|
Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'e Bağışlanmış Lütuflar: |
Alimlerin çoğunun görüşüne göre bu sure Mekke'de inmiştir. Hasan,
İkrime ve Katade ise Medine döneminde indiğini söylemişlerdir. Bu İbni Kesicin
de görüşüdür.
[1]
Allah Tealâ bu sureye Peygamber (s.a.)'e hitaben "Hakikat biz sana
Kevser'i verdik." sözü ile başladığı için Kevser suresi olarak anıldı.
Kevser, dünya ve ahirette verilen bol hayır demektir. Cennetteki Kevser nehri
de buna dahildir.
[2]
Allah ahireti yalanlayan kâfir ve münafıkları dört vasıflla anmıştı:
Cimrilik: "İşte o yetimi iter kakar. Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen
odur." Namazı terk: "Onlar namazlarından gafildirler." Riya veya
gösteriş: "Onlar riyakârların ta kendileridirler." Hayır ve zekâtı
menetmeleri: "Mâ'ûnu da menederler onlar."
Bu surede o dört sıfata mukabil olarak Peygamber (s.a.)'in dört sıfatı
zikredilmektedir. Cimriliğe mukabil ona Kevser'i verdiğini zikretti: "Hakikat
biz sana Kevser'i verdik." Yani daimi çok hayrı verdik, sen de çok ver,
kerim ol. Onların namazı terketmelerine mukabil namaza devam etmesini emretti:
"Namaz kıl." İnsanların görmeleri için değil, sadece Rabbinin rızası
için; namazda gösterişe mukabil olarak namazı terke mukabil sen namaza devam
et. Namazda ihlâsı emretti: "Rabbin için namaz kıl." Ufak tefek
hayırlara bile engel olmalarına mukabil kurban kesmesini ve dolayısıyla kurban
etini tasadduk etmesini emretti.[3]
Mekke'de inen bu sure üç hususu konu etmektedir:
1- Kerim olan Allah'ın
merhametli Peygamber'ine dünya ve ahirette bol hayırlar vermesi ile lütuf ve
ihsanının beyanı ki, cennetteki Kevser havzı da bunlardandır.
2- Peygamber'ine ve aynı
zamanda onun ümmetine Allah Tealâ'ya şükür için namaza devamı ve namazda
ihlâsı, kurban kesmeyi emretmesi.
3-
Rasulullah (s.a.)'a
düşmanlarına karşı zaferinin müjdesi ve onların dünya ve ahiretteki bütün
hayırlardan kopma sebebi ile alçalıp zelil olacağı hakir kalınacağının haberi.
[4]
İmam Ahmed, Enes b. Malik'ten rivayet etti: "Rasulullah (s.a.)
hafifçe uyudu. Bir müddet sonra tebessüm ederek başını kaldırdı. Ya o oradakilere
ya da onlar ona: Niçin güldüm(n)? dediler. Rasulullah (s.a.) buyurdular ki:
"Az önce bana bir sure indi. (Ve okudu): "Bismillahirrahmanirrahim.
Hakikat biz sana Kevser'i verdik." Sonuna kadar bitirdi. Kevser nedir
bilir misiniz? dedi. Allah ve Rasulü en iyi bilendir, dediler. Buyurdu ki:
Rabbimin bana cennette verdiği bir nehirdir. Onlardan bir kul geri kalır.
"Ya Rabbi. O da ümmetimdendir." derim. "Rabbim bana senden sonra
neler yaptılar bilmiyorsun." buyurur."
Müslim (lafız onundur), Ebu Davud ve Nesai Enes'ten rivayet ettiler:
"Rasulullah (s.a.) mescidde aramızda iken bir miktar uyur gibi oldu. Sonra
tebessüm ederek başını kaldırdı. Seni güldüren nedir Ya Rasulallah! dedik.
"Bana az önce bir sure indirildi, dedi ve okudu: "Bismillahirrahmanirrahim.
Hakikat biz sana Kevser'i verdik. O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes.
Sana buğzeden, zürriyetsiz olan şüphesiz odur." sonra "Kevser nedir
bilir misiniz?" buyurdu. Allah ve Rasulü en iyi bilendir, dedik. O Rabbim
azze ve celle'nin bana vadettiği bir nehirdir. Onun üzerinde çok hayırlar
vardır. O kıyamet günü ümmetimin geleceği bir havuzdur. Kapıları gökteki
yıldızlar sayısıncadır. Onlardan bir kul geri kalır da: Rabbim. O da benim
ümmetimdendi, derim. Buyurur ki: "Sen, senden sonra neler yaptığını
bilmiyorsun?"
[5]
Bezzar ve diğerleri sahih bir senedle İbni Abbas'tan rivayet ettiler:
Ka'b b. Eşref Mekke'ye geldi. Kureyş ona: Sen onların liderisin. Görmüyor musun
şu kavminden kopmuş olanı? Bizden daha hayırlı olduğunu iddia ediyor. Biz ise,
hac ehli, su dağıtıcısı ve Ka'be hizmetkarıyız! dediler. O da: "Siz ondan
hayırlısınız." dedi. "Sana buğzeden, zürriyetsiz olan şüphesiz
odur." ayeti indi.
İbni Ebi Şeybe Musannafta ve İbni Münzir, İkrime'den rivayet ettiler:
Peygamber (s.a.)'e vahiy gelince Kureyş: Muhammed (s.a.) bizden koptu, dedi.
Bunun yerine "Sana buğzeden, zürriyetsiz olan şüphesiz odur." ayeti
indi.
İbni Ebi Hatim, Süddi'den rivayet etti: Kureyş, erkek çocuğu ölen için
"falan (hayırdan) kesildi)" derlerdi. Peygamber (s.a.)'in çocuğu
ölünce As b. Vail: Muhammed'in (nesli) kesildi dedi ve ayet indi. Beyhaki
Delail'de aynısını Muhammed b. Ali'den rivayet etti. Çocuğun adını da Kasım
olarak zikretti. Mücahid'den de şöyle dediğini naklediyor: "Ben Muhammed'e
kin besleyenim." diyen As b. Vail hakkındainmiştir,dedi.
İbni Cerir, Said b. Cübeyr'den: "O halde Rabbin için namaz kıl,
kurban kes." sözü hakkında, Hudeybiye günü indi. Cebrail gelip:
"Kurban kes, namaz kıl." deyince kalktı ve fıtr ve kurban hutbesini
irad etti sonra da iki rekat namaz kıldı. Ardından gidip hayvanı kesti. Ama bu
rivayette Suyu-ti'nin dediği gibi aşırı bir garabet vardır.
İbni Münzir İbni Cüreyc'ten rivayet etti: Bana ulaştığına göre, Peygamber
(s.a.)'in oğlu İbrahim vefat ettiğinde Kureyş; Muhammed (in nesli, hayrı) artık
kesildi, dedi. Bu onu üzdü. Onu teselli için: "Hakikat, biz sana, Kevser'i
verdik" ayeti indi.
Özet olarak: Surenin nüzul sebebi Peygamber (s.a.)'in zayıf görülmesi,
erkek çocukları Kasım'ın Mekke'de, İbrahim'in de Medine'de ölmesi ile kâfirlerin
sevinmeleridir. Bu sure Rasulullah (s.a.)'ın güçlü ve başarılı, bağlılarının
da sonunda galip olacağını Rasulullah (s.a.)'ın çocuklarının ölmesinin onun
değerinden bir şey kaybettirmiyeceği, asıl ona kin tutanların adı sanı kalmamış
kopuklar, hayırdan uzak kimseler olduğunun ilânı için indi.
[6]
1- Hakikat, biz sana, Kevser'i verdik.
2- O halde Rabbin için namaz kıl,
3- Sana buğzeden, zürriyetsiz olan şüphesiz odur.
"Hakikat, biz sana verdik" Biz ifadesinde tazime delâlet eden
çokluk siğası vardır. Cümlenin tekid harfi ile başlaması da (mealde
"hakikat" kelimesi) yemin yerinedir. Vaadin gerçekleşeceğinin
kesinliğinin ifadesi için "vereceğiz", yerine "verdik"
denmiştir.
"Sana buğzeden, zürriyetsiz olan şüphesiz odur." Hasr
ifadesidir.
"Kevser", "Ebter" arasında tezat vardır. Çünkü
"Kevser" çok hayırdır. "Ebter" de bütün hayırlardan
kopukluktur.
[7]
Ey Muhammedi "Hakikat, biz sana, Kevser'i verdik." İlim,
amel, nübüvvet, Kur'an, hak din, şefaat vb. bir çok hayrı verdik. Cennetteki
bir nehir de buna dahildir: İmam Ahmed, Müslim ve onlarla beraber -geçen
hadisteki-diğerleri Enes'ten şöyle rivayet ettiler: "(Kevser) Cennette bir
nehirdir: Rab-bim onu bana vaadetti. Onda çok hayır vardır. Baldan tatlıdır,
sütten beyazdır, kardan serindir, kaymaktan yumuşaktır. Kenarları
zerbercettir. Kapları gümüştendir. Ondan içen susamaz." Cennette bir
havzdır da denilmiştir.
"Rabbin için namaz kıl" Allah için ihlâsla, nimetlerine şükür
olarak namaza devam et. Kastedilenin kurban bayramı namazı olduğu da söylenmiştir.
"Kurban kes" Hac kurbanı veya udhiye kurbanı kes, muhtaçlara sadaka
ver. "Zürriyetsiz" Bütün hayırlardan kopmuş veya ardı kesilmiş yani,
nesli kalmayan arkası kesilen, hoş bir hatırası olmayandır. Senin ise,
zürriyetin, güzel hatıran ve faziletinin izleri kıyamete kadar kalacaktır.
Ahi-rette ise senin için anlatılamaz hayırlar vardır.
[8]
"Hakikat, biz sana, Kevser'i verdik." Sana son derece bol ve
büyük hayırlar lütfettik. Cennetteki bir nehir de bunlardandır. Allah onu
Rasulullah (s.a.) ve ümmeti için bir ikram kıldı.
"O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes." Biz sana
aralarında Kevser nehrinin de bulunduğu dünya ve ahirette büyük hayırlar
verdiğimiz gibi sen de farz ve nafile namazlarına devam et. Sırf Rabbin için
onu eda et. Kurban, hac için hazırladığın koyun veya deveni ve diğer
keseceklerini Allah Tealâ için ve Ona hiçbir ortak koşmadan Allah'ın ismi
üzerine kes. Zira seni hazırlayan ve nimetlerini sana yağdıran O'dur, başkası
değildir. Başka bir ayette de şöyle emretti: "De ki: "Şüphesiz benim
namazım da ibadetlerim de, hayatım da, ölümüm de hiçbir ortağı olmayan,
alemlerin Rabbi Allah'ındır. Ben böylece emrolundum. Ben müslüman olanların
ilkiyim." (En'am, 6/162-163). Allah'tan başkasına namaz kılan, Allah'tan
başkası için kurban kesen müşriklerin aksinedir bu. Peygamber (s.a.)'e namazının
ve kurban kesmesinin O'nun için olmasını emretti. Bu aynı zamanda riyakâr
münafıkların da aksinedir.
Katade, Ata' ve İkrime: Murat bayram namazı ve kurban kesmektir,
demişlerdir.
İbni Kesir diyor ki: Sahih olan "kesme" ile kastedilen hac
kurbanını kesmek, olduğudur. Bunun için de Bera b. Azib'in Buhari ve
Müslim'deki hadisinde şöyle dendi: Rasulullah(s.a.) bayram namazını kılar sonra
da kurbanını keserdi ve: "Kıldığımız namazı kılıp kestiğimiz gibi kesenin
kurbanı olmuştur, namazdan önce kesenin kurbanı da olmamıştır." derdi.
Ebu Bürde b. Niyar kalktı ve: "Ya Rasulallah! Ben koyunumu namazdan önce
kestim. Bu günün etin sevildiği bir gün olduğunu anlamıştım." dedi. Ona:
"Senin koyunun et koyunudur." dedi. O: "Benim bir dişi oğlağım
var. İki koyundan daha sevimlidir bana. Benim için caiz olur mu?" dedi. "Senin
için caiz olur, senden sonra da kimseye olmaz." diye cevap verdi.
İbni Cerir ayetin tefsirinde şöyle dedi: Doğru olan şöyle diyenin sözüdür:
Bunun manası, namazının tamamını sadece ve tek olarak Rabbin için yap. Kurbanın
da böyle. Putlar için değil O'nun için yap. Sana vermiş olduğu ve sadece sana
ait yaptığı eşsiz kerametler ve hayırlara şükür olarak.
"Sana buğzeden, zürriyetsiz olan şüphesiz odur." Ey Muhammedi
Sana kin besleyen, senin getirdiğin hidayete, hakka ve açık delile, parlak nura
kin besleyen; o ebterdir, basittir, zelildir, dünya ve ahiret hayrından kesilmiştir.
Ölümünden sonra hatırası kalmayandır. Bu müşriklerden bazılarının, As b.
Vail'in, Hatice'den olma oğlu Abdullah vefat ettiğinde Peygamber (s.a.)
hakkında söylemiş olduğu o ebterdir, sözüne reddiyedir. İbni Abbas, Mukatil,
Kelbi ve müfessirlerin görüşü budur. Erkeklerde ebter olma çocuğu olmamadır.
İbni Abbas'tan, Ebu Cehil hakkında indiği de rivayet edilmiştir. Peygamber
(s.a)'e düşmanlık eden ve nüzul sebebinde anılanlar ve diğerleri için
geçerlidir.
[9]
Sure şu hususlara delâlet etmektedir:
1- Allah Tealâ Peygamberi
Muhammed (s.a.)'e pek çok güzellikler, pek çok büyük hayırlar verdi. Cennetteki
bir nehir de bunlardandır. (Buhari, Müslim, Ahmed ve Tirmizi'nin Enes'ten
yaptıkları rivayet.)
Yine Tirmizi, İbni Ömer'den rivayet etti. Rasulullah
(s.a.) şöyle buyurdular: "Kevser cennette bir nehirdir. Kenarları
altındandır. Aktığı yer de inci ve yakuttandır. Toprağı miskten daha hoştur.
Suyu baldan tatlıdır. Kardan beyazdır." (Tirmizi hasen sahih hadistir,
dedi.)
Denildi ki: O mevkıfte Peygamber (s.a.)'in havzıdır.
(Müslim'in az önceki Enes hadisinde geçen.)
Bu iki görüş en sahih görüşlerdir. Kevser hem
cennetteki bir nehri hem de kıyamet günü ümmetinin geleceği havzı ihtiva
etmektedir.
2- Allah Tealâ Peygamberine
(s.a.) ve ümmetine, Allah rızası için başka kimsenin ortaklığı olmadan farz ve
nafile namazları eda etmelerini emretti. Hareme taşman kurbanlıkları ve normal
kurbanları, diğer bütün kesilenleri Allah için, Allah'ın adı ile şerik
koşmadan sadece O'nuh için kesmelerini emretti.
3- Peygamber'e (s.a.) ve
getirdiği Rabbinin dinine buğz edenler, işte dünya ve ahiret hayırlarından
kopanlar onlardır. Ölümlerinden sonra güzel hatıraları kalmayacak olanlar da
onlardır. Çünkü onlar hak risalete iman etmediler, hayrı Allah Tealâ için
yapmadılar.
Buna ilâve olarak: Razi bu surenin, öncekilerin
tamamlayıcısı, sonrakilerin de aslı gibi olduğunu zikrederek Allah'ın
Peygamberi Muhammed (s.a.) ve ümmetini şereflendirdiği Duha, İnşirah, Tin,
Alâk, Kadr, Beyyine, Zilzal, Adiyat, Karia, Tekasür, Asr, Hümeze, Fil ve Kureyş
sonra da Kevser surelerindeki faziletleri anlatmaktadır.[10]
Darakutni'nin yaptığı rivayette Ali (r.a.)'den
"Rabbin için namaz kıl" ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edildi:
"Namazda sağ elin sol el üzerine konmasıdır." Malikiler bu görüşte
değildirler. Sahih olan ise Kurtubi'nin dediği gibi, namaz kılanın farz ve
nafilede bunu yapmasıdır. Zira Peygamber (s.a.)'in Vail b. Hacer ve diğerlerinin
hadisinde sağ elini sol elinin üzerine koyduğu sabittir. Malik, Ahmed, İshak,
Şafii ve re'y taraftarlarının görüşü budur. Bir grup da elin salınmasını
müstahap görmüştür.[11]
Elin konacağı yer ihtilaflıdır. Ali b. Ebi Talib'ten
göğse konacağı rivayet edilmiştir. Said b. Cübeyr ve Ahmed b. Hanbel göbek
üstünde el bağlanır; göbek altında olsa da zararı yoktur, dediler.
İftitah, rükû, rükûdan kalkma ve secde tekbirinde
elleri kaldırma ise yine ihtilaflıdır. Doğru olan Buhari ve Müslim'deki İbni
Ömer hadisidir: "Rasulullah (s.a.)'ı gördüm: Namaza kalktığında ellerini
omuzları hizasına gelinceye kadar kaldırdığını, sonra tekbir aldığını gördüm.
Rükû için tekbir alırken de bunu yapıyordu. Başını rükûdan kaldırdığında da
böyle yapıyor ve "Semiallahu limen hamiden" diyordu. Başını secdeden
kaldırırken böyle yapmıyordu." İbni Münzir: Bu Leys b. Sad, Şafii, İshak,
Ebu Sevr'in görüşüdür. İbni Vehb, Malik'ten de bu görüşü rivayet etti. Ben de
buna katılıyorum. Çünkü Rasulullah (s.a.)'dan sabit olan budur. Bir grup da:
Namaz kılan namaza başlarken ellerini kaldırır, onun dışında kaldırmaz, dediler.
Bu da Süfyan-i Sevri ve re'y taraftarlarının görüşüdür.[12]
[1] Vehbe Zuhayli,
Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/646.
[2] Vehbe Zuhayli,
Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/646.
[3] Razi, XXXII/117.
Vehbe
Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/646.
[4] Vehbe Zuhayli,
Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/646-647.
[5] Vehbe Zuhayli,
Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/647.
[6] Vehbe Zuhayli,
Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/647-648.
[7] Vehbe Zuhayli,
Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/649.
[8] Vehbe Zuhayli,
Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/649.
[9] Vehbe Zuhayli,
Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/649-650.
[10] Razi, XXXII/118-119.
[11] Kurtubi, XX/220 vd.
[12] a.g.y.
Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale
Yayınları: 15/651-652.