Mekke'de inmiştir, 15
âyettir.
Şems sûresi Mekke'de
inmiştir. Bu sûre, başlıca şu iki konuyu ele alır:
1. İnsan
nefsi ve Allah'ın onu hayır, şer, hidâyet ve dalâlete uygun olarak yaratmış
olması.
2. Semûd kavmi üzerinde
temsîlî olarak anlatılan taşkınlık. Semûd
kavmi, Allah'ın devesini öldürmüşler, Allah da onları helak edip yok etmişti.
Bu mübarek sûre,
Allah'ın yedi mahlûkuna yeminle başlar. Yüce Allah güneşe ve onun yayılan
aydınlığına, güneşin ardından, doğan aya, sonra aydınlığı ile gecenin
karanlığını sürüp götüren gündüze, karanlığı ile varlıkları örten geceye, sonra
direksiz olarak sapa sağlam göğü bina eden güçlü Allah'a, yere ve onu donmuş su
üzerine yayana, Yüce Allah'ın olgunluklarla mükemmelleştirip faziletlerle
süslediği insan nefsine yemin etti. Yüce Allah, insanın, Allah'ın emir ve
yasaklarına uyduğu takdirde başarı ve kurtuluşa ereceğine; azgınlık ve
taşkınlık yaptığı takdirde bedbahtlığa ve hüsrana uğrayacağına dair bu
varlıklara yemin etti.
Bundan sonra Yüce
Allah, Salih Peygamber (a.s.)'in kavmi Semûd'un
kıssasını anlatır. Semûd kavmi, peygamberlerini
yalanlamış, yeryüzünde azgınlık ve taşkınlıkta bulunmuşlar ve Yüce Allah'ın,
peygamberi Salih (a.s) için bir mucize olarak yalın kayadan yarattığı deveyi
öldürmüşlerdi. Bu kıssada aynı zamanda, Semûd
kavminin o korkunç helak ediliş olayı anlatılır. Bu olay, ibret alacak olanlar
için ibret olarak kalmıştır. Bu, Allah'ın peygamberlerini yalanlayan her kâfir
için bir örnektir.
Bu mübarek sûre, Yüce
Allah'ın, onları helak etmenin sonuç ve akıbetinden korkmadığını bildirerek
sona erer. Çünkü O, "yaptıklarından mesul değil, insanlar ise
mesuldürler"[1] [2]
Bismillâhirrahmânarrahîm
I, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10. Güneşe ve kuşluk vaktin-deki aydınlığına, güneşi
takip ettiğinde aya, karanlığı giderdiğinde
gündüze, varlıkları örttüğünde
geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu düzlük yapana, kişiye
ve onu düzgün biçimde şekillendirene, sonra ona kötülük duygusunu da, sakınıp
iyi olmayı da ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran
kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere daldıran da ziyan etmiştir.
11, 12, 13, 14, 15. Semûd kavmi azgınlığı yüzünden yalanladı.
Çünkü onların en azgını deveyi kesmek için atıldı. Allah'ın Resulü onlara "Allah'ın
devesine ve onun suyuna dikkat edin" dedi. Derhal onu yalanladılar ve
deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onları yok etti ve
hepsini cezalandırdı. (Allah bu şekilde azap etmenin) âkibetinden
de korkmaz.
Diihâhâ, onun ışığı demektir. Duhâ,
günün ilk vakitlerinde güneşin yükseldiği zamandır. Müberred
şöyle der: Duhâ, güneşin ışığı, mânâsına gelen
kelimesinden türetilmiştir.[3]
Onu yaydı, döşedi.
Cevherî şöyle der: o gibi, "onu
yaydım" manasınadır.[4]
Onu gizledi demektir.
Bu kelimenin aslı, dır. İkinci sin, hafiflik sağlamak için elife çevrilmiştir.
Helak etti. Demdeme, bir şeyi diğer şey üzerine kapatmaktır.
"Kabri üzerine kapattı" mânâsında, denir. Maksat, azabı üzerlerine
kapatmak, yani, köklerini kazıyacak şekilde onları helak etmektir.
Ukbâhâ, onun akibeti, sonucu
demektir. [5]
1.
Varlıkları aydınlatıp karanlığı dağıttığı zaman güneşe ve onun yayılan ışığına
yemin ederim. [6]
2. Güneş
battıktan sonra doğan ve aydınlatıcı olarak etrafa yayılan aya yemin ederim.
Tefsirciler şöyle der: Bu olay ayın ilk yarısında olur. O zaman güneş batınca,
ay doğarak aydınlık saçar ve ona halef olur.
Güneşe yemin etmedeki hikmet şudur:
Âlemdeki varlıklar, güneş battıktan sonra âdeta Ölüler gibi olurlar.
Sabah aydınlığı gelip de güneş doğunca, bir canlılık başlar. Ölü gibi olanlar
canlanır. Kuşluk vakti, iş için dağılırlar. Bu, kıyamet haline benzer. Kuşluk
vaktindeki, bu durum, cennet ehlinin cennete yerleşmesi durumuna benzer. Güneş
ve ay insanların yararlanmaları için yaratılmıştır. Bunlara yemin bunlarda
bulunan büyük yararlara dikkat çekmek içindir.[7]
3. Aydınlığı
ile gecenin karanlığını giderdiği ve ışığı ile o karanlığı açtığı zaman gündüze
yemin ederim. İbn Kesîr şöyle der:" Yeryüzünü
aydınlattığı ve ışığı ile varlıkları ışıklandırdığı zaman..."[8]
4. Karanlığı
ile varlıkları sardığı ve bürüdüğü zaman geceye yemin ederim. Gündüz mahlûkâtı
aydınlatır ve görünür hale getirir. Gece ise, onları örter ve gizler. Sâvî şöyle der: Yüce Allah, âyet sonlarındaki uygunluktan
dolayı, geçmiş zaman kipiyle demeyip, geniş zaman kipiyle buyurdu.[9]
5. Göğe ve
onu bina edene yemin olsun. Yani göğe ve bina edip direksiz olarak sapasağlam
yapan yüce kudretliye yemin derim. Tefsirciler şöyle der: Buradaki edatı, mânâsında isnı-i mev-iûldür, Yani, göğe ve onu
bina eden şahsa yemin ederim. Maksat, Âlem-erin Rabbi olan Allah'tır. Nitekim
daha sonra gelen, "Sonra ona, kötülük iuygusunu
da, sakınıp iyi olma duygusunu da ilham etti" mealindeki âyet :mna delildir. Yüce Allah sanki şöyle buyurmuştur: Göğü bina
eden, şanı üce, güçlü Allah'a yemin ederim. Göğün bina
edilip sağlamlaştırılması 'nun varlığını ve gücünün
mükemmelliğini gösterir. [10]
6. Yere ve
onu her taraftan yayan ve uzatan, insanların e hayvanların yaşamasına uygun
hale getirene yemin ederim. Tefsircilerin le dediği
gibi, yerin bu şekilde yayılmış olması, yuvarlak olmasına zıt debidir. Zira bu
âyetten maksat, yeryüzünün geniş; insanların yaşamasına, kip biçmeye ve ziraata
elverişli hale getirildiğinin bir nimet olduğunu bilirmektir.[11]
7. İnsan
nefsine ve onu meydana getirip yaratana ve onu )lgunlaşmaya
istidatlı kılana yemin ederim. Bu, onun uzuvlarını düzgün apmak,
zahirî ve bâtını kuvvetlerini dengelemekle olur. Onun mükemmel-iğini tamamlayan
unsurlardan biri de, Yüce Allah'ın, ona, hayrı ve şerri, yi ve kötüyü
birbirinden ayırmayı sağlayan aklı bağışlamasıdır.
Bunun cindir ki Yüce Allah şöyle buyurdu: [12]
8. Kötü ile
iyiyi, doğruluk ile sapıklığı birbirinden lyıracak
özellik ve ölçüyü ona öğretti. İbn Abbâs şöyle der: Allah hayrı ve erri,
itaat ve isyanı ona açıkladı. Yapacağı
ve sakınacağı şeyleri ona iğretti. Tefsirciler şöyle
der: Yüce Allah, gücünün büyüklüğünü ve tek ilah lduğunu
göstermek için şu yedi şeye yani güneş, ay, gece, gündüz, gök, yer e insan
nefsine yemin etti. Bu yeminle aynı zamanda bu yedi şeyin birçok aydası olduğuna, büyük yararlan bulunduğuna ve bunların
mutlaka bir ya-atıcısmın,
hareketlerini idare eden birinin olduğuna işaret etti. Fahreddin
lâzî şöyle der: Güneş duyu organları ile hissedilen
varlıkların en büyüğü lduğu için, Yüce Allah onu,
büyüklüğünü gösteren dört vasfı ile birlikte nlattı.
Sonra kendi mukaddes zatını anlatarak onu üç sıfatla niteledi ki kıl, Yüce
Allah'a yaraşır bir şekilde onun büyüklük ve azametini kavrama erefine nail olsun. Bu, aklı, görünen şu maddi âlemin
çukurundan, Yüce Allah'ın büyüklüğünün uçsuz bucaksız zirvesine çekme yoludur.[13]
9. Bu, yedi
şeye yapılan yeminlerin cevabıdır. Yani,Allah'a itaat ederek nefsini temizleyen
ve onu isyan ve günah kirinden arındıran, kesinlikle kurtulmuştur. [14]
10. "ve
isvâm nefsmi nakîr kılan ve onu helak yerlerine götüren ziyan ve
kayıptadır. Çünkü kim nefsinin arzularına uyar, mevlâsının
emrine isyan ederse, akıllılar zümersinden çıkmış,
ahmak câhiller zümresine katılmış olur.
Bundan sonra Yüce
Allah, azgınlık ve taşkınlık ederek nefsini inkâr ve isyan kirinden temizlemeyen
kimse için Salih (a.s)'in kavmi Semûd'u misal
getirerek anlattı: [15]
11. Semûd kavmi, taşkınlıkları yüzünden peygamberlerini
yalanladı. [16]
12. Hani,
kavmin en bedbahtı, deveyi öldürmek üzere hızla ve şevk ile gitmişti. İbn Kesîr şöyle der: Bu şahıs, Yüce Allah'ın hakkında meâlen, "Arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını çekti
ve deveyi kesti"[17]
buyurduğu Kudar b. Sâliftir.
Kudar, kavmi içersinde, güçlü, şerefli ve sözü
dinlenen bir reis idi. Kabilesinin en bedbahtı idi.[18]
13. Allah'ın
Rasûlü Salih (a.s) onlara dedi ki: Allah'ın devesine
kötülük yapmaktan sakının. Su içme nöbetinden engellemekten de sakının. Nitekim
Yüce Allah meâlen, "Onun bir su içme hakkı
vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir"[19] buyurmuştur.
[20]
14. Peygamberleri
Salih (a.s.)'i yalanlayıp ikâzına aldırış etmeyerek deveyi öldürdüler. Suç
işlemeleri ve taşkınlıkta bulunmaları yüzünden Allah onların tümünü yok etti.
Hâzin şöyle der: Kökünü kazıyacak şekilde yok etmektir. Yani, Allah onların
üzerine azabı o şekilde kapattı ki hiçbiri kurtulamadı.[21] Yüce
Allah küçük, büyük, zengin, fakir hiçbiri kurtulmaksızm
bütün kabile mensuplarını aynı şekilde cezalandırdı. [22]
15. Yüce
Allah, liderlerin ve kralların yaptıklarının akıbetinden korktukları gibi
onları yok etmesinin âkibetinden korkmaz. Zira O,
yaptığından sorumlu tutulmaz. [23]
Bu mübarek sûre birçok
edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda
özetliyoruz:
1. ile
arasında tıbâk vardır.
2. "Gecenin
karanlığını giderdiği zaman gündüze yemin ederim" ile "Varlıkları
örttüğünde geceye yemin ederim" arasında latif bir mukabele vardır. Aynı
şekilde " Nefsini arındıran mutlaka kurtuluşa ermiştir" ile "Onu
alçaltan da hüsrana uğramıştır" arasında mukabele vardır. Tıbâk ve mukabele sanatlarından herbiri,
güzelleştirici edebî sanatlardandır.
3. "Allah'ın
devesi" şeklindeki isim tamlaması, devenin değerli ve şerefli bir varlık
olduğunu göstermek içindir. Onun değerli bir varlık olduğunu göstermek İçin,
"Allah'ın devesi" denilmiştir. Çünkü bu deve, Salih (a.s)'in bir mucizesi
olarak sağır bir kayadan çıkmıştır.
4. "Günahları
yüzünden Rableri onları yok etti" âyeti, korkutma ve ürpertme ifade eder.
Çünkü, helak etme işini bu kelime ile anlatmak azabın korkunçluğunu gösterir.
5. Âyet
sonlarında seci1 murassa' vardır. Bu sanat, bu mübarek sûrede açıkça
görülmektedir.
Yüce Allah'ın yardımı
ile "Şems Sûresi"nin tefsiri bitti. [24]
[1] Enbiyâ sûresi, 21/23
[2] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/323.
[3] Rûhu'l-meânî,
30/140
[4] Muhtasar-ı İbn Kesîr, 3/644
[5] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/325.
[6] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/325.
[7] Sâvî Haşiyesi, 4/323
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/325.
[8] Muhtasar-ı İbin Kesîr, 3/644
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/325.
[9] Sâvî Haşiyesi, 4/321
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/325.
[10] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/325-326.
[11] Yeryüzünün yuvarlaklığının isbatı
konusunda tefsircilerin görüşleri için bkn. Lukman suresi
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/326.
[12] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/326.
[13] Tefsir-i Kebir, 31/190
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/326.
[14] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/326-327.
[15] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/327.
[16] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/327.
[17] Kamer sûresi, 51/29
[18] Muhtasar-ı İbn Kesîr, 3/645
Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/327.
[19] Şuarâ sûresi, 26/155
[20] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/327.
[21] Hâzin, 4/252
[22] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/327.
[23] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/327.
[24] Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 7/327-328.