TEKASÜR SÜRESİ 2

Meal 2

Gîrîş. 2

Dirayet Vb Rivayet Tefsiri 2


TEKASÜR SÜRESİ

 

Meal

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1- Çoklukla övünmek sizi aldattı.

2- O kadar ki mezarları ziyaret ettiniz,

3- Hayır! Yakında bileceksiniz.

4- Sonra hayır! Yakında bileceksiniz.

5- Hayır! Eğer «İlmelyakîn» (kesin bilgi) ile bilseydiniz.

6- Muhakkak ki o alevli cehennemi görürdünüz,

7 - Sonra onu  muhakkak  «aynelyakîn»  göreceksiniz.

8- Sonra o gün (size verilen) nimetten sorulacaksınız. [1]

 

Gîrîş

 

Mekke Dönemi'nde nazil olmuştur. 8 ayettir.

Ebu Hatim'in Saîd bin Ebu Hilal'den rivayet ettiğine göre Ra-sûlullah'ın arkadaşları bu sureye «el-Makbere Suresi» de derlerdi. Bu sure Mekkî'dir. Ebu Hayyan «Müfessirlerin tamamı Mekki ol­duğunu söylemiştir» diyor. Celâleddin Suyuti, «En meşhura göre Mekki'dir» diyor. Medenî olduğuna İbn Ebi Hatim'in Ebu Burey.

de'den rivayet ettiği şu hadis de delâlet eder. En tercih edilir gö­rüş de budur:

«Bu sure ensar kabilelerinden Beni Haris ve Beni Hars kabi­leleri hakkında nazil oldu. Bunlar birbirlerine karşı övündüler. On­lardan biri diğerine, «bizde falan falan vardır». Onlar da «bizde fa-lan-falan vardır» dediler ve bununla iftihar ettiler. Sonra da «ge­lin kabirlerdeki adamlarımızı sayalım» dediler. Biri, «Bizde işte kabirde şu var, bu var» diğeri de «şunlar var» dedi». Cenab-ı Hak bunun üzerine bu sureyi indirdi.

Bu surenin Medenî olduğuna dair çok kuvvetli deliller bulun-duğu için bazı alimler, «Bu sure Medeni'dir» demişlerdir.

Ayetleri ittifakla sekiz, kelimeleri 28, harfleri 120'dir. Bu su­re Kur'an'ın bin ayetine denktir. Hakim ve Beyhaki îbn Ömer'den şöyle rivayet ederler. Allah'ın Rasûlü buyurdu: «Sizden her gün bin ayet okumaya kimin gücü yeter» dediler. Sahabiler: «Hiç kim­senin gücü yetmez» deyince Rasûl-ü Ekrem: «Sizden herhangi bi­rinizin Tekasür Suresi'ni okumaya gücü yetmez mi?» buyurdu.

Hatib, «El Muttefek ve'l-Mufterek» adlı eserinde Hz. Ömer'den şöyle rivayet ediyor: Hz. Peygamber Kim bir gecede bin ayet okursa Allah'ın huzuruna Cenab-ı Hak onun yüzüne güldüğü halde varır» dedi. Hz. Ömer, «Ey Allah'ın RasûLü! Gecede bin ayet okumaya kimin gücü yeter?» dedi. Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem Tekasür Suresi'ni sonuna kadar okudu ve «Nefsimi yedi kudretin­de tutan Allah'a yemin ederim, bu bin ayete denktir» diye buyur­du.

Alimlerden bazıları şöyle demişlerdir: Bunun sırrı ve hikme­ti şudur: Kur'an 6200 küsur ayettir. Biz küsuru bırakırsak bin ayet Kur'an'ın altıda biri olur. Bu sure Kur'an'ın maksatlarından altı­da birini kapsamaktadır. Kur'an'ın anlatmak istediği maksatları

Gazali'nin söylediğine göre altıdır. Üçü mühimdir. Onlar şunlar­dır:

A) Kendisine çağrılanın tarifi

B Sırat-ı Mustakim'in tarifi

C) Allah'a dönüş yapıldığı andaki halin tarifi. Üçü de mutimmedir. Onlar da şunlardır:

1- îtaat edenlerin hallerinin tarifi

2- İnkarcıların sözlerinin hikâyesi

3- Yolun konaklarının tarifi

İşte bunlardan biri ahiretin marifetidir ki Allah'a dönüş ya­pıldığı zamanki halin tarifi diye tabir edilmiştir. Bu sure de bunu kapsamaktadır. İşte buna «bin ayete denktir» demek, «Kur'afı'ın altıda birini kapsamaktadır» demekten daha üstün ve daha yü­cedir.

Alusi bunları naklettikten sonra, «Allah daha iyi bilir ama hikmet bunun ötesinde bir şeydir» diyor. Yani bu yorum makbul değildir! [2]

 

Dirayet Vb Rivayet Tefsiri

 

(1-8)   «Çoklukla övünmek sizi aldattı...» Bu Ayetlerin Tefsiri

«Elha» fiili meşgul etti, demektir. Çünkü bu fül «Levh» kö­künden gelir, o da gaflet demektir. Sonra her meşgul eden için bu tabir kullanılmıştır. Örfen insanın hoşuna giden, onu meşgul eden demektir. Bu kelime «lehv» mânâsına yakın olduğu için çoğu zaman o manâda kullanılmıştır. Ragıb, «Lehv mühim olan konudan seni meşgul eden her şey demektir» der. Burada maksat gaf­lettir. Ayetin mânâsı: Çoklukla övünmek sizi gafil kıldı, öyle ki, bütün dirilerin sayışım tamamladınız sonra da mezarları ziyaret ettiniz. Yani orada olanların zikrine geçtiniz. Ölülerinizle birbirle-rinize karşı böbürlenmeye kalktınız.

Kelbi ve Mukatil'in rivayet ettiğine göre, Abdi Menaf ve Beni Senim kabileleri adetlerinin fazlalığıyla birbirlerine karşı Övündü­ler. Hayatta olan nüfuslarını saydılar. Abdi Menaf, Beni Sehim'den daha fazla çıktı. Beni Senim mensupları dedi ki: «Zulüm cahiliyet döneminde bizi helak etti. Gelin hem ölüleri hem. de dirileri saya­lım». Bu sefer de Beni Senim kabilesi galib geldi!

Keşşafta Zemahşeri; «Bunu Cenab-ı Hak onlarla alay etmek, akıllarını hiçe saymak için zikretmiştir» diyor.

Bazıları da «Ayetin mânâsı, siz bu fiilinizde sahih bir hedefi olmaksızın kabir ziyaretinde bulunan kimse gibi oluyorsunuz de­mektir» derlerken, bazıları da «Kabirleri ziyaret etmek, nasihat almak, ölümü hatırlamak içindir. Bunlar ise tam tersini yaptılar. Onu gaflete sebep kıldılar» demiştir. Yani bu durum sizi meşgul etti. Halbuki bu size herhangi bir yardım vermez, ne dünyanızda ne de ahiretinizde size bir yarar sağlayamaz. Üstelik sizi dinin mü­him emirlerinden de meşgul etmektedir.

Bazıları «Malların çokluğu, çocukların çokluğu sizi meşgul etti. Bu bataklık içerisinde ölüp de mezarlara gömüldüğünüz ana kadar durdunuz ve hayatınızı dünya talebine sarfettiniz. Ölüm size gelinceye kadar bu devam etti. Sonunda gördünüz ki bu sizin de­ğildir ve sizi en mühim meselenizden gafil kılmıştır» demişler­dir.

Bu ayette hasrın kesin olduğuna işaret vardır. Hikâye edildi­ğine göre bir bedevi bu ayeti dinledikten sonra, «Kabe'nin Rabbine yemin ederim, kavm haşre gönderildi. Çünkü ziyaretçi daimi durmaz, mutlaka dönüş yapara der.

Ömer İbn Abdulaziz, «Ziyaret eden bir kimse elbette geri ge­lecektir, ya'cennete veya ateşe» dedi. Bu tabirde kabirlerde dur-manın kısa bir dönem olduğuna da işaret vardır.

«Sizi meşgul edecektir» değil de «Sizi meşgul etti» şeklindeki mazi tabiri kullanılması kesinlikle olacak bir şeyin olmuş sayıl, masındandır. Veya daha önce ölenler, bu ayetin indiği zamandan Kıyamet'in kopması anma kadar Ölenlerden daha fazladır.

Bazı alimler, «Bu ayet, kabirdeki insanlarla gurur duymak için kabirleri çok ziyaret eden kimseyi yermektedir. Fakat ahireti hatırlamak için olursa bu meşrudur» demişlerdir. Nitekim Ebu Davud Hz. Peygamber için şöyle rivayet ediyor: «Sizi kabirleri zi­yaret etmekten nehyettim. Onları ziyaret edin. Kesinlikle kabirle­ri ziyaret edin; onlar size ahireti hatırlatır» buyurmuştur. Fakat ayet bu manâdan uzaktır. Övülmek için bir kabrin ziyaret edil­mesi yerilmiştir, kötüdür. Bu hususta tartışmaya gerek yoktur.

«Kella» kelimesi red içindir. Yani sizi ilgilendirmeyen şeyler sizi ilgilendiren meselelerden meşgul etmesin. Çünkü bunun neti­cesi kötüdür.

«Gelecekte bileceksiniz; (bugün üzerinde bulunduğunuzun za­rarını)» Tabii onu gözünüzle gördüğünüz zaman bunun neticesini bileceksiniz.

Dördüncü ayet üçüncünün tekididir. Yani dördüncü ayet tekid için tekrar edilmiştir.

«Sümme» kelimesiyle atıf yapılmıştır. Bundan anlaşılıyor ki dördüncü ayet ikinci ayetten daha beliğdir, daha şedlddir. Mesela bir insan kölesine, «Sana derim, sonra sana derim, yapma bunu» der. Bu «sonra sana derim» sözü öncekinden daha şiddetlidir. Bu daha şiddetli olduğundan sanki üçüncü ayetin aynısı değildir diye atıf yapılmıştır. Aksi takdirde tekid ile müekked arasında atıf ol­maz.

Hz. Ali, «Birinci bilgi, kabirdeki bilgidir, ikincisi haşr'deki bilgidir. Tekrar diye bir şey yoktur. Sümme ile atfetmek de tam yerindedir» dedi.

Dahhak, «Birinci bilgi men'idir. Ve kâfirler için bir tehdiddir. İkincisi müminler için bir va'ddir» demiştir. Fakat bu, zahirin hi­laf ınadir.

«İlme'l-Yakın»dan maksat, önünüzde bulunan ve yüzdeyüz bil­diğiniz şey demektir. « İlme'LYakın» tabiri mastarın mefulune iza­fe edilmesi kabüindedir veya mevsufun sıfatında izafe edilmesi kabilindendir. Yani, yakin olan ilim demektir. Vasfın (yakin sıfa­tının) ilme getirilmesi açık bir fayda ifade eder. Çünkü ilim hem yakine hem de yakin olmayana denir. Ayetteki «lev» edatının ce­vabı mukadderdir. Korku ve dehşet içindir. Yani kesinlikle bilmiş olsaydınız, vasfedilemeyecek, künhüne varılamayacak şey istemiş olacaktınız. Veya bu sizi başka bir şeyin çokluğuyla iftihar et­mekten meşgul edecekti.

«Elbette cehennemi görürdünüz» cümlesi mukadder bir ka­semin cevabıdır. Bununla tehdid teşdid edilmiştir. Cenab-ı Hak önce mübhem olarak onları korkutuyor, sonra bununla o korku­yu vuzuha kavuşturuyor. Bu cümle beşinci ayetteki «lev» edatının cevabı değildir. Çünkü bu kesinlikle vaki olacaktır; yani insanlar olarak biz cehennemi göreceğiz. Fakat lev'in cevabının kesinlikle vaki olacağı diye bir şey yoktur. Bazıları onun cevabı olduğunu söylemişlerdir. O zaman ayetin mânâsı: «Siz gelecekte cezayı bi­leceksiniz» demek olur. Sonra Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: «Eğer cezayı İlmiyakin olarak şimdi bilseydiniz kesinlikle cehennemi gö­recektiniz»; yani cehennem daima sizin gözünüzün önünde olacak­tı!

«Sonra onu yakın gözüyle göreceksiniz». Bu cümle tekid için­dir. Yani altıncı ayet tekid olsun diye tekrar edilmiştir. Cehenne­min ilk görülmesi onu uzaktan görmek olabilir. İkinci görmek ise oraya girdiğiniz zaman onu göreceksiniz demek olabilir.

«Ayne'l-Yakin» yakinin tâ kendisi olan görüş demektir. Çün­kü gözle inkişaf (görmek) diğer inkişafların hepsinden daha üs­tündür. Ona «Aynelyakin» ismini vermeye müstahaktır. «Ayn» bu­rada yakinin tâ kendisidir. Ayn, lügatta, Seyyid Şerif Cürcani'nin buyurduğu gibi, içinde şüphe olmayan ilim demektir. Eagıb, «Yakın ilmin sıfatıdır, marifet de dirayetten üstündür. îlmulyakin denilir; fakat marifetu yakın denilmez» diyor. O fehmin sabit olmasıyla beraber nefsin sükûnudur. Seyyid Şerif, «aynulyakin, içinde şüphe olmayan ilimdir» demiştir. Hakikat ehlinden aynelyakin hususun­da birçok tefsir gelmiştir. Temsil yoluyla şöyle deniliyor: Âkil bir insanın ölümü bilmesi ilmul-yakindir. Melekleri Ölüm anında gör­mesi aynelyakin, ölümü tadması ise hakkalyakindir.

Sekizinci ayetteki hitap bazı tefsircilere göre kâfirleredir. Bu, Hasan Basri ve Mukatil'den de rivayet edilmiştir. Tayyibi de bu görüşü tercih etmiştir.

«Naim», insanoğlunun lezetlendiği her şeye denir. İster yemek ve içki, ister sergi, isterse binek olsun.

Sekizinci ayetten Önce surede gelen hitaplar da böyledir. İbn Abbas, «Altıncı ayetteki hitab müşrikleredir» diyor. Oradaki gör-mek'ten maksat cehenneme girmektir. Oradaki sual de kınama su­alidir. Çünkü onlar nimetlere karşı iman etmek suretiyle şük-retmemişlerdir.

Bazılan «Cehennemi gördükten ve cehenneme girdikten sonra sual de olabilir, demişlerdir. Çünkü cehenneme girdikten sonra cehennemliklerden çok şeyler sorulur. Mesela Mülk Suresi'nde «Cehenneme bir fevç atıldıkça zebaniler onlardan size uyarıcı gel­medi mi, peygamber gelmedi mi? diye sorarlar» başka bir ayette «Sizi sakara gönderen nedir? diye sorarlar» denilmiştir. O zaman sual elem bakımından daha şiddetlidir. Rivayete göre Hz. Ömer, Rasül-ü Ekrem'e, «Hangi nimet bizden sorulacaktır, ey Allah'ın Rasûlü? Biz memleketimizden kovulduk, mallarımızı terkettik» dedi. Hz. Peygamber, «Meskenlerin gölgesi, ağaçların gölgesi, ça­dırların sizi hararet ve soğuktan koruması, sıcak günde soğuk su içilmesi gibi nimetler sizden sorulacak» buyurmuştur.

Yine Rasûl-ü Ekrem'in şöyle buyurduğu rivayet ediliyor: «Kur', an'da mezarların zikri açık^ıçık ancak bu surede olmuştur. Kabir-leri ziyaret etmek katı kalp için şifalı devadır». Çünkü ahireti ve ölümü insanın hatırına getirir. însanı tulü emelden caydırır, kasri emele zorlar. Dünyada zahid olmaya, dünya rağbetini terketmeye İnşam teşvik eder. Bu hususta Ebu Hüreyre'den gelen bir hadise göre Allah'ın Rasûl-ü: «Kabirleri ziyaret eden kadınlara lanet et-miştir» der.

Bu hususta İbn Abbas'tan, Hasan bin Sabit'ten nakledilen ha­disler vardır. Tirmizi «Bu hadis hasen ve sahihtir» diyor. Fakat ehli ilme göre bu lanetleme meselesi Rasûlullah'ın kabirleri ziya. ret ruhsatını vermezden Önceki durumdur. Ruhsatı verdikten son­ra erkek ve kadın bu ruhsata dahil olur. Fakat buna rağmen ka­dınların kabirleri ziyareti mehruhtur. Çünkü onlar çokça ağlar­lar ve avret olduklarından nifaka vesile olurlar.

Kabirlerin erkekler tarafından ziyareti alimler katında ittifak­la mubah kabul edilmiş bir meseledir. Fakat kadınların ziyareti hakkında ihtilaf vardır. Genç kadınlar için çıkıp mezarlıklara gitmek haramdır. İhtiyarlar için mubahtır. Fakat gençler ve ihtiyar­lar için caizdir; ancak erkeklerle karışık gitmemek şartıyla. Bu hususta alimler ittifak halindedirler, tşte bu mânâya binaen Hz. Peygamberin «Kabirleri ziyaret edin» emrinin kadınları da kap­sadığı söylenmiştir.

Erkek ve kadınların bir araya gelmesinden dolayı fitneden korkulduğu bir zaman ve bir yerde kadınlar için kabir ziyareti helâl ve caiz olmaz. Çünkü erkek kabri ibret almak için ziyaret eder, oradaki kadına gözü takılır, ahireti de unutur, ibret almayı da unutur, fitneye girer. Aksi de olabilir. Yani kadın da böyle ya­pabilir. O kabirlerde birlikte bulunan kadınlar ve erkekler ecirsiz ve günahlı olarak dönüş yaparlar.

İbn Hibban ve İbn Merduveyh'in tbn Abbas'tan rivayet ettik­lerine göre Rasûl-ü Ekrem, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'le beraber Ebu Eyyub el-Ensari'nin evine gittiler. Hanımı, «Allah'ın Rasûlü'ne merhaba olsun: Beraberinde gelenlere de merhaba olsun» dedi. Ebu Eyyub geldi ve bir hurma salkımım kesip Peygamber'e getir­di. Peygamber, «Bunu kesmeni istemiyordum. Birkaç hurma ge­tirsen kâfiydi» dedi. Ebu Eyyub, «Ya Rasûlullah! Hurmanın tem­rinden, busrundan, rutbundan yemeni istiyorum» dedi. Sonra bir oğlak kesti, yansım pişirdi, yansım da kaynattı. Rasûlullah'm hu­zuruna getirdiğinde oğlak etinden bir şey aldı, bir ekmeğin içine koydu ve «Ey Ebu Eyyub; Bunu Fatıma'ya götür. Çünkü o birkaç gündür böyle bir şey yememiştir» dedi ve Ebu Eyyub bunu Hz. Fa­tıma'ya götürdü. Ondan sonra Rasûl-ü Ekrem, «Ekmek, ett hur­ma ve busr» dedikten sonra gözlerinden yaşlar aktı. [3]

TEKASÜR SUEESİ'NİN SONU

 



[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/154.

[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/154-156.

[3] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları: 16/156-162.