Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Çoklukla övünmek sizi aldattı.
2- O kadar ki mezarları ziyaret ettiniz,
3- Hayır! Yakında bileceksiniz.
4- Sonra hayır! Yakında bileceksiniz.
5- Hayır! Eğer «İlmelyakîn» (kesin bilgi) ile bilseydiniz.
6- Muhakkak ki o alevli cehennemi görürdünüz,
7 - Sonra onu muhakkak «aynelyakîn» göreceksiniz.
8- Sonra o gün (size verilen) nimetten sorulacaksınız. [1]
Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 8 ayettir.
Ebu Hatim'in Saîd bin Ebu Hilal'den rivayet ettiğine göre Ra-sûlullah'ın arkadaşları bu sureye «el-Makbere Suresi» de derlerdi. Bu sure Mekkî'dir. Ebu Hayyan «Müfessirlerin tamamı Mekki olduğunu söylemiştir» diyor. Celâleddin Suyuti, «En meşhura göre Mekki'dir» diyor. Medenî olduğuna İbn Ebi Hatim'in Ebu Burey.
de'den rivayet ettiği şu hadis de delâlet eder. En tercih edilir görüş de budur:
«Bu sure ensar kabilelerinden Beni Haris ve Beni Hars kabileleri hakkında nazil oldu. Bunlar birbirlerine karşı övündüler. Onlardan biri diğerine, «bizde falan falan vardır». Onlar da «bizde fa-lan-falan vardır» dediler ve bununla iftihar ettiler. Sonra da «gelin kabirlerdeki adamlarımızı sayalım» dediler. Biri, «Bizde işte kabirde şu var, bu var» diğeri de «şunlar var» dedi». Cenab-ı Hak bunun üzerine bu sureyi indirdi.
Bu surenin Medenî olduğuna dair çok kuvvetli deliller bulun-duğu için bazı alimler, «Bu sure Medeni'dir» demişlerdir.
Ayetleri ittifakla sekiz, kelimeleri 28, harfleri 120'dir. Bu sure Kur'an'ın bin ayetine denktir. Hakim ve Beyhaki îbn Ömer'den şöyle rivayet ederler. Allah'ın Rasûlü buyurdu: «Sizden her gün bin ayet okumaya kimin gücü yeter» dediler. Sahabiler: «Hiç kimsenin gücü yetmez» deyince Rasûl-ü Ekrem: «Sizden herhangi birinizin Tekasür Suresi'ni okumaya gücü yetmez mi?» buyurdu.
Hatib, «El Muttefek ve'l-Mufterek» adlı eserinde Hz. Ömer'den şöyle rivayet ediyor: Hz. Peygamber Kim bir gecede bin ayet okursa Allah'ın huzuruna Cenab-ı Hak onun yüzüne güldüğü halde varır» dedi. Hz. Ömer, «Ey Allah'ın RasûLü! Gecede bin ayet okumaya kimin gücü yeter?» dedi. Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem Tekasür Suresi'ni sonuna kadar okudu ve «Nefsimi yedi kudretinde tutan Allah'a yemin ederim, bu bin ayete denktir» diye buyurdu.
Alimlerden bazıları şöyle demişlerdir: Bunun sırrı ve hikmeti şudur: Kur'an 6200 küsur ayettir. Biz küsuru bırakırsak bin ayet Kur'an'ın altıda biri olur. Bu sure Kur'an'ın maksatlarından altıda birini kapsamaktadır. Kur'an'ın anlatmak istediği maksatları
Gazali'nin söylediğine göre altıdır. Üçü mühimdir. Onlar şunlardır:
A) Kendisine çağrılanın tarifi
B Sırat-ı Mustakim'in tarifi
C) Allah'a dönüş yapıldığı andaki halin tarifi. Üçü de mutimmedir. Onlar da şunlardır:
1- îtaat edenlerin hallerinin tarifi
2- İnkarcıların sözlerinin hikâyesi
3- Yolun konaklarının tarifi
İşte bunlardan biri ahiretin marifetidir ki Allah'a dönüş yapıldığı zamanki halin tarifi diye tabir edilmiştir. Bu sure de bunu kapsamaktadır. İşte buna «bin ayete denktir» demek, «Kur'afı'ın altıda birini kapsamaktadır» demekten daha üstün ve daha yücedir.
Alusi bunları naklettikten sonra, «Allah daha iyi bilir ama hikmet bunun ötesinde bir şeydir» diyor. Yani bu yorum makbul değildir! [2]
(1-8) «Çoklukla övünmek sizi aldattı...» Bu Ayetlerin Tefsiri
«Elha» fiili meşgul etti, demektir. Çünkü bu fül «Levh» kökünden gelir, o da gaflet demektir. Sonra her meşgul eden için bu tabir kullanılmıştır. Örfen insanın hoşuna giden, onu meşgul eden demektir. Bu kelime «lehv» mânâsına yakın olduğu için çoğu zaman o manâda kullanılmıştır. Ragıb, «Lehv mühim olan konudan seni meşgul eden her şey demektir» der. Burada maksat gaflettir. Ayetin mânâsı: Çoklukla övünmek sizi gafil kıldı, öyle ki, bütün dirilerin sayışım tamamladınız sonra da mezarları ziyaret ettiniz. Yani orada olanların zikrine geçtiniz. Ölülerinizle birbirle-rinize karşı böbürlenmeye kalktınız.
Kelbi ve Mukatil'in rivayet ettiğine göre, Abdi Menaf ve Beni Senim kabileleri adetlerinin fazlalığıyla birbirlerine karşı Övündüler. Hayatta olan nüfuslarını saydılar. Abdi Menaf, Beni Sehim'den daha fazla çıktı. Beni Senim mensupları dedi ki: «Zulüm cahiliyet döneminde bizi helak etti. Gelin hem ölüleri hem. de dirileri sayalım». Bu sefer de Beni Senim kabilesi galib geldi!
Keşşafta Zemahşeri; «Bunu Cenab-ı Hak onlarla alay etmek, akıllarını hiçe saymak için zikretmiştir» diyor.
Bazıları da «Ayetin mânâsı, siz bu fiilinizde sahih bir hedefi olmaksızın kabir ziyaretinde bulunan kimse gibi oluyorsunuz demektir» derlerken, bazıları da «Kabirleri ziyaret etmek, nasihat almak, ölümü hatırlamak içindir. Bunlar ise tam tersini yaptılar. Onu gaflete sebep kıldılar» demiştir. Yani bu durum sizi meşgul etti. Halbuki bu size herhangi bir yardım vermez, ne dünyanızda ne de ahiretinizde size bir yarar sağlayamaz. Üstelik sizi dinin mühim emirlerinden de meşgul etmektedir.
Bazıları «Malların çokluğu, çocukların çokluğu sizi meşgul etti. Bu bataklık içerisinde ölüp de mezarlara gömüldüğünüz ana kadar durdunuz ve hayatınızı dünya talebine sarfettiniz. Ölüm size gelinceye kadar bu devam etti. Sonunda gördünüz ki bu sizin değildir ve sizi en mühim meselenizden gafil kılmıştır» demişlerdir.
Bu ayette hasrın kesin olduğuna işaret vardır. Hikâye edildiğine göre bir bedevi bu ayeti dinledikten sonra, «Kabe'nin Rabbine yemin ederim, kavm haşre gönderildi. Çünkü ziyaretçi daimi durmaz, mutlaka dönüş yapara der.
Ömer İbn Abdulaziz, «Ziyaret eden bir kimse elbette geri gelecektir, ya'cennete veya ateşe» dedi. Bu tabirde kabirlerde dur-manın kısa bir dönem olduğuna da işaret vardır.
«Sizi meşgul edecektir» değil de «Sizi meşgul etti» şeklindeki mazi tabiri kullanılması kesinlikle olacak bir şeyin olmuş sayıl, masındandır. Veya daha önce ölenler, bu ayetin indiği zamandan Kıyamet'in kopması anma kadar Ölenlerden daha fazladır.
Bazı alimler, «Bu ayet, kabirdeki insanlarla gurur duymak için kabirleri çok ziyaret eden kimseyi yermektedir. Fakat ahireti hatırlamak için olursa bu meşrudur» demişlerdir. Nitekim Ebu Davud Hz. Peygamber için şöyle rivayet ediyor: «Sizi kabirleri ziyaret etmekten nehyettim. Onları ziyaret edin. Kesinlikle kabirleri ziyaret edin; onlar size ahireti hatırlatır» buyurmuştur. Fakat ayet bu manâdan uzaktır. Övülmek için bir kabrin ziyaret edilmesi yerilmiştir, kötüdür. Bu hususta tartışmaya gerek yoktur.
«Kella» kelimesi red içindir. Yani sizi ilgilendirmeyen şeyler sizi ilgilendiren meselelerden meşgul etmesin. Çünkü bunun neticesi kötüdür.
«Gelecekte bileceksiniz; (bugün üzerinde bulunduğunuzun zararını)» Tabii onu gözünüzle gördüğünüz zaman bunun neticesini bileceksiniz.
Dördüncü ayet üçüncünün tekididir. Yani dördüncü ayet tekid için tekrar edilmiştir.
«Sümme» kelimesiyle atıf yapılmıştır. Bundan anlaşılıyor ki dördüncü ayet ikinci ayetten daha beliğdir, daha şedlddir. Mesela bir insan kölesine, «Sana derim, sonra sana derim, yapma bunu» der. Bu «sonra sana derim» sözü öncekinden daha şiddetlidir. Bu daha şiddetli olduğundan sanki üçüncü ayetin aynısı değildir diye atıf yapılmıştır. Aksi takdirde tekid ile müekked arasında atıf olmaz.
Hz. Ali, «Birinci bilgi, kabirdeki bilgidir, ikincisi haşr'deki bilgidir. Tekrar diye bir şey yoktur. Sümme ile atfetmek de tam yerindedir» dedi.
Dahhak, «Birinci bilgi men'idir. Ve kâfirler için bir tehdiddir. İkincisi müminler için bir va'ddir» demiştir. Fakat bu, zahirin hilaf ınadir.
«İlme'l-Yakın»dan maksat, önünüzde bulunan ve yüzdeyüz bildiğiniz şey demektir. « İlme'LYakın» tabiri mastarın mefulune izafe edilmesi kabüindedir veya mevsufun sıfatında izafe edilmesi kabilindendir. Yani, yakin olan ilim demektir. Vasfın (yakin sıfatının) ilme getirilmesi açık bir fayda ifade eder. Çünkü ilim hem yakine hem de yakin olmayana denir. Ayetteki «lev» edatının cevabı mukadderdir. Korku ve dehşet içindir. Yani kesinlikle bilmiş olsaydınız, vasfedilemeyecek, künhüne varılamayacak şey istemiş olacaktınız. Veya bu sizi başka bir şeyin çokluğuyla iftihar etmekten meşgul edecekti.
«Elbette cehennemi görürdünüz» cümlesi mukadder bir kasemin cevabıdır. Bununla tehdid teşdid edilmiştir. Cenab-ı Hak önce mübhem olarak onları korkutuyor, sonra bununla o korkuyu vuzuha kavuşturuyor. Bu cümle beşinci ayetteki «lev» edatının cevabı değildir. Çünkü bu kesinlikle vaki olacaktır; yani insanlar olarak biz cehennemi göreceğiz. Fakat lev'in cevabının kesinlikle vaki olacağı diye bir şey yoktur. Bazıları onun cevabı olduğunu söylemişlerdir. O zaman ayetin mânâsı: «Siz gelecekte cezayı bileceksiniz» demek olur. Sonra Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: «Eğer cezayı İlmiyakin olarak şimdi bilseydiniz kesinlikle cehennemi görecektiniz»; yani cehennem daima sizin gözünüzün önünde olacaktı!
«Sonra onu yakın gözüyle göreceksiniz». Bu cümle tekid içindir. Yani altıncı ayet tekid olsun diye tekrar edilmiştir. Cehennemin ilk görülmesi onu uzaktan görmek olabilir. İkinci görmek ise oraya girdiğiniz zaman onu göreceksiniz demek olabilir.
«Ayne'l-Yakin» yakinin tâ kendisi olan görüş demektir. Çünkü gözle inkişaf (görmek) diğer inkişafların hepsinden daha üstündür. Ona «Aynelyakin» ismini vermeye müstahaktır. «Ayn» burada yakinin tâ kendisidir. Ayn, lügatta, Seyyid Şerif Cürcani'nin buyurduğu gibi, içinde şüphe olmayan ilim demektir. Eagıb, «Yakın ilmin sıfatıdır, marifet de dirayetten üstündür. îlmulyakin denilir; fakat marifetu yakın denilmez» diyor. O fehmin sabit olmasıyla beraber nefsin sükûnudur. Seyyid Şerif, «aynulyakin, içinde şüphe olmayan ilimdir» demiştir. Hakikat ehlinden aynelyakin hususunda birçok tefsir gelmiştir. Temsil yoluyla şöyle deniliyor: Âkil bir insanın ölümü bilmesi ilmul-yakindir. Melekleri Ölüm anında görmesi aynelyakin, ölümü tadması ise hakkalyakindir.
Sekizinci ayetteki hitap bazı tefsircilere göre kâfirleredir. Bu, Hasan Basri ve Mukatil'den de rivayet edilmiştir. Tayyibi de bu görüşü tercih etmiştir.
«Naim», insanoğlunun lezetlendiği her şeye denir. İster yemek ve içki, ister sergi, isterse binek olsun.
Sekizinci ayetten Önce surede gelen hitaplar da böyledir. İbn Abbas, «Altıncı ayetteki hitab müşrikleredir» diyor. Oradaki gör-mek'ten maksat cehenneme girmektir. Oradaki sual de kınama sualidir. Çünkü onlar nimetlere karşı iman etmek suretiyle şük-retmemişlerdir.
Bazılan «Cehennemi gördükten ve cehenneme girdikten sonra sual de olabilir, demişlerdir. Çünkü cehenneme girdikten sonra cehennemliklerden çok şeyler sorulur. Mesela Mülk Suresi'nde «Cehenneme bir fevç atıldıkça zebaniler onlardan size uyarıcı gelmedi mi, peygamber gelmedi mi? diye sorarlar» başka bir ayette «Sizi sakara gönderen nedir? diye sorarlar» denilmiştir. O zaman sual elem bakımından daha şiddetlidir. Rivayete göre Hz. Ömer, Rasül-ü Ekrem'e, «Hangi nimet bizden sorulacaktır, ey Allah'ın Rasûlü? Biz memleketimizden kovulduk, mallarımızı terkettik» dedi. Hz. Peygamber, «Meskenlerin gölgesi, ağaçların gölgesi, çadırların sizi hararet ve soğuktan koruması, sıcak günde soğuk su içilmesi gibi nimetler sizden sorulacak» buyurmuştur.
Yine Rasûl-ü Ekrem'in şöyle buyurduğu rivayet ediliyor: «Kur', an'da mezarların zikri açık^ıçık ancak bu surede olmuştur. Kabir-leri ziyaret etmek katı kalp için şifalı devadır». Çünkü ahireti ve ölümü insanın hatırına getirir. însanı tulü emelden caydırır, kasri emele zorlar. Dünyada zahid olmaya, dünya rağbetini terketmeye İnşam teşvik eder. Bu hususta Ebu Hüreyre'den gelen bir hadise göre Allah'ın Rasûl-ü: «Kabirleri ziyaret eden kadınlara lanet et-miştir» der.
Bu hususta İbn Abbas'tan, Hasan bin Sabit'ten nakledilen hadisler vardır. Tirmizi «Bu hadis hasen ve sahihtir» diyor. Fakat ehli ilme göre bu lanetleme meselesi Rasûlullah'ın kabirleri ziya. ret ruhsatını vermezden Önceki durumdur. Ruhsatı verdikten sonra erkek ve kadın bu ruhsata dahil olur. Fakat buna rağmen kadınların kabirleri ziyareti mehruhtur. Çünkü onlar çokça ağlarlar ve avret olduklarından nifaka vesile olurlar.
Kabirlerin erkekler tarafından ziyareti alimler katında ittifakla mubah kabul edilmiş bir meseledir. Fakat kadınların ziyareti hakkında ihtilaf vardır. Genç kadınlar için çıkıp mezarlıklara gitmek haramdır. İhtiyarlar için mubahtır. Fakat gençler ve ihtiyarlar için caizdir; ancak erkeklerle karışık gitmemek şartıyla. Bu hususta alimler ittifak halindedirler, tşte bu mânâya binaen Hz. Peygamberin «Kabirleri ziyaret edin» emrinin kadınları da kapsadığı söylenmiştir.
Erkek ve kadınların bir araya gelmesinden dolayı fitneden korkulduğu bir zaman ve bir yerde kadınlar için kabir ziyareti helâl ve caiz olmaz. Çünkü erkek kabri ibret almak için ziyaret eder, oradaki kadına gözü takılır, ahireti de unutur, ibret almayı da unutur, fitneye girer. Aksi de olabilir. Yani kadın da böyle yapabilir. O kabirlerde birlikte bulunan kadınlar ve erkekler ecirsiz ve günahlı olarak dönüş yaparlar.
İbn Hibban ve İbn Merduveyh'in tbn Abbas'tan rivayet ettiklerine göre Rasûl-ü Ekrem, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'le beraber Ebu Eyyub el-Ensari'nin evine gittiler. Hanımı, «Allah'ın Rasûlü'ne merhaba olsun: Beraberinde gelenlere de merhaba olsun» dedi. Ebu Eyyub geldi ve bir hurma salkımım kesip Peygamber'e getirdi. Peygamber, «Bunu kesmeni istemiyordum. Birkaç hurma getirsen kâfiydi» dedi. Ebu Eyyub, «Ya Rasûlullah! Hurmanın temrinden, busrundan, rutbundan yemeni istiyorum» dedi. Sonra bir oğlak kesti, yansım pişirdi, yansım da kaynattı. Rasûlullah'm huzuruna getirdiğinde oğlak etinden bir şey aldı, bir ekmeğin içine koydu ve «Ey Ebu Eyyub; Bunu Fatıma'ya götür. Çünkü o birkaç gündür böyle bir şey yememiştir» dedi ve Ebu Eyyub bunu Hz. Fatıma'ya götürdü. Ondan sonra Rasûl-ü Ekrem, «Ekmek, ett hurma ve busr» dedikten sonra gözlerinden yaşlar aktı. [3]
TEKASÜR SUEESİ'NİN SONU