Kur'an'daki Sıram :
91
Nüzul Sırası : 26
Ayet Sayısı : 15
İndiği Dönem : Mekke
Sûrede
salih-müttaki kulların
kurtuluşa ulaşıp, sapık dalalet ehlinin hüsrana uğrayacakları vurgulanmış, Semud kavmine deve mucizesinin verilmesi, isyan edip haddi
aşmalarından ötürü Allah'ın azabına duçar olmaları hadisesi hatırlatılmış,
insanda iyilik ve kötülük yapma kabiliyetinin bulunduğu, Allah'ın insana bu
kabiliyeti ve (kendi fiilini) yapabilme kudretini verdiği anlatılmıştır. Sûre, risaletin gerçekleştirmek istediği hedefler itibariyle
umumi bir karektere sahiptir. Sürede belli bazı
tartışma ve karşı koyma tavırları bulunmamaktadır. Bu husus sûrenin bu türden olayları
belirten Kur'an bölümlerinden önce nazil olduğunu
gösterebilir. [1]
Rahman ve Rahim
Allah'ın Adıyla
1- Güneşe ve
onun aydın sabahına[2]' andolsun.
2- Onu
izleyen'[3]' aya andolsun.
3- Güneşi
ortaya çıkaran gündüze andolsun.
4- Onu örten
geceye andolsun.
5- Göğe ve
onu yapana andolsun.
6- Yere ve
onu yuvarlayıp döşeyene[4]' andolsun.
7- Nefse ve onu şekillendirene,
8- Ona bozukluğunu ve korunmasını ilham edene'[5] andolsun ki,
9- Nefsini yücelten'[6]'
iflah olmuş,
10- Onu
alçaltan da'[7]' ziyana uğramıştır.
11- Semûd kavmi azgınlığı[8]'
yüzünden (Hakk'ı) yalanladı.
12- En haydutları'[9]'
ayaklandığı zaman,
1 3-
Allah'ın elçisi onlara: Allah'ın devesine ve onun su içme hakkına[10]
dokunmayın! dedi.
14- Onu yalanladılar, deveyi kestiler'[11]' Rablerİ de günahları yüzünden azabı başlarına
geçirdi"[12] '', orayı dümdüz etti[13]
15- Allah bu
işin sonundan korkmaz" [14].
Bu sûrede, kainattaki
varlıklar ve tabiat kanunlarına yemin edilerek, kurtulan ve saadete ulaşanın,
içini temizleyen, hidayete, tabi olup, amel-i salih
işleyerek Allah'ın çizdiği sınırda kalan; hüsrana uğrayan mutsuz insanın ise
dalalet, isyan ve çirkin işlerle kendisini ifsad eden
kişi olduğu vurgulanmıştır. Yine bu sûrede semud
kavminin peygamberlerini yalanlayıp haddi aşmaları, içlerinden birinin
peygamberlerin uyarısını dinlemeyerek Allah'ın devesini boğazlamaya cüret
etmesi ve bu yüzden Allah'ın onları cezalandırması (olayı) anlatılmıştır.
Sûre, nefsin
temizlenmesi, onun günah ve isyandan kurtulması, doğru yolda olanların
kurtuluşla, sapanların ise hüsranla karşılaşacakları hususunda, risaletin hedeflerine ait genel ve geniş boyutlu bir izahı
ihtiva etmektedir. "Zekkaha" ve "dessaha" kelimelerindeki kullanım dini ve dünyevi,
ruhi ve ahlâki, temizliğin veya fesadın birlikte ele alınmasını mümkün kılmaktadır.
Nitekim, iki kelime olarak burada geçen felah ve hüsranın dünya ve ahirette olması da mümkündür. Açıkça görüldüğü gibi bütün
bunlarda yüksek ve kapsamlı açıklamalar vardır. Aynı şekilde sûre, Allah'ın
insana, hayr ve şen* fiilleri işleme, hidayet veya
dalaleti tercih etme kabiliyetini, ayırma, seçme ve
yönelme kuvvetini verdiğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. 9. ve 10. ayette
bildirilen bu kabiliyet ve kuvvetin kullanılmasından doğan sonuçların
belirtilmesi suretiyle seçme/ tercih etme ve onun sonuçlan arasında kopmaz bir
bağlantı ve ilişkinin olduğu vurgulanmıştır. Burada daha önce geçen Kur'an açıklamaları vurgulanmış, insana yaptığı iş ve tercihi/seçiminin
sorumluluğu yüklenmiştir. Yeri geldiğinde de dikkat çekeceğimiz üzere bu
mesele, Şems sûresinden sonra çeşitli üslûplar ile tekrar edilmiştir. Öyle ki
bu (sorumluluk) muhkem Kur'an ilkelerinden birisi
olmuştur. Burada, bazı Kur'an metinlerinde okuyucuya
zahiren zıtlıklar ve problemler olarak görülen hususların çözümü bulunmaktadır.
Allah'ın
(ilahi) hikmetinin insanda bu kabiliyet ve kuvveti yaratmayı dilemiş olduğu
dikkate alınırsa, İnsan sûresi 30. ayet ve Müddesir
56. ayetlerinin zahirinde, problem gibi görünen husus çözülmüş olur. [15]
Sûrede anlatılan deve,
Allah'ın devesi olarak tavsif edilmiştir. Bu durum, devenin mucize isteklerine
cevap olarak Semud'un peygamberi Salih'e verilen
ilahi bir mucize olduğu anlamına gelmektedir. Bu deve Mekki
sûreler içerisinde bazı yerlerde tekrar edilmiştir. Müfcssirler,
rivayetlere istinad ederek, devenin bir kayanın
içinden çıktığını söylüyorlar. Ayrıca devenin bedeni, su içmesi, sağılması,
oturması ve böğürmesi, boğazlanması için yapılan komplo, devenin akibeti, Semud kavminin
yurtlarının yerle bir edilişi ve buradaki halkın kökünün kesilmesi hakkında da
birçok açıklamayı zikrediyorlar[16]. Ne
var ki Kur'an'ın bu deve hakkında anlattıklarının
tamamı, onun Allah'ın bir mucizesi olduğu, kendilerine gönderilen Salih
peygamberin Semud kavmine bu devenin hakkını
gözetmelerini, su içmesine fırsat vermemelerini ve O'nun su içmesi için Özel
bir gün ayırmalarını şart koşması, Onların bu şarta
uymayıp deveyi boğazlamaları, küfür ve inatta ısrar etmeleri sonuç olarak da
azabın onları yakalaması, evlerini yerle biletmesi, Allah'ın azab ve intikamına duçar olmaları, şeklindedir. Ayrıca bu
kıssa Araf. Hud, Şuara ve
Nemi sûrelerinde de geçmiştir.
Bu deve ve bunun
dışında Kur'an'da anlatılan diğer mucizeler hakkında
bizim görüşümüz, bunların Allah'ın kudret çerçevesine girdiği, bir tahmin ve
ilavede bulunmadan Kur'an'da yapılan açıklamaların
sınırında durmak ve ravilcrin aktardığı çoğu sağlam
bir esasa dayanmayan teferruatları karşısında İhtiyatlı olmaktır. Kesin
olduğunu söylemesek bile, Semud kavmi ve bunların
devesi hakkında haberlerin Kur'an'da geçtiği veya buna yakın biçimde İslam'dan önceki Araplar
arasıda dolaşmakta olduğu "Ad ve Semu-dtı da (helak ettik) Bu oturdukları yerlerden size belli
olmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları isleri süsleyip onları yoldan çıkardı."
(Ankebut 29/38) ayeti de bunu ispatlamaktadır.
Burada
haddi aşan, Allah'a ve O'nun çağrışıma isyan eden kimselerin akıbetleri gibi akibete uğramak konusunda öğüt verme ve uyarma amacıyla, (semud kavmi) anlatılmıştır. Nitekim buradaki ayetlerin üslûbundan
ve kıssanın geçtiği diğer yerlerde bu husus açıkça
görülmektedir. Müfessirlerİn rivayetlere dayanarak
söyledikleri, bu haberlerin dolaşmakta (bilinmekte) olduğunu ispatlayabilir.
Buna ilave olarak, keza bu gün "Medâyin-i
Salih" diye bilinen Semud kavminin yurtlarında
bazı yıkılmış harabeler bulunmakta olup Hicaz Arapları Şam bölgesine giderken
buraya uğramakta idiler. Bütün bu anlatılanlardan başka, sûrede belirli hir yalanlama, tartışma ve mücadele tavrına işaret yoktur.
Sûrede risaletin hedefleri genel olarak arz edilmiş,
insanlar haddi aşıp Allah'a isyan ettiklerinde, tanıdıkları Semud kavminin akibeti gibi bir akibete uğrayacakları hususunda uyarılmıştır. Bu yüzden bu
sûrenin ilk nazil olan sûrelerden olduğu, Kur'an'da
Fatiha, A'la, Leyi gibi isimlendirilen sûre bölümüne
dahil olacağı görüşünü tercih ediyoruz. [17]
[1] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/267.
[2] Dutıâha Gündüzün ilk
anındaki ışığı.
[3] Teîâhâ Onu takip etli
demektir.
[4] Tahâhâ Yaydi
ve genişletti demektir.
[5] Fe elhemehâ
fucurahâ ve takvâhâ Burada,
ona günah işleme ve takva kabiliyetini verdi mânâsına gelmektedir.
[6] Zekkâhâ Salih amel ile onu
temizledi, demektir.
[7] Dessâhâ Kötü ve çirkin
ameller ile onu ifsad etti demektir.
[8] Tağvâhâ Onun tuğyanı, haddi
aşması anlamındadır.
[9] Eşkaha Allah'ın mucize
olarak gönderdiği deveyi bağlayan Semud kavminin elebaşısı demektir.
[10] Sükyâhâ Su içme hakkı
demektir.
[11] Akarâhâ Burada, onu
öldürdüler mânâsındadır.
[12] Fe demdeme
Yok etti, kökünü kazıdı demektir.
[13] Fesevvaha Allah'ın azabı
orayı kuşattı onların oturdukları yerleri başlarına geçirdi demektir.
[14][14] La yehâfu ukbâhâ Bazı müfessirler bu cümlenin ''Herhangi birisine
azap indirdiği zaman Allah, bir mesuliyet duymaz ve bundan sorguya
çekilemez" mânasına geldiğini bazıları ise, burada, yaptığı işin sonucunu
düşünmeden deveyi boğazlamaya yönelen semud kavminin elebaşısının kasdedildiğini
söylemişlerdir Bkz. Taberi,
ibn Kesir ve Begavi
tefsirleri..
[15] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/269-270.
[16] Bkz. Araf, Hud, Şuara, Nemi sûrelerindeki
ayetler hakkında Taberi, fbn
Kesir. Beğavi, Nısaburi, Tabresi ve Hazin tefsirleri.
[17] İzzet Derveze, et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 1/270-271.