair sözüdür"? Halbuki insanlar içinde, şairlerin ve şiirin durumunu en iyi bilen sizlersiniz! Bu Kur'an, şair sözü değildir. Çünkü hakikatleri, kanunları ve üstün kıssaları içermektedir. Hüküm ve şeriatleri ihtiva etmektedir. Oysa bildiğiniz gibi şiir bütün bu gerçeklerden uzaktır. Muhammed, nasıl şair olur? Bu iddi­anın asılsız olduğu ortadadır. Onun hakkında bühtanda bulunmanız büyük bir suçtur. "Ne kadar da az inanıyorsunuz" diyerek Cenab-t Allah'ın sizi kı­namasında bir gariplik yoktur! Siz Kur'an'ın bir kâhin sözü olduğunu nasıl söylersiniz?! Oysaki kâhinin maddî gayesi olduğunu^ onun nefsinde üstün­lük ve olgunluk bulunmadığını, ihsanları erdemliliğe ve yüce ideallere davet etmediğini, bazen doğru söylese bile çok defalar yalan söylediğini pek iyi bil­mektesiniz! Kâhinlerin sözleri yapmacık secilerle ve uydurma ifadelerle do­ludur. Kaldı ki kâhinlik, Kur'an'ın ortaya çıkması ile son bulmuştur. Arap toplumunda kâhinlere artık yer kalmamıştır. Kur'an-ı Kerim'in, müşriklere: "Düşünün, ibret alın, Kur'an'ı inceleyin ki O'nunla kehanet arasındaki farkı ayırd edebilesiniz. Ne kadarda az düşünüyorsunuz!" diyerek o kâfirleri kı­namasında bir tuhaflık yoktur. Kur'an-ı Kerim ne şiirdir ne de kehanettir. O sadece, alemlerin Rabb'inden indirilen bir kitaptır. Rahman ve rahim olan yaratıcı tarafından insanlara bahşedilen doğrulanmış, şerefli, ahlaklı ve mu-leber bir şahsa indirilen üstün bir zikir ve yüce bîr sırdır. Bu Kitabı Muhammed'in kendi yanından uydurduktan sonra Rabbine isnad ettiğini nasıl iddia ediyorsunuz? Eğer O bize karşı yalan ve iftirada bulunmuş olsaydı O'nu güçlü ve muktedir bir zata y?n '.ucasına yakalar, O'nun can damarını keserdik kî, arlık onda bir an bile yasama gücü kalmazdı! O!na karşı kurduğumuz bu düzeni de kimse geri çevirernei'di. Hiç kimse O'na yardımcı olamazdı. Size ne oldu? Nasıl da böyle hüküm verebiliyorsunuz?! Kur'an-ı Kerim; ruhları saflaşan, nefisleri arman, menfur asabiyetten uzaklaşan, kör taklitten berî olan takva sahibi kimseler için öğüt ve nasihattir. Kafirler içinse bir hasrettir. Kur'an-ı Kerim mü'minlerin iman ve sevinçlerini arttırır. Kafirlerin ise şüp­he, zan ve hasretlerini arttırır. O kesin gerçektir. Onda şek ve şüphe yoktur. Hal böyle olunca, yani Rabbin tarafından sana İndirilen Kur'anda §ek ve şüphe olmadığı ortaya çıkınca, seni yalanlayan ve Allah'ı inkâr eden kim­seler için o zorlu günde pek acıklı bir azap olduğu kesinlik kazanınca artık senin sabretmen ve eziyete karşı göğüs gerip tahammül etmen gerekir. Sabret ve bütün bu zorluklara karşı Allah'tan yardım dile, O'nu noksanlıklardan tenzih ederek teşbih eyle. Zat-ı akdese veya O'nun sıfatlarından birine delalet eden isimleri tenzih etmen Allah'ın zatını tenzih etmen yerine geçer. Bunu böyle bil. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır. [10]

 



[1] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/315-316.

[2] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/316.

[3] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/316-317.

[4] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/318-319.

[5] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/319.

[6] Mü’min sûresi: 16.

[7] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/319-321.

[8] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/322.

[9] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/322-323.

[10] Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 6/323-324.